<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>TÜSAD arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/stk/tusad/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/stk/tusad/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 19 Jan 2021 09:01:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>TÜSAD arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/stk/tusad/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Hava Kirliliği Trafik Kazalarının Yedi Katı Fazla Can Alıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/19/hava-kirliligi-trafik-kazalarinin-yedi-kati-fazla-can-aliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2021 09:01:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSAD]]></category>
		<category><![CDATA[hava kirliliği]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=64202</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hava kirliliğine ilişkin sorularımızı yanıtlayan Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Mesleki ve Çevresel Akciğer Hastalıkları Çalışma Grubu, araştırmalarında hava kirliliğinin bütün dünyada kalp-damar hastalıklarından kaynaklı ölümlerin %19’undan sorumlu olduğunu saptadıklarını belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/19/hava-kirliligi-trafik-kazalarinin-yedi-kati-fazla-can-aliyor/">&#8220;Hava Kirliliği Trafik Kazalarının Yedi Katı Fazla Can Alıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünyada her yıl 10 kişiden 9’u hava kirliliğine bağlı olarak hayatını kaybediyor. Tüm dünyada hava kirliliği her yıl 1.4 milyon kalp krizi, 2.4 milyon kalp hastalığı ve 1.8 milyon solunum yolu hastalığı ve akciğer kanserine neden oluyor. Yapılan araştırmalarda hava kirliliği, trafik kazalarının yedi katı fazla can alıyor.</span></p>
<p><b>Dünya Sağlık Örgütü’nün “tütünden bile tehlikeli” olarak nitelendirdiği hava kirliliği, nedir? Bunu bize açıklar mısınız? Hava kirliliği nasıl tarif ediliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hava kirliliği; atmosferde toz, duman, gaz, su buharı şeklindeki kirletici maddelerin miktarının artması sonucu hava kalitesinin canlılara zarar verecek seviyeye erişmesidir. Çöl tozu veya yanardağ patlamaları sonucu doğal yollardan ortaya çıkan kirleticilerin yanı sıra trafik, ulaşım, endüstri ve ısınmadan kaynaklanan kirleticiler (antropojenik kaynaklı) hava kirliliğinin başlıca etkenidir. Genelde gözle göremediğimiz partikül maddeler (PM), kükürt dioksit (SO2), azot oksitler (NOx ) ve ozon (O3 ) gibi kirleticiler kaynaktan çıktığı gibi doğrudan havayı kirletebileceği gibi sıcaklık ve nemin etkisi ile birbirleri ile tepkimeye girerek de kirliliğe katkıda bulunabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Partikül maddeler (PM), havada asılı katı ve sıvı parçacıkların karışımından oluşan bir hava kirleticisidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 2013 yılında hava kirliliğini oluşturan etmenlerden olan partikül maddeyi kanserojen ilan etmiştir. Bu partiküllerin çaplarına göre etkileri değişebilir. Hava kirliliğinin en zararlı bileşenleri, çapı 10 μm (mikrometre) veya daha düşük olan partikül maddelerdir (PM10 ve PM2.5). Saç telinin yaklaşık 1/30’u kadar küçük olan ince partiküller (PM2.5), akciğerlerden geçip doğrudan kana karışabildiği için sağlık açısından daha risklidir ve kanserojendir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kriter hava kirleticileri şöyle sıralayabiliriz: Karbonmonoksit (CO), azotdioksit (NO2), kükürtdioksit (SO2), ozon (O3), partikül madde (PM) ve kurşun (Pb).</span></p>
<p><b>Endüstri devrimiyle birlikte önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya başlayan hava kirliliği, halen bütün dünyada sağlığı tehdit etmektedir. Hava kirliliğinin solunum sistemine etkilerinin altında yatan mekanizmalar ile nasıl bir ilişkisi var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hava kirliliğine neden olan maddelere baktığımızda partiküler maddenin özellikle akciğer kanseri etkeni olduğunu belirttik. Şehirlerde oturanlar için ince partikül maddenin ana kaynağı olan dizel egzozu ile astımlı kişilerin genomlarında DNA metilasyon düzeylerindeki değişiklikler arasında ilişki bulunmuştur. Bir başka çalışmada, benzer bir bağlantı azotdioksite (NO2) maruz kalanlarda gösterilmiştir. Ayrıca yüksek konsantrasyonda NO2 içeren havanın solunması, insan solunum sistemindeki hava yollarını tahriş edebilir. Kısa süreli maruziyet solunum hastalıklarını, özellikle astımı şiddetlendirebilir, solunum semptomlarına (öksürük, hırıltılı solunum ve nefes almada zorluk gibi) bağlı olarak hastaneye yatışa yol açabilir. Yüksek NO2 konsantrasyonlarına daha uzun süre maruz kalmak astım gelişimine katkıda bulunabilir ve solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlığı artırabilir. Astımlı insanlar, çocuklar ve yaşlılar genellikle NO2’nin sağlık etkileri için daha büyük risk altındadır. Okside edici bir gaz olan ozon (O3), solunum yollarında tahrişe neden olarak akciğerde ve soluk borusunda inflamasyon oluşturur, solunum fonksiyonlarını bozar ve astım ataklarını tetikler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu etkiler KOAH, astım gibi kronik akciğer hastalıklarına yakalanmış kişilerde, yaşlılarda ve çocuklarda daha çok görülür. Ozona uzun süre tekrarlayan bir şekilde maruz kalan çocuklarda akciğer gelişimi bozulabilir ve astım gelişimi tetiklenebilir. