<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Asimilasyon arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/asimilasyon/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/asimilasyon/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 30 Apr 2019 14:19:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Asimilasyon arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/asimilasyon/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Avrupa’ya Göç Edenlerde Değişimler, Farklar ve Benzerlikler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/13/avrupaya-gocun-kusaklararasi-sonuclari-arastirmasi/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/13/avrupaya-gocun-kusaklararasi-sonuclari-arastirmasi/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Tolga Tezcan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Mar 2017 09:57:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[2000 Aile: Avrupa’daki Türklerin Göç Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[2000 Families: Migration Histories of Turks in Europe]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Almanya]]></category>
		<category><![CDATA[Asimilasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Güveli]]></category>
		<category><![CDATA[Batı Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[göçmen]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyan]]></category>
		<category><![CDATA[kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[NORFACE]]></category>
		<category><![CDATA[sekülerlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12285</guid>

					<description><![CDATA[<p>Essex Üniversitesi’nde sosyoloji bölümü profesörü olan Ayşe Güveli beşinci kuşağa kadar geriye giderek topladığı bilgilere dayanarak yürüttüğü araştırmayı “Göçün Kuşaklararası Sonuçları” başlığıyla kitaplaştırdı. Araştırmasının en önemli ayırt edici yanı, göçmenleri geldikleri ülkelerdeki göç etmeyenlerle kıyaslayarak sosyoloji literatürüne yeni bir yaklaşım getirmesi. Güveli ile göç ve göçmenlerin dününü-bugününü, etnik kimliğe yansımasını ve dinin dönüşümünü konuştuk. Ayşe [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/13/avrupaya-gocun-kusaklararasi-sonuclari-arastirmasi/">Avrupa’ya Göç Edenlerde Değişimler, Farklar ve Benzerlikler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Essex Üniversitesi’nde sosyoloji bölümü profesörü olan Ayşe Güveli beşinci kuşağa kadar geriye giderek topladığı bilgilere dayanarak yürüttüğü araştırmayı “Göçün Kuşaklararası Sonuçları” başlığıyla kitaplaştırdı. Araştırmasının en önemli ayırt edici yanı, göçmenleri geldikleri ülkelerdeki göç etmeyenlerle kıyaslayarak sosyoloji literatürüne yeni bir yaklaşım getirmesi. Güveli ile göç ve göçmenlerin dününü-bugününü, etnik kimliğe yansımasını ve dinin dönüşümünü konuştuk.</strong><span id="more-17763"></span></p>
<p>Ayşe Güveli, Essex Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde profesör. Avrupa’da yaşayan Türkler, göç, mobilite ve dindarlık gibi alanlarda yazdığı makalelerinden tanıyoruz onu. Güveli’nin Avrupa’daki Türklerin göç tarihi üzerine yaptığı araştırmasında ilginç sonuçlar var. Güveli, Türkiye’nin Avrupa’ya en çok göç verdiği 5 ilçesinde (Trabzon-Akçaabat, Denizli-Acıpayam, Sivas-Şarkışla, Afyon-Emirdağ ve Konya-Kulu) 1.992 ailenin 19.666 üyesi hakkında, beşinci kuşağa kadar geriye giderek topladığı bilgilere dayanarak yürüttüğü araştırmayı “Göçün Kuşaklararası Sonuçları” başlığıyla kitaplaştırdı.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Tersine göç, eğitim, evlilik, doğurganlık, arkadaşlık ve sosyal ağlar, dindarlık, kimlik gibi bölümlere ayrılan kitapta aktarılan araştırmanın bazı önemli tespitleri şunlar:</p>
<ul>
<li>Avrupa’ya göç sanılanın aksine geçici. Birinci kuşak göçmenlerin yüzde 70’i Türkiye’ye dönüş yapmış. İkinci kuşağın yüzde 50’si Türkiye’ye dönmüş, aynı trendi üçüncü kuşak da devam ettirmiş. Avrupa’daki Türk nüfusunun artışı Türkiye’den eş seçimi ile yapılan evlilik ve aile birleşimine bağlı.</li>
<li>Avrupa’ya göç edenlerin çocukları ve torunları göç etmeyenlere göre daha fazla eğitim almış, buna karşın göç etmeyenlerde kuşaklar arası eğitim farklılığı daha fazla. Her ne kadar Türkler diğer göçmen gruplarına kıyasla eğitim alanında kötü performans sergileseler de, Türkiye’de kalanlara göre daha başarılılar.</li>
