<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Göç Araştırmaları Derneği arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/stk/goc-arastirmalari-dernegi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/stk/goc-arastirmalari-dernegi/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 10 Aug 2023 08:08:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Göç Araştırmaları Derneği arşivleri - Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/stk/goc-arastirmalari-dernegi/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Göç Araştırmaları Derneği&#8217;nden Yeni Rapor: Göç ve Deprem</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/08/10/go%cc%88c%cc%a7-aras%cc%a7tirmalari-derneg%cc%86inden-yeni-rapor-goc-ve-deprem/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Aug 2023 08:08:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Afet]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Araştırmaları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[GAR]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Araştırmaları Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=84881</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göç Araştırmaları Derneği (GAR), deprem sonrası süreçte yaşanan büyük iç göç hareketliliğinin izini sürmek ve mültecilerin yerleştikleri yerlerde yaşadıkları sorunların sistematik bir şekilde raporlanmasına katkı sunmak amacıyla 'Göç ve Deprem' başlıklı bir rapor hazırladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/08/10/go%cc%88c%cc%a7-aras%cc%a7tirmalari-derneg%cc%86inden-yeni-rapor-goc-ve-deprem/">Göç Araştırmaları Derneği&#8217;nden Yeni Rapor: Göç ve Deprem</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="td_block_wrap tdb_single_content tdi_171 td-pb-border-top td_block_template_8 td-post-content tagdiv-type" data-td-block-uid="tdi_171">
<div class="tdb-block-inner td-fix-index">
<p>Deprem bölgesindeki durumu ortaya koyan ilk iki raporun ardından bu raporda, göçmen hareketliliğinin uzandığı İstanbul odağa alınarak depremin göçmenler üzerindeki etkilerine dair bütünlüklü bir resim çizmek amaçlandı. Bu hareketliliği önemli kılan ve uzun vadede kapsamlı çalışmalara konu olması gereken olgu ise, deprem bölgesindeki Suriyelilerin kısa sayılabilecek bir süre içinde ikincil bir göç deneyimi yaşamış olması. Bu deneyim bağlamında İstanbul’a gelen grupların kimler olduğu, nasıl geldiği, hangi sorunlarla karşılaştıkları ve hangi mekanizmalarla bu sorunları çözmeye çalıştıkları gibi sorulara cevap aramak bu raporun temel çerçevesini oluşturuyor.</p>
<p>Bu amaçla, 6 Şubat 2023 depremini takip eden Nisan ve Mayıs ayları boyunca İstanbul’da 11 STK ve sivil inisiyatifle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirildi. Görüşmelerin, köklü kurumlardan yeni kurulmuş derneklere ve kişisel inisiyatiflere uzanan geniş bir yelpazede olmasına özen gösterildi.</p>
<p>Yapılan görüşmeler ve GAR’ın önceki iki raporunda ortaya çıkan bulgular ışığında, deprem sonrası yaşanan sürecin her aşamasına (yakın illere göçten İstanbul’a olan hareketliliğe kadar) sirayet eden temel sorunlar tespit edildi.  Temel sorunların koordinasyonsuzluk, belirsizlik ve ayrımcılık etrafında şekillendiği ve İstanbul’un özgül şartlarının bu sorunlara yeni katmanlar eklediği belirtildi.</p>
<div class="attachmentsContainer">
<div id="attachmentsList_com_content_article_322" class="attachmentsList"><a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/go%cc%88c%cc%a7-aras%cc%a7tirmalari-derneg%cc%86i-goc-ve-deprem/" target="_blank" rel="noopener">Rapora ulaşmak için tıklayınız.</a></div>
<div></div>
<div>Önceki <a href="https://bit.ly/3qVR30I">iki rapora buradan ulaşabilirsiniz.</a></div>
</div>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/08/10/go%cc%88c%cc%a7-aras%cc%a7tirmalari-derneg%cc%86inden-yeni-rapor-goc-ve-deprem/">Göç Araştırmaları Derneği&#8217;nden Yeni Rapor: Göç ve Deprem</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göç Araştırmaları Derneği Yarı Zamanlı İdari Koordinatör Arıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/22/goc-arastirmalari-dernegi-yari-zamanli-idari-koordinator-ariyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Mar 2023 18:25:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç Araştırmaları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İş İlanı]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[idari koordinatör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=83506</guid>

					<description><![CDATA[<p>GAR – Göç Araştırmaları Derneği, devam eden projelerinde görev almak üzere yarı-zamanlı “İdari Koordinatör” arıyor. İlana son başvuru tarihi 2 Nisan.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/22/goc-arastirmalari-dernegi-yari-zamanli-idari-koordinator-ariyor/">Göç Araştırmaları Derneği Yarı Zamanlı İdari Koordinatör Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h5><strong>Görev ve Sorumluluklar</strong></h5>
<ul>
<li>Projelerin idari ve mali takibini yürütmek,</li>
<li>Proje sonunda yazılması gereken idari ve mali raporları hazırlamak,</li>
<li>Bütçe ve faaliyet raporlarını düzenli olarak hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak,</li>
<li>Projelerde gerçekleştirilecek etkinliklerin organizasyonuna destek vermek,</li>
<li>Proje ekibi ile uyumlu çalışmak ve ekip üyelerine düzenli bilgilendirmeler yapmak,</li>
<li>Derneğin sürdürülebilirliği için kaynak geliştirme faaliyetlerinde görev almak,</li>
<li>Finansal işlemlere ait evrakları dosyalamak,</li>
<li>Denetim süreçlerinin koordinasyonunu sağlamak, yasal süreçler hakkında Yönetim Kurulunu bilgilendirmek,</li>
<li>Derneğin idari, mali ve yasal yükümlülüklerinin ilgili ekipler ile birlikte takibi ve koordinasyonu sağlamak,</li>
<li>Derneğin tüzüğünde belirtilen amaçlara uygun şekilde, dernek üyeleri tarafından proje kapsamında verilecek diğer tüm görevlerde yer almak,</li>
</ul>
<p>Bu pozisyon için öngörülen çalışma süresi, 1 Mayıs 2023-31 Aralık 2024 tarihleri arasında haftada 2 tam gündür.</p>
<h5><strong>Aranan Nitelikler</strong></h5>
<ul>
<li>Üniversitelerin Sosyal Bilimler bölümlerinden mezun,</li>
<li>İstanbul&#8217;da ikamet eden,</li>
<li>Sivil toplum alanında en az iki yıl idari çalışma deneyimine sahip,</li>
<li>İyi derecede yazılı ve sözlü İngilizce bilen, İngilizce ve Türkçe raporlama deneyimine sahip,</li>
<li>Bütçe ve Faaliyet planı hazırlama konusunda deneyimli,</li>
