<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Akkuyu nükleer santral arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/akkuyu-nukleer-santral/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/akkuyu-nukleer-santral/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 29 Jan 2021 13:48:03 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Akkuyu nükleer santral arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/akkuyu-nukleer-santral/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sivil Toplum Espoo Sözleşmesi&#8217;nin Neresinde? [2]  </title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/29/sivil-toplum-espoo-sozlesmesinin-neresinde-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Pınar Demircan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Jan 2021 13:45:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[Espoo Sözleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sinop Nükleer Santral Projesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=64757</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mevcut yasalar uyarlanmış, hukuk tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybetmişse mücadelenin bu ayağını sınır ötesine doğru uzatmak bir seçenek olmanın ötesinde midir? Geçen hafta Akkuyu Nükleer Santrali'yle ele aldığımız  Espoo Sözleşmesi'nin örtük ihtimallerini bu defa Sinop Nükleer Santral Projesi için değerlendirelim.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/29/sivil-toplum-espoo-sozlesmesinin-neresinde-2/">Sivil Toplum Espoo Sözleşmesi&#8217;nin Neresinde? [2]  </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de biri bitmeden ikincisinin kurulması için Sinop&#8217;un işaret edildiği nükleer santral projesine dünyanın ikinci büyük nükleer felaketinden 2 yıl sonra karar verildi. Fukuşima&#8217;dan yükselen radyoaktif etkilere dair  kabuslar dünya kamuoyu tarafından da görülmeye başlamışken  Japonya ile  hükümetlerarası anlaşma 2013 yılında  imzalandı. &#8220;Hatalarımızdan ders alıyoruz!&#8221; mottosuyla ülke içinde yaşanan korku ve paniğin sevk ettiği nükleer santralleri tekrar çalıştıramama ihtimaliyle dünya nükleer endüstrisinin imajını kurtarmak adına en &#8220;akılcı&#8221; yol  şirketleşen dünyanın pazarlama mantığına  uygun olacaktı. Kullanamadığını parlatarak satmak gibi bir stratejiyle bu sermaye yoğun riskli teknoloji ve binlerce insan kaynağına yönelik yeni müşteri küresel piyasada nasılsa bulunabilirdi&#8230; Bu düşünceler Türkiye ve Japonya [1]</span><span style="font-weight: 400;"> arasında nükleer anlaşmanın imzalanmasının ardından  Fukuşima Nükleer Felaketi&#8217;nin neden ve sonuçlarının küresel manada anlaşılması için parçası olduğum Fukuşima&#8217;ya düzenlenen bir eğitim gezisi kapsamında beni Oneda Nükleer Santrali&#8217;nin yetkilisine şu soruyu sormaya sevk edecekti: &#8220;Japonya&#8217;da  53 reaktör var ve bunların bazıları ömrü dolduğu için  kapatıldı, bazıları ise geçici olarak devreden çıkarıldı, binlerce personelin ve teknolojinin maliyetini nasıl tolere edeceksiniz?  -Bir &#8220;yabancı&#8221; olarak dolambaçlısını beklediğim yanıtın dik açılı saflığı, düzlüğü ve netliği beni şaşırtmıştı: &#8220;Onları yurt dışı projelerimizde değerlendireceğiz&#8230;&#8221; </span></p>
