<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alevi gençler arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/alevi-gencler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/alevi-gencler/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 27 Nov 2019 11:19:58 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Alevi gençler arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/alevi-gencler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gençlerin Alevi Kültürünü Yaşatmak İçin Desteğe İhtiyacı Var</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/genclerin-alevi-kulturunu-yasatmak-icin-destege-ihtiyaci-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jun 2019 07:46:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversiteli Alevi Gençler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ada Çiçek Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi gençler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39903</guid>

					<description><![CDATA[<p>Aleviliğin daha açık konuşulup tartışılmaya ihtiyaç duyduğunu söyleyen Üniversiteli Alevi Gençler Derneği İstanbul temsilcisi Ada Çiçek Aksoy, “Alevi kültürünün yaşatılmasına yönelik çalışmaların hem inançla, hem kültürle, hem zanaatla yapılması gerekiyor. Madımak: Carina’nın Günlüğü filmi çekildi. Aleviler tarafından eleştirildi. Alevi kültürü araştırılarak yapılmış çalışmalar değildi. Özellikle bizim sinema, televizyon mezunu arkadaşlarımızda böyle bir çalışma yapma isteği vardı ama bugün onu yapmak güç. Yetersiziz” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/genclerin-alevi-kulturunu-yasatmak-icin-destege-ihtiyaci-var/">Gençlerin Alevi Kültürünü Yaşatmak İçin Desteğe İhtiyacı Var</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Üniversiteli Alevi Gençler Derneği İstanbul temsilcisi Ada Çiçek Aksoy ile röportajımızın dünkü bölümünde, bir önceki nesilden ve dedelerden beklentilerini konuşmuştuk. Bu bölümde Alevi kültürünü yaşatmak için yaptıkları çalışmaları ve ihtiyaç duydukları destekleri konuştuk. </span></p>
<p><b>‘Aleviliği Daha Açık Konuşup Tartışmak Gerekiyor’</b></p>
<p><b>Aleviliğin şehirlerdeki durumu, zamanla yeni bir forma oturacak mı?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Oturur inşallah, ama bunun için şu olması gerekiyor, demek pek mümkün değil. Her yere cem evi yapılıyor, bu demek ki yeterli bir şey değil. Daha bilinçli toplum yetiştirmek, Aleviliği daha açık konuşmaya, tartışmaya hazır bir hale getirmek gerekiyor. İnsanların orada her alanda söz sahibi olabilmesi lazım. Eski Bektaşi sistemine bakıyoruz, çok güzel bir toplum yapısı var. Toplumu öyle bir içine almış ki içinde inanç var, zanaat var, toplumun tartışma alanları var. Kadınların birlikte hareket ettiği özellikle Bâciyân-ı Rûm hareketi bizim kadın birliği içinde çok önemli bir yer alır. Bu noktada toplumun her kesimini bir arada, aktif bir şekilde tutabilmesi lazım. Bunu hem inançla, hem kültürle, hem zanaatla yapması lazım. </span></p>
<p><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-39905 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/06/t24-1.jpg" alt="" width="414" height="207" />Alevi Kültürüne İlişkin Sanat Atölyeleri Düzenliyorlar</b></p>
<p><b>Alevilerin kültür sanat hayatı çok zengin. Alevilerin de bilmeye, duymaya ihtiyacı var ama farklı inançlardan insanlara da ulaşmak mümkün. Kültür sanatla ilgili Alevilerin yaptığı çalışmaları yeterli buluyor musunuz? Siz neler yapıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle bir şeyler yapılmalı. Benim sadece eleştirdiğim nokta bugün birçok Alevi deyişi, bazı programlarda formatı değiştirilerek hoplamalı zıplamalı bir hale getirilip toplumun her kesimine hitap ediyor ama yanlış bir şekilde hitap ediyor. Söylediği sözlerle ritim birbirine hiç uymuyor. Bütün değer yargıları gidiyor. Ciddi manada son zamanlarda Alevilere ait deyişler, türküler, şiirler gündeme gelmeye başladı. Zenginliğinin temel nedeni bu; yazılı kaynakları çok az, sözlü edebiyatı çok fazla ve bunları şiirselleştiriyorlar. Özellikle Şah Hatayi’nin bütün deyişleri bizim inanç sistemimizin hemen hemen tüm öğretilerini verir. Zaten cem erkanın büyük çoğunluğu da Şah Hatayi’nin deyişleriyle devam ettirilir. İnancımızda mesela Kur’an-ı Kerim’de geçen bazı ayetlerin açıklamaları şiirsel bir dille verilmiş. Bunu topluma açmak gerekiyor. Peki biz ne yapıyoruz? Geçen bir resim sergisi yapmıştık, sanatın farklı alanlarıyla ilgileniyoruz ama özellikle müzikle ilgileniyoruz. Resim bölümünden arkadaşlarımızla onların soyut çalışmalarını yapmaya çalışıyor. Sergiye gelen misafirlere de anlatıyoruz, özellikle soyut çalışmalarda. Mesela portre sabittir ama soyut çalışmaların bir anlamı, hükmü olması lazım. Biz yerellerde eğitimde deyiş analizlerini veriyoruz özellikle. Ben bir eğitim koordinatörüyüm aynı zamanda. Ya da Yedi Ulu Ozanlar eğitimini şu şekilde veriyoruz; resim, tiyatro ve müzik olarak. Resimde Seyyid Nesimi’yi, tiyatroda Pir Sultan Abdal’ı, geri kalan ulu ozanlardan 2-3’ünü müzik, diğerlerini de şiir olarak veriyoruz. Amacımız ne?  Seyid Nesimi’yi resim olarak verirken, onun yaşamını öğrenmemiz lazım önce. Bunu bilen arkadaşlar önce bunu araştırıyorlar. Arkadaşlara bunu anlatıyorlar. Sonra da onu resmedip resmi anlatıyorlar. Onun dışında Pir Sultan Abdal’ın tiyatrosu, tiyatro gösterimi. Bu eğitimler 1 saatlik. Bu sürede hem araştırıyorlar, hem yapıyorlar. Atölye çalışmaları bunlar. Müzikte de Ulu Ozanlarımızın hayatları ve onların müzikleri oluyor. Genelde Şah Hatayi, Kul Himmet’in müzikleri; Virani, Yemini gibi kişilerin de hem hayatları anlatılıyor, hem de şiirleri okunuyor. Böyle bir atölye çalışması yapıyoruz. Kopmamaya çalışıyoruz. Geçen bir muhabbet gecesi yapmıştık Maltepe’de. Nirçok cem evinden zakir arkadaşlarla. Güzeldi. Müzik alanında yapılan işlerin geliştirilmesi gerekiyor. Her alanda böyle ama bugün müzik çok popüler. Çünkü Anadolu’yu besliyor, Alevi kültür yapısının içindeki bu sanatsal figürler. </span></p>
<p><b>‘Medyada Alevilikle İlgili Yayınlar Boğucu ve Eksik’ </b></p>
<p><b>Medyada yer bulmaya çalışıyor musunuz? Arzu ettiğiniz gibi yer bulabiliyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pek mümkün değil. Ulusal kanallarda zaten böyle bir şeyin imkânı yok. Yerel kanallar da kendini ifade etme alanında çok zayıf. Formatı gereği kullanıldığını da düşünmüyorum. Ne yapılabilir, ne yansıtılabilir noktasında eksik kalınıyor. Ya da bazı programlar biraz boğucu oluyor. Daha akıcı anlatılabilir. Yörelerin inançsal yapıları üzerinde durulabilir. Bizim değer yargılarımız çok önemli. Yol bir, sürek binbir diyoruz. Her renk bizim için önemli. Bu televizyon programları varsa şayet Alevilik içinde neler var, tarihi nedir, süreği nedir? Biz neden Aleviyiz? Özellikle bu soru üzerinde durulması gerekiyor. Alevi türkülerini söyleyip de kerbela’yı anlatmakla, Muharrem ayı sohbetlerinin üzerinde duruyoruz. Ama bizim çok önemli olan tarihimiz var. :ok iyi bilmemiz lazım. Değer yargılrımızı bilmeliyiz. Abuzer Gaffari kimdir? Çok önemli bir kişi, Alevi inancı içerisinde. Ali’ye Selman olasın deniyor. Peki hangi Alevi Selman-ı Farisi’yi biliyor?  Artık bunlar üzerinde durulması gerekiyor. Ayrıca Aleviliği bir bütün olarak göstermek gerekiyor. Medyanın da tartışılan noktası bir yandan bu. Gösterdiğiniz şeyle yaşanan şey uyuyor mu? Kime göre? Ali’siz Alevilik kavramı. Ben kesinlikle kabul etmiyorum. Ali’nin olmadığı yerde Alevilik yoktur. Hak Muhammed Ali diyen bir toplumuz. Medya kesinlikle yeterli değil. Umarım alan bulabilir. Özellikle Alevi sorunları ve çözüm yollarıyla ilgili bol bol program ve panel yapılması gerektiğini düşünüyorum. </span></p>
