<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Anayasa arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/anayasa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/anayasa/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 05 Nov 2019 08:27:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Anayasa arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/anayasa/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ömer Faruk Gergerlioğlu: &#8220;İşkence İnsanlık Suçudur Sözü Klişe Olarak Kalıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/26/omer-faruk-gergerlioglu-iskence-insanlik-sucudur-sozu-klise-olarak-kaliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cafer Solgun]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Jun 2019 10:50:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Ceza Kanunu]]></category>
		<category><![CDATA[işkence]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Gergerlioğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40088</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan hakları savunucusu, HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu,  Uluslararası İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü vesilesiyle sorularımızı yanıtlarken, "İşkence insanlık suçudur. Bunu söylemek gayet kolay ama sadede geldiğimizde devletler ve toplumlar gerektiği anda işkencenin uygun ve caiz olduğunu düşünüyor. Anket ve araştırmalarda çok çarpıcı bir şekilde ülke çıkarları için işkencenin yapılabileceğini düşünen insanların oranı hayli yüksek. Bu söz uzun süre klişe bir söz olarak kalacak sanırım." dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/26/omer-faruk-gergerlioglu-iskence-insanlik-sucudur-sozu-klise-olarak-kaliyor/">Ömer Faruk Gergerlioğlu: &#8220;İşkence İnsanlık Suçudur Sözü Klişe Olarak Kalıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme” Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1984 yılında kabul edildi. Yeterli sayıda devlet tarafından sözleşmenin imzalanmasının ardından 26 Haziran 1987 yılında sözleşme yürürlüğe girdi. 1997 yılında ise BM Genel Kurulu, her yıl 26 Haziran gününü İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü ilan etti. Sözleşme, işkenceyi “mutlak” şekilde yasaklıyor, işkencenin “meşru” olabileceği hal ve zamanlar olamayacağını hükme bağlıyor. Türkiye “İşkenceye Karşı Sözleşme”yi 1988 yılında kabul etmiş, Anayasa ve Ceza Kanunu’nda işkenceyi yasaklayarak “suç” olarak kabul etmiştir. İşkence yasağı, ulusalüstü belgeler, bildirgeler, anlaşmalar ve ilgili iç hukuk belgelerinde belirtiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Uluslararası İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü vesilesiyle eski Mazlum Der başkanı, insan hakları savunucusu, HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu sorularımızı yanıtladı. </span></p>
<p><b>İşkence bütün dünyada insanlık suçu kabul ediliyor. Buna rağmen hala dünyamızda işkence suçu işleyen ülkeler/devletler var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşkence insanlık suçudur ama bu cümle halen dünyanın pek çok ülke yönetimi tarafından sadece beylik bir cümle olarak telaffuz ediliyor. Ülke çıkarları için işkenceyi mübah gören bir anlayış kabul görebiliyor. İşkence, ülkeler için büyük bir demokratikleşme imtihanı. Zira işkence zengin, fakir demeden devletlerin “yüksek çıkarları” için uygulanabiliyor…</span></p>
<p><b>Ülkemizde de yakın tarihimizde, özellikle darbe dönemlerinde (1960, 1971, 1980 ve 90’lar) işkence suçları, kayıplar, faili meçhuller hafızalarımızda iz bıraktı. 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL sürecinde çok sayıda hak ihlali ve işkence iddiaları ile bir hak savunucusu ve milletvekili olarak ilgilisiniz. Bugün durumumuz nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşkence açısından hatırlattığınız üzere sabıkalı bir ülkeyiz. İşkence vakaları ulusal ve uluslararası gündemde Türkiye için hep konuşulan bir vaka. OHAL dönemi gittikçe artan hukuksuzluklarıyla işkenceye davetiye çıkarıldı. Kamu görevlileri üstlerinden habersiz veya onların emriyle insanlara işkence yaptı ve çoğunlukla yaptıkları yanlarına kar kaldı. OHAL dönemiyle ilgili hazırladığımız 2 ayrı raporda, ki ilkine 2173 kişi, ikinciye 3776 kişi katılmıştı, insanlar kolluk güçleri ve kamu görevlileri tarafından kötü muamele ve işkenceye maruz kaldığını açıkladı. Ancak bunlar için harekete geçen mağdur pek olmadı. Çünkü aynı muamelenin tekrarından korkuyorlardı. İşkence için harekete geçmek isteyen kişiler ise bürokrasi duvarına tosladı ve yokuşa sürülen idari ve adli işlemler sonrası kendilerini çaresiz hissettiler.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">İşkence insanlık suçudur. Bunu söylemek gayet kolay ama sadede geldiğimizde devletler ve toplumlar gerektiği anda işkencenin uygun ve caiz olduğunu düşünüyor. Anket ve araştırmalarda çok çarpıcı bir şekilde ülke çıkarları için işkencenin yapılabileceğini düşünen insanların oranı hayli yüksek.</span></p></blockquote>
<p><b>Kamuoyunun, ilgili kamu kurumlarının yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gözaltı merkezlerindeki işkence iddialarına maalesef kamuoyunun çoğu duyarsız kaldı. Zira bu kişiler kendi kimliklerine yakın değildi. En son Halfeti ve Ankara emniyetindeki işkence iddiaları kamuoyuna yansıdı. Ama bu konuda cevap vermesi gerekenler sessizliklerini koruyor. Kaçırılarak işkenceye uğradığını söyleyen Zabit isimli bir tutuklunun iddialarını TBMM Başkanlığı’na sunduğumda, mektuptaki ifadelerin “kaba ve yaralayıcı” olduğunu söyleyen TBMM Başkanı sayın Mustafa Şentop, bu önergeyi reddetti. Bu hal, işkenceyi önlemekle ilgili günlerin, yıldönümlerinin Türkiye’de kutlanmasının anlamı kalmadığını gösteren önemli bir bulgudur. </span></p>
<p><b>“İşkence insanlık suçudur” bilinç ve duyarlılığı ülkemizde/toplumuzda ne kadar içselleştirilmiştir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşkence insanlık suçudur. Bunu söylemek gayet kolay ama sadede geldiğimizde devletler ve toplumlar gerektiği anda işkencenin uygun ve caiz olduğunu düşünüyor. Anket ve araştırmalarda çok çarpıcı bir şekilde ülke çıkarları için işkencenin yapılabileceğini düşünen insanların oranı hayli yüksek. Bu söz uzun süre klişe bir söz olarak kalacak sanırım. İşkenceye uğrayan kendisindense sahip çıkan, başka bir kimliktense umursamayan, hatta az bile bulan bir toplumda insan hakları savunucularının işi zor…</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/26/omer-faruk-gergerlioglu-iskence-insanlik-sucudur-sozu-klise-olarak-kaliyor/">Ömer Faruk Gergerlioğlu: &#8220;İşkence İnsanlık Suçudur Sözü Klişe Olarak Kalıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fransa’nın ‘Irk’ Kelimesini Anayasadan Kaldırma Hamlesi Tehlikeli</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/18/fransanin-irk-kelimesini-anayasadan-kaldirma-hamlesi-tehlikeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Enise Gül Küçük]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jul 2018 12:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Defender of the Rights]]></category>
		<category><![CDATA[Emmanuel Macron]]></category>
		<category><![CDATA[François Hollande]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28858</guid>

					<description><![CDATA[<p>The Washington Post'tan Rokhaya Diallo Fransa anayasasından çıkarılan 'ırk' kelimesi üzerine yazdı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/18/fransanin-irk-kelimesini-anayasadan-kaldirma-hamlesi-tehlikeli/">Fransa’nın ‘Irk’ Kelimesini Anayasadan Kaldırma Hamlesi Tehlikeli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransa’da ırk yoktur.</p>
<p>Fransızlar yalnızca tek bir ırk olduğuna inanmak üzere yetiştirilirler: İnsan ırkı. Irk biyolojik bir kavram olarak düşünülür, bu yüzden söz edilmesi insanlar arasında hiyerarşiler olduğunu öne sürmek anlamına gelir.</p>
<p>Bu sebeptendir ki Fransız anayasasındaki “ırk” kelimesi on yıldan fazla bir süredir tartışmalara konu olmuştur. İlk maddesi şöyle: “Fransa bölünmez, laik, demokratik ve sosyal bir Cumhuriyet olacaktır. Menşe, ırk ya da din ayrımı yapılmadan, yasa önünde bütün vatandaşların eşitliğini sağlayacaktır.” 2012’de cumhurbaşkanlığı seçimi adaylığı sırasında François Hollande, anayasadan “ırk” kelimesini çıkarma sözü verdi. Onun bakış açısına göre ırk yoktur ve bu nedenle herhangi bir resmi metinde sözü geçmemelidir.</p>
<p>Birkaç gün önce, anayasanın gözden geçirilmesi üzerine çalışan bir milletvekilleri komisyonu oybirliğiyle Fransa cumhuriyetinin kurucu metninden bu kelimeyi çıkarmayı kararlaştırdı. Perşembe günü, değişiklik Ulusal Meclis tarafından oybirliğiyle kabul edildi. Şimdi Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron&#8217;un partisine bağlı bir Ulusal Meclis milletvekili olan eski başbakan Manuel Valls “Anayasa&#8217;dan ırk kelimesinin kaldırılması için oy vermekten gurur duyduğunu” söyledi.</p>
<p>Bu tartışma 20 yıl önce gerçekleşmiş olsaydı, böyle bir değişikliği muhtemelen destekliyor olurdum. Fransız bir genç kadın olarak, ırk kelimesi beni dehşete düşürürdü. Bu kelimeyi kabul etmemek için iyi sebeplerim vardı. Bana göre nüfusunu ırk ile kategorize edecek bir rejimin tek örneği Nazi Almanya’sı ve işbirliği sırasında onların ırkçı önlemlerinin Fransız yasalarına çevrilmesiydi. Bu tarihi olaylar göz önüne alındığında kamusal alanda ırk kelimesini silmek, ırkçılığı önlemek adına makul bir çözüm gibi göründü.</p>
<p>Fakat daha sonra Fransa&#8217;da ırkçılık karşıtı çalışmalara katılmaya başladım. Sosyal bilimler üzerine çalıştıkça ırkı sadece biyolojik bir farklılık değil, sosyal etkiler üreten bir sosyal yapı olarak düşünmeye başladım. Elbette, siyahlar, Araplar, beyazlar, Asyalılar, Romanlar &#8211; hepimiz insan ırkına aitiz. Ancak tarih, köleleştirilmiş ve sömürgeleştirilmiş topluluklardan gelenlerin yaşamları üzerinde hâlâ etkisi olan ırksal kategoriler meydana getirmiştir. Bugün siyah olmak, yüzyıllar önce icat edilmiş siyahi insan tasvirini miras almak anlamına geliyor. Bu eski statünün şu anda herhangi bir yasal dayanağı yok, ancak sonuçları her gün etkisini sürdürüyor.</p>
<p>Fransa kendisini, insanlığı ırksal gerginliklerden koruması beklenen bir evrensel ve renk körü felsefenin destekçisi olarak görüyor.</p>
<p>Ancak aydınlanma çağını başlatan ülkenin içinde bulunduğu gerçeklik, iddia edilen idealden farklı. Fransa Avrupa&#8217;nın en büyük Müslüman, siyah ve Yahudi nüfusuna sahip. Bununla birlikte, ulusal nüfus sayımında etnik istatistiklere sahip değiliz; fakat yasalar, araştırmacıların ve istatistikçilerin araştırma amacıyla ve kişi bilgilerinin gizlenmesi şartıyla söz konusu verileri toplamasına izin veriyor.</p>
<p>Defender of the Rights örgütünün yaptığı bir araştırmaya göre, genç Fransız siyahların ve Arapların kimliklerinin polis tarafından kontrol edilme sıklığının, nüfusun diğer gruplarına oranla 20 kat daha fazla olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p>Fransa’da göze çarpan önemli bölgesel uyuşmazlıklar mevcut. Birçoğu beyaz olmayan denizaşırı Fransız yurttaşları için bu durum hayli zorlayıcı. Örneğin, Karayipler&#8217;de nüfusun çoğunun siyah olduğu bir Fransız adası olan Guadeloupe&#8217;da, genç erkeklerin yüzde 57&#8217;si işsizdir. Göçmen kökenli kişilerin yaşadığı bazı bölgelerde, işsizlik yüzde 50 gibi yüksek bir orana varmaktadır. Fransa&#8217;nın ulusal eşitlik ajansına göre, yoksul nüfusun büyük bölümünü oluşturan, çoğunlukla beyaz olmayanlar ırkların yaşadığı banliyölerde veya kenar mahallelerdeki genç nüfus için işsizlik oranının ulusal ortalamanın 2 buçuk katı olduğu görülmektedir. Tahminlere göre, Fransa’da nüfusun yaklaşık yüzde 10&#8217;u Müslüman olmasına rağmen mahkûmların yüzde 60&#8217;ı Müslüman.</p>
