<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ayşe Betül Çelik arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/ayse-betul-celik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ayse-betul-celik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 22 Apr 2022 10:32:43 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Ayşe Betül Çelik arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/ayse-betul-celik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>‘Kürt Sorununa Tedbirli Bir İyimserlikle Yaklaşılmalı!’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/21/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Kap]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Apr 2022 13:43:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA["Dijital Benim İşim" Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Bekir Ağırdır]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Balta]]></category>
		<category><![CDATA[hakan tahmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=80592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış Vakfı’nın 'Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)' başlıklı raporu, kamuoyunda ekonomik kriz gibi konuların gerisinde kalsa da sorunun önemini koruduğunu hatırlatıyor. Rapor, Kürt sorununun 'tedbirli bir iyimserlikle' ele alınması gerektiğini çünkü çözüm sürecinden ikna edilmesi zor yüzde 55 ve gri alanda olan yüzde 20’lik blok olduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre, 'partiler üstü uzlaşı ile liderlerin müzakere gündemine öncülük etmesiyle' barış süreci tekrar başlayabilir.     </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/21/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali/">‘Kürt Sorununa Tedbirli Bir İyimserlikle Yaklaşılmalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Barış süreçleri ağır yürüten, duraksayan, geri dönen ve tekrar başlayabilen farklı evreler içerebilir. Bu açıdan Kürt sorunun çözümünde de bir gün tekrar barış adımlarının atılabileceğini göz ardı etmemek gerekir.”</p>
<p>Bu ifadelerle çatışma sürecinin zorlu ve sancılı boyutlarını hatırlatan “Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)” raporu, Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, Prof. Dr. Evren Balta ve Prof. Dr. Mehmet Gürses tarafından kaleme alındı. İstanbul’da basın mensupları ve çeşitli sivil toplum temsilcilerinin katılımı ile yapılan bir toplantı ile tanıtılan rapor, 2010 sonrası, tarihsel okuma ile Türkiye’de barışın temini “hangi gri alanları bulabilir ve nerelerde barış için ortaklaşma bulunabilir?” sorusundan yola çıkılarak hazırlandı.</p>
<p>Toplantının başında Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz, Vakıf olarak son birkaç yıldır “Türkiye’de barışın olanakları nedir?” ve “farklı aktörler ne yapmalı?” sorusuna yanıt aradıklarını söyledi. Tahmaz, bu kapsamda hazırladıkları raporla birlikte, Türkiye’de yüzde 35 düzeyinde olan barış umuduna katkı sağlamaya gayret ettiklerini; çeşitli kentlerde düzenleyecekleri toplantılar ile barışın imkânları ve sorunlarını konuşmayı sürdüreceklerini aktardı.</p>
<p>Raporunu sunumunu yapan Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, barış süreci ve sürecin sonladığı dönemin ardından konunun toplumsal boyutunun en az çalışılan konulardan biri olduğunu belirtti. Bu tespitten hareketle raporu hazırlarken 2010 sonrasını tarihsel okuma ile “gri alanları” bulabilme ve nerelerde ortaklaşma olabileceği sorusu ile yola çıktıklarını aktaran Çelik, KONDA’nın her ay düzenli yaptığı anketler tarandı ve bu veriler üzerinden analiz yaptıklarını kaydetti.</p>
<p>Çelik, raporda Türkiye’de Kürt sorununun tanımına dair toplumdaki farklılıklar, çözüm konusundaki tutumlar, kültürel ve siyasi haklara dair farklı grupların yaklaşımlarını analiz ettiklerini ve “kalıcı ve sürdürülebilir bir barış siyasetinin nasıl inşa edileceğini tartışmayı” hedeflediklerini vurguladı.</p>
<p>“Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)” raporu; Kürt Sorununun Kökeni ve Endişe Siyaseti, Ayrımcılık ve Toplumsal Kutuplaşma, Kültürel Haklar ve Tanınma Sorunu, Siyasi Haklar, Dış Politika ve Kürt Siyaseti, Kürt sorununun çözüm Yaklaşımları ve Müzakere Gündemi ile sonuç ve değerlendirme bölümlerinden oluşuyor.</p>
<h5><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-80595 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali.jpg" alt="" width="677" height="312" /></strong></h5>
<h5><strong>Türkiye’de Barışa Destek Verenler Yüzde 30’un Üzerinde! </strong></h5>
<p>KONDA verilerine dayanan raporun bulgularına göre, Kürt sorununun çözülmesinde güvenlikçi- askeri yaklaşım kendisini etnik olarak Türk olarak tanımlayan gruplar arasında önemini yitirdi. Dahası, Türkler, Kürt sorununu,  Türkiye’nin eğitim, enflasyon, göçmenler, demokratikleşme, kadın-erkek eşitliği gibi yakıcı sorunlarından sonra, sadece yüzde 12 düzeyinde “öncelikli sorun” olarak değerlendiriyor. Buna karşın, kendisini Kürt olarak tanımlayanlar Kürt sorununu yüzde 40 düzeyinde öncelikli sorun olarak görüyor. HDP seçmenleri ise yüzde 60 civarında sorunu önceliklendiriyor.</p>
<p>Rapor, bu yönüyle Türkiye’de “Kürt sorununun göreceli olarak gündemden düştüğü”  buna karşın Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde yakıcı bir sorun olma niteliğini yitirmediği bir döneme tekabül ediyor.</p>
<blockquote><p>Türkiye’de Kürt sorununun tanımlanmasında ve çözüm önerilerinde, etnik kimlik ve siyasi tercihler hala ana belirleyici.</p></blockquote>
<p>Ayşe Betül Çelik’in sunumun sonunda, KONDA verileri ile raporun bulgularını değerlendirdi. “Türkiye’nin yakıcı baskıcı dönemlerinde bile barışa destek yüzde 30’un altına inmiyor.” tespiti öne çıkan bulgulardan biri idi. Rapordaki en önemli bulgulardan bir diğeri ise Türkiye’de Kürt sorununun tanımlanmasında ve çözüm önerilerinde etnik kimlik ve siyasi tercihlerin hala ana belirleyici olmayı sürdürmesi.</p>
<h5><strong><img decoding="async" class="wp-image-80596 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali-3.jpg" alt="" width="728" height="336" /></strong></h5>