<p><b>‘Sanatsal Çalışma Yapmak İsteyen Alevi Gençlerin Gücü Yok’</b></p>
<p><b><img decoding="async" class=" wp-image-39899 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/06/cicekaksoy1-1.jpg" alt="" width="315" height="457" />Sinemada, dizilerde Aleviler yok. Üniversiteli gençler arasında bu alanlarda okuyan ve çalışmak isteyenler var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Madımak: Carina’nın Günlüğü filmi çekildi. Aleviler tarafından eleştirildi. Alevi kültürü araştırılarak yapılmış çalışmalar değildi. Özellikle bizim sinema, televizyon mezunu arkadaşlarımızda böyle bir istek vardı ama bugün onu yapmak güç. Yetersiziz. Yapmaya pek imkânımız yok. Birkaç dizinin içerisinde bazen yer alıyor. Bazen hakaretvari şeyler oluyor ama çok eksik. Geçen bir belgesel çekildi, onu da Kültür Bakanlığı hazırladı. Tam olarak karşılayacak bir şey değil. Bir Alman saz belgeseli çekiyor ve içinde senin inancına yer veriyor. Türkiye’de yoğun bir eksiklik var ama yapılması için de mücadele verilmiyor. </span></p>
<p><b>‘Gelin Canlar Bir Olalım’</b></p>
<p><b>Kültürel olarak Alevi olan ama Aleviliği bilmeyen genç arkadaşlara bir öneriniz var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gelin canlar bir olalım. Çok genel bir çağrı. Alevilik çatısı çok geniş. Önce kültürel yönünü benimsiyorsunuz, zamanla inançsal yönünü de benimsiyor insanları buna açıksa şayet. O yüzden önce tanımak, anlamlandırmak ve yaşamak gerekiyor. Yaşamadan anlatılmaz. Böyle arkadaşlar varsa, kendilerini davet ediyoruz. Sadece çay içip sohbet edip bu konular üzerinde çözüm yolu bulmak bile çok keyifli. Alevilik şiirsel edebi, sanatsal her alanda geniş bir konu. Onu dinlemek insanı rahatlatıyor, ruha terapi gibi. Şiddetle tavsiye ediyorum, isteyen herkesi bekliyorum. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/25/genclerin-alevi-kulturunu-yasatmak-icin-destege-ihtiyaci-var/">Gençlerin Alevi Kültürünü Yaşatmak İçin Desteğe İhtiyacı Var</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevi Gençler Söz Hakkı İstiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/24/alevi-gencler-soz-hakki-istiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jun 2019 08:21:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversiteli Alevi Gençler Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Ada Çiçek Aksoy]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi gençler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39892</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevi gençlerle bir önceki nesil, özellikle dedeler arasındaki iletişimsizlik hakkında konuşan Üniversiteli Alevi Gençler Derneği İstanbul temsilcisi Ada Çiçek Aksoy, Alevi inancını devam ettirecek bir genç nesil olduğunu söyleyerek, “Bu genç neslin gelip erkan görmesi gerekiyor ki içtihatını bilsin. Ama bu noktada gençlerin de şöyle talepleri var: Biz, aynı sohbetleri duymak istemiyoruz. İnancımızın ritüelleri sabittir, ona bir şey demiyoruz. Gençliğe söz hakkı verilen, onların sorularını net bir şekilde cevaplayabilecek, daha bilimsel, daha çalışmaları kuvvetli bir dede misyonu olmalı. Özellikle dedelerin misyon olarak kendilerini geliştirmeleri çok önemli. Çünkü bu nesil çok sorguluyor” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/24/alevi-gencler-soz-hakki-istiyor/">Alevi Gençler Söz Hakkı İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Aleviler pek çok alanda sorunlarını tartışıyor, farklı açılardan değerlendirmelerde bulunuyor. Aleviliği gerek inanç, gerekse kimlik bazında geleceğe taşıyabilecek olanlarsa genç Aleviler. Buradan yola çıkarak, Üniversiteli Alevi Gençler Derneği İstanbul temsilcisi Ada Çiçek Aksoy’a Alevi gençlerin bir önceki nesilden beklentilerini ve Alevi kültürünü yaşatmak amacıyla neler yaptıklarını sorduk. İki bölüm halinde yayınlanacak röportajımızın ilkinde Aksoy, dernek olarak yaptıkları çalışmaları, Alevi gençlerin Aleviliğe hem inanç, hem de kimlik bazında nasıl baktığını ve beklentilerini paylaştı.  </span></p>
<p><b>Yaptığınız çalışmalar nelerdir son dönemde? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-39899 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/06/cicekaksoy1-1.jpg" alt="" width="299" height="434" />Bu geniş bir çerçeve. Özellikle üniversite gençliğinin Aleviliğe bakış açısını değiştirdik, büyük ölçüde. Bu bence en büyük kazanım. Onun dışında artık genç bireylerin Alevilik çatısı altında çalışma yürütmesini kolaylaştırıyoruz. Sadece cem evlerinde hizmet etmek ya da cem hizmeti etmek değil, artık bilimsel çalışmalarda, araştırmalarda, yeri geldiğinde herhangi bir sempozyumda, kongrede konuşmacı statüsüne gelecek kadar kendisini yetiştirmesine imkân tanıyoruz. Dergimizin son sayısında yazmıştık; muhakkak bir bilgiye kapı aralayan kişi olma statüsüne ulaştırmaya çalışıyoruz. Çünkü toplumun genç bireylerinin artık söz sahibi olması lazım. Büyük ölçüde de oluyorlar. Bizim için en büyük avantaj bu. Bugün sorunlar üzerine konuşabiliyoruz ve çözüm yollarını karşılıklı olarak tartışabiliyoruz. Sesimiz gür çıkıyor. </span></p>
<p><b>‘Büyükşehirlerde Şaşalı Hayat Aleviliğe İlgiyi Azaltıyor’</b></p>
<p><b>Üniversitelerde faaliyetlerinizi rahatça yürütebiliyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üniversite içinde pek mümkün olmuyor. Daha önce Sivil Sayfalar’da yaptığımız röportajda da aynısını söylemiştim. Mesela Pir Sultan Abdal Oratoryosu yapılmıştı. O yapılıyor ama belli kısımları eksik bırakılıyor. Üniversiteden üniversiteye değişiyor. Munzur Üniversitesi’nde çok rahat hareket edebilirsiniz, Nevşehir Hacıbektaşi Veli Üniversitesi bir oda açmıştı, o da çok rahat hareket edebilirsiniz. İstanbul, Ankara’da pek mümkün olmuyor. Diğer yerlere göre eksik kaldığımız yerler büyükşehirler. Gençlik noktasında da eksik kalıyoruz. Buranın o kadar güzel bir şaşalı hayatı var ki, gençlerin ulaşabileceği alanlar çok fazla. Alevilik bu sıralamada belki 6’ıncı, 7’inci sırada geliyor. Ama küçük şehirde okuyan arkadaşlarımız daha çok ilgileniyorlar bu konuyla. Karabük gibi bir yerden çıktı bu oluşum. Bugün İstanbul’daki topluluğumuzda genellikle üniversite öğrencileri var, ama diğer şehirlerdeki üniversitelerden mezun olmuş İstanbullu arkadaşlarımız da var. Şu an birçok arkadaşımız çalışan statüsünde. </span></p>
<p><b>Derneğin Türkiye genelinde kaç üyesi var? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaklaşık 3000 kişi. Somut olarak toplantılara katılan 1500 kişi kadar. Ama sürekli ilişkisi devam eden, toplantılara katılamayan, zaman zaman katılan kişilerle 3000 kişi. 6 yıllık süreç içerisinde 3000 kişiye ulaştık. </span></p>
<p><b>‘Alevilik İnsanlara Bakışımızı Değiştiriyor’</b></p>