<p>Irkçılık Fransa&#8217;da yapısal bir şekilde ele alınmamıştır. Ve bunun nedeni ırkın somut bir şey olarak ele alınmamasıdır. Bir ülkede ırk kurgusal bir kategori olarak bile ele alınmıyorsa o ülke ırkçılıkla ciddi bir şekilde nasıl savaşabilir? Irk yoksa da ırkçılar var ve kategorilerin var olduğu inancıyla hareket ediyorlar. Bu yüzden kelimeyi ortadan kaldırmak, bir sihirbazlık numarası gibi ırkçılığı aniden yok etmeyecektir.</p>
<p>Irk kelimesini tabu ilan etmek, ırkçılıktan etkilenen insanların hayatlarında hiçbir şeyi değiştirmez. Üstelik ırkçılığın sonuçlarını incelemek isteyen akademisyenleri ve aktivistleri güçlü bir araçtan mahrum bırakacak. Ve bu kelimeyi kullanmaya cüret edenlerin suçlu bulunmasına yol açabilir; bir kimseyi ırka göre sınıflandırma girişiminde bulunmak dava edilmek için yeterli olabilir. Irkın varlığını inkâr etmek, ırk ayrımcılığı gerçeğini reddetmek anlamına gelir.</p>
<p>Anayasal çerçevenin hükümet tarafından belirlenen politikalar üzerinde derin bir etkisi vardır. Ve apaçık sorunlarını görmezden gelen bir ülkeden daha tehlikeli bir şey yoktur. Fransa dünyanın geri kalanından uzakta fantastik bir diyar değil. Irklar var ve her gün hayatlarımıza etki ediyor.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.washingtonpost.com/news/global-opinions/wp/2018/07/13/frances-dangerous-move-to-remove-race-from-its-constitution/?noredirect=on&amp;utm_term=.e88b2432d089" target="_blank" rel="noopener">washingtonpost</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/18/fransanin-irk-kelimesini-anayasadan-kaldirma-hamlesi-tehlikeli/">Fransa’nın ‘Irk’ Kelimesini Anayasadan Kaldırma Hamlesi Tehlikeli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fransa Anayasasından “ırk” Kelimesi Kaldırıldı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/13/fransa-anayasasindan-irk-kelimesi-kaldirildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Jul 2018 07:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28696</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fransa parlamentosunun alt kanadı Ulusal Meclis, anayasanın ilk maddesindeki ‘ırk’ kelimesini kaldırdı ve ‘cinsiyet ayırımının yapılmasının’ yasak olduğu ifadesini ekledi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/13/fransa-anayasasindan-irk-kelimesi-kaldirildi/">Fransa Anayasasından “ırk” Kelimesi Kaldırıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yapılan oylamada, ilgili tasarı salt çoğunlukla kabul edildi.</p>
<p>Böylelikle anayasanın ilk maddesindeki “Cumhuriyet, tüm vatandaşların menşe, ırk ve din ayrımı yapmaksızın hukukun önünde eşitliğini garanti eder” ibaresinin yerini, “Cumhuriyet, tüm vatandaşların cinsiyet, menşe ve din ayrımı yapmaksızın hukukun önünde eşitliğini garanti eder” ibaresi alacak.</p>
<p>Değişiklik, <strong>Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron</strong>‘un gerçekleştirdiği anayasa reformu çerçevesinde yapıldı.</p>
<p>Irk kavramı, ırkçı düşüncelere karşı mücadele etmek için ilk kez 1946’da anayasanın ilk maddesine eklenmişti. Bu değişikliği destekleyen milletvekillerinin anayasada ırk kelimesinin yer almasının “yanlış anlaşıldığını”, “asılsız” ve insan türünde birçok ırkın değil tek bir ırkın olduğunu savunuyor.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://yesilgazete.org/blog/2018/07/13/fransa-anayasasindan-irk-kelimesi-kaldirildi/" target="_blank" rel="noopener">Yeşil Gazete</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/13/fransa-anayasasindan-irk-kelimesi-kaldirildi/">Fransa Anayasasından “ırk” Kelimesi Kaldırıldı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bin kişiden &#8220;yan yanayız&#8221; çağrısı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/31/bin-kisiden-yan-yanayiz-cagrisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 May 2017 14:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Aydın]]></category>
		<category><![CDATA[Çağrı]]></category>
		<category><![CDATA[Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[eşit yurttaşlık hakları]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=15283</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Yan yanayız, bir aradayız. Bu toprakların ortak sahibi bizler; siyasi parti, din,  cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, Kürt ,Türk, ‘Evetçi’, ‘Hayırcı’ diye bölünmek ve ayrıştırılmak istemiyoruz. Nefret dilinden, can ve mal güvenliğinden, ahlak aşınmasından, toplumsal duyarsızlıktan endişe ediyoruz&#8221; Aralarında yazar, bilim insanları, sivil toplum temsilcileri ve siyasetçilerin yer aldığı bin kişi bugün İstanbul Taksim&#8217;deki Point Otel&#8217;de bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/31/bin-kisiden-yan-yanayiz-cagrisi/">Bin kişiden &#8220;yan yanayız&#8221; çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Yan yanayız, bir aradayız. Bu toprakların ortak sahibi bizler; siyasi parti, din,  cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, Kürt ,Türk, ‘Evetçi’, ‘Hayırcı’ diye bölünmek ve ayrıştırılmak istemiyoruz. Nefret dilinden, can ve mal güvenliğinden, ahlak aşınmasından, toplumsal duyarsızlıktan endişe ediyoruz&#8221;</strong></p>
<p>Aralarında yazar, bilim insanları, sivil toplum temsilcileri ve siyasetçilerin yer aldığı bin kişi bugün İstanbul Taksim&#8217;deki Point Otel&#8217;de bir araya geldi. “Yan yanayız, bir aradayız” açıklaması yapan imzacılar barış, demokrasi için çağrı yaptı. Çağrıda, ilk sözü alan Ahmet Türk, “Türkiye’nin her zaman ortak bir akla ihtiyacı oldu. Birçok insan ülkemizde güvenlikçi politikalarla bu ülkenin yönetilmeyeceğini anladı” dedi. Yapılan çağrıda, &#8220;Tek partili devletle Meclis&#8217;in etkisizleştirilmesine karşıyız&#8221; denildi.</p>
<p>Toplumun farklı kesimlerinde bin kişi bugün saat 11.30’da İstanbul Talimhane’deki Point Otelde “Yan yanayız, bir aradayız” çağrısında bulundu. Çağrıyı yapanların arasında  siyasetçiler, yazarlar, oyuncular, akademisyenler ve hukukçular bulunuyor.</p>
<p>Yapılan çağrıda, “Yanyanayız, bir aradayız. Bu toprakların ortak sahibi bizler; siyasi parti, din,  cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, Kürt ,Türk, ‘Evetçi’, ‘Hayırcı’ diye bölünmek ve ayrıştırılmak istemiyoruz. Nefret dilinden, can ve mal güvenliğinden, ahlak aşınmasından, toplumsal duyarsızlıktan endişe ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.</p>
<p>Metin, “Tek partili devletle meclisin etkisizleştirilmesine karşıyız. Yüz binlerce akademisyeni gazeteciyi haksız ve hukuksuz yargılayanlara ‘hayır!’ diyoruz. Anayasa referandumun şaibeli sonuçlarını kabul etmiyoruz. Bir arada güven içinde yaşamak için acilen OHAL’in kaldırılmasını adalet ve hukuk güvenliğinin sağlanması için hesap veren Anayasa ve şeffaf devlet için kararlı adımların atılmasını istiyoruz. Tüm yurttaşları, sivil girişimleri ve siyasi partileri güç güvenliğine çağırıyoruz. İdeolojik dayatmacı, cinsiyetçi ve ayrımcı olmayan bir eğitim sisteminin barışçı bir siyasetin egemen kılınması için güçlerimizi ortaklaştırmaya çağırıyoruz” diyerek devam etti.</p>
<p>Açıklamada, ilk söz alan Ahmet Türk, “Türkiye’nin her zaman ortak bir akla ihtiyacı oldu. Birçok insan ülkemizde güvenlikçi politikalarla bu ülkenin yönetilmeyeceğini anladı” dedi.</p>
<p>Söz alan bir diğer isim Anavatan Partisi eski milletvekili ve Diyarbakır eski müftüsü <strong>Abdulbaki Erdoğmuş</strong> yaptığı konuşmada, “Yaklaşık 50 yıldır demokrasi içerisinde olduk ama geldiğimiz noktada Türkiye ne yazık ki istikamatini demokrasiden çevirdi” dedi.</p>
<p>Bildiri&#8217;de şu ifadeler kullanıldı:</p>
<h3>Yan yanayız, biraradayız!&#8221;</h3>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-15284 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/mr.jpg" alt="" width="363" height="235" />&#8220;Bu toprakların ortak sahibi olan bizler; ortak yaşamı kurmak, korumak, geliştirmek için, siyasî parti, ideolojik aidiyet, inanç, din, mezhep, milliyet, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin 80 milyona sesleniyoruz.</p>
<p>Bizler kutuplaşmak, birbirimize düşmanlaşmak, Türk-Kürt, dindar-laik, evetçi-hayırcı diye bölünmek, onlar-bunlar diye ayrıştırılmak istemiyoruz.</p>
<p>İnancımızı, dinimizi, dilimizi, kültürümüzü, hayat tarzımızı kendi seçtiğimiz gibi, özgür, eşit, korkusuz, huzur içinde yaşamak; birbirimize güvenmek, dayanışmak istiyoruz&#8230;</p>
<p>Savaşa sürüklenmekten, çatışmacı ortamdan, nefret dilinden, hukuk ihlallerinden, haklarımızın özgürlüğümüzün kısıtlanmasından, can ve mal güvenliğimizden, toplumun vicdanını yitirmesinden, ahlâk aşınmasından, toplumsal duyarsızlıktan endişe duyuyoruz.</p>
<h3>&#8220;Despotik siyasetin yarattığı bütün mağduriyetlere hayır diyoruz&#8221;</h3>
<p>Tek adam rejimi ve partili devlete, adaletsizlik ve hukuksuzluğa, meclisin etkisizleştirilmesine, her çeşit muhalefetin baskı ve tehditle sindirilmesine karşıyız.</p>
<p>Yüzbinlerle kamu çalışanını, siyasetçiyi, akademisyeni, medya, yargı ve güvenlik mensuplarını haksız, hukuksuz keyfî uygulamalarla, tutuklamalarla, baskılarla tasfiye eden despotik siyasetin yarattığı bütün mağduriyetlere hayır diyoruz!</p>
<p>Geleceğimizi karartan bu anlayışı anayasallaştırmaya çalışan referandumun şaibeli sonuçlarını ve halk iradesinin yasalar yok sayılarak açıkça çiğnenmesini kabul etmiyoruz.</p>
<h3>&#8220;OHAL kaldırılmalı&#8221;</h3>
<p>Birarada güven içinde yaşamak için, acilen: Hukuk ihlallerine yol açan OHAL’in kaldırılmasını, toplumun tümüne yayılan mağduriyetlere karşı adalet ve hukuk güvenliğinin sağlanmasını, Meclisin yasama ve denetleme yetkisinin güçlendirilerek iadesini, Hesap veren, anayasal, şeffaf devlet için kararlı adımlar atılmasını, gizli oy ve şeffaf sayım temelli sandık güvenliğinin sağlanmasını istiyoruz.</p>
<p>Korku, gerilim ve kutuplaştırma siyasetinden güç devşirenlere karşı; ülkemizin geleceğinden sorumlu tüm yurttaşları, farklı kanaat önderlerini, sivil girişimleri, siyasi partileri güç birliğine çağırıyoruz!</p>
<h3>&#8220;Eşit haklı işbirliğini gözeten&#8230;&#8221;</h3>
<p>Adaletli, hakkaniyetli, tarafsız ve bağımsız yargı ilkesine dayalı “hukuk devleti”nin, bireysel ve toplumsal insan haklarını tam uygulayan eşitlikçi,  çoğulcu demokrasi anlayışının, başta yerel yönetimlerde olmak üzere katılımcılığı teşvik edecek bir idari yapının, ideolojik dayatmacı, cinsiyetçi, ayrımcı olmayan; özerk ve eleştirel düşünceye dayalı bir eğitim sisteminin, bölge halkları ve dünya ülkeleriyle eşit haklı işbirliğini gözeten barışçı bir siyasetin, egemen kılınması için, güçlerimizi ortaklaştırmaya çağırıyoruz&#8230;</p>
<h3></h3>
<p><strong>Çağrı yapacak bin isimden bazıları şöyle: </strong></p>