<figure id="attachment_64759" aria-describedby="caption-attachment-64759" style="width: 407px" class="wp-caption alignleft"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-64759 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/fukushima-640x335.jpg" alt="Fukuşima Nükleer Santrali'nden bir görüntü " width="407" height="213" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/fukushima-640x335.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/fukushima.jpg 955w" sizes="(max-width: 407px) 100vw, 407px" /><figcaption id="caption-attachment-64759" class="wp-caption-text">Fukuşima Nükleer Santrali&#8217;nden bir görüntü</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu uzun girişi küresel sermayenin tıkanan damarlarını  açma taktiğine nükleer güç bağlamında bir örnek olarak düşünelim. Zira Türkiye&#8217;de gerek Japonya&#8217;nın gerekse küresel nükleer endüstrinin taleplerine cevaz veren bir hükümet on sekiz yıldır icraatlarını sürdürmekte. Bu gibi planların gerçeğe dönüşmesi için izlenen yolda ise demokratik kitle örgütlerinin ve halkın itirazlarının engellenmesine ek olarak geriye düşülen hak ve özgürlüklerde </span><span style="font-weight: 400;">en son kitle imha silahlarının yayılmasının önlenmesi kanunu üzerinden  mesnetsiz suçların atfedilmesi, kayyım atanmasına kadar  varıldı. </span></p>
<h5><b>Küresel Sermayeyi Kendi Yöntemiyle Yenmek</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Tıkandığı noktada uluslararası çözümler üretebilen nükleer endüstrinin karşısında mağduriyete uğrayacak olan  halkların sınırların ötesine taşarak dayanışma sağlaması açısından 1970&#8217;lerde Avrupa ve ABD halklarını bir araya getiren nükleer testlerin durdurulmasını sağlayan hareketler hatırlanabilir. Bununla birlikte 1997’de yürürlüğe girerek </span><b>Sınır aşan Çevresel Etki Değerlendirmesi</b><span style="font-weight: 400;"> (Espoo) Sözleşmesi  ortak bir coğrafyada bulunan herkesin çevresel bilgiye ulaşmasını ve kararlara katılmasına olanak tanımasıyla yasalar kapsamındaki önemli bir  seçenek olarak değerlendirilebilir. Zira Karadeniz çevresindeki ülkelerden  Rusya, Romanya, Ukrayna, Gürcistan  ve Bulgaristan&#8217;da yaşam görece kapalı bir deniz olan Karadeniz&#8217;in kıyısındaki Sinop &#8216;a kurulacak bir nükleer santral nedeniyle etkilenecek.  </span></p>
<h5><b><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class="size-full wp-image-64762 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/hayrettin-kilic.jpg" alt="hayrettin kılıç" width="279" height="209" /></span>Avrupa Komisyonu:  Sinop NGS Karadeniz&#8217;in güvenliğini ilgilendiriyor, Türkiye ESPOO Sözleşmesi&#8217;ni imzalamalı!</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Karadeniz&#8217;in kıyısına kurulmak istenen Sinop NGS&#8217;nin bu denizi  Avrupa ülkeleriyle paylaşıyor olmasından hareketle Fizikçi Prof. Dr Hayrettin Kılıç da sivil toplumun sorumluluk duyan bir ferdi olarak Türkiye&#8217;nin Espoo Anlaşması&#8217;nı imzalaması için Avrupa Komisyonuna ve Bükreş Konvansiyonu Sekreteryasına ithafen bir mektup kaleme aldı. </span></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-64760 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/karadeniz.jpg" alt="Karadeniz çevresindeki ülkeler" width="312" height="205" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/karadeniz.jpg 620w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/karadeniz-350x231.jpg 350w" sizes="(max-width: 312px) 100vw, 312px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mektubunda Sinop NGS&#8217;nin kaza gibi bir felaket olmasa dahi salt kurulmasıyla  Karadeniz ekosistemine nasıl olumsuz etkilerde bulunacağını açıklayan Kılıç Türkiye&#8217;nin Sinop NGS projesiyle 1982&#8217;de taraf olduğu Sofya Protokolü ile 1986&#8217;da taraf olduğu Bükreş Konvansiyonunu açıkça ihlal ettiğini de hatırlatıyor. Bu mektupta Sinop NGS&#8217;nin özellikle tüm deniz organizmalarını içeren kıyı yüzey suyunu emerek sadece ısı ile değil, aynı zamanda ayrıca soğutma suyu sistemine enjekte edilen kimyasallarla da zehirleyerek 10 yıl içinde Karadeniz&#8217;de yerel deniz yaşamının yok olmasına yol açacağını açıklandığı gibi ÇED raporunda toksik kimyasalların buharlaşma oranlarıyla bölge nüfusu üzerinde oluşabilecek sağlık risklerine dair herhangi bir bilgilendirmenin de belirtilmemiş olduğuna vurgu yapılıyor.