<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>15 Temmuz arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/tag/15-temmuz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/15-temmuz/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 13 Aug 2021 13:14:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>15 Temmuz arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/tag/15-temmuz/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8216;KHK’lıların Yaşadığı Mağduriyetler &#8216;Sivil Ölüm&#8217; Olarak Tanımlanmalı&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/13/khklilarin-yasadigi-magduriyetler-sivil-olum-olarak-tanimlanmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Aug 2021 13:14:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Gülizar Biçer Karaca]]></category>
		<category><![CDATA[hak ihlali]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Yıldırım Kaya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=73443</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 Temmuz darbe girişimi sonrası Cumhurbaşkanlığı'nın çıkardığı Kanun Hükmünde Kararname’ler (KHK) ile yaşanan hak ihlallerinin tespit ve ihlallerin önlenmesi için CHP 35 ili kapsayan toplantılara İzmir’den başladı. Ziyaretlerde ihraç edilen KHK’lılarla bir araya gelerek taleplerinin dinlenerek bir rapor olarak hazırlanması planlanıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/13/khklilarin-yasadigi-magduriyetler-sivil-olum-olarak-tanimlanmali/">&#8216;KHK’lıların Yaşadığı Mağduriyetler &#8216;Sivil Ölüm&#8217; Olarak Tanımlanmalı&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">15 Temmuz sonrası Olağanüstü Hal’in (OHAL) verdiği yetkilerle Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılan KHK’lar ile on binlerce kişi görevinden ihraç edilmiş, pasaportu iptal edilmiş, gözaltına alınmış yahut tutuklanmıştı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ise KHK sonucu yaşanan hak ihlallerini 15 Temmuz 2016’dan hemen sonra CHP Genel Merkezi&#8217;nde bir komisyon kurarak KHK’lıların mağduriyetini gündeme taşımıştı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aradan geçen 5 yılın ardından, CHP, KHK’lar nedeniyle yaşanan hak ihlallerini tespit etmek ve ihlallerin önlenmesi için 35 ili kapsayan toplantı serisine başladı. İlk olarak İzmir’de yapılan ziyaretlerde ihraç edilen KHK’lılarla bir araya gelecek olan CHP’li vekiller, mağdurların taleplerinin dinleyecek ve bu çalışmanın bir rapor hazırlayacak. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışma Türkiye genelinde CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Taşkın koordinasyonunda gerçekleştirilecek. </span></p>
<p><strong>CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya ve Gülizar Biçer Karaca yürütülen çalışma hakkında Sivil Sayfalar’ın sorularını yanıtladı.</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-73457 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/08/yildirim-kaya-640x320.jpg" alt="Yıldırım Kaya" width="380" height="190" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/08/yildirim-kaya-640x320.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/08/yildirim-kaya.jpg 670w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" />Yıldırım Kaya<span style="font-weight: 400;">, 15 Temmuz 2016’dan hemen sonra CHP Genel Merkezi&#8217;nde bir komisyon kurarak KHK’lıların mağduriyetini parti olarak gündeme taşıdıklarını, yaşanan mağduriyetleri çok yakından takip ettiklerini ve çözümü konusunda büyük çaba harcadıklarını belirtti. </span>Kaya<b>,</b><span style="font-weight: 400;"> söz konusu komisyonda görev alan biri olarak, 25 bin kişiyle yüz yüze CHP Merkezi&#8217;nde görüştüğünü ve 70 binin üzerindeki müracaat dosyasını Meclis’e ve ilgili Bakanlıklara ilettiklerini kaydetti. Bu çalışmaların bir devamı olarak KHK’lılarla Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Kayseri, Aydın, Denizli, Trabzon, Samsun, Diyarbakır, Adıyaman ve Van olmak üzere 35 ilde toplantılar düzenleyeceklerini söyleyen Yıldırım ayrıca, CHP iktidarında KHK’lıların yeniden adil yargılanmasının sağlanarak mağduriyetlerin giderileceğini belirtti. </span></p>
<h5><b>‘Temel Sorun Yargısız İnfaz’</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">KHK buluşmalarındaki gözlemlerini de </span>paylaşan Kaya<b>,</b><span style="font-weight: 400;"> temel sorunun yargısız infaz olduğunu düşünüyor. Kaya’ya göre, adil bir yargılama yapılmadığından gerçek suçluların elini kolunu sallayarak kaçtığını ya da kurulan FETÖ borsasıyla “aklandığını” gördüklerini, ancak darbeyle uzaktan yakından alakası olmayan kişilerin büyük bir mağduriyet yaşadığına tanıklık ettiklerini söyledi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">KHK’lıların iş bulma haklarının ellerinden alınmış, toplumdan dışlanıp, izole bir hayat yaşayıp, fişlendikleri için iş bulamadıklarını söyleyen Yıldırım Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kimse onları işe almak istemiyor, çalıştırmak isteyen de korkudan çalıştıramıyor. ‘Ağaç kabuğu yesin.’ diyenler, dediklerini yapmış ve bu insanları gerçekten açlığa mahkûm etmişler.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çalışma sonunda çıkacak olan raporu her platforma taşıyacaklarını belirten Kaya, canlı tanıkların delil ve beyanlarından oluşan bu rapor ile KHK mağdurlarının haklarının iade edilmesi için diğer delillerin yanında yeni yazılı bir belge olacağını sözlerine ekledi.  </span></p>
<h5><b>‘OHAL Komisyonu Oyalama Komisyonu’na Dönüştü’ </b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-73458 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2021/08/gulizazr-bicer-kaya.jpeg" alt="gülizar biçer kaya" width="389" height="203" />KHK mağduriyetlerinin giderilmesi için sürdürülen çalışma hakkında görüşlerini paylaşan CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca ise her bireyin özgürce yaşayabileceği, düşüncelerini özgürce ifade edebileceği, hakların evrensel ilkeler ışığında teslim edileceği demokratik Türkiye mücadelesi vermek zorunda olduklarını belirtti. </span></p>
<p>Karaca<b>, </b><span style="font-weight: 400;">“Yeni bir toplum ve rejim inşasına girişerek hak ihlallerini inanılmaz boyuta taşıyan 19 yıllık AKP iktidarının; 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında, CHP olarak 20 Temmuz sivil darbesi olarak tanımladığımız süreçte ilan ettiği OHAL, çoklu hak ihlallerini beraberinde getirmiştir” dedi. KHK’larla bir gecede işinden edilen, kamu görevinden ihraç edilen, KHK’lıların hukuksuz bir biçimde kurulan ve varlığını sürdüren OHAL Komisyonu’nda dosyalarının yıllardır bekletildiğini söyleyen Karaca, yaşanan hak ihlallerinin önlenmesinin Türkiye’de insan hakları ve demokrasi açısından elzem olduğuna vurgu yaptı.</span><b> </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gülizar Biçer Karaca, çalışma hakkından, eğitim hakkına, sağlık hakkından barınma hakkına yaşadıklarını zulüm olarak nitelendiren ve seslerini duyurmaya çalışan KHK’lıların yaşadığı mağduriyetlerin hak ihlalleri açısından değerlendirilmesinin çözüm bekleyen sorun alanlarından olduğunun altını çizdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">OHAL Komisyonu’nun Oyalama Komisyonu’na dönüştüğüne ve lağvedilmesi gerektiğine dikkat çeken </span>Gülizar Biçer Karaca,<span style="font-weight: 400;"> ayrımcılığa, ötekileştirmeye, mobbinge, dışlanmaya, yoksulluk ve yoksunlukla sınanmaya terk edilen KHK’lı bireylerin, yaşadıkları mağduriyetlerin “sivil ölüm” olarak tanımlanması gerektiğinin altını çizdi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Karaca, ayrıca ayrıştırma, kutuplaştırma, ötekileştirme iklimini yaratarak bu hukuksuzluk ve adaletsizlikten beslenen bir iktidarın, OHAL Komisyonu keyfiyeti ile adil yargılanma hakkının önüne set çektiğini söyledi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Hem evrensel normlar hem de anayasamız açısından baktığımızda; bu ülkede yaşayan bireylerin her bir birey gibi lekelenmeme hakkı, yurttaşların adil yargılanma hakkı vardır.&#8221; diyen Karaca, çıkan yasaların, geçmişe dönük uygulanamayacağını belirtirken, sadece KHK’lıların değil akrabaları, çocukları ve ailelerinin de cezalandırılmakta olduğunu söyledi: &#8220;Sistematik bir düşmanlaştırmaya maruz bırakılan ve haklarını arayan KHK’lıların adil yargılanma taleplerinin karşılanmaması, yasaların geriye dönük işletilemezliği, kesinleşmiş yargı kararı olsa dahi işlerine iade edilmemesi, noterde şahitliklerinin dahi sayılmaması, intiharla sonuçlanan yaşam hakkı ihlalleri gibi örneklerle de insan hakları ihlalleri katlanarak artarak devam etmektedir”.  </span></p>
<h5><b>&#8216;1959-2020 Yılları Arasında Türkiye En Çok Adil Yargılanma Hakkını İhlal Etti!&#8217;</b></h5>
<p>Gülizar Biçer Karaca, görüşmemizde Türkiye’nin insan hakları karnesini de rakamlarla hatırlattı. Buna göre, <span style="font-weight: 400;">2020 yılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) istatistiklerine göre, Türkiye’nin en çok ihlal ettiği haklar arasında adil yargılanma hakkı yer alıyor.  2020’de en çok ihlal edilen 3 hak; 31 ihlal ile ifade özgürlüğü, 21 ihlal ile adil yargılanma hakkı ve 16 ihlal ile özgürlük ve güvenlik hakkı oldu. Bir başka istatistiğe göre, 1959-2020 yılları arasında 3 bin 309 hak ihlali ile Türkiye en fazla hak ihlali yaşanan ülke oldu ve bu süre içerisinde en çok ihlal edilen hak, 953 ihlal ile adil yargılanma hakkı oldu.</span></p>
<p>“Adil yargılanma hakkını; bir bireyin bir suçlama veya yasal bir anlaşmazlık ile karşılaşması durumunda; davanın makul bir süre içerisinde, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, hakkaniyete uygun bir biçimde ve kamuya açık olarak görülmesi şeklinde” tanımlayan Karaca, adil yargılanma hakkının davanın makul bir sürede görülmesi, bağımsız ve tarafsız mahkemeler, yargılamanın hakkaniyete uygun olarak yapılması ve yine yargılamanın açık ve aleni olması şeklinde 4 kriterini olduğunu belirtti.</p>
<p><span style="font-weight: 400;">CHP olarak neden ihraç edilenlerin veya hakkı ihlal edilenlerin adil yargılanma hakkını savunduklarına açıklık getiren Karaca, suç isnadı ve yargılamanın bir süreç olduğunu; ceza yargılamasının temelinin suç ve cezanın şahsiliği ilkesine dayandığını vurguladı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında 20 Temmuz sivil darbesi ile OHAL dönemine giren Türkiye’de KHK’lar ile birçok hak ihlaline imza atıldı. Kurunun yanında yaş da yandı. Birçok insan sebepsiz yere FETÖ’cü suçlaması ile karşılaştı. “Babanın telefonu baz istasyonundan sinyal almış. Sen de FETÖ’cüsün o zaman”, &#8220;kızın cemaat okullarına gitmiş suçlusun&#8221; deniyor. Ama kişi hiç evlenmemiş, çocuğu yok. Yargılanmadığı için suçsuzluğunu kanıtlayamıyor. Bunlar gibi suçlamalar ile karşılaşıldı. Bizim adil yargılanma ısrarımız buradan gelmekte.”</span></p>
<h5><b>‘Hak Mücadelesinin Ne Olduğunu Yaşadığım Hukuksuzluklarla Öğrendim’</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Açık, aleni ve hakkaniyete uygun bir biçimde, bağımsız mahkemelerde yargıçların delilleri incelenmesi ve suç ve cezanın şahsiliği dikkate alınarak gerçekten suçlu olanların  cezalandırılması gerektiğini altını çizen Karaca, “iktidar ve medyasının gerçek suçluların ve siyasi ayağın ortaya çıkmasından korktuğunu” söyledi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">KHK’lıların yaşadığı hak ihlallerinin çok boyutlu olduğuna da dikkat çeken söyleyen </span>Gülizar Biçer Karaca<b>;</b><span style="font-weight: 400;"> söz konusu boyutları şu şekilde sıraladı: Kanser vakaları, kronik hastalıklar, psikolojik ve fizyolojik sorunlar, öldükten sonra göreve iadeler, intiharlar ile baş başa bırakılmaları; komşularının, mahalledeki esnafın, okuldaki öğretmen arkadaşlarının, işyerindeki mesai arkadaşlarının selam vermekten dahi çekinir hale gelmesiyle yaşanan hayal kırıklığı…</span></p>
<p>Karaca’nın<span style="font-weight: 400;"> dikkat çektiği bir diğer önemli husus, mağduriyetlerin giderilmesi için yürüttükleri çalışmalar kapsamında, “hak mücadelesinin ne olduğunu yaşadığımız hukuksuzluklarla öğrendim” diyen çok çeşitli gruplardan kişilerle bir araya geldiklerini söylemesi idi. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Farklı illerden, mesleklerden farklı insanların yaşadığı o kadar ortak acı var ki, bu toplantılarda çok çarpıcı örnekleri sadece bizler değil birbirleri de duyarak yalnızlaştırmaya karşı dayanışmayı güçlendirmeye yaradığını düşünüyorum.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplantılara katılamayanların talep ve önerilerini CHP kurumsal mail adresine ( khklilarkonusuyor@chp.org.tr) iletilen maillerle kendilerine ulaştırmayı sürdürdüklerini söyleyen Karaca, barış akademisyenlerinden, KESK üyelerine, askeri öğrenci ailelerinden cezaevlerindeki yurttaşlar ve yakınlarına kadar çok sayıda ve farklı kesimden telefon mail ve mektup aldıklarını sözlerine ekledi. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/08/13/khklilarin-yasadigi-magduriyetler-sivil-olum-olarak-tanimlanmali/">&#8216;KHK’lıların Yaşadığı Mağduriyetler &#8216;Sivil Ölüm&#8217; Olarak Tanımlanmalı&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Selahattin Demirtaş Neden Tutuklu?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/13/selahattin-demirtas-neden-tutuklu-2/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/13/selahattin-demirtas-neden-tutuklu-2/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yasin Kobulan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Jun 2021 10:28:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[7 Haziran]]></category>