<h5><strong>Kürt Sorununun Çözülmesinde İkna Edilmesi Zor Yüzde 55 ve Gri Alandaki Yüzde 20!</strong></h5>
<p>Çelik, söz konusu bulgular ışığında, raporu şu şekilde analiz ettiklerini söyledi: “Tedbirli bir iyimserlikle sorunu ele almalıyız. Türkiye’de Kürt sorununun çözülmesinde ikna edilmesi zor olan yüzde 55’lik kesim var. Bu konuda gri alanda kendini ifade eden ise yüzde 20 civarında. Bu sorunda, etnik kimlik ve siyasi tercihler ana belirleyici.”</p>
<p>Raporda altı çizilen kutuplaşma konusunu hatırlatan Çelik,  Barış Süreci’nin yarattığı olumlu gelişmelerin bazı alanlarda devam etmesine karşım siyasi kutuplaşmanın Kürt sorununun tanımlanması ve çözüm yöntemlerinin belirlenmesinde olumsuz etkisini sürdürdüğünü söyledi. Bunu bir sonucu olarak, Türkiye’de Kürtlerin yaşadığı ayrımcılığa dair algılar siyasi ortamdan etkileniyor. Öyle ki, toplumda Kürtlerin eşit vatandaşlık haklarına sahip olduğu algısı baskın çıkıyor.  Bu da Kürtlerin yaşadıkları sorunların demokratik ortamda tartışılmasının önüne geçiyor.</p>
<p>Bu tespitlerinin yanı sıra, Türkiye’de siyasi parti liderlerinin gücüne ve önemine vurgu yapan Çelik, Kürt sorununun “partiler üstü uzlaşı ile müzakere gündemine” liderlerin öncülük edebileceğini kaydetti.</p>
<p>“Kürt sorununun yakıcı bir sorun olarak algılanmadığı böyle bir dönemde, liderlik ve zamanlama önemli. Kürt sorununun taktiksel araçsallandırılması ve özellikle CHP’li seçmen duruşunun barış süreçlerinde belirleyici olacak. Bu seçmen grubu barış sürecine sanılandan daha kolay ikna edilebilir.” değerlendirmelerini paylaşan Çelik, Kürt sorunun kamusal alanda demokratik ortamda tartışılması gerektiğini hatırlattı.</p>
<blockquote><p>Çözüm Süreci kalıcı olmadı ve yapısal bir süreç yaratmadı. Biz barışın umudunu yaşadık ama barışı yaşamadık.</p></blockquote>
<p>Raporda dikkat çeken bulgulardan biri olan “genç neslin sorunun çözümüne dair zayıf bir inanca sahip ve demokratik çözüm yollarına dair desteğinin düşük olmasının” gençlerin çoğunun” barışı bilmeden yaşadıklarından” anlaşılabilir bulduğunu söyleyen Çelik, gençlere özel çalışmalar geliştirilmesinin aciliyetini vurguladı ve liderlere bu konuda da önemli görevler düştüğünü kaydetti.</p>
<p>Raporun sunumunun ardından gelen sorular üzerine Ayşe Betül Çelik, “Çözüm Süreci kalıcı olmadı ve yapısal bir süreç yaratmadı. Biz barışın umudunu yaşadık ama barışı yaşamadık.” tespitini de paylaştı.</p>
<h5><strong><img decoding="async" class=" wp-image-80597 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2022/04/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali-2.jpg" alt="" width="274" height="348" />Yeni Bir Siyaset Dili Üretilmeli; Diyalog Artmalı</strong></h5>
<p>Çelik’in ardından söz alan KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır ise araştırmanın bulguları çerçevesinde kısa bir değerlendirme yaptı. &#8220;Umut yorgunuyuz. Toplum da temkinli ve tedirgin bir iyimserlik içinde&#8221; sözleriyle mevcut durumu özetleyen Ağırdır’ın hem Türkler hem Kürtler açısından Kürt sorununda geline aşamaya dair: “ Türk kimliğinin de bir güvenlik arayışı var, bunu ihmal ediyoruz… Kürtlerin kimlik talebi ile Türklerin güvenlik talebini dengelemek gerekiyor.” tespiti öne çıktı.  &#8220;Barışın olanaklarını çoğaltmak için önümüzde zihni bir toplumsal eşik var.&#8221; diyen Ağırdır’a göre,  çözüm gri alanları çoğaltmakta. &#8220;Yeni bir siyaset dili üretmeli, mümkün olduğunca temas diyalog ve platformları çoğaltmalı. Bunun için emek harcamak zorundayız.”</p>
<p>Barış Vakfı’nın “Kürt Sorununa Toplumsal Bakış (2010-2022)” başlıklı raporuna <a href="http://barisvakfi.org/kurt-soruna-toplumsal-bakis-2010-2022-baslikli-rapor-aciklandi/">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2022/04/21/kurt-sorununa-tedbirli-bir-iyimserlikle-yaklasilmali/">‘Kürt Sorununa Tedbirli Bir İyimserlikle Yaklaşılmalı!’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Barış Ağı’na Doğru: Barış Vakfı, STK’lar İle Mersin’de Buluştu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/turkiye-baris-agina-dogru-baris-vakfi-stklar-ile-mersinde-bulustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Tolga Akkuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 12:09:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Barış Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Gül Yılgör]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Fatma Akdokur Aktaş]]></category>
		<category><![CDATA[Hayır Diyebilen Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kamuran İnan]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Peace Foundation]]></category>
		<category><![CDATA[Weqfa Aşitiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Levent Korkut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44295</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barış Vakfı’nın (Weqfa Aşitiye, Peace Foundation), “Barış Açısını Savunmak ve STK’ları Güçlendirme/Geliştirme” başlıklı toplantısı 9 Kasım’da Mersin Liva Otel’inde gerçekleştirildi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/turkiye-baris-agina-dogru-baris-vakfi-stklar-ile-mersinde-bulustu/">Türkiye Barış Ağı’na Doğru: Barış Vakfı, STK’lar İle Mersin’de Buluştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, Medipol Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Yakup Levent Korkut ve Yrd. Doç. Dr. Fatma Akdokur Aktaş’ın sunumları ile katıldığı toplantının moderasyonunu ise Mersin Üniversitesi’ndeki görevinden khk ile uzaklaştırılan Prof. Dr. Ayşe Gül Yılgör üstlendi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44298 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/bar%C4%B1%C5%9F-vakf%C4%B1-3.jpg-hakan-tahmaz-640x441.jpg" alt="" width="348" height="240" />Toplantının açılış konuşmasında vakfın amacına dair açıklamalarda bulunan</span> Barış Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Hakan Tahmaz<span style="font-weight: 400;">, çözüm süreci tecrübelerinden çıkartılan dersler ile yeni ve kıymetli bir süreci tekrar başlatmanın imkanları üzerinde çalıştıklarını belirtti. Vakıf olarak kendilerinin ve toplantıya katılan sivil toplum örgütlerinin kendilerine sorması gereken sorunun, “AKP, HDP ya da PKK ne yapmalıdır?” yerine “Bizler ne yapabiliriz?” olması gerektiğinin altını çizen Hakan Tahmaz, “Bir çözüm sürecini deneyimledik. Masada oturmanın da kuralları ve usulü var. Bu süreçte bunu tecrübe etme imkanımız oldu. Şimdi yapılması gereken çatışma çözümü üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarının da içerisinde olduğu bir dayanışma ağı meydana getirerek nihayetinde Türkiye Barış Ağı’na giden yolu açabilmektir. Zifiri karanlık bir dönemden geçiyor ve adeta bir Kayyım Cumhuriyeti’ne doğru gidiyoruz. &#8216;Kim ne yapıyor&#8217;dan ziyade &#8216;biz ne yapabiliriz?