<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Âşık Veysel arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/asik-veysel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/asik-veysel/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jan 2020 11:44:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Âşık Veysel arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/asik-veysel/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Koyun Kurt İle Gezerdi, Fikir Başka Başka Olmasa&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/12/koyun-kurt-ile-gezerdi-fikir-baska-baska-olmasa/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Özbank]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Sep 2019 07:23:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Âşık Veysel]]></category>
		<category><![CDATA[Çağdaş Siyaset Kuramı]]></category>
		<category><![CDATA[Hannah Arendt]]></category>
		<category><![CDATA[Kant]]></category>
		<category><![CDATA[Nasıl İstikrar: Rawls-Habermas Tartışması]]></category>
		<category><![CDATA[Neden Demokrasi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=42119</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çağdaş Siyaset Kuramı'nın en zihin açıcı düşünürlerinden biri olan Hannah Arendt’in ağzıyla söylersek, çeşitlilik, en genel anlamıyla, ‘insanlık durumunun’ bir parçasıdır: ‘Hepimiz aynıyız, yani insanız’ der Arendt, ‘ama bu öyle bir aynılıktır ki, hiç kimse, geçmişte yaşamış, şimdi yaşayan veya gelecekte yaşayacak başka bir kişiyle aynı değildir ve olamaz.’</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/12/koyun-kurt-ile-gezerdi-fikir-baska-baska-olmasa/">Koyun Kurt İle Gezerdi, Fikir Başka Başka Olmasa&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil Sayfalar’daki yazılarımda bu güne dek çoğunlukla ‘biz neden farklılıklarımızla bir arada yaşamakta zorlanıyoruz’ sorusunun etrafında dolandım, buna ileride de devam edeceğim. Ama bugün tartışmamıza yeni bir boyut daha katalım, ‘farklılıklarımızla bir arada yaşamaktan’ bahsettiğimizde, kastımızın ne olduğu ve bunu nasıl becerebileceğimiz konusunu da yavaş yavaş konuşmaya başlayalım istiyorum.</p>
<p>Önce şu tespiti yapalım: Türkiye coğrafyasında yaşayan nüfus kendi içinde müthiş bir çeşitlilik gösteriyor. Öyle ki, bu çeşitliliğin içinde barındırdığı etnik, vicdani, düşünsel ve cinsiyet ve cinsel yönelim bağlamındaki tüm farklılıkları, kapsayıcı bir biçimde, yani tek bir yurttaşı dahi dışarıda bırakmadan listelemeye kalkarsak, ciltler doldurmaya başlarız: Türkler, Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Sünni Müslümanlar, Aleviler, Ortodoks, Katolik ve Protestan Hristiyanlar, Yahudiler, Ateistler, Laikçiler, İslamcılar, Sosyalistler, Milliyetçiler, Ulusalcılar, Kemalistler, Muhafazakarlar, Liberaller, erkekler, kadınlar, gey, lezbiyen ve biseksüeller&#8230; Liste bu şekilde uzayıp gider ve ihtimaldir ki liste ne kadar uzatılırsa uzatılsın, listeye dahil edilen kimlik belirleyenleri ne kadar çeşitlendirilirse çeşitlendirilsin, birileri yine de kendilerini dışarıda bırakılmış hissedebilirler.</p>
<p>Toplum içindeki ve siyaset sahnesindeki varlıklarını, farklı etnik, vicdani, düşünsel, cinsiyet ve cinsel yönelim belirleyenlerinden hareketle tanımlayan insanların gösterdiği bu çeşitliği bir zenginlik olarak görüp savunabilir, ya da için de yaşadığımız coğrafyanın bir bahtsızlığı olarak görüp, bu duruma kızabiliriz. Sevinçle, ülkemizin rengarenk bir mozaikten müteşekkil olduğunu da söyleyebiliriz, öfkesini veciz bir ifadeyle dile getirmeye çalışan eski bir Türk siyasetçisi gibi, ‘ne mozaiği ulan!’ da diyebiliriz.</p>
<p>Ama üzerinde yaşadığımız topraklarda gözlemlediğimiz bu çeşitliliği yok sayamayız. Çünkü bu çeşitlilik bir olgudur — biz sevsek de vardır, sevmesek de. Ona kucak açabilir, ya da ona saldırabiliriz, ama varlığını inkar edemeyiz.</p>