<p><b>6 yıl içinde değiştirebildiğinizi düşündüğünüz şeyler var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendimizi değiştirdik. Aleviliği felsefi ve kültürel olarak yaşayan bireydim ben. Ailemden aldıklarım çok azdı. İnançsal boyutuyla çok fazla ilgilenmeyip çok fazla bilgilenmedim. Daha çok siyasi fraksiyonların içerisinde yer almıştım dönem dönem. Bunların içinde tabii sekülerizm de bu noktada bağdaşık. Alevilik bir inanç öğretisi olarak sanki diğerleriyle aynıymış gibi gelip biraz daha insanı uzaklaştıran bir mevzuydu, ama içine girdiğim zaman 6 yıl içinde bugün bana kattığı şey şu: Alevilik bir inanç öğretisi, bir dünya sistemi, bir yaşam felsefesi. Bunların hepsini içerisinde barındıran yegâne bir sistem. Bakış açımız değişiyor insanlara karşı. Bu noktada 6 yıl önemliydi bizim için. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39901 alignright" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/06/genc1-640x360.jpg" alt="" width="434" height="244" />‘İlk Etapta Fişlenme Korkusu Yaşayanlar Vardı’</b></p>
<p><b>Alevi gençlerden nasıl geri dönüşler aldınız? Alevi gençlerde geçmişte yaşananların da etkisiyle Alevi inancını tanımlamaktan çekinen gençler vardı. Bu anlamda bir değişim gözlemlediniz mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin yakın tarihi zaten Alevilerin bir katliam ve ezilme süreci. Osmanlı döneminde de bu isyanların başlaması, Celali isyanları özellikle Alevilerin yoğunlukta olduğu bölgelerden başlamıştır. Toplantılarımıza ilk etapta gelen arkadaşların pek çoğu, fişlenmek ve mimlenmek korkusu içerisindeydi ki bu keza haklı bir gerekçe. Buna hak veriyorum, çünkü Türkiye’nin devlet dairelerinde çalışan Alevi nüfusu yüzde 10 bile değil. Bunun bir kotası var illa ki devlette ve buna göre ayarlanıyor. Bu noktada çekinceler çok vardı. Bir de şu vardı; kulaktan dolma bir Alevilik. Ben Alevi olduğumu biliyorum. Bir arkadaşımız vardı mesela, ben Aleviyim ama Sünniler kimler onları bilmiyorum, diyordu. Korkular, baskılar bu dönemde biraz daha az. Çünkü son 20 yılda biraz daha rahat söylenebiliyor. Bir grup daha var, benim karşı çıktığım bir grup: Acılardan ve katliamlardan beslenen grup. Bu çok zararlı, yani kinle, sert. Oysaki bizim inancımız çok yumuşak. Evet, bize yapılan şeyleri unutmayacağız, ona göre adım atacağız. Bunu kinle beslemeyeceğiz. Biz bu tarafları harmanlayarak olabildiğince kıvama getirme çabası içerisindeyiz. Bir Alevi gencinin nasıl olması gerektiğine dair kendi aramızda sürekli tartışıyoruz. Kendi inancını bilmeli, topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmeli. Her şeyden önce kendini tanımalı. Kul Osman’ın bir beyiti var; Senden sana gitmek uzun bir yoldur, kendini bilmeden göçme ha göçme. Bizim inanç öğretimizde 4 kapı, 40 makam temeldir. İnsan kendini bilmeden, kimseye bir faydası olmaz. Bizim önceliğimiz, kendimizi bilmemize yardımcı olmamız. </span></p>
<p><b>Daha önce Aksaray Üniversitesi Öğretim üyesi Volkan Ertit ile yaptığımız röportajda kendisi, yeni dönemde inanç bazında değil, kimlik bazında bir Aleviliği tartışacağımızı ve Alevi gençlerin de inançtan ziyade kimliği benimsediğini söylüyor.  Buna katılıyor musunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">90’lı yıllarda Sovyetlerin çöküşüyle beraber artık ideolojiler önemini yitirdi. Postmodernizm diye bir şey çıktı ki post modernizm de der ki; artık insanlar, toplumlar içerisinde, kendi kimliklerini ifade etmekte güçlük çekiyordu. Daha küçük cemaatlere ve topluluklara ayrıldılar. Biz bunların yansımalarını 80’li yıllarda özellikle İslami cemaatlerin yoğun şekilde ortaya çıkmasından görüyoruz. Ya da Kürt kimliğinin, Türk kimliğinin yoğun bir şekilde söylem olarak yükselmesini görüyoruz. Ben bu noktada hem katılıyorum, hem katılmıyorum. Biz Alevi kimliğini yoğun bir şekilde yaşıyoruz. Alevi tutumu daha fazla, kimlik bazında. Bunu bugün benimseyip üst kimlik olarak bunu kendimize çerçeve edinmeye çalışıyoruz. Çünkü artık bir ideoloji sağ ya da sol. Bunun içerisinde Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Çerkez, kadın, erkek hepsi vardı. Hepsinin ideolojisi birlikteydi ama bireysel ya da küçük toplum çıkarlarında bunlar artık tutmadı. Kürtler, artık kendi etnik kimliklerine göre, Aleviler kendi inancına göre, Çerkezler kendi toplum yapılarına göre olmak istediler. Özellikle son 20-25 yıldır Aleviler içerisinde bu böyle. Yani artık Alevi kimliğimi üste çıkararak Alevilik temelinde bir mücadele yürütüyorlar. Devletçilerdir zaten temelde Aleviler. İnançlarına devletin engel olmadığına inanırlar. Bu zaten laiklik ve sekülerizmi temelde pekiştiren bir nokta. Dünya çapında birçok yazarın Alevi inanç öğretisini kendilerine referans almaya çalıştıklarına dair birkaç yazı da okudum. Zamanla bence bu değişecek. Tamam, İslam toplumu içerisinde bu yok; ama Hıristiyan toplumunda bu çok yaygın, Alevi inanç öğretisini iyice irdelemeye başlıyorlar. Lübnanlı bir Hıristiyan olan George Jordac, ‘Adalet sesi Hz. Ali’ adında bir kitap yazdı. Yavaş yavaş inançlar sorgulanmaya başladığı zaman o küçük, arada kalmış, İslam’ın ötekileştirilmiş olan cemaat toplumu Aleviler, artık bugün toplumsal düzenin yegâne parçası olarak gözükmeye başladı. </span></p>
<p><b>‘Amacımız İnancımızı Yaşamak ve Gelecek Kuşaklara Aktarmak’</b></p>
<p><b>Aleviliksiz Alevilik diye bir tanımı vardı Volkan Ertit’in röportajda&#8230;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aleviliğin hiçbir şeyini yaşamazsınız, sadece ben Aleviyim dersiniz. Alevilerin bu toplumda bir misyonu var. Bugün aydın toplum içerisinde Aleviler üst noktadalar. Niye, aydın kimlikleri var, insan ilişkileri kuvvetli. Bundan faydalanarak bir Alevi misyonu çizildi. Ankara’da bir kitapçı çocukla tanıştım. Diyor ki ben Aleviyim, ailem de Alevi, ama Alevilikle ilgili hiçbir bağım yok. Fakat birisi, Alevilere bir şey söylese ben en büyük Alevi olurum. Bu da öyle bir şey. Genç neslin Aleviliğe bakışı giderek uzaklaşıyor ve bu noktada bu söylem haklı çıkabilir. Bizim amacımız bu değil. Bizim amacımız inancımızı yaşamak, yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarabilmek.</span></p>
<p><b>‘Bu Nesil Soruyor, Konuşmamız Lazım’ </b></p>
<p><b>Alevi toplumunda yaşlılardan, özellikle bazı dedelerden gençlere bazı eleştiriler var. İnançlarından kopuyorlar, cem evlerine uğramıyorlar, şeklinde. Siz bununla ilgili ne düşünüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dedelerin haklı olduğu nokta şu; bu süreyi devam ettirecek bir genç nesil var ve bu genç neslin gelip erkan görmesi gerekiyor ki içtihatını bilsin. Ama bu noktada gençlerin de şöyle talepleri var: Biz, aynı sohbetleri duymak istemiyoruz. İnancımızın ritüelleri sabittir, ona bir şey demiyoruz. Daha gençliğe söz hakkı verilen, onların sorularını net bir şekilde cevaplayabilecek, daha bilimsel, daha çalışmaları kuvvetli bir dede misyonu olmalı. Özellikle dedelerin misyon olarak kendilerini geliştirmeleri çok önemli. Çünkü bu nesil, çok soru soruyor, çok sorguluyor. Bu noktada belki rahatsızlıkları vardır. Biz saygı duyuyoruz. Birçok dede de babasından atasından öğrendiği kadarıyla devam ediyor, ama bugün özellikle yetişebilecek, 30’lu 40’lı, 50’li yaşlarındaki dedeler genç dededir. Hala araştırmaya açıktır. Bu noktada birlikte bir çalışma yürütülebilir. Dede diyebilir ki, gençler bugün bu konuyla ilgili araştırma yapıyoruz. Birlikte tartışalım. Bahane bulmak çok kolay. Hem gençler, hem de dedeler açısından. Oturup sorunu karşılıklı konuşmak lazım. Bir dede derse, benim burada gençlerim var ama cem evine gelmiyorlar. Bütün gençleri toplayıp diyecek ki arkadaşlar sıkıntınız nedir? Gençler de dedelerin gerekçelerini dinlemeli ve ortak bir çözüm bulunmalı. </span>Bazen bazı dedelere soru soruyoruz, böyle soru mu olur diyorlar. Ya da şimdi zamanımı, sözümüzü bölüyorsunuz falan&#8230;<span style="font-weight: 400;"> Genelleme yapılamaz tabii. </span></p>