&#8217;e odaklanmalıyız.” şeklinde konuştu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hakan Tahmaz’ın konuşmasının ardından sözü alan </span>Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik<span style="font-weight: 400;">, kendisinin yıllarca çatışma çözümü üzerine akademik çalışmalar yürüttüğünü ifade etti. Sivil Toplumun barış inşasındaki süreçlerini; Cenevre Enstitüsü Kapsayıcı Barış ve Geçiş Girişimi Direktörü Thania Paffenholz’un belirttiği şekilde vatandaşları tüm taraflardan gelecek şiddete karşı koruma, insan hakları ihlallerini ve barış anlaşması uygulamalarını izleme, barış ve insan haklarını savunma, marjinalleştirilmiş grupların kimliğini yeniden inşa edip demokrasi ve barış değerleri üzerinden Grup İçi Sosyalleşme, karşıt grupları bir araya getirerek Gruplar Arası Sosyalleşme, tüm aktörler arası yerel ve ulusal diyalog süreçlerinin Kolaylaştırıcısı olma ve son olarak bu sayılan 6 işlev için giriş kapısı niteliğinde Hizmet Etme olarak özetledi. Çözüm sürecinin ilk günlerinde Radikal Gazetesi’nde yazı dizisi olarak başlatılan IRA’nın İngiltere, ETA’nın da İspanya ile sürdürdüğü görüşmelere dair detay bilgi aktaran “Onlar Nasıl Çözdü!” dosyasını da anımsatan Prof. Dr. Çelik, barışın sadece müzakere yolu ya da anayasa kapsamında yapılacak değişikliklerden ziyade çok katmanlı bir şekilde ve aşağıdan yukarı barış girişimleri sonucu sağlanabileceğini kaydetti.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44297 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/bar%C4%B1%C5%9F-vakf%C4%B1-1-640x453.jpg" alt="" width="355" height="251" />Medipol Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Yakup Levent Korkut<span style="font-weight: 400;"> ise barış hakkı kavramının tarihsel sürecine dair bilgilendirmede bulundu. Birleşmiş Milletleri kuran ve 26 Haziran 1945’te ABD’nin San Francisco kentinde imzalanan Birleşmiş Milletler Şartı’nda “devletler arası anlaşmazlıklar karşılıklı müzakere ile çözülür” maddesinin yer aldığını ve bunun “savaş yasaktır” olarak tanımlanabileceğini aktaran Korkut, bu anlaşmada “Barış Hakkı” teriminin yer almadığını da sözlerine ekledi. BM Şartı’ndan üç yıl sonra 10 Aralık 1948’de Paris’te kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde de, “barış hakkı” ifadesinin yer almadığını kaydeden Levent Korkut, ilgili belgenin antlaşma değilde bildirge olması hasebi ile bir bağlayıcılığı bulunmadığını da sözlerine ekledi. Dr. Yakup Levent Korkut, savaş propagandasının 16 Aralık 1966 tarihli BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile yasaklandığını, halkların barış hakkına dair bildirinin ise BM’nin 12 Kasım 1984 tarihli genel kurulunda kabul edildiğini, bu bildirgenin ilk maddesinde “Gezegenimizde yaşayan halkların kutsal barış hakları bulunduğunu ilan ederiz;” ifadesinin de yer aldığını aktardı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Barış Açısını Savunmak ve STK’ları Güçlendirme/Geliştirme” başlıklı toplantısının son sunumunu gerçekleştiren </span>Yrd. Doç. Dr. Fatma Akdokur Aktaş<span style="font-weight: 400;">, Ankara’da faaliyet gösteren Başkent Kadın Platformu kapsamındaki çalışmalarından söz ederken, barış dilini inşa etmenin kolay bir şey olmadığını, “Hayır” diyebilecek bir iradeyi ortaya koymak gerektiğini ifade etti. Bu noktada 90’lı yıllarda Kamuran İnan’ın başlattığı “Hayır Diyebilen Türkiye” konferanslarının önemine de değinen Akdokur Aktaş, “Bir barış süreci geçirdik ve o barış havasının tecrübesini yaşamış insanlarız. Barış dilinin de inşası tek başına olmaz. Farklı yaşayışlarla karşılaşıp kendimizi etüd edebildiğimiz noktada bir barış dili de neşet edebilir. Berfo Ana’nın “Tek istediğim oğlumun kabrini ziyaret etmek” diyen sesine kulak vermemiz gerekiyor.  Barış türkümüzü yükselterek sesimizi çoğaltmalıyız” diye konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44300 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/DPESLz0b_400x400.jpg" alt="" width="351" height="351" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/11/DPESLz0b_400x400.jpg 400w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/11/DPESLz0b_400x400-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 351px) 100vw, 351px" /></span>Barış Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Aydoğan, p<span style="font-weight: 400;">rojenin farklı kesimleri bir araya getirmek, onların barışa dair düşünce ve fikirlerini açığa çıkarmak amacında olduğunu belirterek, “Barışa dair STK’ların kendilerine sorduğu soruları açığa çıkaracak bir toplantılar dizisi düzenledik. Bu proje hem STK’ların güçlendirilmesi, geliştirilmesi hem de nihayetinde bir Türkiye Barış Ağı’nın kurulmasına yönelik bir çalışma. Barış Vakfı, 2007’de oluşturulan Barış Meclisi faaliyetlerinin ardından 2016 Mart’ında kuruldu. Mersin’de sonuncusunu gerçekleştirdiğimiz toplantılar dizisinin önceki durakları Van, İzmir ve Ankara idi. Bugün ise Mersin’de sonuncu toplantıyı gerçekleştiriyoruz. Bu toplantıların öncesinde DİTAM (Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi) ve uluslararası kuruluşlar ile Türkiye Barış Ağı’nın kurulmasına dair faaliyetlerimiz olmuştu. Bundan sonraki süreçte de ağ yapısına geçilmesi adına yoğun çalışmalarımıza devam edeceğiz.” dedi.