<p>Üstelik bu çeşitlilik, sadece bizim ülkemize, bizim üzerinde yaşadığımız coğrafyaya mahsus bir olgu da değildir. Bütün modern toplumlar, kendi içlerinde, o veya bu şekilde, o veya bu ölçüde, bu türden bir çeşitlilik  barındırırlar. Yani çeşitlilik olgusu bir zenginlikse, bütün toplumlar bu zenginliğe sahiptir, bir bahtsızlıksa da, bütün toplumlar bu bahtsızlıktan muzdariptir. Dolayısıyla, bizimkisi de dahil olmak üzere, yerküre üzerindeki hiç bir toplumun içinde barındırdığı çeşitlilik bağlamında kendisini diğerlerine kıyasla daha zengin veya daha bahtsız hissetmesinin bir anlamı yoktur.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-42121 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/Modern-Pluralism.jpg" alt="" width="252" height="168" />Hadi bir adım daha ileri gidelim: çeşitlilik olgusu belli tarihsel dönemlerde, belli toplumlarda, belli koşullarda ortaya çıkan, başka dönemlerde, başka toplumlarda, başka koşullar altında ise yok olabilen bir şey de değildir. Çağdaş Siyaset Kuramı&#8217;nın en zihin açıcı düşünürlerinden biri olan Hannah Arendt’in ağzıyla söylersek, çeşitlilik, en genel anlamıyla, ‘insanlık durumunun’ bir parçasıdır: ‘Hepimiz aynıyız, yani insanız’ der Arendt, ‘ama bu öyle bir aynılıktır ki, hiç kimse, geçmişte yaşamış, şimdi yaşayan veya gelecekte yaşayacak başka bir kişiyle aynı değildir ve olamaz.’</p>
<p>Dolayısıyla bu çeşitliliği bir zenginlik olarak görüp onu kucaklayanlarımız, insanlığı kucaklamış olurlar. Onu bir bahtsızlık olarak görüp, içinde barındırdığı renklerden birinin diğer tümüne hakim olmasına çalışanlarımızın yolu ise, savaşa, soykırıma, kısaca: insanlığa karşı suç işlemeye çıkar.</p>
<p>Çeşitlilik olgusunun kaçınılmazlığını kabullenmek tüm bu çeşitliliğimizle barış içinde birlikte yaşamak yönünde ortak bir iradenin oluşabilmesi için atmamız için gereken ilk adımdır. Ama bu ilk adımı attığımızda, yani çeşitlilik olgusunu kabullenip, çoğulculuk güzellemeleri yapmaya başladığımızda, işimiz bitmiş olmaz, tam tersine asıl o noktada başlar. Zira ‘farklılıklarımızla bir arada nasıl yaşayabiliriz?’ sorusu, tam da bu noktada bizden bir yanıt talep eder: Herkesin farklı doğrulara inandığı, benim iyi dediğime, ötekinin kötü, berikinin güzel dediğine, öbürünün çirkin dediği bir ortamda, insanların kavgasız, gürültüsüz bir arada yaşaması nasıl mümkün olur?</p>
<p>Aşık Veysel’in dediği gibi:</p>
<p>Kim okurdu kim yazardı</p>
<p>Bu düğümü kim çözerdi</p>
<p>Koyun kurt ile gezerdi</p>
<p>Fikir başka başka olmasa.</p>
<p>Ben bu düğümü, insan haklarına dayalı bir hukuk düzeni içinde, çoğulcu, eşitlikçi, barışçı, diyaloğu ve akılcı tartışmayı özendiren değerlerden müteşekkil bir demokratik siyaset zemininde buluşabildiğimiz ölçüde çözebileceğimizi düşünenlerdenim. ‘Fikrin başka başka olduğu’ ortamlarda, yani düşünsel ve vicdani çeşitlilik koşulları altında, demokratik değerler üzerinde böylesi bir ortaklaşmanın nasıl mümkün olabileceği sorusunu, bundan on sene kadar önce, “Neden Demokrasi, Nasıl İstikrar: Rawls-Habermas Tartışması” isimli kitabımda (İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009) ele almıştım. Hem bu konuya, hem de modern toplumlarda, dışlayıcı söylemlerle ötekileştirilen insanların, demokratik görüş ve irade oluşturma süreçlerine nasıl dahil edilebilecekleri gibi, çağdaş demokrasi kuramında haklı olarak önemsenen ve çokça tartışılan diğer konulara, ilerideki yazılarımda yine değineceğim.</p>
<p>Ama bugün gündeme dahil edilmesi gereken başka bir sorunumuz daha var; önceki yazımda değinmiştim, bugün adına kibarca ‘sağ popülizm’ dediğimiz şey, Trump Amerika’sından, Putin Rusya’sına, Orban Macaristan’ından, Bolsonaro Brezilya’sına, dünyanın bir çok ülkesinde iktidarda. Ayrıca, Almanya’dan İtalya’ya, Avusturya’dan Fransa ve İsveç’e dek, dünyanın bir çok ülkesinde, sağ popülist hareketler henüz iktidara gelmemiş olsalar da, ciddi bir yükseliş içindeler. Tıpkı Türkiye’nin içinden geçtiği kutuplaşma sürecinde olduğu gibi, bu ülkelerde de, iktidara gelmek veya iktidarda kalmayı sürdürmek isteyen popülist siyasetçiler, destekçi tabanlarını büyütmek veya muhafaza etmek için,  insanların varoluşsal korkularını harekete geçirerek, toplum içinde var olan kültürel gerilim hatlarını biraz daha germek üzerine kurdukları bir oyun planını izliyor; farklılıklarla bir arada yaşamanın yollarını arayan, bunun koşullarını oluşturmaya çalışan insanları ise sayılarını artırmaya ya da muhafaza etmeye çalıştıkları ‘dostlarına’ saldırılması gereken ‘düşmanlar’ olarak hedef gösteriyorlar.</p>
<p>Dolayısıyla dünya tarihinin sağ popülizmin yeniden yükselişe geçtiği  şu içinde bulunduğumuz döneminde, insan Aşık Veysel gibi sormadan edemiyor: insanlığı tüm çeşitliliğiyle kucaklamaya çalışan ‘koyunların,’ bizzat bu çeşitliliği bir tehdit olarak algılayıp, onu yok etmeye çalışan ‘kurtlarla’ bir arada yaşaması mümkün müdür? Mümkün değilse, demokratik görüş ve irade oluşturma süreçleri, bu süreçleri insanların varoluşsal korkularını harekete geçirerek istismar eden popülist siyasetçilere karşı nasıl korunaklı kılınabilirler? Daha açık bir ifadeyle: dışlayıcı, ötekileştirici söylemler ve bu söylemlerden nemalanan popülist siyasetçiler demokratik süreçlerden nasıl dışlanabilirler?</p>
