<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AYM arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/aym/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/aym/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Sep 2019 07:04:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>AYM arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/aym/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kim Demiş Sivil Toplum Siyaset Konuşmaz Diye?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/26/kim-demis-sivil-toplum-siyaset-konusmaz-diye/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Özbank]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Sep 2019 07:04:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akademisyen]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[bildiri]]></category>
		<category><![CDATA[Bu Suça Ortak Olmayacağız]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=42617</guid>

					<description><![CDATA[<p>O bildiriyi yazmamız, imzalamamız, bir basın açıklaması yoluyla duyurmamız; tüm bunlar, ders kitaplarında örnek olarak verilebilecek, en hasından ‘sivil toplum faaliyetleriydi.’</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/26/kim-demis-sivil-toplum-siyaset-konusmaz-diye/">Kim Demiş Sivil Toplum Siyaset Konuşmaz Diye?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tam oturmuş, Sivil Sayfalar için “diyalog” temalı bir yazı yazmaya başlamak üzereydim ki, telefonum çaldı. Eşim arıyordu. Kahkaha dolu bir sesle müjdeyi verdi: “Murat! Beraat etmişsin!”</p>
<p>Daha önce AYM’nin barış akademisyenleri kararı ile ilgili olarak yazdığım yazıda bahsetmiştim: ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlıklı bildiriyi imzalayan 2 bini aşkın akademisyenden biri de benim. Hani konu ile ilgili her yeni gelişme olduğunda medyada çıkan haberlere eşlik eden bir takip fotoğrafı var ya (bilirsiniz canım, hani bazı gazetelerde arkasına ‘hendeklerin’ fotoşoplandığı o meşhur fotoğraftan bahsediyorum), işte o fotoğrafın tam ortasında, ellerine önüne kavuşturmuş, mahçup bir ifadeyle kameraya bakan, gözlüklü sakallı kişi benim.</p>
<p>O fotoğraf çekildiği sırada ülkenin güney doğusunda sokağa çıkma yasaklarının, şehir çatışmalarının sürdüğü, aralarında kadın ve çocuklarında bulunduğu sivil ölümlerinin yaşandığı bir şiddet ortamı hüküm sürüyordu. Biz de o gün açıkladığımız bildirimizle, devlete hukuk çerçevesindeki görevlerini anımsatmış, güneydoğuda hüküm süren şiddet ortamında devletin adını kullanarak suç işleyenlerin tespit edilerek cezalandırması için yine devleti göreve davet etmiş ve şiddete değil, diyaloğa dayalı bir çözümün benimsenmesi yolundaki görüşümüzü dile getirmiştik. Ne var ki bizim bu ‘barış ve diyalog yanlısı’ çıkışımızdan devletin üst makamları pek haz etmemişlerdi.</p>
<p>Velhasıl, o bildiriye imza koyan diğer meslektaşlarım gibi, benim hakkımda da açılmış bir ağır ceza davası vardı ve kendisi de aynı suçtan yargılanıp hüküm giymiş ama hükmün açıklanması geri bırakılmış eşimin verdiği beraat ‘müjdesi’ de o dava ile ilgiliydi. AYM kararının hayrını ben de görmüştüm.</p>
<p>Keşke size haberi ilk duyduğum andaki hissiyatımın sevinç, rahatlama, ülkemde adalet mekanizmalarının işlediğini görmüş olmanın verdiği iç huzuru filan olduğunu söyleyebilseydim. Ama kimseye yalan borcum yok, aklımdan geçen ilk düşünce şu oldu: ‘Önce bildirideki imzasının arkasında duran hemen herkese dava açıldı, bana açılmadı, neden açılmadı anlamadım. Sonra, bana da dava açıldı, aradan üç sene geçmişken neden açıldı anlamadım. Dava açıldıktan sonra yargılama durduruldu, neden durduruldu anlamadım. Şimdi de, hiç haberim yokken beraat etmişim. Arkadaş, insan bu kadar mı kendi hayatının öznesi olamaz?!’</p>
<p>Gerçekten de bu garip süreçte, benim kendi irademle aldığım ve uyguladığım tek karar, barış ve diyalog talep eden o bildiriye imza atmaktı ki bu kararımdan ne o gün, ne bugün zerre pişmanlık duymadım. Ama tüm bu süreçte, imza atmam dışındaki hemen her şey benim dışımda yaşanmıştı.</p>
<p>Sonra “zaten ne bekliyordum ki,” dedim kendi kendime, “insanın kendisini kendi hayatının öznesi olarak hissetmesi ancak insan haklarına dayalı bir hukuk düzeninin eksiksiz işlediği demokratik ülkelerde sahip olunabilecek bir beklenti, zira ancak böyle ülkelerde siyasal iktidarlar bunun koşullarını oluşturmakla mükellef kılınabilirler. Türkiye’yi ise, bırakın insanların kendi hayatlarının öznesi olabilmeleri için gerekli koşulları oluşturmayı, tam aksine, yargı, yasama ve yürütme erklerini tek bir makamın uhdesinde birleştirmiş, insanları kendisine ve sadece kendisine tabi kılmaya çalışan, bu amaçla polisi, savcılıkları, hatta mahkemeleri ve yargı süreçlerini sopa olarak kullanan bir siyasal iktidar yönetiyor. Böyle ülkelerde insanlar, ancak siyasal iktidar tarafından düşman olarak kodlanıp, hedef alınmayı göze alabildikleri ölçüde teba olmaktan çıkıp, özne olabilirler.”</p>
<p>Bilmiyorum okuyucularımın arasında ‘tüm bunları bize neden anlatıyorsun? Siyaset yapacaksan git, başka yerde yaz! Sivil toplumla ne alakası var, bu anlattıklarının?’ diye soracak olan var mıdır? Hiç sanmıyorum ama, hadi olabileceğini varsayıp, bu sorunun muhayyel sahibine dilim döndüğünce bir yanıt vereyim.</p>