<li>Üçüncü kuşak göçmenlerde görücü usulü evlilik hala çok yaygın (sırasıyla yüzde 50  ve yüzde 37). Avrupa’daki göçmen evliliklerinde geleneksel yapı ve ebeveynlerin etkisi devam ediyor.</li>
<li>Türkiye’dekilere oranla Avrupa’daki nesilde, üçüncü çocuktan sonra çocuk yapanlara daha az rastlıyoruz. Öte yandan literatür göçmenlerin daha az çocuk yapacağını öngörse de, göç edenlerle etmeyenler arasında doğurganlık farkı fazla değil. Ayrıca Avrupa’daki çocuk parası nedeniyle göçmenlerin daha fazla çocuk doğurduğu algısı da doğrulanamıyor.</li>
<li>Avrupa’daki Türklerin arkadaş çevresi Türkiye’de kalanlara kıyasla çok daha dar; kadın göçmenlerin neredeyse arkadaşı yok. Türkiye’de arkadaş çevresi eğitim ve meslek durumuna göre daha heterojen bir yapıdayken, Avrupa’da arkadaş çevresi daha çok etnik ağ ve akrabalık ilişkileri ile sınırlı.</li>
<li>Avrupa’daki Türklerle Türkiye’de kalanlar arasında dindarlık bakımından bir fark gözlenmemiş. Bir başka deyişle, Avrupa’daki seküler yaşam biçimi dindarlığı azaltmıyor.</li>
<li>Bir kısım aile, çocuklarını Avrupa’da yetiştirmek istemediği için Türkiye’ye dönüş yapıyor. Göçmen arkaplanı olan fakat Türkiye’de büyüyen üçüncü kuşak, cinsiyet eşitliği konusunda oldukça muhafazakâr.</li>
<li>Avrupa’daki Türkler, Türkiye’de kalanlara göre daha az ulusal kimlik savunucusu. Avrupa’da kalma süresi arttıkça bu savunu daha da azalıyor. Eğitimin ise kimlik alanına bir etkisi gözlenmiyor.</li>
</ul>
<p>Kitap, proje ve araştırma süreci ile ilgili merak ettiklerimizi Ayşe Güveli ile konuştuk.</p>
<figure id="attachment_12287" aria-describedby="caption-attachment-12287" style="width: 1704px" class="wp-caption alignnone"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-12287" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/Ayse-Düveli.jpg" alt="" width="1704" height="2272" /><figcaption id="caption-attachment-12287" class="wp-caption-text">Ayşe Güveli, Essex Üniversitesi, Sosyoloji Profesörü</figcaption></figure>
<p><strong><em>Neden bu konuyu araştırmayı düşündünüz?</em></strong></p>
<p>Ben aslında bu projenin ilk düşüncesini geliştirdiğim zaman göç literatürünü çok iyi bilmiyordum. Annemin bir sorusu üzerine gelişti proje düşüncesi. Biz dört nesildir Avrupa’da yaşıyoruz ve annem “Neslimiz buralarda kaybolup gidecek, hiç gelmesek daha mı iyi olurdu acaba?” diye sormuştu. Doktorayı bitirdikten sonra göç literatürüne eğildiğimde üç açıdan eksiklik olduğunu gördüm. Birincisi, göç araştırmalarının çoğunun, göçmenleri gittikleri ülkelerdeki yerlilerle ya da diğer göçmen gruplarla karşılaştırması. Halbuki bu soruya cevap vermek için, göçmenleri geldikleri ülkelerdeki göç etmeyenlerle kıyaslamak gerekiyor. İkincisi, bir tane Amerikan kökenli entegrasyon araştırması hariç, üç nesil araştırmalar yapılmamasıydı. Üçüncü eksiklik ise, kamuoyu tartışmalarında genelde Müslümanların entegrasyon sorunlarından söz edilir ancak uluslararası göç araştırmaları genelde Müslüman olmayan topluluklar üzerinedir. Benim araştırmam, Avrupa’ya 1962-74 arası Türkiye’nin beş ilçe ve köylerinden göç eden ilk kuşak erkekleri, onların çocukları ve torunlarını, aynı dönemde Avrupa’ya göç etmemiş erkekleri, onların çocukları ve torunlarıyla kıyaslıyor. Böylece onların göç süreçlerini, sosyal, ekonomik, politik ve kültürel davranışlarını, tutum ve değerlerini araştırıyor.</p>
<p><strong><em>Göçün selektif olup olmadığı, &#8211; göçmenlerle göçmen olmayanların arasındaki sosyoekonomik fark- konusu literatürde hayli yer kaplıyor. Türkiye’den Avrupa’ya olan göç selektif mi ve bu durum jenerasyonlara göre farklılaşıyor mu?</em></strong></p>
<p>Bu konunun dışında birçok konuyu da analiz ettik topladığımız verilerle. Mesela, Türkiye’den üç kuşak göç süreçlerini, göç veren bölgelerin özelliklerini, meslek, eğitim, özel girişimcilik, üretkenlik, evlilik, arkadaşlık, dindarlık, kadın-erkek rol tutumları ve kimlik üzerine bölümlerimiz var.</p>
<p>Ama evet, Türklerin Avrupa’ya göçü sosyoekonomik durumları açısından selektif bir göç. Bu şu demek; Türkiye’den Avrupa’ya giden ilk nesil, kalanlara oranla daha eğitimli ama mesleki olarak statüsü daha düşük islerde çalışıyorlardı. İki erkek düşünün 1969’da, ikisi de orta okul eğitimli ama birisi fabrikada çalışıyor, diğeri ise bankada idari işlerde çalışıyor. Daha çok, fabrikada çalışan gidiyor Avrupa’ya. Bu 1962-1974 arası giden işçiler için geçerli daha çok. Bu ilk nesil gidenlerin çocuklarına bakacak olsak, onlarda tam aksi bir durum görünüyor. Türkiye’de iyi eğitim alamayanlar daha çok gidiyor Avrupa’ya, iyi eğitimliler Türkiye’de kalıyorlar daha çok. Torunlarda ise, gidenlerle kalanlar arasında önemli bir fark görünmüyor.</p>