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çerçevede projenin her açıdan Karadeniz&#8217;in güvenliğini tehdit ettiği gibi olağan ÇED sürecinin de demokratik olmayan, şeffaflıktan uzak bir şekilde ve yurttaşların katılımının </span><a href="https://yesilgazete.org/sinop-ngs-halka-sinopu-terk-ettirme-projesidir/"><span style="font-weight: 400;">engellenmesiyle</span></a><span style="font-weight: 400;"> gerçekleştirildiği belirtilerek Espoo Anlaşması uyarınca uluslararası prosedürün Sinop-ÇED prosedürüyle birlikte yürütülmesi gerektiğine de işaret ediliyor. </span></p>
<figure id="attachment_64761" aria-describedby="caption-attachment-64761" style="width: 405px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-64761" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/01/halkin-katilimi-toplantisi.jpg" alt="6 Şubat 2018- Sinop NGS için  Halkın katılamadığı &quot;Halkın Katılımı Toplantısı&quot;" width="405" height="271" /><figcaption id="caption-attachment-64761" class="wp-caption-text">6 Şubat 2018- Sinop NGS için  Halkın katılamadığı &#8220;Halkın Katılımı Toplantısı&#8221;</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Hükümeti&#8217;nin Espoo Sözleşmesi&#8217;ni imzalamaktan imtina etmesinin nedenini nükleer santralin lisans sahipleri / işletmecilerinin  Karadeniz&#8217;in güney kıyılarında sadece 200-300 metre sınırlı deniz yaşamının sonunun başlangıcı olacak bir kazanın meydana gelmesi halinde zararın tazmin yükümlülüğüyle karşılaşılmasını önleme amacı taşıdığına da vurgu yapılan  mektupta Karadeniz Bükreş Anlaşması imzacılarının ilgisini talep ediliyor. Zira  Türkiye Sinop NGS Projesi ile aslında Karadeniz &#8216;in Çevresini ve doğal ortamını korumak üzere Karadeniz çevresindeki ülkeleri (Rusya, Romanya, Ukrayna, Gürcistan  ve Bulgaristan) de bilgilendirmeyerek imzalamış olduğu Bükreş Anlaşmasını  ihlal etmekte [2].</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Avrupa Komisyonu Çevre Komisyonu Başkanı Davor Percan tarafından değerlendirilen  bu tespitler &#8220;Türkiye&#8217;de çevre ve insan sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabilecek nükleer projelerle ilgilenildiği&#8221;  şeklinde karşılık buluyor. Nitekim Percan&#8217;ın yanıt mektubunda </span><span style="font-weight: 400;">ülkelerin kendi topraklarında nükleer santral kurma kararlarına  yönelik herhangi bir müdahale veya yaptırım olmasa da  hala &#8216;AB üyeliği bekleyen bir Türkiye&#8217;den bahsediliyor ve  Avrupa ile çevre, deniz, karasal  çevre ve nükleer güvenlik dahil  yasal müktesebat açısından uyumunun  önemine işaret ediliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne dersiniz? Hazır Bükreş Anlaşması Sekreteryasından Türkiye&#8217;nin anlaşmayı ihlal ediyor olmasına dair bir geri dönüş yapılması beklenirken demokratik kitle örgütlerinin/sivil toplum örgütlerinin  sözleşmeye taraf olan ülkelerin  hükümetlerinin  sessiz kalmayı tercih etmesi ihtimaline karşı  sınır aşırı ülkelerde işbirlikleri geliştirmesi  bu girişime ivme kazandırabilir mi? </span></p>
