<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aras Yayıncılık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/aras-yayincilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/aras-yayincilik/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 19 Nov 2018 11:24:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Aras Yayıncılık arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/aras-yayincilik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Yayıncılığın Sorunları Fikirsel Çoraklaşmanın Tezahürü&#8230;&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/19/yayinciligin-sorunlari-fikirsel-coraklasmanin-tezahuru/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 11:24:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Agos]]></category>
		<category><![CDATA[Aras Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Ardaşes Margosyan]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink]]></category>
		<category><![CDATA[Mıgırdiç Margosyan]]></category>
		<category><![CDATA[Payline Tomasyan]]></category>
		<category><![CDATA[Rober Koptaş]]></category>
		<category><![CDATA[Yetvart Tomasyan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=32496</guid>

					<description><![CDATA[<p>25. yılını kutlayan Aras Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Rober Koptaş ile Aras’ın hikayesiyle birlikte; yayıncılık sektöründeki sıkıntıları konuştuk. Birçok alanda yaşanan ‘fikirsel çoraklaşmanın’ yayıncılık sektöründe de yaşandığını belirten Koptaş, “Bu piyasa koşullarının vahşiliğinin, ona karşı direnme mekanizmaları kuramayışımızın, mesleksel birikimimizi koruyamamamızın ve çarçur etmemizin bir sonucu maalesef. Yayıncılık sektörü de bunu yaşıyor” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/19/yayinciligin-sorunlari-fikirsel-coraklasmanin-tezahuru/">&#8220;Yayıncılığın Sorunları Fikirsel Çoraklaşmanın Tezahürü&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aras Yayıncılık bu yıl 25. yılını kutluyor çıkış öyküsünü sizden dinlesek…</strong></p>
<p>Öyküyü, 90&#8217;lı yılların siyasi bağlamına oturtmak lazım aslında. Sovyet Bloku yıkılmış, Türkiye&#8217;nin Avrupa üyeliği biraz daha ciddi bir ihtimal haline gelmiş. Dolayısıyla bazı kriterler yazılıyor, Kopenhag kriterleri adı altında. Türkiye biraz daha demokratikleşme baskısı altında, buna içeriden tepkiler var, milliyetçilik yükseliyor, kimlik siyaseti yükselmiş, Kürt hareketi bayağı canlı. Ermeni kimliği Türkiye&#8217;de ayrımcılığa uğramış, ötekileştirilmiş bir kimlik, hakaretlerle daha fazla anılmaya başlanıyor. PKK gündeme geldikçe işte &#8216;bunların kökü Ermeni, bunlar sünnetsizler’ gibi propagandalar işlemeye başlıyor. İstanbul’da yaşayan bir grup Ermeni aydın ‘Buna nasıl bir çare bulabiliriz.  Bu baskıyı nasıl dağıtabiliriz, nasıl hafifletebiliriz’ diye düşünüyorlar. Ve ‘kitap basalım, kendimizi, edebiyatımızı, kültürümüzü, tarihimi tanıtalım’ diyerek Aras&#8217;ı kuruyorlar. Mıgırdiç Margosyan, Yetvart Tomasyan, Ardaşes Margosyan, Payline Tomasyan ve Hrant Dink. Hrant Abi daha sonra aslında benzer gayelerle biraz daha canlı ve hızlı sonuç alınabilecek, biraz daha güncele dair bir çaba olsun diye gazetecilik yapmak istiyor ve arkadaşlarından izin isteyip Agos&#8217;u kuruyor. Orada da benzer çabalarla Agos’u kurmak isteyen bir ekip var.  Ermeniler’i çok yakından tanımayan Türklere, Kürtlere tüm Türkiye halklarına, Ermenilerin var olduğunu, buranın kültürüne katkıda bulunduğunu, edebiyat ürettiklerini anlatmak ve kitaplar yoluyla barışçıl bir ortam yaratılması gayesiyle kuruldu Aras…</p>
<p><strong>Bu temel misyon bugün de sürüyor mu? </strong></p>