<p><strong><em>Son zamanlarda Avrupa’daki Türklerin gündemine geriye göç girmiş durumda. Sizce neden böyle bir geriye göç akışı başladı? Bu konuda farklı jenerasyonların farklı eğilimleri var mı?</em></strong></p>
<p>Bu konu şu aralar üzerinde çalıştığım bir konu. Avrupa’dan geriye göçün birçok nedeni var ve bu nedenler kuşaklar arasında önemli farklılıklar gösteriyor. Pek bilinmez ancak ilk Avrupa’ya gidenlerin yüzde 70’i geri döndü. Avrupa’da Türk nüfusu giderek artmış, çünkü kalan yüzde 30 çocuklarını aldırmış, üretkenlik o dönemlerde daha yüksek oranlardaydı ve Türkler genelde Türkiye’den eş seçimi yapıyorlardı. İkinci kuşakta geri dönüşler ailevi nedenlere bağlı daha çok. Mesela ilk çocuk erkek olan ailelerde geri dönüş oranı daha yüksek ama mesela erkek çocuk eşini Türkiye’den seçmiş ise dönüş oranı daha düşük. Fakat, geri dönüş süreçleri ve dinamikleri üzerine daha fazla araştırma yapmak gerekiyor.</p>
<p><strong><em>Son zamanlarda ayrıca Türkiye’den yurtdışına göçlerde ve göç niyet beyanında da bir artış gözleniyor. Bu yeni dönem göçmenlerin demografik özellikleri nelerdir ve onları yurtdışında neler bekliyor? Sizce bu yeni göç akımı, kararı panik halinde ve hızlıca alınmış kısa dönemli yerleşmeyi mi ifade ediyor?</em></strong></p>
<p>Ben genel olarak göçün, hem göç veren ülkeye hem göç alan ülkeye hem de göçmenin kendisine sosyoekonomik yarar sağladığını düşünüyorum. Bu konuda tartışmalar sonuçlanmış değil ama. Mesela göçün göç veren ülkeye zararlı olduğunu, kaynak kaybına neden olduğunu iddia edenler var. Söylediğiniz göçü sosyoekonomik olarak değerlendirecek olursak, son dönemde Türkiye’den gidenlerin birçoğu yüksek eğitimli ve çok iyi becerileri olan insanlar. Bu insanları Türkiye yetiştirdi ve onlara yatırım yaptı. Bu kaynakların başka ülkelere akması, Türkiye açısından bir kayıp. Ancak bu konuda iyi bir çalışma yapılmadı henüz. Bizim “2000 Families” verilerini de analiz etmek lazım, bu göç türü bizim verilere kısmen yansımıştır, çünkü biz beş ilçedeki aileleri inceledik. Sözünü ettiğimiz göçmenler ise daha çok büyük kent kökenli olabilir; bilemiyoruz.</p>
<p><strong><em>Kitabınızın bir bölümü dini eğilimlerle ilgili, 2014 yılında da Avrupa Sosyal Taraması Araştırması verileriyle aynı konuda bir makale yayınladınız. Dini eğilimler bakımından asimilasyon literatürü Avrupa’daki Türkler örneği açısından elverişli mi?</em></strong></p>
<p>İslam’ı, Batı Avrupa ülkelerindeki geniş kitlelere Türkiye, Fas, ve Pakistan gibi ülkelerden 1960 sonrası işçi olarak giden müslümanlar tanıttılar. İlk dönemlerde hiçbir olanakları yoktu. Mesela, camileri yoktu, dernekleri yoktu, yiyebilecekleri şeyler belirliydi vs. Yarım asırda kendilerine cemaatler, camiler, okullar, üniversiteler, dernekler, avukat büroları, işçi dernekleri, özel helal yeme olanakları gibi müslümanların yaşadıkları toplumda ihtiyaç duydukları olanakları oluşturdular. Asimilasyon teorileri göçmenlerle ilgili birçok araştırma bulgularını yorumlamamızda bizi aydınlattı, ancak bu teoriler Amerika’ya göç edenlerle ilgili daha çok aydınlatıcı oldu. Bu göçmenler de hristiyandı daha çok. Özellikle Avrupa’daki müslüman göçmenler ve onların nesilleri hala yerli halktan daha değişik yaşam pratikleri, değerlerine ve tutumlarına sahip. Ancak klasik asimilasyon teorisi göçmenlerin gittikleri ülkede zaman geçirdikçe ve ilerleyen kuşaklarda yerlilere benzeyeceklerini iddia eder. Asimilasyon teorisinin  dinle ilgili bir iddiası yoktur. Çünkü Avrupa’dan Amerika’ya giden göçmenler için toplumlarını yeni ülkede yeniden kurmak için çok önemli bir inşa etme kaynağı olmuştur din. Mesela giden Katolikler, Protestanlar, İrlandalı Katolikler, İtalyan Katolikler dini-etnik cemaatlerini kurmuşlardır. Din, göçmenler ve dışlanan ikinci ve üçüncü kuşak için bir dayanışma ve aidiyet kaynağı.</p>