<li>Projelerin İzleme ve Değerlendirme süreçlerine hâkim,</li>
<li>Finansal ve İdari işler konusunda bilgi sahibi,</li>
<li>Gelişmiş organizasyon yeteneği ve deneyimi olan,</li>
<li>Sonuç odaklı ve analitik düşünebilen,</li>
<li>İç disiplini yüksek ve iş teslim tarihlerine sadık kalabilen</li>
</ul>
<p>adaylar tercih edilecektir.</p>
<p>Başvuru için iki referans bilgisi (isim ve iletişim bilgisi verilmesi yeterli olacaktır) ile İngilizce özgeçmişinizi ve en fazla bir sayfa İngilizce niyet mektubunuzu “İsminiz- İdari Koordinatör” konu başlığı ile <strong>2 Nisan 2023 saat 24:00</strong>’e kadar  <span id="cloak219b1098c564339803081bfd6143bfd7"><a href="mailto:eda@gar.org.tr">eda@gar.org.tr</a></span> adresine iletebilirsiniz. Yalnızca kısa listeye alınan adaylar mülakata çağırılacaktır.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2023/03/22/goc-arastirmalari-dernegi-yari-zamanli-idari-koordinator-ariyor/">Göç Araştırmaları Derneği Yarı Zamanlı İdari Koordinatör Arıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Vatandaş ve Mülteci Ayrımı Olmaksızın İfade Özgürlüğüne Erişim Hakkı Olmalıdır&#8217;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/09/vatandas-ve-multeci-ayrimi-olmaksizin-ifade-ozgurlugune-erisim-hakki-olmalidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nursen Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Nov 2021 11:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Araştırmaları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Medya ve Göç Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Sığınmacılar ve Mültecilerle Dayanışma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[geri gönderme]]></category>
		<category><![CDATA[ifade özgürlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci]]></category>
		<category><![CDATA[mülteci hakları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=75761</guid>

					<description><![CDATA[<p>Medya ve Göç Derneği Koordinatörü Dilan Taşdemir, Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der) Genel Koordinatörü Pırıl Erçoban ve Göç Araştırmaları Derneği (GAR) kurucularından Polat Alpman ile haklarında sınırdışı kararı verileceği açıklanan mültecileri ve sivil toplumun yapması gerekenleri konuştuk. Dilan Taşdemir, vatandaş ve mülteci ayrımı olmaksızın herkesin ifade özgürlüğüne erişim hakkı olması gerektiğini söylüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/09/vatandas-ve-multeci-ayrimi-olmaksizin-ifade-ozgurlugune-erisim-hakki-olmalidir/">&#8216;Vatandaş ve Mülteci Ayrımı Olmaksızın İfade Özgürlüğüne Erişim Hakkı Olmalıdır&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bir </span><span style="font-weight: 400;">Youtube kanalında yayınlanan sokak röportajında, Türkiye vatandaşının Suriyeli gence </span><b>“Ben muz yiyemiyorum, siz kilolarca muz alıyorsunuz” </b><span style="font-weight: 400;">demesi sosyal medyada gündem olmuştu.</span><span style="font-weight: 400;"> Bu sözler üzerine mültecilerden tepki olarak video paylaşımları yapıldı. Göç İdaresi Başkanlığı bu videoları paylaşan kişileri &#8220;provakatör&#8221; olarak tanımlayıp yedi kişi hakkında sınır dışı kararı verileceğini açıkladı. 11 kişinin göz altına alındığı ve video paylaşımında bulunan 31 kişinin kimliklerinin belirlendiği haberleri üzerine birçok sivil toplum örgütünün imzacı olduğu ortak bir açıklama yapıldı. İmzacı sivil toplum örgütlerinden Medya ve Göç Derneği Koordinatörü Dilan Taşdemir, Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der) Genel Koordinatörü Pırıl Erçoban ve Göç Araştırmaları Derneği (GAR) kurucularından Polat Alpman ile konuştuk.</span></p>
<h5><strong>&#8216;Mültecilerden Tepki Geleceğini Bekliyorduk.&#8217;</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Durumun endişe verici olduğunu, uluslararası sözleşmeler ve Türkiye yasalarıyla korunmuş kişilerin ifade özgürlüğü konusu ve geri göndermeme ilkesine değinen Dilan Taşdemir, bu ilkenin kapsamının “kimse geri gönderilemez” üzerinden kurgulanmamakta olduğunu söyledi. Bunun bir mesaj olduğunu düşünen Taşdemir, bu sürecin bugün başlamadığını; ekonomik krizin kaynağı olduklarının söylenmesi, demografik yapının bozulması, suçla ilişkilendirilme gibi konularda gerçeğe uymayan sebeplerle mültecilerin sürekli hedef gösterildiğine değindi. Bunların sonucunda bu tip toplumsal kaoslar yaşanmasının beklenen sonuç olduğunu belirten Taşdemir, mültecilerden tepki geleceğini beklediklerini söyledi: &#8221;Bu videolar şu açıdan önemli; mülteciler ilk defa kitlesel bir tepki verdi, bunun karşılığında da &#8216;herhangi bir muhalif bir tutum sergilerseniz, varlığınızı savunacak bir şey yaparsanız sizi sınır dışı ederiz&#8217; mesajı verilmiş oldu. Bu, kişilerin ifade özgürlükleri için bir tehditken öte yandan mültecilerin içinde bulundukları durumlara dair herhangi bir savunuculuk ve seslerini çıkaramayacaklarını gösteren bir hamle. Onun dışında bir mültecinin en ağır şekilde cezalandırılacağı şey,  zulüm altında olduğu için ayrıldığı ülkesine geri gönderilmesi veya bununla tehdit edilmesi; bu da ciddi anlamda endişe verici bir şey.&#8221;</span></p>
<h5><strong>&#8216;Şaka mı? Bir Akıl Tutulması mı Yaşıyoruz?&#8217;</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8221;Kendi açımdan, bu haberleri öncelikle şaşkınlıkla, hele ki gözaltılar ve sınır dışı kararları ile ilgili haberleri önce &#8216;şaka mı? Bir akıl tutulması mı yaşıyoruz?&#8217; diye izlediğimi söyleyebilirim açıklamalarında bulunan Mültecilerle Dayanışma Derneği (Mülteci-Der) Genel Koordinatörü Pırıl Erçoban, şaka olmadığını anlayınca ayrımcılığın, dışlamanın, mülteci korumasının ve hukuk ihlalinin geldiği nokta itibari ile üzüldüğünü ve endişesinin arttığını söyledi: &#8221;Trajikomik bir durumun ortasındayız, insanlar muz yeme videoları paylaştıkları için haklarında soruşturma açılıyor ve sınır dışı kararı veriliyor; şu anda hala sınır dışı edilmedilerse geri gönderme merkezlerinde özgürlüklerinden mahrum edilmiş şekilde alıkonuyorlar.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Erçoban, &#8221;Düşünün ki, savaştan zulümden kaçıp size sığınan insanlar, sürekli &#8216;istenmiyorsunuz, sevilmiyorsunuz, defolun gidin&#8217; mesajlarının, bakışlarının, uygulamaların altında yaşamak durumunda kalıyorlar; yedikleri-yemedikleri, söyledikleri-söylemedikleri, çalıştıkları-çalışmadıkları için sürekli siyasi çevrelerin, basının, sosyal medyanın hedefi haline getiriliyor ve her gün böyle bir dışlanma ile yaşamlarını sürdürmek durumunda kalıyorlar.