<p>Abdülbaki Erdoğmuş (ANAP eski Milletvekili), <strong>Ahmet Türk (Eski Milletvekili), </strong>Ali Nesin (Akademisyen),<strong>Ali Sirmen (Gazeteci, Yazar), </strong>Aysel Çelikel (ÇYDD Başkanı) , <strong>Ayşenur Arslan (Gazeteci, Yazar), </strong>Barış Yarkadaş (CHP İstanbul Milletvekili), <strong>Binnaz Toprak (CHP Eski Milletvekili), </strong>Celal Yıldırım (TÜSES YK Başkanı), <strong>Celalettin Can (78’liler Vakfı), </strong>Cihangir İslam (Akademisyen, Yazar), <strong>Erdal Atabek (TTB Merkez Konseyi eski Başkanı, Yazar), </strong>Erendiz Atasü (Akademisyen, Yazar), <strong>Ergun Özbudun (Akademisyen, Yazar), </strong>Ertuğrul Günay (Kültür ve Turizm eski Bakanı), <strong>Ertuğrul Yalçınbayır (Ak Parti Kurucusu, başbakan eski yardımcısı), </strong>Fatma Bostan Ünsal (Ak Parti Kurucusu), <strong>Fikri Sağlar (CHP Mersin Milletvekili), </strong>Filiz Kerestecioğlu (HDP İstanbul Milletvekili), <strong>Genco Erkal (Sanatçı), </strong>Gülriz Sururi (Sanatçı), <strong>Hakan Aygün (Gazeteci, Yazar), </strong>Hasan Cemal (Yazar) , <strong>Hasip Kaplan (HDP eski Milletvekili),</strong>Haydar Ergülen (Yazar, Şair), <strong>Hüda Kaya (HDP İstanbul Milletvekili), </strong>Hülya Gülbahar (Hukukçu), <strong>İhsan Eliaçık (Yazar), </strong>İlhan Cihaner (CHP İstanbul Milletvekili), <strong>İlhan Tekeli (Akademisyen, Yazar), </strong>Kazım Güleçyüz (Yeni Asya Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni), <strong>Levent Gültekin (Yazar), </strong>Mehmet Bekaroğlu (CHP İstanbul Milletvekili), <strong>Melda Onur (CHP eski Milletvekili), </strong>Meral Danış Beştaş (HDP Adana Milletvekili), <strong>Mithat Sancar (HDP Mardin Milletvekili), </strong>Murat Belge (Akademisyen, Yazar), <strong>Musa Çam (CHP İzmir Milletvekili), </strong>Müjde Ar (Sanatçı), <strong>Nesrin Nas (ANAP eski Genel Başkanı), </strong>Nuray Mert (Gazeteci, Yazar), <strong>Orhan Alkaya (Sanatçı), </strong>Osman Baydemir (HDP Şanlıurfa Milletvekili), Oya Baydar (yazar) <strong>Ömer Faruk Gergerlioğlu (Doktor, Yazar, Mazlumder eski Genel Başkanı), </strong>Rakel Dink (Hrant Dink Vakfı YK Başkanı), Rıza Türmen (CHP eski Milletvekili, AİHM eski Yargıcı), <strong>Rojin (Sanatçı), </strong>Seline Doğan (CHP İstanbul Milletvekili), <strong>Serra Yılmaz (Sanatçı), </strong>Sezgin Tanrıkulu (CHP İstanbul Milletvekili), Sırrı Sakık (Siyasetçi), <strong>Şenal Sarıhan (CHP Ankara Milletvekili), </strong>Şevket Pamuk (Akademisyen, Yazar), <strong>Taner Akçam (Akademisyen, Yazar), </strong>Tarhan Erdem (Sanayi ve Teknoloji eski Bakanı, CHP Eski Genel Sekreteri), <strong>Tarık Ziya Ekinci (Siyasetçi, Doktor, Yazar), </strong>Tilbe Saran (Sanatçı), <strong>Türkân Elçi (Öğretmen),</strong>Ümit Kıvanç (Yazar), <strong>Yasemin Çongar (Gazeteci-Yazar), </strong>Yiğit Gülöksüz (Akademisyen, Yazar), <strong>Zeynep Altıok (CHP İzmir Milletvekili), </strong>Zeynep Oral (Yazar), <strong>Ziya Halis (Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı), </strong>Zuhal Olcay (Sanatçı), <strong>Zülfü Livaneli (Sanatçı, Yazar)</strong></p>
<div class="right">
<div>
<div><a href="http://t24.com.tr/haber/bin-kisiden-yan-yanayiz-cagrisi-tek-partili-devletle-meclis-etkisizlestiriliyor,406665" target="_blank" rel="noopener noreferrer"> Kaynak</a></div>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/31/bin-kisiden-yan-yanayiz-cagrisi/">Bin kişiden &#8220;yan yanayız&#8221; çağrısı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cihangir İslam: Muhafazakâr siyasetin kaynağı milletten devlete kaydı, geleneğin sivil karakteri yıprandı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/25/cihangir-islam-muhafazakar-siyasetin-kaynagi-milletten-devlete-kaydi-gelenegin-sivil-karakteri-yiprandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2017 14:08:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[16 Nisan Referandumu]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[MSP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yenikapı Mitingi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13860</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin yönetim sistemini değiştiren anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Şimdi medya, sivil toplum, akademi, siyaset ve iş dünyası sonuçları anlamaya, bundan sonrasına ilişkin öngörülerde bulunmaya ve pozisyonlarını tayin etmeye çalışıyor. Referandum ile anayasal bir değişiklik oldu ancak bu değişiklik toplumun farklı kesimlerince benimsenmiş geniş bir mutabakat ile olmadı. Buna rağmen bundan sonra Türkiye&#8217;nin yönetim sistemi ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/25/cihangir-islam-muhafazakar-siyasetin-kaynagi-milletten-devlete-kaydi-gelenegin-sivil-karakteri-yiprandi/">Cihangir İslam: Muhafazakâr siyasetin kaynağı milletten devlete kaydı, geleneğin sivil karakteri yıprandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;nin yönetim sistemini değiştiren anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Şimdi medya, sivil toplum, akademi, siyaset ve iş dünyası sonuçları anlamaya, bundan sonrasına ilişkin öngörülerde bulunmaya ve pozisyonlarını tayin etmeye çalışıyor. Referandum ile anayasal bir değişiklik oldu ancak bu değişiklik toplumun farklı kesimlerince benimsenmiş geniş bir mutabakat ile olmadı. Buna rağmen bundan sonra Türkiye&#8217;nin yönetim sistemi ve karar mekanizmalarını oluşturan kurumlarda köklü değişiklikler olacak. Parlamento artık hükümetlerin kurulduğu, temel politikalara ilişkin kararların alındığı ve alınan karaların siyasi temsilciler tarafından izlenip denetlendiği siyasetin ana merkezi olma özelliğinden uzaklaşacak. Hükümet ise seçilmişlerin değil atanmışların oluşturduğu siyasi olmaktan ziyade teknokrat karakterli bir heyete dönüşecek. Dolayısıyla hükümet, hem siyaset hem de sivil toplum için etkilenmesi hedeflenecek bir adres olmaktan çıkacak. Görünen o ki, temel siyasi kararlar Beştepe etrafında oluşan küçük bir elitler halkası içinde alınacak. O vakit misyonunu, kararları etkilemek olarak gören sivil toplumdan siyasete, her özne için artık yeni bir adres var. Şimdilik belirsiz olansa bu adres ile ne tür iletişim ve müzakere kanalları kurulabileceği.</p>
<p>Bugün ilkine başladığımız röportajlar serisinde referandumun neyi değiştirmeyi hedeflediğini, neyi değiştirdiğini, bundan sonra nasıl bir siyasi hayatın oluşacağını ve sivil toplum-siyaset ilişkilerinin nasıl bir döneme girdiğini konuşacağız. Bu konuşmaları sivil toplum kuruluşları, yurttaş inisiyatifleri, düşünce dünyası temsilcileri ile yapacağız. İlk konuğumuz Cihangir İslam.*</p>
<p>Profesör Dr. Cihangir İslam, Saadet Partisi, Has Parti ve Mazlum-Der&#8217;in kurucularındandır. Kısa bir süre Saadet Partisi’nde bulunmuş, daha sonra HAS Parti’de yer almış; her iki partide de hem kurucular kurulu üyeliği hem de GİK üyeliği yapmıştır. Numan Kurtulmuş ve arkadaşlarının AK Parti’ye katılmalarını şiddetle eleştiren, beş profesörün imzaladığı deklarasyona imza koyan isimlerden biriydi Cihangir İslam. Prof. Dr. İslam, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevine son verilen akademisyenlerdendir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AK Parti Türkiye’nin karar mekanizmalarında bir değişiklik yapmak üzere referanduma gitti ve bunu büyük bir destekle olmasa da başardı. Sizce neyi tam olarak değiştirmek istedi ve referandumla neyi değiştirmiş oldu?</strong></p>
<p>Bu hedeflerin iki boyutlu olduğunu görebiliriz. İlki dışa dönük olan diğer ise kendi içinde koyduğu hedefler. Başkanlık sisteminin bize nasıl tarif edildiğini hatırlayalım; öncelikle mevcut sistem Türkiye’nin önünü tıkayan, icraatı yavaşlatan bir sistem olarak tanımlandı. Ek olarak vesayete açık bir sistem olarak tanımlandı. Bunu aşmanın yolunun ise güçlü, yarı dokunulmaz bir başkanlık olabileceği söylendi. Bu bize anlattığı şekliydi. Peki kendi iç siyasi kadrolarına bunu nasıl anlattı? Bu ülkede halkın üçte ikisini muhafazakar, sağcı veya muhafazakar-milliyetçi diyerek tanımladı ve iktidarın parçalanmış siyaset içerisinde de bu kitlenin elinde kalması için böyle bir yol geliştirdi. Parçalanmış siyaset ne yapıyordu? Geçmişte Mesut Yılmaz-Tansu Çiller örneğinden yola çıkarsak, beş parçalı siyaset yaşadık o günlerde, hükümet kurmayı beceremiyordu merkez sağ partiler. En sonunda bir Refah-Yol denemesi oldu ve bunların da hepsi müdahaleye açıktı. Bu özette haklılık payları var fakat ortaya konan öncüllerle varılan sonucu karşılaştırdığımızda bir uyumsuzluk olduğunu görüyoruz. Artı, koalisyonlar zararlı olarak gösterildi ki, bence koalisyonları zararlı mekanizmalar olarak görmek gerçekçi olmaz. Mesela CHP-MSP koalisyonu gerçekten başarılı ve Türkiye’de birbirine küskün iki toplumu bir araya getirmiş bir koalisyondu. Devlet açısından bakarsanız, Kıbrıs meselesini gündeme getirebilmiş ve meseleye müdahil olabilmiştir. Olayın politik tartışmalarını bir kenara bırakıyorum. Yani hızlı adım atabilmiş ve çok önemli bir karar alıp bunu uygulamaya geçirebilmiştir. Yine çok başarılı ama çalıştırılmayan hükümetlerden bir tanesi bence Erbakan-Çiller hükümetidir, Refah-Yol hükümetidir. Bunları dikkate aldığımızda aslında koalisyonların problem olmadığını, dayatılan koalisyonların problem haline getirilebildiğini… Yani vesayet üzerinden dayatılan koalisyonların problem olduğunu görebiliriz. Evet vesayet aşılması gereken bir şeydir ama şu anda vesayeti zaten aşmış durumdayız. 15 Temmuz darbesi bize vesayetin ortadan kalktığını da gösterdi. Bütün TSK’yı arkasına alamayan bir darbe girişiminin son çırpınışlar ya da başka amaçlara yönelik, geçmişteki darbe girişimlerinden farklı gerekçelere  yönelik bir teşebbüs olduğunu gösterdi. Neticede şunu söylemek istiyorum; koalisyonları aşmanın yöntemi ve başta saydığımız diğer gerekçelerle birlikte sonuca ulaşması çok tutarlı ve kendi içinde uyumlu bir mantık silsilesini ortaya koymuyor. Yapılması gereken şuydu; icranın önünü açmak için 12 Eylül Anayasası&#8217;yla güçlendirilen sorumsuz cumhurbaşkanını sembolik konuma indirmek ve icrayı güçlendirmek. Yani başbakanı, hükümeti ve bu sırada yasama ve yargıyı da güçlendirmek. Cumhurbaşkanının elinden bu yetkiler alınıp cumhurbaşkanlığını sembolik ve dışa dönük, ülkeyi temsil eden yüzü olan bir mevki haline getirmek. Türkiye’nin yapısı için de bu daha gerçekçi bir çözüm olurdu. Fakat mevcut değişikliğin pratikte yaptığı şey 12 Eylül Anayasası’nı, mevcut anayasayı güçlendirmekten başka bir şey değil.</p>
<p><strong>Aslında Ak Parti bu anayasa değişikliğine gelmeden önce, çözüm sürecinin işlediği dönemde başka bir iş birliği içindeydi. Kürt siyasetinin temsilcileri ile müzakere ederken anayasayı değiştirmesi bekleniyordu. Fakat bugünkü anayasa değişikliğinde MHP ile ittifak kurdu ve o döneme göre tam tersi bir anayasa içeriği ortaya konmuş oldu. Kurduğu ittifaklar da bir faktör oldu mu öyleyse?</strong></p>
<p>Bu noktaya nasıl gelindiğini aslında Ak Parti&#8217;deki siyasetin kırılmasıyla izah edebiliriz. 2010&#8217;lara kadar, hatırlarsanız, Ak Parti bir kitle partisinin yapması gerekeni çok iyi bir şekilde ortaya koyuyordu ve hiç ummadığı kesimlerin desteğini de almıştı. Tabanın siyasi taleplerini tespit ediyordu ve bu talepleri bir kıdem sırasına koyarak parti politikası haline getiriyordu. Belki bütün görüşlerden oy alabildiği bir dönemdi bu dönem. Demokratikleşme, insan hakları lehine atılan bir çok adım vardı. Bu millet de karşılığını gerçekten vefalı bir şekilde ona vermiştir. Fakat özellikle bu devlet içindeki bazı yapılanmalarla, yani geçmişte müttefik olduğu yapılanmalarla ters düştükten sonra AK Parti siyasetinde biz bir kırılma görüyoruz. Halkın siyasi taleplerini bırakıp kendi partisinin tepesinden bir takım çıkarımları adeta siyasi talep haline getirme zor kullanması, yani yukarıdan aşağıya dediğimiz siyasetin geçerli olduğunu görüyoruz. İşte Ak Parti&#8217;deki büyük değişikliği buradaki kırılma ile izah edebiliriz.</p>