<p>Bu, dindarlık seviyesi çok yüksek olan ABD için de böyle. Batı Avrupa ise aşırı sekülerleşmiş ülkelerden oluşuyor. Bu nedenle Türklerin ve diğer müslüman göçmenlerin yaşadıkları şehirlerde cami inşa etmelerine, helal gıda talep etmelerini, dindar kılık kıyafetle var olma mücadelelerini, din eğitimi gibi taleplerini yadırgıyorlar. Biz dinsizleştik, Müslümanlar geldiler dindarlığı geri getiriyorlar diye düşünülüyor. ABD&#8217;de din iyi bir şey, dayanışma kaynağı olarak görülürken Batı Avrupa’da din kötü bir şey ve bir çatışma kaynağı olarak görülüyor. Bu nedenle ABD&#8217;de  göçmenlerden dinlerini geride bırakmaları beklenmiyorken, Avrupa’da göçmenlerden dinlerini geride bırakıp sekülerleşmeleri bekleniyor.</p>
<p><strong><em>Avrupa’daki Türkler, Türkiye’de kalanlara kıyasla daha mı az dindar? “2000 Families” verileri ne söylüyor?</em></strong></p>
<p>Biz üç tür dindarlığa baktık: Namaz kılmaları, sübjektif olarak kendilerini ne kadar dindar gördükleri ve toplu ibadet yerlerine ne sıklıkla gittikleri. Bizim araştırmamız, bu üç tür dindarlığın, hem Türkiye’de kalanlar hem de Avrupa’da yaşayanlar arasında, genç kuşaklara doğru önemli derece azaldığını gösteriyor. Diğer önemli sonuç ise, sübjektif dindarlık ve toplu ibadet yerlerine gitmek (cami, cemevi, diğer toplantı yerleri), Türkiye’deki Türkler ile Avrupa’dakiler arasında önemli fark göstermiyor. Ancak, Avrupa’daki Türkler çok önemli derecede az namaz kılıyor. Bu sonuçlar gösteriyor ki, din ve dindarlık göç süreçlerinin etkisi ile değişiyor ve ama gittiği toplumları da dönüştürüyor.</p>
<p><strong><em>Araştırmanızda çok titiz ve özgün bir örnekleme dizaynı görüyoruz. Göçmen aileleri göç ettikleri ülkelerde değil, Türkiye’de ve ilçe bazlı çalıştınız. Ayrıca aile ve jenerasyon odağı da projenin en güçlü taraflarından. Araştırmanın bu artı yönleri size ne kazandırdı? Bunlara karşın zorluklar neler oldu?</em></strong></p>
<p>Çok titiz, ayrıca çok zaman alan ve pahalı bir araştırma dizaynı ve örneklem seçimi bu. Bu, araştırma sonuçlarına objektiflik ve genellenebilirlik kazandırdı. Yani bu şu demek, sonuçlarımız, bu beş bölge ve benzer bölgelerden Avrupa’ya gitmiş göçmenlerin ve onların nesillerinin geneli için geçerlidir. Genelde araştırmacılar köylere ya da kasabalara gidip muhtarların gösterdiği insanlarla görüşüyorlar. Bahsettiğim bu araştırmalar, muhtara uzak düşmüş, fakir, engelli ya da sosyal olarak istenmeyen kişileri içermiyor. Bu nedenle de bu kişilerin davranış ve değerleri araştırmada temsil edilmiyor.</p>
<p>Aslında çok ciddi sorunlarla karşılaşmadık. Her araştırmada olan sorunlar yaşadık. Araştırmaya başlamadan ben de insanların bize aile üyelerinin iletişim bilgilerini vermeyeceklerini sanıyordum. Bundan dolayı da endişeliydim. Ancak sahaya başladıktan sonra böyle olmadı. Biz insanlara araştırmanın amacını anlatmaya çok özen gösterdik. İnsanlar araştırmayı çok ilginç buluyorlardı ve o nedenle bize çok yardım ediyorlardı. Aile üyelerinin iletişim bilgileri kendilerinde olmadığı zaman, başkalarını arayıp bu bilgileri bize temin ediyorlardı genelde.</p>
<p>Saha araştırması zordur. Genelde saha araştırmaları, araştırma şirketlerine bırakılır, onlar verileri toplar ve araştırmacılara teslim ederler. Ben bu şekilde yapmadım. Bütün ekibimin sahada olup süreci takip etmelerini istedim. Bu verilerin kalitesini artıran bir şey. Her toplumun hassasiyetleri vardır. Türkiye’de din ve etnisite ile ilgili sorular sormak zordur. Bununla ilgili bazı sorunlar yaşadık bir bölgede. Onun haricinde, Batı Avrupa ülkelerine kıyasla, Türkiye’de insanları araştırmaya katılmaları için ikna etmek daha kolay.</p>
<p><strong><em>Projenizin web sitesinde ham araştırma verilerini kamuya açtınız. Bu, Türkiye’de çok rastlayabildiğimiz bir durum değil. Genel olarak Türkiye’deki sosyolojinin yapılış biçimi, özel olarak da Türkiye’deki göç çalışmaları ve geleceği hakkında neler söylemek istersiniz?</em></strong></p>
<p>Araştırmacılar, “2000 Families” projesinin özgün ve çok zengin verilerini GESIS veri arşivinden bedava olarak temin edebilirler. Ben bu verilerin mümkün olduğu kadar çok araştırmacı tarafından kullanılmasını istiyorum. Biz bu verilerin masraflarını cebimizden ödemedik. İnsanların verdikleri vergilerle topladık. Bu verilerin üreteceği bilgiye herkesin hakkı var.</p>
<p>Üniversitelerde büyük ölçekli ve niceliksel çalışmalar çok az. Yapılan araştırmalar da çapraz tablo yorumlarından çok ileri geçemiyor genelde. Ancak çok nadir olsa dahi, güzel araştırmalar da yapılıyor.</p>