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8216;Geçicilik&#8217; üzerine kurulu bir statüde ülkede yıllar, hatta bir ömür geçirmiş olsalar bile, her an sınır dışı edilmek korkusu yaşadıklarının altını çizen Erçoban, herhangi bir eleştiride, bir şikayette, bir serzenişte bulunma haklarının da olmadığını söyledi. Erçoban, böylesi mesajların her an, her taraftan geldiği bir ortamda yaşayan insanların, hele ki çocukların psikolojisini, insan onuruna verdiği zararı düşünmek zorunda olduğumuzu ve sahadaki izlenimlerinden çok ciddi ihlaller, ayrımcılık ve nefret suçuna varan söylem, davranışlar karşısında bile, mültecilerin şikayet etmekten çekindiklerini gösterdiğini ekledi. Erçoban buna örnek olarak, haftalarca, aylarca çalışıp, ücretini alamayan pek çok kişi olduğunu ancak şikayetçi olmak istemediklerini gösteriyor. Veya iş kazası sonrası sakat kalanlar, hayatını kaybedenlerin ailelerinin şikayetçi olmadıklarını, haklarını aramadıklarını; çünkü, çalışma izni olmadan çalışmaktan dolayı sınır dışı edilmekten korktuklarını söyledi.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Hukuki açıdan bakarsak, Anayasa’nın 25 ve 26. Maddeleri, Türkiye’nin taraf olduğu BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 19. Maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 10. Maddesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 19. Maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlalidir. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu tepki videolarının kin ve nefret içermediği, kamu düzenini bozmaya yönelik bir eylem olmadığı halde, suç yaratılmakta olduğunu söyleyen, Erçoban, &#8220;19 Sivil toplum kuruluşunun imzaladığı açıklamada ifade edildiği gibi, eğer ortada bir suç olduğu düşünülüyorsa, bu olayda olduğu gibi her fırsatta kin ve nefretle mültecileri hedef alan paylaşımlar, açıklamalar, TCK’nın 122. Maddesi&#8217;nde yer alan &#8216;nefret ve ayrımcılık&#8217; suçu kapsamında soruşturulmalı ve cezasız kalmamalıdır. Eğer muz yeme paylaşımlarının bir &#8216;suç&#8217; olduğu konusunda ısrar ediliyorsa, kişilerin adil bir şekilde yargılanıp, kendilerini savunmalarına izin verilmelidir. Apar topar, üstelik yasaları ihlal riskini göze alıp, sınır dışı etmek adil yargılanma hakkını da ihlal edecektir.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Göç Araştırmaları Derneği (GAR) kurucularından Polat Alpman, yapılan açıklamada herkesin ifade hürriyeti hakkına sahip olduğunu, geri göndermeme, iade etmeme yükümlülüğünü yeniden ve yeniden hatırlatmaya çalıştıklarını söyledi. Bunlar dışında birkaç noktaya dikkat çekmek isteyen Alpman, sığınmacılara yönelik giderek artan bu tahammülsüzlüğün nedenlerini ve Türkiye’deki aşırı-sağın ve milliyetçiliğin göçmenleri bahane ederek topluma dayattıkları siyasal seçeneklerin, göçmenlere yönelen fiili şiddetten ve ayrımcılıktan bağımsız düşünülemeyeceğini belirtti. </span></p>
<h5><strong>&#8221;Biz Muz Yiyemiyorken Onlar Muz Yiyorlar&#8217; İfadesi Türkiye’de Yaşanan Krizi Dile Getiren Cümle&#8217;</strong></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Alpman, yaşadıkları hayatın gerçek sorunlarını çözmek için gerçek çözümler üretmeyen seçmenlerin, bunu üretmekle yükümlü olanlara seslerini duyuramadıklarını ve ekonomik, sosyal, siyasal alanlarda üst üste yaşadıkları yıkımların nedeni olarak göçmenleri yaftaladıklarını söyledi: “&#8217;Biz [yurttaşlar] muz yiyemiyorken onlar [sığınmacılar] muz yiyorlar&#8217; ifadesi Türkiye’de yaşanan krizi dile getiren cümle. Gerçek sorumlulardan hesap soramıyor olmanın çaresizliği ile ekmeğini göçmenlere kaptırmış gibi hissetmenin öfkesi, göçmenlerle ilgili hiçbir hakkaniyet ilkesi tanımayan ırkçılık-milliyetçilik ile iç içe girerek muz gibi -artık lüks olan- bir meyveyle gösteriliyor.&#8217; </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alpman, bu tutumun göçmenleri sosyoekonomik gerilemenin nedeni olarak damgalamakla sınırlı olmadığını ama onları bir iç güvenlik sorunu ya da asalak gibi temsil etmeye yönelik girişimlerin arkasında ekonomik krizin, düşük ücretlerin, artan masrafların ve işsizlik baskısının izlerini görmenin mümkün olduğunu ekledi.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<h5><b>&#8216;Sivil Toplum Örgütleri Bir Şeyler Yapıyor Ancak Yeterli Değil&#8217;</b></h5>
<p><span style="font-weight: 400;">Konunun sivil toplum boyutuna geldiğimizde ise Dilan Taşdemir, sivil toplum örgütlerinin</span> <span style="font-weight: 400;">hukuki destek, savunuculuk, bir arada yaşama ve uyuma dair şeyler yaptıklarını ancak bunun yeterli olmadığını gördüklerini söyledi. Taşdemir&#8217;e göre bu sadece sivil toplum çabasıyla çözülebilecek bir mesele değil. Sivil toplum örgütlerinin bir arada yaşam, uyum, mültecilerin medya ve siyasiler tarafından hedef gösterilmemesi için politikacılara daha fazla baskı yapması gerektiğini belirten Taşdemir, &#8221;Medya kuruluşlarının nefret söylemi üreten ve üretilmesine aracı olan özellikle sosyal medya kurumlarının bir politika üretmesine dair örgütlü bir çalışma yürütebilir. Özellikle mülteci hakkı ve ifade özgürlüğü çalışan kurumlar mültecilere yönelik nefret söylemiyle mücadele eden daha fazla çalışma yapabilir. Herkesin ifade özgürlüğüne erişim hakkı vardır; vatandaş ve mülteci ayrımı olmaksızın bu olmalıdır. Geri göndermeye dair bir politika uygulanacaksa sivil toplum örgütleri olarak bunun işaretlerini almalı ve daha sıkı çalışma yapmalıyız.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Pırıl Erçoban, </span><span style="font-weight: 400;">imzacı oldukları açıklamada 19 kurumun kısa sürede güçlerini birleştirerek tepkisini ortaya koyduğunu; bazı kuruluşların bireysel açıklamaları ile bunu yaptığını vurguladı: &#8221;Avukatlar, barolar, sivil toplum kuruluşları, bu olayda haklarında sınır dışı kararı verilen kişilere ulaşmak için çaba harcıyor. Umarım, bu kişilere ulaşılabilir, adalete erişimleri sağlanır ve tabii hukuk uygulanır. Bu tepki sesleri de özellikle ırkçı reaksiyon verenlerin de kulağına gider, durup içtenlikle &#8216;haklı mıyız?