		<category><![CDATA[AİHM]]></category>
		<category><![CDATA[HDP]]></category>
		<category><![CDATA[Selahattin Demirtaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=71347</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi hızla serbest bırakılması gerektiğine hükmettiği halde HDP eski Genel Başkanı Selahattin Demirtaş yaklaşık beş yıldır tutuklu. Avrupa Komisyonu ise geçen hafta uygulanmayan kararlarla ilgili Türkiye'yi uyardı. Peki iş buraya nasıl geldi?</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/13/selahattin-demirtas-neden-tutuklu-2/">Selahattin Demirtaş Neden Tutuklu?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>15 Temmuz darbe girişimi ardından Selahattin Demirtaş, çok sayıda HDP milletvekili ile birlikte 3 Kasım’ı 4 Kasım’a bağlayan gece gözaltına alınarak, tutuklandı. 3 Kasım 2002 tarihinde gerçekleşen seçimlerde AK Parti tek başına iktidara gelmiş ve 7 Haziran 2015’e kadar da tek başına iktidarda kalmıştı. Demirtaş liderliğindeki HDP’nin yüzde 10’luk seçim barajını aşmasıyla 12 yıl 7 ay sonra AK Parti ilk defa iktidardan düşmüştü.</p>
<p>Demirtaş’ın tutuklanmasının üzerinden 89 gün geçtikten sonra Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmayı tamamlayarak, 501 sayfalık iddianame hazırladı. 31 ayrı fezleke birleştirilerek hazırlanan iddianamede, Demirtaş için 142 yıla kadar hapis cezası istendi.</p>
<p>Demirtaş’a, “Örgüt kurma ve yönetmek”, “Örgüt propagandası yapmak”, “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme yönetme bunların hareketlerine katılma”, “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme”, “Suçu ve suçluyu övmek”, “Suç işlemeye alenen tahrik etme”, “Halkı kanunlara uymamaya tahrik etme” suçlamaları yöneltildi.</p>
<p>Demirtaş’ın tutuklandığı davanın iddianamesinde yer alan 31 fezlekenin 10 tanesi daha sonra “terör örgütü olarak ilan edilen ve 2016’da yaşanan darbe girişiminden sorumlu tutulan FETÖ” ile çalıştıkları iddiasıyla tutuklanan ve görevden alınan savcılar tarafından hazırlandı. Savcılardan biri olan ve halen hapiste olan Ahmet Karaca&#8217;yı Türkiye, 2014 yılında Suriye’ye silah götüren MİT tırlarının Adana’da durdurulmasıyla ilgili soruşturmayla tanıdı. Tırların durdurulması sırasında Adana Cumhuriyet Başsavcıvekili olan Karaca, bu nedenle yargılandığı dava sonunda 18 yıl 9 ay hapis cezası aldı. Karaca, Demirtaş hakkında 2011 yılında farklı gerekçelerle 9 ayrı fezleke hazırlamıştı.</p>
<p>İddianameyi kabul eden Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebiyle dava “güvenlik” gerekçesiyle Ankara’ya nakledildi. Mahkeme, ilk duruşma için 16 Nisan 2017’deki “Başkanlık Sistemi Referandumu”ndan 12 gün sonraya, 28 Nisan 2017 tarihine gün verdi.</p>
<p>Davanın kabul edildiği Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 6-8 Ekim Kobani olaylarında öldürülen Yasin Börü davası ile birleştirilmesini istedi.</p>
<p>Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi, “iki dava arasında bağlantı olmayacağı” gerekçesiyle iki kez birleştirme talebini reddetti. Demirtaş’ın davasına bakan mahkeme ikna olmayıp, resen birleştirme kararı alsa da Ankara Bölge Adliyesi Mahkemesi 5. Ceza Dairesi, 14 Eylül 2017’de oybirliği ile verdiği kararında “birleştirmeye yer olmadığına” karar verdi.</p>
<h5><strong>Karar Olmadan Bir Hafta Tutuklu Kaldı</strong></h5>
<p>Dosyanın mahkemeler arasında dolaşması başka bir hak ihlalini de beraberinde getirdi. 28 Temmuz 2017’de Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin birleştirmeye üçüncü kez onay vermemesi sonrasında aylık olarak yapılması gereken tutukluluk değerlendirmesi yapılmamış oldu. Demirtaş, o sırada herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın yedi gün tutuklu kaldı.</p>
<p>7 Aralık 2017’de Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu davanın ilk duruşması yapıldı. Duruşmaya Edirne’den katılan Demirtaş, tutuklandıktan 460 gün sonra ilk kez hakim karşısına çıktığında takvim yaprağı 14 Şubat 2018’i gösteriyordu.</p>
<h5><strong>7 Haziran’ın İntikamı mı?</strong></h5>
<p>Demirtaş herhangi bir siyasetçi değil. Aynı zamanda kurulduğundan bu yana iktidarla büyük çatışmalar yasayan, Kurt siyasetiyle organik ilişkileri bulunan muhalif bir partinin de lideri. Liderliğini yaptığı HDP, ilk defa 7 Haziran 2015 genel seçimlerine parti olarak girme kararı aldı. O güne kadar Türkiye’deki yüzde 10’luk seçim barajı yüzünden bağımsız adaylarla seçime giren Kürt siyaseti, ilk defa 7 Haziran seçimlerinde parti olarak seçime girdi. HDP, bu seçimlerden yüzde 13’ün üzerinde oy aldı. Seçim sonuçlarına göre AK Parti 2002 yılından bu yana ilk defa tek başına iktidar olma şansını bulamadı.</p>
<p>Ancak o günlerde de giderek otoriterleştiği konuşulan siyasi iktidar bu turlu bir yenilgi duygusunu sükûnetle karşılamayacaktı. Türkiye, 7 Haziran seçimlerinden sonra adeta “kabus dolu” beş ay yaşadı.</p>
<p>Bu secimler sonucunda Parlamentodaki aritmetik, koalisyon hükümetini zorunlu kılsa da AK Parti’nin koalisyon teklifi MHP ve CHP tarafından kabul edilmeyince, 1 Kasım için seçimlerin yenilenmesi kararı alındı. 7 Haziran’da aldığı oyla Meclis’e giren ikinci büyük muhalif parti olan HDP ile bir koalisyon ise ihtimal olarak bile gündeme gelmedi.</p>
<p>7 Haziran seçimleri sonrasında Türkiye için büyük bir fırsat daha hüsranla sonuçlanacaktı. 2009 yılında &#8220;Oslo görüşmeleri&#8221; ile temeli atılan ve zaman zaman kesintilerle de olsa devam eden Kürt sorunu konusundaki &#8220;çözüm süreci&#8221; de, iki yıldan fazla sürecek olan yeni bir çatışma sureciyle noktalandı.</p>
<p>Sürecin sona ermesinin ardından Türkiye, &#8220;canlı bombalar&#8221;ın intihar saldırılarına sahne oldu. 20 Temmuz&#8217;da, Şanlıurfa&#8217;nın Suruç ilçesinde yaşanan IŞİD saldırısında 33 Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyesi yaşamını yitirdi. 22 Temmuz&#8217;da ise Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde iki polis evlerinde başından vurularak öldürüldü. Olaydan bir gün sonra, PKK ve IŞİD&#8217;e yönelik askeri operasyonlar başlatıldı. PKK, çözüm sürecinde aldığı &#8220;ateşkes&#8221; kararını operasyonların başlamasıyla sona erdirdi.</p>
<p>Hemen sonrasında Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerden arka arkaya &#8220;özyönetim ilanına&#8221; ilişkin açıklamalar geldi. KCK, Şırnak Halk Meclisi&#8217;nin kararının ardından, Silopi, Cizre ve Nusaybin&#8217;de de &#8220;özyönetim&#8221; ilan edildiğini duyurdu ve bunu diğer bazı il ve ilçeler izledi. Türkiye kamuoyunun gündemine ilk olarak 2009’da “KCK operasyonları” ile giren Koma Civakên Kurdistan &#8211; Kürdistan Topluluklar Birliği, yani KCK, yürütücü bir çatı örgütü gibi işlev görüyordu.</p>
<p>Bu gelişmelere Cumhurbaşkanı Erdoğan, 11 Ağustos&#8217;ta &#8220;Bu açıklamayı kimler yapıyorsa ağır bir bedel öderler. Hem yasal bir bedel öderler hem diğer tür bir bedel öderler&#8221; diyerek sert tepki gösterdi. Ardından da bölgede HDP ve Demokratik Bölgeler Partisi yöneticilerine dönük gözaltı operasyonları başlatıldı.</p>
<p>1 Kasım seçimlerine sayılı günler kalmışken Türkiye tarihinin en kanlı katliamlarından biri Ankara’da yaşandı. Çok sayıda sivil toplum örgütünün katılımıyla 10 Ekim&#8217;de Ankara Garı&#8217;nda düzenlenen &#8220;Barış mitingi&#8221;, iki canlı bombanın saldırısıyla kana bulandı. IŞİD tarafından yapılan saldırı da 102 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı.</p>
<p>Saldırılar ve katliamların gölgesinde gidilen 1 Kasım seçimlerine HDP kıl payı barajı aşarken, AK Parti yüzde 49,5 oy alarak bir kez daha tek başına iktidar oldu.</p>
<p>Çeşitli tarihlerde dokunulmazlıkların kaldırılması yönündeki talimatlarını tekrarlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 16 Mart 2016’de Saray’da muhtarlarla gerçekleştirdiği toplantıda, dokunulmazlıkları bir kez daha gündeme getirdi: “Parlamento, dokunulmazlık meselesini süratle sonuçlandırmalı.”</p>
<p>20 Mayıs 2016&#8217;da yapılan oylamada Anayasa değişikliği, CHP&#8217;den bir bölüm milletvekilinin destek vermesiyle 367&#8217;nin üzerinde oyla kabul edilerek, dokunulmazlıklar kaldırıldı. Düzenleme tam da 7 Haziran seçimlerinin yıl dönümünde Erdoğan tarafından onaylanarak, yürürlüğe girdi.</p>
<h5><strong>AYM’nin Dört Yılda Değişen Kararları</strong></h5>
<p>Anayasa Mahkemesi ise tutukluluğunun ölçüsüz ve hukuksuz olduğu yönündeki başvuruda, daha önce vermiş olduğu “milletvekili tutuklu yargılanamaz” kararını görmezden gelerek, kabul edilemez kararı verdi. Başvuru, 21 Aralık 2017&#8217;de reddedildi. Yüksek Mahkeme, &#8220;yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olduğu&#8221; iddiasını &#8220;başvuru yollarının tüketilmemesi&#8221;, diğer iddiaları ise &#8220;açıkça dayanaktan yoksun olması&#8221; nedeniyle kabul edilemez buldu.</p>
<p>Avukatları, Demirtaş hakkında ikinci kez tutuklanma kararı verilmesi üzerine Anayasa Mahkemesi’ne yeniden başvuru yaptı. Anayasa Mahkemesi, 19 Haziran 2020&#8217;de, tutukluluktaki “makul süre”nin aşıldığını, tedbirin ölçülü olmadığını belirterek hak ihlali kararı verdi.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi, bu kararı verdiğinde, Demirtaş’ın başvurusuna konu olan, ana davadaki tutukluluğu zaten sonlanmıştı.</p>
<h5><strong>Hakkında 47 Dava Var</strong></h5>
<p>Demirtaş milletvekili ve eş genel başkan iken hakkında, çeşitli tarihlerdeki farklı konuşmalarıyla ilgili 122 adet fezleke hazırlandı. Hakkında fezlekeler hazırlanmış olan HDP’li vekillerin dokunulmazlıkları kaldırılarak, suçlamalarla ilgili yargılamaların başladığı 2016’dan bu yana da hakkında 47 ayrı dava açıldı.</p>
<p>Bunlardan davalardan bazıları düştü, bazıları da beraatle sonuçlandı. Açılan diğer bazı davalar da birleştirildi. Davalardan ikisi Yargıtay’da, altısı İstinaf Mahkemesi’nde, 11’i de yerel mahkemelerde sürüyor. Tüm bu davaların tamamında 245 ayrı duruşma görüldü. Duruşmaların büyük bir bölümünde hazır edilmeyen Demirtaş, duruşmalara SEGBİS aracılığıyla katılarak savunma yaptı. Yani tutuklu olduğu sure boyunca nadiren cezaevinden çıkarıldı.</p>
<p>“Cumhurbaşkanı’na hakaret”ten yargılandığı bir davada 3 yıl 6 ay hapis cezası alan Demirtaş, yakın zamanda da Ankara eski Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman&#8217;a yönelik sözlerinden dolayı &#8220;terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek&#8221; suçlamasıyla yargılandığı davada da 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/13/selahattin-demirtas-neden-tutuklu-2/">Selahattin Demirtaş Neden Tutuklu?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2021/06/13/selahattin-demirtas-neden-tutuklu-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>15 Temmuz Darbeler Tarihine Karşı Bir İmzaydı; Fakat…</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/15/15-temmuz-darbeler-tarihine-karsi-bir-imzaydi-fakat/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Selim Vatandaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2020 09:05:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Askeri darbe girişimi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=55977</guid>

					<description><![CDATA[<p>15 Temmuz darbeler tarihinde bir imzaydı; fakat darbe girişimi sonrasında alınan belli noktalarda katı önlemlerle özellikle temel haklar ve özgürlükler alanında faaliyetlerini sürdüren sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanı daha da daraldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/15/15-temmuz-darbeler-tarihine-karsi-bir-imzaydi-fakat/">15 Temmuz Darbeler Tarihine Karşı Bir İmzaydı; Fakat…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“15 Temmuz” Gülenciler olarak ifade edilen yapılanmanın üyesi olan bir grup kurmay asker ve subayın operasyonel ve taktiksel olarak yön verdiği bir askeri darbe marifeti ile siyasî iktidarı ele geçirme teşebbüsü olarak Türkiye siyasi tarihine yazıldı. Devlet bürokrasisine sızmak ve zamanla hâkim olmak üzere bir dizi örtülü ya da yarı açık faaliyetlerde bulunan söz konusu yapılanma; Mustafa Altunoğlu’nun da altını çizdiği üzere yaklaşık 50 yıldır sürdürdüğü faaliyetleri ile devlet aygıtını artık işleyemez hale getirecek güce erişmişti. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ise devlet ve toplumu tahakküm altına alma amacıyla bu gücün kendini dışa vurduğu tarih oldu.</p>
<p>15 Temmuz 2016 gecesinde, ordu içinde Ağustos ayındaki Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında ihraç edileceğini düşünen yahut ihracın farkında olan bir grup asker hükümetin yetkilerini ele geçirmek hedefiyle İstanbul ve Ankara’daki askeri hiyerarşiyi tanımayarak darbe girişiminde bulundu. Kalkışmanın önde gelen aktörleri ordu içindeki Gülenciler olarak tanımlanan gruptu. Kalkışmaya aynı zamanda hükümeti yıkmak isteyen bazı cuntacı kurmaylar katılmış ayrıca darbenin ilerleyen saatlerinde cuntacı kanada bazı rütbeli askerin eklemlenmesiyle darbeci halka genişlemişti.</p>