<p>Göç çalışmaları çok zayıftı Türkiye’de. Ancak bu, göç veren ülkelerin genelinde böyledir. Şimdi Türkiye göç almaya başladığı için ve milyonlarca mülteciye aniden ev sahipliği yaptığı için, göç araştırmalarında bir yükselme başladı. Toplanan veriler çok fragmanlaşmış ve genelde kalitatif örneklemlerle oluşturulmuştur. Bu tür veriler, mekanizmaları keşfetmemizi sağlayamaz. Aslında Türkiye’nin elinde örneklemin evrenini oluşturacak listeler var ancak bunların araştırmacılara açılması gerekiyor. Bunları araştırmacılara açmaktan korkmaması lazım devletin. Ben Türkiye’deki sosyoloji üretim süreçlerinin mümkün mertebe objektif veriye nasıl ulaşabiliriz arayışında olması gerektiğini düşünüyorum. Şimdi çok ideolojik tartışmalara kayıyor yapılan araştırmalar. Her şey ölçülmez ama ölçebileceğimiz her şeyi ölçüp ortak doğruya ne kadar yaklaşabiliriz sorusunu sormamız gerekiyor. Doğrunun kaybolduğu bu dönemde doğruya yaklaşmanın çabası olmalı sosyoloğun amacı.</p>
<p><strong><em>Şu sıralar ne hakkında çalışmalar yapıyorsunuz?</em></strong></p>
<p>Yine “2000 Families” verileri ile çalışıyorum değişik makaleler üzerine. Ayrıca yeni bir alan olarak, göçün kadınların özgürleşmesi üzerindeki etkisine bakıyorum. Bir diğer araştırma alanım ise Avrupa genelinde göçmenlerde dindarlığın 2000’lerden sonraki gelişimi üzerine.</p>
<p><strong><em>Son olarak, bu röportajı okuyacak sosyal bilimler öğrencilerine neler önerirsiniz? Sosyal bilimler yolculuğunu nasıl devam ettirmeliler?</em></strong></p>
<p>Böyle soruları ben hep zor bulurum. Ne diyeceğimi bilemem. Benim gibi delice çalışan arkadaşlarım benim kadar başarılı olamadılar ama benden daha az çalışan arkadaşlarım da benden çok daha iyi araştırmalar yaptılar. O nedenle iyi araştırmalar yapma olanağı bulmak tek şeye bağlı değil. Ama çalışmadan hiç olmaz, o temel bir şey. Hayal kursunlar ve hayallerine sınır koymasınlar. Ama hayallerde takılıp kalmasınlar, bu başarısız yapar. İdeallerine ulaşmalarında onlara yardımcı olacak insanlarla tanışmaya çekinmesinler.</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Araştırmanın detaylarına şu bağlantıdan ulaşabilirsiniz: <a href="http://2000families.org/">http://2000families.org/</a>. “2000 Aile: Avrupa’daki Türklerin Göç Tarihi” (<em>2000 Families: Migration Histories of Turks in Europe</em>) projesi,  Ayşe Güveli’nin koordinatörlüğünde gerçekleşti ve NORFACE tarafından fonlandı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/13/avrupaya-gocun-kusaklararasi-sonuclari-arastirmasi/">Avrupa’ya Göç Edenlerde Değişimler, Farklar ve Benzerlikler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/13/avrupaya-gocun-kusaklararasi-sonuclari-arastirmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevi Gençlerin Kaygılı Kimlik Arayışları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/07/alevi-genclerin-kaygili-kimlik-arayislari/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/07/alevi-genclerin-kaygili-kimlik-arayislari/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2017 08:06:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Asimilasyon]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[kentsel alevilik ve alevi gençlerin kimlik arayışı]]></category>
		<category><![CDATA[podem]]></category>
		<category><![CDATA[ulaş tol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=10799</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevi gençler kimliğini arıyor. Kendini tanımlamak, içerden, dışardan kimliği ile ilgili sorulara yanıtlar verebilmek istiyor. Yaşam tehdidi, asimilasyon ve ayrımcılığa uğrama kaygıları bu kimlik arayışına şekil veriyor. Hal böyle iken gençler arasında inançsal ve kültürel öğeler daha güçleniyor olmasına karşın, politik söylem daha baskın.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/07/alevi-genclerin-kaygili-kimlik-arayislari/">Alevi Gençlerin Kaygılı Kimlik Arayışları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alevi Gençler, Aleviler denildiğinde ilk akla gelenler arasında değil. Aynı Alevi kadınlar gibi (ki o konuya da daha sonra Sivil Sayfalar&#8217;da yer vereceğiz). Öte yandan özellikle politik yapılarda, eylemlerde, Alevi kayıplarında, önce gençler akla geliyor. Sadece Aleviler için değil, her kesim için gençlik bir yandan geleceğe havale edilen, diğer yandan da “yozlaşma” “şiddet” “aşırı politikleşme” ve “kayıplar” gibi güncel konularda da merkezi bir rol verilen bir başlık.  