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/11/turkiye-baris-agina-dogru-baris-vakfi-stklar-ile-mersinde-bulustu/">Türkiye Barış Ağı’na Doğru: Barış Vakfı, STK’lar İle Mersin’de Buluştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın Arabulucular Ağı’ndan ‘Arabuluculuk’ Eğitimi…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/24/kadin-arabulucular-agindan-arabuluculuk-egitimi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/24/kadin-arabulucular-agindan-arabuluculuk-egitimi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 07:01:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Kadın Arabulucular Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[abancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz Kadın Arabulucular Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[arabuluculuk eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43595</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Kadın Arabulucular Ağı, Diyarbakır, Gaziantep ve Mardin’de kadınlar için çatışma çözümü ve arabuluculuk eğitimleri düzenledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/24/kadin-arabulucular-agindan-arabuluculuk-egitimi/">Kadın Arabulucular Ağı’ndan ‘Arabuluculuk’ Eğitimi…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Diyarbakır, Gaziantep ve Mardin’de düzenlenen arabuluculuk eğitimlerine, sivil toplum kuruluşlarından kadınlar ağırlıklı olmak üzere, üniversite ve yerel yönetimlerden katılımcılar da yer aldı. 2,5 gün süren eğitimlerde kadınlara, çatışma çözümü ve arabuluculuğun yanı sıra müzakere yöntemleri, şiddetsiz iletişim, toplumsal cinsiyet perspektifiyle anlatıldı. Teorik bölümlerin yanı sıra interaktif uygulamalar ve simülasyonlarla desteklenen eğitimler, kadınların çatışma çözümü ve arabuluculuk konusunda bilgi ve beceriler kazanmasını hedefliyor.</p>
<p>Türkiye Kadın Arabulucuları Ağı’ndan Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik, Akdeniz Kadın Arabulucular Ağı ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi işbirliği ile üç ilde toplam 75 kadına eğitim verildiğini ifade etti. Diyarbakır, Gaziantep ve Mardin&#8217;de düzenlenen eğitimlerle kadınların yerelde yaşanan çatışmaların barışçıl dönüşümü için aktif çalışmalarını sağlayacak bilgi ve donanım kazanmalarına yardımcı olmak olduğunu belirten Çelik, “Bu üç ilde çalışan sivil toplum kuruluşları, siyasi parti ve sendika üyelerinden seçilen kadınlar, çatışmaların kaynakları, sonuçları, barışçıl müdahale yöntemleri, ve özellikle müzakere ve arabuluculuk üzerine kuramsal ve beceriye yönelik hazırlanan eğitimi tamamladı. Bu eğitime alan kadınların çatışmaya bakışlarında ve çatışmaları dönüştürmede yeni bir bakış geliştirdiklerini düşünüyor ve bu becerilerle güçlenen kadınların barışı kurmada daha aktif çalışacaklarını umut ediyoruz.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Eğitimlerin büyük ilgi gördüğünü de belirten Çelik, önümüzdeki dönemlerde farklı illerde eğitimlere devam edeceklerini sözlerine ekledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/24/kadin-arabulucular-agindan-arabuluculuk-egitimi/">Kadın Arabulucular Ağı’ndan ‘Arabuluculuk’ Eğitimi…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/24/kadin-arabulucular-agindan-arabuluculuk-egitimi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KONDA&#8217;nın 15 Temmuz raporu: &#8220;Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/kondanin-15-temmuz-raporu-turkiyede-cok-fazla-one-cikan-bir-huzurla-yasama-huzur-bulma-arzusu-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 08:13:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Balta]]></category>
		<category><![CDATA[kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[konda]]></category>
		<category><![CDATA[murat baker]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16904</guid>

					<description><![CDATA[<p>KONDA&#8217;nın geçen mayıs ayında yayınladığı ‘Yeni Türkiye’nin Yurttaşları: 15 Temmuz Darbe Girişimi Sonrası Siyasi Tutumlar, Değerler ve Duygular&#8217; başlıklı rapor Türkiye&#8217;de çeşitli seçmen gruplarının 15 Temmuz sonrası bazı kavramlar hakkındaki fikirleri hakkında veri toplayan bir araştırma oldu. Raporun yazarlarından Sabancı Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik Sivil Sayfalar için raporu değerlendirdi. -Bu araştırmaya neden başladınız? Şahsen [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/kondanin-15-temmuz-raporu-turkiyede-cok-fazla-one-cikan-bir-huzurla-yasama-huzur-bulma-arzusu-var/">KONDA&#8217;nın 15 Temmuz raporu: &#8220;Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONDA&#8217;nın geçen mayıs ayında yayınladığı ‘Yeni Türkiye’nin Yurttaşları: 15 Temmuz Darbe Girişimi Sonrası Siyasi Tutumlar, Değerler ve Duygular&#8217; başlıklı rapor Türkiye&#8217;de çeşitli seçmen gruplarının 15 Temmuz sonrası bazı kavramlar hakkındaki fikirleri hakkında veri toplayan bir araştırma oldu. Raporun yazarlarından Sabancı Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik Sivil Sayfalar için raporu değerlendirdi.</strong><span id="more-16904"></span></p>
<p><b>-Bu araştırmaya neden başladınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şahsen bir araştırmacı olarak uzun zamandır toplumsal kutuplaşma çalışıyorum. Daha çok Kürt sorunu olmakla birlikte son yıllarda da ideolojik, etnik ve mezhepsel bazda yaşanan kutuplaşmanın sebebini anlamaya çalışıyorum. KONDA&#8217;yla bir süredir bu konularda çalışıyorduk ve aslında darbeden hemen sonra bu kutuplaşmanın nereye evrildiğini ve Türkiye&#8217;de yıllardır var olan darbeye karşıtlık söyleminin toplumda nasıl bir karşılık bulduğunu anlamak için hemen bir araştırma yapmak istedik. Yıldız Teknik Üniversitesi&#8217;nden Doç. Dr. Evren Balta ve Bilgi Üniversitesi&#8217;nden ve Yrd. Doç. Murat Paker&#8217;le üçümüz KONDA ile birlikte nicel bir araştırma yaptık darbenin hemen ardından. Bu çalışmada aslında bu darbeye karşıtlık söyleminin toplumda bir karşılık bulduğunu gördük. Gerçekten toplumda ciddi bir darbe karşıtlığı oluşmuştu. Fakat nicel çalışmalarda çok fazla detaya giremiyorsunuz; özellikle kavramların insanlar üzerinde neler oluşturduğunu, insanlar tarafından nasıl algılandığına dair. Bu çalışmada toplumda bir darbe karşıtlığı oluştuğunu görsek de, 15 Temmuz darbe girişiminin büyük bir toplumsal mutabakatla püskürtüldüğünü görmüş olsak da toplumun farklı kesimlerinde önemli farklılıklar olduğunu da tespit ettik, özellikle kavramlar bazında.</span></p>