<p>Çok alakası var: Bir defa, biz imzacı akademisyenler ‘sivil’ yurttaşlardık (hala da öyleyiz), bu sıfatımızla, gönüllü olarak bir araya gelip, yaşadığımız coğrafyada, hepimizi ilgilendiren yakıcı bir sorun konusunda ortak bir söz, ortak bir talep oluşturmuş ve bu sözümüzü, hem devletin yetkili makamlarına, hem de aynı toplumsal çatı altında birlikte yaşadığımız diğer vatandaşlara, yani kamuoyuna, bir basın açıklaması vasıtasıyla duyurmuştuk. Bunu yaparken hiç birimiz gizemli ‘bir üst akıldan’ emir almamış, hepimiz kendi özgür aklımızın ve kendi özgür vicdanımızın sesine kulak verip bu ‘söze’ kendi özgür irademizle, gönüllü olarak ortak olmuştuk. Bizi birbirimize bağlayan şey hepimizin takipçisi ya da destekçisi olduğumuz bir siyasal hareket, bir örgüt, bir parti filan  değil, sadece ve sadece vicdani kanaatlerimiz (ve mesleklerimiz) arasındaki bu ortaklaşmaydı. Evet, büyük ekonomik kaynaklara erişimi olan bir vakfımız, vilayetten izinle kurulmuş bir derneğimiz yoktu, ama bir araya gelmemiz, o bildiriyi yazmamız, imzalamamız, bir basın açıklaması yoluyla duyurmamız; tüm bunlar, ders kitaplarında örnek olarak verilebilecek, en hasından ‘sivil toplum faaliyetleriydi.’</p>
<p>Ve evet, o bildiride birlikte yaşamanın koşullarının oluşturulmasına yönelik, barış ve diyalogdan yana bazı önerilerimizi dile getirmiş, bu önerilerimizi de kamusal alanda, hem devletin yetkili makamlarına, hem de diğer vatandaşlara duyurmuştuk; bu anlamda sözümüz siyasiydi. Ama kim demiş sivil toplum siyaset konuşamaz diye? Yoksa siz sivil toplumu sadece hayır derneklerinden müteşekkil bir şey mi sanıyorsunuz?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/26/kim-demis-sivil-toplum-siyaset-konusmaz-diye/">Kim Demiş Sivil Toplum Siyaset Konuşmaz Diye?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kavala’nın Avukatı Aytöre: “Tutuklu Yargılamaya Son Verilmeli”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/01/kavalanin-avukati-aytore-tutuklu-yargilamaya-son-verilmeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Nov 2018 08:07:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[Osman kavala]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlık Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=32072</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplum çalışmalarıyla bilinen iş insanı ve Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’nın tutuklanmasının üzerinden bir yıl geçti. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/01/kavalanin-avukati-aytore-tutuklu-yargilamaya-son-verilmeli/">Kavala’nın Avukatı Aytöre: “Tutuklu Yargılamaya Son Verilmeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hakkında henüz iddianame olmadan tutuklu yargılanan Osman Kavala’nın avukatı Deniz Tolga Aytöre, “Bizim sorunumuz iddianame değil, tutuklu yargılamaya son verilmeli” dedi. Yurttaşlık Derneği&#8217;nden de yapılan açıklamada kurucu üyeleri olan Osman Kavala’nın bir yıldır özgürlüğünden keyfi bir şekilde mahrum bırakıldığı vurgulanarak, bir an önce serbest bırakılması istenildi.</strong></p>
<p>Osman Kavala’nın avukatları İlkan Koyuncu, Deniz Tolga Aytöre ve Prof. Dr. Köksal Bayraktar Taksim Hill Otel’de düzenlenen basın toplantısında bir yılı bulan tutukluluk süreci ile ilgili bilgilendirmede bulundular. Kavala’nın arkadaşları ve insan hakları savunucularının da katıldığı toplantıda önce Kavala’nın tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden gönderdiği mektup okundu.  Mektubundan kendisini anayasal düzeni ve hükümeti devirmeye teşebbüsle suçlayanların her geçen gün bu suçlarla alakası olmadığını fark ettiklerine inandığını belirten Kavala, “Ancak bu öğrenme süreci benim özgürlüğüm pahasına oluyor, hayatımdan aylar eksiliyor. Bir an önce özgürlüğüme, aileme, dostlarıma kavuşmak istiyorum. Bununla birlikte, yıllardır sakıncalarını vurgulamaya çalıştığımız, peşinen ceza haline gelmiş mahkeme öncesi uzun tutuklamalara ve tutuklu yargılamalara artık bir son verilmesini de hayati önemde görüyorum. Benim durumumun bu sakat tutuklama rejiminin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve yargısına verdiği zararın daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunacağını ümit ediyorum. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi normlarına aykırı, insan özgürlüğüne değer vermeyen bir anlayış nedeniyle mağdur olanlara özgürlüklerinin iade edilmesinin devletin en önemli önceliklerinden birisi olduğunu düşünüyorum.” Şeklinde seslendi.</p>
<p>Avukat Deniz Tolga Aytöre, dosyada gizlilik kararı olduğu için delillere ulaşamadıklarını ancak bazı basın yayın organlarına bu delillerin servis edildiğini belirtti. Kavala’nın tartışmaların kendisi üzerinden değil hukuk ilkeleri üzerinden yürümesini istediğini belirten Aytöre, “Bir yıl geçmesine rağmen iddianame hazırlanmadı. İddianamenin uzun sürebilme ihtimali hukukta ön görülebilir. Bizim sorunumuz iddianame değil. Tutuklu yargılamaya son verilmeli. Birkaç medya organına dosyadaki delillerin servis edildiğini gördük. Bir kere bu doğru bir bilgi değil. Bunun üzerine başvurular yaptık. Biz lekelenmeme, adil yargılanma hakkı gibi ilkelerden yoksun kaldık. Dosya savcısı dahi Osman Kavala’nın ifadesini almadı. Bunları sorgulamak için buradayız. OHAL döneminde aylık yapılan tutuk incelemeleri dosya üzerinden yapılabilir diye bir düzenleme getirildi. Bu düzenlemeye karşı biz Osman Bey’in SEGBİS’le bağlanmasını ve tutuksuz yargılanmasını talep ettik. Kabul edilmedi. OHAL kalktıktan sonra baktık ki bu karar kabul edilmiş ama o duruşmada biz yoktuk. Kavala da yoktu. Üç avukatın 20’ye yakın dilekçesi varken bu tutukluluk incelemesi için duruşma yapılmış ama biz yoktuk. Türkiye Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi. Bu kurucu üyeliğinin gereklerini yerine getirmemiz lazım.” Diye konuştu.</p>