&#8217; diye düşünürler, özeleştiri yaparlar; bu tutumda ısrar edenler için de gerekli idari ve yasal süreçler işletilir.” </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Polat Alpman ise daha önce </span><a href="https://www.sivilsayfalar.org/author/polat-alpman/" target="_blank" rel="noopener"><i><span style="font-weight: 400;">Sivil Sayfalar</span></i></a><span style="font-weight: 400;"><a href="https://www.sivilsayfalar.org/author/polat-alpman/">’da sivil toplum teorisi üzerine birkaç yazı yazdığını</a> hatırlatıp, o yazılarda sivil toplum ile devlet ilişkisinin niteliğini çözümlemeye ve değişen toplumsal formasyonun içinde sivil toplumun nereye karşılık geldiği üzerine düşünmeye çalıştığını belirtti. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yirminci yüzyılın dönüştürücü dinamiklerinden biri olan sivil toplum hareketinin, bu yüzyıl için aynı dinamiklere sahip olmadığını düşündüğünü söyleyen Alpan, &#8221;</span><span style="font-weight: 400;">Elbette &#8216;sivil toplum örgütleri ne yapıyor ve ne yapmalı&#8217; sorusu pratik bir yanıt talep ediyor. Şunları yapıyor, şunları yapmalı gibi… Göç alanında çalışan sivil toplum örgütleri takip, izleme, değerlendirme, raporlama, saha araştırmaları, ayni-nakdi yardımlar, eğitim-edindirme programları ve hak savunuculuğu başta olmak üzere neredeyse her şeyi yapıyor. Örgütlerin büyük çoğunluğu bu faaliyetleri gerçekleştirebilmek için uluslararası fonların ve hibe programlarının standartlarına uygun bir iş planı ve tekniği geliştirmek zorundalar, çünkü öz gelir kaynakları ya çok kısıtlı ya da yok. Dolayısıyla uğraş verdikleri alanla ilgili gittikçe profesyonelleşme baskısı artıyor. Sivil toplum hareketi içerisinde profesyonelleşmenin gelişmesi ise sivilliğin niteliğini konuşmamızı zorunlu hale getiriyor.&#8221; açıklamalarında bulundu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alpman son olarak, göç alanında çalışan sivil toplum örgütleri &#8216;ne yapmalı&#8217; sorusuna, &#8221;Göçmenlerle ilgili ne yapılacağını biliyoruz. Bunların neredeyse hepsi Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası sözleşmeler tarafından belirlenmiş. Sivil toplum örgütleri, bu sözleşmeler tarafından belirtilen siyasal, hukuki, ekonomik uygulamaların gerçekleştirilmesi için hükümeti teşvik etmek ve onu zorlamakla yükümlüdür. Bunun yapılmadığını söyleyemeyiz ama neredeyse hiçbir etki üretemediği de ortada… Belki de Türkiye’deki sivil toplum pratiği üzerine daha düşünmeliyiz&#8221; dedi.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2021/11/09/vatandas-ve-multeci-ayrimi-olmaksizin-ifade-ozgurlugune-erisim-hakki-olmalidir/">&#8216;Vatandaş ve Mülteci Ayrımı Olmaksızın İfade Özgürlüğüne Erişim Hakkı Olmalıdır&#8217;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suriyeli Kadınların Çalışma Deneyimleri: &#8220;Mecburiyet, Müzakere, Değişim&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/01/suriyeli-kadinlarin-calisma-deneyimleri-mecburiyet-muzakere-degisim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 May 2020 13:23:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Araştırmaları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[DİDEM DANIŞ]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli kadınlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=53285</guid>

					<description><![CDATA[<p>Göç Araştırmaları Derneği‘nin (GAR) hazırladığı Suriyeli Kadınların Çalışma Deneyimleri ve Toplumsal Cinsiyet İlişkileri raporu, Suriyeli mülteci kadınların çalışma deneyimlerine ‘mecburiyet, müzakere, değişim’ başlıklarıyla odaklanıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/01/suriyeli-kadinlarin-calisma-deneyimleri-mecburiyet-muzakere-degisim/">Suriyeli Kadınların Çalışma Deneyimleri: &#8220;Mecburiyet, Müzakere, Değişim&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Lülüfer Körükmez, İlhan Zeynep Karakılıç ve Didem Danış tarafından Henrich Böll Stftung Derneği’nin desteğiyle hazırlanan araştırma raporu, Mersin, Gaziantep ve İzmir’de derinlemesine mülakat yapılan 48 Suriyeli mülteci kadınının, ücretli iş gücüne girişlerini ve çalışma deneyimlerini toplumsal cinsiyet perspektifiyle ele alıyor. Araştırmanın, yeniden yerleşme sürecinde Suriyeli kadınların ücretli iş deneyimlerinin yarattığı toplumsal cinsiyet normları, ilişkileri ve rollerinin dönüşümünü, ücretli iş, çalışma rejimi ve toplumsal ağları odağına alarak anlamayı amaçladığı belirtilen raporda, görüşülen kadınların tamamına yakınının Türkiye’de geçim sıkıntısı sebebiyle ve “mecburiyetten” çalışmaya başladıklarını belirttikleri kaydediliyor. Rapora göre, kadınlar göç öncesinde Suriye’de yaşam koşullarının görece kolay olması ve ev dışında ücretli çalışmanın kadınlara uygun olmadığına yönelik toplumsal cinsiyet normları nedeniyle çoğunlukla çalışmadıklarını dile getiriyor. Kadınlar göç sonrası, yeniden yerleşme sürecinde ise geçim sıkıntısı ağırlaştıkça, mecburiyetten çalışmaya başladıklarını belirtiyor.</p>
<p><strong>İş Bulmada Toplumsal Ağlar Anahtar</strong></p>
<p>Rapora göre, göç sürecinde yaşanacak kentin seçiminde, o kentte yaşayan aile, akrabalar ve tanıdıkların varlığı belirleyici oluyor. Bu ilişkiler toplumsal ağın önemli bir kısmını oluşturmakla birlikte, iş bulmak için kadınlar bu ağların fiziksel ve sosyal sınırlarının dışına çıkarıyor. Parça başı işler, komşu, akraba gibi yakın ilişkiler yoluyla bulunurken, ev dışı işler için mahalleden çıkmak gerektiği görüldüğü belirtilen raporda, iltica ve mültecilik alanında çalışan STK’lar, gerek göçmenler gerekse de göçmen olmayanlarla ilişki kurmak ve ilişki ağını geliştirmek açısından bir düğüm noktası olduğu vurgulanıyor. Kadınlar kurs, eğitim ve benzeri faaliyetlere katılarak bir yandan sosyalleşme imkanı bulurken diğer yandan da iş imkanlarından haberdar oluyorlar.</p>
<p><strong>İş Koşulları Günlük ihtiyaçları Karşılamakla Sınırlı</strong></p>
<p>Raporda, kadınların genellikle güvencesiz, geçici ve düşük ücretli işlerde çalıştığı, emeklilik gibi güvencelerin ise neredeyse mümkün olmadığı belirtiliyor. Kazanılan paranın hanenin geçimi için harcandığı belirtilen raporda,  kadınların STK’larda veya kamu kurumlarında çalışanlar, kendi kurduğu işte çalışanlar, ev dışında kuaför, tezgahtar, konfeksiyon işçisi gibi ücretli işlerde çalışanlar, evde parça başı iş yapanlar  olarak dört kategoride çalıştığının belirlendiği ve tüm bu işlerin kadınlara  güvenceli bir gelecek sunmaktan uzak oldukları vurgulanıyor.</p>
<p><strong>Ayrımcılık Ve Irkçılık Yaygın Pratik</strong></p>
<p>Raporda mülteci kadınların iş yerlerinde  ayrımcı ve ırkçı yaklaşımlarla yaygın karşılaştığı belirtilirken,  Türkiyelilere göre düşük ücret, laf atma ve doğrudan aşağılamanın yanı sıra, bazı iş yerlerinde kadınların Suriyeli olduklarını saklaması istendiği, zaman zaman da kadınların bir önlem olarak bunu kendiliklerinden yaptığı vurgulanıyor. Esnaflık yapan kadınlar ise, yine ırkçılık, ayrımcılık ile mali ve bürokratik zorluklar nedeniyle işlerini devam ettirmekte zorlandıklarını dile getiriyorlar.</p>