<figure id="attachment_16905" aria-describedby="caption-attachment-16905" style="width: 900px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16905 size-full" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194.jpg" alt="" width="900" height="506" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194.jpg 900w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption id="caption-attachment-16905" class="wp-caption-text">Ayşe Betül Çelik</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin sonuçta çok büyük bir toplumsal travma hafızası da var. Duyguların, hafızanın ve kavramların bu toplumsal kutuplaşmada ya da birliktelikte ne tür etkileri var, bunu anlamak istiyorduk. Bu yüzden böyle bir çalışmaya girdik.</span></p>
<p><b>-Çalışmayı yaptığınız dönemde yani darbe girişimi sonrasında Türkiye&#8217;deki toplumsal kutuplaşma ne boyuttaydı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışmadan önce de KONDA ile 2012 ile 2014 yıllarında yaptığım toplumsal kutuplaşma ve ötekileştirme  çalışmalarım vardı. Türkiye&#8217;de çok fazla toplumsal fay hatları olduğunu göstermiştik bu çalışmalarda ama bunlar genelde partiler üzerinden giden bir okumaya sahip. Halbuki sadece partiler bazında değil; ideolojik, etnik ve mezhepsel bazda da kırılmalar var. Türkiye&#8217;de son 10 yıldır yapılan birçok çalışma zaten bunu ortaya koyuyor. Biz dolayısıyla &#8220;Toplumsal kutuplaşma var mı?&#8221;dan ziyade &#8220;Nerelerde var?&#8221; ve &#8220;Duygular, hafıza ve kavramlar bu toplumsal kutuplaşmayı nasıl etkiliyor?&#8221; diye bakmaya çalıştık. Ayrıca tabii ki asıl sorumuz &#8220;15 Temmuz sonrası yurttaşlık kavramı üzerinden nasıl şekilleniyor bu kutuplaşma?&#8221; idi. Farklı kimliklerdeki vatandaşlar demokrasi, eşitlik, adalet gibi temel kavramlardan ne anlıyor, Türkiye’deki siyasi hayata dair bazı önemli olayları nasıl hatırlıyor, nasıl bir Türkiye hayal ediyor ve toplum olarak bizi bir arada tutan değerleri nasıl yorumluyor gibi sorulara yanıt almak istedik. </span></p>
<p><b>-Peki bugün biz kutuplaşmaya nerelerde şahit oluyoruz daha çok?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz bu çalışmada demokrasi, laiklik, adalet, eşitlik, millet, devlet gibi kavramları sorduk insanlara ve demokrasi, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar özellikle AK Parti ve MHP tabanını bir tarafa CHP ve HDP tabanını diğer tarafa alırsak oldukça derin kırılma noktaları oluşturuyor. En çarpıcı olanlardan birisi şu tespit mesela: birçok AKP&#8217;li için &#8220;Zaten dünyada eşit bir toplumu yok ki&#8221; söylemi çok ağır basan bir söylem. Ya da özgürlüklerden daha önemli şeyler olduğuna vurgular var. Oysa bu kavramlar kendini azınlık hisseden CHP ve HDP için demokrasinin olmazsa olmazı. Eğer bir kavramın bırakın ne demek olduğuna, öneminde bir birliktelik yoksa zaten o noktada bir diyaloğun da önü kapanmış oluyor, o kavram üzerine konuşmak önemsizleştiriliyor. Kutuplaşmanın en sorunlu alanı burası.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Laiklik zaten tarihsel olarak çok büyük kırılma yaratan bir kavram. Bizim çalışmamızda da bu kırılmanın etkileri görülüyor. Şöyle güncel bir şeyden de bahsedeyim: İncelediğiniz değerler içerisinde parti bazında ayrılmanın en az hissedildiği alan adalet. Parti ayrımı olmadan katılımcıların çoğu Türkiye&#8217;de şu an adaletsiz bir ortamda yaşıyor olduğunu düşünüyor ve en çok adaletsizlik yaşayanların da fakirler, Kürtler, kadınlar, Aleviler ve azınlıklar olduğunu söylüyorlar. Biz bir de Türkiye&#8217;nin nasıl yönetilmesi gerektiğini yani ideallerini, nasıl bir yönetim beklediklerini sorduk katılımcılara. Bu çalışma nisan seçimlerinden önce yapılmıştı ve ilginç bir şekilde bu tartışmaların döndüğü bir ortam olmasına rağmen kimse bu tartışmaları parlamenter sistem, başkanlık sistemi üzerinden cevaplamadı. Ortak bir biçimde tüm seçmenler, tüm katılımcılarımız adalet sistemine vurgu yaparak cevap verdiler soruya. Hemen hemen tüm katılımcılar Türkiye nasıl yönetilirse yönetilsin- parlamenter sistem, başkanlık sistemi ne olursa olsun- tarafsız ve her yurttaşa sosyal statüsünden bağımsız olarak eşit mesafede yaklaşan bir yargı sisteminin olması gerektiğini söylediler. Bunu şundan dolayı söylüyorum; adalet yürüyüşünün bu kadar topladığı destek açısından “başarılı” olmasının tam da toplumdaki bu ihtiyaca ses vermesi açısından olduğunu düşünüyorum. AK Partilisinden HDP&#8217;lisine her kesimde özellikle yargının işleyişi açısından bakıldığında bir adaletsizlik duygusu hakim görülüyor. </span></p>
<p><b>-Peki ortaklaşmanın en az olduğu kavramı bir kez daha tekrar eder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yani adalet ihtiyacı dışında hemen hemen hiçbir kavramda zaten ortaklaşma yok. Bunlar çok soyut kavramlar, dolayısıyla tanımlaması zor kavramlar ama mesela laiklik kavramı belki Türkiye&#8217;de bu tartışmanın çok fazla yürüdüğü ve de eğitim sistemimize çok girdiğini düşünürsek katılımcılar tarafından görece daha kolay tanımlanmış ve tanımlamalarda da ortaklaşma var. Fakat laiklikle ilgili sorunlar sorulduğunda AK Parti seçmeni bunu devletin dinine karışması (mesela cuma namazı saati çalışmak zorunda olmak) olarak görüyor, laikliğin tarihsel olarak din düşmanlığı olduğuna dair örnekler veriyor ve dinin elden gitmesine dair korkularını anlatıyor.  Oysa laik kesim yani daha çok CHP ve HDP seçmeni laiklikle ilgili sorunlarını son yıllarda laikliğin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını söyleyerek cevaplıyor ve böyle bir ortamda hayat tarzına yapılacak müdahalelerden korkuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Demokrasi kavramı ise daha soyut bir kavram ve birçok katılımcı aslında &#8220;Demokrasi nedir?&#8221; sorusuna cevap veremiyor. Demokrasi ve eşitlik kavramı toplumsal ortaklıkların daha zor inşaa edilebileceği bir kavram olarak ortaya çıkıyor. Demin de dediğim gibi bunun sebebi AK Parti seçmeninin bu kavramları “zaten bu dünyada eşit ve demokratik ülke yok ki, bu kavramları önemseyelim” duruşu. Ya da “Bence Türkiye eşitsizlik yaşamayan bir ülke çünkü ben kendim böyle bir şey yaşamadım” bakışı çünkü bu bakış da eşitsizlik yaşayan kesimlere karşı empatinin, dinlemenin ve anlamanın önünü kesen bir duruş. Bu duruşlar, sonuçta  yaşanan eşitsizlikleri “normalleştiriyor.” Dolayısıyla orada bir ortaklaşma oldukça zor görünüyor. </span></p>