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hava kirliliği yaratan kükürtdioksit (SO2), ölümlere ve hastalıklara yol açan kirleticiler arasında yer almaktadır. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Akut sağlık etkileri akut bronşit, hırıltılı solunum ve nefes darlığı, bronkospazm ve havayolu aşırı duyarlılığı olarak sıralanabilir. Uzun süreli veya kronik etkileri kronik bronşit, kronik tıkayıcı akciğer hastalığı, astım ve solunum fonksiyonlarında azalmadır. Uzun süreli kükürt dioksit maruziyeti, kalp ve dolaşım sistemindeki sorunların yanı sıra; üreme sağlığı ile ilgili sorunlara da yol açar ve ölümleri artırır. SO2’nin daha ileri safhada oksidasyonu ve genellikle NO2 benzeri bir katalizörün ortamda bulunması sonucunda sülfürik asit (H2SO4) ve sonucunda asit yağmuru oluşmaktadır. Bir diğer kirletici olan karbonmonoksit (CO) kalp ve beyin gibi organlara ve dokulara oksijen dağıtımını azaltarak zararlı etkilere yol açabilen bir maddedir; yüksek düzeyde solunması halinde ölümle sonuçlanabilir. CO maruziyeti insanlarda kanın oksijen taşıma kapasitesini azaltır; bu durum kalbin yeterince kanlanamamasına, göğüs ağrısına ve yüksek düzeyde maruz kalınması halinde ise ölüme yol açabilir.</span></p>
<p><b>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2013 yılında hava kirliliğini kanser nedenleri arasında sayıyor. Akciğer ve mesane kanseri nedenleri arasında sayılıyor. Hava kirliliği sorunu dünyada, ülkemizde ve bölgemizde insan sağlığı üzerindeki üzerindeki etkisi ve sonuçları nelerdir? Hava kirliliği hangi hastalıklara yol açıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tek cümle ile yanıtım; tüm sistemlerle ilgili hastalıklara yol açar. 016 yılında tüm dünyadaki ölümlerin %7,5 (6,6-8,4)’inin dış ortam hava kirliliği nedeniyle olduğu tahmin edilmektedir. Bu yüzde 4,1 milyon (3,6 milyon-4,6 milyon) ölüme karşılık gelmektedir. Hava kirliliğine atfedilen hastalıklar arasında en büyük payı, alt solunum yolu enfeksiyonları ve KOAH oluşturmaktadır. Tüm alt solunum yolu enfeksiyonları ölümlerinin %27,5 (21,4-34,4)’inden ve tüm KOAH ölümlerinin %26,8’inden (16,1-38,6) dış ortam havasındaki partikül maddeler sorumludur. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Araştırmalarla hava kirliliğinin bütün dünyada kalp-damar hastalıklarından ölümlerin %19’undan sorumlu olduğunu saptanmıştır. Tüm ölümlerin %21’i iskemik kalp hastalıkları, %23’ü inme nedeniyle olmaktadır.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Partiküler hava kirliliğinin kanserojen riskle de ilişkisi vardır. Plasental DNA tamir genlerinin metilasyon düzeyleri incelenmiş, havadaki kirleticilerin fetüs ve yeni doğanın DNA tamir kapasitesindeki değişiklikleri indükleyebildiği ve tümör baskılayıcı genleri etkileyebildiği bildirilmiştir. 2013 yılında Uluslararası Kanser Ajansı (UKA) tarafından “Grup 1 Karsinojen” listesine alınan “dış ortam hava kirliliği” akciğer kanseri açısından kesin olarak kanserojen olarak sınıflandırmış, ek olarak mesane kanseri açısından da riski arttırdığı bildirilmiştir. Ayrıca dış ortam hava kirliliğinin ana bileşeni Partikül maddeyi (PM) ayrı olarak değerlendirilmiş ve PM’yi de “Grup 1 Karsinojen” olarak sınıflandırmıştır. Dış ortam hava kirliliğini bir bütün olarak, PM kirliliği de özel olarak kesin karsinojen olarak sınıflandırmıştır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de hava kirliliğinin oluşturduğu sağlık yükü de giderek arttığı bilinmektedir. Tüm dünyada geniş bir saha çalışması ile yürütülen Küresel Hastalık Yükü raporunun güncel verilerine göre, Türkiye’de ölüm ve sakatlığa sebep olan bir risk faktörü olarak hava kirliliği 2007-2017 yılları arasında %17,4 artış göstermiş.  Türkiye’de en çok ölüm ve hastalığa sebep olan risk faktörü sıralamasında hava kirliliği 2007’de 7. sıradayken, 2017’de 6. sıraya yükselmiştir. Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği olarak katkıda bulunduğumuz Temiz Hava Hakkı Platformu&#8217;nun geçtiğimiz yıl hazırladığı Kara Rapor çalışması da 2017 yılında hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği seviyelere indirilebilseydi trafik kazalarının 7 katı kadar kişinin (yaklaşık 52.000) ölümünün önlenebileceğini ortaya koymaktadır.</span></p>