<p>15 Temmuz bu siyasi dönüşümün kristalleşmesidir. 15 Temmuz akşamı meclisteki dört parti ortak deklarasyon yayınladı. Hepsi darbeye karşı ortak tavrı benimsedi. Peki Yenikapı&#8217;da ne oldu? HDP arabadan indirildi ve üç partiyle yapıldı miting. Sayın Kılıçdaroğlu&#8217;nun gitmesi yönünde eleştiriyorlar ki ben eleştirmiyorum. Daha sonra anayasa taslağının tartışıldığı masaya CHP oturdu ama CHP&#8217;yi o masadan kaldırmak için AK Parti ve MHP tarafından o kadar büyük manevralar yapıldı ki, CHP o masayı terk etmek zorunda kaldı bir anlamda. Böylece dört partiden ikiye indik. Şimdi görüyoruz ki AK Parti bu yolun devamını yalnız yürüyecektir. MHP zaten başka bir ekibin eline geçmiş durumdaydı. Referandum da bize bunu gösterdi. Yani 1 Kasım seçimini düşünürsek; yüzde 63&#8217;lere varan oy potansiyeli vardı. Hatta diğer küçük grupların, HÜDA-PAR, BBP gibi grupların desteğini de düşünürsek &#8216;evet&#8217; oyuna yüzde 65&#8217;le başladı ve yüzde 51.4&#8217;e düştü. Bu kaybın AK Parti&#8217;den kayıp mı, MHP&#8217;den kayıp mı yoksa ikisinden birden kayıp ve dışarıdan da beklenmedik birtakım destekler mi oldu ki mutlaka olmuştur, bunun analizini yapmak araştırmacıların işi.</p>
<h4>&#8220;D<strong>evleti ele geçirmek ve dönüştürmek üzere işe başlayan AK Parti&#8217;nin devlet tarafından ele geçirildiği bir dönemdeyiz.&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Bu ittifakın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Ak Parti, MHP ile birlikte yürüyecek mi yoksa onu da arabadan indirip yola tek başına mı devam edecek ya da başka iş birliklerine açık hale mi gelecek?</strong></p>
<p>15 Temmuz&#8217;da bir şey daha gördük. Bütün siyasi yapılar ikiye ayrıldı. Buna direnen bir tek CHP var. CHP&#8217;de bir yarılma beklemiyoruz. Yani en kötü şartlarda yüzde 24, en iyi şartlarda yüzde 26 arasında gidip gelen bir kitle. Fakat diğerlerine baktığımızda 15 Temmuz&#8217;un bütün partilerde bir yarılmaya sebep olduğunu görebiliyoruz. Yani kitleler ayrıştı. Daha sonraki MHP ittifakının, bugünkü MHP tabanını ne kadar temsil ettiği bir muamma.</p>
<p><strong>Ak Parti 2010&#8217;lara kadarki süreç içerisinde aslında ülkenin farklı seslerine kendi siyasetinin içerisinde yer veriyor dediniz. Fakat bu seslere kendini kapatmaya başlamış durumda. MHP ise zaten bu seslere açık olmaktan uzak. Bu ittifak AK Parti&#8217;nin kendini daha çok kapatacağını mı işaret ediyor bize? </strong></p>
<p>AK Parti kendi içerisinde öz eleştiri mekanizmalarını harekete geçirdikten sonra fabrika ayarlarına dönmezse bu kapanma devam edecek. Bu kapanma nedensiz bir kapanma değil yani şu anda AK Parti devleti ele geçirmek istemiş gibi görünüyor. Bu ülkede her siyasi partinin rüyası haline gelen bir durum maalesef. Çünkü objektif tanımlarla işleyen bir sistemimiz yok. Bunun olmaması bize her dönemde büyük kadro değişiklikleri yaşatabiliyor. Kaldı ki bir sene içerisinde köklü değişiklikleri görüyoruz. Bu değişikliklerin prensiplere bağlı olmamasını itaat ve sadakat mekanizmasına bağlıyorum.</p>
<p>Şu anda devleti ele geçirmek ve dönüştürmek üzere işe başlayan AK Parti&#8217;nin devlet tarafından ele geçirildiği bir dönemdeyiz. Çünkü ben şu anda AK Parti&#8217;nin kendi politikalarını özgürce uygulayamadığını görüyorum. Bugün öyle politikalar görüyoruz ki, AK Parti&#8217;yi kuruluşundan beri eleştiren bir insanım ama, bazı politikaları kendi rasyonaliteleri içerisine de yerleştiremiyorum. Yani &#8220;Bu AK Parti değil&#8221; diyorum. Neye dönüştü peki? Bir laf vardı hani &#8220;Fikirlerimiz iktidarda&#8221; diye; sayın Devlet Bahçeli daha kibar davranıyor ve bu kadar yüksek sesle söylemiyor ama şu an tam olarak MHP&#8217;nin fikirlerinin iktidarda olduğunu görüyoruz. Bu taban üzerinde çok büyük alerji yaratıyor. Fakat şu anda sayın Erdoğan bunu kendi karizmasıyla, gücüyle bertaraf etmeyi becerebiliyor.</p>
<p><strong>Siz AK Parti&#8217;nin içinde bir tartışma bekliyor musunuz? &#8220;Nasıl oldu da biz MHP&#8217;yle bu ittifakı yapabildik?&#8221;, &#8220;Nasıl oldu da değiştirmeye çalıştığımız devlet politikalarının bir parçası haline gelebildik?&#8221; diyen bir AK Parti grubunun ortaya çıkabileceğini ve bir tartışma başlatabileceklerini düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Bu tartışma iki partide de başlayacak. Yani yüzde 63&#8217;ün yüzde %51&#8217;e düştüğü bir ortamda &#8220;Kedi buradaysa ciğer nerede?&#8221; hadisesi yaşanacak. Önemli olan şudur, yüzde 51.4&#8217;le anayasayı değiştirdiniz, peki amaç neydi? Amaç şuydu; muhafazakâr bir insanın, daima cumhurbaşkanı seçilebilmesini, aynı kitle içinden çıkmasını garanti altına almak. Bu baştan beri benim söylediğim, bu içerik olarak tuzak bir anayasadır ve o tuzağa siz de kapılabilirsiniz. Artı bunun ahlaki olarak da bir haksızlık olduğunu düşünüyorum çünkü bir anayasayı bu ülkede yaşayan hepimizin, yani bazılarının zenginlik dediği ama benim kurucu unsurlar demeyi tercih ettiğim&#8230; Çünkü zenginlikten kurtulabilirsiniz, zenginlik sizin malınız, mülkünüz, sahip olduğunuz şeydir, bir arazdır neticede ama bütün bu ülkede yaşayan, Türkiye&#8217;nin özüne ait insanlar olduğunu yani değişmeze ait insanlar olduğunu kabul ediyorum. Siyasete de bu noktadan başlamamız gerektiğini kabul ediyorum. Tabii ki bir takım tartışmaları taban önümüze getirecektir. Bu yüzde 12, yani &#8216;evet&#8217; blokunun içerisinden hareket eden yüzde 12 &#8216;hayır&#8217; oyu vererek Türkiye&#8217;de farklı gruplarla ilkesel bir beraberliğin içerisinde girmiştir. Ben bunu sokağın 15 Temmuzuyla açıklıyorum. Oraya dönelim tekrar. &#8216;Saray&#8217; 15 Temmuz’dan bir anlamda başkanlık kotarmaya çalıştı. Bence bu, bu topluma sadakati vurgulayan bir davranış olmaz. Ben olsam bütün toplumu masanın etrafına toplar, çağıracağımız yer neresiyse artık; saraysa saray, büyük bir yuvarlak masanın etrafına toplayarak &#8220;Bu iş böyle gitmeyecek, gelin bir anasaya yapalım&#8221; derdim. Fakat maalesef öyle olmadı. Türkiye&#8217;nin kutuplaşma üzerinden adeta yok sayılan bir kesimi bu tartışmanın dışına atıldı ama güzel olan şudur ki; sağ veya milliyetçi veya muhafazakâr veya inançlı kesimden önemli bir parça koptu ve &#8220;Anayasa öyle yapılmaz&#8221; dedi. Bu benim tutunduğum umuttur Türkiye&#8217;de. Buna karşılık veren, son derece heterojen olan; içinde CHP&#8217;nin, HDP&#8217;nin, Alevilerin olduğu kesim de buna ilkesel bir karşılık vermedi ama ilkesel karşılık verenleri de biliyorum. İşte bu iki taraftan da prensipler üzerine hareket eden insanların çok iyi bir noktaya geleceğini düşünüyorum. Sokağın 15 Temmuz&#8217;u dediğim insanlar da bu insanlar. Türkiye&#8217;de demokrasiyi, insan haklarını, çoğulculuğu ayakta tutmaya çalışanlardır. Bakın 15 Temmuz&#8217;a bir dönüş yapayım müsaadenizle, 15 Temmuz&#8217;da şu dendi; &#8220;Biz demokrasi istiyoruz&#8221; dendi. &#8220;Biz bu ülkede herkesin inandığı ve inanmadığı gibi yaşamasını, özgürce yaşamasını, hukuk devletinin yürürlükte olmasını istiyoruz&#8221;, &#8220;Din özgürlüğünün veya inanmama özgürlüğünün herkes için geçerli olduğu bir ülke&#8221; dendi.  Bu noktalarda bu halk zımni olarak bir mutabakat ortaya koydu. Fakat maalesef &#8216;saray&#8217; bunu başkanlık kotarma yönünde kullandı. Burada yüzde 49&#8217;un sahip çıktığı, gösterdiği şey sokağın 15 Temmuz&#8217;da istediği şeydir. O gece sokakta bir anayasa ortaya kondu. Bu başkanlık sistemi, bu tali değişiklikler bu esas taslağın önünü kesmeye yönelik bir girişimdir. Devlet eski reflekslerine döndü ve bu siyaset bugün AK Parti üzerinden yürütülüyor ama AK Parti tabanının da buna çok tahammül edeceğini zannetmiyorum. Şu nokta var, AK Parti hedefine yine ulaşamadı. Yüzde 51.5&#8217;le siz herhangi bir şeyi garanti edemezsiniz. Yani şunu söylemek istiyorum; milliyetçi, muhafazakar, mütedeyyin tabana da hitap eden ama diğer kesimlerin de onayını alabilecek bir aday sağ grubun oylarını alabilecektir. Burada bunun işareti verilmiştir. İşte referandum akşamı tanıdığımız sayılı siyasilerin galibiyete rağmen yüzlerinin asık olmasının nedenini de ben buna bağlıyorum. Çünkü bunun bir &#8216;Pirus Zaferi&#8217; olduğunu onlar da görüyor. Sürdürülebilir bulmuyorlar. Milletin ilginç denge politikaları vardır. AK Parti iktidarında onaylanan başkanlığı tutar CHP&#8217;li bir siyasiye verir. Yani enteresan şeyler görebiliriz ileride. Tabii CHP&#8217;den demeyeyim de daha bağımsız bir şahsiyete verebilir.</p>
<p><strong>Bu yeni bir krize sebep olabilir mi sizce?</strong></p>
<p>Kriz bence sistemden kaynaklanan bir şey değil. Bizim yönetim kültürümüzden, yönetim anlayışımızdan kaynaklanıyor. Yoksa en kötü sistem bile bir şekilde yönetilebilir.</p>
<h4> &#8220;Özellikle başkanlık sistemi de yürürlüğe girerse, rasyonel başkanlık tipinin öne çıkacağı öngörüsünü taşıyorum .. Çünkü bu kadar büyük yetkilerin ancak rasyonel insanlara teslim edilebileceğini düşünüyorum. Başkanlık seçimlerinde çok büyük sürprizler yaşayabiliriz.&#8221;</h4>
<p><strong>Hukuki olarak yeni bir sisteme geçtik sonuç olarak. Ancak bu geçişin siyasi şartları oluşmuş gibi görünmüyor. Siz sokağın 15 Temmuz’u diyerek bu değişimi kabullenmeyen bir toplumsal mutabakat olduğuna işaret ediyorsunuz ve diyorsunuz ki &#8220;sokağın 15 Temmuz&#8217;u&#8221; birbiriyle uzun süredir konuşmayan, temas etmeyen kesimleri aynı prensipte birleştiren bir çerçeve oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde farklılıkların birlikte yer alabileceği yeni bir zeminin oluştuğundan mı söz ediyorsunuz? Böyle bir imkân mı var?</strong></p>
<p>Taraflarda yer alan küçük gruplar bu zemini zaten oluşturmuş durumdaydı. Ben iki tarafa da rahat girip çıkabilen, iki tarafta da kendi kimliğimle var olabilen, bu şekilde tartışabilen bir insanım. Türkiye&#8217;de sağ siyaset -buna merkez sağı da katıyorum, Refah hareketi, milliyetçi geleneği katıyorum- nispeten bunlar siyasetin tabandan belirlenmesine yönelik hareketler. Merkez sağ bu konuda daha zayıf kalmıştır fakat Milli Görüş hareketi, Erbakan hareketi bunun son derece ciddi bir şekilde altını çizmiştir. Siyasetin kaynağı devlet değildir, millettir. &#8216;Millet için devlet&#8217; anlayışı ön plana çıkar. Bunu nerede test edersiniz? Bunu iktidar zamanında test edersiniz. Bunu bir konjonktüre dayalı olarak mı savunuyorsunuz yoksa bu sizin için kalıcı, sizi siz yapan prensiplerden biri mi? Bana kalırsa, yani ortalama bir müslüman gözüyle bakarsam bu prensiplerden bir tanesi de &#8220;Devlet insan içindir. İnsan devlet için bir malzeme değildir&#8221; olmalı. CHP&#8217;ye yani bunun karşısında yer alan geleneğe baktığımızdaysa cumhuriyet tarihi boyunca sırtını devlete yasladığını ve devletin serasında yetiştirildiğini görüyoruz. Fakat bu yapılar elbette ki kırıldı. Özellikle Milli Görüş kökenli fakat daha sonra gömleği çıkarsa da tabanı muhafaza eden AK Parti iktidarı devletleşti. Devleti yönetmek üzerine 15 yıllık vekaleti eline aldı ve devleti yönetiyor. Tabii ki de bu ilişkide bir takım değişiklikler ve dönüşümler oldu. Tabandan gelen siyaset dedik; bu işin bir tarafı. Aslında tarihsel olarak da, cumhuriyet tarihine baktığımızda da Türkiye&#8217;ye demokrasiyi, insan haklarını getiren bu sağ siyaset olmuştur. Demokrat Parti geleneği, onun devamı da Adalet Partisi geleneği olmuştur. AK Parti ile siyasetin kaynağı milletten devlete kaymıştır, bu geleneğin sivil karakteri zedelenmiştir.</p>