<p><b>-Şöyle bir gözlemim var doğrular mısınız bilmiyorum. Raporunuzda şöyle bir cümle görüyorum &#8220;Katılımcılara Türkiye&#8217;nin demokratik bir ülke olup olmadığı sorulduğunda katılımcıların önemli bir bölümü Türkiye&#8217;nin demokratik bir ülke olarak görmediğini ortaya çıkarıyor.&#8221; </b><b>Aynı zamanda bir adalet talebinden de bahsetmiştiniz ve ülkede eşitsizlik olduğunun düşünüldüğünü belirtmiştiniz. Katılımcıların çoğunun Türkiye&#8217;yi demokratik görmemesi ve eşitliğin çok fazla olmadığına inanması onlara &#8220;adaletsizlik&#8221; olduğunu düşündürüyor diyebilir miyiz? Katılımcı bu üç kavram arasında bir bağlantı kuruyor mu sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle şunu tekrar belirteyim, sadece Türkiye’deki adaletsizlik üzerinde bir ortaklaşma var. Diğer kavramlarda yani demokrasi ve eşitsizlik üzerinde bir ortaklaşma yok. Türkiye&#8217;nin demokratik görülüp görülmemesi katılımcıların demokrasiyi nasıl tanımladıklarıyla alakalı. AK Partili seçmenin birçoğunda &#8220;Dünyanın hiçbir yerinde demokratik ve eşit bir yönetim yok ki&#8221; fikri var. Bu söylemlerle yola çıktıklarında Türkiye&#8217;nin demokratik olmaması normalleştirilmiş oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AK Parti ve MHP tabanı daha çok Türkiye&#8217;de demokrasi olmamasını zaten normal bir durum olarak karşılarken diğerleri bu tanımı eşitlik, özgürlük, haklar ve hukuk üzerinden tanımladığında bir farklılaşma oluşuyor. Mesela demokrasinin olduğunu düşünen AK Partili çoğunluğa göre ise demokrasi seçimlerin olması, kuralların, özel mülkiyetin olması olarak gösteriliyor. Dolayısıyla bu kavramların nasıl tanımlandığı çok önemli. Bu yüzden de bir ayrışma var. </span></p>
<p><b>-Bu kutuplaşma ve farklılaşmayı dini ve mezhepsel öğeler üzerinden nasıl okuyabiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Laikliğin nasıl tanımlandığına dönelim burada. Bu tanımda bir ortaklaşma var, herkes tanımlamayı &#8220;Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması&#8221; olarak yapıyor. Birçok AKP&#8217;linin laiklik kavramına karşı çıkması, devletin dini kontrol altında tutmasıyla ilgili bir şey iken bir çok CHP&#8217;li ve HDP&#8217;li seçmene göre karşı çıkılan ise devletin özel hayata müdahalesi üzerinden okunabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AK Partili kesim de laik kesim de Türkiye&#8217;nin laik olmadığını söylüyor ama nedenleri farklı. AK Partililer cuma namazına gidememelerini, diyanetin sadece sünni kesimi temsil ediyor olmasını, yaşam tarzına karışılmasını, laikliğin Müslümanlıkla alakalı bir yönetim olmaması gibi nedenleri söylüyorlar. CHPli ve HDP&#8217;liler ise devletin din üzerinden hayatlarına karışmasını söylüyorlar laik olmama nedeni olarak ve sıkça son zamanlarda yaşanan metrobüste saldırılan hemşireyi, Ramazan’da içki içenlerin dövülmesini örnek gösteriyorlar bu iddiaya kanıt olarak. Laiklik meselesinde Alevilik ve Sünnilik üzerinden çok büyük bir toplumsal yarılma var. Bu özellikle Alevi kesimin 15 Temmuz gecesi yaşadığı korkuda da ortaya çıkıyor. Alevi katılımcılar, örneğin, o gece yaşadıkları korkuyu sarıklı, cübbeli insanların sokaklarda olmalarının, kendilerinin daha açık giyindiğinden kendilerine de saldırabilecekleri olarak ifade ediyorlar. </span></p>
<p><b>-Biraz da eşitlik kavramı işlerken ortaya neler çıktığından bahsedelim. Toplumun hangi öğeleri kendini daha az eşit görüyor sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de bu eşitlik meselesi hep güçlü iktidar üzerinden kuruldu. Bu durumda uzun süredir iktidarda bulunan bir parti karşısında kendini azınlık hisseden kesimler bu eşitlik meselesine farklı bakıyorlar. Hemen hemen tüm CHP&#8217;li ve HDP&#8217;liler eşitsizlik ve ayrımcılık konularında şikayetçi. En çok eşitsizlik yaşanılan alan olarak gelir dağılımındaki eşitsizlikten ve fakirlikten bahsediliyor. Mesela sistemin güçlüden yana olması söylemleri çok fazla ortaya çıkıyor. Bu sistem kavramını çok fazla duyduk katılımcılardan. Bunu pek tanımlayamıyorlar, bazen bu kapitalist sistem oluyor, bazen devletin kurumları oluyor. Ama iktidara yakınlık-uzaklık ilişkisi üzerinden bir eşitsizlik tanımı ayrımcılık tanımını çok fazla görüyoruz ve tarihsel güç ilişkilerine de çok fazla atıflar vardı bizim görüşmelerimizde. Mesela, her siyasi iktidarın “kendi toplumunu/yandaşını” oluşturmasıyla o siyasi iktidarın sadece o kesimi biraz daha eşit görmesi meselesi çok fazla öne çıkıyor. Yani bir görüşmecimizin ifadesiyle görünüşte herkes eşit ama “iktidarın toplumu” daha eşit. Bu açıdan bakıldığında da HDP&#8217;li seçmenin diğerlerinden çok ayrı düştüğünü görüyoruz çünkü HDP&#8217;liler &#8220;Biz zaten yıllardır bu iktidar savaşında hep ezilen olduk&#8221; söylemini çok fazla yansıtmış durumdalar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beni şaşırtan bir durum vardı, belki daha fazla araştırma yapılması gerekiyordur; son yıllarda kadınlara karşı eşitsizliğin de toplum tarafından görüldüğüne şahit olduk çalışmamızda. Türkiye&#8217;de kadınlara karşı eşitsizlik olduğunu söyleyen çok fazla insan oldu ve bu sadece CHP veya HDP değil AK Partili kadınlar tarafından da söylendi. Bu benim için biraz şaşırtıcıydı çünkü bunun yasa yapıcılarda çok fazla karşılığı olmasa da toplumda böyle bir gözlem, böyle bir saptamanın olmuş olması dikkate değerdi.</span></p>