<p><b>Dünyada ilk kez, İngiltere Yüksek Mahkemesi, annesiyle birlikte Londra’da yoğun trafiğin olduğu bir yolun yakınında yaşayan 9 yaşındaki Ella Kissi Debrah’ın ölüm nedenleri arasında hava kirliliğinin bulunduğuna karar verdi. Ella, İngiltere’de ve hatta dünyada, hava kirliliğinin ölüm nedeni olarak belirtildiği ilk kişi olması ve her yıl binlerce kişinin ölümüne sebep olan hava kirliliğinin bir ölüm sebebi olarak kabul edilmesini nasıl değerlendirirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hava kirliliğinin anne karnındaki süreçten başlayarak özellikle çocukları etkilediğini bilmekteyiz. Hava kirliliğine bağlı hastalıkların oluşumunda eldeki bilimsel veriler kullanılarak nedensellik ilişkisinin kurulması ve bunun hukuk sistemi tarafından kabul edilerek yasal bir çıktının ortaya çıkması önemli bir gelişme olarak kabul edilmelidir. Hava kirliliği konusunda görevli ve yetkili idarelerin hava kirliliğinden oluşan zararlara karşı hem önleyici hem de tazmin edici tedbirler konusunda bağlayıcı, uygulanabilir politikalar geliştirmesi için önemli adımlar atılması yolunu açmıştır.</span></p>
<p><b>Bu durumda hava kirliliği sağlık açısından en çok hangi grubu etkilemektedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hava kirliliği her yaştan insanı etkilemektedir. Ancak hava kirliliğinin çocuklar üzerinde daha şiddetli ve kalıcı etkisi vardır. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından yayınlanan bir rapor, düşük gelirli ailelerde yaşayan çocuklar hava kirliliğine daha fazla maruz kaldığını belirtmiştir. Dünyadaki çocukların 1/7’si, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) sınır değerlere göre kirli hava solumaktadır. Dış ortamdaki hava kirleticileri fetüsün kan akışına plasenta ve göbek kordon kanı yoluyla girebilir ve bu kirleticilerin olumsuz etkilerini gösteren çok sayıda araştırma vardır. Genel olarak, kirli havanın bebek ve çocukların kalbi, beyni, hormon sistemleri ve bağışıklığı üzerindeki etkileri kanıtlanmıştır ve büyüme, zeka, beyin gelişimi ve koordinasyon üzerindeki etkilerine yönelik kanıtlar çoğalmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Rehberlerdeki sınırlara uymak; ayrıca milyonlarca insanın genel sağlığını daha da iyileştirebilir, çocuklar arasında akut ve kronik solunum yolu enfeksiyonu vakalarını azaltmaya yardımcı olabilir, gebelik ve doğum sırasındaki komplikasyonları azaltabilir. Son olarak, araştırmalar çocukların fiziksel ve bilişsel gelişimlerini artırarak daha uzun ve daha verimli yaşamlar sürmelerine yardımcı olabileceğini göstermektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hava kirliliğinin çocuklarda görülme riskini arttırdığı sağlık sorunlarından bazıları; düşük doğum ağırlığı, otizm, diyabet (Tip 1), ani bebek ölümü sendromu, astım, KOAH, bronşiolit ve bronşit gibi solunum hastalıkları, zatürre, bebek ölümü, zeka geriliği olarak sayılabilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gebelik süresince maruz kalınan hava kirliliğinin sağlığa olumsuz etkileri gebelikte ve doğumda (düşük tartı ile doğum, fetüs gelişiminin kısıtlanması, erken doğum gibi) veya hayatın daha sonraki dönemlerinde (nörogelişimsel bozukluklar, bebeğin akciğer işlevinde azalma gibi) ortaya çıkar. Hamilelik süresince hava kirliliğinin etkisinde kalmak, aynı zamanda gebeliğin tetiklediği hipertansif hastalıklarla da ilişkilidir. Çocukluk çağı yaşamın tüm dönemlerinde hava kirliliğine bağlı olumsuz sağlık etkileri görülebilir, ancak çocukların bu kirliliğe hassasiyetleri bu yaş grubuna özgündür. Bir yandan akciğerlerin gelişimi çocukluk boyunca devam eder. Ayrıca, çocuklar ağırlıklı olarak ağızdan nefes alırlar; bu durum burundaki ilk filtrelerin atlanması anlamına gelir ve böylece kirli partiküller daha aşağıdaki hava yollarına geçebilirler. Çocuk hastalarda yapılan çalışmaların çoğu hem global hem de gene özgü DNA metilasyonunun hava kirliliği ile astım atakları arasında olası aracı rolü üzerinedir. Yaşlanma süreci, ileri yaştaki kişileri hava kirliliğinin kısa ve uzun süreli etkileri dahil olmak üzere pek çok sağlık tehdidine yatkın hale getirmektedir.</span></p>