<p>Konuşmasında hukuki süreçle ilgili bilgilendirmede bulunan Prof. Dr. Köksal Bayraktar, hak arama olayını bu davada göremediklerini belirtti. Anayasa Mahkemesi’nin  Osman Kavala’yla ilgili hiçbir işlem yapmadığını belirten Bayraktar, “ AYM, savunmamızı isteyebilirdi ya da devlete müracaat edebilirdi. Normal prosedür budur. 6 Haziran 2018’de de AİHM’e müracaat ettik. 24 Ağustos’ta AİHM konunun öncelikli ele alınmasını istedi. AİHM 10 Ocak 2019’a kadar yanıt beklediğini iletti. Hak arama hürriyetini Osman Kavala olayında göremiyoruz. Biz neyle suçlandığımızı bilmiyoruz. Yaşama hakkı ihlal ediliyor. Ayrıca bir yıldan beri süregelen bu uygulama bir işkence. Eğer Türkiye’de hukuk varsa Osman Kavala’nın serbest bırakılması lazım.” dedi.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-32073" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/Dq4csobWkAEIPep.jpg" alt="" width="360" height="240" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/Dq4csobWkAEIPep.jpg 510w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/Dq4csobWkAEIPep-320x213.jpg 320w" sizes="(max-width: 360px) 100vw, 360px" />Birçok ülkede insan hakları savunucuları Osman Kavala’nın serbest bırakılması için gösteriler düzenlerken, Yurttaşlık Derneği de konuyla ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamada Kavala’nın derneğin kurucularından olduğu hatırlatılarak, “Hayatını insan haklarına, Türkiye’nin kültürel ve toplumsal mirasını korumaya ve geliştirmeye adayan, hem Türkiye’de hem de çevreleyen coğrafyada yaşanan çatışmalara barışçıl ve kalıcı çözümler üretilmesi için emek harcayan Osman Kavala, kendisini tanıyan herkesin derin sevgi ve saygısını kazanmıştır.” Denildi. Osman Kavala&#8217;nın, keyfi bir şekilde bir yıldır özgürlüğünden mahrum bırakıldığı belirtilen açıklamada, “İnsan hakları ve barış savunucusu, arkadaşımız Osman Kavala’nın tutukluluğuna derhal son verilmesini talep ediyoruz.” çağrısında bulunuldu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/01/kavalanin-avukati-aytore-tutuklu-yargilamaya-son-verilmeli/">Kavala’nın Avukatı Aytöre: “Tutuklu Yargılamaya Son Verilmeli”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İki yıllık OHAL Sürecinin Bilançosu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/19/iki-yillik-ohal-surecinin-bilancosu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jul 2018 08:43:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları derneği]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İnsan Hakları Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28883</guid>

					<description><![CDATA[<p>İki yıldır uygulanan OHAL bugün itibariyle sona erdi. OHAL kapsamında bugüne kadar yayımlanan 32 Kanun Hükmünde Kararname ile 125 bin 800 kamu görevlisi meslekten ihraç edilirken çok sayıda yayın kuruluşu, vakıf ve dermek de kapatıldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/19/iki-yillik-ohal-surecinin-bilancosu/">İki yıllık OHAL Sürecinin Bilançosu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından 21 Temmuz’da ilan edilen ve yedi defa üçer aylığına uzatılan olağanüstü hal (OHAL) iki yılın ardından uzatılmayınca 17 Temmuz 2018 gecesi itibariyle sona erdi.</p>
<p>Bu süreçte İstanbul, Ankara ve İzmir gibi Türkiye’nin batısındaki büyük şehirler, 1980’lerden sonra ilk defa OHAL’i yaşamış oldu.</p>
<p><a href="https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-44799489" target="_blank" rel="noopener"><strong>BBC Türkçe’den Onur Erem,</strong></a> 12 Eylül askeri darbesinden beri ilk defa ülke genelinde uygulanan iki yıllık OHAL’in bilançosunu yedi başlıkta inceledi.</p>
<p><strong>1. Kanun hükmünde kararnameler ve yargı denetimi tartışması</strong></p>
<p>Anayasa’nın 121 maddesine göre “Olağanüstü hal süresince, Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda, kanun hükmünde kararnameler çıkarabilir.”</p>
<p>Bakanlar Kurulu, bu maddeden aldığı hakla OHAL boyunca, iki yılda toplam 36 KHK yayınlandı.</p>
<p>Bu KHK’ların bazılarında on binlerce kişi işten çıkarılırken bazılarında ise evlilik programları yasaklandı, kış lastiğine dair düzenlemeler yapıldı.</p>
<p>16 Nisan 2017’deki Anayasa değişikliği referandumunun ardından bunlara parlamenter sistemi düzenleyen yasaları cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine uygun hale getirmek için çıkarılan uyum düzenlemeleri de eklendi.</p>
<p>KHK’larda yer alan düzenlemeler anayasaya uygunluk açısından da çokça tartışıldı. Muhalefet bu kararnamelerin bir kısmının Anayasa’ya aykırı olduğunu öne sürdü, CHP de iptal için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu.</p>
<p>AK Parti ise Anayasa’nın 148. maddesinde yazdığı üzere AYM’nin OHAL döneminde hazırlanan KHK’ları inceleyemeyeceği görüşünü savundu.</p>
<p>CHP ise Anayasa’nın 121. maddesinde yazdığı üzere KHK’ların “olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda” çıkarılması gerektiğini, OHAL’in gerekçesi olan Gülenci yapılanmayla mücadele ile alakası olmayan KHK’lar çıkarıldığını öne sürdü.</p>
<p>AYM 1992 yılında verdiği bir kararda “KHK’lar konu bakımından yalnızca olağanüstü hal durumunun gerektirdiği pratik önlemleri içermeleri gerekirken, yasa veya KHK değiştirmenin ve bunlara ekler yapmanın bir aracı olarak kullanılmışlardır” diyerek KHK’larla getirilen pek çok düzenlemeyi iptal etmişti.</p>
<p>2016’da ise CHP’nin başvurusunu değerlendiren AYM, KHK’ları inceleme yetkisi olmadığını açıkladı.</p>
<p>Böylece hükümete Anayasa’yla çelişen KHK’lar çıkarma imkanı tanınırken, OHAL döneminde çıkan KHK’ların içeriğinin denetlenemeyeceği 10 yıllığına kesin karara bağlandı.</p>
<p>KHK’ların yargı denetimi dışında kalmasına hem ülke içinden hem de Avrupa’dan gelen tepkiler üzerine hükümet bir KHK ile OHAL Komisyonu kurulmasını kararlaştırdı.</p>
<p>Komisyon Anayasa’ya aykırı maddelere yönelik itirazları incelemese de kamuda işten çıkarılan kişilerin veya kapatılan kurumların başvurularını değerlendirmeye almaya başladı. Komisyon’un kararlarına itiraz için yargı yolu da açık.</p>