<p><strong>İşe Girmek Yeni Yük ve Riskler Getiriyor</strong></p>
<p>Kadınların ücretli işe girme süreci, güçlenme ve dayanıklılık kadar yeni yükler ve riskleri de beraberinde getirdiği vurgulanan raporda, “Evin ve ailenin bakımından sorumlu kişi olarak görülen kadınların, çalışmaya başlaması, ataerkil toplumsal cinsiyet normları sebebiyle kadınları oldukça zorlamaktadır. İşle birlikte bakım görevlerini de eksiksiz yerine getirebilmek için kadınlar daha fazla çaba harcamaktadırlar. Kadınların çalışmasının önündeki en önemli engel de çocukların bakımı ve hanenin düzeninin devamının sağlanmasıdır. Öte yandan, geleneksel ilişkiler içinde hanede güç ve söz sahibi olan erkekler, kadınların ücretli işe girmesiyle, hane reisliği görevini yerine getiremediklerini düşünerek erkeklikten düşme kaygısı yaşamaktadırlar. Kadınlar, eşlerinin yaşadığı duygusal ve mental zorluklarla baş etmek ve gerilimi hafifletmek için cinsiyete dayalı duygusal emek sarf etmektedir.” Deniliyor.</p>
<p><strong>Değişimden Memnunluk</strong></p>
<p>Kadınların önemli bir bölümünün, toplumsal cinsiyet ilişkilerinde yaşanan dönüşümden memnun oldukları bu değişimi Türkiye&#8217;de yaşamakla ilişkilendirdikleri <img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-53286" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2020/05/suriyeyli.png" alt="Suriyeli Kadınların Çalışma Deneyimleri" width="360" height="189" />belirtilen raporda, “Gerek ücretli çalışma nedeniyle gerekse de diğer ihtiyaçların giderilmesi için mecburi olarak evin fiziksel sınırlarının dışına çıkmak, beraberinde ilişki normlarının da dışına çıkmayı getirmiştir. Suriye&#8217;ye dönmenin, yaşanan değişimin kaybına neden olacağından endişe duymaktadırlar. Erkeklerin ise eski norm ve ilişkileri korumak istemeleri nedeniyle Suriye&#8217;ye dönmek istediği belirtilmektedir.” Deniliyor. Kadınların tüm zorluklarına karşın ücretli çalışmayla güçlendiklerini hissettikleri vurgulanan raporda, “Kendi hayatları üzerinde söz sahibi olabilmek; ilişkilerin başka türlü kurulması ihtimalini ve yollarını öğrenmek; bu yeni durumu deneyimlemek, kadınların bir dönüşüm geçirdiğinin ve dayanıklılık kazandığının işaretleridir. Çelişkileri ve kırılmaları içinde barındırıyor olsa da bu süreç, kuşkusuz sonraki kuşakta da sürecektir.” tespitinde bulunuluyor.</p>
<p>Mülteci kadınların istihdamıyla ilgili sorunların çözümü için önerilere de yer verilen raporun tamamını okumak için <a href="https://www.sivilsayfalar.org/raporlar/goc-arastirmalari-dernegi-mecburiyet-muzareke-degisim-suriyeli-kadinlarin-calisma-deneyimleri-ve-toplumsal-cinsiyet-iliskileri/">tıklayınız</a>.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/05/01/suriyeli-kadinlarin-calisma-deneyimleri-mecburiyet-muzakere-degisim/">Suriyeli Kadınların Çalışma Deneyimleri: &#8220;Mecburiyet, Müzakere, Değişim&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Türkiye’de Göç Araştırmaları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/toplumsal-cinsiyet-perspektifinden-turkiyede-goc-arastirmalari/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/toplumsal-cinsiyet-perspektifinden-turkiyede-goc-arastirmalari/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sivil Sayfalar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Apr 2019 21:15:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Araştırmaları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[SU Gender]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Türkiye’de Göç Araştırmaları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=37792</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları (SU Gender) ve Göç Araştırmaları Derneği (GAR) ortaklığında 3 Mayıs tarihinde düzenlenecek "Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Türkiye’de Göç Araştırmaları" programı açıklandı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/toplumsal-cinsiyet-perspektifinden-turkiyede-goc-arastirmalari/">Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Türkiye’de Göç Araştırmaları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>3 Mayıs 2019, İstanbul<br />
<em>Cezayir Toplantı Salonu</em></p>
<p><strong>9.00-9.30</strong> – Açılış – <strong>Kristen Biehl</strong> (SU GENDER) ve <strong>Didem Danış</strong> (GAR)<br />
<strong>Lülüfer Körükmez</strong>, <strong>Cavidan Soykan</strong>, <strong>İlhan Zeynep Karakılıç</strong> &#8211; Türkiye’de Göç Bağlamında Dayanıklılık, Çalışma ve Toplumsal Cinsiyet raporunun tanıtımı</p>
<p><strong>9.30-11.00 / 1. Panel: Karşılaşmalar ve deneyimler I </strong><br />
Oturum başkanı ve tartışmacı: <strong>Meltem Sancak</strong><br />
<strong>Salim Aykut Öztürk</strong> (UCL) &#8211; “İçi Dışı Bir Gibi Ama Değil: Türkiye&#8217;den Sınırdışı Edilmiş Kadınların Anlatılarında Büyüyen ve Küçülen Bir Ermenistan”<br />
<strong>Cemile Gizem Dinçer</strong> (ODTÜ) – “Türkiye’deki Uydu Kentlerde Mülteci Kadın Deneyimi”<br />
<strong>Hasret Saygı</strong> (Boğaziçi Üniv.) &#8211; “Mülteci Ve Yerel Kadınlar Arasındaki Etkileşimin Etnografik Incelemesi”</p>
<p><strong>11.00-11.30 &#8211; Ara</strong></p>
<p><strong>11.30-13.00 / 2. Panel: Karşılaşmalar ve deneyimler II</strong><br />
Oturum başkanı ve tartışmacı: <strong>Şevkat Bahar Özvarış</strong><br />
<strong>Mahmut Kaya</strong> (Harran Üniv.) – “Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliğinin Çatışma Alanı Olarak Enformel Mülteci Evlilikleri”<br />
<strong>Özge Sarıalioğlu</strong> (Düzce üniv.) &#8211; “Mülteciliğin Ve Yerelliğin Karşılaşma Mekânı Olarak Esenler: Tanımlar Ve (Karşı)Söylemler”<br />
<strong>Mert Koçak</strong> (CEU) &#8211; “Türkiye’ye Göç Eden Kimlikler: LGBTI Mülteciliğin Yerel ve Ulusaşırı Dinamiklerin Kesişiminde İnşası”</p>
<p><strong>13.00 &#8211; 14.00 &#8211; Yemek</strong></p>
<p><strong>14.00-15.30 / 3. Panel: Kurumlar ve söylemler</strong><br />
Oturum başkanı ve tartışmacı: <strong>Yasemin Kalaylıoğlu</strong><br />
<strong>Meriç Çağlar</strong> (CEU) &#8211; “Toplumsal Cinsiyet Temelli Kırılganlığı Anlamak: Türkiye’de Uluslararası Koruma Altında Bulunan Mülteci Kadınların Maddi Korumaya Erişimi”<br />