<p><b>‘Anlam Kargaşalarımız Fazla ve Frekansımız Tutmuyor’</b></p>
<p><b>Alevilik daha önce kırsalda yaşanıyordu ve kendine ait bir sistemi vardı. Orada dedelerin misyonu çok daha farklıydı. Şimdi dedelerin mahkemeye verilebildiği bir dönemdeyiz. Böyle bir düzende şehirde yaşanan Alevilik, kırsalda yaşananla aynı şekilde yürümüyor. Gençlerle dedelerin belki anlaşamamasının temelinde bu yatıyor olabilir mi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle öyle. 70’lerden itibaren kentleşen bir Alevilik gerçeği var. Tokat’ta yaşanan Alevilikle, Adıyaman’da yaşanan farklı. Alevilik sadece inançsal değil, kültürel bağları da içerisinde bulunduruyor. Geliyorsunuz kente, bir yüzleşme var. İnsanlar farklı inanç sistemlerindeki insanlarla da karşılaşıyorlar ve düşünmeye ve söz söylemeye başlıyorlar. Ama köyde yaşarken senin sığındığın tek limandır. Ama kent yaşamında alternatifler çok fazla. Onu sorgulamaya ve belki de önem değerini düşürmeye başlıyorsun zamanla. Dede, cem evinde hizmet yürütürken önemli , ama onun dışında herkesin kendi bireysel hayatında sığındığı limanları var. Biz gençlere, o soydan geldikleri için dedelerin küçük çocuklarının ellerine gitmek tuhaf geliyor. Ama yaşlılarımız hiç gocunmazlar. Onların itikadi bağları çok kuvvetli. Ama verilen mesaj da farklı, kimse bize bunu anlatmadı. O çocuğa değil, onun yürüteceği yola, geldiği soya niyaz edilir. Bu noktada anlam kargaşaları çok fazla ve frekansımız tutmuyor. Bugün bir Kerbela acısını gençler yaşayamıyor, anlamlandıramıyor. Çünkü çok alışmışız bunları duymaya, ama içselleştirmeye alışık değiliz. Kulaktan duyduk, aman aman yaşamadık. İnsanlar köylerde, Muharrem ayı geldiğinde her şeyi kapatıp sabit işlerini bile yavaşlatıyorlarmış ama kentte bu mümkün değil. O yüzden bunu hissetmek de mümkün değil. Bugün İmam Hüseyin’e ağlayan yaşlılarla gençler arasında dağlar kadar fark var. Bugün cemde ağlayıp çıktığım zaman her tarafta müzik çalan kulüplerin önünden geçiyorum. Ya da yeri geliyor, Muharrem ayında düğünlere gidiyoruz. Normalde bu mümkün değil köylerde. Bu farklılıklar önemli değer yargılarını inceltiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yarın: Alevi kültürünü yaşatmak için farklı alanlarda neler yapılması gerekiyor?  </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/24/alevi-gencler-soz-hakki-istiyor/">Alevi Gençler Söz Hakkı İstiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Dönemde Aleviliksiz Aleviliği Tartışacağız</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/24/yeni-donemde-aleviliksiz-aleviligi-tartisacagiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seda Baştuğ Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 May 2019 09:12:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Aksaray]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi gençler]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Aleviliksiz Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Volkan Ertit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39069</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sekülerleşme ve Alevilerin sekülerleşmesi konusundaki çalışmalarıyla tanınan Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim üyesi Dr. Volkan Ertit, Türkiye’deki tüm inançlar gibi, Alevilerin de modernleşmeden etkilendiğini ve değiştiğini söylüyor. Kentleşme ve teknolojiyle birlikte Alevi inancında da değişim yaşandığını ifade eden Ertit, “Alevi gençler dedelerini tanımıyorlar, tanıyorlarsa da ‘takmıyorlar’. Özellikle şehirde yaşayan Alevi gençlerin hayatını 1 hafta boyunca 7/24 izleyin, Aleviliğe dair neredeyse hiçbir şey görmeyeceksiniz” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/24/yeni-donemde-aleviliksiz-aleviligi-tartisacagiz/">Yeni Dönemde Aleviliksiz Aleviliği Tartışacağız</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">2010’da yayınlanan tezi Türkiye Sekülerizm Tarihi ve 2017’de yayınlanan tezi Türkiye Alevilerinin Sekülerleşme Süreci ile tanınan Aksaray Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim üyesi Dr. Volkan Ertit ile sekülerleşmeyi ve bunun Aleviler üzerindeki etkilerini konuştuk. </span></p>
<p><b>Öncelikle sekülerleşmeden başlayalım. Sizin sekülerleşme tanımınız genel tanımdan biraz farklı. Sekülerleşme nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39071 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/sekülerleşme-teorisi-kapak-640x844.jpg" alt="" width="272" height="359" />Sekülerleşme yanlış şekilde ‘din’ merkezli tanımlanıyor. Din merkezli tanım oldukça eksik ve toplumsal dönüşümü açıklamaktan uzak bir tanım. Sekülerleşme tanımının merkezinde din değil, dini de kapsayan ‘doğaüstü’ vardır. Sekülerleşme, belli bir toplumda belli bir zaman dilimi içerisinde ‘doğaüstü’ alanın, yani dinin, dinimsi yapıların, halk inançlarının, astrolojinin ve bunlara benzer diğer tüm doğaüstü öğretilerin toplumu etkileme gücünün azalması demektir.</span></p>
<p><b>‘Günün Dindarları Güzel Zamanlarını Yaşıyor’</b></p>
<p><b>Türkiye&#8217;nin sekülerleştiğini söylüyorsunuz. Bunun nedeni nedir ve elinizde veri var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kentleşme, üniversitelileşme, modern tıp, teknoloji, kapitalizm… Bu dinamiklere bir arada modernleşme deniyor. Modernleşme nasıl ki Batı toplumlarını sekülerleştirdi ise, aynı süreç şimdi Türkiye’de deneyimleniyor. Özellikle yeni kuşakların gündelik yaşamı kendi ebeveynlerine kıyasla doğaüstü anlatılardan oldukça uzak. Eski kuşaklar yaşamını yitirdikçe, bu dönüşüm çok daha sert şekilde ortaya çıkacak. Şimdi iki kuşak bir aradalar. Ama bundan 20-30 sene sonra günün seküler kültürle büyümüş gençleri 50-60 yaşında olacaklar. Bana öyle geliyor ki günün dindarları, muhafazakârları güzel zamanlarını yaşıyorlar; eğer modernleşme süreci sekteye uğramaz ise 20 sene sonraki Türkiye’deki gündelik yaşamı görmek isteyeceklerinden emin değilim. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Elimizde veri var mı? Çok var. Hatta aksini iddia eden tek bir çalışma dahi yok. Türkiye’de kuşaklar arası farklılıklara dair yapılan tüm akademik çalışmalar sekülerleşme sürecini ortaya koyuyor. İnanç, ibadet, eşcinsellik, geleneksel aile yapısı, kıyafet kodu, yeme-içme kültürü ve diğer dinamiklerde İslam’ın gerileyişi akademik çalışmalar ile ortaya konulabilir durumda. Daha detaylı bir okuma için 2019’un başında yayımlanan “Sekülerleşme Teorisi” kitabımı önermek istiyorum. Kaynakçadaki 500’ün üzerindeki eser ile Türkiye sekülerleşme sürecinin oldukça detaylı analizini yapmaya çalıştım.</span></p>