<p>Yazının ilk bölümüne ulaşmak için <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/21/sivil-toplum-espoo-sozlesmesinin-neresinde-1/" target="_blank" rel="noopener">tıklayınız.</a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">[1]</span> <span style="font-weight: 400;"> 2019 yılında Japonya hükümeti ve şirketleri Sinop&#8217;taki nükleer santral projesinden çekilmişse de Sinop&#8217;a nükleer santral kurulması için girişimler devam ediyor. Halihazırda hangi ülkenin know-how teknolojisiyle inşa edileceği  bilinmese de bir referans reaktör baz alınarak buna Çevre Etki Değerlendirme Onayı verildi. demokratik  kitle örgütlerinin ve halkın itirazlarıyla proje yargı sürecinde bulunuyor.</span></p>
<p>[2] <span style="font-weight: 400;"> Violation of the Convention on the Protection of the Black Sea against Pollution, Bucharest’s Convention of 1992 and the Sofia Protocol of 2018 by Turkish Government’s Sinop Nuclear Power Complex Project (Karadeniz&#8217;in Kirliliğinin önlenmesini hedefleyen Bükreş sözleşmesi ile Türkiye tarafından  2018 yılında imzalanan Sofya protokolünün ihlali) Journal of Environmental Science and Engineering A 10 (2021) 34-38</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/29/sivil-toplum-espoo-sozlesmesinin-neresinde-2/">Sivil Toplum Espoo Sözleşmesi&#8217;nin Neresinde? [2]  </a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mersin&#8217;de Akkuyu Neden Kapatılmalı Paneli&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/mersinde-akkuyu-neden-kapatilmali-paneli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 May 2019 12:44:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Kent Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Nükleer Karşıtı Platform]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39197</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mersin’de yapımı süren Akkuyu Nükleer Santrali son dönemde beton zemininde oluşan çatlak ve dolgu yapılarak giderilmesi tartışmaları ile gündeme gelirken, Mersin Nükleer Karşıtı Platform ve Mersin Kent Konseyi, Akkuyu’da Nükleer Santral İnşaatı Neden Hemen Durdurulmalı’ sorusunu bir panelle ele aldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/mersinde-akkuyu-neden-kapatilmali-paneli/">Mersin&#8217;de Akkuyu Neden Kapatılmalı Paneli&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mersin Nükleer Karşıtı Platform ve Mersin Kent Konseyi’nin ortaklaşa düzenlediği panelde, nükleer santralin zemin çalışmaları ve Akkuyu’nun jeo-fizik yapısı tartışıldı. Kuzey Anadolu Ecemiş Fay Hattı’nın bitim noktasında yer alan Akkuyu, depremsellik, küresel ısıtma etkileri ve güvenlik açısından sorgulandı.</p>
<p>Mersin Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilen panelde, Fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç ve Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atal, “Akkuyu’da nükleer santral inşaatı neden hemen durdurulmalı?” sorusunu cevapladı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-39199" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/esraergüzeroglukilim-2-640x480.jpg" alt="" width="360" height="270" />Moderatör Dr. Esra Ergüzeroğlu Kilim, 2010 yılından sonra hükümetin ikna politikalarından zora dayalı politikalara geçiş yaptığını savunarak, &#8220;Çünkü yerel halkın yüzde seksen beşi nükleer santrallere karşı. Böyle bir ortamda bir yatırıma, bir girişime girişmek büyük bir risk. Hükümet her zaman için ikna politikalarını cebinde tuttu. İşte nükleer santral şirketinin şehrin merkezide açtığı bürodan, belediyelerin panolarının kullanılmasına, mülki idare amirlerinin özellikle nükleer yandaşı kişiler tarafından seçilmesi ya da bu kişilerin bu politikayı ikna etmek için alanda aktif olarak çalışması faaliyetleri yine ikna amacıyla yürütülüyordu. İlkokul düzeyine varacak şekilde yerel halkın; okullarda öğrencilerin, üniversiteden öğrencilerin alınıp nükleer santral konusunda ikna çabaları yürütülüyordu. Ama bir aşamaya gelindi ki devlet hem sermaye hem yerel emekçi halk açısından ikna politikalarından vazgeçti ve nükleer santralleri Rusya&#8217;yla yapılan bir uluslararası anlaşma yoluyla yürütme ihtiyacı duydu. 