<p>Bir genelleme yapacak olursak ordular, (i) eğer kapasiteleri elverişliyse, (ii) güçlü bir çıkarları bulunuyorsa, (iii) meşru bir rakipleri yoksa ve (iv) bir dereceye kadar halk destekleri mevcutsa; darbe girişiminde bulunmaya eğilimlidirler. Ordu için eğer bu dört motivasyon da mevcut değil ise 15 Temmuz gecesi Türkiyesi’nde şahit olunduğu üzere bir askeri kalkışma başarısızlıkla sonuçlanmaya mahkumdur.</p>
<p>Türkiye’de kitle iletişim araçlarının bu derece etkili, iktidar tabanın oldukça geniş ve ordunun özerk alanlarında 90’lı yıllara nazaran demokratik reformlarla giderek daraldığı dönemde ordunun askeri bir kalkışma için kapasitesi ve “meşruiyet” inşasının son derece zayıftı.</p>
<blockquote><p>15 Temmuz bu yönüyle Türkiye’nin sivil-asker ilişkileri literatüründe toplumsal zemine sahip bir kırılma noktasıdır.</p></blockquote>
<p>Buna rağmen gerçekleştirilen girişimde Türk toplumu 15 Temmuz gecesi İstanbul ve Ankara’da darbe girişimine büyük bir direnç gösterdi. Kalkışmayı şiddet araçlarına başvurmaksızın bastıran 251 sivil şehit oldu. Darbe girişiminin başarısız olmasıyla 2002 yılı sonrasında birçok dalgalanmanın olduğu Türkiye’de sivil-asker ilişkilerindeki denge bu kez aşağıdan-yukarıya bir hareketle siviller lehine sonuçlandı. 15 Temmuz bu yönüyle Türkiye’nin sivil-asker ilişkileri literatüründe toplumsal zemine sahip bir kırılma noktasıdır.</p>
<p><strong>Türkiye’de Askeri Darbelerin Hikâyesi</strong></p>
<p>Türk siyasal hayatının en belirleyici unsurlarından biri ordunun siyasi karar alma mekanizmasında oynadığı roldü. Şüphesiz ki dünyadaki her askeri müdahaledeki gibi; Türkiye’de de askeri müdahaleler başarılı olduğu oranda ordunun gücünü artıracak düzenlemeleri de beraberinde getirdi. Darbe sonrası yasal düzenlemelerle devletin otoriterleşme ve merkezileşme eğilimi arttı, orduya siyaset makamı karşısında kanunlarla çevrili özerk bir konum kazandırılmış oldu.</p>
<p><img decoding="async" class="alignleft wp-image-55978" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/darbe-tarihi-640x1280.jpg" alt="15 Temmuz darbeler tarihi" width="400" height="800" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/darbe-tarihi-640x1280.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/07/darbe-tarihi.jpg 1000w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" />Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 1960 askeri darbesi -her ne kadar sonrasında Milli Birlik Komitesi tarafından birey merkezli bir anayasa kaleme alınmış olsa da- ordunun özerk alanlarını inşa etmesi noktasında kritik konumdaydı. Albaylar cuntası tarafından 27 Mayıs’ta gerçekleştirilen darbe ile anayasal bir organ olarak Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tesis edildi ve Türkiye’de askerin siyasete kurumsal zemin ile müdahale geleneğinin kapısı aralanmış oldu. Bunun ötesinde MGK’nın anayasal konumu ve yetkileri 1971 askeri muhtırası ve 1980 askeri darbesiyle genişletildi. Anayasal düzenlemelerle kurmay askerlerin siyasetteki sesi konumuna gelen MGK, 1997 yılında Erbakan hükümetine gerçekleştirilen “post-modern” askeri darbenin kilit makamı oldu.</p>
<p>Nitekim, 1999 yılında Avrupa Birliği (AB) adaylık sürecinin başlamasıyla gerçekleştirilen reform hareketlerinin “sivil-asker ilişkileri” başlığı da MGK’nın Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde oluşturduğu erozyonu onarmaya odaklanmıştı. Türkiye özellikle 1999 ve 2005 yılları arasında AB reformlarının gerçekleştirilmesi amacıyla askeri darbe sonrası oluşturulan 1982 Anayasası’nın 1/3’ünü değiştirdi. Demokratikleşme paketleriyle MGK’nın yetkileri ve askeri üye kompozisyonu yeniden ele alındı. Sayıştay’ın, silahlı kuvvetleri denetleme yetkisi güçlendirildi. Askeri mahkemelerin yetkileri daraltıldı. AB reform sürecinin dinamizmiyle Türkiye’de sivil siyasal iktidarın askeri özerk alana karşı mücadelesinde hâkim gelecek reformların henüz ilk adımı hayata geçirilmişti.</p>
<p>2007 yılında ise Türk siyasal hayatı sivil-asker ilişkilerinde ikinci büyük kırılma ile karşı karşıya geldi. Genelkurmay Başkanlığı 27 Nisan’da internet sayfasında “cumhurbaşkanlığı seçimlerinde taraf olduğunu” ifade eden bir bildiri yayımladı. Dönemin hükümeti tarafından ivedilikle kınanan “e-muhtıra” Türkiye’nin sivil asker ilişkilerindeki ikinci dalga reform hareketini de beraberinde getirdi. 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleştirilen referandum sonrası %57.8 “Evet” oyuyla kabul edilen ordunun özerk alanına ilişkin yasal düzenlemeler bir boyutuyla 2007 e-muhtırasının rövanşı ve meşru dayanağı niteliğindeydi. Referandum sonrası sivil iktidar, EMASYA protokolünün kaldırılması, Sayıştay’ın yetkilerinin pekiştirilmesi, Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararlarına yargı yolunun açılması gibi başlıklarda reformlar gerçekleştirdi.</p>
<blockquote><p>Türkiye’de özellikle 1999 yılında AB reform paketlerinin getirdiği siyasi dinamizm ile sivil asker ilişkilerinde sivil karar alıcı olan siyasiler lehine ilk dalga reformlar gerçekleştirildi. İkinci dalga yasal reform süreci ise 2010 yılında referandum paketinin kabulü, üçüncü dalga reformlar ise 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimin hemen ardından gerçekleştirildi.</p></blockquote>
<p>Türk siyasal hayatında sivil asker ilişkileri çerçevesinde ele alınabilecek 3. dalga reformlar ise 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrasında gerçekleşti. Darbe girişiminden 15 gün sonra, 30 Temmuz’da hükümetin iradesiyle 669 sayılı OHAL Kararnamesiyle Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları Milli Savunma Bakanlığı&#8217;na bağlandı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan&#8217;ın kuvvet komutanlıklarına doğrudan emir verilmesinin önü açıldı. YAŞ üyelerinin sayısı siviller lehine arttırıldı. Genelkurmay Başkanlığı 2018&#8217;de Milli Savunma Bakanlığı&#8217;na bağlandı. Harp akademileri kapatıldı ve Milli Savunma Bakanlığı&#8217;na bağlı Milli Savunma Üniversitesi kuruldu. Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı İçişleri Bakanlığı&#8217;na bağlandı.</p>
<p>Söz konusu reformlar, Türkiye’de demokratikleşme sürecinde ordunun siyasal otonomisini kıran adımlardı. Fakat Narcis Serra’nın altını çizdiği üzere sivil-asker ilişkilerinde uyum sadece yasal bir süreçten ibaret değildir ve askeri reformlar genel reform sürecinden soyutlanmamalıdır. Demokratik pekişme tek yönlü olarak askerin otonomisini sınırlayan yasalara indirgenemez. Bir ülke demokratikleşme adımlarında bütüncül bir ilerleme kaydedemezse, askeri kurmayların demokrasiyi özümseyebilmesi mümkün değildir.</p>
<p><strong>15 Temmuz 2016 Sonrasında Demokrasi ve Sivil Toplum</strong></p>
<p>Askeri darbe girişiminden 5 gün sonra, 20 Temmuz’da hükümet üç ay süreyle olağanüstü hâl ilan etti ve 3 Ekim tarihinde de bu süreyi 3 ay süreyle uzattı. Darbe girişimini müteakip, Gülen hareketiyle bağlantılı olduğu ve darbe girişiminde yer aldığı iddia edilen kişilere yönelik geniş kapsamlı açığa almalar, ihraçlar ve tutuklamalar gerçekleşti. Örgüte destek verdiği iddia edilen kurum ve özel şirketler kapatıldı, malvarlıklarına el konuldu ya da kamu kurumlarına devredildi.</p>
<p>Askeri darbe girişimi sonrasında hükümet geniş tedbirler alırken, uluslararası toplum ise Türkiye’ye hukukun üstünlüğü ve temel haklar konusunda en üst standartları gözetmeleri yönünde çağrıda bulunmaktaydı. Söz konusu tedbirlerle, başta yargı, polis, jandarma, asker, kamu çalışanları, yerel makamlar, akademisyenler, öğretmenler, avukatlar, basın ve iş dünyası olmak üzere tüm toplum derinden etkilendi. 7 kez uzatılan OHAL, 728 gün sonra 18 Temmuz 2018 tarihinde sona ermişti. İçişleri Bakanı’nın 2019’daki beyanıyla darbe girişiminin ardından terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle toplamda 511 bin kişi gözaltına alınmıştı.</p>
<p>Bu noktada 15 Temmuz 2016’daki askeri darbe girişimi sonrasında hükümetin reaksiyonuna ve yargılama süreçlerine ilişkin Avrupa Birliği’nin tutumu dikkate değerdi. Her ne kadar Birlik 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Türkiye’nin tezlerinin arkasında yeterince durmamış ve halkın şiddet aracı kullanmaksızın bastırdığı darbe girişimine karşı kararlı bir tutum sergilememiş olsa da; Türkiye’ye darbe sonrasında alınacak tedbirlerin hukuktaki gereklilik ve orantılılık ilkelerini gözeterek uygulanması konusundaki endişelerini vurgulu bir şekilde sürekli olarak tekrarladı. Yargılamalarda ceza sorumluluğunun şahsiliği, kuvvetler ayrılığı ilkesine tam riayet, yargının tam bağımsızlığı ve kişinin adil yargılanma hakkının teslimine ilişkin uyarıların altı sıklıkla çizildi.</p>
<p>15 Temmuz darbeler tarihinde bir imzaydı; fakat darbe girişimi sonrasında alınan belli noktalarda katı önlemlerle özellikle temel haklar ve özgürlükler alanında faaliyetlerini sürdüren sivil toplum kuruluşlarının çalışma alanı daha da daraldı. Ekim 2018’de TBMM İç Tüzüğü’nde değişiklik yapılmasını müteakip STK’ların meclis komisyonlarındaki yasamaya ilişkin istişare süreçlerinin dışında bırakılmasının olumsuz sonuçları oldu. Türkiye’de sivil toplum aktif olarak çalışmalarını sürdürmesine ve toplumsal sorunlara çözüm önerileri sunmasına rağmen STK üyelerinin hükümet yetkilileri ile işbirliğine yönelik beklenen ilerleme maalesef kaydedilemedi.</p>
<p>Darbe girişiminden bu yana 1.400’den fazla dernek, olağanüstü hâl kapsamında alınan tedbirlerin bir parçası olarak kapatıldı. Uluslararası toplum ise sivil toplum örgütlerinden bazılarının kapatılırken STK’ların mal varlıklarına el konulmasına yönelik hukuk yolunun mevcut olmamasını ve hükümet yanlısı STK’lara daha belirgin bir rol verilmesini eleştirmekteydi. Neyse ki davaların yeniden incelenmesi neticesinde 358 derneğin tekrar açılmasına izin verildi.</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>Yapılan araştırmalara göre küresel sistemde soğuk savaşın bitiminden sonra son 30 yılda darbe girişiminin sayısı azalmasına rağmen, demokratik ülkelerdeki darbe girişimlerinin sayısı arttı. Üstelik demokratik ülkelerde darbe girişimlerinin başarılı olma ihtimalinin daha yüksek olduğu gözlemlendi. Bu yönüyle darbeler zamanda Batılı demokratik ülkelerin de bir meselesi…</p>
<p>Siyasi iktidarın, askeri kurmaylarla olan ilişkisi aynı zamanda tarihsel bir hafızaya sahip olan kültürel davranışlar kalıbıdır. Bu yönüyle darbelerin kaynağında kültürel kodlar, toplumsal yaklaşım, dış müdahaleler ve her orduda bulunabilen otonom aktörler yer alıyor.</p>
<p>Bu noktada mesele sadece yasal boyutuyla değil, aynı zamanda dünyanın her coğrafyasında kendi topraklarının istiklal ve istikbaline zarar vermiş olan askeri kalkışmaların bir daha yaşanmaması için silahlı kuvvetlerin sosyal ve kültürel boyutlarıyla da demokrasiyi özümseyebilmesidir. Bunun için ise güçlü bir toplumsal dinamiğe sahip Türkiye meselelerini doğru, sakin ve akil bir akıl ile değerlendirebilecek, kendisi ile açıkça yüzleşebilen vakur bir iradeyi hâkim kılabilmek zorunda…</p>
<p>Tüm şehitlerimize saygıyla,</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>Gaub, Florance. (2016). Military Coups: A Very Short Introduction, <em>European Union Institute for Security Studies</em>, 1-4.</p>
<p>Bell, Curtis. (2016). Coup d’État and Democracy, <em>Comperative Political Studies</em>, 49 (9) 1167-1200.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/15/15-temmuz-darbeler-tarihine-karsi-bir-imzaydi-fakat/">15 Temmuz Darbeler Tarihine Karşı Bir İmzaydı; Fakat…</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>81 İl Biz81İz Projesinde Buluşuyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/14/81-il-biz81iz-projesinde-bulusuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2020 10:11:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[KADEM]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[BİZ81İZ Dijital Hafıza Projesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=55952</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) tarafından, Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı’nın destekleriyle hazırlanan; Türkiye'nin 81 ilini, "15 Temmuz ve Hissettikleriniz" temasıyla buluşturmayı hedefleyen; BİZ81İZ Dijital Hafıza Projesi, 15 Temmuz'un 4.yıldönümünde yayına girmeye hazırlanıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/14/81-il-biz81iz-projesinde-bulusuyor/">81 İl Biz81İz Projesinde Buluşuyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>O Günün Şahitlerinden Türkiye’nin Yarınlarına BİZ81İZ projesiyle, 15 Temmuz’da verilen mücadele ve Türkiye’nin demokrasi zaferi, bizzat şahitlerinin anlatımıyla dünyanın dört bir yanına ulaştırılacak. Aynı zamanda yurt dışında yaşayan vatandaşlar da bu dijital hafıza projesine katılarak yaşadıklarını Türkiye ve dünya ile paylaşabilecek.</p>
<p>Kendi 15 Temmuz videonuzu çekerek <a href="https://www.biz81iz.com/Index">web sitesi</a> üzerinden ulaştırabilirsiniz.</p>
<p>Proje kapsamında gönderilen videolar o günün şahitleri ile Türkiye&#8217;nin gelecek yarınları arasında dijital bir köprü vazifesi görecek. Projeye bir yıl boyunca video gönderimi sağlanacak.</p>
<p>15 Temmuz ve Toplumsal Hafıza BİZ81İZ Projesi&#8217;yle ilgili olarak; KADEM Yönetim Kurulu Başkanı; Saliha Okur Gümrükçüoğlu şunlara değindi: &#8220;BİZ81İZ Projesi toplumsal hafızayı diri tutabilmek ve 15 Temmuz ruhunu gelecek nesillere taşıyabilmek amacıyla hazırlandı. Bununla birlikte o gün dışarıya çıkamayan vatandaşlarımız oldu. Kimisi hasta yatağındaydı kimisi de köyünde. O vatandaşlarımız ne hisseti, ne düşündü? Bizzat kendilerinden dinleyeceğiz.</p>