<p>Biliyorum insanlığı tüm çeşitliliği ile kucaklamaya çalışanlarımız için ‘dışlamayı’ konuşmak çok zor, sevimsiz ve kendi içinde çelişkili gibi gelen bir şey.  Ama dünya tarihinin önümüzdeki evresinde, insani çeşitliği mümkün olan <strong><em>en geniş</em></strong> kapsayıcılıkla kucaklayabilmek için, bu çeşitliliğe yönelik tehditleri mümkün olan <strong><em>en dar</em></strong> dışlayıcılıkla nasıl belirleyebileceğimizi düşünmekten kaçamayacakmışız gibi geliyor bana. Bilmiyorum Kant’ın şu sözleri size de hassasiyetle yürütülmesi gereken bu tartışmaya başlamak için anlamlı bir çıkış noktası gibi gelir mi?</p>
<p>&#8220;Özgürlüğün belli bir şekilde kullanımı genellenebilir yasalarla uyumlu bir özgürlüğün kullanımına engel teşkil ediyorsa (yani bir haksızlıksa), özgürlüğün o kullanımına karşı zorlayıcı önlemler almak, özgürlüğün engellenmesini engellemek anlamına gelir, dolayısıyla bu çeşit önlemler, genellenebilir yasalarla uyumlu özgürlüklerle bağdaşır, yani hukuka uygundur.&#8221;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/12/koyun-kurt-ile-gezerdi-fikir-baska-baska-olmasa/">Koyun Kurt İle Gezerdi, Fikir Başka Başka Olmasa&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>2. Uluslararası Mersin Engelsiz Sanat Festivali Programı Açıklandı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/11/2-uluslararasi-mersin-engelsiz-sanat-festivali-programi-aciklandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Sep 2018 13:23:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Âşık Veysel]]></category>
		<category><![CDATA[engelsiz sanat festivali]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Uluslararası Engelsiz Sanat Festivali]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=30385</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tüm dünyadan engelli sanatçıları bir araya getirmek amacıyla, kâr amacı gütmeden tamamen hizmet ve farkındalık yaratma amaçlı hayata geçirilen, Mersin Valiliği himayesinde, Büyükşehir Belediyesi ve Mersin’i Kalkındırma Dayanışma Derneğinin işbirliğinde yürütülen Mersin Uluslararası Engelsiz Sanat Festivali bu yıl ikinci kez düzenlenecek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/11/2-uluslararasi-mersin-engelsiz-sanat-festivali-programi-aciklandi/">2. Uluslararası Mersin Engelsiz Sanat Festivali Programı Açıklandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Festivale, Türkiye dâhil 19 farklı ülkeden; engelleri azim, umut ve başarı ile aşmış müzik, resim, dans, fotoğraf gibi sanat dallarından toplam 100 sanatçı katılacak. Festival, 11-14 Ekim tarihleri arasında, Mersin’de farklı kültür ve sanat alanlarında gerçekleştirilecek.</p>
<p>Dünyada bir ilk olma özelliği taşıyan, Mersin Uluslararası Engelsiz Sanat Festivali, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığınca başlatılan; Mersin’i engelsiz bir şehir haline getirme gayretlerinin güzel sonuçlarından yalnızca bir tanesi. Şehir, bu yönde gerçekleştirdiği çalışmalarla öne çıkıyor ve “Engelsiz Kent” olarak yurt içinde ve dışında sosyal farkındalık alanında birçok ödül ve sertifikası bulunuyor.</p>
<p>Yaşadıkları şehrin sosyokültürel hayatından kopmamaları, şehrin insanı olarak var olabilmeleri için kent altyapısı ve üst yapılarını engelli vatandaşlarımızın ihtiyaçlarına göre dizayn etme, karar verme ve planlama gayretleri ile yola çıkan Mersin Büyükşehir Belediyesi çalışmalarını sanatın tüm dallarında engellilere yer açma ve destekleme projelerine dönüştürdü.</p>
<p>Engelli vatandaşların sorunlarına dikkat çekmek, çözüm platformları sunarak çözümüne katkı sağlamak ve farkındalık yaratmak, “azim ve umut” ile her şeyin mümkün olabileceğini göstermek ve tüm dünyadan, engellerini azim ve umutla aşan başarı hikâyelerini görünür kılmak amacıyla yola çıkan festival, 4 gün sürecek. Festival etkinlikleri için il merkezinin değişik semtlerinde konser sahneleri kurulacak ve sergi alanları açılacak. Ayrıca festival süresince paneller düzenlenecek. Festivale katılım herkese açık ve ücretsiz olacak.</p>
<h3>Aşık Veysel de unutulmadı</h3>