<p>Evet… Ama zaman içinde izlenen hatta, yayın programında bazı değişiklikler oldu. Ülkenin durumuna göre bazen daha sessiz satır aralarında bazı konuları anlatmayı tercih ettik. Bazen daha açık açık anlatan kitaplar yayınlamayı tercih ettik ama bugün de halen çok bir şey değişmiş değil. 220 kitap oldu son birkaç yıl içinde üretimi biraz daha arttırdık. Burası küçük bir yayın evi. Küçük olmanın getirdiği dezavantajları yani piyasada çok yer bulamamak, insanlara daha az ulaşabilmek gibi dezavantajları iyi kitap basarak, editöryel sürece titizlik göstererek, daha güvenilir bir yayıncılık yaparak gidermeye çalıştık. Belli başlı zorlukları, insan kaynağı zorluğunu, maddi zorlukları piyasa koşullarında amatör bir ruhla var olmanın getirdiği koşulları göz önüne alırsak; anlamlı bir iş yapıldığını düşünüyorum. Daha da fazla üretmek istiyoruz. Bu süreçte sadece Aras değil başka yayınevleri de Ermeni meselesi etrafında kitaplar yayınlamaya başladı. Türkiye&#8217;de bu anlamda bir ilgi oldu, 90&#8217;lı yıllarla birlikte Belge Yayınları, Taner Akçam’ın kitaplarıyla uyanan bir ilgi oldu. Agos&#8217;un tabi Hrant Dink’in görünürlüğününün artması ilgiyi de bilgiyi de arttırdı. Ama son yıllarda o bilgi artmasına rağmen yeni insanlara ulaşmak daha zor hale geldi. Çünkü mecralar daraldı, medyada Ermeni meselesi daha az konuşulur oldu. Alan kaplamaz hale geldi beş on yıl öncesine göre.</p>
<p><strong><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-32497 size-full" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/Aras-Yayincilik-2018-2019-Katalogu_1541769220.jpg" alt="" width="350" height="500" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/Aras-Yayincilik-2018-2019-Katalogu_1541769220.jpg 350w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/11/Aras-Yayincilik-2018-2019-Katalogu_1541769220-320x457.jpg 320w" sizes="(max-width: 350px) 100vw, 350px" />Bu daralmanın siyasi atmosferle ilgisi var mı?</strong></p>
<p>Doğrudan ilişkili… Memleket daha açık olduğu zaman, meseleler daha rahat tartışıldığı zaman bu tip konular hassas konular daha kolay konuşuluyor. Daha cesur çıkışlara daha farklı seslere daha çok alan oluyor. Memleket daraldığı, tartışma alanı kısıtlandığı, mecralar sayı ve nitelikçe azaldığı zaman bu konular konuşulmaz hale geliyor. Zaten neyin konuşulup neyin konuşulmayacağı artık Ankara&#8217;dan belirleniyor. Neredeyse her televizyon, gazete oraya tabi. Dolayısıyla onun dışında bir şey konuşmak çok kolay değil. Ermeni meselesi Türkiye&#8217;nin gündeminin ilk beş sırasında olan bir mesele değil, çok kolay kenara konulabilecek zaten tarihsel olarak da halının altına süpürülmüş bir konu. Onu gündeme getirmek ancak böyle meselelerin açık açık tartışıldığı bir ortamda bu konuyla ilgilenenlerin biraz başını çıkarması, Agos&#8217;taysa iyi bir manşet yapması, Aras&#8217;ta iyi bir kitap çıkarması gibi. Eskiden iyi bir kitap basmanızla olabiliyordu şimdi bunları yapsanız da ancak çok sınırlı bir alanda yer bulabiliyorsunuz. Dolayısıyla gündemin çok altlarına düşmüş oluyor,  bu da bir zorluk yaratıyor mutlaka.</p>
<blockquote>
<h4><strong>“Tamamen sermaye üzerinden dönen, kültürü yuttuğu zaman uzun vadede daha fazla kaybedeceğiz. Buna belli noktalarda direnç noktaları oluşturmamız gerekiyor. Bunun için belki bazı dayanışma ilişkileri kurmamız gerekiyor.”</strong></h4>
</blockquote>
<p><strong>Böyle önemli misyonu olan bir yayın evinin bir yandan da piyasa koşullarındaki zorluklar ve daralmayı düşünürsek yaşaması çok kolay olmasa gerek…</strong></p>