<p>Projenin internet sitesi 14 Temmuz&#8217;da yayına girecek ve herkesin kullanımına açılacak.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/07/14/81-il-biz81iz-projesinde-bulusuyor/">81 İl Biz81İz Projesinde Buluşuyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Negmar Feribotları Şehit Yakını ve Gazileri Ücretsiz Taşıyacak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/17/negmar-feribotlari-sehit-yakini-ve-gazileri-ucretsiz-tasiyacak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Jan 2019 19:43:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[feribot]]></category>
		<category><![CDATA[gazi]]></category>
		<category><![CDATA[negmar]]></category>
		<category><![CDATA[şehit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=34331</guid>

					<description><![CDATA[<p> Eskihisar-Tavşanlı hattında şehit yakınları ile gazilere yönelik ücretsiz uygulamasına başlıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/17/negmar-feribotlari-sehit-yakini-ve-gazileri-ucretsiz-tasiyacak/">Negmar Feribotları Şehit Yakını ve Gazileri Ücretsiz Taşıyacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hamidiye, Selimiye, Bahariye ve Muradiye isimli gemileriyle 15 Temmuz gecesi vatandaşları ve darbecilere karşı koyan güvenlik güçlerini Anadolu ve Avrupa yakasına geçirerek önemli bir misyon üstlendiğini belirten Negmar, gazi gemileriyle hizmet verdiği Eskihisar-Tavşanlı hattında şehit yakınları ile gazilere yönelik ücretsiz uygulamasına 18 Ocak 2019 Cuma Günü Saat 09.00 itibariyle başlayacağını açıkladı.</p>
<p>Negmar, tatil boyunca oluşacak yoğunluğu önleyerek hızlı, hesaplı ve konforlu ulaşım için de tüm tedbirlerini aldığını belirtti.</p>
<p><strong>Plakaların Kaydedilmesi Gerekiyor</strong></p>
<p>Ücretsiz geçiş tarifesinden yararlanmak isteyen şehit yakınları ve gazilerin Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından verilen kimlik kartları ile kimlik kartlarında yazan isme kayıtlı otomobillerine ait ruhsatlarının fotokopilerini bir defaya mahsus <a href="mailto:gazi@negmar.com" target="_blank" rel="noopener">gazi@negmar.com</a> adresine iletmeleri gerekiyor.</p>
<p>Ücretsiz geçiş hakkından yararlanacak hak sahipleri belgelerinin teslim alındığına ve plaka kaydının sisteme işlendiğine ilişkin onay mailinin ardından şehit yakını ve gazi kimlik kartını ibraz ederek ücretsiz geçiş hakkından yararlanacak. Eskihisar-Tavşanlı hattını kullanacak olan Sarı Basın Kartı sahibi gazeteciler de araçlarıyla bir yıl boyunca Yüzde 50 indirimli geçiş hakkından yararlanacak.</p>
<p>Basın mensuplarının Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nca (eski ismiyle BYEGM) verilen Sarı Basın Kartı ile kendi isimlerine kayıtlı araç ruhsatlarını <a href="mailto:gazi@negmar.com" target="_blank" rel="noopener">gazi@negmar.com</a> adresine göndermeleri yeterli olacak.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/01/17/negmar-feribotlari-sehit-yakini-ve-gazileri-ucretsiz-tasiyacak/">Negmar Feribotları Şehit Yakını ve Gazileri Ücretsiz Taşıyacak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuşaklar Darbeleri ve Kendilerini Konuştu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/18/kusaklar-darbeleri-kendilerini-konustu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Sep 2017 11:53:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül Darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt meselesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18458</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kuşaklar Darbeleri Konuşuyor başlığı ile 78’liler Derneği’nin organize ettiği panelde &#8216;darbeler, kuşakların yaşadıkları, günümüze yansımaları ve 15 Temmuz Darbe Girişimi konuşuldu. Sivil toplum adına  panelde konuşanlar arasında 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can yer alırken, siyasi yelpazeden birçok konuşmacı da Türkiye&#8217;nin darbe geçmişini değerlendirdi. HDP Antep Milletvekili Celal Doğan : Sağ yok sol yok boykot var 68 sabahı üniversiteye gittiğimde [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/18/kusaklar-darbeleri-kendilerini-konustu/">Kuşaklar Darbeleri ve Kendilerini Konuştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kuşaklar Darbeleri Konuşuyor başlığı ile 78’liler Derneği’nin organize ettiği panelde &#8216;darbeler, kuşakların yaşadıkları, günümüze yansımaları ve 15 Temmuz Darbe Girişimi konuşuldu. Sivil toplum adına  panelde konuşanlar arasında 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can yer alırken, siyasi yelpazeden birçok konuşmacı da Türkiye&#8217;nin darbe geçmişini değerlendirdi.</strong><span id="more-19041"></span></p>
<p><strong>HDP Antep Milletvekili Celal Doğan : Sağ yok sol yok boykot var</strong></p>
<figure id="attachment_18459" aria-describedby="caption-attachment-18459" style="width: 295px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18459" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/8437638.jpeg" alt="" width="295" height="165" /><figcaption id="caption-attachment-18459" class="wp-caption-text">Celal Doğan</figcaption></figure>
<p>68 sabahı üniversiteye gittiğimde derse girilmediğini gördüm. Tahtada bir yazı vardı: ‘ Sağ yok sol yok boykot var’. Öğrencilerin somut sorunlarından kaynaklanan bir kitle eylemi vardı. İstanbul Üniversitesi’nde 8 bin öğrencisi vardı ve yüzde doksanı bu eylemin yanındaydı. O kitle eylemini biliyorsunuz daha önce Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da o dönemin gençliğinin demokratik ve özellikle özgürlüklerle ilgili ve daha da çokta anti- emperyalist anlayışların, dünyaya yansıyan bir çığlığı olarak Türkiye’ye de sıçrayan kıvılcımın parçaları İstanbul ve Ankara’da görülmeye başlamıştı.</p>
<p><strong>Sınıf Mücadelesi, Yasak Şehir Gerillası Kitabı Fıstık, Simit Gibi  Satıldı</strong></p>
<p>Bu eylem siyasi noktalara doğru evrilmeye başladı. Sonrasında Devrimci Öğrenci Birliği, Fikir Kulüpleri Federasyonu sonrasıyla Dev-Genç’e dönüştü. Türkiye’nin ana sorunlarının tümüne el atmaya başladı. Bafa’da ki direnişte biz vardık, Antep’teki fıstık mitinginde biz vardık, Ege’de ki tütün mitinginde biz vardık. Karadeniz’de Dev-Genç halkın yanında yer alma anlayışı sergilediği zaman, devletin kapılarındaki bir takım insanların kulağına kar suyu kaçtı. Gençliği nasıl bölerim projesi öne getirildi. O nedenle ilk iş şunu yaptılar; sol gençliğin önüne karşı bir güç oluşturacak bir takım organizasyonlar yaptılar. Komandolar dediğimiz, Türkeş tarafından o zaman organize edilen, özellikle fabrikatörlerin desteği var. O inşa yetmedi tek başına özellikle devletin, bu genç kesimin, önüne daha başka, topluma ters gelecek yönlere sevk etmenin yolları araştırılmaya başlandı. Örneğin o dönemlerde sınıf mücadelesi vermek, propagandasını yapmanın cezası asgari dört buçuk yıl hapisken, Carlos Marighella&#8217;nın  Şehir Gerillası kitabı üniversite koridorlarında fıstık, simit satılır gibi satılmaya başlandı.</p>
<p><strong>“Zeytinyağı saftır içinde emperyalist bir şey yoktur’</strong></p>
<p>O da yetmedi öğrencilerin boykot eylemlerinin şiddete evrilmesini sağlayacak ajan provokatörlerin sayısız olarak içimize girdiğini gördük. 6. Filo’nun karaya çıkmaması konusunda  eyleme başlayacağımız esnada bir genç geldi. ‘Ben 6 . Filo karaya çıkarsa kendimi yakmak istiyorum’ dedi. O zamanda biliyorsunuz Vietnam’da savaş vardı, anti-emperyalist kavga yüksekti. Bazı arkadaşlar mani olmaya çalıştılar, bazıları da kendisini yakmasında bir beis görmediler. ‘Vietnam rahipleri gibi dünyada ses getirecek bir eylemdir’. ‘Peki’dedik. Çağırdık bu arkadaşı ‘ ne zaman yakacaksın kendini, nerede’ diye. ‘ Beyazıt Meydanı’nda Atatürk heykelinin yanında’ dedi. Baktık adamın şüpheli bir durumu da var. ‘Ben benzinle yakmam. Benzin milli değil, Amerikan benzini’ dedi. ‘Peki sana Antep’ten zeytin yağı getirelim, zeytinyağı saftır içinde emperyalist bir şey yoktur’ dedik, kaçtı gitti.</p>
<p>Yine bizim taş attığımız yerde adam illa kurşun atmak istiyor. ‘Kardeşim bu eylemin niteliği kurşun atmaya müsait değil. On beş gün sonra polis olduğu ortaya çıktı. Bu yöntemler işe yaramadıktan sonra tek tek gençleri öldürmeye başladılar. Başıma gelen olayı anlatayım bana bir metreden polis, tam kafamın üzerine silahı sıktı Atilla Özdemir diye bir arkadaşım vardı, eline vurunca kurşun üstümden geçti. Bir gün sonra aynı yerde Ankaralı arkadaşımız Taylan Özgür orada öldürüldü.</p>
<p>Kitle eğer topumla bağ kurabiliyorsa, ilişki kurmaya çalışıyorsa ve bu uyanışın habercisi oluyorsa, bunu devlet katındaki bazı kesimlerin çok rahatsız ettiğini açıkça görüyorsunuz. Bu nedenle sizin imha ve yok edilmeniz konusunda pervasızca hiçbir şeyden çekinmeden yaptıklarını hayatımızın her safhasında yaşadık.</p>
<p>Özellikle 68 kuşağının gençlerini şöyle tarif etmek gerekir; Ülke sevdası vazgeçilmez davalarıydı. Ne yemek , ne içmek, ne eğlenmek, ne de arkadaşları ile gezmek gibi hiçbir lüksleri söz konusu değildi. &#8216;Ne var ne yok ülkenin bağımsızlığı ve ülkedeki halkın&#8217; derdi. İkincisi yine bu hareketin içinde öncü arkadaşlarımızın büyük bir kısmı ciddi sosyalist insanlardı.</p>
<p><strong>“O gün gözlerine bakarak oy kullanılıyordu”</strong></p>
<p>Üç tane darbe görmüş bir arkadaş olarak biraz bunlara dokunmak istiyorum. 61 ihtilalinde lise bir öğrencisiydim. Sonra kitaplardan çok ciddi araştırdım gördüm ki 61 ihtilalini yapan insanların aldıkları tedbirlere bakınız. Her demokratik eylemi, demokrasiyi askıya alan, demokrasiyi yok edip ülkeyi kurtarma iddiasıyla ortaya çıkanların hepsinin sonuna baktığınızda kendilerini kurtaracak tedbirleri hep ön plana almışlardır. 61 Anayasası&#8217;nda demokratik bir takım haklar var, özgürlükler var bunlar doğrudur. Kurumlar vardır; anayasa mahkemesi, çift meclis vardır. Doğrudur ama bunu yapanlar için alınan tedbirde çok daha enteresandır. İki tane kurum var. Birisi Cumhurbaşkanlığı Kontenjan Senatörlüğü diğeri tabii senatörlük. Tabii senatörlerin aldıkları karar şu: ‘Kaydı hayat şartıyla hayatlarında yaptığı hiçbir işlem mahkeme yoluna çıkamayacaktır&#8217;. Hâlbuki memleketi seven, kahraman olan, ülkesi için canını ortaya koyanların alması gereken tedbirler değil. İnanıyorlarsa ve güveniyorlarsa bunlara gerek kalmaz. Ülkeyi kendileri parsellemek için yaptıkları açıkça ortaya çıkıyor.</p>
<p>O tabii senatörlükte, Cumhurbaşkanlığı Kontenjan Senatörlüğü de nöbetçi cumhurbaşkanları komitesidir. Günü geldiği zaman kim cumhurbaşkanı olacaksa, orada bekletilir. Bunu şunun için söylüyorum. Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda da Türkiye’de o anayasa yapılırken. Bizim bugün çektiklerimizi ,o gün o anayasaya oy verenler aynısını çekmiştir. O anayasa kampanyasıyla %63’ e 39 hayır çıkmıştır. Ama ‘hayır’ı savunmak suçtur. Demokrat Partililere getirilen yasak için propaganda için yola çıkan insanlar kahveye gittiğinde vatandaşla olan sohbetinde. ‘Oyunu nasıl kullanacağım’ der.Eski milletvekili &#8216;hayır&#8217; veya evet diyemez. ‘Gözlerimin içine bak ne dediğimi anlarsınız’ diye cevap verir. O gün gözlerine bakarak oy kullanılıyordu. Biz son referandumda gözlerimize dahi baktırmayacak kadar zulme ve şiddete maruz kaldık. Miting yapamadık, doğru dürüst toplantı yapamadık. Hiçbir ana akım televizyonda sözcülerimizin konuşmasına asla müsaade edilmedi. Dün neyse bugün yeni, büyük demokraside farklı bir anlayışla karşı karşıya değiliz.</p>
<p>12 Mart 1971 döneminde,eski Milli Birlik Komitesi kalıntılarının gençlerle iş birliği yaptığı, eylemleri körüklediği, arkadan teşvik ettikleri doğrudur. Ama Deniz bunların hiç birine alet olmamıştır. Sıkıştığı zamanda askerler bildiğiniz gibi yan çizmişlerdir. Genelkurmay başkanının şu lafı enteresandır: ‘Bu parlamentodakilerin tümü vatan hainidir, parlamentonun kapısına kilit asmam dört saat sürer. Ama sonra kime ilan ettireceğiz sorusuna Türkiye’de parlamentonun askıya alınmasını, bir beyin takımıyla bakanlar kurulunun icrası şeklinde bir hükümet modeline gitmişlerdir. Yani kafalarında hiçbir sivil siyasetçinin vatan sevgisi taşıdığını kabul etmemişlerdir. Diktatörler kendi geleceklerini inşa için ülkeye bakarlar. Halkların geleceği ve demokrasi için bir çaba da olmazlar.</p>
<p><strong>78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can:  Altmışlarda ortaya çıkan toplumsal hareketliliğin önünü kesemediler</strong></p>
<figure id="attachment_18460" aria-describedby="caption-attachment-18460" style="width: 271px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18460" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/09/celalettincan-2.jpg" alt="" width="271" height="203" /><figcaption id="caption-attachment-18460" class="wp-caption-text">Celalettin Can</figcaption></figure>