<p>Festival bu sene, Türk Halk Müziğinin unutulmaz sanatçılarından merhum <strong>Aşık Veysel anısına</strong> yapılacak ve <strong>“Karanlıktan Aydınlığa”</strong> mottosu ile tüm engellerine rağmen hayata tutunabilen, hem kendilerine hem çevrelerine hem de evrensel duygulara sanatlarıyla ışık olabilen tüm engelli sanatçılara ithaf edilecek.</p>
<h3>Festivalin önemli yabancı konuğu Jose Feliciano!</h3>
<p>Festivalin uluslararası konuklarından biri de ülkemizde de çok sevilen Porto Riko’lu efsanevi şarkıcı, besteci ve gitar virtüözü usta sanatçı Jose Feliciano<strong> </strong>olacak. Açılış gecesi sahnede olacak Feliciano<strong> </strong>dışında; doğuştan down sendromu bulunan bağlama sanatçısı Çağatay Aras<strong>,</strong> San Diego doğumlu ve kendi tekniğini geliştirerek ayakları ile gitar çalan eşsiz yetenek Mark Goffeney, şarkıcılık, yazarlık ve mankenlik gibi değişik sanat dallarında yeteneğini kanıtlayan görme engelli Alman sanatçı Joana Zimmer, Latin müziğin Avrupa’da en iyi temsilcilerinden, geçtiğimiz yıl ilki gerçekleşen festivalin şarkısını yapan ve şarkının klibini Mersin’de çekerek Mersin’in tanıtımına katkı sağlayan Türkiye ve Mersin dostları, Gatto Gabriel &amp; Steven Cyril de festivalin önemli konukları arasında yer alıyor. Ayrıca resim, fotoğraf gibi sanatın diğer dallarında yeteneklerini geliştirmiş ulusal ve uluslararası birçok engelli sanatçı da sergileri ile festivale renk katacak. Sanat hayatları boyunca engellilere yönelik etkinliklere destek veren Eda &amp; Metin Özülkü de festivalde sahne alacak.</p>
<p><a href="https://www.engelsizsanat.net/" target="_blank" rel="noopener">Etkinlik ile ilgili detaylara buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz</a></p>
<p>Kaynak: <a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/09/11/2-uluslararasi-mersin-engelsiz-sanat-festivali-programi-aciklandi/" target="_blank" rel="noopener">Yeşil Gazete</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/11/2-uluslararasi-mersin-engelsiz-sanat-festivali-programi-aciklandi/">2. Uluslararası Mersin Engelsiz Sanat Festivali Programı Açıklandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevilerin Dışavurumu: Müzik ve Kimlik</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/12/alevilerin-disavurumu-muzik-kimlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Tol]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Mar 2017 07:29:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Arif Sağ]]></category>
		<category><![CDATA[Âşık Veysel]]></category>
		<category><![CDATA[Aşuğ Sarkis]]></category>
		<category><![CDATA[Bektaşi]]></category>
		<category><![CDATA[Dertli Divani]]></category>
		<category><![CDATA[Erikli Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Feyzullah Çınar]]></category>
		<category><![CDATA[Hacı Bektaş]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Karacaahmet]]></category>
		<category><![CDATA[Karacaoğlan]]></category>
		<category><![CDATA[Kul Agop]]></category>
		<category><![CDATA[Musa Eroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[müzik kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Neşet Ertaş]]></category>
		<category><![CDATA[Nesimi Çimen]]></category>
		<category><![CDATA[O Ses Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Pir Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Şahkulu]]></category>
		<category><![CDATA[Ulaş Özdemir]]></category>
		<category><![CDATA[unesco]]></category>
		<category><![CDATA[Yavuz Top]]></category>
		<category><![CDATA[Yenibosna Cemevi]]></category>
		<category><![CDATA[Yılmaz Güney]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12260</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevilik açılmaya ve kimlik olarak tanınmaya başladığı halde, popüler kültürde dokunulmayan konular arasında yer almaya devam ediyor. Fakat Alevi kimliğinde müziğin özel bir yeri ve etkisi var. Alevi kimliğinin müzikle ilişkisini, Alevi gençlerinin müziğe ilgisini, gençler arasında zakirliğe artan ilgiyi, müzisyen ve etnomüzikolog Ulaş Özdemir ile konuştuk. Aleviler, popüler kültürde Alevi kimlikleriyle görünür değiller, orada yer [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/12/alevilerin-disavurumu-muzik-kimlik/">Alevilerin Dışavurumu: Müzik ve Kimlik</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Alevilik açılmaya ve kimlik olarak tanınmaya başladığı halde, popüler kültürde dokunulmayan konular arasında yer almaya devam ediyor. Fakat Alevi kimliğinde müziğin özel bir yeri ve etkisi var. Alevi kimliğinin müzikle ilişkisini, Alevi gençlerinin müziğe ilgisini, gençler arasında zakirliğe artan ilgiyi, müzisyen ve etnomüzikolog Ulaş Özdemir ile konuştuk.</strong><span id="more-17760"></span></p>