<p>Dediğim gibi bir misyonu, bir fikri var Aras’ın… Kültürel ortam yaratmak, baki kılmak gibi bir gaye var. Entelektüel olarak bu konulara açık olanlara, bir malzeme sağlamak, bir kitaplık sunmak oluşturmak,  ilgiyi canlı tutmak, büyütmek gibi bir amacı var. Bunlar çok ölçülebilir şeyler değil. Ama bu böyle kuruldu ve böyle devam edecek. Yayıncılıktan para kazanmak gibi bir derdi yok. Kazansak tabi ki mutlu oluruz çünkü piyasa koşulları var bir yandan. Bu piyasa koşullarında bu kadar küçük ve misyon ağırlık bir yayın evinin ayakta kalması kolay değil. Daha kolay bir yayıncılığı tercih etseniz, editöryel süreçleri daha hafif yürütseniz, daha az insan istihdam ederek daha hızlı üretseniz, belli titizliklerden vazgeçseniz belki iş daha kolay olur. Biz bir şeyler öğrenmek okura da temiz işler, iyi hazırlanmış işler sunmak istiyoruz bu daha maliyetli oluyor.</p>
<blockquote><p><strong>“Her Yazar Uzanarak Poz Vermek Zorunda Değil.”</strong></p></blockquote>
<p><strong>Editör meselesi, sektördeki içeriksizleşme geçtiğimiz günlerde çok konuşuldu ‘çok satan bazı kitap ve yazarlar üzerinden’ siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu tartışmaları?</strong></p>
<p>Bir tür profesyonelleşme bu. Ama bu profesyonelleşmeyi olumsuz anlamda görüyorum.  Tanıl Bora&#8217;nın bir makalesi vardı. ‘Türkiye’de yayın evini taşıyan editördür’ diyordu. Editör sahiden de her şeyi yapandır. Gün gelir matbaadan gelen kitapları depoya taşır, gün gelir sayfa mizanpajı yapar, gün gelir kitap tasarımı yapar, gün gelir redaksiyon, son okuma yapar, tanıtım çabası da gösterir. Bu bir zaaf gibi görünebilir. Ama işi sahiplenmek, bir kitabı başlangıcından sonuna kadar her şeyiyle sahiplenmek bence olumlu bir şeye tekabül ediyor. Geçmişte böyleydi. Bu şimdi gittikçe kopuyor,  editör gittikçe önemsizleşiyor. Ürün önemli hale geliyor, ne kadar sattığı yazarın tanınırlığı, piyasada ne kadar karşılık bulduğu daha önemli hale geliyor içerikten. Maalesef kültür yayıncısı diyebileceğimiz yayın evleri de piyasa şartlarının dayatmasıyla bu süreçlerden vazgeçebiliyorlar. Onlarda da editöryel süreç önemsizleşebiliyor. Ama bu hayırlı bir şey değil. Bu aslında bir tür çoraklaşma. Çünkü kitap dediğimiz bir şey elimize aldığımız sayfalardan, üzerindeki harflerden mürekkepten ibaret bir şey değil. Oradaki emeğin kendisi, kitabın ne olduğunu belirleyen bir şeydir. Ve ne yazık ki mesleğimiz gereği o emek az görünen, az takdir edilen, ilk darbede fırtınada kolaylıkla heba edilen, vazgeçilen bir hale geliyor. Bu sadece yayıncılığın ya da editörlüğün değil genel olarak Türkiye&#8217;deki fikirsel çoraklaşmanın bir tezahürü… Pek çok konuda bunu görebiliyoruz. Herhangi bir hizmeti aldığımız noktada da insan kalitesinde düşme görüyoruz. Bu piyasa koşullarının vahşiliğinin ve ona karşı direnme mekanizmalarımızın kuramayışımızın, mesleksel birikimimizi koruyamamamızın, çarçur etmemizin bir sonucu maalesef. Yayıncılık sektörü de bunu yaşıyor.</p>
<p><strong>Yayıncılık sektöründeki süreç nasıl başladı?</strong></p>
<p>Yeni bir durum gibi düşünüyoruz ama aslında 3 beş yılda bir yayın piyasasıyla ilgili benzer şeyleri konuşuyoruz. Ne zamanki yazarlar kitaplarını tanıtmak için bir koltuğa uzanıp şık pozlar vermeye başladılar, kitabı çıkan yazan o haftanın bütün kitap eki dergilerine kapakta olmak için röportajlar vermeye ya da buna uygun fotoğraflar ve tanıtım çalışmaları yapmaya başladı, süt orada bozulmaya başladı. Bugün yaşananlar bunun başka bir vechesi. Sosyal medyanın daha çok güçlendiği, instagram dünyasının görsel estetik algımızı değiştirdiği, orada var olmanın neredeyse var olmanın kendisi anlamına geldiği bir zamanda bu da değişecekti. Yani hafta sonu eklerinden instagram fenomenliğine giden bir şey oldu, bence aynı sürecin parçaları. Bu kapitalist koşullar altında çok da anormal gelmiyor bana. Elbette ki sadece satış amaçlı yayın evleri olacak. Bazı kitaplar sadece çok satsın oradan gelir elde edilsin diye