2010 yılından sonra yapılan anlaşma sonrasında artık şirketlerinde bu konuda yarışmacı, rekabetçi herhangi bir ilişki içerisine girip, söz hakkı elde etmesinin önü tıkanmış oldu” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;Trityum ve Karbon Envanteri Raporda Yok&#8217; </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39200 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/ismailhakkıatal-1-640x480.jpg" alt="" width="379" height="284" />Prof. Dr. Hayrettin Kılıç ise nükleer santralin dışında Nükleer Yakıt Fabrikasyon projesinin pek bilinmediğini, kurulacak santralin yanında dünya nükleer piyasasına yakıt üreten bir fabrika tesisi kurulacağını belirtti.</p>
<p>ÇED raporunda sadece santralin bir yıldaki salınım envanteri olduğunu belirten Kılıç, &#8220;Raporda trityum ve karbon yok. Trityum hidrojen gazının bir izotopu, agresif bir radyoaktif. Havadan aldığımız hidrojenden bahsetmiyoruz. Fakat burada unutulmuş. Dünyada trityum ve karbon yayınlamayan tek yer burası. Hele ki bunun radyasyon envanteri bilimsel suç. Bu verdikleri radyasyon envanteri, doğaya yaydıkları veriler hepsi yanlış. Hepsi yirmi ila yüz defa eksik gösterilmiş. Çünkü trityum ve karbon uçmuş” dedi.</p>
<p><strong>Ortadoğu Böyle Bir Risk Alamaz</strong></p>
<p>Nükleer atıkların saklanılması ve depolanmasında ki risklerden bahseden Kılıç; “Atom For Peace projesiyle böylece dünyada nükleer enerjinin barışçıl amaçla kullanılması için program başlatıldı. Bu programlara ilk imza atanlardan biri de Türkiye’dir. Amerikan hükümetinin elinde tonlarca plütonyum var. İhtiyaç yok. Bu reaktörlerdeki atık yakıt çubuklarını almamaya başladı. Bildiğiniz gibi atık yakıt çubukları bir yıl veya iki yıl çalıştıktan sonra elektrik kapasitesi düştüğü zaman bunları çekiyorsunuz havuzlara. Beş ila dört sene arasında o havuzlarda bekletmeniz lazım. Hükümet bunları almayınca yeni çubuklara yer açmak için şirketler santral sahası içerisine beton dökerek kuru izolasyon yaptılar.Nükleer enerjinin ana vatanı olan Amerika’da nükleer  atıkların korunması, nihai izolasyonu için on beş yıl önce Las Vegas’ın 100 mil ötesinde başlatılan tünel, yaklaşık on beş milyar dolar harcandı. Bir gram dahi nükleer atık konulmadı. ÇED raporunda nükleer atık problemi ileride çözülecektir gibi laflar ettiler. Danıştayda buna mührünü bastı. On sene sonra aynı şeyler bizde de olacak. Havuzlarda yer kalmayınca nükleer santral sahasında betonların içerisine saklayacaklar. Ortadoğu böyle bir olaya risk alamaz. Oraya atılacak, omuzdan atılan küçük bir bomba büyük bir felaket olur, koruyamazsınız” diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;Rasatom’un Seceresi Bozuk&#8217;</strong></p>