<p>Aleviler, popüler kültürde Alevi kimlikleriyle görünür değiller, orada yer bulsalar da fark edilmezler. Alevilik kamuoyunda daha fazla görünen ve tanınan bir kimlik haline gelmiş olsa da bu durum çok değişmiyor. Yeni yeni son 5-10 yıldır Alevi olduğunu belli eden karakterler daha fazla görünmeye başladı ki genellikle Alevi kimliğini geride tutmaya devam ederek. Aynı şey müzik için de geçerli. Aleviler haricinde bir müzisyenin Alevi olduğunu, bir eserin Alevi kültürünün parçası ya da  bir Alevi deyişi olduğunu pek az kişi fark eder, bu dillendirilen bir şey olmaz. O ses Türkiye müzik yarışmasına katılan birçok Alevi genç, “Ben türküleri severim çünkü bu kültürde yetiştim” dediğinde aslında “Ben Aleviyim, Alevi kültürünü temsil etmeye çalışıyorum burada” demek ister ama yine Aleviler dışında bu sesi duyabilen pek olmaz. Alevilik açılmaya ve kimlik olarak tanınmaya başladığı halde, popüler kültürde dokunulmayan konular arasında yer almaya devam ediyor. Fakat Alevi kimliğinde müziğin özel bir yeri ve etkisi var. Alevi kimliğinin müzikle ilişkisini, Alevi gençlerinin müziğe ilgisini, gençler arasında zakirliğe artan ilgiyi, müzisyen ve etnomüzikolog Ulaş Özdemir ile konuştuk.</p>
<p><strong>&#8211; Müziğin Alevi kültüründe, hatta inancında önemli bir yeri var. Öte yandan İslam’da genel olarak müziğin yerinin sınırlı olduğu düşünülür. Siz ne düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>İslam’la ilişkili topluluklarda sanki müzik yokmuş gibi genel bir kabul var. Müziği nasıl ele aldığınızla ilgili bir mesele bu. Yani kutsal bir metni melodik olarak konuşur gibi söylemek de bir müzik. Biz müziği çok öyle almadığımız için deyişler, cemlerdeki dualar da müzikal bir şey gibi görülmez. Aleviler için müziğin özel bir yeri olmasının ise iki sebebi var: Âşıklar ve cem. Cem müzikle başlayıp müzikle bitiyor. Başından sonuna müzikal bir yapılanması var cemin. Ağıt kısmı var, mersiyesi var, miraç kısmı var, yani en üst noktası, epik karakterde, içinde bir mitoloji var. Yöresel olarak çalgıcının icrasına bağlı olarak daha sözsüz icranın ön plana çıktığı üsluplar tabii ki var, ama temel olarak cem, saz ve söz üstüne. İkisi etle tırnak gibi birbirini tamamlıyor. Âşıklar da bir hafızanın, toplumsal belleğin taşındığı önemli araçlardan bir tanesi. “Âşığın sözü, Kuran’ın özü”dür Alevilikte. Sayısız âşık sayabiliriz.</p>
<p><em>&#8211; </em><strong>Âşıklık yalnız Alevilere özgü değil ama, Alevi âşıklar dışında da âşıklar var değil mi?</strong></p>
<p>Âşık kültürü çok geniş bir kültür, sadece Anadolu’yla ilgili bir şey de değil. Yakın coğrafyada İran’da, Irak’ta, Azerbaycan’da hatta Ermenistan’da âşık kültürü var. Bu geleneği sürdüren Ermeni ve Rum şairler var, yani Bektaşi motifli Alevi motifli şiirler yazan, mahlası olan, Kul Agop gibi, Aşuğ Sarkis gibi sayısız ozan da yetişmiştir. Özellikle 19. yüzyılda İstanbul, Ermeni şairler, aşuğlar için çok önemli bir merkez. Tabii halk edebiyatı içinde de sayısız ozan var. Âşık Ömer mesela inanılmaz bir ozandır. Karacaoğlan’ı kimisi Aleviliğe yorar, ama Karacaoğlan’ın Alevi olmadığını biliyoruz mesela.</p>
<p>&#8211; <strong>Neşet Ertaş?</strong></p>
<p>Neşet Ertaş Bektaşi. Yüzde yüz Bektaşi. Tamamen Hacı Bektaş’a bağlılar, ama maalesef ölümünde hiç Alevilikle Bektaşilikle ilgisi yokmuş gibi gösterildi. Neşet Ertaş, Veysel hatta, sanki bu toplulukların içinde yetişmemiş ve buna dair hiçbir şey yapmamış, söylememiş gibi algılandı.</p>
<p>&#8211; <strong>Müziğin Alevi kimliğindeki yerini nasıl değerlendirmek gerekir? </strong></p>
<p>Bunu biraz dönemselleştirerek ele almak gerekebilir. Cumhuriyet tarihi boyunca Alevilerin kendilerini dışa vurmasında müziğin çok önemli bir araç olduğunu görüyoruz. Erken dönemde Alevi, Bektaşi ozan çok. Ancak Alevi kimliklerini, bugün gördüğümüz anlamda, dışa vurduklarını görmüyoruz , ama oradalar. Hasan Hüseyin Orhan gibi, Hasan Hüseyin Kızıldeli gibi dede ocaklarından gelen dede ve âşıklar var. Âşık Veysel gibi, Ali İzzet Özkan gibi çok önemli âşıklar var. Bunlar aslında o dönemin repertuarına çok büyük katkı sunmuşlar, ama Alevilikleriyle ele alınmamışlar. Sonraki dönemde gelen Mahzuni, Daimi gibi ozanlar bir yandan Alevi kimlikleriyle hafif hafif ortaya çıkarken ama bir yandan da solla birlikte kendilerini gösteriyorlar. Müzik kayıtları, semah gösterileri, Alevilikle ilgili özel geceler yapılıyor. Tabii ki Feyzullah Çınar var, damardan yani, Alevilikle ilgili tırnak içinde en radikal uç o zaman için. Nesimi Çimen’ler var. Solla bir gel git söz konusu, repertuar solun içine giriyor. 70’lerde sol çok daha baskın, ama Feyzullah Çınar gibi ozanlar tabii ki bir yandan Alevilikteki o geleneği ve çizgiyi de sürdürüyorlar.</p>