<p><b>Dernek olarak ülkemizde artan hava kirliliği ve insan sağlığı üzerindeki etkileri ile ilgili yaptığınız bir çalışma var mı, paylaşır mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) olarak katkıda bulunduğumuz Temiz Hava Hakkı Platformu’nun 2019 ve 2020 yıllarında yayınladığı “Kara Rapor” ile durum tespiti yapılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Türkiye’de hava kalitesinin kalıcı olarak iyileştirilmesi için geniş kapsamlı önerilerde bulunulan rapor ile 2019 yılında binlerce kişinin talebinin karşılık bulması sonucu çevre mevzuatına uygun yatırımları olmayan kömürlü termik santrallerin faaliyetleri durduruldu. Kapatılan santrallerin ve pandemi sürecinde azalan taşıt trafiğinin de etkisiyle tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hava kalitesinin iyileştiğini gösteren gelişmeler yanı sıra ölçümler ile durum tespiti yapılarak, verilerin kamuya açık şekilde izlenip sağlık etkilerinin ortaya koyulması ve politikaların oluşturulması ile ilgili çalışmalarımız devam etmektedir. Bunun yanı sıra pek çok farkındalık çalışması ve kamuoyunu bilgilendirmeye yönelik çalışmalar yapmaktayız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu arada şunu da belirtmeliyim; Ulusal Hava Kalitesi İndeksi, Amerika Birleşik Devletleri Çevre Koruma Ajansı’nın (US EPA) geliştirdiği hava kalitesi indeksini Ulusal Mevzuatımız ve sınır değerlerimize uyarlayarak oluşturulmuştur. 5 temel kirletici için hava kalitesi indeksi hesaplanmaktadır. Bunlar; partikül maddeler (PM10), karbon monoksit (CO), kükürt dioksit (SO2), azot dioksit (NO2) ve ozon (O3)’dur. Ulusal Hava Kalitesi İndeksi tüm ölçüm istasyonlarımızın indeksleri hesaplanarak </span><a href="https://www.havaizleme.gov.tr/" target="_blank" rel="noopener"><span style="font-weight: 400;">www.havaizleme.gov.tr</span></a><span style="font-weight: 400;"> web sitesinin ana sayfasında sırasıyla yayımlanmaktadır.</span></p>
<p><b>Ulusal hava kalitesi izleme ağı hakkında da bilgi verir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hava kalitesinin izlenmesi görevi Çevre ve Orman Bakanlığı’na aktarıldıktan sonra, temiz hava politikalarının oluşturularak hava kalitesinin iyileştirilmesi için hava kirliliğinin doğru bir şekilde ölçülmesi amacıyla, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 2005-2007 yılları arasında 81 ilde hava kalitesi ölçüm istasyonları kurulmuştur.  İlk olarak PM10 ve SO2 kirleticilerinin ölçümü ile kurulan Ağ’da daha sonra NO, NO2, NOX, CO, O3, PM2.5, BTEX ölçümleri ve gravimetrik yöntemle ağır metal örneklemesi de ilave edilmiştir. Tüm dünyada yaygın olarak kullanılan, Hava Kalitesi İndeksi (HKİ) denilen sınıflama sistemi ile havadaki kirleticilerin konsantrasyonlarına göre hava kalitesini iyi, orta, hassas, sağlıksız, kötü ve tehlikeli şeklinde derecelendirme yapılmaktadır.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/01/19/hava-kirliligi-trafik-kazalarinin-yedi-kati-fazla-can-aliyor/">&#8220;Hava Kirliliği Trafik Kazalarının Yedi Katı Fazla Can Alıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Maske Kullanımı Alınacak En Ciddi ve Aksatılmaması Gereken Önlem&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/30/maske-kullanimi-alinacak-en-ciddi-ve-aksatilmamasi-gereken-onlem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Aktay]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2020 12:35:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Covid-19 Krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[TÜSAD]]></category>
		<category><![CDATA[koronavirüs]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=63322</guid>

					<description><![CDATA[<p>Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Başkanı Prof. Dr. Ülkü Yılmaz ve Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Onur Turan ile koronavirüsü konuştuk. Maske konusunda farkındalığı arttırmak için bir sosyal medya kampanyası düzenlediklerini söyleyen Onur Turan, #maskenitaksağlığınıkafanatakma sloganı ile yapılacak paylaşımlarla bilincin artık yerleşmesini amaçladıklarını belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/30/maske-kullanimi-alinacak-en-ciddi-ve-aksatilmamasi-gereken-onlem/">&#8220;Maske Kullanımı Alınacak En Ciddi ve Aksatılmaması Gereken Önlem&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Öncelikle TÜSAD’ı tanıyabilir miyiz?</b></p>
<p><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-63323 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/prof_dr_ulku_yilmaz_tusad_baskani-640x717.jpg" alt="Ülkü Yılmaz" width="258" height="289" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/prof_dr_ulku_yilmaz_tusad_baskani-640x717.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/prof_dr_ulku_yilmaz_tusad_baskani-1024x1148.