<p><b>‘Din Adamlarından Bekleneni Modern Tıp Yerine Getiriyor’</b></p>
<p><b>Sekülerleşme, Alevi dünyasında da tartışılan bir konu. Bunu genel durumla bağdaştırabilir miyiz? Yoksa bu konunun kendi içerisinde farklı dinamikleri var mı? Sünni Müslümanlar ile Alevilerin sekülerleşmesi arasında ne gibi farklar mevcut?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin sekülerleşmesinin sebebi modernleşme süreci. Aleviler bundan muaf değiller. Ülke neyi deneyimlediyse, Aleviler de aynısı deneyimledi. Sünniler de köyden kente göç ettiler, Aleviler de. Sünniler de üniversitelileşti, Aleviler de. Akıllı telefon sahibi olmayan kaldı mı? Sosyal medya sadece Sünnilerin bulunduğu bir mecra değil. Modern tıbbın ve teknolojinin gelişimi mezhep farkı olmaksızın herkesin hayatını değiştirdi. Her inanç grubunun eski kuşaklarının ‘din adamlarından’ beklediği şeyi artık modern tıp yerine getiriyor.</span></p>
<p><b>‘Geleneksel Alevilik Yok Oluyor’</b></p>
<p><b>Aleviler içerisinde, eski nesil, özellikle dedeler, gençlerin kendi kültür ve inançlarından uzaklaştığını düşünüyor. Türkiye toplumunun genelinde olduğu gibi, bir önceki nesille yenil nesil arasında, Alevi toplumunda da bir kopuş var mı? Neden? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39072 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/Volkan-Ertit-3-640x561.jpg" alt="" width="413" height="362" />Çok sert bir kopuş var hem de. Rıza (Yıldırım) hocamın Cafer Solgun’a verdiği <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/21/alevi-bellegi-kayboluyor/" target="_blank" rel="noopener">röportajda</a> da göreceksiniz, ‘geleneksel Alevilik’ yok oluyor yavaşça. Nasıl ki Hollanda’da hem Protestanlar, hem de Katolikler için din günden güne hayattan çekiliyorsa, Türkiye’de de hem Sünniler, hem de Aleviler için sert bir geriye gidiş var. Alevi gençler dedelerini tanımıyorlar, tanıyorlarsa da takmıyorlar. Özellikle şehirde yaşayan Alevi gençlerin hayatını 1 hafta boyunca 7/24 izleyin, Aleviliğe dair neredeyse hiçbir şey görmeyeceksiniz.   </span></p>
<p><b>‘Alevilerdeki Değişimin Nedeni Kentleşme’</b></p>
<p><b>Doktora tezinizde bir önceki Alevi nesil ile genç Alevi nesil arasında ciddi farklılıklar olduğu göze çarpıyor. Türkiye&#8217;nin geneliyle kıyaslarsak, bu kadar ciddi bir uçurum söz konusu mu? Değilse, Alevilerin nesiller arası sağlık, eğitim ve yaşam biçimi arasındaki derin farklılıkları neye bağlayabiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Açıkçası doktoramı Türkiye’deki Aleviler değil de Süryaniler üzerine yapmış olsaydım, ya da Sünniler üzerine olsaydı da benzer hikâyeler ile karşılaşacağımı düşünüyorum. Zira farklılığın bu kadar sert olması köy ve kent yaşamının farklılığından kaynaklanıyor. Evet, Alevilik kırsala ait ama sadece Aleviler değil köyde yaşayanlar. Zaten ülkenin yüzde 80’ininden fazlası köylerde yaşıyordu 50 sene önce.</span></p>
<p><b>Alevi gençlerin düşkünlük kurumunu bilmediğini söylüyorsunuz, tezinize dayanarak. Bu durum, genel midir? Eski nesil anlatmıyor mu, yoksa yeni neslin ilgisini mi çekmiyor Alevi inancı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alan araştırmam sırasında karşılaştığım en ilginç detaylardan biri buydu. Aleviliğin kendini yeniden ürettiği, gençlerin Alevileştirildiği kurumlar vardır. Örneğin evlenirken musahibinizin yani yoldaşınızın olması gerekirdi Alevi olmak için. Şimdi ya musahipleri yok ya da varsa da kurumun içi boşalmış durumda. Eskiden dedenin aforoz etme yetkisi vardı aynen Katolik inancında olduğu gibi. Eğer dede sizi ‘düşkün’ ilan ederse, neredeyse yaşama devam etmeniz mümkün olmazdı ve köyü terk etmek zorunda kalırdınız. Bir genç katılımcıya ‘düşkünlük kurumu’ hakkında ne düşünüyorsunuz, diye sorduğumda “yaşlılardan mı bahsediyorsunuz?” diye karşılık vermişti. Sanırım tezimi özetleyen cümle o idi. Yeni kuşaklar Aleviliğin esas kurumlarını dahi bilmiyorlar, bilseler de gündelik yaşamlarını etkileyecek durumda değil.</span></p>
<p><b>‘Dedelik Kurumu Köye Ait, Kentte Etkisiz’</b></p>
<p><b>Peki dedenin gücü neden azalıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">E çünkü kent hayatında Alevi olup olmamanız gündelik yaşamınızı devam ettirmek için anlamlı bir kimlik sunmuyor. Köyde düşkün ilan edilirseniz köydekiler size sırtını döner, alışverişi keserler, muhabbeti keserler, evlenmezler, evlendirmezler. Köyü terk etmek zorunda kalırsınız. Ancak kentte düşkün ilan edilirseniz, marketteki fiyatlar değişmez, bankaların faiz oranları da, çocuğunuzu yazdıracağınız okul da, yapacağınız iş de… Siz düşkün ilan edildiğiniz için dekanlık sizi görevden uzaklaştırmaz, müdürünüz yevmiyenizi kesmez, kafeler size masalarını kapatmaz… Yani hayat kaldığı yerden tüm hızı ile devam eder ve dede de sizi düşkün ilan etmesiyle kalır. Dede tarafından düşkün ilan edilmeniz üniversite sınavında az ya da çok puan getirmez. Dedelik dediğimiz kurum köye aittir, kentte etkisiz eleman haline geliyor dedeler. O sebeple zamanında Ali’nin yeryüzü temsilcisi olan ve sözü Sünni devletin üstünde olan dedeler, artık kendi talipleri tarafından devletin mahkemelerinde yargılanmak üzere dava ediliyor yer yer. Böyle bir süreç 1970’lerde yaşayan Alevilerin anlayabileceği bir durum değil.</span></p>
<p><b>‘Her Toplumun Muhafazakârı Mutsuz’</b></p>
<p><b>Geleneklerin yaşatılmasındaki düşüş, geçmişteki tehditlerin azaldığı düşüncesinden kaynaklanıyor, demek mümkün mü? (Osmanlı döneminde Alevilerin sistem dışına itilerek, kendi hukuk ve ceza sistemlerini kurmak zorunda kalması ve böyle bir durumun günümüzde var olmaması)</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sanırım benim tutumum daha toptancı. Geçmişte tehdit yaşamış ya da yaşamamış, herkesin geleneği modernleşme ile çözüldü, çözülüyor. Hem modernleşen, hem de geleneklerini devam ettiren topluluklar var mı halen? Ben tanık olmadım. Açıkçası akıllı telefon ve internet ile ortaya çıkan yeni yaşam şekilleri ile her toplumun gelenekselcilerinin, muhafazakârlarının mutsuz zamanlar yaşadığını düşünüyorum. </span></p>
<p><b>‘Canlanan Alevilik Değil, Alevi Kimliği’</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39073 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/doktora-kapak-640x849.png" alt="" width="334" height="443" />Siz Alevi sekülerleşmesi olduğunu iddia ediyorsunuz, ama Alevi canlanması olduğunu iddia eden akademisyenler de var. İkisi zıtlık barındırmıyor mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yok, barındırmıyor. Aleviler geçmişe kıyasla çok daha cesur, çok daha özgüvenli şekilde Alevi olduklarını söylüyorlar. Kendilerini daha az saklıyorlar. Radyoları, televizyon kanalları, dernekleri, sosyal medyada oluşumları var. Alevi canlanması olduğu doğru. Ama gündelik yaşamlarında Alevilik var mı, derseniz, o zaman iş değişiyor. Örneğin Adana’da yaşayan Arap-Aleviler’ de (Nusayriler) gençler artık Alevi namazlarına katılmıyorlar, ama sorarsanız Alevi olmalarından gurur duyduklarını belirtiyorlar, sosyal medyada Alevi sayfalarını paylaşıyor ve Alevi kimliklerini saklamıyorlar. Canlanan Alevilik değil, Alevi kimliği. Sanırım yeni dönem Aleviliksiz Alevi tartışmaları ile geçecek.  </span></p>