<p>AK Parti&#8217;nin siyasetinin kırılmasından sonra kutuplaştırıcı politika izlediğini gördük. Diğer gruplarla konuşan, hiç olmazsa anayasayı birlikte yapan prensipleri bir kenara bırakıp kutuplaştırıcı bir siyasete daldığını görüyoruz. İzlediği yeni siyasetin ayakta tutulması için bu kutuplaşmaya ihtiyacı var çünkü demokrasi, insan haklarının bir kenara bırakılması mütedeyyin hatta muhafazakar tabanın kolaylıkla kabul edeceği bir şey değildir. Türkiye&#8217;de darbelerden birçok kesim zarar görmüştür. Darbelerden veya olağanüstü yönetim şekillerinden mütedeyyin kesim de çok ciddi zararlar görmüştür. Yapılan birçok araştırma gösterdi ki, gerek kültürel anlamda gerek siyasi anlamda islami kesimin bir şeyler üretebilmesi, ortaya koyması ve rafineleştirmesi demokratik ortamlarda daha mümkün oluyor. Birçok grup için de söz konusudur bu, çünkü tabandan yükselen bir siyaseti gerektirir. Şu anki devlet ve AK Parti tarafından tabana dayatılan kutuplaştırmanın ve tabanın buna ne kadar tahammül edeceği de önümüzde bir soru işareti. Bu referandumda bu soruya ilk cevabı da görmüş olduk. &#8216;Evet&#8217; blokundan kopan yüzde 12&#8217;lik bir kesim bu dayatmayı reddetti. Aslında &#8216;evet&#8217; verenlerin içinde de &#8216;hayır&#8217;a uzak olmayan veya hayat pratiğinde diğer kesimlerle birlikte ve eşit şartlarda yaşamayı kabullenmiş çok büyük bir kesim olduğunu da görüyoruz. Fakat neticede herkes farklı kaygı ve hesaplarla oylarını kullanmış olabilir. Söylemek istediğim şudur; kutuplaştırıcı politika bu tabana yabancı bir politikadır. Tavandan tabana yani yukarıdan aşağıya politika da bu tabanı rahatsız edecektir. Şimdiden adeta özellikle mütedeyyin insanların geçmişte, erken cumhuriyet dönemine dair eleştirdikleri birçok şeyi kendilerinin politika olarak benimsediğini görüyoruz. Türkiye açısından da sakıncalı bir durum. Çok genel bakarsak, bir toplumun muhafazakar kesimleri o toplumun kimliğini korumakla birlikte değişimci kesimler de muhafazakar kesimlerin dünyaya adaptasyonlarını sağlar. Bu anlamda muhafazakar ve değişimci kesimler arasında bir denge vardır ve bu dengenin bozulması bir süredir AK Parti&#8217;nin yürüttüğü bir politika oldu. Bir şey daha ben hissettim, bu sadece bir his; sanki bu toplum karizmatik liderlerden sıkıldı gibi geliyor. Ben bundan sonra, özellikle başkanlık sistemi de yürürlüğe girerse, rasyonel başkanlık tipinin öne çıkacağı öngörüsünü taşıyorum ama bunu kanıtla derseniz nasıl kanıtlayacağımı bilemem. Çünkü bu kadar büyük yetkilerin ancak rasyonel insanlara teslim edilebileceğini düşünüyorum. Başkanlık seçimlerinde çok büyük sürprizler yaşayabiliriz. Bunun altını çizelim istiyorum.</p>
<p><strong>Türkiye&#8217;de kararlar alınırken mecliste partiler tartışma yaşardı.  Farklı sesler duyulurdu ve büyük kararlar üzerinde bir etki oluşturma kapasitesi vardı. Şimdi öyle görünüyor ki Saray&#8217;ın etrafında bir meclis oluşacak ve orada küçük bir grup büyük kararları verme konusunda daha etkili olacak. Sizce Türkiye&#8217;de bundan sonra karar alma mekanizması farklı sesleri duyma yollarını kapatmış olacak mı? Ya da nasıl ve kime duyacak? Bir kararı etkilemek isteyenler kendilerini duyurabilmek için hangi kanalları kullanacak?</strong></p>
<p>Görünüşte öyle olsa da fiilen Erdoğan&#8217;ın dışında karar alacak bir merci görümüyorum AK Parti içerisinde. İlk dönemlerin dışında hiç de tersi olmadı. Zaten baktığımızda Erdoğan&#8217;ın çevresi de yüzde yüz değiştiğini görüyoruz<strong>. </strong>Beraber yola çıkılan ve kurucu kişiler olarak adlandırılan insanların da şu anda Erdoğan&#8217;ın etrafında olmadığını fakat bambaşka ortamlardan gelen, Milli Görüş&#8217;ün içerisinde de bir rahle-i tedrisat görmemiş insanların etkili konumlarda olduğunu görüyoruz ki bu AK Parti içerisinde de çok eleştiri alan bir durum.</p>
<p><strong>Peki kurucu kadroların değişmiş olması mı bugün devletleşme temayülünü ortaya koyuyor?</strong></p>
<p>İç yapılarını bilemem ama ben size AK Parti içerisinde de önemli bir tartışma konusundan bahsedeyim. Mesela şimdi isim vererek canlarını sıkmak istemem ama içeriden muhalefete tahammül gösterilememiştir. Belli bir gazete etrafında, içeriden bir muhalefetin oluştuğunu görüyorsunuz ama bu insanların &#8216;sarayın&#8217; yakın çevresi tarafından ekarte edildiğini söyleyebiliriz. Genelde gördüğüm şey; Erdoğan&#8217;ın üzerinde etkili olan ve tabanı da temsil etmeyen insanların kadroları doldurduğunu söyleyebilirim. Ben yine AK Parti&#8217;nin, bu yeni dönemde hükümetin de sayın Erdoğan&#8217;ın destekleri doğrultusunda bir takım icraatlara girişeceğini tahmin ediyorum.</p>
<p><strong>Aleviler, Kürtler, kadınlar, sivil toplum kendini nasıl ifade edebilecek artık? Eskiden siyasi karakterler olan bakanlıkların kapısını çalmak mümkündü bir nebze. Tüm bunların değişebileceği bir döneme giriyoruz. Kim derdini kime anlatacak şimdi?</strong></p>
<p>Bu sadece sivil toplum kuruluşları için değil, Ak Parti teşkilatları için de geçerli. Ben AK Parti teşkilatlarını çok hevessiz gördüm bu seçim kampanyaları sırasında. Çünkü bu sistem misal, Üsküdar AK Parti teşkilatının da havasını söndürür. Sonuçta her şey Beştepe&#8217;den halledilecekse, oradan gelen talimatlarla hareket edilecekse il başkanları, ilçe başkanları icra memurlarına dönüşebilir. Halbuki sağ siyasi partilerde tabanla ilişki çok önemlidir, çok kuvvetlidir. Bu insanlar aynı mekanları paylaşır, aynı yerlerde yaşarlar ve toplumsal talepler çok doğal olarak yukarıya, adeta bir bitki içindeki içindeki metabolizma gibi köklerden alır yukarıya taşır. Şimdi bir işinizi halletmek istiyorsanız Beştepe&#8217;nin yolunu tutacaksınız. &#8216;Saray&#8217;dan gelen talimatla il veya ilçe merkezlerinin kapısında gideceksiniz. Bu bir partinin de aslında kendi elini kolunu bağlaması, bir anlamda kendini atıl hale getirmesi anlamına gelir. Yani siyasi partilerin de gücünü zayıflatacak bir şey. Toplumla ilişkinin seyri değişecek. Meselelerin hepsi yukarıdan halledilecek.</p>
<p>Her zaman şunu söylüyorum; bu toplumda iki kültür var. Siz de, ben de hepimiz hem batı kültürünün hem de islam geleneğinin tarihsel sonucu olan bu kültürün etkisi altındayız. Bunun dışında yaşamamız mümkün değil ama böyle yukarıdan inme bir siyaset de bu iki literatürün temel esprisiyle çok ters. Bu çok önemli bir noktadır. Tarihin akışına da terstir. AK Parti muhtemelen kendi içerisinden yükselen tepkilerle bunu değişikliğe götürebilir yakın bir zamanda.</p>
<h4><strong>&#8220;Erdoğan&#8217;ın ve AK Partililerin daha güvence altına alınmasıyla birlikte Kürt meselesinde daha güçlü ve ciddi adımlar atılacaksa, bu sisteme katlanabilirim.&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Ben yeniden referandum sonuçlarına dönmek istiyorum. Kürt meselesi çözüme çok yaklaşmıştı. O dönemde karşılaştığımız fotoğraf bugün oldukça değişti. Sizce referandumdan sonra bu yeni sistem oluşmaya başladıkça Kürt meselesinin seyrinde bizi yeni bir durum bekliyor mu? </strong></p>
<p>Kürt meselesi adına bugüne kadar ortaya konan herhangi bir siyaset hem MHP&#8217;yi hem de HDP&#8217;yi aynı pota içinde tutmaya yetmedi ama şöyle de bir gerçeğimiz var; bulacağımız çözüm hiç olmazsa bu ikisinden birinin itirazını içermemeli. Bu neticede bir mutabakatla çözülebilecek bir mesele. 7 Haziran HDP&#8217;si iki kesimi çok rahatsız etti; birinci olarak devlet reflekslerini uyandırdı, ikinci olarak benim  görebildiğim kadarıyla Kandil&#8217;i de çok rahatsız etti. Burada aslında bağımsız bir Kürt siyasetinin ne kadar istendiğini de derinlemesine araştırmak lazım. Kürt meselesinin çözümünde neticede elimizdeki en büyük şans, geçen 35 yıla rağmen tabanda yerleşmiş bir düşmanlığın hala tesis edilememiş olması. Devlet reflekslerine dönüş AK Parti&#8217;nin söylemini Kürt meselesinde de değiştirdi. Fakat bir umudum var ki, şu istemediğimiz sistem belki bize bir çözüm sunabilir. O zaman bu sisteme de katlanabilirim. Acaba şu sorunun çözümünde sayın Erdoğan&#8217;ın ve AK Partililerin daha güvence altına alınmasıyla birlikte daha güçlü ve ciddi adımlar atmalarına vesile olur mu? Espri bir yana, bunu sağlarsa inanın bu sisteme katlanabilirim.</p>
<p>Kürt tabanının da çok büyük ölçüde bir kopuş yaşamak istemediğini düşünüyorum. Kürt illerinde yıllarca çalıştım. Son derece derin ve samimi ilişkilerim var bölgeyle. Bu deneyimle baktığımda, insanların gerçekten kopmak istemediklerini görüyorum. Tabanın bu kadar hazır olduğu bir durumda herhalde cesur bir siyaset bu işin üstesinden gelebilir. Burada sayın başkana iş düşüyor. Bunu yaparsa kendisini ve partisini ileriye taşıyabilir. Türkiye&#8217;de tabandan gelmeyen hiçbir çözüm kalıcılık taşımaz. Fakat tabanda yeri olan her çözüm her türlü musibete rağmen çok dirençli bir çözüm olacaktır.</p>
<p><strong>Saadet Partisi&#8217;nin &#8216;hayır&#8217; vermesi, referandum süresinde Hak ve Adalet Platformu&#8217;nun çalışmalarına başlaması ve yine &#8216;hayır&#8217; blokunda yer alması bize muhafazakar mahalle içerisinde bir yarılma olduğunu gösteriyor. Referandumdan sonra nasıl şekillenecek bu yarılma? İslami sivil toplum nasıl şekillenecek sizce?</strong></p>
<p>Yarılmayı özetleyelim öncelikle. AK Parti iktidara geldikten sonra 2009&#8217;dan 2010&#8217;a kadar özellikle muhafazakar kesimden ciddi bir muhalefet hatırlayabiliyor musunuz? Tamam, ben Saadet Partisi kurucusuydum ama fiilen hocadan (Erbakan) izin alıp mesleğime, doktorluğa döndüm. Ne zaman tekrar ortaya çıktı muhalefet? Has Parti&#8217;yle 2011&#8217;lerde bir takım sesler yükseldi. Bu da ne üzerinden gündeme geldi? Özellikle yolsuzluklar ve gelir dağılımdaki dengesizliğin derinleşmesi üzerinden gündeme geldi. Bunun anlamı şudur; AK Parti&#8217;nin bir özelliği de şuydu, olumlu bütün politikaları içselleştirip kendi siyaseti haline getirebiliyordu. Muhalefet, muhalefet edemez hale gelmişti. Ne zamanki yolsuzluk iddiaları gündeme geldi, kibir gösterildi, anormal şehirleşme arttı ve kaba bir modernleşme vücut buldu bu sebeple bir muhalefet birikimi oldu. Bu muhalefetin patlama yaşadığı dönem AK Parti&#8217;nin demokrasiden, insan haklarından ve çözüm sürecinden uzaklaştığı dönemdi. Çözüm sürecini hatırlayın, benim gibi insanlar çıkıp mahalle mahalle çalışma yapmıştı ve girdiği her platformda sürece dair umutlarını dillendirmişti.</p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi, devlet partisi statüsü taşıdıkça, devlet politikalarını benimsedikçe muhalefet daha da büyüyecektir. Kendi içlerinden de bir muhalefet çıkabileceğini en azından görebiliyorum. Çünkü söylediğim gibi bu, muhafazakar, mütedeyyin kanadın siyasi kodlarıyla uyuşabilecek bir durum değil. Temelde şunu da söyleyebiliirim, ortalama bir Müslüman kafası devletçi bir kafa değildir.</p>
<p><strong>Yani muhafazakar mahalle devletle imtihan edildi&#8230;</strong></p>