<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu nedenle KHK’larla ilgili yapılan başvuruları reddetti ve önce iç hukuk yollarının tüketilmesi gerektiğini belirtti.</p>
<p><strong>2. Gözaltılar, tutuklamalar ve kayyumlar</strong></p>
<p>OHAL’in ilan edildiği 21 Temmuz 2016 tarihinde OHAL’de gözaltı sürelerine dair herhangi bir üst sınır bulunmuyordu.</p>
<p>12 Eylül darbesinden önce 15 gün olan azami gözaltı süresi darbenin ardından önce 30’a, sonra 90’a çıkarılmış, ilerleyen yıllarda 7’ye kadar düşürülmüştü.</p>
<p>2012 yılında yapılan bir yasal düzenleme sonucunda üst sınır tamamen kaldırılmasıyla OHAL döneminde gözaltına alınan kişileri sonsuza kadar gözaltında tutmak mümkün hale gelmişti.</p>
<p>23 Temmuz 2016’da çıkarılan bir KHK ile gözaltı süresi 30 gün olarak belirlendi.</p>
<p>Ocak 2017’de ise 7+7 güne indirildi. Savcılara gözaltındaki kişilerin avukatlarıyla beş gün boyunca görüşmesini engelleme imkanı veren düzenlemede aynı tarihte kaldırıldı.</p>
<p>Temmuz 2016 sonrasında, darbe girişimiyle bağlantılı davalar nedeniyle on binlerce kişi tutuklandı, daha fazlası da gözaltına alındı. CHP, darbe girişiminin birinci yıldönümünde yayınladığı raporda 169 bin 13 kişi hakkında adli işlem yapıldığını açıkladı.</p>
<p>Raporda “Yürütülen soruşturmalar kapsamında hakkında işlem yapılan kişiler ya da yakınlarından en az 25 kişi canına kıydı. 4 kişi de intihar girişiminde bulundu. Bu olayların 8’i cezaevlerinde, gözaltında ya da gözaltına alınırken gerçekleşti” ifadeleri yer aldı.</p>
<p>Fakat bu süreçte tutuklanan yalnızca darbe girişimine karışanlar veya Gülen yapılanmasına bağlı olmakla suçlananlar olmadı. Aynı zamanda aralarında gazeteciler, akademisyenler ve siyasetçiler gibi toplumun farklı kesimlerinden isimler de var.</p>
<p>2016’da tutuklanan dönemin HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu çok sayıda HDP’li, tutuklanan siyasiler arasında en büyük grubu oluşturuyor.</p>
<p>Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasının ardından 4 Kasım 2016’da düzenlenen operasyonla HDP Eşbaşkanları da dahil olmak üzere 12 milletvekili gözaltına alındı, sonrasında 9’u tutuklandı. İlerleyen aylarda tutuklanan HDP’li milletvekili sayısı 15’e yükseldi.</p>
<p>HDP’nin ondan fazla milletvekili çeşitli dönemlerde tutuklanırken, çok sayıda belediye başkanı da demir parmaklıklar ardına gönderildi. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) seçimden iki gün önce yayınladığı rapora göre 28 Nisan – 21 Haziran arasında 361 HDP’li gözaltına alındı.</p>
<p>Ocak 2018’deki İçişleri Bakanlığı verilerine göre HDP’li 102 belediyeden 94’üne kayyım atandı.</p>
<p>Cezaevindeki gazeteci sayısında da Türkiye dünyada bir numaraya yükseldi.</p>
<p>Bağımsız Gazetecilik Platformu’nun (P24) verilerine göre, şu anda cezaevinde 150’den fazla gazeteci ve basın çalışanı bulunuyor.</p>
<p>Çeşitli sivil toplum kuruluşlarından kişiler de Büyükada davası gibi davalar kapsamında dönem dönem tutuklandı. Bunlardan Af Örgütü Türkiye Şubesi Onursal Başkanı Taner Kılıç halen tutuklu bulunuyor.</p>
<p><strong>3. İşkence bulguları, zorla kaçırma ve cezaevi koşulları</strong></p>
<p>Türkiye’de özellikle OHAL ilanının ardından işkence ve kötü muamele olaylarında artış görüldüğü çeşitli uluslararası kuruluşlar tarafından da dile getirilmiş, Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün bu doğrultuda eleştiriler içeren raporları hükümet tarafından sert bir dille yalanlanmıştı.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü, 2016’da yaptığı açıklamada Türkiye’de 15 Temmuz’daki darbe girişimi sonrası gözaltına alınanların bazılarının dövülüp işkenceye maruz kaldığı yolunda güvenilir kanıtlar olduğunu bildirdi.</p>
<p>BBC Türkçe’ye konuşan Avukat Selcen Bayun, müvekkillerinin kendisine anlattığı bazı işkenceleri şöyle aktarmıştı:</p>
<p>“Müvekkillerin kızgın asfalta oturtulması, ayaklarının üstünün ve dizlerinin yanması, ters ve sıkı takılan kelepçe nedeniyle bileklerinin kesilmesi, kafalarının duvara vurulması sebebiyle başlarında yaralar oluşması, atılan tekmeler nedeniyle oluşan kaburga kırıkları veya çatlamaları veya aşırı şiddetli vurmalar, özellikle başa alınan darbeler nedeniyle kafatası kırıkları…”</p>
<p>Bayun bazı kötü muamele uygulamalarına bizzat tanık da olmuştu. Müvekkilinin kafasının duvara vurulduğunu, bir ifade sırasında bir kolluk kuvveti mensubunun bir başka müvekkilinin boğazına yapıştığını görmüştü.</p>
<p><strong>4. Kamudan ihraçlar ve OHAL Komisyonu</strong></p>
<p>130 binden fazla kişi, çıkarılan KHK’larla kamudaki görevlerinden ihraç edildi.</p>
<p>İşverenlerin bu kişilere iş vermek istememesi nedeniyle ihraç edilenler özel sektörde de iş bulamadı.</p>
<p>Kamuda işe girmeden önce güvenlik taramasından geçme zorunluluğu getirilmesi, tıp mezunlarının bir kısmının yurtdışına gitme kararı almasına yol açtı.</p>
<p>Tıp mezunları devlette zorunlu hizmetlerini tamamlamadan özel sektörde de doktorluk yapamıyorlar. Bu kişilerden bazıları güvenlik soruşturmasından geçemedikleri için devletteki zorunlu hizmetlerini tamamlayamamaları nedeniyle mesleklerini diğer ülkelerde icra etmeyi tercih etti, bazıları da başka mesleklere yöneldi.</p>
<p>Özel sektörde de işlerini kaybeden çok sayıda kişi oldu. Ancak bununla ilgili kesin sayılara ulaşmak oldukça zor.</p>
<p>İhraçlara karşı OHAL Komisyonu’na 108 bin 905 başvuru yapıldı.</p>
<p>22 Haziran 2018 itibariyle 21 bin 500 dosya incelenirken iade kararı verilen dosyaların sayısı bin 300’de kaldı.</p>