var olacak, bunları mecburen kanıksamış durumdayız. Ama yayıncı olduğumuza, işimiz yazı çiziyle olduğuna, fikirsel bir dünyada nefes alıp verdiğimize ve bu ülkenin kültürüne böyle katkıda bulunmanın doğru olduğuna inandığımıza göre işin nitelik boyutunun unutulmaması gerekir. Maalesef unutan çok var ama en azından o kültür yayıncısı dediğimiz insanlar, yazarlar, çizerler bu dalgaya ne kadar direnirlerse ‘o kadar iyi olur’ diye düşünüyorum. Tamamen sermaye üzerinden dönen, kültürü yuttuğu zaman uzun vadede daha fazla kaybedeceğiz. Buna belli noktalarda direnç noktaları oluşturmamız gerekiyor. Bunun için belki bazı dayanışma ilişkileri kurmamız gerekiyor. Örnekler de var bu konuda. Hasan Ali Toptaş çok iyi bir yazar ama bugüne kadar kimse onu böyle bir ilişki ağı içerisinde görmedi. Edebiyatıyla kendini var etti. Her yazar da ille uzanarak poz vermek zorunda değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/11/19/yayinciligin-sorunlari-fikirsel-coraklasmanin-tezahuru/">&#8220;Yayıncılığın Sorunları Fikirsel Çoraklaşmanın Tezahürü&#8230;&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mahabad’a bir milyon kitap gelmiş, içerde bayram havası!</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/30/mahabada-bir-milyon-kitap-gelmis-icerde-bayram-havasi-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Reha Ruhavioğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Nov 2017 12:38:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Aras Yayıncılık]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[şeyhmus diken]]></category>
		<category><![CDATA[Suriçi]]></category>
		<category><![CDATA[Yayın Ağacı]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Serdar Esen]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22621</guid>

					<description><![CDATA[<p>Diyarbakır’ın kafe ve lokantalarla dolu Mahabad Bulvarı’na “Diyarbakır’dan çıkan kitap evi zinciri” olmayı amaçlayan bir kitabevi açıldı. On gün süren imza şöleniyle açılışını yapan kitabevinin, bayram havasında geçen son etkinliklerinden birini Sivil Sayfalar için izledik. Diyarbakır’ın Mahabad Bulvarı, daha çok 75 metrelik yol ismiyle bilinir. Kentin bu “yeni” ve “modern” bölgesinden geçerken Diyarbakır’da olduğunuzu anımsatacak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/30/mahabada-bir-milyon-kitap-gelmis-icerde-bayram-havasi-2/">Mahabad’a bir milyon kitap gelmiş, içerde bayram havası!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Diyarbakır’ın kafe ve lokantalarla dolu Mahabad Bulvarı’na “Diyarbakır’dan çıkan kitap evi zinciri” olmayı amaçlayan bir kitabevi açıldı. On gün süren imza şöleniyle açılışını yapan kitabevinin, bayram havasında geçen son etkinliklerinden birini Sivil Sayfalar için izledik.</strong></p>
<p>Diyarbakır’ın Mahabad Bulvarı, daha çok 75 metrelik yol ismiyle bilinir. Kentin bu “yeni” ve “modern” bölgesinden geçerken Diyarbakır’da olduğunuzu anımsatacak tek şey, bir kavşağın ortasına konulmuş olan çatal batırılmış bir karpuz dilimidir. Bu bulvarda açılan pahalı kafe ve restoranlar önce pek rağbet görmez, kısa zaman içinde kapanırdı. Ancak Suriçi’nde şehir çatışmalarının başlaması sosyal hayatı buradan Diclekent ve Mahabad Bulvarı’na kaydırdı ve buralar böylelikle hareketlendi. Hemen hepsi yeme içme üzerine hizmet veren ve çoğu birbirinin aynısı olan bu mekânlarda fiyatların yüksekliğinden şikayet edilse de insanlar havanın kararmasından sonra Suriçi’nde değil buralarda vakit geçirmeyi tercih ediyor.</p>
<p>Geçen günlerde Mahabad Bulvarı’na Yayın Ağacı isminde bir kitabevi açıldı. Mahabad’a açılan ilk kitabevi olması, kendine özgü ve ilgi çekici bir konsepte sahip olması ve Diyarbakır’dan çıkarak yaygınlaşmayı amaçlayan bir proje olması hasebiyle dikkat çeken bu mekan, üst üste on gün imza günleri düzenleyerek şimdiden kendini duyurmayı başardı. Bu etkinliklerin en ilginç olanı Diyarbakırlı yazar Şeyhmus Diken’in imza günüydü.</p>