<p><b>Peki, zaman içerisinde bu durumun gideceği yer ile ilgili bir öngörünüz var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğer modernleşme süreci devam ederse, yani iç savaş çıkmaz ya da ülke sıcak bir savaşa girmez ise, Türkiye’nin tüm bileşenlerinin sekülerleşme sürecinin devam etmesini bekliyorum. Ve eğer süreç bu hızla devam ederse, çok da uzak olmayan bir sürede Aleviliğin tarih kitaplarında yazan Türkiye’deki bir inanç sistemi olarak okutulacağını düşünüyorum.  </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/24/yeni-donemde-aleviliksiz-aleviligi-tartisacagiz/">Yeni Dönemde Aleviliksiz Aleviliği Tartışacağız</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Etyen Mahçupyan Sivil Sayfalar&#8217;a konuştu: &#8220;Siyaset toplum olmayı engelliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/etyen-mahcupyan-sivil-sayfalara-konustu-siyaset-toplum-olmayi-engelliyor/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/etyen-mahcupyan-sivil-sayfalara-konustu-siyaset-toplum-olmayi-engelliyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Emine Uçak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Jan 2017 07:11:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi gençler]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Uçak]]></category>
		<category><![CDATA[etyen mahçupyan]]></category>
		<category><![CDATA[kutuplaşma]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=11192</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gazeteci Yazar Etyen Mahçupyan, AK Parti’nin 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesiyle oluşan istikrar ortamını daha kuşatıcı bir değişim için kullanmak yerine toplumun ancak yüzde 50’sinin onaylayacağı bir anayasa değişikliği önerisi getirerek istikrarsızlaşmaya alan açtığını belirterek, “AK Partili olarak, bu taslağın doğru bir taslak olmadığını ve AK Parti’nin kendi bindiği dalı keseceğini düşünüyorum.” diyor. &#160; “TÜRKİYE [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/etyen-mahcupyan-sivil-sayfalara-konustu-siyaset-toplum-olmayi-engelliyor/">Etyen Mahçupyan Sivil Sayfalar&#8217;a konuştu: &#8220;Siyaset toplum olmayı engelliyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Gazeteci Yazar Etyen Mahçupyan, AK Parti’nin 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesiyle oluşan istikrar ortamını daha kuşatıcı bir değişim için kullanmak yerine toplumun ancak yüzde 50’sinin onaylayacağı bir anayasa değişikliği önerisi getirerek istikrarsızlaşmaya alan açtığını belirterek, “AK Partili olarak, bu taslağın doğru bir taslak olmadığını ve AK Parti’nin kendi bindiği dalı keseceğini düşünüyorum.” diyor.</strong></h3>
<p>&nbsp;</p>
<h4>“TÜRKİYE AİDİYETİ AZALIYOR”</h4>
<p>PODEM’in  Türkiye’de Gençliğin Siyasallaşma Biçimleri: Kesimler Arası Bir Karşılaştırma raporunu Sivil Sayfalar’a değerlendiren gazeteci-yazar Etyen Mahçupyan, Türk milliyetçisi olarak tanımlayan gençlerin dışındakilerinin Türkiye aidiyetinin azaldığını belirtiyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-11195" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/WhatsApp-Image-2017-01-25-at-10.14.06.jpeg" alt="" width="337" height="793" /></p>
<p><strong>– PODEM’in  Türkiye’de Gençliğin Siyasallaşma Biçimleri: Kesimler Arası Bir Karşılaştırma raporuyla başlamak istiyorum.  Türkiye’nin bitmez bir ötekilik meselesi var; bu raporun ışığında gençlerin ötekilik algısı üzerine neler söyleyebilirsiniz? Benim izlenimim Alevi gençlerin ötekiler konusunda geçmiş yıllara göre biraz daha toleranslı durumda olduğu…</strong></p>
<p>Bunu Aleviler, Kürtler ya da İslamcılar değil de şöyle ayırabilme şansımız var. Her birinin içerisinde olayı daha ideolojik görenler var. Bir de olayı kendi bireysel maceralarının içinde yaşayanlar var. Daha ideolojik görenler için daha katı yargılar ve bu yargılardan giderek sorun ve çözüm tanımlamaları söz konusu. Ayrıca bunların hepsi ideolojik terimlerle yapılıyor. Böyle olunca ötekileştirme meselesi de kategorik hale geliyor. Yani bir büyük grup veya devlet vs. üzerinden birbirini ötekileştirme meselesi var. Dolayısıyla kimin ideolojisi daha kuvvetliyse orada daha çok ötekileştirme görülüyor.  Kürtlerde bu tür davranış Alevilere göre daha çok. İslamcı gençlerde de Alevilere göre daha çok. Alevilik köyden kente gelmenin getirdiği savrulma ve bireyselleşme sonrasında bir ‘meseleye’ dönüştüğü için çok fazla farklılaşarak, çoğullaşarak büyüyor şu anda. O zaman da bunların içinde çok ideolojik bakanlar olduğu gibi, geniş bir yelpaze de mevcut. Hiç bir şekilde ideolojik görmeyen, olayı kendi bireysel macerasının parçası gibi gören insanlar da var. Dolayısıyla böyle bakıldığında bir bütün olarak ele alındığında istatistiki olarak, Alevilerin daha yumuşak ve daha geniş bir çerçeveden baktığını söylemek mümkün.</p>
<p><strong>– Peki birbirleriyle ilişkiler nasıl,  konu gençlik olunca gelecekte bizi nasıl bir toplumsallık bekliyor, mekân ve zaman üzerinden de düşünürsek ?</strong></p>
<p>Birbirleriyle ilişki kurma hali de kendi içinde kapanma hali de görülüyor. İkisi bir arada gidiyor. Çok karamsar olmamakta fayda var. İçe kapanma, kendine benzeyenlerle beraber olma bir ihtiyaç. Ve büyük kentlerde daha da büyük bir ihtiyaç… Orada bir tehdit ortamında yaşadığını hissediyor insanlar. Gençler özellikle hissediyorlar. O zaman da o cangılın içerisinde kendilerine yakın insanlarla beraber, onlarla dayanışarak durmak, bunun kendine has mekânlarını üretmek, o mekânlarda buluşarak bir tür ritüelimsi şekilde kendi kimliğini yeniden yeniden yaşamak, bütün bunlar birer ihtiyaç. Ama öte yandan da aynı büyük mekân ve kentlilik süreci kozmopolit noktalar da üretmiş durumda. Söz konusu kozmopolit iç merkezlere gelindikçe kimliksizleşmek mümkün hale geliyor. Ve bu da çok önemli bir imkân.</p>
<p><strong>– Herkes için geçerli mi bu imkân?</strong></p>
<p>Hayır, bu imkân yüksek eğitimi olanlar, maddi durumları iyi olanlar, ailesi buna teşvik edici olanlar için daha fazla diyebiliriz. Burada sosyolojinin çok önemli hale geldiğini görüyoruz. Büyük kentlerden geriye doğru çekildiğimiz zaman yine iki grup birbiri ile çelişki yaratmayan bir uyum halindeler. Çünkü şöyle söyleyelim kendine ait hissettiği bir kentte yaşıyorsa kişi mesela, bu Kürtler için Diyarbakır, Hakkari olabilir, bütün şehir kendi ailesi gibi. Evden çıkmamış gibi yaşıyor o şehrin içerisinde. O zaman içe kapanma ihtiyacı duymuyor. Ama bu kez bireyselleşme şansı da bulamıyor. O yüzden içe kapanmayla bireyselleşme denen şey birbirine zıt ama aynı anda birbirine paralel giden iki süreç. Burada da şöyle bir tehlikeye dikkat çekmek gerekebilir.  Aynı kimlik içinde de bir parçalanmayı ifade ediyor. Bir başka tür ayrışmayı ifade ediyor.  Ama bu tür bir ayrışmanın illa olumsuz olacağını bilmemiz mümkün değil şu aşamada. Hem hangi etken ağır basacak bilmiyoruz hem de iki grup arasında farklı ve yeni etkileşim kanalları açılacak mı onu da bilmiyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<h4><strong>“ADALET ARAYIŞI KİMLİKLERİ BAŞKA TOPLUMLARIN PARÇASI OLMAYA YÖNLENDİRİYOR”</strong></h4>