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/prof_dr_ulku_yilmaz_tusad_baskani.jpg 1082w" sizes="(max-width: 258px) 100vw, 258px" />Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Başkanı Prof. Dr. Ülkü Yılmaz: </b><span style="font-weight: 400;">Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD), 22 Haziran 1970 tarihinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin bir odasında bir araya gelen 9 akademisyenin çabası ile kurularak, solunum alanında Türkiye’nin ilk uzmanlık derneği oldu. İlk başkanlığını da Türkiye’nin ilk kadın öğretim üyesi ve öncü kadınlarından Prof. Dr. Meliha Terzioğlu üstlendi. Derneğimizin amacı; sadece solunum hekimlerini bir arada toplamak değil. Bundan da öte TÜSAD’ın amacı tıbbi-sosyal çalışmalarla toplumu bilinçlendirmek, hedefi ise; toplumsal ve mesleki eğitimi ve araştırmaları destekleyerek Türk halkının akciğer sağlığını korumak. 50 yıl sonra bugün, bizler de aynı sorumluluk bilinci ile tıp bilimine ve toplum sağlığına katkıda bulunmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Türkiye’nin alanında ilk bilimsel uzmanlık derneği olarak faaliyet gösteren TÜSAD, bugün 4 bin 300’ü aşan üyesi ile yoluna devam ediyor.</span></p>
<p><b>Yaşadığımız bu zorlu süreçte en riskli hasta grubu hangileridir? Bu hasta grubuna ne önerirsiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çin Halk Cumhuriyeti’nin Hubei eyaletine bağlı Wuhan’da Aralık 2019’da yeni bir koronavirüs enfeksiyonu başlayan virüs nedenli bir pnömoni salgını, 2020 yılında tüm dünyaya yayılarak hepimizin bir numaralı gündemi oldu. Etken virüs Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından “Ciddi Akut Solunumsal Sendrom-Koronavirüs-2” (SARS-CoV-2) ve neden olduğu hastalık ise Corona Virus Disease 2019 (COVID-19) olarak adlandırılıyor. COVID-19 her yönüyle tüm insanlık için büyük bir problem yaratıyor. Hastalık çocuklarda ve genç erişkin yaş grubunda sıklıkla semptomsuz seyrediyor. Bu yaş grubunda nadiren semptomlu seyretmekle birlikte eğer ortaya çıkarsa genellikle hafif bir seyir gösteriyor. Çocukluk yaş grubunda yüzde 2’lik bir kesimde ağır hastalık tablosu ortaya çıkabiliyor. COVID-19 obezitesi olan, sigara içen, kalp-damar hastalığı olan bireylerde, diyabetli, yüksek tansiyonu kronik akciğer hastalığı, kronik böbrek hastalığı bulunan olan bireylerde, kanser hastalarında (ileri evre kanser, akciğer kanseri ve hematolojik kanserli hastalar) daha ağır seyrediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Toplumda yaşayan tüm bireylerde olduğu gibi bu hasta grubuna da maske, sosyal mesafeye dikkat edilmesi ve temizlik önerilerimizi tekrar ediyor, hatta bu bireylerin bu önlemler konusunda daha büyük titizlik göstermelerini öneriyoruz. Bu sözü geçen riskli hasta grupları COVID-19 aşısı için de öncelikli hasta gruplarını oluşturuyor. Aşı gündeme gelip, risk gruplarına göre aşılama takvimi belirlendiğinde mutlaka aşılanmaları gerekiyor.</span></p>
<p><b>Covid-19 gibi hastalıkların insandan insana bulaşmasının ve hasta olmamıza yol açmasının temel nedenleri nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Doğrudan kişiden kişiye solunum yolu iletimi, şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs 2&#8217;nin (SARS-CoV-2) bulaşmasının birincil yoludur. Solunum damlacıkları yoluyla esas olarak yakın mesafeden temas yoluyla (yani yaklaşık 2 metre içinde) meydana geldiği düşünülüyor. Enfeksiyonu olan bir kişi öksürdüğünde, hapşırdığında veya konuştuğunda solunum sekresyonlarında bulunan virüs, solunduğunda veya mukoza zarlarıyla doğrudan temas ettiğinde başka bir kişiye bulaşabilir, bu mümkün ancak başlıca bulaş yolu damlacık yolu ile bulaşmasıdır. Bireyin elleri damlacıklarla veya yüzeylere dokunarak kontamine olursa </span><span style="font-weight: 400;">(Enfeksiyon etkeninin vücut yüzeyi, eşyalar veya su, gıda gibi maddeler üzerinde bulunması) </span><span style="font-weight: 400;">ve daha sonra gözlerine, burnuna veya ağzına dokunursa enfeksiyon meydana gelebilir. Hastalık kapalı, yetersiz havalandırılan restoran, otobüs gibi ortamlarda kolayca bulaşabiliyor. Ayrıca son zamanlarda ev içi bulaşın çok yoğun olarak bildiriliyor. Havalandırılmayan, kapalı ortamlarda kalabalık grupların bir araya gelmesi bulaş açısından büyük risk oluşturuyor. Sonuçta hasta olmamızda temel etmen; maske kullanımına dikkat etmeksizin, kalabalık, iyi havalandırılmayan ortamlarda bir araya gelmek diyebiliriz.</span></p>
<p><b>Koronavirüs belirtileri sigara içenler ile içmeyenler arasında ne gibi farklılık gösterir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tütün ve tütün ürünleri kanser, kardiyovasküler hastalık ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı ilişkili erken ölümlerin iyi bilinen bir nedeni olmasının yanı sıra solunum sistemi ve diğer sistemik enfeksiyonlara yatkınlığı artıran önemli bir risk faktörüdür. Aktif içicilik ve pasif sigara dumanı maruziyeti enfeksiyon riskini artırmaktadır çünkü sigara solunum yolu hücre yapısında bozulmaya yol açar. Sigara içilmesinin viral enfeksiyonlara, influenzaya yatkınlık sağladığı bilinmektedir. Sigara içmenin COVİD-19 hastalık sıklığı ve klinik durumun ağırlığı ile ilişkili olduğu bildirilmektedir. Sigara içenlerde, corona virusun bağlandığı reseptör proteinleri artmakta ve virüsün hücre içine girişi kolaylaşmaktadır. Ayrıca ağır olgularda sigara içme oranı daha yüksek bulunmuş olup, yoğun bakıma yatış, mekanik ventilasyon, ölüm oranları da daha yüksek tespit edilmiştir. Sigara içimi ilerleyici, ağır COVİD-19 hastalığı için 14 kat riskli bulunmuştur. Ayrıca nargile, elektronik sigara, ısıtılmış tütün ürünleri gibi yeni tütün ürünlerinin de benzer olumsuz etkilerinin olduğu Dünya Sağlık Örgütü tarafından da vurgulanmıştır.</span></p>