Alevilerle ilgili çağrışımlarda da gençlik deyince politikleşmiş hatta siyasi gruplarda aktif olan kesimler ön planda. Oysa <a href="http://podem.org.tr/yayinlar/raporlar/kentselalevilikvealevgencler/" target="_blank" rel="noopener">“Kentsel Alevilik ve Alevi Gençlerin Kimlik Arayışı”</a> raporunu meydana getiren saha çalışmasına<a href="#_edn1" name="_ednref1">[i]</a> dayanarak rahatlıkla söyleyebiliriz ki çok daha geniş bir genç Alevi kesim var ve gençler arasında ağırlık merkezini de siyasi hareketlerin içinde yer alanlar oluşturmuyor. Rapor, PODEM’in Türkiye’nin farklı toplumsal kesimlerinden gençlerin siyasallaşmasını konu ettiği proje<a href="#_edn2" name="_ednref2">[ii]</a>nin bir parçası. Çalışmanın Alevi gençleri ele alan kısmında temel araştırma sorusunu Alevi gençlerin siyasallaşma dinamiklerinin neler olduğu oluşturdu. Raporda yer verilen sonuçları Sivil Sayfalar için de özetlemeye, aktarmaya çalışacağım.</p>
<p>Bir kere Alevi gençlerin toplumun diğer kesimlerine göre daha politik olduğu (farklı düzeylerde de olsa) Aleviler üzerine çalışmalar yapanların hızla varabileceği bir sonuç. Peki Alevi gençler arasında politikleşme (ki araştırmanın Alevilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerdeki gençleri hedeflediğini hatırda tutmakta fayda var) toplumun diğer kesimlerine göre neden daha yüksek: Alevi gençleri politikleştiren en temel şey ise kimlik arayışlarının kendisi. Alevi gençler kimliğini arıyor. Kendini tanımlamak, içerden, dışardan kimliği ile ilgili sorulara yanıtlar verebilmek istiyor. Bu arayışta, gençler arasında inançsal ve kültürel öğeler kuvvetli olmasına karşın politik söylem ağır basıyor.</p>
<p>Alevi gençlerin büyüklerinden şöyle bir farkı var: kentte ve öteki ile daha yoğun bir etkileşim içinde büyüdüler.  Bu kim olduklarını, Aleviliğin ne olduğu, ne olmadığı, Alevi olmanın koşullarını, sınırlarını sorgulamalarına, kendilerini ve Aleviliği tanımlama ihtiyacını yoğun bir biçimde yaşamalarına neden oldu. Üstelik bu arayış yoğun kaygılı bir ruh hali ile şekilleniyor.</p>
<figure id="attachment_10804" aria-describedby="caption-attachment-10804" style="width: 870px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="wp-image-10804 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/Alevi-gencler.jpg" width="870" height="580" /><figcaption id="caption-attachment-10804" class="wp-caption-text">Kaynak: REUTERS-Ümit Aktaş</figcaption></figure>
<p><strong>Bu kaygılı ruh hali ikliminin üç boyutu var: yaşam tehdidini diri tutan bir mağduriyet anlatısı, ayrımcılıklar ve asimilasyon algısı. </strong></p>
<p>Öteki ile temasın somutlaştığı kentsel yaşama karşın gençler, hala güçlü bir tehdit algısı ile var oluyorlar: “zarar göreceğiz”, “bizi kesecekler” “bizi yok edecekler” diye düşünüyorlar. Üstelik bu tehdidin güncel olduğuna dair işaretler olduğunu aktarıyorlar. Hal böyle iken Aleviliği tanımlamaya çalışan gençlerin ortak tarifinde öne çıkan kavramlar “mağduriyet” ve “ezilmişlik” oluyor. Üstelik başlarına gelen tüm zalimliklerin, Alevilerin “masumiyet”ine rağmen, barışçıl olmalarına, şiddete başvurmamalarına rağmen olduğunu düşünüyorlar. Alevi gençler arasında, uzak ve yakın tarihlerdeki Alevilere yönelik saldırıların yanısıra, yakın zamanlarda da birçok Alevi gencin ölümünde masumiyetin öne çıkması, mağduriyet duygusunu güçlendiriyor. Bu kaygı ve haksızlığa uğrama halleri, Alevi gençliğinin politik hareketliliğini belirleyen önemli bir unsur.</p>
<p>İkincisi Alevi gençler öteki ile temaslarında birey olarak da ayrımcı pratiklerle karşılaşıyor. En çok din derslerinde, Ramazan ayında, erkekler için askerlikte ve Cuma namazı çağrılarında, ağırlıkla sembolik, kimi zaman fiziksel şiddete maruz kaldıklarını dile getiriyorlar. Edindikleri Sünni arkadaşlarına Alevi olduklarını açıklamak zorunda kaldıklarında aldıkları tepkilerden rencide oluyor, onlardan ve benzerlerinden uzaklaşıyorlar. Poliste, askeriyede, yargıda, diğer bürokratik kademelerde, siyasi partilerde üst mevkilerde fazla yer bulamadıkları gibi, bunun imkanlı olduğuna dair inançlarını da yitiriyorlar. Ayrımcılıklar, yaşam tehdidi kaygısı, “masum” ölümler, Alevi gençlerin adalete ve sisteme inançlarını aşındırıyor.</p>
<p>Üçüncüsü Alevilerin ortaklaştığı en temel taleplerde bir ilerlemeye tanık olmazken, makbul Aleviliği tanımlama girişimleri ile karşı karşıya kalıyorlar. Tüm bunları bir asimilasyon girişimi olarak kodluyorlar. Bu şartlarda Cemevleri onlar için bir ibadethane olduğu gibi, bir hak mücadelesinin de sembolü oluyor.</p>