<p><strong>– Bu araştırma özelinde değil genel olarak gençlerin aidiyet hissiyatıyla ilgili kırılma yaşandığı bir süreçteyiz.  Gitmek isteyen de kalmak isteyen de kendini dış dünya üzerinden temellendiriyor. Siz nasıl görüyorsunuz bu durumu?</strong></p>
<p>Kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlayanların dışında Türkiye aidiyeti azalıyor. Daha geniş coğrafya ve daha geniş kimliksel temeller üzerinden bir adalet arayışı var şu anda. Bu da başka ülkelere başka toplumların parçası olmaya doğru gitmeye teşvik edici bir şey. Bu dönemde artacaktır, öyle görünüyor. Türkiye’nin kendi sorunlarını çözemediği ve kendi içinde kırılmalar yarattığı ölçüde bu gidişin artacağını düşünüyorum. Öte yandan biraz önce bahsettiğimiz imkân konusuna dönersek: bunu kim başarabilecek diye baktığımızda, ancak vasatın üstünde imkânlara sahip olanlar başarabilir. Dolayısıyla her kesimde her kimlikte vasatın üzerinde olan gençlerin daha küreselleştiği buna karşılık vasatın altında olanların bizde, Türkiye’de kaldığı bir sürece doğru gidiyor olacağız.  Bu da Türkiye için hayırlı bir haber değil.</p>
<p><strong>– Gündemde anayasa değişikliği, başkanlık sistemi ve referandum var? Evetçiler ve hayırcılar olarak bölündü bu kez ülke? Siz hangi taraftasınız diye sorsam?</strong></p>
<p>Evet iki görüş var. Ak Partili(ci) görüş referandumda evet çıkmasını, bir Türk tipi başkanlık rejimine geçilmesini istiyor. Cumhurbaşkanını çok yetkili kılan bir model bu. Bir de Ak Parti karşıtları var. Onlar da referandumun geçmemesini istiyorlar. Bir kısmı AK Parti istiyor diye, bir kısmı da bunun çok otoriter bir yönetim ortaya koyacağını düşünerek. Benim pozisyonum ikisi de değil. Ben bunun Ak Parti için kötü olacağını düşünüyorum. Yani ben bir AK Partili olarak bakarak bu taslağın doğru bir taslak olmadığını ve Ak Parti’nin kendi bindiği dalı keseceğini düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>“KURALLARINDA ANLAŞAMADIĞINIZ BİR OYUNU OYNAYAMAZSINIZ”</strong></h4>
<p><strong>– Bu aynı zamanda ülke için de kötü demek değil mi?</strong></p>
<p>Tabi Türkiye için de zarar vereceğini düşünüyorum. Çünkü ben zaten Ak Parti’yi Türkiye’ye yarar getirecekse anlamlı görüyorum. Değişikliğin niye zarar getireceğini düşünmemin sebebi basit.  Bu referandum bir anayasa taslağı oylatıyor. Ve bir anayasanın ancak yüzde 80’ler veya üstü oyla değişirse bir sonraki dönemde istikrarlı bir düzenleyici işlevi görme şansı var. Yüzde 50 ile bir anayasa değişikliği yaptığınız zaman zaten oyunun kurallarına itiraz eden bir diğer yüzde 50 üretiyor ve onlarla yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Oyunun kurallarında anlaşamadığınız bir oyunu oynayamazsınız. Bu anlayışla bir ‘toplum’ da kuramazsınız. Halk giderek ayrışmaya devam eder. Bunun üstüne bir de yüzde 50 ile başkan seçeceksiniz. Yani oyunun kurallarında anlaşamadığınız gibi o başkanın kim olacağında da anlaşamamış durumdasınız. Sonra da o başkanın bu Türkiye’yi yönetmesini bekleyeceksiniz. Ben şimdiden söyleyeyim, kim olursa olun o kişi hiçbir şekilde Türkiye’yi yönetemez. Türkiye giderek yönetilemez hale gelir ve ekonomiden siyasete,  sosyal ilişkilerden kültüre tamamen kontrolden çıkar. Bu da çok daha cebri tedbirlerin alınmasını gerektirir. Bir süre sonra toplumsal kesimler arası konuşma şansı bile ortadan kalkar. Ak Parti’nin böyle bir duruma ihtiyacı yoktu. Dört yıl seçimsiz bir dönem vardı. Tamamen istikrar dönemiydi. Bu istikrar dönemini daha kuşatıcı bir değişim için kullanacağı yerde Ak Parti şu anda Türkiye’yi istikrarsızlaştırma noktasına getirmiş oldu.</p>
<p><strong>– Bu istikrar darbe girişimiyle sabote edildi ama. Ve sistem değişikliğinin de bu gibi sabotajlara karşı yapıldığı söyleniyor. Yani sistem değişikliğinin istikrar getireceği söylemi var.</strong></p>
<p>Tam tersine, darbe olmasaydı ve bu FETÖ’cü örgütlenme devlet içinde varlığını devam ettirseydi anormal bir istikrarsızlık olacaktı Türkiye’de. Nitekim bunun işaretini örneğin KCK davalarında gördük. Yani FETÖ’cülerin güçlü olduğu alanlarda hükümete rağmen hükümete karşı davranışlar sergilediklerini biliyoruz. Bunun devam etme ihtimali çok güçlüydü o koşullarda. Darbeye kalkışarak kendileri için büyük bir hata yaptılar. Ama bu Türkiye’nin istikrarına orta vadede katkı sağladı. Darbenin engellenmesiyle beraber AK Parti yanına tüm toplumu alarak, Türkiye’yi yeniden doğru anlamda istikrarlı bir çizgiye oturtma şansı yakaladı. O yüzden de bunu bir fırsat, bir lütuf olarak görmek mümkün. Ama siz o noktada bu anayasa değişikliğini getirdiğiniz zaman, Gülenci darbenin yaratmış olduğu lütfu elinizin tersiyle kenara itmiş oluyorsunuz. Çünkü ülkeyi yeniden kabaca ikiye bölüyorsunuz. Ve öyle bir şekilde ikiye bölmüş oluyorsunuz ki arada ortak bir uzlaşı çizgisi üretme şansı bırakmıyorsunuz. Bunun çok akıllıca olduğunu düşünmüyorum. Uzun vadede Ak Parti’nin Türkiye için anlamı ve öneminin yıpranmasına neden olacak bir adım olacağını düşünüyorum.</p>
<p><strong>– Anayasa hep bir üst uzlaşma belgesi ve eşit yurttaşlık sağlamanın teminatı olarak görüldü. Ve o yüzden vesayetçi sistem ve yurttaşlar arasındaki eşitsizlikleri ortadan kaldırması isteğiyle yeni anayasa ihtiyacı vurgulandı. Şimdiki duruma bakarsak hem yapılma biçimi hem de içerik olarak toplumsal ihtiyaçlara uygun bir değişiklikten söz edebilir miyiz?</strong></p>
<p>Gerçekçi olarak bakarsak bu gerçek anlamda bir anayasa değişikliği falan değil. Bu Türkiye’de yürütme erkini elinde tutan parti ve liderinin, kendi hayalindeki yürütme erkini oluşturmak üzere attığı bir değişiklik adımı. Bilindiği üzere de, bir başka partinin desteğinin alındığı noktada hayata geçirildi. Dolayısıyla başka hiçbir şeyi etkilemeden sadece yürütmenin yasama, yargı ve genelde bürokrasi karşısındaki gücünü, etkinliğini, baskısını, ağırlığını arttırmaya yönelik bir adımdan söz ediyoruz. O yüzden de bunu gerçek anlamda reformist bir bağlama oturtamayız. Buna ‘reform’ adını verme şansımız yok. Pratik bir ihtiyaca binaen yapılmış bir düzenleme… Değişikliğin sonucunda gelinecek noktada iktidar alanı daha çok daralacağı, daha az paylaşımcı olacağı için bu değişikliğin hak ve özgürlüklere olumlu anlamda etki etme şansı az ve eski sisteme göre bir ‘gerileme’ potansiyeli ima ediyor. Eski sistem kaotik unsurlara sahip olsa bile, ister istemez etkileşime, bir şekilde karşıtı fikirlerin yan yana gelmesine yol açıyordu. Onların çarpışmasıyla toplum için görünür bir algılar, duruşlar, tezler dünyası ortaya çıkıyordu. Tasarı referandumdan geçerse artık öyle bir şey olmayacak. Çok büyük ihtimalle mecliste çoğunluk partisini elinde tutan ve dolayısıyla yaptırmak istemediği hiçbir şeyi yaptırmayan bir parti olacak. O parti iktidarda hem yargı hem bürokrasi üzerinde yetkin bir biçimde denetim sağlarken, buna karşılık kendisi hiç bir şekilde denetlenemeyecek. Kendisince doğru olan neyse onu yapacak ama hesap vermeyecek.. Kimseye de danışmayacak. Böyle bir modelden hak ve özgürlük genişlemesi çıkma ihtimali pek yok.</p>