<p>Memduh Tarhan şunu söyledi; ‘Sosyal gelişme ekonomik gelişmenin önüne geçti, bunun önünü kesmek gerekir.&#8217;  Bir süre sonra 12 Mart darbesi gündeme geldi. Gündeme gelirken biraz erken geldi. Nedeni solun yükselişi askeride etkilemişti. Askerde de sol eğilimler vardı. Bu eğilimlerden bir kısmı Mahirler tarafında, bir kısmı (Cemal) Madanoğlu, Doğan Avcıoğlu etkisinin altında bir sol cunta da örgütleniyordu. Sol cuntayı tırnak içinde diyorum. Faruk Gürler, Muhsin Batur’la anlaşarak, bütün subayların, kimliklerini bilgilerini de alarak 12 Mart’ta darbeyi yaptılar. İlk evrede orduya dönük bir operasyon yaptılar. Ondan sonra topluma yönelmeye başladılar. 12 Mart hazırlıksız geldiğinden, askerler kamuoyunun bir kısmını karşısına aldığından , toplumu da darbeye hazırlamadıklarından, darbe tutmaya zaman bulamadan Mahir’lerin, Denizler’in İbrahim’lerin özellikle Deniz ve Mahir’in direnişleri gündeme geldi. Çok kısa zamanda ama çok ciddi çıkışlar yaptılar. Toplum onları çok benimsedi. Altmışlarda ortaya çıkan toplumsal hareketliliğin önünü kesemediler. Sadece bir dönem sustu. Nitekim darbeden demokrasiye geçildiğinde çok kısa süre içerisinde, 73-74, topraktan fışkırırcasına sol hareket gelişmeye başladı.</p>
<p>Tabi Demirel’i tutuştu, Türkeş’i tutuştu. Ne yapabiliriz dediler. Ecevit’in bir zafiyetinden yararlanarak, Erbakan’la kurduğu hükümeti düşürdüler ve Milliyetçi Cephe’yi kurdular. Komünizme Karşı Milliyetçi Cephe’dir aslında adı, bunu açık söylediler. Bürokrasiyi ve parlamentoyu Demirel’e, sokağı Türkeş’e verdiler. Yetinmediler MİT’i de Türkeş’e teslim ettiler. Siyasal islam yeni değil aslında Türkiye’de Komünizme Karşı  Mücadele Cemiyetleri kurulmuştu Fettullah Gülen tarafından ama, Erbakan’da siyasal islamdı aslında. Camileri, Kuran kurslarını vb. kurumları Erbakan’a daha çok teslim ettiler. Toprak sahipleri AP’den kovulmuş ve Demokrat Parti’yi kurmuşlardı. Başlarında Feruh Bozbey’i vardı. Ona desteği Celal Bayar veriyordu. O da koalisyonda yer aldı. Bu şekilde Milliyetçi Cephe kuruldu.</p>
<p><strong>“Endonezya’da on günde bir milyona yakın katledilen bir olayı, bir soykırımı Türkiye’de uygulamak istediler”</strong></p>
<p>Sola yoğun saldırılar başladı. Taşlı, sopalı kavgalar, silahlı çatışmalara, ölümlere&#8230; Giderek solunda silahlanmasıyla çatışmalar ortaya çıktı. Katliamlar başladı. Karşısında direnişler başladı. 77’de 1 Mayıs katliamı yaşandı, otuz dört kişi oldu. 1 Mayıs’tan sonra Bahçelievler, Balgat, Sivas katliamı yaşandı. Celal Bayar 78’lerin başlarında 2 Şubat’ta; ‘Tenkil, tenkil, tenkil Endonezya gibi tenkil. Yoksa o kış komünizm gelecek’ sloganını attı ortaya. Endonezya’da on günde bir milyona yakın katledilen bir olayı, bir soykırımı Türkiye’de uygulamak istediler. 78’de Maraş katliamı oldu. Bunun üzerine sıkıyönetimi getirdiler ve onun üzerinden cuntaya geçtiler.</p>
<p><strong>“78 kuşağının tarihini darbeden sonra kimse yazmadı”</strong></p>
<p>Bütün hareketlerin genel gündemi faşizme karşı mücadeleydi. O direniş nedeniyle toplu bir katliamı beceremediler. Maraş’la sınırlandırmak zorunda kaldılar. Maraş’ta istedikleri olmadı. Çorum’da sınırlandırmak zorunda kaldılar. Elazığ’da, Bingöl’de, Dersim’de bazı yönelimleri oldu. Fakat bu kuşak direndi. Bir kere de bir milyon, yüz binlerce kişiyi katledebilecek bir ortam bulamadılar.</p>
<p>Naziler Fransa’yı işgal ettiklerinde faşizme karşı direniş olmuştu. 78 kuşağının yaptığı tümüyle faşizme karşı direnişti, katliamları engellemekti, bunu yaptı. Ama 78 kuşağının tarihini darbeden sonra kimse yazmadı. Yok sayıldı, inkar edildi, yitik sayıldı. Çünkü 78 kuşağı toplumun modern çekirdek ailesinin çocukları değildi. Deniz’ler, Mahir’ler, İbrahim’ler, onlar biraz daha modern, daha çok eğitimli, daha yukarıdan gelen sınıflara hitap eden bir kuşak. Ama onların attığı fikir, onların attığı tohumu 78 kuşağı kaptı, yoksul halk çocukları olarak. Bunlarda belki daha yırtıcı oldular, belki daha tepkileri sertti. Çok iyi niyetlilerdi, çok fazla tepki veriyorlardı, yeterli değildi, kabalıkları vardı ama bunlar çok ciddi bir şey yapıyorlardı faşizme karşı direniyorlardı.</p>
<p><strong> </strong><strong>“Aşkı bilmezler denildi, sanki aşk ortamı varmış gibi. Günde on beş yirmi cenaze kaldırılıyor&#8221;</strong></p>
<p>O dönemde tüm dünyada 68 kuşağı tasfiye edilmişti. Soğuk Savaş&#8217;a doğru, Sovyetleri çökertmek için çevreyi alabildiğine daraltmaya çalışılıyordu. Dünya da kitlesel hareketler gerilerken, Türkiye’de dünyanın en büyük anti-faşist direnişi oldu ve bunu on sekiz yirmi yaşındaki gençler yaptı. Ama o gençler tarihin o döneminde nasıl tarih sahnesine çıktılar. Başka dönemde değil de milyonlar niye o dönemde harekete geçti. Türkiye gibi devlet geleneğinin çok güçlü olduğu bir ülkede milyonlar niye sokağa çıktı. Bunlar ne yaşadılar aşklarıyla, arkadaşlarıyla, dostluklarıyla o günlerden bugünlere ne kaldı. Yazarlarımız araştırmadı, şairlerimiz şiir yazmadı,sinemacılarımız filmini yapmadı, neden yok saydı, yitik saydı, lanetledi. Aşkı bilmezler denildi, sanki aşk ortamı varmış gibi. Günde on beş yirmi cenaze kaldırılıyor.</p>
<p>Ve bu kuşak 68’lerin desteğini aldı. Şu şekilde aldı, 68’de mücadele eden insanlar bir yerde belediye başkanı oldular, öğretmen oldular, başka yerde başka bir şey oldular, alt yapıda bize çok katkıları oldu. Ama 68 kuşağının öncüleri o parlak öncüleri devamı olan insanlar tutunamadılar, 78 kuşağı kendi göbek bağını kendi kesti.</p>
<p><strong>Kayyum Atanan Akdeniz Belediyesi Eş Başkanı Yüksel Mutlu: Bizde onların bacılarıydık</strong></p>
<figure id="attachment_18461" aria-describedby="caption-attachment-18461" style="width: 260px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18461" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/yüksel-mutlu.jpg" alt="" width="260" height="195" /><figcaption id="caption-attachment-18461" class="wp-caption-text">Yüksel Mutlu</figcaption></figure>
<p>Biz kadın meselesini tartışamazdık devrimci örgütler içerisinde. Kadın meselesi dediğimizde, ‘Bir dakika, sosyalizm gelecek hepimiz kurtulacağız. Bir de kadın erkek meselesi koymayın aramıza’ diyen. Bize çemkiren, erkek toplulukları vardı. Kızarlardı, ‘siz ne yapmak istiyorsunuz, feminist mi olmak istiyorsunuz’ diye. August Bebel’in Kadın ve Sosyalizm kitabı bütün kadınların baş ucu kitabıydı. Hala kütüphanemde duruyor, saklamıştım. 12 Eylül&#8217;de hepimiz kitap yaktık ama herhalde bu kurtulanlardan biri oldu.</p>
<p>Ve biz kadınlar, üniversiteli, genç, küçük burjuva, burjuva ya da işçi sınıfından, köylü sınıfından kızlardık. Zıpkın gibi, devrime inanan, haftaya devrimin olacağına, belki önümüzdeki ay devrimin olacağına inanan. Ölümünü bile düşünmeyen genç kadınlardık. Hiçbir zaman yanımızdaki erkeğe aşık olabilir miyiz diye bakmazdık. Çünkü onlar bizim yoldaşlarımızdı, kardeşlerimizdi. Bizde onların bacılarıydık. Bacı sözü oradan kaldı.</p>
<p><strong>“12 Eylül Darbesi olduğunda ilk sokağa çıkmayı başarabilen ilk miting yapan kadınlar oldu”</strong></p>
<p>Fakat bu kuşağın kadınları hem farklı sınıf karakterden, farklı kültürlerden, farklı etnik aidiyetlerden, farklı inanç gruplarından gelen kadınlar olarak tek bir inançları vardı. Devrime inanıyorlardı. Ve o devrimin yolunda kadınlar ölümüne bakmaksızın yürüdüler. Ta ki, 12 Eylül Darbesi olduğunda ilk sokağa çıkmayı başarabilen ilk miting yapan kadınlar oldu. Mitingin adı ‘Bağır Herkes Duysun’, kadına yönelik şiddete karşı yapılan ilk mitingdi. O yüzden kadınların darbe süreçlerinde ve bu olağanüstü süreçlerde, ne kadar dimdik, inançlı ve fedakâr durduklarını, şimdi olduğu gibi o zaman da korkmaksızın, yılmaksızın mücadele ettiklerini biliyorum. O yüzden kadın mücadelesine çok inanıyorum ve kadınlara çok güveniyorum.</p>
<p><strong>HDP Milletvekili Ahmet Yıldırım: Ya yurtsever hareket içerisinde yer alacaksınız ya da kontralaşacaksınız                                    </strong></p>
<figure id="attachment_18462" aria-describedby="caption-attachment-18462" style="width: 201px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18462" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/09/ahmet-yıldırım.jpg" alt="" width="201" height="268" /><figcaption id="caption-attachment-18462" class="wp-caption-text">Ahmet Yıldırım</figcaption></figure>
<p>Şüphesiz 68’ler ve 78’ler bu ülkenin entelektüel bir külliyatını oluşturdular. Çok okudular çok yoğunlaştılar, teorik düzlemi gelişkindi, edebiyat, sanat,felsefe hem okudular hem yazdılar. Ama onların koşullardan kaynaklı emeklerini küçümsemiyorum ama tamamlayamadıkları bir halklaşma, kitleselleşme sürecini Kürt siyasal hareketinin taçlandırdığını düşünüyorum.</p>
<p>Seksen darbesini boşa çıkaran Kürt siyasal hareketi o dönemin gençliği hatta orta yaş gençliği çünkü Kürt siyasal hareketinin çıkışı bir anlamda 68 kuşağına dayanır. Her ne kadar örgütlenmesini 78 yılının sonunda yapmış olsa bile. Bence faşist darbenin, cuntacıların öngöremedikleri, hesaplayamadıkları bir tek nokta buydu. Burada sadece Kürt siyasi mücadelesini kurtarmadılar bence o darbeyi boşa çıkararak hem Kürt mücadelesini hem de sol mücadeleyi kurtardılar.</p>
<p><strong>“Bize yüz metre koşuculuğu öğretilmedi, bize maraton sabrı öğretildi”</strong></p>
<p>Biri gelip bizi örgütlemedi. 68’liler, 78’liler daha çok üniversitelerde ve iş yerlerinde belli yürekli devrimcilerin gidip örgütlenme çalışmasıyla, yeni yoldaşları bu kervana katıyorlardı. Biz kendimizi içinde bulduk ve 89’da üniversiteye başladıktan sonra süreç tanımlamasının serhıldan olduğu, Botan’dan başlayan, bütün halkın politikleştiği ve siyasetin içerisinde olduğu sürecin içerisinde bulduk kendimizi.  Çok seçenekli değildi bizimki. Öyle orta yol, gri alan çok geniş bir yer tutmuyordu. Ya yurtsever hareket içerisinde yer alacaksınız ya da kontralaşacaksınız. Bu ikisi dışındaki flu alanın çok çok sınırlı ve görünmez olduğunu söyleyebilirim. Daha açık söyleyeyim ya bir Kürt yurtseveri olarak mücadelenin içerisinde yer alıp Türkiye’deki solcu yoldaşlarla bir mücadelenin içerisine koyulacaktık ya da o dönem kendini Hizbul-kontra olarak tanımlayan çetelerin içinde kendimizi bulacaktık. Bunun dışında üçüncü bir yolun bize bırakılmadığı bir gerçekliğin içindeydik.</p>
<p>Türkiyelileşme hedefiyle HDP içerisinde kendini vücuda getiren ve ana omurgasını Kürt siyasal hareketinin oluşturduğu, bugünün bile en önemli aktörlerinin o dönemden, Diyarbakır ve Kürdistan’daki arkadaşların olduğunu ve o jenerasyonun sadece Kürt siyasetini değil, Türkiye’deki sol mücadeleyi de yürüttüğünü düşünüyorum. Örneğin Selahattin Demirtaş doksanlı yılların kuşağıdır, Fırat Anlı, Osman Baydemir, Meral Danış Beştaş ve adını sayamayacağım birçok arkadaş o dönemin örgütlenmesi ve öğrenci hareketi içerisinde kalmamış. Biz asla üniversite içerisine hapsolmuş bir mücadele tahayyülü içinde değildik. Bir üniversite öğrencisiyle, bir köylünün, bir çiftçi çocuğunun mücadele içerisindeki farkı yoktu.</p>
<p>Feodalizmi paramparça eden, bugün hala şehirlerde açığa çıkan kadın cinayetleri, taciz, tecavüz gibi bir çok olayın kabuğunun Kürdistan köylerinde kırılmaya başladığı, sosyal olayların; kan davalarının bu süreçte minimize olduğu, kentlerde sosyal suçların ortadan kaldırıldığı. Hırsızlık, ahlak dışı ilişkilerden kaynaklı sürecin neredeyse kolluk ve adli süreçlere gerek duymadan çok rahat çözümlendiği bir süreç olarak yaşadık bu süreci.</p>
<p>Erkeğin toplumsal ve siyasal yaşamın her veçhesinde kadınla birlikte yer aldığı, bunun artık bir dönemden sonra kotalarla sınırlandırılmayacak kadar önü açık bir mücadeleyi beraberinde getirdi.</p>
<p>Sosyal bir devrim olarak açığa çıktı, gerçekten bir zihniyet değişiminin pratikte yaşam bulmasıydı. Açık söylemek gerekirse de bize sabır öğretildi. Bize yüz metre koşuculuğu öğretilmedi, bize maraton sabrı öğretildi. Biz 90-92&#8217;de mücadele yürütürken 96&#8217;da devrim olacak değil çünkü devrimci bir ruhla toplumsal bir değişim ve dönüşüm öğretildi. Bunun yaşanmadığı bir süreçte yaşanacak bir devrimin ömrünün çok da uzun olamayacağı öğretildi. Doksanların diğer kuşaklardan böyle bir farkının olduğunu söyleyebilirim. Öbür türlü cumhuriyet tarihi zaten bir darbeler tarihidir.</p>
<p><strong>“Kirli politikaların belirlenmesinde legal demokratik siyasetin payı çok azdı”</strong></p>
<p>Bugünde bir darbe gerçekliği içerisinde yaşıyoruz ama 90&#8217;lı yılların OHAL cenderesi ile, JİTEM, beyaz Toroslarla metafor haline gelen cenderesiyle bugün ki Ford Reancirlarla mottolaşan süreç arasında bariz bir fark vardır. Legal demokratik siyaset ne kadar sağa tekabül ederse etsin, o kirli politikaların belirlenmesinde legal demokratik siyasetin payı çok azdı. Deniz Baykal’ın Lice ilçesine girememesi gibi, kaçırılan bazı Kürt siyasetçiler için dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’e ulaşıldığı halde, Demirel’in görünmez derin odaklara güç getiremeyişi gibi. Gerçekten Demirel, Erdal İnönü veya sonrasında Refah-Yol hükümetinde veya Ana Sol- D hükümetinde asla legal demokratik siyaset kirli tezgâhları kurgulayan değildi. Asit kuyularının, köy yakmaların, kaçırmaların müsebbibi görünmez derin devlet içerisinde kendini yaşatanlardı. Bugün ise her şey ayan beyan ortadadır. Bugün aynı pratiğin uygulayıcıları, Cumhurbaşkanı olarak, başbakan olarak, bakan, milletvekili olarak karşımıza çıkıyor. Vali ve kaymakam olarak karşımıza çıkıyor. İşte bunların affedilmez, iki dünya da affedilmeyecek suçu budur.</p>
<p><strong>Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi MYK Üyesi Sandra Nalbant: Gezi&#8217;yi iki binli yılların bir miladı olarak sayabiliriz</strong></p>
<figure id="attachment_18468" aria-describedby="caption-attachment-18468" style="width: 332px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-18468" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/09/sandranalbant.jpg" alt="" width="332" height="249" /><figcaption id="caption-attachment-18468" class="wp-caption-text">Sandra Nalbant</figcaption></figure>