<p>Gençlerin bu kaygı ruh halinin ötesinde pozitif olarak kendilerini gerçekleştirebildikleri kanallar da sınırlı. Gençler, kültürel, sanatsal, sportif vb. doğrudan politik olmayan alanlarda (ya da bizzat siyasi katılım için) kendilerini gerçekleştirebilecekleri imkanlara sahip değiller. Örneğin gençlerin inanç ritüellerindeki müziklere, semaha ilgileri daha yüksek. Cemevlerinin de gençleri en fazla çekebildikleri konular bağlama ve semah kursları. Ulaş Özdemir’in bir araştırmasından, bu ilgiyi destekleyen bir veri, zakirlik (cem ibadeti içerisinde saz çalıp, deyiş söyleme hizmetini yerine getiren kişi) gençler arasında oldukça ilgi görüyor<a href="#_edn3" name="_ednref3">[iii]</a>. O Ses Türkiye yarışmasına Alevi gençlerin katılımının ve ilgisinin yoğunluğu da malum. Dolayısıyla kültürel alana katılım arzularına dair kuvvetli işaretler veren gençlerin önündeki imkanlar sınırlı.</p>
<p><strong>Sonuç olarak kaygının (yaşam tehdidi, ayrımcılık, asimilasyon boyutları ile) yoğun, kültürel imkanların sınırlı olduğu bir iklimde gençler her konuyu, gündelik hayatın her veçhesini politik bir filtreden görüyor. </strong></p>
<p>Alevi gençlerin en büyük sorunu/ihtiyacı Alevi kimliğini tanımlamak, kendilerini tarif edebilmek oluyor. Alevilik sahiplenilen, sevilen bir kimlik gençler için. Fakat ne olduğu, nasıl yaşanması gerektiği net değil. “Bir inanç sistemi ve/veya din olarak mı görmek lazım, yoksa bir kültür bir felsefe olarak mı?” “İslam’ın içinde İslami bir unsur olarak mı yoksa İslam dışı bir inanç sistemi olarak mı?”  “Sol ile Kemalizm ile ilişkisini nasıl tanımlamak gerekir?”  gibi sorular kimlik tarifinde gençlerin önünde duran zor sorular. Alevilik nedir sorusuna gençlerin yanıtları da bu yüzden pozitif değil, negatif tanımlamalarla gerçekleşiyor: “Biz gerici yobaz değiliz, namaz kılmayız”.  Özetle, kimlik arayışında Alevi gençler için üç yol öne çıkıyor:</p>
<ol>
<li><strong>İnançlı bir Alevi olmak ve inanç yönüne ağırlık vermek</strong></li>
<li><strong>Aleviliği kültürel olarak yaşamak, Aleviliğe sahip çıkmak, inançsal öğelerle ilgilenmemek ya da sembolik olarak ilgilenmek</strong></li>
<li><strong>Aktif siyaset yapmak, bunun içinde Aleviliğinin altını çizmek. </strong></li>
</ol>
<p>Alevi gençler arasında yoğunluğu bu üç yol arasında ikincisinin oluşturduğu söylenebilir. Ancak inançsal öğelere ilgi de giderek artıyor. Özellikle daha küçük yaştaki gençlerde bu eğilim kuvvetleniyor. Ayrıca aktif siyaset de geçmişte Alevilikle araya mesafe koymayı gerektiren bir yolken, günümüzde Alevilikle beslenen bir hal almış.</p>
<p><strong>Özetleyecek olursak, güçlü bir mağduriyet hissi (masumiyete rağmen), temsil edilememe, kültürel ve siyasi yaşama katılım kanallarının sınırlılığı, adalete duyulan güvensizlik ve gelecek konusunda ümitsizlik, devlete ve/veya ülkeye aidiyette aşınma Alevi gençlerinin kaygı yüklü siyasallaşma dinamiklerini oluşturuyor. </strong></p>
<p>Alevi gençlerin, Aleviliği dilediğince inançsal ve/veya kültürel yönleri ile gerçekleştirebilmeleri için, bu kaygı psikolojisinin yerini, umut ve barış iklimin alması birincil koşul gibi görünüyor. Genelde Alevilerin özelde de Alevi gençlerin, Alevilerin yaşam tehdidi altında olmadığına dair bir güven ortamına ihtiyaç var.</p>
<p>Sözkonusu kaygı psikolojinin değişmesi için, ikinci olarak Alevilerin Sünni bir asimilasyon tehdidi varlığına dair aldıkları işaretlerin zayıflatılması gerekiyor. Alevileri rencide eden mahalle, park, köprü vb. adlandırmalardan vazgeçilmesi, Alevilikle ilgili temel taleplerin karşılanması, Alevilere yönelik hakaretlerle mücadele edilmesi, Alevilerin kamuda ve siyasi partilerde görünür şekilde yer edinebilmeleri, bu asimilasyon kaygısını zayıflatacak temel öncüller gibi duruyor.</p>
<p>Kaygı psikolojisinin değişmesi için bir diğer koşul da toplumda Aleviliğin ve Alevilerin normalleşmesinden geçiyor. Çoğunluğun, tanıdığı sevdiği bir kişinin Alevi olduğunu öğrenince büyük şaşkınlık geçirecek kadar Alevilere uzak olması Alevilerin ezilmişlik ve mağduriyet duygularını perçinliyor. Toplumun Alevileri oldukları gibi tanıması ve değiştirilmesi gereken özneler olarak değil de kültürel çeşitliliğin unsurları olarak görmesine ihtiyaç var. Bu da Aleviliğin daha görünür olması, Alevilerle temasın, diyaloğun, karşılaşmaların artmasına bağlı. Buna simetrik olarak Alevi gençlerin de toplumun diğer kesimleri ile özellikle de mütedeyyin Sünni yurttaşlar ile daha fazla karşılaşması, temas etmesi ve bir tepki olarak gelişen ve güçlenen İslamifobi ile mücadele edilmesi için, bunun karşısında olan Alevi ve Sünni kanaat önderleri ve STK’ları ile birlikte ortak çalışmalar yapılması gerekiyor.</p>