<p>AK Parti iktidar sınavını kaybetti, bunu daha önce de söylemiştim. Fakat iktidar başarısızlığından daha önemlisi bence devlet politikalarının uzantısı haline gelmesidir. Tabanda alerji yaratmasıdır. Şu anda bu kitleyi bir arada tutabilmesinin ciddi bir analizi yapılsa menfaat ilişkilerinin ya da ekmek kapısının ya da iktidarla iyi geçinme zorunluluğunun ön planda olduğunu görürsünüz.</p>
<p><strong>Demokrasi nöbetlerinde ortalama müslüman birinin dünyasında hala geçmişe dönme kaygısının hakim olduğunu görmüştük. AK Parti&#8217;nin olmadığı bir iktidarın onlara vaad ettiği şeyin eskiye dönüş olacağına dair bir kaygı olduğunu söyleyebilir miyiz?</strong></p>
<p>Tabandaki güvenden bahsettik. Burada iki faktör söz konusu; birincisi AK Parti&#8217;de sayın Erdoğan&#8217;ın -özellikle kendi çevresinde- hiçbir muhalefete izin vermemesi kendi havzasında önemli bir şey. Yüzde 0.8&#8217;lik HAS Parti bile onları ciddi ölçüde rahatsız etti ve siyaseten kapatmaya kadar götürdü. Bir anlamda yılanın başı küçükken ezildi. Başka bir siyasi grubun ayakta tutulmaması hadisesi şehzade katline tekabül eder. Aslında saray kafasının çokluğa tahammülsüzlüğünde yatar bu. Saray fikrinin kendini değişmez görmesiyle izah edilebilir. Buradaki diğer faktör; diğer kesimlerle yani Atatürkçülerle, Alevilerle, seküler kitleyle bir güven ilişkisinin kurulabilmesi -bundan azade olarak buna mecbur olması- &#8220;aynı gemideyiz&#8221; fikrini oluşturma rolü iki tarafa düşüyor. Bunun yolu şudur; &#8216;selamünaleyküm&#8217; diyene &#8216;merhaba&#8217; diye cevap vermek değil, &#8216;aleykümselam&#8217; diye cevap vermektir. &#8216;Merhaba&#8217; diyene de &#8216;aleykümselam&#8217; olarak değil &#8216;merhaba&#8217; diye cevap vermektir. Biz burada iki kültürü yaşıyoruz. İki kültürel dile sahibiz. İkisini de öğrenmek zorundayız. Bu kötü bir şey değil. İkisi de tarihimize ciddi yön vermiş kültürler ve sentezleyebilmek mümkün. Bu ülkede hepimize yer var.</p>
<p>*Röportajı Mehmet Ali Çalışkan ve Bahar Kılınç gerçekleştirmiştir.</p>
<p>**Ana görsel, Yeni Asya Gazetesi&#8217;nden alınmıştır</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/25/cihangir-islam-muhafazakar-siyasetin-kaynagi-milletten-devlete-kaydi-gelenegin-sivil-karakteri-yiprandi/">Cihangir İslam: Muhafazakâr siyasetin kaynağı milletten devlete kaydı, geleneğin sivil karakteri yıprandı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dokuz yaşındaki çocuktan hükümete iklim davası</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/24/dokuz-yasindaki-cocuktan-hukumete-iklim-davasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Apr 2017 16:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İklim]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Dava]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[fosil yakıt]]></category>
		<category><![CDATA[Hindistan]]></category>
		<category><![CDATA[iklim değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Paris Anlaşması]]></category>
		<category><![CDATA[Rahul Choudhary]]></category>
		<category><![CDATA[Ridhima Pandey]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Yeşil Mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[Uttarakhand Eyaleti]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13825</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dokuz yaşındaki Ridhima Pandey, Hindistan Hükümeti’ne iklim için iddialı bir adım atmakta başarısız olduğunu gerekçe göstererek dava açtı. Ridhima Pandey, hükümetin gelecek nesiller için gezegeni kurtarmasını istiyor. Dokuz yaşındaki Ridhima Pandey, Hindistan hükümetinin iklim değişikliği etkilerini azaltmak konusunda kendisine ve Hindistan halkına olan sorumluluklarını yerine getirmekte başarısız olduğunu dile getiren dava dilekçesi ile Hindistan Hükümeti [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/24/dokuz-yasindaki-cocuktan-hukumete-iklim-davasi/">Dokuz yaşındaki çocuktan hükümete iklim davası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dokuz yaşındaki Ridhima Pandey, Hindistan Hükümeti’ne iklim için iddialı bir adım atmakta başarısız olduğunu gerekçe göstererek dava açtı. Ridhima Pandey, hükümetin gelecek nesiller için gezegeni kurtarmasını istiyor.</strong></p>
<p>Dokuz yaşındaki Ridhima Pandey, Hindistan hükümetinin iklim değişikliği etkilerini azaltmak konusunda kendisine ve Hindistan halkına olan sorumluluklarını yerine getirmekte başarısız olduğunu dile getiren dava dilekçesi ile Hindistan Hükümeti aleyhine dava açtı.</p>
<p>Son üç yılda binlerce kişiyi öldürdüğü tahmin edilen yoğun yağışlar, ani seller ve sık rastlanan heyelanlar nedeniyle yıkıma uğrayan Kuzeydoğu Hindistan’nın Uttarakhand Eyaleti&#8217;nde yaşayan Ridhima Pandey, dünyanın üçüncü büyük karbon salıcısı olan Hindistan&#8217;ın, iklim değişikliğiyle ilgili Paris Anlaşması’nı imzalayıp onaylarken verdiği sözleri yerine getirmediğini savunuyor.</p>
<p>Davada, Hindistan Anayasası&#8217;nın, Kamu Güveni Doktrini&#8217;nin, Kuşaklar Arası Eşitlik İlkesi&#8217;nin ve 1980 yılına kadar dayanan dört çevre yasasının uygulanmamasından kaynaklı hukuka aykırılıklar ileri sürüldü. Ülkesinin artan iklim felaketlerini miras olarak almak zorunda kalacağını düşünen Ridhima Pandey, karar alma sürecine katılamamaktan dolayı hayal kırıklığı yaşadığını, ülkesinin çevre politikalarını şekillendirmeye yardımcı olabileceği yaşa gelene kadar oluşabilecek zararların daha da büyümesinin önüne geçmek için, hükümete baskı yapmayı kendisine görev edindiğini söylüyor.</p>
<figure id="attachment_13826" aria-describedby="caption-attachment-13826" style="width: 264px" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class=" wp-image-13826" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/ridhima-pandey.png" alt="" width="264" height="198" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/ridhima-pandey.png 600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/04/ridhima-pandey-320x240.png 320w" sizes="(max-width: 264px) 100vw, 264px" /><figcaption id="caption-attachment-13826" class="wp-caption-text">Ridhima Pandey</figcaption></figure>
<p>Ridhima Pandey, İngiliz The Independent gazetesine yaptığı açıklamada, &#8220;<em>Hükümetim aşırı iklim koşullarına neden olan sera gazı emisyonlarını düzenlemek ve azaltmak için adımlar atmakta başarısız oldu. Bu, beni ve gelecek kuşakları etkileyecektir. Ülkem fosil yakıtların kullanımını azaltmak için büyük potansiyele sahip ve hükümetin bu konudaki eylemsizliği nedeniyle Ulusal Yeşil Mahkeme&#8217;ye (National Green Tribunal/NGT) yönelmek zorunda kaldım</em>&#8221; değerlendirmesinde bulundu. Ulusal Yeşil Mahkeme (NGT) 2010&#8217;da kurulan ve yalnızca çevresel davalara bakan uzmanlaşmış bir mahkeme niteliği taşıyor.</p>
<p>Ridhima Pandey mahkemeden Hindistan Hükümeti&#8217;ne, atmosferdeki karbondioksit miktarını bilimsel önerileri de dikkate alarak, 2100 yılına kadar milyonda 350 parçacığın altına düşürmek adına kendi üzerine düşeni yapmasını sağlamak için bir karbon bütçesi ve ulusal iklim iyileştirme planı hazırlamasını emretmesini talep ediyor. Ridhima Pandey ayrıca, hükümetin fosil yakıtlardan uzaklaşmasını; ormanları, otlakları, toprağı, mangrovları korumasını, büyük çapta ağaçlandırma yapmak suretiyle tarım ve ormancılık uygulamalarını iyileştirmesini talep ediyor.</p>
<h4>Hükümet İklim Değişikliği Konusunda Hiçbir Şey Yapmıyor</h4>
<p>Açılan davada, dokuz yaşındaki Pande’yi, Ritwick Dutta ve Meera Gopal ile birlikte temsil eden çevre avukatı Rahul Choudhary; Ridhima&#8217;nın basitçe hükümetinden, kendisinin ve gelecek nesillerin hayatta kalmak için bağlı olduğu önemli doğal kaynakları korumak için kendi görevini yerine getirmesini istediğini söyledi. Hindistan&#8217;daki çocukların iklim değişikliği ve etkileri konusunda şimdiden haberdar olduğunu vurgulayan  Choudhary, Hindistan Anayasası&#8217;nın, ormanlar, göller, nehirler ve vahşi yaşam dâhil olmak üzere doğal çevrenin korunması ve geliştirilmesi ve canlı varlıklar için merhamet göstermenin her vatandaşın vazifesi olduğunun altını çizdi.</p>
<p>Davada, yenilenebilir enerji seviyelerinde ilerlememe, kirletici projeler için çevresel etki raporlarının sağlıklı bir şekilde incelenmemesi ve ağaçlandırma girişimlerinin izlenmemesi de dahil olmak üzere üç önemli unsurun vurgulandığını söyleyen Choudhary, &#8220;<em>Bir yandan mevzuatta bir boşluk var, öte yandan mevzuat olduğunda ise uygulanmıyor. Bu dava ile ilgili en önemli şey, hükümetin iklim değişikliği konusunda hiçbir şey yapmadığını anlaması gerektiğidir. Dünyaya bir şeyler yaptığını göstermek için evraklar imzalanıyor ama gerçekte hiçbir şey yapılmıyor</em>&#8221; dedi.</p>
<h4>İklim Değişikliğini Önleme Eylemi Eksikliği Nedeniyle Açılan İlk Çocuk Davası Değil</h4>
<p>Ridhima Pandey tarafından açılan dava, iklim değişikliğini önleme eylemi eksikliği nedeniyle açılan ilk dava değil.</p>
<p>Amerika’da, yaşları dokuz ila yirmi arasında değişen 21 kişilik bir genç grup, Federal Hükümet’in fosil yakıt üretimini desteklediğini ve gelecek kuşakların hayatta kalmasını tehlikeye atan sera gazı emisyonlarının yarattığı risklere karşı ilgisiz kaldığını iddia ederek dava açmıştı. Benzer davalar Belçika ve Yeni Zelanda’da da devam etmekte; Pakistan, Avusturya ve Güney Afrika’da şimdiden kazanılmış durumda. Hollanda’da ise, mahkeme hükümete karbon salınımlarını önümüzdeki beş yıl içinde dörtte bir oranında azaltmasını emretti.</p>
<p>ABD&#8217;deki “İklim Çocukları” davasında öncü olan ve çocukları iklim değişikliğinden korumak amacıyla hareket eden kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan “Our Children’s Trust ” oluşumunda yetkili yönetici olan Julia Olson’a göre, “<em>Bu iklim davası, isyan eden ve kendilerinin en temel hakkı olan stabil bir iklim sistemini koruma arayışıyla ve bilimsel dayanaklı bir iklim eylemi talebiyle hükümetlerini mahkemeye veren küresel gençlik hareketinin bir kanıtıdır</em>.”</p>
<p><em><br />
*Bu çevirinin yazıldığı dildeki hali aşağıdaki linkte yayınlanmıştır.<br />
http://www.independent.co.uk/environment/nine-ridhima-pandey-court-case-indian-government-climate-change-uttarakhand-a7661971.html</em></p>
<p><a href="http://iklimadaleti.org/?p=haber&amp;n=ridhima_pandey" target="_blank" rel="noopener noreferrer"><strong>Kaynak</strong></a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/24/dokuz-yasindaki-cocuktan-hukumete-iklim-davasi/">Dokuz yaşındaki çocuktan hükümete iklim davası</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Referandumdan sonra sivil toplum kimin kararlarını etkileyecek?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Apr 2017 15:06:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[7 Haziran Seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[AKP]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Evet]]></category>
		<category><![CDATA[Evet Cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[hayır]]></category>
		<category><![CDATA[hayır cephesi]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun Hükmünde Kararnameler]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[MAZLUMDER]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis]]></category>