<p>Seksen darbesinden bize kalan bir kurum var maalesef; YÖK. Üniversitelilerin doksanlardan iki binlere uzanan belirli talepleri vardı. YÖK’ün kaldırılması, parasız eğitim, anadilde eğitim, üniversitelerde demokratik bir ortamın oluşması, polislerin üniversite yerleşkesi içerisinden uzaklaşması gibi. Bu mücadele sadece üniversite alanıyla sınırlı kalmadı, sokak mücadelesi olarak da sürdürdü. YÖK’ün doksanlarda tek tip dernek dayatması gibi bir uygulaması vardı. Özellikle İstanbul Üniversitesi buna direnişini pratik alanda sergiledi. Bunun gündeme gelmesi ile polis müdahalesi ile karşılaştılar.</p>
<p>Maalesef bu yıllar sönük bir devir, sönük bir kuşak. Burada tam bir üniversite mücadelesinden  ya da gençlik mücadelesinden bahsedemiyoruz. Tamamen karşı devrimcilerin baskısı altında kalmış bir gençlik hareketi ve örgütleriyle mevcuttu. O dönemde gençliğin yaptığı tüm eylemlilikler ideolojik halay çekmekten, Deniz Gezmiş&#8217;i anmaktan, dilekçe vermekten, gürültü yapmaktan soruşturmaya tabi tutularak üniversitelerden uzaklaştırıldı, tutuklanan arkadaşlarımız da oldu.</p>
<p>Bu dönem içerisinde en önemli sıçrama Gezi Direnişi ile gerçekleşti aslında. Gezi Direnişi&#8217;nde gençler en önde mücadele etti. Bir yandan mücadele ederken diğer yandan komünler oluşturup dayanışmayı büyütmeye çalıştı. Gezi&#8217;yi iki binli yılların bir miladı olarak sayabiliriz. Mükemmel bir sıçrama olarak oradaki gençlik örgütleri kendi potansiyelleri ile kendi mücadele hatlarını oluşturmaya devam etti.</p>
<p>İki binli yıllarda kolluk kuvvetleri ile üniversiteliler çok fazla karşılaştı. Katlamalı harç ve biçimlenme sorunu yaşandı. Buna karşı mücadele edildi ve olumlu sonuçlandı.</p>
<p>Akademisyenlerin oluşturduğu &#8216;Barış Bildirisi&#8217; nedeniyle hocalarımız üniversitelerden çıkarıldı.  Sonrasında KHK’larla birlikte bir çok akademisyen ihraç edildi. 15 Temmuz’dan sonraki kısmında da bizler üniversite ve gençlik alanında birer cephe oluşturup mücadele etmek gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/18/kusaklar-darbeleri-kendilerini-konustu/">Kuşaklar Darbeleri ve Kendilerini Konuştu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgür-Der: Sürgün cezası hak ihlali değil midir ?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/30/ozgur-der-surgun-cezasi-hak-ihlali-degil-midir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Aug 2017 12:00:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Diyarbakır]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim-Sen]]></category>
		<category><![CDATA[ihraç]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[ÖZGÜR-DER]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür-Der Diyarbakır Şubesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18013</guid>

					<description><![CDATA[<p>Özgür-Der Diyarbakır Şubesi, başta Diyarbakır olmak üzere bölge illerindeki öğretmen sürgünlerine ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada sürgün cezasının aileleri de mağdur ettiği belirtilirken, soruşturmaların bile tamamlanmadığına dikkat çekildi. Özgür-Der Diyarbakır Şube Başkanı Süleyman Nazlıcan imzasıyla yayınlanan basın açıklaması şöyle: Özgür-Der: Sürgün cezası hak ihlali değil midir? 15 Temmuz sonrası sürdürülen soruşturmaların geldiği nokta artık keyfiliğe doğru [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/30/ozgur-der-surgun-cezasi-hak-ihlali-degil-midir/">Özgür-Der: Sürgün cezası hak ihlali değil midir ?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Özgür-Der Diyarbakır Şubesi, başta Diyarbakır olmak üzere bölge illerindeki öğretmen sürgünlerine ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada sürgün cezasının aileleri de mağdur ettiği belirtilirken, soruşturmaların bile tamamlanmadığına dikkat çekildi. Özgür-Der Diyarbakır Şube Başkanı Süleyman Nazlıcan imzasıyla yayınlanan basın açıklaması şöyle:</p>
<p><strong>Özgür-Der: Sürgün cezası hak ihlali değil midir?</strong></p>
<p>15 Temmuz sonrası sürdürülen soruşturmaların geldiği nokta artık keyfiliğe doğru gitmekte ve yeni mağduriyetler üretmeye devam etmektedir. Özellikle FETÖ operasyonlarında şahit olduğumuz bazı keyfi uygulamalar artık genel bir teamül olma izlenimini vermektedir. Daha önce FETÖ ile bağlantısı olmayan kişilerin kamu görevlerinden ihraç edilmesiyle ilgili yaptığımız açıklamalarda bunun kabul edilemez olduğunu ve bu soruşturmaların adil bir şekilde yapılması gerektiğini; hem sorumluluk mevkinde bulunan siyasilere, hem de kamuoyuna ilan etmiştik. Ancak gelinen süreçte yeni KHK’larla hak ihlallerinin devam ettiğini ve birçok yeni mağduriyetin ortaya çıktığını görüyoruz. Siyasilerin “OHAL, devlete karşı ilan edilmiştir ve vatandaş mağdur olmayacak” söylemi maalesef geldiğimiz noktada geçerliliğini yitirmiştir.</p>
<p>Son aylarda bölgemizde şahit olduğumuz uygulamalar kapsamında Diyarbakır&#8217;da KHK’la daha önce açığa alınan yaklaşık 4 bin 400 öğretmenden 180&#8217;i meslekten ihraç edilmiş, diğerleri ise görevlerine iade edilmişti. Ancak soruşturmaların devam ettiği belirtilmişti. Şimdi ise; soruşturmaları devam eden Eğitim-sen üyesi 264 öğretmenin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından zorunlu yer değişikliği nedeniyle il dışına gönderildiği belirtiliyor.</p>
<p>İsim listeleri henüz açıklanmazken, Eğitim-Sen Diyarbakır Şubesi, sosyal medya hesabından yer değiştirmenin yapıldığını duyurdu. Bununla birlikte bölge illerinden de yer değiştirme haberlerinin geldiği belirtiliyor.</p>
<p>Eğitim Sen, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep ve Tunceli’de 744 öğretmenin kurban bayramına ve okulların açılmasına sayılı günler kala sürgün edildiğini belirtti. Eğitim Sen&#8217;den yapılan açıklamada, “Edindiğimiz bilgilere göre Şanlıurfa’da 367, Diyarbakır’da 264, Gaziantep’te ise 51 üyemiz, il dışına sürgün edilmiştir. Üstelik benzer sürgün kararlarının hukuksuzluğu defalarca AİHM, yüksek yargı ve mahkemeler tarafından tespit edilmiş ve kimi zaman da üyelerimize tazminat ödenmesine hükmeden kararlar verilmiştir&#8221; dendi.</p>
<p>Üzülerek ifade etmek istiyoruz ki, bu uygulamalar sadece şahsi mağduriyetler üretmeyecektir. Bununla birlikte aileler ve çocuklar da mağdur olacaktır. Sürgün edilen kamu görevlilerinin yeni yer bulup iskân edinmesinden tutun da çocuklarının eğitimiyle de ilgili mağduriyetler ortaya çıkaracaktır. Bu gibi durumların ötesinde insanların adalete olan güven duygusu ve aidiyet bilinci de sarsılacaktır. Dolayısıyla birçok yönden sıkıntılı neticeler ortaya çıkacaktır.</p>
<p>Madem soruşturmalar devam ediyor. O halde soruşturmaların neticelenmesini beklemek ve sonrasında ortaya çıkacak duruma göre davranmak daha adil ve tutarlı bir tutum değil midir?</p>
<p>Bizce adalet zamana ve zemine göre değişime uğratılacak, ertelenecek ve uygulanacak bir mefhum değildir. Onun için derhal bu ve benzeri uygulamalardan vazgeçilmeli ve yürütülen soruşturmaların adilce neticelenmesi beklenmelidir.</p>
<p>SÜLEYMAN NAZLICAN</p>
<p><strong>ÖZGÜR-DER DİYARBAKIR ŞUBE BAŞKANI</strong></p>
<p>Kaynak: <a href="http://www.yonelishaber.com/ozgur-der-surgun-cezasi-hak-ihlali-degil-midir-87781hd.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">yonelishaber</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/30/ozgur-der-surgun-cezasi-hak-ihlali-degil-midir/">Özgür-Der: Sürgün cezası hak ihlali değil midir ?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkent Kadın Platformu Derneği Başkanı Zeynep Göknil Şanal: 15 Temmuz Sonrası Sivil Toplumun Etkili Olma Olasılığı Kalmadı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/baskent-kadin-platformu-dernegi-baskani-zeynep-goknil-sanal-15-temmuz-sonrasi-sivil-toplumun-etkili-olma-olasiligi-kalmadi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 11:43:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başkent Kadın Platformu Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Başkent Kadın Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[kadın]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Zeynep Göknil Şanal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16930</guid>

					<description><![CDATA[<p>Başkent Kadın Platformu Derneği, farklı gönüllü kuruluşlar ve sivil yapılarda çalışan kadınların yanı sıra kendisini herhangi bir yerle bağlantılı görmeyen, toplumsal konulara duyarlı kadınların da bulunduğu bir grup aktivist tarafından 1995 yılında Ankara’da kuruldu. Temsilci ve üyelerinin çoğunluğunun başörtülü olması nedeniyle, platform 28 Şubat ve sonraki süreçte “başörtüsü yasağı ile diğer hak ihlallerine” karşı verdiği [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/baskent-kadin-platformu-dernegi-baskani-zeynep-goknil-sanal-15-temmuz-sonrasi-sivil-toplumun-etkili-olma-olasiligi-kalmadi/">Başkent Kadın Platformu Derneği Başkanı Zeynep Göknil Şanal: 15 Temmuz Sonrası Sivil Toplumun Etkili Olma Olasılığı Kalmadı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başkent Kadın Platformu Derneği, farklı gönüllü kuruluşlar ve sivil yapılarda çalışan kadınların yanı sıra kendisini herhangi bir yerle bağlantılı görmeyen, toplumsal konulara duyarlı kadınların da bulunduğu bir grup aktivist tarafından 1995 yılında Ankara’da kuruldu. Temsilci ve üyelerinin çoğunluğunun başörtülü olması nedeniyle, platform 28 Şubat ve sonraki süreçte “başörtüsü yasağı ile diğer hak ihlallerine” karşı verdiği yoğun mücadele ile adını duyurdu. Dernek, hala kadın sorunlarının tespiti, teorik ve pratik çözüm önerileri, kadınlar arası diyalog, iletişim, dayanışma ve yardımlaşmayı sağlamak gibi başlıklarda güçlü bir şekilde faaliyet gösteriyor.</p>
<p>Başkent Kadın Platformu Derneği Başkanı Dr. Zeynep Göknil Şanal, 15 Temmuz sonrası süreci Sivil Sayfalar’a değerlendirdi.</p>
<p><a href="https://www.youtube.com/watch?v=Lc2TPqFd8H8">https://www.youtube.com/watch?v=Lc2TPqFd8H8</a></p>
<p>Değerlendirmeden önemli satır başları şöyle:</p>
<p>“Darbe teşebbüsü, tabi ki bir sorgulama getirdi. Herkes açısında bir dolu şeyin sorgulanmasına sebep oldu bu darbe.”</p>
<p>“Aslında platformu temsilen böyle bir konuda açıklama yapmak doğru değil kafalar çok karıştı bu bir gerçek; bir takım şeyleri sorgular olduk. Biat kültürü öyle bir şey ki tartışmıyorsun sorgulamıyorsun sadece emri uyguluyorsun ve benim şahsi fikrim bu koşullarda Allah’tan başka hiç kimseye biat edilmez.”</p>
<p>“Türkiye Cumhuriyeti sözüm ona laik bir devlet; bütün dinlere, mezheplere cemaatlere eşit… ve işlerine karışmıyor olması gerekiyor. Ama Türkiye her konuda olduğu gibi bu konuda da bir takım kendine münhasır klişeleri olan bir ülke.”</p>
<p>“Ben hiçbir şekilde devlet baskısının engelleyici bir unsur olduğunu düşünmüyorum. Devlet baskıcı olduğu zaman her şey yer altına iner.”</p>
<p>“Kapatılan dernekler, vakıflar var. Ama sadece dini bakımdan bakmak doğru mu, onu düşünürüm. Bunun sadece dini boyutu yok bunun siyasi boyutu da var. Etnik boyutu da var, yani genel olarak OHAL durumundan dolayı genel olarak baskı ortamında yaşıyoruz. Bunun sadece dini guruplara olduğunu düşünmüyorum, değil de zaten.”</p>
<p>“Zaten sivil toplumun görevi siyaseti etkilemek. Kamuoyu oluşturup bir takım şeyleri siyasete kabul ettirmek varlığımızın amacı bu aslında. Biz iktidar kaygısıyla yola çıkmayan insanlarız.”</p>
<p>“15 Temmuz sonrası sivil toplumun etkili olma olasılığı kalmadı aslında OHAL’den dolayı baskıcı bir ortam var sivil toplum sesi çıkarmaya çekinir hale geldi aslında.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/baskent-kadin-platformu-dernegi-baskani-zeynep-goknil-sanal-15-temmuz-sonrasi-sivil-toplumun-etkili-olma-olasiligi-kalmadi/">Başkent Kadın Platformu Derneği Başkanı Zeynep Göknil Şanal: 15 Temmuz Sonrası Sivil Toplumun Etkili Olma Olasılığı Kalmadı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KONDA&#8217;nın 15 Temmuz raporu: &#8220;Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/kondanin-15-temmuz-raporu-turkiyede-cok-fazla-one-cikan-bir-huzurla-yasama-huzur-bulma-arzusu-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahar Kılınç]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jul 2017 08:13:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Ayşe Betül Çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Evren Balta]]></category>
		<category><![CDATA[kavramlar]]></category>
		<category><![CDATA[konda]]></category>
		<category><![CDATA[murat baker]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[rapor]]></category>
		<category><![CDATA[seçmen]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=16904</guid>