<p><b>-Araştırmanızda kolektif hafızaya dair de bir çalışma var. Bu çalışmaya dayanarak sormak istiyorum; Türkiye&#8217;de kolektif hafızanın en çok ortaklaştığı yer ve en çok ayrıştığı yer neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şunu söyleyerek başlamak lazım; kolektif hafıza dediğimiz şey oldukça görece bir şey ve biliyoruz ki yakın tarih en çok hatırladığımız tarihtir. Ne kadar geriye gidersek hafızaya dair bilgilerdeki ortaklaşmalar da o kadar azalabiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışma 15 Temmuz&#8217;un hemen sonrasında yapıldığı için en yakın ve ortak toplumsal olay olduğu için en çok hatırlanması oldukça doğal. En çarpıcı olan da HDP&#8217;liler için 15 Temmuz&#8217;dan daha önemli olanın Gezi olayları olması. Ayrıca baktığımızda MHP ve AK Parti&#8217;nin hafızalarında çok fazla ortaklıklar görüyoruz. HDP ve CHP&#8217;nin ise farklılaştıklarını görüyoruz. CHP&#8217;liler için mesela en çok hatırlanan olay 12 Eylül; HDP&#8217;liler de ise Gezi olayları, 10 Ekim Ankara katliamı, Dersim katliamı, Maraş katliamı ve Kürt katliamı gibi Kürtlerin travmatik hafızasının oldukça ortaya çıktığını görüyoruz. Benim için hafıza meselesindeki en çarpıcı veri şu oldu; biliyorsunuz AK Partinin çıkışı dindar kesiminin cumhuriyet tarihi boyunca ötekileştirilmesi söylemi üzerine kurulu. Biz bu çalışmada bazı olayların nasıl hatırlandığını da sorduk. Bunlardan biri de 28 Şubat idi. İlginç bir şekilde, 28 Şubat en az AK Partili seçmence hatırlanıyordu. </span><span style="font-weight: 400;">AK Parti’liler içerisinde 28 Şubat’ı aktif olarak hatırlayanlar özellikle başörtüsü yasağı yüzünden bu dönemde doğrudan bir mağduriyet yaşamış olan kadınlar. Bu da bize şunu gösteriyor aslında: Kolektif hafızamız siyasi iktidarca araçsallaştırılıyor ve yeniden şekilleniyor. </span><span style="font-weight: 400;">AK Partililer 15 Temmuz&#8217;u daha çok 12 Eylül darbesiyle kıyaslıyorlar. Yani 12 Eylül darbesinden sonra yükselen darbelere karşıtlık söylemi üzerinden oluşturuyorlar argümanlarını ama 28 Şubat&#8217;a dair bu ayrımcılık söylemi CHP seçmeni tarafından karşılık bulmuş gibi görünüyor. Tabii burada şunu söylemek lazım, bu çalışma İstanbul&#8217;daki CHP&#8217;lilerle yapıldı ve İstanbullu CHP seçmeninin tam olarak Türkiye&#8217;deki CHP seçmenini temsil ettiğini düşünmüyorum ve bizim görüşme yaptığımız CHP&#8217;li seçmenler sosyal demokrat diyebileceğimiz profile daha çok uyuyorlardı. Dolayısıyla bu genellemeyi yapmak çok doğru olmayabilir ama şunu görmek lazım; AK Parti seçmeninde özellikle 28 Şubat travması daha çok bu deneyimi yaşayan kadınlar üzerinde görülüyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16906" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1.jpg" alt="" width="900" height="487" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1.jpg 1000w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1-640x346.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1-610x330.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1-320x173.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rapordan bir alıntı yapayım; &#8220;Diğer önemli bir bulgu ise, yakın tarihin ne kadar yakın olduğu konusunda HDP ile diğer parti seçmenleri arasındaki olağanüstü farktır. HDP dışındaki diğer parti seçmenlerinin ortak hafızasında en yakın tarih 12 Eylül 1980 iken HDP seçmenleri için en yakın tarih 1915&#8217;tir.&#8221; Yani HDP&#8217;li seçmenin travmaları cumhuriyetin bütün azınlıklar üstünde gerçekleştirdiği travmalarını da kapsıyor. Zaten rapora da bakarsanız en çok travma başlığı HDP&#8217;li seçmene ait.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak yakın bir tarihte de yaşandığı için Gezi olaylarının bütün seçmenler tarafından hatırlandığını görüyoruz ama tabii bunun nasıl hatırlandığıyla ilgili ciddi yarılmalar var. Özellikle AK Parti ve MHP seçmeni Gezi olaylarını dış mihrakların, teröristlerin, ülkeyi bölmek isteyenlerin planı olarak görüyor. Yıllardır ulusal kesimin sahip çıktığı &#8220;Dış mihraklar ülkeyi bölmeye çalışıyor&#8221; söylemi artık en çok AK Partili seçmen kesimi tarafından sahiplenmiş gibi gözüküyor.</span></p>
<p><b>-15 Temmuz&#8217;a yönelik hafızaya geçelim. Araştırmayı yaptığınız dönemde 15 Temmuz nasıl okunuyordu insanlar tarafından?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AK Parti ve MHP seçmeninin bire bir, bu konudaki AK Parti söylemini benimsemiş olduğunu görüyoruz. Yani &#8220;Bunu kim yaptı?&#8221; sorusuna cevap olarak &#8220;FETÖ, devlet içerisine sızmış ve kendini satmış, dış mihraklarla iş birliğinde olan kesimler yaptı.&#8221; deniyor. Fakat CHP ve HDP seçmenlerine baktığımızda bu darbe girişiminin sadece sayılan gruplarla sınırlandırılamayacağına, durumun daha karmaşık olduğuna dair bir algı olduğunu görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Darbenin hemen sonrasında Ağustos 2016&#8217;da yine KONDA ile yaptığımız nicel çalışmada insanlara 15 Temmuz&#8217;a dair hafızalarında en çok nelerin olduğunu; hangi sembollerin, hangi olayların yer aldığını sormuştuk. Orada çok ciddi bir ayrışma görüyoruz.  Mesela AK Partililerin hafızasında en çok öne çıkanlar vatandaşın üstüne sürülen tanklar, askerler, kendi vatandaşına kurşun sıkan askerler şeklinde sıralanabilirken, CHP&#8217;lilerin hafızasında köprüde saldırıya uğrayan askerler veya camilerden okunan hutbeler, salalar daha çok yer etmiş durumda. Yani özellikle darbe girişiminden sonra hayatlarının değişeceğine dair korku enstantelerine rastlıyoruz. Mesela bir Alevi katılımcımız vardı. Darbeyi yazlıktan dönüp havaalanında yaşamıştı. Mesela onun hafızasında AK Parti&#8217;liler gibi vatandaşına kurşun sıkan askerler yok. Tam tersine “Ben şortluyum, etrafta birçok muhafazakâr dindar insanlar var. Acaba bunlar benim görüntümden dolayı bana bir şey yaparlar mı?” korkusu vardı. Biz bu çalışmada duygulara da baktık. Korku ve endişe 15 Temmuz gecesi en çok öne çıkan duygular. Ama korkunun sebeplerine baktığımızda bu iki kesim arasında çok büyük bir ayrışma var. Yani AK Parti&#8217;lilerin korkusu daha çok muhafazakâr kesimin tekrar güçten düşmesi, şimdiye kadar elde edilen muhafazakâr kesimin başarılarının gerilemesi, tekrar bir askeri düzenin gelmesi ve hem bireysel hem grup olarak müslüman kazanımlarının geriye gitmesi olarak görülürken; diğer kesimler için -özellikle Aleviler için- bu bir özgürlüklerin kısıtlanması olarak algılanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-1</span><b>5 Temmuz’un hemen sonrasında mı yapmıştınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet nicel çalışma Ağustos 2016&#8242; da yapıldı, nitel çalışma ise Eylül-Aralık 2016’da.</span></p>