<p>Normalleşmenin önemli bir boyutu Alevilerin inançlarını, ibadetlerini istedikleri gibi yaşayabilmeleri. Fakat Aleviler çoğu zaman inançlarının bir parçası olduğunu düşündükleri kültürlerine de büyük değer veriyorlar. Hatta bu iki boyutu bir organik ilişki içerisinde değerlendiriyorlar. Bu yüzden kültürel olarak kendilerini gerçekleştirdikçe, Aleviliklerini daha fazla yaşıyorlar. Bu nedenle Cemevleri ibadethane olduğu kadar kültürevleri olarak da görülüyor. Dolayısıyla bir inanç sistemi olarak olduğu kadar kültürel öğeleri ile de Cemevlerin güçlenmesi Alevi gençlerin önemli bir ihtiyacına yanıt verir görünüyor. Halihazırda saz, semah, türkü etkinlikleri, kursları bu ihtiyaca cevap vermek üzere gerçekleştiriliyor. Ancak kültür alanında da daha kurumsal ve kapasiteli girişimlere ve geliştirmelere ihtiyaç var. Bunun yanısıra sinemada, dizilerde, TV programlarında Alevilik ve Aleviler oldukları gibi görünür olmalı. Oysa günümüzde popüler kültür alanında Aleviler kimlikleri ile varolamıyor, kültür üreticileri de Aleviliği ve Alevileri gizliyor ya da örtüyorlar. Saz çalan, türkü seven, söyleyen kimseler olarak görüyoruz Alevileri. O Ses Türkiye programına çıkan gençler Aleviliklerini (ki aynı şey Kürt gençler için de geçerli) gizliyor. Sadece Aleviler, onların Alevi olduklarını anlıyor. Dindar Sünni Müslüman kesimler Alevilerle, Alevilik ile neredeyse hiç karşılaşmıyor.</p>
<p>Son olarak Alevilerin farklıklarını da koruyarak inançlarını yeniden keşfetmeye ve kurmaya ihtiyaçları var. Mevcut yapıları ve kurumları Alevileri tatmin etmiyor. Ancak bu onları inanç boyutuna uzak durmalarından kaynaklanmıyor. Dolayısıyla inanç sistemleri geliştirecek kanallara, araçlara kurumlara ihtiyaç duyuyorlar.</p>
<p>Rapordaki öne çıkan sonuçlar böyle. Not edilmesi gerek bir başka sonuç da şu ki, Alevi gençlerle ilgili araştırma verisi oldukça sınırlı. Bunun bir nedeni kuşkusuz gençliğin bir kategori olarak değeri ile ilgili. Ama bu tür araştırmalara destek bulma zorlukları, araştırmalara karşı önyargılar, araştırma sonuçlarından faydalanma kanallarının zengin olmaması gibi birçok başka nedeni de var. Velhasıl daha fazla saha araştırmasına ihtiyaç olduğu baki. Alevilerin de araştırmalarda Aleviliğin konu edilmesine daha açık olması Aleviler üzerine yapılan araştırmalara daha fazla ilgi göstermeleri önemli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h6><a href="#_ednref1" name="_edn1">[i]</a> Araştırma İstanbul’un Alevilerin yoğun olarak yaşadığı mahallelerindeki Alevi gençlerin siyasi algı, davranış ve hareketliliklerine odaklanıyor. Söz konusu mahalleler, Sancaktepe ilçesinde, Sarıgazi olarak bilinen bölgede bulunan İnönü Mahallesi, Sultanbeyli ilçesindeki Yavuz Sultan Selim ve Ahmet Yesevi mahalleleri ve Maltepe ilçesindeki Gülsuyu ve Gülensu mahalleleri. Toplam 15 kanaat önderi ve mahallelerde ikamet eden, 16-35 yaş aralığında, aileleri çoğunlukla Sivas, Erzincan, Tokat, Kahramanmaraş, Tunceli’den göç etmiş 38 kişiyle birebir, derinlemesine mülakatlar yapıldı. Mahallelerdeki cemevleri, çay bahçeleri ve kafelerde yarı-etnografik gözlemler yoluyla veri de toplandı. Mülakatlar Kasım-Aralık 2015 arasında gerçekleştirildi.</h6>
<h6><a href="#_ednref2" name="_edn2">[ii]</a> PODEM’in Berghof Vakfı’yla birlikte gerçekleştirdiği İstanbul Gençlik Haritası Serisi, İstanbul’da Alevi, Kürt, İslami kimlikler etrafında siyasallaşmış gençlerin yaşamlarını, beklentilerini, yaşadıkları mahalle, şehir ve ülkeyle ilişkilerini konu ediyor. Bu çalışmanın ürünü olan “Türkiye’de Gençliğin Siyasallaşma Biçimleri” raporunu şuradan indirebilirsiniz.</h6>
<h6><a href="http://podem.org.tr/yayinlar/raporlar/turkiyedegencliginsiyasallasmabicimleri/">http://podem.org.tr/yayinlar/raporlar/turkiyedegencliginsiyasallasmabicimleri/</a></h6>
<h6><a href="#_ednref3" name="_edn3">[iii]</a> Ulaş Özdemir (2016). “Kimlik, Ritüel, Müzik İcrası”. Kolektif Kitap.</h6>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/07/alevi-genclerin-kaygili-kimlik-arayislari/">Alevi Gençlerin Kaygılı Kimlik Arayışları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/07/alevi-genclerin-kaygili-kimlik-arayislari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