<strong>Asuman Özgür Keysan</strong> (ODTÜ), Gökten Doğangün (ODTÜ) &amp; Burcu Şentürk (Ege Üniv.) &#8211; “Türkiye’deki Sivil Toplum Kuruluşlarının Mülteci Kadınlara yönelik Güçlendirme Politikaları: Suriyeli Mülteci Kadınların Deneyimleri”<br />
<strong>Pınar Yıldız &amp; N. Ceren Erol</strong> (Aramızda Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları Derneği)- “Eşikte Bırakılanlar: Suriyeli Mülteci Kadınlar”</p>
<p><strong>15.30-16.00 &#8211; ARA</strong></p>
<p><strong>16.00-17.30 / 4. Panel: Kadın emeği</strong><br />
Oturum başkanı ve tartışmacı: <strong>Emel Coşkun</strong><br />
<strong>Canan Uçar</strong> (Boğaziçi Üniv.) &#8211; “Emek Karşılaşmaları: Antep’te Suriyeli Kadın İşçiler”<br />
<strong>Şeyma Yetkin</strong> (CEU) &#8211; “Kent Periferisinde Hızlı Moda ve Artı-k Popülasyonlar: İstanbul Hazır Giyim Endüstrisi’nde Göçmen Kadın Emeği”<br />
<strong>Hilal Sevlü</strong> (Muğla Sıtkı Koçman Üniv.) &#8211; “Gündelik hayat deneyimleri ve kentte var olma mücadeleleri: Gaziantep”</p>
<p><strong>17.30-18.00 / Kapanış</strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/toplumsal-cinsiyet-perspektifinden-turkiyede-goc-arastirmalari/">Toplumsal Cinsiyet Perspektifinden Türkiye’de Göç Araştırmaları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/22/toplumsal-cinsiyet-perspektifinden-turkiyede-goc-arastirmalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Göç Alanı Genişliyor ancak Yeterince Bilgi Üretilmiyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/09/goc-alani-genisliyor-ancak-yeterince-bilgi-uretilmiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Ali Çalışkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Feb 2018 08:46:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Göç Araştırmaları Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Akademi]]></category>
		<category><![CDATA[BESİM CAN ZIRH]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Şenol Sert]]></category>
		<category><![CDATA[DİDEM DANIŞ]]></category>
		<category><![CDATA[göç araştırmaları]]></category>
		<category><![CDATA[GÖÇ ARAŞTIRMALARI DERNEĞİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜLAY UĞUR GÖKSEL]]></category>
		<category><![CDATA[savunuculuk]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Hikayeler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24343</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sivil toplum, mağdurların kendilerini ifade ettikleri, mağduriyetlerini konu ettikleri, hafifletecek ya da giderecek yollar aradıkları bir alan. Etnik, dini, kültürel kimlik eksenli olanlardan demografik olanlara, ulaşım mağduriyetlerinden hizmetlere erişim mağduriyetlerine pek çok farklı mağduriyet hallerine rastlamak mümkün. Türkiye’nin mevcut koşullarında ortaya çıkan yeni bir mağduriyet konusunu ise üniversite kurumsallığı içinde araştırma yapmanın, bilgi üretmenin önündeki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/09/goc-alani-genisliyor-ancak-yeterince-bilgi-uretilmiyor/">Göç Alanı Genişliyor ancak Yeterince Bilgi Üretilmiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sivil toplum, mağdurların kendilerini ifade ettikleri, mağduriyetlerini konu ettikleri, hafifletecek ya da giderecek yollar aradıkları bir alan. Etnik, dini, kültürel kimlik eksenli olanlardan demografik olanlara, ulaşım mağduriyetlerinden hizmetlere erişim mağduriyetlerine pek çok farklı mağduriyet hallerine rastlamak mümkün. Türkiye’nin mevcut koşullarında ortaya çıkan yeni bir mağduriyet konusunu ise üniversite kurumsallığı içinde araştırma yapmanın, bilgi üretmenin önündeki engeller oluşturuyor. Bu engellerin en görünür olduğu konulardan biri de göç meselesi. Bir yanda Türkiye’ye yönelen mülteci göçleri, diğer yanda Türkiye’den Batı’ya yönelen yaşam tarzı göçleri, konuyu hem çeşitlendiriyor hem de önemli bir bilgi ve araştırma açığı ortaya çıkarıyor. Göç Araştırmaları Derneği bu açığı kapatmaya aday kuruluşlardan biri.</p>
<p>Kendilerini, “göç alanında çalışmalar yapmak, bu alanda farklı disiplinler tarafından yapılan çalışmaların içinde yer almak, göç araştırma ve araştırmacılarını desteklemek, çalışmalarda üretilen bilgilerin yaygınlaştırılmasına katkıda bulunmak, göçe ilişkin konularda çalışanlar arasında mesleki dayanışma, iletişim, işbirliği ve etkileşimi sağlamak” amacında bir STK olarak tanıtıyorlar.</p>
<p>Göç Araştırmaları Derneği kurucuları ile derneği, derneği ortaya çıkaran şartları ve hedeflerini konuştuk.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> İlk sorum şu: Bir sivil toplum kuruluşu ortaya çıkarken bir tür boşluk analizi yapar. Yani kendi meselesiyle ilgili, alanında bir boşluk olduğunu düşünür ve o boşluğu doldurmak ister. Siz Göç Araştırmaları Derneğini kurarken Türkiye’de ne gibi bir boşluk olduğunu düşündünüz de bir araya geldiniz ve bir dernek oluşturdunuz?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Son dönemde, özellikle Suriyelilerin gelişinden beri, sivil toplum göç alanı üzerinden genişledi. Özellikle insani yardım kuruluşları üzerinden. Ama bu genişlemeye rağmen çok ciddi bir bilgi eksikliği var. Hem kamuda hem de sivil alanda göçün bilgisi yeterince üretilmiyor. Akademik alanda da, Türkiye’de göç araştırmaları çok yeni bir alt disiplin. Orada da kolektif bir bilgi üretimi ve bilgi paylaşımı mecrası yok. İşte ana fikir buydu. Bilgiyi hem sivil alan yani sivil toplum kuruluşları için, hem politika yapıcı kamu için, hem de akademi için daha kolektif bir şekilde üretebilmenin yollarını aramak. İlk çıkış fikri buydu.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Besim Can Zırh:</strong> Ben de şöyle bir ek yapabilirim. Bu yeni bir fikir değil. 