<p><b>-O zaman bu katılıcımlar OHAL şartlarını da yaşadı…</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet.</span></p>
<p><b>-Katılımcılar 15 Temmuz sonrası gelişmeleri -KHK, OHAL, gözaltılar, tutuklamalar- nasıl değerlendirdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mesela araştırmada katılımcılara 15 Temmuz sonrasındaki sürecin uygulamaları nedeniyle mağduriyetler yaşanıp yaşanmadığını da sorduk ve AK Parti&#8217;lilerin yaklaşık yarısı dışında tüm seçmenlerde darbe girişimine dair bir “temizlik yapılıyor” görüntüsü altında çok ciddi mağduriyetler yaşandığını belirten kesimler oldu. AK Partili seçmenlerin bir kısmı da bu uygulamalardan rahatsız. Diğer bir kısmı ise mağduriyetlerin olduğuna inandıkları halde bunu meşrulaştırdı yani mağduriyetlerin farkındalar ama bunun bir geçiş dönemi, olağanüstü bir dönem olduğunu ve zaman içerisinde sorunların düzeleceğini düşünüyorlar. “Çok olağanüstü bir şey yaşandı, bir darbe girişimiyle, dolayısıyla olağanüstü dönemler sonrası devletlerin olağanüstü pratikler yapması da anlaşılabilir” şeklinde bir yaklaşım var. Birçoğunda ise değişik derecelerde eleştirel algılar var; mesela hani adalet kavramı toplumun her kesiminde ortaklaşılan bir değer olarak ortaya çıkıyor demiştim ya, özellikle yargının nasıl işlediğine dair OHAL sonrasında bir adaletsizlik yaşandığını düşünüyor birçok kesim.  Bu da sadece yargının nasıl işlediği  ile değil iktidarın nasıl işlediği iktidar ilişkilerinin nasıl kurulduğu ile de ilgili. Mesela AK Partili seçmen de herhangi birinin iktidarla bağlantısı varsa </span><span style="font-weight: 400;">birçok yasadan, birçok yasaktan ve birçok cezadan çok kolay sıyrılabileceğini düşünüyor. </span><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla bugünkü toplumsal adalet çağrısının ben aslında bu OHAL sonrası mağduriyetlerden dolayı AK Partili kesim tarafından da sahiplenildiğini düşünüyorum. MHP’li seçmenler de aynı şekilde AK Partili seçmenler gibi mağduriyet konusunda eleştireller. CHP seçmeni bu açıdan çok farklı bir profil çiziyor. Çünkü CHP seçmeni -bu Kılıçdaroğlu’nun da belki söylemine bakarsanız aynısını görürsünüz- darbe girişimi sonrasında siyasal dengelere yönelik, “darbenin kullanılarak” bir “siyasi temizlik” yapıldığını düşünüyor. Dolayısıyla OHAL’in mağduriyetlerini, iktidarın darbeyi kendi çıkarı açısından kullanması olarak tanımlıyor. HDP seçmeni hem duygusal açıdan hem bütün bu süreçleri okumak açısından çok farklı bir yerde duruyor tabii ki. Çünkü HDP’li seçmen bunu çok olağanüstü bir kırılma olarak değil, yıllardır yaşananların bir devamı olarak görüyor. Mesela ilginç bir şekilde ağustosta da yaptığımız çalışmada da görmüştük, burada da gördük, duygu analizlerinde HDP seçmeninde yıllardır konuşulan duygusal kopuşun vücut bulduğunu görüyoruz. Mesela HDP’de “Darbe sırasında ne hissettiğiniz?” diye sorduğumuzda “Hiçbir şey hissetmedim.” diyen bir kesim vardı. Bu darbe meselesinde HDP bütün tarihsel haksızlıkların bir devamı olarak görüyor. Çok farklı bir şey olarak görmüyor.</span></p>
<figure id="attachment_16907" aria-describedby="caption-attachment-16907" style="width: 900px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16907" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk.jpg" alt="" width="900" height="474" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk.jpg 760w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk-640x337.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk-610x321.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk-320x168.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption id="caption-attachment-16907" class="wp-caption-text">Kaynak: 15temmuzdirenisi.com</figcaption></figure>
<p><b>-Nasıl bir Türkiye hayali var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm seçmenler ortak algı olarak huzur diyorlar. Çok büyük bir huzur beklentisi var. Ve yine ilginç bir şekilde tahammül kelimesi çok fazla karşımıza çıkan bir kelimeydi. Bu aslında üzücü bir şey. Çünkü tahammül kelimesine baktığımızda ben bunu şöyle yorumluyorum: Ben aslında seninle yaşamak istemiyorum ya da ben aslında seni sen olarak kabul etmiyorum, ama madem ki aynı yerde yaşayacağız sana tahammül etmek durumundayım. Bu demokratik toplumlarda olmasını arzu ettiğimiz bir tutum değil. Demokratik, eşit, özgür toplumlarda  “Ben, seni sen olarak kabul ediyorum ve farklılıklarına saygı duyuyorum” söylemi olması gerekirken “Biz birlikte yaşamak zorunda olduğumuzdan dolayı birbirimizi çekmek zorundayız” şeklinde bir yaklaşım var. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de aslında daha çok ortak bir araya gelmelere, daha çok birbirimizi tanımaya, en çok da dinlemeye ihtiyacımız var.  </span></p>
<p><b>-Bu çok güzel bir kapanış oldu. Yine de sormak istiyorum, son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eklemek istediğim şey bu. Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var. Bu arzunun bütün liderler, bütün siyasi elitler, bütün kurumlar tarafından dinlenmesi gereken büyük bir başkaldırı olduğunu düşünüyorum. Yani bugün iktidarda olan kesimler tarafından bile bir huzur ihtiyacı varsa, toplumda çok ciddi sorunlar var demektir.. Ama bu ihtiyaç siyasi liderde karşılık bulamıyorsa ve tam tersine araçsallaştırılıp siyasi çıkarlar için kullanılıyorsa, bunun sonuçları çok ağır olur. Bu yüzden bütün siyasi elitin bu huzur çağrısına, adalet çağrısına cevap vermesi, toplumdaki siyasi, kültürel, ideolojik farklılıkların kabulüne dair yeni söylemler ve yeni politikalar üretmesi gerektiğine inanıyorum. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/kondanin-15-temmuz-raporu-turkiyede-cok-fazla-one-cikan-bir-huzurla-yasama-huzur-bulma-arzusu-var/">KONDA&#8217;nın 15 Temmuz raporu: &#8220;Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