<p><b>Virüsü atlatmış hastalarda sonrasında solunum yolları ile ilgili hasar bırakıyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Her geçen gün virusun insan vücudunda ve organlarda yaptığı hasarlar konusunda daha fazla bilgi sahibi oluyoruz. Zaman içerisinde COVID hastalığının süreci ile ilgili akut, süregelen ve uzamış COVID gibi kavramlar tanımlandı. Üç aydan daha uzun süren semptomların varlığında uzamış COVID’den söz ediyoruz. Bu uzamış hastalık sürecini hastalık başlangıcında orta-ağır olarak tanımladığımız, hastane yatışı olan hastalarda daha fazla görüyoruz. Bu grup hastaların yarısından çoğunda taburculuğu takip eden iki ay boyunca şikayetler devam ediyor. Bu şikayetler; öksürük, nefes darlığı, halsizlik (en sık rastlanan), yorgunluk, göğüste ağrı, baskı hissi olarak tanımlanıyor. Akciğerlerde ‘parankim hastalığı’ dediğimiz, bir tür sertleşme kalabiliyor ve sayılan şikayetlere neden olabiliyor. Bu durum yoğun bakım gereksinimi olan hastalarda çok daha sık gözleniyor.</span></p>
<p><strong>Aşı konusundaki gelişmeleri, bu konuda yaşanan kafa karışıklığını nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aşı konusunda çok aktif bir süreç yaşıyoruz. Normalde yıllar içerisinde tamamlanabilecek aşı geliştirme süreçleri aylara sığdırılmak zorunda kalındı. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; halen 172 klinik öncesi, 61 klinik fazda çalışma devam ediyor. Bunlardan faz 3 sonuçlarını açıklanan aşılar hızla klinik kullanıma giriyor. Tüm hastalıklarda korunma en önemli yaklaşımdır ve bağışıklama enfeksiyon hastalıklarından korunmada çok önemli bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım pek çok hastalık için çocukluk yaşlarından başlayarak uygulanmakta. Aşı için kullanılan teknolojiler de daha önce başka hastalıklarda kullanılmış, etkinliği ortaya konmuş, güvenilir teknolojiler. Pandemi sürecini bitirecek yaklaşım da bağışıklamadır. Bu nedenle faz 3 çalışmalarda etkinliği ortaya konmuş, yani klinik kullanıma girmek için hazır olan aşılar ile tanımlanan risk gruplarının önceliği göz önünde bulundurularak, sıra ile aşılama bu sürecin sonlandırılması için etkin ve uygun yaklaşımdır.</span></p>
<p><b>Virüsün mutasyana uğradığı ve daha tehlikeli bir hal aldığı söyleniyor. TÜSAD olarak bu noktada neleri hatırlatmak, hangi uyarıları yapmak istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu virus yaklaşık haftada iki kez seri mutasyonlar geçirmekte, bu mutasyonların bir kısmı virüsun yapısında hiçbir değişikliğe neden olmazken, bir kısmı da virüsun yapısında değişiklikle sonuçlanmakta. İngiltere’de tanımlanan yeni variant SARS-CoV-2 virüsun hücreye bağlandığı, ACE-2 reseptörüne bağlandığı bölümü olan S (Spike) proteininin yapısında değişikliğe neden oldu. Bu değişiklik ile ne oldu derseniz; virüs bu reseptöre daha sıkı bağlanmaya başladı. Bu nedenle daha çabuk bulaşıyor. Ancak bu virüs ile oluşan hastalığın daha ağır olduğuna dair bilimsel veri yok. Ayrıca güncel durumda Faz 3 çalışması tamamlanmış aşıların etkinliğinde azalmaya dair de veri yok şimdilik. Konu ile ilgili olarak şu uyarı yapılmalı: Bu virüs toplumda yaşamaya, dolaşmaya  devam ettiği sürece mutasyonlar ortaya çıkacak. Bugün bu mutasyonu tartışıyoruz, yarın daha farklı mutasyonları tartışacağız. Çözüm; pandemiyi bitirecek aşı ve aşı yaygınlaşıncaya kadar da maske, sosyal mesafe ve temizlik önlemlerine büyük bir titizlikle dikkat etmek</span></p>
<p><b>TÜSAD Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Onur Turan: &#8220;Hastalık Pandeminin İlk Dönemine Göre Daha Ağır Seyrediyor&#8221;</b></p>