<p>RASATOM’ un yaptığı çalışmaların uluslararası alanda bir geçerliliği olmadığını vurgulayan Kılıç ; “ÇED raporunda diyor ki; ‘RASATOM dünyanın en saygın şirketi. RASATOM’un şu anda batı dünyasında sertifika alarak kurduğu, çalıştırdığı bir reaktör yok. Kendi ülkelerinde tamamen Soğuk Savaş sırasında kurulan askeri reaktörler. Fukuşima felaketinden sonra Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu nükleer santralleri olan bütün üye ülkelere genelde yayınladı. Ülkelerinizdeki santrallerde stres testi yapın diye. Bu kapsamda, Rusya’da da yapıldı, sonuçları sakladı. RASATOM’un seceresi bozuk. Çünkü Bulgaristan’da yapmak istedikleri rektörün ihalesi iptal edildi. Çünkü kullandıkları malzemenin menşei belli değil. İran’da bu projeyi aldıkları zaman kurdukları reaktörün altı aylık ilk deneme esnasında dört ana pompası iflas etti. Çünkü kullanmadıkları, eski, menşei belli olmayan reaktörün ana kalbi olan dört sirkülasyon pompası patladı. Hindistan’da yaptıkları santralin deneme esnasında elektrik tribünleri patladı. RASATOM müdürlerinin son on yılda ya FBI tarafından yada kendileri tarafından hapsedildi. Çünkü hepsi haraç yemiş, naylon fatura kullanmış ve kullanılan malzeme uluslararası standartlara uymayan malzeme kullanmışlar. Adana ve Mersin’den götürdükleri iş adamlarına gösterdikleri örnek bir reaktör var. Orayı yirmi yıldır bitiremediler, devamlı skandallar oluyor” dedi.</p>
<p><strong>Akkuyu ve Deprem Riski</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39201 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/ismailhakkıatal-2-640x480.jpg" alt="" width="380" height="285" />Kılıç’ın ardından söz alan Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atala ise ÇED süreci deneyimleri, küresel ısıtmanın etkileri ve Akkuyu yakınlarındaki deprem riski üzerine konuştu. Çeşitli kurumların by-pass edilmesinin, işlevsiz bırakılmasının sıkıntılarının yaşandığını dile getiren Atala, &#8220;Biz Akkuyu Nükleer Santrali mücadelesinde Sokrates’in binlerce yıl önce Atina devletine karşı yaptığı görevin bir benzerini yapmaya çalışıyoruz. Çevreciler, ekolojistler olarak buraya yapılamaz dedik. Bugün netice Akkuyu Nükleer Santrali’nin zeminine dökülen beton çatladı. Daha bu betonun üzerine her biri üç bin beş yüz ton ağırlığında reaktör binmedi. 11 temmuz 2016 tarihinde keşfe gittik. Kamulaştırma olmadan önceki taşınmaz sahiplerini bulup, kamulaştırılan taşınmazın geri alınması için dava açacaktık.Orada bir balıkçı dedi ki; ‘ 1983 yılında burada taşeron firmada inşaat işçisi olarak çalıştım. Biz buraya elli ton çimento bastık yüz elli metre ötede denizden çıktı’. dedi.</p>
<p>Nükleer taraftarı olanların bile tehlikeyi öngördüğünü söyleyen Atala ; “Şöyle bir şey oldu bugünlerde beton çatladı. 3 Mayıs 2015 tarihinde Mersin’de Kamu Diplomasisi Bölge Müdürü bilirkişi Faruk Özer; “zemin kotunun bir metre altında suyu durduramayan bir şirket hiç bir şey inşa edemez.Nükleer santralin yanında ki bir kişi olmakla birlikte memleketimin milli çıkarları için bu şirket tarafından yapılmasını hatalı görüyorum. Bu iptal edilmeli.” Nükleer santral taraftarı olan bir adam bile istifa etti. Çünkü o zaman bile yaptıkları binalara su sızdı“ dedi.</p>
<p>Deprem riski gerçekliğine dikkat çeken Atala; “Şimdi daha sonra Çukurova Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bölümünden Profesör Doktor Hasan Çetin’in 2001 yılında TÜBİTAK Kongresi’ne sunduğu bir rapor var. Hasan Çetin diyor ki ; “Kuzey Anadolu Ecemiş Fay Hattı. Bölgede ilki 38 bin yıl önce, ikincisi 18 bin, üçüncüsü 17 bin yıl önce üç büyük deprem olmuş. Tekrarlanabilirliği on bin yılda bir olan bölgede son 17 bin yılda deprem olmamıştır. Burada büyük bir enerji birikimi vardır. Her an büyük bir deprem olabilir.” Biz bu raporlarla keşifte yırtındık. Burada bir nükleer santral bulunması soykırım, cinayette değil soykırım bütün Akdeniz havzasını öldürür” diye konuştu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/mersinde-akkuyu-neden-kapatilmali-paneli/">Mersin&#8217;de Akkuyu Neden Kapatılmalı Paneli&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