2008’de bu yönde bir adım atma girişimimiz olmuştu, dernek değil de bir blogla başladı bu. O zamanki “Göçebe Yazılardı”, Didem’in de içinde olduğu. Temel çıkış motivasyonumuz şöyleydi, hepimiz göç çalışan insanlarız ama memlekette o kadar bilinmiyordu ki göç meselesi. Mesela aslında Almanya&#8217;ya göç 40 yılı bulmuştu. Blog kolay bir ilişki kurabilme yolu olabilir mi demiş, göçün fotoğrafa, sinemaya, müziğe yansımalarına bakarız diye düşünmüştük. Suriyeliler meselesi hiç ortada yokken böyle ufak bir girişimimiz olmuştu. Suriye meselesi sonrasında Didem’in de söylediği gibi, bir aciliyete istinaden bir patlama yaşandı ve aslında bizim akademiden doğru baktığımız bilgi üretimi çok hızlı bir şekilde sektörleşti. O kadar hızlı bir şekilde sektörleşti ki böyle bir durup &#8220;nasıl bir süreç oluyor burada&#8221; sorusu çok fazla düşünülmedi. Bu dernek ne işe yarar, ne yaparsa işe yaramış olur, sivil toplum konusunda kendisini gerçekleştirir sorusunu soruyorum. Bence şunu yaparsa kendini gerçekleştirmiş olacak: Türkiye’de göç alanında sunulan hizmet, göç alanında yapılan araştırma, göç alanında üretilen politikanın bir meta anlatısını ve refleksif bir kritiğini yapmayı başarabilirse, bu sürecin alternatif bir tarihçesini tutmayı becerebilirse, bence en önemli katkısı bu olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert:</strong> Ben de bir şey ekleyeyim. Üretim sürecinin ilk sekteye uğraması akademide, göç konusunda oldu. Özelikle Suriyelilerle birlikte bir çoğumuza rektörlüklerden yazılar geldi. Suriyelilerle ilgili araştırmalarınız izne tabi tutulmuştur diye. Ama iznin nereden alınacağı nasıl alınacağı herhangi bir şekilde açıklanmadan. Yani istediğiniz gibi Suriyelilerle ilgili araştırma yapmaya başlayamazdınız. Akademide Suriyelilerle ilgili bilgi üretiminde bir bariyer oluşturdular ve nedense o bariyeri bazıları çok kolay aştı, bazıları o kadar kolay aşamadı. Kimi insanlar o izin sürecine daha kolay erişebildiler, kimi insanlar erişemediler. Ya da araştırma fonlarının dağılımında. Çünkü malum izin alamazsan fona da başvuramıyorsun vs. Bilgi üretim sürecindeki bu sekte de bizi hızlandırdı, bir araya gelmemizi sağladı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> O aşamada 15-20 kişi kadar göç çalışan akademisyenler olarak bir göç araştırmacıları platformu kurduk. Dernekten önce tamamen enformel bir birliktelik olarak yapılmış bir girişimdi. O dönemde bu yasak üzerine bayağı bir kafa yorduk, çünkü sadece yasak değil, bir de gizli bir yasaktı. İçişleri bakanlığı üzerinden rektörlüklere gelen bu gizli yazı medyaya yansıyıp görünür olunca, tartışmaya başladık. Bu alanda çalışan araştırmacılar olarak, neredeyse 12 Eylül’de bile görülmemiş böyle bir kontrolü nasıl aşacağız diye düşünmeye başladık. Yani derneğin ciddi bir anlamda bir geçmişi var; bir anda dernek kurma fikriyle ortaya çıkmadık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Bu söyledikleriniz burayı bir akademik enstitü gibi konumlandırıyor. Yani esas meselesi bilgi üretmek, bilgi üretimini desteklemek, bilgi üretim süreci önündeki bariyerleri aşmak ya da oradaki yansımaları sağlamak, onu tartışmak, düşünmek gibi duruyor. Amaçlarınıza baktığımda bir tarafında da kamuoyunda farkındalık yaratmak diyorsunuz. Yani bilgi üretmek sizi daha uzman kılarken, farkındalık yaratma sizi daha savunucu kılıyor. Burada bir gerilim var mı uzmanlık ve savunuculuk arasında?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Besim Can Zırh:</strong> Ben çok gerilim görmüyorum. Bizim asli mesleki kişiliğimizin, şahsiyetimizin kurulduğu yer akademi. Biz akademisyeniz. Yaptığımız iş bu. Kendimizi akademinin neresinde görürüz ayrı bir soru. Ama bence bilginin üretimine dair böylesi bir refleksif müdahale veya nasıl üretildiğine dair bir söz söyleyebilmek aslında o üretilen bilginin topluma nasıl yansıyacağına, interdisipliner alanda nasıl kullanılacağına dair bir müdahale. “Suriyelilerden korkmayın çünkü ekonomimize çok büyük katkıları olacak” demek de mesela bilgiye dayanıyor. Ama bu bilginin nasıl söylemleştiği noktasında, o geçişte bence bir gerilim var. Oraya müdahalenin kendisi bile aslında hayatta bir şeye müdahale potansiyeli içeriyor. Yani böyle bir akademik enstitüleşmede ben henüz o gerilimi görmediğimi söylüyorum ama diğer eksene dair açabiliriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Polat Alpman:</strong> Uzmanlıkla savunuculuk arasında zaten zannettiğimiz kadar makas yok. Özellikle Türkiye’de alanını koruman da oradaki mücadelen kadar. Ne kadar mücadele veriyorsan, o alanda ne kadar farkındalık yaratıyorsan, ne kadar savunuculuğunu yapabiliyorsan bu konunun, uzmanlığını da o kadar sürdürebiliyorsun. Bizim en ciddi sorunlarımızdan biridir bu Türkiye’de. Akademi içerisinde yer alanlar kendi alanlarını koruyamazlar. Bu konuda atomize olurlar. Sanki bu alanın hiç üyesi değilmiş gibi davranırlar. Belki derneğin bu anlamda en önemli katkısı bu alanda çalışanları ikisini oturtabilecekleri bir zemin oluşturması olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Bir de, sağlıklı bilgi olmadan savunuculuk yapamazsın. O çok net. Türkiye’de Suriyeli mültecilerin gelişi sonrasında çok hızlı bir genişleme olsa da yeterli ve eleştirel bilgi üretilmedi. Yani bilgi üretilme sürecinin kolektif, eleştirel ve araştırmaya dayanan şekilde yapılması bence zaten başlı başına savunuculuk. Özelikle Türkiye’nin mevcut koşulları içerisinde.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Akademinin bilgi üretme motivasyonunda zorunlu olarak savunuculuğun olmadığını görüyoruz. Yani onun bir politikaya, öneriye, stratejiye dönüşmesi gerekmiyor. Sivil toplumun bilgi üretme motivasyonun arkasındaysa akademiden farklı olarak o bilgiyi politikayı, kararları ve kanaatleri etkilemek için enstrüman olarak kullanma ihtiyacı var genellikle. Siz Türkiye sivil toplumunda göç meselesinde bilgiye dayanmayan bir savunuculuk olduğunu görmüş olabilirsiniz. O açığı görmüş olabilirsiniz. Ben biraz onu merak ederek sordum. Direksiyonu en çok nereye kıracaksınız, yani hangi önceliğe? Türkiye’de göç meselesinde çalışan sivil toplum kuruluşlarının ve akademinin bilgi açığını mı kapatacaksınız yoksa ürettiğiniz bilgiyi kamu yönetimi ile müzakerede bir araç olarak mı kullanacak mısınız?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert</strong><strong>:</strong> İdeal bir sistemde çok haklısın ama tabi şöyle de bir şey var bir yanda kamuya erişimi olan bir sivil toplum var, öbür yanda kamuya erişimi olamayan bir sivil toplum var. Biz şu an çok yeni bir derneğiz tam neresinde duruyoruz çok emin değilim ama. Biz belki de kamu derken etkimizi devlete yöneltmedik, sanki biraz daha böyle kamusal alanda görünür olmak. Mesela bizim etkinliklerimize, eğitim ve Suriyeliler üzerine bir etkinlik yaptığımız zaman o bölgedeki öğretmenler de geliyor ve onlar da dinliyor. Farkındalık oluşturmayı ya da savunuculuk yapmayı belki de devlet düzeyinde değil de, biraz daha böyle sivil tarafında ele alıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Yani kamunun sivil tarafında. Deniz’in dediği gibi, ideal bir dünyada istiyoruz ki sivil toplum kuruluşları olarak politika yapma süreçlerine katkıda bulunalım ama mevcut durumda kamu her zaman erişilebilir olmuyor. Ama bizim yaptığımız işlerde gördüğümüz, kamu çalışanlarının, yani kamunun sivil üyelerinin