<p>Böylece toplam başvurular içinde iade kararı oranı yüzde 1,1’de, incelenen başvurular içindeki iade kararı oranı ise yüzde 6’da kaldı.</p>
<p><strong>5. Kapatılan kurumlar</strong></p>
<p>KHK’larla çok sayıda kurum ve kuruluş da kapatıldı.</p>
<p>Basın yayın alanında “terör örgütleriyle ilişkileri olduğu” iddiasıyla çok sayıda gazete, TV, ajans ve radyo kapatıldı.</p>
<p>Eğitim alanında özel okulların yanı sıra aralarında İstanbul Fatih Üniversitesi, İzmir Üniversitesi ve Bursa Orhangazi Üniversitesi’nin de bulunduğu çok sayıda üniversite KHK’larla kapatıldı.</p>
<p>Kapatılan kurumlar arasında sayıca en fazlası ise dernek ve vakıflardı. 1.748 vakıf ve dernek KHK’larla kapatıldı.</p>
<p><strong>6. Yurt dışına çıkış yasakları ve pasaport tahditleri</strong></p>
<p>OHAL ilanıyla birlikte kamu görevlileri için yurt dışına çıkarken çalıştıkları kurumdan belge alma şartı getirildi.</p>
<p>Bu şart Kasım 2017’de kaldırıldı.</p>
<p>OHAL döneminde çok sayıda pasaporta da tahdit koyuldu.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan 7 Temmuz 2018’de yaptığı açıklamada 181 bin 500 kişinin pasaportuna koyulan tahditlerin kaldırılacağını açıkladı.</p>
<p>İdari kararlarla pasaportuna tahdit koyulan kişiler hiçbir şekilde pasaport alamıyor, karara da itiraz edemiyorlardı.</p>
<p>İdari tahdidin yanı sıra yargı kararlarıyla da çok sayıda kişinin yurtdışına çıkışı yasaklandı.</p>
<p><strong>7. Referandum ve seçimler</strong></p>
<p>OHAL döneminde bir referandum bir de cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinin bir arada yapıldığı genel seçim düzenlendi.</p>
<p>İki sandığın da OHAL altında kurulması çeşitli ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından eleştirildi.</p>
<p>CHP Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı’nın 16 Nisan 2017’deki referandumdan bir ay önce yayınladığı rapora göre “Hayır” kampanyası yürüten 115 kişi gözaltına alındı. Sendikacı, siyasetçi, sivil vatandaşların çeşitli sınırlamalar ve engellemeler ile karşılaştığı 107 vaka yaşandı.</p>
<p>BBC Türkçe’ye konuşan AK Parti Ankara Milletvekili Ahmet İyimaya “Referandumda serbest tartışmayı, diyalogu ve diyalektiği, engelleyecek veya sınırlayacak bir örnek yok. Olamaz da” diyerek OHAL koşullarının referandumu etkilemediğini savunmuştu.</p>
<p>Referandumun sonucunda cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçiş kabul edildi. Ancak YSK’nın seçim sürerken yayınladığı mühürsüz oyların geçerli sayılması kararı referandum sonuçlarının uzun süre tartışılmasına yol açtı.</p>
<p>Avrupa Konseyi’nin anayasal konulardaki danışma organı olan Venedik Komisyonu ise Türkiye’de siyasi özgürlüklerin yoğun bir biçimde sınırlandırılmış olduğunu söyleyerek referandumun OHAL kalkana kadar ertelenmesini talep etmiş, Türkiye bu talebi kabul etmemişti.</p>
<p>Benzer eleştiriler 24 Haziran 2018’deki seçimler öncesinde de getirildi. AB ve ABD’den seçimin OHAL koşullarında yapılacak olmasına dair endişe açıklamaları geldi.</p>
<p>Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği’nin seçimden iki gün önce yayınladığı rapora göre 28 Nisan – 21 Haziran arasında muhalefet partilerinin stantlarına çok sayıda saldırı gerçekleşti.</p>
<p>24 Haziran’daki cumhurbaşkanlığı seçimini Recep Tayyip Erdoğan kazandı. AK Parti ve MHP’den oluşan Cumhur İttifakı ise TBMM’de çoğunluğu elde etti.</p>
<p>Yeni sistemin ilk cumhurbaşkanı olan Erdoğan, OHAL’in 19 Temmuz 2018’de kaldırılmasına karar verdi.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/07/19/iki-yillik-ohal-surecinin-bilancosu/" target="_blank" rel="noopener">Duvar</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/19/iki-yillik-ohal-surecinin-bilancosu/">İki yıllık OHAL Sürecinin Bilançosu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AİHM’den Dönen Roboski Davası</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/19/aihmden-donen-roboski-davasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 May 2018 11:16:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır Barosu]]></category>
		<category><![CDATA[Ferhat Encü]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Emin Aktar]]></category>
		<category><![CDATA[Roboski]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=26899</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Merkezi (AİHM) Roboskî’de 34 sivil köylünün TSK’ya ait F-16 uçakları ile bombalanarak öldürülmesine ilişkin başvuruyu “kabul edilemezlik” kararı ile reddetti. Gerekçe AYM’ye yapılan başvuruda ilgili avukatın eksikleri zamanında gidermemesi… Tutuklu bulunduğu Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nden avukatı aracılığıyla bir açıklama gönderen Ferhat Encu,‘karar siyasidir’ açıklamasıyla vicdanların rahatlatılamayacağının altını çizerek, “İlgililerin bunun özeleştirisini vermesi, bizlerin beklentisidir. Bunun sorumluluğunun hem hukuki hem de siyasi olarak üstlenenlerin kamuoyuna bir açıklama borçları olduğunu düşünüyoruz.” Dedi. Katliamdan kısa bir süre sonra kurulan Roboskiye Adalet Platformu’nun aktivistlerinden Reha Ruhavioğlu da gelinen noktanın hukuk ve insan hakları mücadelesi açısından bir skandal olduğunu vurgulayarak, “İğneyi de çuvaldızı da kendimize batırmamız gerekiyor!” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/19/aihmden-donen-roboski-davasi/">AİHM’den Dönen Roboski Davası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>28 Aralık 2011 tarihinde, TSK’ya ait F-16’lar Roboskîli 38 sivili bombardıman yoluyla vurmuş, 34 kişi yaşamını yitirmişti. Aileler yaklaşık 6 yıl Türkiye’de askeri ve sivil mahkemeler arasında gidip gelmiş ancak olayda sorumluluğu bulunan hiç kimse için bugüne kadar soruşturma bile açılmamıştı. Bunun üzerine aileler Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurmuş ancak AYM “başvurunun usulüne uygun yapılmadığı ve eksik belgelerin avukat tarafından zamanında giderilmediği” gerekçesiyle davayı reddetmişti. Bu karar üzerine iç hukuk yolu tükendiği için Aileler adına davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyan Kerem Altıparmak ve Yaman Akdeniz, davanın AİHM tarafından 17 Mayıs tarihinde “kabul edilemezlik kararı ile reddedildiğini” duyurdular.</p>