<p>&#8211; <strong>Sinema için de aynı şey söz konusu diyebilir miyiz? Orada da benzer bir durum var. Hiç Alevi diye bir şey görmüyorsunuz Türk sinemasında, ama saz çalan ozanlar var. Müzik, ozanlar, Aleviliğin görünen yüzü, olmuş böyle bakınca.</strong></p>
<p>Dışa dönük, dışa vuran bir kısmı. Mehmet Ali Karababa’yı görüyoruz mesela, Yılmaz Güney filminde karşımıza çıkıyor. Âşıklar, ozanlar karşımıza çıkıyor. Düğünlerde, çeşitli etkinliklerde icra yapan yeni bir kuşak çıkıyor artık 70’lerde. Bir de şunu unutmayalım, popüler sanatçıların yani Edip Akbayram’ın, Selda’nın, Cem Karaca’nın, Fikret Kızılok’un, Neşet Ertaş ve Veysel’i çalıp söylemesi ve tabii ki Mahzuni’yi çalıp söylemesi, Alevi âşıkların miras bıraktığı bir damar oluşturdu. Asıl kırılma ise 80’lerde, Arif Sağ, Yavuz Top, Musa Eroğlu ve muhabbet serisi ile gerçekleşti. Biraz öncesinde ise tabii yine Arif Sağ’ın kendi bireysel arayışı, kısa saplı bağlama yapımcılarının ortaya çıkışı ve bir standardizasyon arayışı var.</p>
<p><strong>&#8211; Kısa saplı bağlama daha önce çok kullanılan bir şey değil miydi?</strong></p>
<p>Değildi. Arif Sağ’larla birlikte gelişen bir çalgı. Kısa saplı bağlama ile hedeflenen, sazı evrensel bir çalgı yapmak, uluslararası standarda taşımak, bağlamayla her şeyi çalabilmek, bağlamayı bir gitar yapmaktı. Oysa âşık sazı tek tip değil. Nesimi üç telli çalarken, Ali Ekber Çiçek kocaman divanı çalıyordu ya da kara düzen bağlamasını çalıyordu. Davut Sulari de benzer şekilde. Gelenek bu çeşitlilikle taşındı zaten.</p>
<p>&#8211; <strong>2000’li yıllara gelirsek, tezinizde zakirlik çalışmışsınız ve zakirliğin gençler arasında çok popüler olduğunu görmüşsünüz. Neden popüler oldu bu dönemde zakirlik sizce?</strong></p>
<p>1998’de ilk albümümü yayınladığım dönemde, eski dede sazımla Maraş bölgesinin deyişlerini çalmaya başladım. O dönemde beni çeşitli ortamlardan çağırmaya başladılar. O zamanlar Arif Sağ tarzında daha bir baskınlık vardı, benden kısa saplı bağlama çalmam bekleniyordu. Benim söylediğim tonlar öyle değildi; ne o pes tonlardan söylüyordum, ne ona uygun sazım vardı açıkçası, ne de zaten icranın o kısmına dair meylim vardı. Ben icranın daha çok öbür kısmıyla, dedelerin, âşıkların, zakirlerin çaldığı kısmıyla ilgileniyordum. Ben bunu korumacılık için değil, gerçekten merak ettiğim için yapıyordum. 2000’li yıllardan itibaren benim bu ilgime benzer ilgiyi duyan insanlara daha fazla denk gelmeye başladım. Bir şeyler arıyorlardı. Küçük bir detay ama Dertli Divani baba hepimizi buluşturan şey oldu çünkü o hem cemlerde bu geleneği sürdüren bir âşıktı, hem dedelik yapıyordu. Onunla birlikte gezerken farklı farklı yerlerde Aleviliğin daha inançsal yanını vurgulayan, ama onu arayan, öğrenmek isteyen, ona dokunmak isteyen bir kuşak gördüm. Zakir olmak isteyen, dede sazı çalmak isteyen bu kuşak, sanıyorum 2008, 2009 civarında daha çok görünmeye başladı. Tam da bu arada zakirler Alevi kurumlarında artık görünür şekilde icra yapıyorlardı. Çok önemli, örnek alınan zakirler yetişmişti, özellikle İstanbul’da, çünkü İstanbul’da kurumsal yapılanmaya dair bir çeşitlilik var. Şahkulu, Karacaahmet gibi çok önemli dergahlar var, buralar özel kabul ve ilgi görüyor, çünkü içlerinde türbe var. Erikli Baba da böyle, Garip Dede de. Bir yandan Yenibosna Cemevi, Alibeyköy Cemevi, Okmeydanı Cemevi gibi artık merkezileşmiş, komplekse dönüşmüş çok büyük cemevleri var. Bunların bir kısmı bazı kurumların merkezleri. Bu dönemde, Divani babanın mekteb-i irfan adıyla çeşitli cemevlerinde yürüttüğü muhabbetlerine gelen gençlerin ben zakir olmak istiyorum demesi dikkatimi çekti. Bu bana çok tuhaf geldi, bir genç niye zakir olmak ister ki? Tamam, müzisyen olmak ister, Alevi müziği ile ilgili icra yapmak ister, albüm yapmak ister, ses sanatçısı olmak ister, başka bir şey ister de, zakir niye olmak ister ki? Zakirlikten maddi bir şey kazanamaz, popüler olmaz, büyük müzikal işler yapamayabilir ve 20 yaşında bir genç neden zakir olmak ister?</p>