<p>Canlı müzik eşliğinde gerçekleştirilen imza şöleninde 1992 yılında ABD’ye göç etmiş ve 21 yıl sonra 2013 yılında memleketi Diyarbakır’a kesin dönüş yapmış olan Ermeni sanatçı Yervant Bostancı da uduyla katıldı. Şarkıların ve sohbetin bol olduğu,  yaklaşık beş saat süren imza gününde siyasetçisinden sivil toplum gönüllülerine, yirmili yaşlardan yetmişli yaşlara dört yüz civarında insan katıldı.</p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-22622 alignleft" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/MRT0009-610x407.jpg" alt="" width="381" height="254" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/MRT0009-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/MRT0009-610x407-320x214.jpg 320w" sizes="(max-width: 381px) 100vw, 381px" /></p>
<p>Aras Yayınları’nın 20’nci yılında kendisinin de 20’nci kitabı olan “Ahım Var Diyarbakır”ı imza etkinliğinde okuyucular için imzalayan Şeyhmus Diken, etkinliğe olan ilgiden oldukça memnundu. Duygularını <em>“Bugünkü atmosfer de mükemmel, bu kadar ilgi açıkçası beni şaşırttı. Çünkü kitap daha bir hafta önce çıktı. Dün akşam Aras Yayınları, kitabın birinci baskısının ilk haftada tükendiği mesajını gönderdi” </em>sözleriyle aktaran Diken, Yayın Ağacı için de şunları söyledi: “Mahabad Bulvarı dediğimiz, sonradan yapılan ve kentin akıllı binalarıyla donatılan bu caddesi son iki yıl içinde kelimenin tam anlamıyla bir kafeler mezarlığına dönüştü. Bu mezarlık, kentin ruhuyla ve dinamikleriyle akraba olmayan bir yapı arz etmeye başladı. Bu bölgede fiyatların yüksekliği, yaşam standardının kentin dokusuyla uyuşmaması sebebiyle birçok insan burada oluşan yapıya soğuk bakmaya başladı. Bu mevcut yapıya, bu hikâyeye ilk kez, karşıt ama kendi alternatifini de kendi içinde yaratan bir kültürel iklim Yayın Ağacı sayesinde eklendi. Uzun yıllardır yayın dünyasının içinde olan bir arkadaşımız bütün birikimini kültürel yatırıma aktardı. Bize de bu kültür mekanına destek olmak düşüyor. Umarım bu mekân kendi alternatiflerini de yaratır ve bu kafeler mezarlığı bir süre sonra kültürel bir caddeye dönüştürür.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şeyhmus Diken’in “bütün birikimini kültürel yatırıma aktardığını” söylediği Yusuf Serdar Esen’i o kalabalıkta yakalayınca böyle bir zamanda böyle bir güzergâha böyle bir yatırımla girmiş olmanın hikayesini Sivil Sayfalar için kendisinden dinledik…</p>
<p><strong>Yusuf Bey, öncelikle hayırlı olsun. Mahabad Bulvarı daha çok kafe ve lokantalarla dolu. Burası için kitapçı, çok beklendik bir yatırım değil. Ama anladığım kadarıyla siz daha uzun soluklu ve daha geniş bir projeksiyonla işe koyuldunuz. O yüzden hikâyenizi dinlemek istiyorum, nereden çıktı bu fikir, ne yapmak istiyorsunuz?</strong></p>
<p>Güzel temennileriniz için teşekkür ederim. Yayın veya kitap pazarlamasına uzak biri değilim, 15 yıldır yayıncılık yapıyorum. Hukuk fakültesini bitirmeden önce eğitim fakültesini okumuştum. Uzun bir süre öğretmenlik de yaptım, yayıncılarla o süreçlerde tanıştım. İstifa ettikten sonra yayın pazarlama şirketi kurdum. Yüzlerce kitabevine yayınevlerinden yıllarca yayın tedariki sağladım. Kitabevlerine bu hizmeti verirken sektörün sorunlarını ve ilerlemesiyle ilgili tecrübeler edindim. Son zamanlarda müfredat değişiklikleri, hazırlık yayınları alanında riski artırdı. Kültür alanına da geçerek hem yayıncı kimliğimizi korumak istedik hem de memlekete bir katkımız olsun istedik. Çünkü Diyarbakır önemli bizim için. Çocukluğumuz burada geçti, Biz burada yaşayacağız, çocuklarımız burada yaşayacak. Dolayısıyla hem manevi hem ticari bir noktadan çıkarak kitap evi ile kültür alanına girmeye karar verdik. Tabii, açacağımız kitabevinin eskilerden farklı olması gerekiyordu. Biz de bu noktadan yola çıkarak bir kavram geliştirdik. Bu konseptin zamanla kabul göreceğine eğine inanıyoruz. İlk mağazamızın açılışını da on gün önce yaptık. Ama biliyorsunuz bizim bölgede taziyeler de düğünler de uzun sürer, açılışlar da uzun sürer.