<p>AİHM’nin AYM’ye yapılan başvurudaki usul hatasını gerekçe göstererek davayı reddetmesi üzerine başlayan tartışmada AİHM ve AYM ile birlikte dosyadaki ilgili avukatın sorumluluğu konuşulurken bunun bütün mağdurları cezalandırma sebebine dönüştüğü vurgulanıyor…</p>
<p>Aileler adına AİHM başvurusunda bulunan Kerem Altıparmak ve Yaman Akdeniz bir açıklama yayınlayarak; yaptıkları AİHM başvurusunun Türkçe versiyonunu <a href="http://privacy.cyber-rights.org.tr/?p=1682">paylaştılar.</a> Açıklamada “AİHM başvurusunda, AYM’nin eksikliklerinin neden ret gerekçesi yapılamayacağını uzun uzun anlattık ancak ne yazık ki AİHM kararında bu argümanlardan tek satır bile bahsedilmiyor. Ulusal mahkemelerin gerekçesiz karar verdiğinde adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini söyleyen AİHM’in bir başvurunun ana argümanını hiç tartışmamasının başlı başına bir adalete erişim hakkı sorunu olduğunu vurgulamak gerekiyor.” ifadelerini vurgulayan Altıparmak, ayrıca sosyal medya hesabından şu ifadeleri paylaştı:</p>
<blockquote><p>&#8220;AYM, ilgili avukatın eksik vekâletnameleri iki gün geç gönderdiği için vekaletnameleri eksik olan olmayan tüm başvuruları reddetti. AYM ve AİHM’e bir bahane gerekiyormuş ve ne yazık ki avukat bunu sağlamış oldu. Bu kadar önemli bir davada bu hatayı yapmaması gerekirdi. Ancak avukat hatalı olsa bile AİHM avukatları cezalandırma yeri olarak değil, insan hakları mağdurlarının mağduriyetlerinin giderildiği bir yer olarak kuruldu. AİHM’in yaklaşımına göre artık bir devlet kimyasal silah kullanıp binlerce kişiyi öldürse, sonra avukat AYM’ye davanın esasını etkilemeyecek bir belgeyi 2 gün sonra verse, AİHM için kimyasal silah kullanımının bir önemi kalmayacak. AİHM bu kararıyla Roboskî faciasının üstüne hukuki bir beton döktü ve tarihe gömdü. Bu yaptığı unutulmayacak! Umarım bu karar, en azından AİHM’i yeniden tartışmanın önünü açar.”</p></blockquote>
<p><strong>“Sorumluluktan Kaçılmasın”</strong></p>
<p>AİHM kararı üzerine, tutuklu bulunduğu Kocaeli 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nden avukatı aracılığıyla bir açıklama gönderen Ferhat Encu:</p>
<blockquote><p>“AİHM’in vermiş olduğu kararın siyasi boyutunu da teslim ediyoruz. Ancak bu durum var olan eksikliği ortadan kaldırmaya yetmemektedir.” dedi. Katliamın yaşandığı günden beri hukuki boyutun ayrıca sahiplenilmesi gerektiğini vurguladıklarını aktaran Encu şöyle devam etti: “Bizim hukuki boyutla ilgili sözlerimiz her defasında ‘bizler bu sorumluluğu alıyoruz’ diye cevaplandı. Anayasa Mahkemesi aşamasında -olması gerektiği gibi- dosya, 1100 avukatla Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Ancak dosyanın sorumluluğunun çok küçük bir avukat grubuyla yürütülüp hem kamuoyuna hem de bu avukatlara bilgi verilmediğini Anayasa Mahkemesi kararı ile birlikte öğrendik. Dosyayı teslim ettiğimiz ilgili Baro, bu sürecin organizasyonunu ve Anayasa Mahkemesi ile irtibatı sağlayacak, diğer barolar ve avukatlar da buna destek sunacaktı. Ne yazık ki hiçbiri yapılmamıştı. Ailelerin ilk günden beri dosyada ne olup bittiği sorusu karşısında ise hep, bir sorun yok, her şeyle ilgileniyoruz cevabını almıştık halbuki.”</p></blockquote>
<p>Bu nedenle AİHM kararı için bir kalemde ‘siyasi bir karardır’ diye kestirip atılamayacağını vurgulayan Encu:</p>
<blockquote><p>“Karar siyasidir diye kestirip atmak, sorumluluktan kaçmaktır. Bu şekilde sorumluluktan kaçılmaya çalışılmakta, gerçekler çarpıtılmaya, yüzeysel yaklaşım ve boş vermişlik meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu kabul edilemezdir. Biz, Roboskili aileler bu yaklaşımı kabul etmiyoruz. Roboski’yi unutmayacağız diyen herkesin de bunu kabul etmemesi gerekiyor. Yedi yıldır Roboskili aileler olarak büyük bedeller ödeyerek bu mücadeleyi yürüttük. Yüzeysel bir yaklaşım sonucunda ise bütün emekler boşa gitti. İlgililerin bunun özeleştirisini vermesi, bizlerin beklentisidir. Bunun sorumluluğunun hem hukuki hem de siyasi olarak üstlenenlerin kamuoyuna bir açıklama borçları olduğunu düşünüyoruz.”</p></blockquote>
<p><strong><img decoding="async" class="wp-image-26901 size-medium aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/ROBOSKi-640x364.jpeg" alt="" width="640" height="364" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/ROBOSKi-640x365.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/ROBOSKi-610x347.jpeg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/ROBOSKi-320x182.jpeg 320w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/05/ROBOSKi.jpeg 642w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></strong></p>
<p><strong>“Gereken Ders Çıkarılsın”</strong></p>