<figure id="attachment_12262" aria-describedby="caption-attachment-12262" style="width: 1920px" class="wp-caption alignnone"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-12262" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/04.-Sahkulu-Dergahında-Cem-©-Ulas-Ozdemir.jpg" alt="" width="1920" height="1080" /><figcaption id="caption-attachment-12262" class="wp-caption-text">Şahkulu Dergâhı&#8217;nda cem © Ulaş Özdemir</figcaption></figure>
<p>&#8211; <strong>Nedir bu sorunun yanıtı? Neler buldunuz?</strong></p>
<p>Pek çok yanıtı var, ama müzikte Alevi kimliğinin dinsel, inançsal olarak ifadesindeki en önemli aracı zakir olarak ortaya çıkıyor, en azından bu dönemde. Zakirlik kutsal bir görev. İnançsal bir yanı var. Zakir, cemin içindeki o dua, tevhid gibi kutsal repertuarı bir aracı olarak icra ediyor.</p>
<p>&#8211; <strong>Tatmin de oluyor o halde bir yandan.</strong></p>
<p>Tabii ki çok büyük tatmin. Zakirlik tam da gençlerin manevi arayışlarına denk gelen bir müzikal icra pratiği.</p>
<p>&#8211; <strong>Dedeler sanki gençleri kesmiyor. Hizmetler yer yer çekiyor ama yer yer de çekmiyor. Öte yandan bu zakirlik gençlerin karşılaştıkları en çekici unsur gibi görünüyor Alevi inancında. Zakirlikte diğer hizmetlere kıyasla kendini geliştireceği daha fazla şey buluyor anladığım kadarıyla.</strong></p>
<p>Şimdi bir zakir, bir âşığın sözüyle kendini ifade edebiliyor. Pir Sultan’ın bir sözü zaten onun için önemlidir, kendi derdini anlatabilir onunla. Hem cemde hem de cem dışında âşığın sözü zakire kılavuzluk ediyor. Böyle kendi aralarında da bir muhabbet kuruyor zakirler; o sözleri anlamak, onların derinliğine ulaşmak, oradaki kavramı anlamak için, çünkü hakikatin orada olduğunu biliyor ve onu anlamak ancak bir muhabbette oluyor. Birinin sana ışık göstermesi lazım. Gençlerin anne babalarına göre ayrı bir ilgisi var Aleviliğe. Yükselen siyasal İslam kimliği ve başka yükselen kimlikler karşısında o genç kendi inançsal kimliğini göstermek istiyor. Hristiyanım, Yahudiyim, Budistim demek gibi, o çocuk da ben Aleviyim demek istiyor. Zakirlikte ise müzikle kimliğini buluyor ve ifade ediyor.</p>
<p><strong>&#8211; Zakirlik dışında da müziğin, bağlamanın Alevi gençliğinde önemli bir yeri var. Semah ve bağlama en ilgilerini çeken iki şey.</strong></p>
<p>Bağlama başından beri bir sembol tüm Aleviler için. Ancak 90’larda, neredeyse tüm Alevilik çalışmalarında, semahla bir kimlik dışavurumu ortaya çıktı. Zakirlik ise 2000’lerle yeniden bir değer olarak ön plana geldi. Tabii bunlar, Alevi kurumsallaşması ve standardizasyon arayışlarının da birer parçasıydı. Semah ve bağlama kursları, cemevlerinin gençlerle kurduğu ilişki için en vazgeçilmez faaliyetler oldu. Diğer yandan 2010 yılında Alevi-Bektaşi semahının UNESCO tarafından “Somut Olmayan Kültürel Miras” kapsamında korumaya alınması ve Dertli Divani’ye zakirlik alanında yine UNESCO tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” ünvanı verilmesi, bu sürecin uluslararası dinamikleri açısından da çok önemli.</p>
<p>&#8211; <strong>Şöyle diyorsunuz değil mi: Zakirler Arif Sağ, Musa Eroğlu gibi sanatçılardan daha ilgililer Dertli Divani ile? </strong></p>
<p>Alevi toplulukları ve bütün dünya Dertli Divani’yi âşık olarak kabul etmiş ve Dertli Divani bugüne dair bir şeyler söylüyor. Pir Sultan gibi dimdik duruyor. Sözünü sakınmıyor, ama Aleviliğe dair çok derin bilgisi de var. Bir ayeti de yorumlayabiliyor, bir nefesi de yorumlayabiliyor, cemi baştan sona ezbere yürütebiliyor. Diğer yandan Muharrem Temiz, Cengiz Özkan, Erdal Erzincan gibi sayısız isim, bunların cem içindeki repertuarları ve Aleviliği inançsal yanıyla ön plana çıkarmaları ilgi görüyor. Dolayısıyla 80’li ve 90’lı yıllara damgasını vuran Arif Sağ ve Musa Eroğlu gibi isimlerin yerine, günümüz genç zakirleri, başta Dertli Divani olmak üzere, Erdal Erzincan, Gani Pekşen gibi yeni kuşak Alevi müzisyenlerini ve onların repertuarlarını takip ediyorlar. Bu repertuar cenazelerde bile karşımıza çıkıyor.</p>
<p>&#8211; <strong>Evet, o da son dönemde tartışılan bir konu oldu. Onu nasıl buluyorsunuz, cenazede müzik olağan mıdır?</strong></p>
<p>Yeni bir şey değil bu, yapılan bir şey, gelenekte de olan bir şey. Tahtacılarda ve bazı yörelerde yüzyıllardır yapılan bir şey. Bir kere zaten o sözleri ve müziği hak kelamı olarak kabul ettiğinizde bunların hepsi bir ayet olur her yerde söyleyebilirsiniz. Cenazede onunla uğurlamak, rızalığı böyle almak ve mezarlıkta da bunu icra etmek… Gani Pekşen kendi annesinin cenazesini hakka yürüdüğünde böyle kaldırdı cemevinde. Arif Sağ’ın eşi hakka yürüdüğünde de Dertli Divani onun cenazesini bu şekilde kaldırdı. Bir tartışma da oldu sosyal medyada biz de takip ettik.</p>