					<description><![CDATA[<p>KONDA&#8217;nın geçen mayıs ayında yayınladığı ‘Yeni Türkiye’nin Yurttaşları: 15 Temmuz Darbe Girişimi Sonrası Siyasi Tutumlar, Değerler ve Duygular&#8217; başlıklı rapor Türkiye&#8217;de çeşitli seçmen gruplarının 15 Temmuz sonrası bazı kavramlar hakkındaki fikirleri hakkında veri toplayan bir araştırma oldu. Raporun yazarlarından Sabancı Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik Sivil Sayfalar için raporu değerlendirdi. -Bu araştırmaya neden başladınız? Şahsen [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/kondanin-15-temmuz-raporu-turkiyede-cok-fazla-one-cikan-bir-huzurla-yasama-huzur-bulma-arzusu-var/">KONDA&#8217;nın 15 Temmuz raporu: &#8220;Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KONDA&#8217;nın geçen mayıs ayında yayınladığı ‘Yeni Türkiye’nin Yurttaşları: 15 Temmuz Darbe Girişimi Sonrası Siyasi Tutumlar, Değerler ve Duygular&#8217; başlıklı rapor Türkiye&#8217;de çeşitli seçmen gruplarının 15 Temmuz sonrası bazı kavramlar hakkındaki fikirleri hakkında veri toplayan bir araştırma oldu. Raporun yazarlarından Sabancı Üniversitesi&#8217;nden Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik Sivil Sayfalar için raporu değerlendirdi.</strong><span id="more-16904"></span></p>
<p><b>-Bu araştırmaya neden başladınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şahsen bir araştırmacı olarak uzun zamandır toplumsal kutuplaşma çalışıyorum. Daha çok Kürt sorunu olmakla birlikte son yıllarda da ideolojik, etnik ve mezhepsel bazda yaşanan kutuplaşmanın sebebini anlamaya çalışıyorum. KONDA&#8217;yla bir süredir bu konularda çalışıyorduk ve aslında darbeden hemen sonra bu kutuplaşmanın nereye evrildiğini ve Türkiye&#8217;de yıllardır var olan darbeye karşıtlık söyleminin toplumda nasıl bir karşılık bulduğunu anlamak için hemen bir araştırma yapmak istedik. Yıldız Teknik Üniversitesi&#8217;nden Doç. Dr. Evren Balta ve Bilgi Üniversitesi&#8217;nden ve Yrd. Doç. Murat Paker&#8217;le üçümüz KONDA ile birlikte nicel bir araştırma yaptık darbenin hemen ardından. Bu çalışmada aslında bu darbeye karşıtlık söyleminin toplumda bir karşılık bulduğunu gördük. Gerçekten toplumda ciddi bir darbe karşıtlığı oluşmuştu. Fakat nicel çalışmalarda çok fazla detaya giremiyorsunuz; özellikle kavramların insanlar üzerinde neler oluşturduğunu, insanlar tarafından nasıl algılandığına dair. Bu çalışmada toplumda bir darbe karşıtlığı oluştuğunu görsek de, 15 Temmuz darbe girişiminin büyük bir toplumsal mutabakatla püskürtüldüğünü görmüş olsak da toplumun farklı kesimlerinde önemli farklılıklar olduğunu da tespit ettik, özellikle kavramlar bazında.</span></p>
<figure id="attachment_16905" aria-describedby="caption-attachment-16905" style="width: 900px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16905 size-full" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194.jpg" alt="" width="900" height="506" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194.jpg 900w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194-610x343.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/picture6-e1500537413194-320x180.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption id="caption-attachment-16905" class="wp-caption-text">Ayşe Betül Çelik</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;nin sonuçta çok büyük bir toplumsal travma hafızası da var. Duyguların, hafızanın ve kavramların bu toplumsal kutuplaşmada ya da birliktelikte ne tür etkileri var, bunu anlamak istiyorduk. Bu yüzden böyle bir çalışmaya girdik.</span></p>
<p><b>-Çalışmayı yaptığınız dönemde yani darbe girişimi sonrasında Türkiye&#8217;deki toplumsal kutuplaşma ne boyuttaydı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışmadan önce de KONDA ile 2012 ile 2014 yıllarında yaptığım toplumsal kutuplaşma ve ötekileştirme  çalışmalarım vardı. Türkiye&#8217;de çok fazla toplumsal fay hatları olduğunu göstermiştik bu çalışmalarda ama bunlar genelde partiler üzerinden giden bir okumaya sahip. Halbuki sadece partiler bazında değil; ideolojik, etnik ve mezhepsel bazda da kırılmalar var. Türkiye&#8217;de son 10 yıldır yapılan birçok çalışma zaten bunu ortaya koyuyor. Biz dolayısıyla &#8220;Toplumsal kutuplaşma var mı?&#8221;dan ziyade &#8220;Nerelerde var?&#8221; ve &#8220;Duygular, hafıza ve kavramlar bu toplumsal kutuplaşmayı nasıl etkiliyor?&#8221; diye bakmaya çalıştık. Ayrıca tabii ki asıl sorumuz &#8220;15 Temmuz sonrası yurttaşlık kavramı üzerinden nasıl şekilleniyor bu kutuplaşma?&#8221; idi. Farklı kimliklerdeki vatandaşlar demokrasi, eşitlik, adalet gibi temel kavramlardan ne anlıyor, Türkiye’deki siyasi hayata dair bazı önemli olayları nasıl hatırlıyor, nasıl bir Türkiye hayal ediyor ve toplum olarak bizi bir arada tutan değerleri nasıl yorumluyor gibi sorulara yanıt almak istedik. </span></p>
<p><b>-Peki bugün biz kutuplaşmaya nerelerde şahit oluyoruz daha çok?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz bu çalışmada demokrasi, laiklik, adalet, eşitlik, millet, devlet gibi kavramları sorduk insanlara ve demokrasi, eşitlik, özgürlük gibi kavramlar özellikle AK Parti ve MHP tabanını bir tarafa CHP ve HDP tabanını diğer tarafa alırsak oldukça derin kırılma noktaları oluşturuyor. En çarpıcı olanlardan birisi şu tespit mesela: birçok AKP&#8217;li için &#8220;Zaten dünyada eşit bir toplumu yok ki&#8221; söylemi çok ağır basan bir söylem. Ya da özgürlüklerden daha önemli şeyler olduğuna vurgular var. Oysa bu kavramlar kendini azınlık hisseden CHP ve HDP için demokrasinin olmazsa olmazı. Eğer bir kavramın bırakın ne demek olduğuna, öneminde bir birliktelik yoksa zaten o noktada bir diyaloğun da önü kapanmış oluyor, o kavram üzerine konuşmak önemsizleştiriliyor. Kutuplaşmanın en sorunlu alanı burası.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Laiklik zaten tarihsel olarak çok büyük kırılma yaratan bir kavram. Bizim çalışmamızda da bu kırılmanın etkileri görülüyor. Şöyle güncel bir şeyden de bahsedeyim: İncelediğiniz değerler içerisinde parti bazında ayrılmanın en az hissedildiği alan adalet. Parti ayrımı olmadan katılımcıların çoğu Türkiye&#8217;de şu an adaletsiz bir ortamda yaşıyor olduğunu düşünüyor ve en çok adaletsizlik yaşayanların da fakirler, Kürtler, kadınlar, Aleviler ve azınlıklar olduğunu söylüyorlar. Biz bir de Türkiye&#8217;nin nasıl yönetilmesi gerektiğini yani ideallerini, nasıl bir yönetim beklediklerini sorduk katılımcılara. Bu çalışma nisan seçimlerinden önce yapılmıştı ve ilginç bir şekilde bu tartışmaların döndüğü bir ortam olmasına rağmen kimse bu tartışmaları parlamenter sistem, başkanlık sistemi üzerinden cevaplamadı. Ortak bir biçimde tüm seçmenler, tüm katılımcılarımız adalet sistemine vurgu yaparak cevap verdiler soruya. Hemen hemen tüm katılımcılar Türkiye nasıl yönetilirse yönetilsin- parlamenter sistem, başkanlık sistemi ne olursa olsun- tarafsız ve her yurttaşa sosyal statüsünden bağımsız olarak eşit mesafede yaklaşan bir yargı sisteminin olması gerektiğini söylediler. Bunu şundan dolayı söylüyorum; adalet yürüyüşünün bu kadar topladığı destek açısından “başarılı” olmasının tam da toplumdaki bu ihtiyaca ses vermesi açısından olduğunu düşünüyorum. AK Partilisinden HDP&#8217;lisine her kesimde özellikle yargının işleyişi açısından bakıldığında bir adaletsizlik duygusu hakim görülüyor. </span></p>
<p><b>-Peki ortaklaşmanın en az olduğu kavramı bir kez daha tekrar eder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yani adalet ihtiyacı dışında hemen hemen hiçbir kavramda zaten ortaklaşma yok. Bunlar çok soyut kavramlar, dolayısıyla tanımlaması zor kavramlar ama mesela laiklik kavramı belki Türkiye&#8217;de bu tartışmanın çok fazla yürüdüğü ve de eğitim sistemimize çok girdiğini düşünürsek katılımcılar tarafından görece daha kolay tanımlanmış ve tanımlamalarda da ortaklaşma var. Fakat laiklikle ilgili sorunlar sorulduğunda AK Parti seçmeni bunu devletin dinine karışması (mesela cuma namazı saati çalışmak zorunda olmak) olarak görüyor, laikliğin tarihsel olarak din düşmanlığı olduğuna dair örnekler veriyor ve dinin elden gitmesine dair korkularını anlatıyor.  Oysa laik kesim yani daha çok CHP ve HDP seçmeni laiklikle ilgili sorunlarını son yıllarda laikliğin ortadan kaldırılmaya çalışıldığını söyleyerek cevaplıyor ve böyle bir ortamda hayat tarzına yapılacak müdahalelerden korkuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Demokrasi kavramı ise daha soyut bir kavram ve birçok katılımcı aslında &#8220;Demokrasi nedir?&#8221; sorusuna cevap veremiyor. Demokrasi ve eşitlik kavramı toplumsal ortaklıkların daha zor inşaa edilebileceği bir kavram olarak ortaya çıkıyor. Demin de dediğim gibi bunun sebebi AK Parti seçmeninin bu kavramları “zaten bu dünyada eşit ve demokratik ülke yok ki, bu kavramları önemseyelim” duruşu. Ya da “Bence Türkiye eşitsizlik yaşamayan bir ülke çünkü ben kendim böyle bir şey yaşamadım” bakışı çünkü bu bakış da eşitsizlik yaşayan kesimlere karşı empatinin, dinlemenin ve anlamanın önünü kesen bir duruş. Bu duruşlar, sonuçta  yaşanan eşitsizlikleri “normalleştiriyor.” Dolayısıyla orada bir ortaklaşma oldukça zor görünüyor. </span></p>
<p><b>-Şöyle bir gözlemim var doğrular mısınız bilmiyorum. Raporunuzda şöyle bir cümle görüyorum &#8220;Katılımcılara Türkiye&#8217;nin demokratik bir ülke olup olmadığı sorulduğunda katılımcıların önemli bir bölümü Türkiye&#8217;nin demokratik bir ülke olarak görmediğini ortaya çıkarıyor.&#8221; </b><b>Aynı zamanda bir adalet talebinden de bahsetmiştiniz ve ülkede eşitsizlik olduğunun düşünüldüğünü belirtmiştiniz. Katılımcıların çoğunun Türkiye&#8217;yi demokratik görmemesi ve eşitliğin çok fazla olmadığına inanması onlara &#8220;adaletsizlik&#8221; olduğunu düşündürüyor diyebilir miyiz? Katılımcı bu üç kavram arasında bir bağlantı kuruyor mu sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle şunu tekrar belirteyim, sadece Türkiye’deki adaletsizlik üzerinde bir ortaklaşma var. Diğer kavramlarda yani demokrasi ve eşitsizlik üzerinde bir ortaklaşma yok. Türkiye&#8217;nin demokratik görülüp görülmemesi katılımcıların demokrasiyi nasıl tanımladıklarıyla alakalı. AK Partili seçmenin birçoğunda &#8220;Dünyanın hiçbir yerinde demokratik ve eşit bir yönetim yok ki&#8221; fikri var. Bu söylemlerle yola çıktıklarında Türkiye&#8217;nin demokratik olmaması normalleştirilmiş oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AK Parti ve MHP tabanı daha çok Türkiye&#8217;de demokrasi olmamasını zaten normal bir durum olarak karşılarken diğerleri bu tanımı eşitlik, özgürlük, haklar ve hukuk üzerinden tanımladığında bir farklılaşma oluşuyor. Mesela demokrasinin olduğunu düşünen AK Partili çoğunluğa göre ise demokrasi seçimlerin olması, kuralların, özel mülkiyetin olması olarak gösteriliyor. Dolayısıyla bu kavramların nasıl tanımlandığı çok önemli. Bu yüzden de bir ayrışma var. </span></p>
<p><b>-Bu kutuplaşma ve farklılaşmayı dini ve mezhepsel öğeler üzerinden nasıl okuyabiliriz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Laikliğin nasıl tanımlandığına dönelim burada. Bu tanımda bir ortaklaşma var, herkes tanımlamayı &#8220;Laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması&#8221; olarak yapıyor. Birçok AKP&#8217;linin laiklik kavramına karşı çıkması, devletin dini kontrol altında tutmasıyla ilgili bir şey iken bir çok CHP&#8217;li ve HDP&#8217;li seçmene göre karşı çıkılan ise devletin özel hayata müdahalesi üzerinden okunabilir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AK Partili kesim de laik kesim de Türkiye&#8217;nin laik olmadığını söylüyor ama nedenleri farklı. AK Partililer cuma namazına gidememelerini, diyanetin sadece sünni kesimi temsil ediyor olmasını, yaşam tarzına karışılmasını, laikliğin Müslümanlıkla alakalı bir yönetim olmaması gibi nedenleri söylüyorlar. CHPli ve HDP&#8217;liler ise devletin din üzerinden hayatlarına karışmasını söylüyorlar laik olmama nedeni olarak ve sıkça son zamanlarda yaşanan metrobüste saldırılan hemşireyi, Ramazan’da içki içenlerin dövülmesini örnek gösteriyorlar bu iddiaya kanıt olarak. Laiklik meselesinde Alevilik ve Sünnilik üzerinden çok büyük bir toplumsal yarılma var. Bu özellikle Alevi kesimin 15 Temmuz gecesi yaşadığı korkuda da ortaya çıkıyor. Alevi katılımcılar, örneğin, o gece yaşadıkları korkuyu sarıklı, cübbeli insanların sokaklarda olmalarının, kendilerinin daha açık giyindiğinden kendilerine de saldırabilecekleri olarak ifade ediyorlar. </span></p>
<p><b>-Biraz da eşitlik kavramı işlerken ortaya neler çıktığından bahsedelim. Toplumun hangi öğeleri kendini daha az eşit görüyor sizce?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de bu eşitlik meselesi hep güçlü iktidar üzerinden kuruldu. Bu durumda uzun süredir iktidarda bulunan bir parti karşısında kendini azınlık hisseden kesimler bu eşitlik meselesine farklı bakıyorlar. Hemen hemen tüm CHP&#8217;li ve HDP&#8217;liler eşitsizlik ve ayrımcılık konularında şikayetçi. En çok eşitsizlik yaşanılan alan olarak gelir dağılımındaki eşitsizlikten ve fakirlikten bahsediliyor. Mesela sistemin güçlüden yana olması söylemleri çok fazla ortaya çıkıyor. Bu sistem kavramını çok fazla duyduk katılımcılardan. Bunu pek tanımlayamıyorlar, bazen bu kapitalist sistem oluyor, bazen devletin kurumları oluyor. Ama iktidara yakınlık-uzaklık ilişkisi üzerinden bir eşitsizlik tanımı ayrımcılık tanımını çok fazla görüyoruz ve tarihsel güç ilişkilerine de çok fazla atıflar vardı bizim görüşmelerimizde. Mesela, her siyasi iktidarın “kendi toplumunu/yandaşını” oluşturmasıyla o siyasi iktidarın sadece o kesimi biraz daha eşit görmesi meselesi çok fazla öne çıkıyor. Yani bir görüşmecimizin ifadesiyle görünüşte herkes eşit ama “iktidarın toplumu” daha eşit. Bu açıdan bakıldığında da HDP&#8217;li seçmenin diğerlerinden çok ayrı düştüğünü görüyoruz çünkü HDP&#8217;liler &#8220;Biz zaten yıllardır bu iktidar savaşında hep ezilen olduk&#8221; söylemini çok fazla yansıtmış durumdalar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Beni şaşırtan bir durum vardı, belki daha fazla araştırma yapılması gerekiyordur; son yıllarda kadınlara karşı eşitsizliğin de toplum tarafından görüldüğüne şahit olduk çalışmamızda. Türkiye&#8217;de kadınlara karşı eşitsizlik olduğunu söyleyen çok fazla insan oldu ve bu sadece CHP veya HDP değil AK Partili kadınlar tarafından da söylendi. Bu benim için biraz şaşırtıcıydı çünkü bunun yasa yapıcılarda çok fazla karşılığı olmasa da toplumda böyle bir gözlem, böyle bir saptamanın olmuş olması dikkate değerdi.</span></p>