<p><b>COVID-19 solunum sistemini nasıl etkiliyor? Virüsün Covid-19 geçiren hastanın akciğerinde kalıcı bir etkisi var mıdır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-63324 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/12/Doc_Dr_Onur_Turan.jpg" alt="Onur Turan" width="299" height="318" />Koronavirüs solunum yolu ile vücuda alındıktan sonra asıl hedef olan akciğerlere gidiyor. Akciğerlerde bulunan alveollerdeki (kesecikler) hücrelerin içine yerleşiyor ve burada kendi genetik materyallerini çoğaltarak akciğer </span><span style="font-weight: 400;">tutulumuna yol açıyor. Bu durum hastada solunum yetmezliği ve zatürre gelişmesine sebep veriyor. </span><span style="font-weight: 400;">Hava keseciklerinin iltihaplanması kandaki oksijen oranının düşmesine, bu da doku ve organların oksijensiz kalmasına neden oluyor. </span><span style="font-weight: 400;"> Ve bu gelişmelerin olduğu hastalar da genelde hastanede gözlem altına alınıp tedavi oluyor. Ancak akciğerlerin ve diğer organların ciddi olarak etkilendiği hastalarda yoğun bakım ihtiyacı ve hayati riskte artış meydana gelebiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">COVID-19&#8217;a dair en çok merak edilenlerin başında, hastalığı atlatan veya yoğun bakım tedavisi gören hastaların akciğerlerinde kalıcı hasar oluşup oluşmayacağı sorusu geliyor. Hastalığın insan vücudu üzerindeki uzun vadeli etkileri konusunda yeterli veri olmasa da, bu konuda yapılmakta olan çok sayıda araştırma mevcut. Bu çalışmaların ön verilerine ve geçmiş hastalardan edindiğimiz klinik tecrübeye göre, COVID-19 hastalığında akciğerlerde meydana gelen hasarlar, fibrozis (sertleşme) durumunun oluşmasına sebebiyet verebilir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu durum da, akciğer kapasitesinde azalmaya neden olup kalıcı bir hasara yol açabilir. Bu yüzden, COVID-19 hastalığını geçiren hastalarımız mutlaka hekimlerinin takip randevularına gelmeleri gerekiyor. Çünkü bu durumun  gelişip gelişmeyeceği, hastalık sonrası 3-6 aylık süreç içerisinde öngörülebiliyor.</span></p>
<p><b>Türkiye pandeminin başladığı günden bu yana hasta sayısının en yüksek olduğu zamanları yaşıyor. Nasıl bu kadar hızlı bulaşıyor? Toplum olarak neyi yanlış yapıyoruz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Koronavirüs hastalığını geçirmekte olan kişilerin öksürmeleri aksırmaları ile ortama saçılan damlacıkların solunması ile hastalık bulaşabiliyor. Hastaların bu damlacıklar ile kirlenmiş yüzeylere temas edip ellerin yıkanmadan yüz, göz, burun veya ağıza götürülmesi ile de virüs alınabiliyor. Koronavirüs bulaşmış bir kişi ortalama 2-3 kişiye daha virüsü bulaştırıyor ve bu hızlı artışla virüsün bulaştığı çember her seferinde katlanarak büyüyor. Örneğin 500 koronavirüs vakasının bulaş zincirinin katlanarak devam etmesiyle bir milyon kişiyi enfekte etmesi mümkün görünüyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türk toplumu, Avrupa ortalamasına göre daha genç bir nüfusa sahip. Bu hastalık da bilindiği üzere, yaşlı ve bazı önemli hastalığı olan kişileri daha çok etkiliyor. Gençlerimiz de ne yazık ki hastalığı geçirseler bile çok ciddi bir sorun yaşamadan atlatabileceklerini düşünüyor, bu yüzden de daha az tedbir alıyor. Ancak bu gerçekten çok büyük bir yanılgı. Bu süreçte 40 yaş altı pek çok gencin maalesef yoğun bakıma kaldırılışına ve ölümüne tanık olmuş durumdayız. Ayrıca unutulmaması gereken bir diğer nokta, enfekte olan kişinin kendisi dışında pek çok kişiyi de enfekte edebilme ihtimali. Kendisi koronavirüsü hafif atlatmış, ancak büyüklerine bulaştırarak onlar için göz yaşı döken bir çok örnek gözümün önüne geliyor. Bu nedenle, kişi sadece kendisi için değil, sevdikleri için de alınan tedbirlere uymak zorunda.</span></p>
<p><b>Bu noktada maske-mesafe-hijyen kuralının önemi nedir? Maske-mesafe-hijyen kuralları dışında yapılabilecek bir şey var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">COVID-19&#8217;a karşı şu anda kesin bir tedavi yöntemi geliştirilemediği için bireysel ve toplumsal anlamda maske-mesafe-hijyen kuralı en önemli korunma tedbiri olarak karşımıza çıkıyor. </span><span style="font-weight: 400;">İnsanların konuştukça ağızlarından çıkan ama göremediğimiz tükürük damlacıklarına maskenin engel olabileceği akıllardan çıkmamalı. Dolayısıyla hem sağlam kişilerin korunması, hem de hasta kişilerin hastalığı etrafına yaymaması için maske kullanımı alınacak en ciddi ve aksatılmaması gereken önlem.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Virüsün bir taşıyıcıdan başka bir insana geçmesini engellemenin diğer etkili bir yolu da, sosyal teması en alt düzeye indirmek ve sosyal mesafe kuralına uymak. Sosyal mesafe, aslında kişisel karantina ve izolasyonun bir başka boyutu olarak adlandırılabilir. Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı pandemi sürecinde mümkün olduğunca evden dışarı çıkmamayı tavsiye ediyor. Eğer bir şekilde dışarıya çıkılması gerekiyorsa insanlarla araya en az 1 metre sosyal mesafe koyulması gerekiyor. Ayrıca el sıkma, sarılma ve öpüşme gibi sosyal temaslardan uzak durulması da bu süreçte önem kazanıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi devam ederken virüsle mücadele ve kontrol altına alınması için hijyen kurallarına tamamıyla uymak hayati önem taşıyor. Bu açıdan, e</span><span style="font-weight: 400;">ller sabun ve suyla düzenli ve derinlemesine yıkanmalı veya alkol bazlı bir el losyonu ile temizlenmeli. İhtiyaçlar doğrultusunda dışarı çıkıldığı durumlarda eve her dönüşte dezenfekte olunması gerekiyor. Dışarıda giyilen kıyafetler eve gelindiğinde çamaşır makinasında yıkanmalı. Evde ortak kullanılan kapı kolları, tuvalet gibi yerler günde bir kez dezenfektan kullanılarak silinmelidir. Dışarıdan gelen kargo ve siparişler balkon gibi açık alanlarda açılmalı, ambalajı dışarıda bırakılmalı ve paket teması sonrası eller sabunlu su ile yıkanmalı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pandemi döneminde önemli konulardan birisi de bağışıklık sistemini güçlü tutmak. Bağışıklık sistemimiz ne kadar kuvvetli olursa virüs ve bakterilerle vücudumuzdan o kadar uzak durur ve enfeksiyon durumunda ise hastalığın beklenenden daha hafif geçmesini sağlayabilir. Güçlü bir bağışıklık sistemi için, düzenli uyku</span> <span style="font-weight: 400;">ve</span> <span style="font-weight: 400;">beslenme</span><span style="font-weight: 400;">  şart. Günde ortalama 7-8 saat uyumaya ve uyku düzeninizi bozmamaya özen göstermeli, alkol tüketmek, geç saatlerde yemek yemek gibi uyku kalitesini olumsuz etkileyecek olan etkenlerden de mümkün olunduğunca kaçınılmalı. </span><span style="font-weight: 400;">Gıda seçimi olarak; sebze gibi vitamin, mineral içeriği yüksek, antioksidan özelliği de olan besinlerin ihmal edilmemesi önemli. </span><span style="font-weight: 400;">Bol su içmek, kilo almamaya dikkat etmek diğer önemli öneriler olarak sıralandırılabilir. </span><span style="font-weight: 400;">Düzenli fiziksel aktivite hem bağışıklık sistemini güçlendirecek hem de uyku kalitesini geliştirecektir. Bu nedenle evde ve dışarı çıkmanın serbest olduğu saatlerde hafif egzersizler ile vücudumuzu dinç tutmaya özen göstermeliyiz.</span></p>
<p><b>Tedbirler kapsamında kullanılan en etkili koruyucu olarak kullandığımız maskeler için son dönemlerde bazı uzmanlardan uzun süreli kullanımlarda insan sağlığını tehlikeye atıyor açıklamaları sonrasında yükselen maske karşıtlığı için siz ne düşünüyorsunuz? Maskeler gerçekten koruyucu mu? Yoksa sağlığımızı tehdit mi ediyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Koronavirüsle birlikte kullanımı yaygınlaşan tıbbi maskelerin, uzun süreli kullanımının sağlığa zararlı olduğu bazı basın yayın organlarında yer aldı. Maskeler uzun süreli takılı olduğunda zaman zaman hepimiz nefes alamıyor hissi ile karşı karşıya geliyoruz. Ancak bu durumun, vücutta ve kanda oksijen miktarında bir düşüşe sebebiyet vermediği unutulmamalı. Yani gün boyu ya da uzun süreli maske takmak bizde yetersiz oksijen alma gibi bir risk oluşturmamakta, bu açıdan insanlarda yersiz endişeler oluşmamalı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak aynı maskenin günlerce kullanılması veya temizlenip yeniden takılması sakıncalıdır. Tıbbi maskelerin ıslanması ya da nemlenmesi koruyucu özelliğini yitirmesine yol açtığından</span><span style="font-weight: 400;">, bu durum yaşandığında da yeni maske kullanılması gerekiyor.</span></p>
<p><b>Eklemek istediğiniz başka bir husus var mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maske konusunu bir kez daha vurgulamak istiyorum. Çünkü gerçekten bu konunun zaman zaman ihmal edildiğini gözlemliyorum. Özellikle bu dönemde hastalar pandeminin ilk dönemine göre daha ağır seyrediyor. Yoğun bakım ihtiyacı daha çok gözleniyor, hastalar daha uzun süre hastanede yatmak zorunda kalıyor. Bu yüzden, maske takmayı hiç ihmal etmemek bilhassa da bu süreçte çok önemli. Biz de, </span><span style="font-weight: 400;">TÜSAD olarak </span><span style="font-weight: 400;">bu konudaki farkındalığı arttırmak için bir sosyal medya kampanyası düzenledik. </span><b>#maskenitaksağlığınıkafanatakma</b><span style="font-weight: 400;"> sloganı ile yapılacak paylaşımlarla bu maske konusunda bilincin artık yerleşmesini amaçlıyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu kampanyamıza herkesi destek vermeye davet ediyoruz. Bunun için maske ile çekilmiş bir fotoğrafınızı Instagram’dan </span><b>#maskenitaksağlığınıkafanatakma</b><span style="font-weight: 400;"> sloganı ile paylaşmak, arkadaşlarınızı da etiketleyerek maskeli fotoğraf düellosuna davet etmeniz yeterli. Tüm okurlarınızın #solunumdernegi’ni de etiketleyip maskeli fotoğrafları ile kampanyamıza destek vermelerinden büyük mutluluk duyacağız.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/12/30/maske-kullanimi-alinacak-en-ciddi-ve-aksatilmamasi-gereken-onlem/">&#8220;Maske Kullanımı Alınacak En Ciddi ve Aksatılmaması Gereken Önlem&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