<p>&#8211; <strong>Çok tartışıldı mı? Eleştirenler hangi argümanlar ileri sürüyor?</strong></p>
<p>Çok büyük tartışmalar oldu. Cenaze sazlı sözlü olur mu diyorlar. Eğlenceye dönüştü diyorlar. Oysa bu, manevi anlamda, “küfrü imana saymak”tır. Sen bunu çalıp söylerken başkası buna eğlence der, ama sen ona ibadet olarak bakarsın.</p>
<figure id="attachment_12266" aria-describedby="caption-attachment-12266" style="width: 683px" class="wp-caption aligncenter"><img decoding="async" class="wp-image-12266 size-large" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/03/03-Ulas-Ozdemir-©-Augustin-Le-Gall-683x1024.jpg" alt="" width="683" height="1024" /><figcaption id="caption-attachment-12266" class="wp-caption-text">Ulaş Özdemir © Augustin Le Gall</figcaption></figure>
<p><strong>&#8211; Diğer bir konu türkü barlar. Alevi gençleri, zakirliğe ilgilerinin öncesinde de her zaman bağlamaya, müziğe yakınlardı. Alevilerin müzikle ilgili serüveninde bu türkü kafelerin, barların önemli bir yeri var diyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Evet önemli. Türkü barlarda sadece Aleviler yoktu ama Aleviler çok yoğun bir şekilde yer aldılar. Sayısız müzisyen çıktı. Mesela bir araştırmacı arkadaşımız buna “alevbesk” diyor. Bu böyle sözüyle biraz Alevice tınlayan, ama tam böyle Alevi inançsal yönünü vurgulamayan, tam protest gibi de olmayan ama ikisi arasında da gidip gelen, cemdeki muhabbetteki ezgileri anlatan böyle bir gelenek çıktı, çok popüler oldu. Pek çok grup çıktı, Grup Çığ çıktı, çok iyi solistler çıktı, icracılar çıktı. Yanlış anlaşılmasın küçümsediğim bir şey değil, önemli bir şey, bu da kimliğin bir parçasıydı. Bunu sadece Aleviler de dinlemedi, dünyadaki Türkiyelilere mal oldu bu. Fakat 2000’lerin sonlarına doğru gelen, zakirlikle ilgilenen, 20’li yaşlarındaki genç kuşakta çok karşılığını bulamadı. Çalanlar, söyleyenler vardı ama onların inançla kurdukları ilişki zayıf kaldı. Burada inançsal bir şey var, ama orada inançsal bir şey bulamadılar. O yüzden o genç zakirler, Dertli Divani gibi âşıkların, ozanların sözlerini duyup ceme geldiler. Gelenekle ilişki kuran kuşağa ilgi duydular.</p>
<p>&#8211; <strong>Son bir konu. Sinemada ozanlar olarak görürüz Alevileri demiştik ya, Alevi gençleri en çok ayırt ettiğimiz mecralardan biri de son yıllarda televizyonlardaki müzik yarışmaları oldu. O Ses Türkiye var mesela. Normalde televizyon programlarında görmeyeceğiniz kadar çok Alevi görüyorsunuz orada ve her haliyle belli ediyorlar Aleviliklerini.</strong></p>
<p>Evet, oraya katılan bir genç Şahı Merdan’ı söylüyor mesela, “Yağmuru yağdıran benim diye Ömer’e söyledi” diyor, yani bundan gocunmuyor, çekinmiyor. Bunu kabul eden de bir Gökhan var, Athena’daki Gökhan Özoğuz.</p>
<p>&#8211; <strong>Zaten onu seçiyor Alevi gençler de.</strong></p>
<p>Onu seçiyorlar, o da bayılıyor, kendince seviniyor. Belki daha önce farkına varmadığı bir şey, kendisi tasavvufa meyilli, ama belki bunu fark etmemiş. Sonra bir Alevi damarıyla işin içine girdiğinde Veysel Alevi, Mahsuni Alevi, Neşet Ertaş Bektaşi derken, aa bir kültür var diyor ve bugüne bakıyor. Gençler bir kere orada şunu gördüler: Alevi olduklarını söylemeseler bile müzik aracılığıyla ben Aleviyim diyorlar. Müzik aracılığıyla, saz çalmasıyla, sözüyle… ve karşı taraf bunu artık bu şekilde kabul ediyor. Tabii bu da bir meşruiyet kazandırıyor. Popüler kültürün içinde vardı bu repertuar. Tarkan, Âşık Veysel söylüyordu, Arif Sağ çalıyordu zaten, ama şimdi Alevi bir genç o repertuarı direkt olduğu gibi sahnede söyleyebiliyor. Şahı Merdan’ı Feyzullah Çınar 60’larda filan söylüyordu, ilk kez bu Alevi genç söylemiyor, Kardeş Türküler de söyledi, ama bu genç bunu bütün Türkiye’nin hep beraber izleyebileceği bir televizyonda dile getiriyor. Aleviyim, Alevilerin hakkı cemevi, falan filan, bunları tam söyleyemeyecekler, siyasal olarak kendilerini tam ifade edemeyecekler belki, ama müziğin içinde o kodların hepsi var.</p>
<p><strong>&#8211; Çok teşekkürler…</strong></p>
<p>**Ana görseldeki fotoğraf Şahan Nuhoğlu&#8217;na aittir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/12/alevilerin-disavurumu-muzik-kimlik/">Alevilerin Dışavurumu: Müzik ve Kimlik</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