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çıkış noktamızı söyledim, biz bu işten zarar edeceğimize inanmıyoruz. Kaliteli bir işin her zaman karşılığı olacağına inanıyoruz. Eğer siz insanlara boş zamanlarında daha verimli zaman geçirecekleri bir ortam sunarsanız bunun karşılığını mutlaka alırsınız. Bir de okuma bulaşıcıdır, siz insanlara okumayı hatırlattıkça bu yaygınlaşır diye düşünüyorum. Bizden sonra bu caddede belki dört-beş tane kitabevi açılacak, bu kitabevlerinin sunduğu kalite en az bizimki kadar olacak. Çünkü bu bir trend ve Türkiye okuma trendine girdi, bunu ‘ar-ge’lerden görebiliyoruz. Ve bu okuma trendi yükselecektir. Biz bu ışığı da gördük, dolayısıyla kültüre, kültür kitaplarına yatırımın akıllıca olduğuna da inanıyoruz.</p>
<p><strong>Diyarbakır hem bölgede hem de Türkiye ortalamasına göre okuma oranı fena olmayan bir şehir. Hem okumanın artması hem de bu ihtiyacın sizin kitabeviniz üzerinden karşılanması için bir şeyler yapıyorsunuz, on gündür imza günleri düzenliyorsunuz mesela. Bundan sonra neler yapmayı planlıyorsunuz?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-22623 alignright" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2018/01/MRT0246-610x407.jpg" alt="" width="384" height="256" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/MRT0246-610x407.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/MRT0246-610x407-320x214.jpg 320w" sizes="(max-width: 384px) 100vw, 384px" /></p>
<p>Yayın Ağacı, Diyarbakır’da bir renk oldu, kısa bir süre önce açılış yapmamıza rağmen çok teveccüh aldık. Bu bize, doğru yolda olduğumuzu gösteren moral kaynaklarından biri. On günlük imza programı bir lansmandı ama bundan sonra aylık programlarımızı yapıyoruz, tanınan, sevilen yazarların imza günleri olacak. Kitabevlerinin okuma oranını artırabileceğini Diyarbakır’da göstermek istiyoruz. Diyarbakır’a çok güzel sürprizlerimiz de olacak, bunları şimdi açmak istemiyorum, sürpriz olarak kalsın istiyorum. Bir şeyler daha eklemek isterim bu konuya; Çağımız bilgi çağı, bilgiye erişim çok kolaylaştı. Ama matbu bir kitaba dokunmanın insan vücudunda yaratacağı tesir muazzam bir şey. Bir kitaba dokunduğunuz zaman bilgi eksikliğinizi hissedebiliyorsunuz. Bu öyle bir şey ki, ikinci kitaba da dokunmak istiyorsunuz, üçüncüye de dördüncüye de… ve burada zaman geçirmek istiyorsunuz. Hangi çağda olursak olalım, matbu kitaba dokunmanın insanda yaratacağı tesirin yerini hiçbir şeyin dolduramayacağına inanıyoruz. O anlamda kitabevleri çok önem arz ediyor. Kitabevlerinin insan üzerinde bir rehabilitasyon etkisi yarattığına inanıyorum. Bu etkiyi artıracak dekorlar oluşturmaya çalıştık. Dekorlarımızda sadece bir mühendisten faydalanmadık. Psikolojik danışmanlardan, edebiyat öğretmenlerinden, çocuk gelişim uzmanlarından faydalandık. Şu amaca ulaşmayı planladık; okur burada kendini özel hissetmeli, bir kere geldiğinde ikinci üçüncü defa da gelebilmeli, burayı serbest vaktini değerlendirebilecek mekânlar arasında düşünmeli.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/30/mahabada-bir-milyon-kitap-gelmis-icerde-bayram-havasi-2/">Mahabad’a bir milyon kitap gelmiş, içerde bayram havası!</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