<p>Sivil Sayfalar’a konuşan Diyarbakır Barosu eski başkanı Avukat Mehmet Emin Aktar, “kendisinin dosya sorumluluğu bulunmamakla birlikte Roboskî dosyasının yeterince özenli takip edilmemiş olmasının sadece ilgili avukatın değil herkesin sorumluluğu olduğunu ancak AYM ve AİHM’in dosyayı reddetmek için kötü niyetle bir bahaneye sığındıklarını” vurguladı. AYM üyesi Osman Alifeyyaz Paksüt’ün “34 kez yaşam hakkı ihlali doğurmuş bir facianın böyle basit gerekçelerle reddedilmemesi gerektiğini, davanın reddinin yaşam hakkı ve mahkemeye erişim haklarına zarar vereceğini…” vurguladığı şerhine dikkat çeken Aktar, AYM’nin dosyadaki bütün avukatlara değil de Şırnak’taki tek bir adrese ve adli tatilde tebligat gönderilmesini kötü niyetli bir yaklaşım olarak nitelendirerek &#8220;bir iki dosyadaki eksiklik nedeniyle tüm başvuruların reddedilmesinin arkasındaki adaletsizlik sorgulanmalıdır” açıklamasında bulundu. “AYM’nin 2014 Ağustos’undaki iki günlük gecikmeyi sorun etmeyerek prosedürü 2016 yılının Şubat ayına kadar sürdürdüğünü ancak konjonktür değiştiği için davayı reddedecek bir bahane olarak kullandığını” öne süren Aktar, yine de evrak eksikliği ile ilgilenen avukatın Roboskî başta olmak üzere herkese bir açıklama borcu olduğunu, gelinen noktada hem kamuoyunun hem de avukatların gereken dersi ve mesajı almaları gerektiğini söyledi.</p>
<p><strong>Ruhavioğlu: “İğneyi de çuvaldızı da kendimize batırmamız gerekiyor!”</strong></p>
<p>Katliamdan kısa bir süre sonra kurulan Roboskiye Adalet Platformu’nun aktivistlerinden Reha Ruhavioğlu, gelinen noktanın hukuk ve insan hakları mücadelesi açısından bir skandal olduğunu vurguladı. “Son 30 yılın en önemli katliam davalarından birinin ‘özensizlik’ gerekçesiyle reddedilmiş olmasından herkesin utanç duyması gerektiğini” belirten Ruhavioğlu şöyle devam etti: “Roboskîliler 7 yıldır bir katliamın yarasını taşıyorlar, daha yaslarını bitirmediler, hala siyah giyiyor, düğün yapmıyorlar. Herkesin gözü önünde yaşanmış, devletin de kendi bombardımanı olduğunu kabul ettiği bir katliamın davasının bu şekilde düşmüş olması dehşet verici! Bir kere AYM ve AİHM gayet politik bir tavırla gözleri önünde işlenmiş bir katliama sırf bir iki evrak eksik diye seyirci kaldılar. Bu onların, Türkiye ve AİHM yargısının utancı olarak tarihe geçecektir. Malumun ilamı artık şudur: AYM gibi AİHM de güvenilmezdir, politik dengeleri eskisinden çok daha fazla gözetmekte, hukuk ve adalet beklentisine cevap vermemektedir. Ama burada öncelikle iğneyi de çuvaldızı da kendimize batırmamız gerekiyor! Ferhat Encu de hapishaneden yaptığı açıklamada işi takip etme sorumluluğunun bir baroda olduğunu söylüyor, diğer isimlerin sorumluluğu her neyse esas iş bu baronun ve şu anda başkanlığını yürüten avukatın omuzunda. “Hırsızın suçu yok mu?” deyip AYM ve AİHM’in hukuksuzluğunu vurgulayan arkadaşlara katılıyorum, onlar suçlu ama onlara bu kapıyı açan sorumsuzluğu da görmemiz hatta bence en çok onu görmemiz ve bundan ibret almamız gerekiyor. Mesela eksik vekaletnameler, tebligata rağmen 15 gün içinde AYM’ye ulaştırılamamış. Bu baronun ve başkanı olan avukat arkadaşımızın Roboskî davasından daha önemli nasıl bir işleri vardı da bunu aksattılar, bunu sormak hepimizin en doğal hakkıdır! “</p>
<p>Roboskî davasında adaletin sağlanması için her şeye  yeniden başlanılması çağrısında bulunan ama bunun için gelinen noktanın sorumlularının &#8216;özeleştiride bulunması&#8217; gereğinin altını çizen Ruhavioğlu:</p>
<blockquote><p>“Yeni deliller, bağlantılar ile dosyayı canlandırmak zorundayız. Yine kampanyalar düzenlemek, yürüyüşler organize etmek, meclise gitmek, standlar kurrarak “Roboskiye Adalet” diye siyasi iradeyi harekete geçirmek, sıfırdan bir süreç başlatmak zorundayız. AİHM ve AYM’nin bu siyasi tutumunu bütün dünyaya teşhir etmek, gerekirse memleketteki her insana tek tek Roboskî davasını anlatmak zorundayız. Ama önce içimizdeki sorumsuzların çıkıp sorumsuzluklarının hesabını vermeleri gerekiyor! Roboskîlilerin kiminle yol yürüyebileceğinden, kimlerin onları bir kere daha yarı yolda bırakmayacağından emin olmaları gerekiyor. Davanın kolay olanını mahkeme önüne götürememiş bir sorumsuzluk karşısında çok daha titiz çalışıp ortaya yeni deliller çıkaracak bir hukuki irade gerekiyor. Böyle bir irade, bütün insan hakları savunucuları ve avukatların şapkayı önlerine koyup özeleştiride bulunarak, herkesin üzerine düşen hesabı verdiği bir süreçten sonra ortaya çıkabilir. Böyle bir özeleştirinin iki yıldır suskun olan ilgili baro ve ilgili avukattan ve varsa başka sorumlulardan başlaması gerekiyor, bunu beklemek hepimizin en tabii hakkıdır…” değerlendirmesinde bulundu.</p></blockquote>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/05/19/aihmden-donen-roboski-davasi/">AİHM’den Dönen Roboski Davası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Roboskî’de altıncı yıldönümü&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/29/roboskide-altinci-yildonumu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Dec 2017 09:58:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[AYM]]></category>
		<category><![CDATA[FERHAT ÖNCÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Roboski]]></category>
		<category><![CDATA[Roboski Katliamı]]></category>
		<category><![CDATA[VELİ ENCÜ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22141</guid>

					<description><![CDATA[<p>34 sivilin yaşamını yitirdiği Roboskî katliamının üzerinden geçen altı yılda hiçbir resmi görevli hakkında soruşturma açılmadı. Durumu protesto eden aileler adına Veli Encü, “Her adalet talebimizde zulme maruz kalıyoruz” dedi. 28 Aralık 2011 gecesi Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Gülyazı (Bejuh) ve Ortasu (Roboskî) köylülerinden 38’inin F-16 uçakları tarafından bombardımana tutulmalarının üzerinden altı yıl geçti. O [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/29/roboskide-altinci-yildonumu/">Roboskî’de altıncı yıldönümü&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>34 sivilin yaşamını yitirdiği Roboskî katliamının üzerinden geçen altı yılda hiçbir resmi görevli hakkında soruşturma açılmadı. Durumu protesto eden aileler adına Veli Encü, “Her adalet talebimizde zulme maruz kalıyoruz” dedi.</strong><span id="more-22141"></span></p>