<p><strong>– Anayasa değişikliğinin Türkiye’nin beka sorunu üzerinden temellendirilmesini nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>Türkiye’nin beka sorunu gibi bir meselesi yok. Türkiye’yi hiç kimse bölemez, parçalayamaz. Zaten Türkiye’yi bölmek ve parçalamak istemek bile bir tür geri zekalılık. Büyük devletler olarak görülen ABD ve Rusya’nın, ya da diğer hiçbirinin işine gelmez böyle bir durum. Çünkü böyle güçlü bir ülkenin yaşayacağı krizle, o gücün ortadan kalkmasının yaratacağı kaosla başa çıkmaları mümkün değil. Türkiye’nin bir beka sorunu varmış gibi gösterilmesinin sebebi bir olağan üstü durum atmosferine ihtiyaç duyulması. Bu türden psikolojik ortamlarda olağan üstü çözümlerin zorlanması da daha kolay olabiliyor…</p>
<p>&nbsp;</p>
<h4><strong>“SİYASET TOPLUM OLMAYI ENGELLEYEN BİÇİMDE İLERLİYOR”</strong></h4>
<p><strong>– Bu da bizi medyaya getiriyor aslında. Hem reform olarak gösterilmesi hem de bunun  bir beka sorunundan kaynaklandığı gibi algılar medyanın dizaynı ve oradaki savaşlarla ilgili. Medya en temel görevi olan haber vermeyi, iletişimi bırakmış sizin deyiminizle ‘müptezel’ bir propaganda aracı olmuş durumda. Bir yandan da sürekli savaş halinde  Son haftalarda bu savaşlarda çok rahatsız edici bir şekilde hedef seçilen biri olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Medya, bizzat o medyadan birinin bir zaman önce söylediği gibi, gazetecilerden değil ‘savaşçılardan’ oluşan bir alan. Bu alan büyük çapta ideolojik savaşçıların elinde… Medya toplumsal bilgi üretme, o bilgiyi yayma, kamusal alanda ve devletin iç mekanizmasında yapılmış ve yapılacak olanların bilgisini halka ulaştırma vs gibi çok önemli fonksiyonlara sahip. Ancak şu an medya bunları yapamıyor. Yapmıyor, yapmak istemiyor, yapmaktan çekiniyor… Böyle olduğu zaman demokrasinin çok önemli ayaklarından biri de zaten yok hale geliyor. Sizinle ilgili kararların alındığı bir kamusal alan var ama o alanda gerçekte ne olup bittiğine dair güvenilir bilgiye ulaşamıyorsunuz. Çünkü söz konusu alanı sürekli manipüle eden bir medya anlayışı söz konusu… Kime inanacağınızı bilmiyor, vatandaş olarak daha da yabancılaşıyorsunuz. Ancak kendi içinize kapanarak bir siyasi pozisyon alabiliyorsunuz. Kendi içinize kapanmak ise, çoğu zaman kimliklere kapanmak, yani iletişimsizlik demek… Bu da aslında toplum olmaktan çıkmak demek… Dolayısıyla o çok kullanılan ‘milli’ kelimesinin de altı tamamen boş Türkiye’de. Siz daha toplum olamamışsınız ki, nerede millet olacaksınız. Türkiye’de siyaset, toplum olmayı engelleyen bir biçimde ilerliyor. Medya da bunun en önemli ayaklarından biri.</p>
<p><strong>– Bu sadece medyanın dizaynı edilmesiyle ilgili değil medya çalışanları da isteyerek bu savaşın tetikçisi durumunda…</strong></p>
<p>Bir tarafta talep varsa arz ona göre şekillenir. Böyle bir medya isteniyorsa, ona uygun insanlar medyaya girer ve beklenen davranışları sergiledikleri ölçüde de yükselirler. Ne var ki bu davranış kalıpları sonuçta medyayı bir bütün olarak yozlaştırır. Maalesef bu noktaya Ak Parti içindeki bir değişim dinamiği sonucu geldik. Ak Parti’nin kendine yakın bir medya kurmasının anlaşılır bir nedeni vardı başlarda. Çünkü Ak Parti karşıtı olan medya son derece gayrı ahlaki bir tutum izliyordu. Bununla mücadele etmek için medyada etkin olmak önemsendi ve Ak Parti kendi medyasını kurdu. Ama siz kendi medyanızı kurarken kaliteye, seviyeye dikkat etmek durumundaydınız. Gazeteciliği doğru yaparak başarılı olabilirsiniz ancak. Ama öyle olmadı. Giderek tam tersi oldu ve işin savaş mantığı öne çıktı. O zaman da medyaya bir oportünist dalga girdi. Nabza göre şerbet vererek, pespayeleşerek, gazeteciliği bir tür manipülasyon ve kampanya faaliyetine çevirdi. Şimdi de sanki bu pespayeliğe itiraz Ak Parti’ye itirazmış gibi göstermeye çalışıyorlar.</p>
<p><strong>– Bu durum sadece medya meselesi olarak gösterilebilir mi? Yani savaşın sebebinin siyaset eksenli olduğunu düşünürsek?</strong></p>
<p>Ak Parti kendi niteliklerini kamusal alana taşıyacak yetenekten yoksun şu anda. Ak Parti’nin seviyesinin bu olmadığını 15 yıllık geçmişe doğru bakarak biliyoruz. Ne kadro, ne fikir, ne davranış ve ne de ahlak kalıpları olarak bu değil. Ama şu anda Ak Parti’yi bu dar kadro temsil ediyor ve partiyi her anlamda bir bütün olarak aşağıya doğru çekiyor. Burada sorumluluk Ak Parti’nin kendisinde. İnsanlar sizi suistimal ediyor diye suçlayamazsınız. Suistimale izin vermeyeceksiniz. Eğer veriyorsanız suistimali istiyorsunuz demektir. Maalesef Ak Parti bu seviyesizliğin bedelini yüklenmek zorunda kalacak. Eğer referandum geçmez ise bunun sebeplerinden biri bu durum olacak. Çünkü referandumda kimin ne yapacağı üç aşağı beş yukarı belli… Partilerin oy tabanlarını veri aldığınızda, tüm Ak Partililer oy verse bile ‘evet’ oranı kabaca yüzde 55 oluyor. AK Parti seçmeninde bu taslağı irdeleyen, bunun Ak Parti’ye ve Türkiye’ye zarar vereceğini anlayan ve bu taslağı sözünü ettiğimiz medyanın ne yöntemlerle savunduğunu gören insanların içinden diyelim bir yüzde 15 çıkar ve ‘hayır’ derse ne olacak? Ak Parti’nin 50 puanının 6’sı hayır dese zaten iş bitiyor ve hayır çıkıyor. Böyle bir riski almak bir yandan Ak Parti için kısa vadede bir sorun. Ama onun ötesinde, yukarıda söylediğim gibi, referandumun geçmesi Ak Parti’nin aleyhine bir süreç başlatacak… Benim öngörüm, bu referandum geçerse 2019’a kadar istikrarlı bir şekilde gidilmesi çok zor olur ve 2019’da seçimlerin kaybedilme ihtimali çok artar. Ak Parti kurmayları halen var mı ve bu kurmaylar ne düşünüyor bilmiyorum. Ama benim gördüğüm bu…</p>
<p><strong>– Medyadaki ve haliyle siyasetteki bu duruma biraz da örtülü destekten gelmedik mi? Yani hedef olmayana kadar kimsenin itiraz etmeyişi ya da kendine yakın görmediğinin bu durumu yaşamasından rahatsız olunmaması en önemlisi eleştirel bakışın hiç istenmeyişi  vs…</strong></p>
<p>İnsanlar çekindikleri için ses etmiyorlar. Belki menfaatlerini, işlerini kaybedeceklerini düşünüyorlar. Kendisini Ak Parti’ye yakın gören ve kamuoyunda öyle de görülen birçok kişinin medyada görünür kılınmamalarının ya da seslerinin duyulmak istenmemesinin sebebi başka bir korku. Şu an Ak Parti kendi içinden muhalif bir ses çıkmasından ürküyor. Çünkü o muhalif sesin daha doğru bir içerik taşıyacağından korkuyor. O zaman da eleştirel sesleri duymuyoruz. Pespayelik arttıkça bazı ‘ortada’ duran kişilerin de daha içe kapandığını, seslerini kıstığını görüyoruz. Sonuçta herkes bu seviyesiz medya ortamının etkisinde kalıyor. Buradan olumlu bir sonucun üremesi imkânsız. Olumluluğu sırf referandumun geçmesi olarak tanımlarsanız çok büyük bir hata yapmış olurusunuz. Çünkü bu ‘uğraş’ toplumu AK Parti’nin elinden alıyor şu an.  Toplumun muhtemelen yarısı mecburen Ak Parti’ye oy verecek, çünkü ötekilerin kazanmasını istemiyor. Ama partiye ve liderliğe olan gerçek gönül bağı giderek zayıflıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/etyen-mahcupyan-sivil-sayfalara-konustu-siyaset-toplum-olmayi-engelliyor/">Etyen Mahçupyan Sivil Sayfalar&#8217;a konuştu: &#8220;Siyaset toplum olmayı engelliyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2017/01/30/etyen-mahcupyan-sivil-sayfalara-konustu-siyaset-toplum-olmayi-engelliyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