<p><b>-Araştırmanızda kolektif hafızaya dair de bir çalışma var. Bu çalışmaya dayanarak sormak istiyorum; Türkiye&#8217;de kolektif hafızanın en çok ortaklaştığı yer ve en çok ayrıştığı yer neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şunu söyleyerek başlamak lazım; kolektif hafıza dediğimiz şey oldukça görece bir şey ve biliyoruz ki yakın tarih en çok hatırladığımız tarihtir. Ne kadar geriye gidersek hafızaya dair bilgilerdeki ortaklaşmalar da o kadar azalabiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu çalışma 15 Temmuz&#8217;un hemen sonrasında yapıldığı için en yakın ve ortak toplumsal olay olduğu için en çok hatırlanması oldukça doğal. En çarpıcı olan da HDP&#8217;liler için 15 Temmuz&#8217;dan daha önemli olanın Gezi olayları olması. Ayrıca baktığımızda MHP ve AK Parti&#8217;nin hafızalarında çok fazla ortaklıklar görüyoruz. HDP ve CHP&#8217;nin ise farklılaştıklarını görüyoruz. CHP&#8217;liler için mesela en çok hatırlanan olay 12 Eylül; HDP&#8217;liler de ise Gezi olayları, 10 Ekim Ankara katliamı, Dersim katliamı, Maraş katliamı ve Kürt katliamı gibi Kürtlerin travmatik hafızasının oldukça ortaya çıktığını görüyoruz. Benim için hafıza meselesindeki en çarpıcı veri şu oldu; biliyorsunuz AK Partinin çıkışı dindar kesiminin cumhuriyet tarihi boyunca ötekileştirilmesi söylemi üzerine kurulu. Biz bu çalışmada bazı olayların nasıl hatırlandığını da sorduk. Bunlardan biri de 28 Şubat idi. İlginç bir şekilde, 28 Şubat en az AK Partili seçmence hatırlanıyordu. </span><span style="font-weight: 400;">AK Parti’liler içerisinde 28 Şubat’ı aktif olarak hatırlayanlar özellikle başörtüsü yasağı yüzünden bu dönemde doğrudan bir mağduriyet yaşamış olan kadınlar. Bu da bize şunu gösteriyor aslında: Kolektif hafızamız siyasi iktidarca araçsallaştırılıyor ve yeniden şekilleniyor. </span><span style="font-weight: 400;">AK Partililer 15 Temmuz&#8217;u daha çok 12 Eylül darbesiyle kıyaslıyorlar. Yani 12 Eylül darbesinden sonra yükselen darbelere karşıtlık söylemi üzerinden oluşturuyorlar argümanlarını ama 28 Şubat&#8217;a dair bu ayrımcılık söylemi CHP seçmeni tarafından karşılık bulmuş gibi görünüyor. Tabii burada şunu söylemek lazım, bu çalışma İstanbul&#8217;daki CHP&#8217;lilerle yapıldı ve İstanbullu CHP seçmeninin tam olarak Türkiye&#8217;deki CHP seçmenini temsil ettiğini düşünmüyorum ve bizim görüşme yaptığımız CHP&#8217;li seçmenler sosyal demokrat diyebileceğimiz profile daha çok uyuyorlardı. Dolayısıyla bu genellemeyi yapmak çok doğru olmayabilir ama şunu görmek lazım; AK Parti seçmeninde özellikle 28 Şubat travması daha çok bu deneyimi yaşayan kadınlar üzerinde görülüyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-16906" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1.jpg" alt="" width="900" height="487" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1.jpg 1000w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1-640x346.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1-610x330.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/15temmuz-1-320x173.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rapordan bir alıntı yapayım; &#8220;Diğer önemli bir bulgu ise, yakın tarihin ne kadar yakın olduğu konusunda HDP ile diğer parti seçmenleri arasındaki olağanüstü farktır. HDP dışındaki diğer parti seçmenlerinin ortak hafızasında en yakın tarih 12 Eylül 1980 iken HDP seçmenleri için en yakın tarih 1915&#8217;tir.&#8221; Yani HDP&#8217;li seçmenin travmaları cumhuriyetin bütün azınlıklar üstünde gerçekleştirdiği travmalarını da kapsıyor. Zaten rapora da bakarsanız en çok travma başlığı HDP&#8217;li seçmene ait.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak yakın bir tarihte de yaşandığı için Gezi olaylarının bütün seçmenler tarafından hatırlandığını görüyoruz ama tabii bunun nasıl hatırlandığıyla ilgili ciddi yarılmalar var. Özellikle AK Parti ve MHP seçmeni Gezi olaylarını dış mihrakların, teröristlerin, ülkeyi bölmek isteyenlerin planı olarak görüyor. Yıllardır ulusal kesimin sahip çıktığı &#8220;Dış mihraklar ülkeyi bölmeye çalışıyor&#8221; söylemi artık en çok AK Partili seçmen kesimi tarafından sahiplenmiş gibi gözüküyor.</span></p>
<p><b>-15 Temmuz&#8217;a yönelik hafızaya geçelim. Araştırmayı yaptığınız dönemde 15 Temmuz nasıl okunuyordu insanlar tarafından?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AK Parti ve MHP seçmeninin bire bir, bu konudaki AK Parti söylemini benimsemiş olduğunu görüyoruz. Yani &#8220;Bunu kim yaptı?&#8221; sorusuna cevap olarak &#8220;FETÖ, devlet içerisine sızmış ve kendini satmış, dış mihraklarla iş birliğinde olan kesimler yaptı.&#8221; deniyor. Fakat CHP ve HDP seçmenlerine baktığımızda bu darbe girişiminin sadece sayılan gruplarla sınırlandırılamayacağına, durumun daha karmaşık olduğuna dair bir algı olduğunu görüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Darbenin hemen sonrasında Ağustos 2016&#8217;da yine KONDA ile yaptığımız nicel çalışmada insanlara 15 Temmuz&#8217;a dair hafızalarında en çok nelerin olduğunu; hangi sembollerin, hangi olayların yer aldığını sormuştuk. Orada çok ciddi bir ayrışma görüyoruz.  Mesela AK Partililerin hafızasında en çok öne çıkanlar vatandaşın üstüne sürülen tanklar, askerler, kendi vatandaşına kurşun sıkan askerler şeklinde sıralanabilirken, CHP&#8217;lilerin hafızasında köprüde saldırıya uğrayan askerler veya camilerden okunan hutbeler, salalar daha çok yer etmiş durumda. Yani özellikle darbe girişiminden sonra hayatlarının değişeceğine dair korku enstantelerine rastlıyoruz. Mesela bir Alevi katılımcımız vardı. Darbeyi yazlıktan dönüp havaalanında yaşamıştı. Mesela onun hafızasında AK Parti&#8217;liler gibi vatandaşına kurşun sıkan askerler yok. Tam tersine “Ben şortluyum, etrafta birçok muhafazakâr dindar insanlar var. Acaba bunlar benim görüntümden dolayı bana bir şey yaparlar mı?” korkusu vardı. Biz bu çalışmada duygulara da baktık. Korku ve endişe 15 Temmuz gecesi en çok öne çıkan duygular. Ama korkunun sebeplerine baktığımızda bu iki kesim arasında çok büyük bir ayrışma var. Yani AK Parti&#8217;lilerin korkusu daha çok muhafazakâr kesimin tekrar güçten düşmesi, şimdiye kadar elde edilen muhafazakâr kesimin başarılarının gerilemesi, tekrar bir askeri düzenin gelmesi ve hem bireysel hem grup olarak müslüman kazanımlarının geriye gitmesi olarak görülürken; diğer kesimler için -özellikle Aleviler için- bu bir özgürlüklerin kısıtlanması olarak algılanıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-1</span><b>5 Temmuz’un hemen sonrasında mı yapmıştınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet nicel çalışma Ağustos 2016&#8242; da yapıldı, nitel çalışma ise Eylül-Aralık 2016’da.</span></p>
<p><b>-O zaman bu katılıcımlar OHAL şartlarını da yaşadı…</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet.</span></p>
<p><b>-Katılımcılar 15 Temmuz sonrası gelişmeleri -KHK, OHAL, gözaltılar, tutuklamalar- nasıl değerlendirdi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mesela araştırmada katılımcılara 15 Temmuz sonrasındaki sürecin uygulamaları nedeniyle mağduriyetler yaşanıp yaşanmadığını da sorduk ve AK Parti&#8217;lilerin yaklaşık yarısı dışında tüm seçmenlerde darbe girişimine dair bir “temizlik yapılıyor” görüntüsü altında çok ciddi mağduriyetler yaşandığını belirten kesimler oldu. AK Partili seçmenlerin bir kısmı da bu uygulamalardan rahatsız. Diğer bir kısmı ise mağduriyetlerin olduğuna inandıkları halde bunu meşrulaştırdı yani mağduriyetlerin farkındalar ama bunun bir geçiş dönemi, olağanüstü bir dönem olduğunu ve zaman içerisinde sorunların düzeleceğini düşünüyorlar. “Çok olağanüstü bir şey yaşandı, bir darbe girişimiyle, dolayısıyla olağanüstü dönemler sonrası devletlerin olağanüstü pratikler yapması da anlaşılabilir” şeklinde bir yaklaşım var. Birçoğunda ise değişik derecelerde eleştirel algılar var; mesela hani adalet kavramı toplumun her kesiminde ortaklaşılan bir değer olarak ortaya çıkıyor demiştim ya, özellikle yargının nasıl işlediğine dair OHAL sonrasında bir adaletsizlik yaşandığını düşünüyor birçok kesim.  Bu da sadece yargının nasıl işlediği  ile değil iktidarın nasıl işlediği iktidar ilişkilerinin nasıl kurulduğu ile de ilgili. Mesela AK Partili seçmen de herhangi birinin iktidarla bağlantısı varsa </span><span style="font-weight: 400;">birçok yasadan, birçok yasaktan ve birçok cezadan çok kolay sıyrılabileceğini düşünüyor. </span><span style="font-weight: 400;">Dolayısıyla bugünkü toplumsal adalet çağrısının ben aslında bu OHAL sonrası mağduriyetlerden dolayı AK Partili kesim tarafından da sahiplenildiğini düşünüyorum. MHP’li seçmenler de aynı şekilde AK Partili seçmenler gibi mağduriyet konusunda eleştireller. CHP seçmeni bu açıdan çok farklı bir profil çiziyor. Çünkü CHP seçmeni -bu Kılıçdaroğlu’nun da belki söylemine bakarsanız aynısını görürsünüz- darbe girişimi sonrasında siyasal dengelere yönelik, “darbenin kullanılarak” bir “siyasi temizlik” yapıldığını düşünüyor. Dolayısıyla OHAL’in mağduriyetlerini, iktidarın darbeyi kendi çıkarı açısından kullanması olarak tanımlıyor. HDP seçmeni hem duygusal açıdan hem bütün bu süreçleri okumak açısından çok farklı bir yerde duruyor tabii ki. Çünkü HDP’li seçmen bunu çok olağanüstü bir kırılma olarak değil, yıllardır yaşananların bir devamı olarak görüyor. Mesela ilginç bir şekilde ağustosta da yaptığımız çalışmada da görmüştük, burada da gördük, duygu analizlerinde HDP seçmeninde yıllardır konuşulan duygusal kopuşun vücut bulduğunu görüyoruz. Mesela HDP’de “Darbe sırasında ne hissettiğiniz?” diye sorduğumuzda “Hiçbir şey hissetmedim.” diyen bir kesim vardı. Bu darbe meselesinde HDP bütün tarihsel haksızlıkların bir devamı olarak görüyor. Çok farklı bir şey olarak görmüyor.</span></p>
<figure id="attachment_16907" aria-describedby="caption-attachment-16907" style="width: 900px" class="wp-caption alignnone"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-16907" src="http://sivilsayfalar.overteam.com/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk.jpg" alt="" width="900" height="474" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk.jpg 760w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk-640x337.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk-610x321.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/07/silaha-direnen-halk-320x168.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 900px) 100vw, 900px" /><figcaption id="caption-attachment-16907" class="wp-caption-text">Kaynak: 15temmuzdirenisi.com</figcaption></figure>
<p><b>-Nasıl bir Türkiye hayali var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm seçmenler ortak algı olarak huzur diyorlar. Çok büyük bir huzur beklentisi var. Ve yine ilginç bir şekilde tahammül kelimesi çok fazla karşımıza çıkan bir kelimeydi. Bu aslında üzücü bir şey. Çünkü tahammül kelimesine baktığımızda ben bunu şöyle yorumluyorum: Ben aslında seninle yaşamak istemiyorum ya da ben aslında seni sen olarak kabul etmiyorum, ama madem ki aynı yerde yaşayacağız sana tahammül etmek durumundayım. Bu demokratik toplumlarda olmasını arzu ettiğimiz bir tutum değil. Demokratik, eşit, özgür toplumlarda  “Ben, seni sen olarak kabul ediyorum ve farklılıklarına saygı duyuyorum” söylemi olması gerekirken “Biz birlikte yaşamak zorunda olduğumuzdan dolayı birbirimizi çekmek zorundayız” şeklinde bir yaklaşım var. Bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de aslında daha çok ortak bir araya gelmelere, daha çok birbirimizi tanımaya, en çok da dinlemeye ihtiyacımız var.  </span></p>
<p><b>-Bu çok güzel bir kapanış oldu. Yine de sormak istiyorum, son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eklemek istediğim şey bu. Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var. Bu arzunun bütün liderler, bütün siyasi elitler, bütün kurumlar tarafından dinlenmesi gereken büyük bir başkaldırı olduğunu düşünüyorum. Yani bugün iktidarda olan kesimler tarafından bile bir huzur ihtiyacı varsa, toplumda çok ciddi sorunlar var demektir.. Ama bu ihtiyaç siyasi liderde karşılık bulamıyorsa ve tam tersine araçsallaştırılıp siyasi çıkarlar için kullanılıyorsa, bunun sonuçları çok ağır olur. Bu yüzden bütün siyasi elitin bu huzur çağrısına, adalet çağrısına cevap vermesi, toplumdaki siyasi, kültürel, ideolojik farklılıkların kabulüne dair yeni söylemler ve yeni politikalar üretmesi gerektiğine inanıyorum. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/20/kondanin-15-temmuz-raporu-turkiyede-cok-fazla-one-cikan-bir-huzurla-yasama-huzur-bulma-arzusu-var/">KONDA&#8217;nın 15 Temmuz raporu: &#8220;Türkiye’de çok fazla öne çıkan bir huzurla yaşama, huzur bulma arzusu var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