		<category><![CDATA[MHP]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[parlamenter demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[referandum]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Kuruluşu]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<category><![CDATA[Türklük]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13403</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Referandumdan çıkacak her tür sonuçta yeni bir dönem başlayacak. Sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor.” Türkiye yarın referandumunu yapıyor. Referanduma konu olan anayasa değişikliği paketinin meclise sunulmasından bu yana önerilen değişiklik tasarısının tek adam rejimine yol açıp açmayacağını konuşuyoruz. Bir de MHP&#8217;nin ‘evet’ kararına [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/">Referandumdan sonra sivil toplum kimin kararlarını etkileyecek?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>“Referandumdan çıkacak her tür sonuçta yeni bir dönem başlayacak. Sivil toplum kuruluşlarının karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor.”</strong></p>
<p>Türkiye yarın referandumunu yapıyor. Referanduma konu olan anayasa değişikliği paketinin meclise sunulmasından bu yana önerilen değişiklik tasarısının tek adam rejimine yol açıp açmayacağını konuşuyoruz. Bir de MHP&#8217;nin ‘evet’ kararına neden olan motivasyonunu. Tartışmada odak konular devletin, AK Parti&#8217;nin ve MHP&#8217;nin ve hatta CHP&#8217;nin kurumsal gerekçelerinden ziyade, liderlerin kişisel motivasyonları, açık-gizli niyetleri, kariyer hesapları oldu. Söz konusu tartışmalar, ne bu zamanda bu değişikliğin yapılmasının arka planını ne de Ak Parti-MHP gibi son on yılda düşmanlık derecesinde birbirinden uzaklaşmış iki siyasal aktörün ortak bir yaklaşım üretebilmesinin sebeplerini açıklamaya yeter gözüküyor.</p>
<p>Tartışmada ihmal ettiğimiz önemli bir nokta bu değişiklik referandumdan geçsin ya da geçmesin Türkiye&#8217;nin karar alma mekanizmasının bir süredir değişmekte olduğu gerçeği. Aslında ne rejim değişikliği gibi büyük bir çerçeveyi ne de hükümet sistemi gibi teknik bir detayı konuşuyoruz. Konumuz Türkiye&#8217;nin karar alma mekanizmasının nasıl bir değişim geçirdiğiyle ilgili. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinden bu yana yeni bir karar alma mekanizması işliyor. Bu sadece halkın cumhurbaşkanını seçmesine yol açan hukuksal bir değişiklikle değil, karar almak için toplumsal desteği ve siyasi kapasitesi olan bir elitler grubunun hükümet etrafından çekilip ‘saray’ etrafında toplanmasıyla da ilgili oldu. Bu gelişme ‘sarayı’ siyasi ve ekonomik kararların merkezi haline getirirken hükümeti de teknik ve bürokratik bir heyete dönüştürdü. Şimdi karşı karşıya olduğumuz durum ise bir süredir yaşadığımız bu tecrübeye hukuksal bir zemin kazandırma çabası. Referandumdan ‘evet’ çıkarsa, meclisteki çoğulluğu dikkate almak zorunda olmayan, her zamankinden daha arınmış ve homojenleşmiş bir karar mekanizması hukuksal zemine kavuşmuş olacak. ‘Hayır’ çıktığında ise ‘saray’ efradının karar mekanizmasını daha da merkezileştirme konusunda işi zorlaşacak. Ancak ana fikirden vazgeçmelerini beklemek naiflik olur. ‘Hayır’ cephesinin içinden ortak bir proje çıkması ihtimalinin zayıflığı da ‘evet’ cephesinin yeni hamleler üretme ortamını kolaylaştırıyor.</p>
<h4>“MHP’nin, karar alma süreçlerinde HDP’nin de etkili olduğu bir meclis yerine, homojen devlet aklının hâkim olduğu tek bir gücü yani ‘sarayı’ yeğlemiş olması kuvvetle muhtemel. Bu durum MHP tarafından sadece siyasi iktidarın kararlarını etkilemede değil aynı zamanda onunla kalıcı ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmada da fırsat olarak değerlendirilmiş gibi duruyor.”</h4>
<p>Türkiye muhalefeti ve sivil toplumunun hatırı sayılır bir kısmı bir süredir karar mekanizmasındaki bu değişimi ya görmüyor ya da görmezden geliyor. Bu da karar alma sürecini etkilemekten uzak, kendi arasında dertleşen, içine kapalı bir muhalefet ve sivil toplum performansı ortaya koyuyor. Anlaşılan o ki, karar alma sürecinin değişen dinamiğini ise, bir tek MHP gördü. Ya da etkili bir devletli güç MHP&#8217;ye bunu gösterdi ve yeni dönemin ruhunu etkileyebileceğine onu ikna etti. Bunu MHP&#8217;nin görebilmesinin esaslı nedeni ise tehdit olarak hissettiği bir başka gelişme olabilir. Görece serbest bir ortamda geçen ve çözüm sürecinin henüz iyimser havasının dağılmadığı zamanlardaki 7 Haziran seçimlerinde HDP&#8217;nin elde ettiği başarı, demokratik ortamlarda yapılan seçimlerde Kürtlerin meclise MHP&#8217;den daha kalabalık ve etkin gelebileceğini gösterdi. 1 Kasım seçimleri ise ortam baskı altına alındığında ve HDP&#8217;nin önü kesildiğinde bile barajı geçip meclise gelebildiklerini ortaya koydu. Görünen o ki, HDP her şartta baraj sorununu geride bırakmış durumda. Bu olgu temel siyasi kararların alıcısı ve uygulayıcısı olan hükümetin mecliste kurulduğu, bakanların milletvekillerinden oluştuğu bir sistemi etkileme konusunda HDP&#8217;yi MHP&#8217;den daha etkili kılıyor. MHP için bu durum sadece siyasi etkisinin azalmasını ifade etmiyor, aynı zamanda devletin karar alma mekanizmasının Türklükle malul karakterini de tehdit ediyor. Sonuçta karar alma mekanizmasını merkezi kılan onun teknik çerçevesi değil homojenliği. Bilginin, kaynağın ve yetkinin homojen bir grupta toplanması. Bu nedenle MHP’nin, karar alma süreçlerinde HDP’nin de etkili olduğu bir meclis yerine, homojen devlet aklının hâkim olduğu tek bir gücü yani ‘sarayı’ yeğlemiş olması kuvvetle muhtemel. Bu durum MHP tarafından sadece siyasi iktidarın kararlarını etkilemede değil aynı zamanda onunla kalıcı ve sürdürülebilir bir yapı oluşturmada da fırsat olarak değerlendirilmiş gibi duruyor. Anlaşılan o ki, Ak Parti ile MHP arasında kurulan ittifak referandumun ötesine geçen bir değer taşıyor.</p>
<h4>“Toplumsal ve çevresel meselelerin çeşitliliğini, mağduriyetlerin ve mağdurların etnik, sınıfsal, kültürel çoğulluğunu gündeme taşıyan sivil toplum faaliyetleri için karar mekanizmalarının farklı seslere ve hassas bir geçirgenliğe ihtiyacı var.”</h4>
<p>Malum Sivil Sayfalar’da sivil toplumla ilgili yazılara yer veriliyor. Bu yazı buraya kadar öyle durmasa da sivil toplumla ilgili. Geçirdiğimiz değişim pek çok sivil toplum kuruluşunun (STK), Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kapatılması, faaliyetlerinin durdurulması ya da İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (Mazlumder) örneğindeki gibi STK’ların bizzat kendi yönetimlerinin hem tematik hem de kimlik açısından yapılarını homojenleştirmeleriyle sonuçlandı. Sivil toplumun geri kalan hacimli kısmında ise sessiz bir görüntü hâkim. Bir kısmı karar mekanizmasındaki değişime uyum sağlayamadığı, hala bakanlıkların bürokratlarını etkilemeyi esas aldığı için etkisizleşirken, bir kısmı da yeni karar halkalarını meşru bulmadığı için kararları etkileme fikrinden neredeyse tamamen uzaklaşmış durumda. Görünen o ki karar mekanizması ile birlikte onu etkileme potansiyeli taşıyan yapılarda da bir arınma, homojenleşme ya da etkisizleşme yaşanıyor. Toplumsal ve çevresel meselelerin çeşitliliğini, mağduriyetlerin ve mağdurların etnik, sınıfsal, kültürel çoğulluğunu gündeme taşıyan bir sivil toplum faaliyeti için karar mekanizmalarının farklı seslere hassas bir geçirgenliğe ihtiyacı var. Aslında konumuz misyonlarını toplumsal meseleleri keşfetmek ve yaklaşımları ile kararları etkilemeye çalışmak olarak gören STK’ların bundan sonra nasıl bir hayatları olacağı.  Referandumdan çıkacak her tür sonuçta da yeni bir dönem başlayacak. STK’ların karar alma süreçlerini etkilemede bu yeni dönemde nasıl bir yol izleyeceklerini düşünmeleri, tartışmaları gerekiyor. Konuya giriş mahiyetindeki bu yazının ardından bundan sonraki birkaç yazıda karar alma mekanizmasının giderek merkezileşmesinin ve siyasetin yeni ittifaklarının sivil toplum kuruluşları için ne anlama geldiğini STK temsilcilerini de katarak tartışacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/">Referandumdan sonra sivil toplum kimin kararlarını etkileyecek?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/15/referandumdan-sonra-sivil-toplum-kimin-kararlarini-etkileyecek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsan Hakları İzleme Örgütü&#8217;nden (HRW) beş soruda Anayasa değişikliği</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/04/insan-haklari-izleme-orgutunden-hrw-bes-soruda-anayasa-degisikligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Apr 2017 08:17:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet ve Kalkınma Partisi]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği Halk Oylaması]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa Değişikliği Teklifi]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Başkanlık Sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Denge ve Denetleme Mekanizmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Hakimler ve Savcılar Kurulu]]></category>
		<category><![CDATA[HSYK]]></category>
		<category><![CDATA[hukukun üstünlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[Human Rights Watch/HRW]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları izleme örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[Kanun Hükmünde Kararnameler]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[kuvvetler ayrılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Meclis]]></category>
		<category><![CDATA[parlamenter sistem]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[Venedik Komisyonu]]></category>
		<category><![CDATA[yargı bağımsızlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=13028</guid>

					<description><![CDATA[<p>İnsan Hakları İzleme Örgütü  16 Nisan’da oylanacak Anayasa değişikliğini, insan hakları, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, denge ve denetleme mekanizmaları, uluslararası hukuk ve Meclis’in yetkileri açısından değerlendirdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch/HRW) bugün yayımladığı beş soru ve cevapla, 16 Nisan referandumunda oylanacak Anayasa değişikliğinin ne anlama geldiğini değerlendirdi. Bianet&#8217;te yer alan habere [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/04/insan-haklari-izleme-orgutunden-hrw-bes-soruda-anayasa-degisikligi/">İnsan Hakları İzleme Örgütü&#8217;nden (HRW) beş soruda Anayasa değişikliği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan Hakları İzleme Örgütü  16 Nisan’da oylanacak Anayasa değişikliğini, insan hakları, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, denge ve denetleme mekanizmaları, uluslararası hukuk ve Meclis’in yetkileri açısından değerlendirdi.</strong></p>
<p>İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch/HRW) bugün yayımladığı beş soru ve cevapla, 16 Nisan referandumunda oylanacak Anayasa değişikliğinin ne anlama geldiğini değerlendirdi.</p>
<p>Bianet&#8217;te yer alan habere göre HRW, değişikliğin, ülkenin yönetişim yapısını parlamenter bir sistemden cumhurbaşkanlığı makamının yetkilerinin büyük ölçüde artığı bir başkanlık sistemine dönüştüreceğini ifade etti.</p>
<p>Anayasa değişikliğiyle ilgili beş soru ve cevap şöyle:</p>
<h4>Denge ve denetleme mekanizması</h4>
<p><strong>*İnsan hakları açısından bir sistem diğerinden daha mı iyi? </strong></p>
<p>Başkanlık sisteminin mi, parlamenter sistemin mi, ya da ikisinin bir karışımının mı tercih edilmesi gerektiği, insan haklarıyla ilgili bir mesele olmaktan çok, bir ülkenin yurttaşları tarafından verilmesi gereken siyasi bir karar.</p>