<p>28 Aralık 2011 gecesi Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Gülyazı (Bejuh) ve Ortasu (Roboskî) köylülerinden 38’inin F-16 uçakları tarafından bombardımana tutulmalarının üzerinden altı yıl geçti. O günden sonra Roboskî katliamı olarak anılan faciada 17’si çocuk, 34 sivil yaşamını yitirdi. Ailelerin adalet mücadelesi altı yıldır devam ediyor ancak herhangi bir sorumlu yargı önüne çıkarılabilmiş değil. Sivil ve askeri mahkeme arasında gidip geldikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) götürülen Roboskî dosyası, Şubat 2016’da AYM tarafından reddedildi. Dosya şu an Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde bekliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-21163 size-medium" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/DSDKnG9XUAA7Kt3-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" />Katliamın yıl dönümünde Roboskî mezarlığına giden yol asker, polis ve korucular tarafından tutularak, yaşamını yitirenlerin yakını olmayanların anmaya katılmalarına izin verilmedi. Anmaya katılabilen ailelere de çeşitli bahanelerle cezalar kesildi. Mezarlıkta bir anma gerçekleştiren Roboskîli Aileler, yaptıkları basın açıklamasında; aradan geçen 2 bin 192 günde Roboskîliler olarak; &#8216;İçişleri Bakanı ve dönemin başbakanı, bugünün cumhurbaşkanı tarafından çeşitli hakaretlere uğradıklarını, altı yıldır baskıya maruz kaldıklarını&#8217; vurgulayan aileler, dava hakkında verilen sözlerin hiçbirinin tutulmadığını hatırlatarak, “Hükümet, Meclis İnsan Hakları Komisyonu, sivil yargı, askerî yargı ve Anayasa Mahkemesi’ni dolaşan dava hepsinin utanç verici birliğinin arasında karanlığa gömüldü, gömülüyor. Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmayacağı sözü verilen Roboskî davası, dehlizlerin karanlığında kaybediliyor…” dediler.</p>
<h4>&#8220;Roboskî Katliamı’nı bir &#8216;paralel devlet&#8217; yapılanması gerçekleştirdi ise ortaya çıkarıp hesabını sormak, &#8216;paralel olmayan devlet&#8217; yaptı ise yine ortaya çıkarıp hesabını sormak hükümetin sorumluluğundadır.&#8221;</h4>
<p>Roboskî Katliamı’nın, ordu içindeki Gülen yapılanmasına mensup askerler tarafından yapılmış olabileceği iddialarına da cevap verilen açıklamada; “Roboskî Katliamı’nı bir &#8216;paralel devlet&#8217; yapılanması gerçekleştirdi ise ortaya çıkarıp hesabını sormak, &#8216;paralel olmayan devlet&#8217; yaptı ise yine ortaya çıkarıp hesabını sormak hükümetin sorumluluğundadır. Bugün Roboskî Katliamı’nda dahli olan askerlerin çoğu 15 Temmuz Darbe Girişimi sebebiyle tutukludurlar. Ama darbecilikten yargılanan bu komutanlar, Roboskî Katliamı için yargılanmıyorlar.”denildi.</p>
<p>Türkiye’nin tarihinin, cezasızlık politikaları sebebiyle tekrarlanan toplumsal travmaların tarihi olduğunu vurgulayan aileler, bu davanın neden önemli olduğunu, “Roboskî Katliamı’nın hesabını sorabilirsek, adaleti sağlayabilirsek bu kısır döngüden çıkılır diye inandık. Ermeni kırımının, Dersim&#8217;in, Çorum’un, Maraş’ın failleri adalet önünde yargılanamadı ama Roboskî’nin failleri yargılanırsa bu kirli tarihle bir yüzleşme başlar, biliyoruz. Devlet güçlü, Roboskililer olarak bugüne kadar adaleti sağlayamadık ama biz de haklıyız ve adalet er ya da geç tecelli edecek, zalimler hesap verecek, haklı olanlar kazanacaklar, buna inanıyoruz.” sözleriyle dile getirdiler.</p>
<p>Basın açıklamasını aileler adına okuyan Veli Encü, Sivil Sayfalar için şu değerlendirmelerde bulundu:</p>
<figure id="attachment_21162" aria-describedby="caption-attachment-21162" style="width: 328px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-21162" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/12/veli-encü-e1514536371499.jpeg" alt="" width="328" height="241" /><figcaption id="caption-attachment-21162" class="wp-caption-text">Veli Encü</figcaption></figure>
<p>&#8220;Bugüne kadarki altı yıllık süreç, tamamen bir oyalama şeklinde geçti. İlk günden bu yana valisinden bakanına, meclis komisyonundan başbakana kadar herkese gidip adalet talebimizi dile getirdik. Hepsinde sözler verildi, ancak bırakın dosyada bir ilerleme olmasını köye her dönüşümüzde baskılar arttı. Bir onbaşı dahi ifadeye çağrılmazken bizleri gözaltılarla, ev baskınlarıyla, para cezalarıyla sindirmeye, adalet arayışından vazgeçirmeye çalıştılar. Köyümüzün kamuoyundaki sesi ve meclisteki temsilcisi Ferhat Encü milletvekili olmadan önce de defalarca gözaltına alındı ve nihayet milletvekili olduktan sonra basit gerekçelerle hapsedildi. Bizim başımızdan bu kadar zulüm geçmesine rağmen adalet ortada görünmezken bir de kaymakamın darp edilmiş olması sebebiyle yargılanıyoruz. Düşünün, bugün devletin uçakları tarafından öldürülen kardeşimin mezarına gittiğim için jandarma bana para cezası kesti. Birçok köylüye, gözünün üstünde kaşın var gibi bahanelerle ceza verildi. Bunu vicdan ve insan sahibi olan yapmaz, el insaf diyoruz! Ama ne Ferhat ne de Roboskîliler bu zulme boyun eğmeyecekler, er geç bu kötülüklerin adalet önünde hesabı verilecektir.</p>
<p>Bakın, dava dosyamızı oradan oraya göndererek adaletsizliği katladılar. En son AYM, davayı reddetti. Türkiye’de 34 sivil insanın devlet uçakları tarafından öldürülmüş olması kimseyi rahatsız etmiyor. Bu utançla yaşayabiliyorlar. Böyle olunca biz de adaleti başka yerde aramak zorunda kaldık. Davayı AİHM’e taşıdık. Kamuoyundan beklentimiz, Roboskî ve diğer bütün mağduriyetlere karşı çıkmaları, adaletsizliğe sessiz kalmamalarıdır.&#8221;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/12/29/roboskide-altinci-yildonumu/">Roboskî’de altıncı yıldönümü&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