<p>İnsan haklarının ve hukukun üstünlüğünün korunması için önemli olan şey, sistemde siyasi makam sahiplerinin yetkilerini kötüye kullanmalarını engelleyebilecek bir denge ve denetleme mekanizmasının bulunup bulunmadığıdır. Tüm yönetişim sistemlerinin özünde de bu vardır.</p>
<p>Demokrasi belirli aralıklarla yapılan seçimlerde oy kullanma fırsatına sahip olmaktan ibaret bir şey değildir. Seçmenlerin yetkili makamlara seçtikleri kişilerden demokratik yollarla hesap sorabilmelerine olanak tanıyan anlamlı araçlara sahip olabilmeleri için, bir denge ve denetleme mekanizmasının varlığı olmazsa olmaz önemdedir.</p>
<p>Denge ve denetleme mekanizmasının merkezinde kuvvetler ayrılığı ilkesi vardır.</p>
<p>Kuvvetler ayrılığı, yasama organının (kanun koyucu parlamento veya meclis), yürütmenin (siyasi liderler) ve yargının (bağımsız mahkemelerin) kurumsal olarak birbirlerinden ayrı bir şekilde işlemesi demek. Bu sayede yasama organı ve mahkemeler, farklı şekillerde, yürütmenin sahip olduğu yetkileri etkin bir şekilde denetleyen kontrol aygıtları olarak işleyebilir ve yürütmenin anayasal sınırlar içinde kalarak, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne uygun davranmasını sağlayabilirler.</p>
<h4>Meclis’i fesih yetkisi</h4>
<p><strong>*Seçmenlerin oylaması istenen değişiklikler neler?</strong></p>
<p>Hükümetin “Türk tipi” olarak nitelendirdiği icracı cumhurbaşkanlık sistemini oluşturmak için önerilen değişiklikler, 1946’da çok partili sisteme geçilmesinden bu yana Türkiye’nin siyasi kurumlarında yapılacak en kayda değer değişiklik olacak.</p>
<p>İki değişiklik hemen yürürlüğe girecek. Cumhurbaşkanı, yargının idaresinden sorumlu olan ve hakim ve savcıların atamalarını denetleyen Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK-yeni adıyla Hakimler ve Savcılar Kurulu-HSK) üzerinde daha fazla yetkiye sahip olacak ve cumhurbaşkanının bir siyasi partiyle bağının bulunması yasağı kalkacak. Türkiye’de halen zaten siyasi etkilere açık olan mahkemelerin bağımsızlıkları bu değişikliklerle daha da azalacak.</p>
<p>Yani, örneğin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın meclis çoğunluğuna sahip Adalet ve Kalkınma Partisi’nde öncü bir rol oynaması resmi olarak mümkün olabileceği için söz konusu değişikliklerle Erdoğan’ın HSK üzerindeki etkisi hem meclisin, hem de Cumhurbaşkanlığı makamının yetkileri üzerinden daha da artabilecek.</p>
<p>Diğer değişiklikler Kasım 2019’da yapılması planlanan başkanlık ve milletvekili seçimlerinden sonra, başbakanlık makamı kaldırıldığında yürürlüğe girecek.</p>
<p>Cumhurbaşkanı tek başına cumhurbaşkanı yardımcılarını, bakanları ve üst düzey kamu yöneticilerini atama veya görevden alma yetkisine sahip olacak.</p>
<p>Cumhurbaşkanı kararnameler çıkarabilecek ve cumhurbaşkanlığı bütçesini meclis onayı şartı olmaksızın güvence altına alabilecek. Cumhurbaşkanı milletvekili ve başkanlık seçimlerinin yenilenmesini isteyerek meclisi feshedebilecek.</p>
<p>Cumhurbaşkanı beş yıllık iki dönem görev yapabilecek; ikinci dönem sona ermeden meclis seçimlerinin yenilenmesine karar verilmesi halinde üçüncü kez aday olabilecek.</p>
<h4>Meclis’in gensoru verme yetkisi</h4>
<p><strong>*Meclisin rolü ne olacak?</strong></p>
<p>Anayasa değişiklikleri kabul edildiği takdirde Kasım 2019’daki seçimlerden ve yeni başkanlık sisteminin tam olarak yürürlüğe girmesinden sonra meclis, cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlardan müteşekkil olacak yürütme erki üzerindeki denetim yetkisini kaybedecek.</p>
<p>Her ne kadar meclisteki sandalye sayısı 550’den 600’e çıkacak olsa da, Meclis halen elinde bulundurduğu, hükümet ve bakanlar hakkında gensoru önergesi verme yetkisini kaybedecek. Meclis, bunun yerine, yalnızca cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlara yazılı soru önergesi verebilecek.</p>
<p>Cumhurbaşkanına ise yazılı soru önergesi de verilemeyecek.</p>
<p>Meclisin kanun koyma yetkileri devam edecek ve teorik olarak, cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisi Meclis’in yasama yetkisiyle çelişemeyecek. Ancak cumhurbaşkanının bir siyasi partiyle resmi bağı olması yasağının kalkmasıyla, cumhurbaşkanının meclis üzerindeki nüfuzu, cumhurbaşkanının partisi meclis çoğunluğuna sahip olduğunda artmış olacak</p>
<h4>Yargı bağımsızlığı</h4>
<p><strong>*Uluslararası hukuk uzmanları Türkiye’de önerilen anayasa değişikliklerini nasıl değerlendiriyor?</strong></p>
<p>Avrupa Konseyi’nin anayasa hukuku ile ilgili danışma organı Venedik Komisyonu değişikliklerin olası sonuçları hakkında kaygılı.</p>
<p>Komisyon 13 Mart’ta yayımladığı anayasa değişiklikleri hakkında görüş başlıklı mütalaada, bu değişikliklerin “yürütme yetkisinin ölçüsüz bir biçimde cumhurbaşkanlık makamında yoğunlaşmasına ve meclisin yürütme yetkisinin zayıflamasına yol açacağını” ve “Türkiye’ye, rejimin otoriterleşmesini önleyecek denge ve denetleme mekanizmalarından yoksun bir başkanlık rejimi getireceğini” söylüyor.</p>
<p>Venedik Komisyonu ayrıca cumhurbaşkanının hem cumhurbaşkanı hem de meclis politikalarında baskın bir güç olarak üstlendiği ikili rol sayesinde yargıdaki atamalarda büyük bir kontrol elde edeceğinden ve “dolayısıyla yargı bağımsızlığını ciddi anlamda tehlikeye atacağından” duyduğu kaygıyı da dile getiriyor.</p>
<h4>KHK’larla olağanüstü yetkiler</h4>
<p><strong>*Cumhurbaşkanının yetkileri hakkında referandum yapılması kararının zamanlaması hakkında ne diyorsunuz?</strong></p>
<p>Türkiye’de Temmuz 2016’da yaşanan darbe girişiminden sonra olağanüstü hal ilan edildi ve bu da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bakanlar kuruluna başkanlık etmesine ve ülkeyi meclis ve yargı denetiminin zayıfladığı koşullarda, Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) yönetmesine olanak sağladı.</p>
<p>Referandumda oya sunulan anayasa değişiklikleri, pratikte cumhurbaşkanının mevcut durumda üstlendiği olağanüstü yetkilerin kalıcı olmasını sağlayacak.</p>
<p>Hükümetin ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öncülük ettiği “evet” kampanyası Türkiye’nin kamusal alanına, yazılı basınına ve TV kanallarına hakim olduğu için referandum öncesinde herkes için eşit bir mücadele alanı bulunduğunu söylemek mümkün değil.</p>
<p>Bu koşullarda bir anayasa referandumu yapılmasıyla ilgili kaygılarını dile getiren Venedik Komisyonu şu yorumda bulundu:</p>
<p>“An itibariyle Türkiye’de gazetecilik yapmaya elverişsiz ve giderek verimsizleşen kamuoyu tartışmalarının tek taraflı yürütüldüğü bir ortamın bulunması, önerilen değişikliklerin arzu edilirliğine ilişkin anlamlı ve kapsayıcı bir demokratik referandum kampanyası yürütmenin mümkün olup olmadığını sorgulanır kılıyor”.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/04/04/insan-haklari-izleme-orgutunden-hrw-bes-soruda-anayasa-degisikligi/">İnsan Hakları İzleme Örgütü&#8217;nden (HRW) beş soruda Anayasa değişikliği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barış Vakfı: Barıştan Başka Yol Yok</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/20/baris-vakfi-baristan-baska-yol-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Mar 2017 08:03:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Barış]]></category>
		<category><![CDATA[Belediye]]></category>
		<category><![CDATA[Çözüm Süreci]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Newroz]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[tahir elçi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=12555</guid>

					<description><![CDATA[<p>2016&#8217;da  farklı siyasi görüşleri savunan aydınlar ve sivil toplum yöneticileri tarafından kurulan, bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olan Barış Vakfı, 21 Mart&#8217;ta tüm yurtta kutlanılması beklenen Newroz&#8217;a dair bir basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada &#8216;Çözüm Sürecine&#8217; yeniden dönülmesi gerektiği vurgulanırken,  sivil toplum örgütlerine de &#8216;barış&#8217; için inisiyatif  alma çağrısı yapıldı.  Eşit, Özgür ve Demokratik Bir Gelecek İçin Barış [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/20/baris-vakfi-baristan-baska-yol-yok/">Barış Vakfı: Barıştan Başka Yol Yok</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>2016&#8217;da  farklı siyasi görüşleri savunan aydınlar ve sivil toplum yöneticileri tarafından kurulan, bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olan Barış Vakfı, 21 Mart&#8217;ta tüm yurtta kutlanılması beklenen Newroz&#8217;a dair bir basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada &#8216;Çözüm Sürecine&#8217; yeniden dönülmesi gerektiği vurgulanırken, </em></strong><strong><em> sivil toplum örgütlerine de &#8216;barış&#8217; için inisiyatif  alma çağrısı yapıldı. </em></strong></p>
<p>Eşit, Özgür ve Demokratik Bir Gelecek İçin Barış Vakfı&#8217;nın (Barış Vakfı), Newroz için yaptığı basın açıklaması şöyle:</p>
<p><strong><em>Barıştan Başka Yol yok</em></strong></p>
<p>Dört gün sonra yeni bir Newroz kutlanacak. Tarih boyunca Newroz ateşi; özgürlüğün, umudun, mücadelenin ve baharın simgesi oldu.</p>
<p>2013 yılının başında İmralı’da başlayan görüşmeler sonucu,   Newroz’da Abdullah Öcalan’ın Diyarbakır’da okunan mektubunda yer alan “Bugün yeni bir dönem başlıyor. Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyaset sürecine kapı açılıyor. Artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun. Bu bir son değil, yeni bir başlangıçtır” cümleleri  80 milyon Türkiye’de büyük umut, sevinç ve heyecan yaratmıştı.</p>
<p>Sonrasında büyük riskler göze alınarak başlatılan Çözüm Süreci’nde, açılan yaralar kabuk bağlamaya başlamıştı. Bu iki yıl içinde hiçbir şey kolay olmadı. Ama ölümlerin ve yeni yaraların oluşması engellendi. Bunun kıymeti bugün daha iyi anlaşılıyor.</p>
<p>Çözüm Süreci’n bitirilmesi sonrasında, kabuk bağlamaya başlayan yaralar, yeniden kanatıldı. Türkiye, yeniden ölümler ve OHAL ülkesi oldu.</p>
<p>Çatışmalar kentlere taşındı. Kentler ortadan kaldırıldı ve tarihi miraslar yok edildi. Katliamlar, bombalar ve intihar saldırıları olağanlaştı. Korku, bütün Türkiye’ye egemen oldu.</p>
<p>Paslı “bölücülük” silahı yeniden ateşlendi. Barış istemek suç oldu. Tahir Elçi gibi bir barış insanı hedef yapıldı, katledildi. Yazarlar, bilim insanları, hak savunucuları tutuklandı. Barış isteyen akademisyenler üniversitelerde uzaklaştırıldı; Çok sayıda kamu çalışanı işinden edildi. Milletvekilleri, belediye başkanları, parti ve sivil toplum yöneticileri tutuklandı. Belediyelere kayyım atandı.</p>
<p>Bu süreçte, 15 Temmuz’da ülkeyi daha büyük felakete sürükleyebilecek darbe girişimi önlendi.</p>
<p>Türkiye ateş çemberi içinde. Buradan çıkışın yolu, küllenen barış ateşini, yeniden alevlendirmekten  geçiyor. Başta, sivil toplum örgütleri, barış isteyen ve insanım diyen herkes, barış içinde bir arada yaşama umudunu yeniden yeşertmek için özveriyle harekete geçmeliyiz, ısrarcı olmalıyız. Türkiye, daha da geç olmadan barışa dönmeli. Barış umutlarını yok edenler, ülkeye kötülük yapmaya son vermeliler.</p>
<p>17 Mart 2017</p>
<p><strong> </strong><strong>Barış Vakfı Yönetim Kurulu</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/03/20/baris-vakfi-baristan-baska-yol-yok/">Barış Vakfı: Barıştan Başka Yol Yok</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