bu bilgi üretiminden etkilenerek bir şeyler yapması. Toplantılarımıza öğretmenler geliyor, Göç İdaresi’nde çalışanlar geliyor. Dolayısıyla onların da yaptığı iş üzerinden daha kapsamlı şekilde düşünme, başka sorular sorabilme imkânı oluşmuş oluyor. Bir yandan da, dernek olarak çok genciz. Kurulalı henüz 4 ay oldu. Bugün Türkiye’deki kutuplaşma, devletin pek çok alanı monopolize etmesi gibi gelişmelere rağmen, bir iki sene sonra ürettiğimiz sesin bir ağırlığı olacağı için ister istemez bir şekilde kaale alınacağını düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gülay Uğur Göksel</strong><strong>:</strong> Gelecekte yapmak istediklerimizden biri de göç üzerine çalışan sivil toplum kuruluşlarına bilgi sağlama, göçmenlerle çalışmalarında standart getirme konusunda bir toplantı hazırlanması. Haziran başı için planladığımız, entegrasyon konulu bu etkinlik halihazırda başlanılmış sosyal uyum projelerinin Suriyeli mültecilerle ev sahibi toplum üzerindeki etkilerini analiz etmek, bu konuda bilgi ve deneyim paylaşmak üzerine kurgulandı. Göç konusuyla ilgilenen STK’ların da son dönemlerde üzerinde oldukça durduğu, popülerleşmiş kavramlardan biri sosyal uyum. Popüler olduğu gibi fonlanan da bir şey. Ama bu hizmetlerin, programların içeriğine ve nasıl dizayn edildiğine baktığımızda, belli bir standarda bakılmadan, genelde ezbere yapılan birtakım uygulamalar görüyoruz. STK çalışanları oldukça bilgili bu konuda ama aynı zamanda da sosyal uyum kavramının çok soyut olması dolayısıyla bir kaybolmuşluk da var. Haziranda yapmayı planladığımız entegrasyon panelleri ve çalıştayı ile birlikte entegrasyon hizmetlerinde bir standart el kitabı çıkarmayı planlıyoruz. Bu standartları STK’lar, uzmanlar ve alanda çalışanlarla birlikte yazacağız. STK’ların bu konudaki çalışmaları yalnızca geçici koruma altındaki Suriyeli mültecilerin enetgrasyonunu  hedeflemekte ve diğer göçmenler tamamen programların dışında bırakılmış durumda. Şu anda, altyapısı hazır uygulanmak üzere olan, Suriyeli göçmenlerin Türkiye toplumuna sosyal uyumu üzerine kurgulanmış dış kaynaklarla fonlanan birçok program var. Ama sorduğunuzda peki bu sosyal uyumu neye göre tanımladınız, niçin bu uygulamada bu sayıda Suriyeli olması gerektiğini düşündünüz diye, verilen cevaplar yerleşmiş etik standartlar üzerinden değil. Bu sosyal uyum hizmetlerinde standart el kitabının, bu tarz programlar için bir altyapı sağlayacağını ümit ediyoruz. Aynı zamanda da bu programların tanıtımı ve iletişimi için bir websitesi kurulmasını planlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ<em>:</em></strong> Sivil toplum alanında çalışmalara baktığımızda hep şöyle bir şey görüyoruz. Kendi toplumsal profiline uygun olanlar birbirleriyle daha çok konuşuyorlar. Farklılıkları aynı masanın etrafında toplamakta güçlük çekiyor sivil toplum kuruluşları. Mesela daha seküler bir çevre kuruluşu İslami bir çevre kuruluşunu aynı masaya getiremiyor. Göç ise, burada hepsinin daha ortak bir meselesi gibi duruyor. Sizin buna dönük bir tedbiriniz olacak mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> İki türlü bir buluşmadan söz ediyoruz. Bir yandan akademik bilgiyle sivil toplum alanının buluşması, ikincisi de demin söylediğim gibi birbirinden habersiz veya kopuk aynı alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarının bizim gibi akademik olduğu için dışarlılıklı olan, bir dernek aracılığıyla bir araya gelmesinden doğan bir buluşma. Mevcut dönemin en büyük olumsuz tarafının bu kutuplaşma ve ayrışma olduğunu, yapılacak en büyük katkının da bir araya gelebilmek olduğunu düşünüyorum. Yani göç öyle bir alan ki, bütün siyasi pozisyonlardan vs. bağımsız olarak üzerine beraber, kolektif bir şekilde düşünebileceğiniz bir alan. Haziran’daki bu sosyal uyum/entegrasyon konferansı da bu anlamda önemli bir buluşma imkanı sunacak.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Gülay Uğur Göksel</strong><strong>:</strong> Karşıtlık üzerinden değil çok yönlülük üzerinden ilerleyerek herkesi bir masa etrafında buluşturabilmek hedef. Ben Kanada’da bir alan çalışması yaptığım için biliyorum, bunların örnekleri çok var. Hani bu STK’ların bir araya gelmesi ve kendi programlarını değerlendirmesi için önemli bir kaynak oluşturabilir. Böyle hayal edilmiş bir proje o el kitabı mesela. Birebir bu tarz değil ama farkındalık yaratmak aslında herhalde buradaki esas amaç.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Farkındalıktaki hedefiniz kimdir tam olarak, yani hangi toplumsal kesimleri hedefliyorsunuz, farkındalıktan tam olarak kastınız nedir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Üç tane grup var; akademisyenler bir grup. Ama akademisyenlerin içine öğrencileri de katıyorum. Aslında henüz çokta yerleşikleşmiş bir alt disiplin olmadığı için yeterli akademik desteği alamadan yüksek lisans doktora tezi yazan, konu ile ilgilenen ama yolunu bulamayanlara destek vermek. İkincisi sivil toplum alanında çalışanlarda farkındalık yaratmak. Çünkü sivil toplum alanında çalışanlar, özelikle insani yardım kuruluşlarındakiler, çok o ana kilitleniyorlar. Yani yapmaları gereken bir iş var onu yapıyorlar ama aslında mevzunun pek çok boyutundan yeterince haberdar olmayabiliyorlar. Orada da bir farkındalık yaratmak önemli. Kamu bir diğer hedefimiz. Ben, kamu konusunda illa ki kurumun kendisine değil ama kurumun çalışanlarına erişmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum. En basitinden, bir facebook sayfamız var göç araştırmacıları platformu diye, onun içinde Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün memurları da var, göç konusuyla ilgili öğretmenler ve sağlıkçılar da var. Onların orada gördükleri haberler, orada paylaşılan duyurular, okuma önerileri vs. onların da aslında mevzuya dair başka türlü bir farkındalık edinmelerini sağlıyor. Dolasıyla bu tamamen bizim kontrolümüzde planlanmış, kesilmiş biçilmiş bir şey değil. Her türlü mecrayı kullanarak, bir yandan akademik iş yapma şekillerini, bir yandan da sosyal medya gibi daha yeni tarz mecraları kullanarak daha geniş bir kesimde farkındalık yaratmayı amaçlıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Başka STK’lara sorduğumda da kamuya erişememe ya da kamuya erişmenin zorluklarına dair yanıtlar alıyorum. Buna karşın kamu yöneticilerinin kendi alanlarını izlediklerini görüyoruz. Referanslı olmasa da çalışmalarına, metinlerine giren sivil toplum çalışmaları var. Mesela Green Peace GDO regülasyonlarının tamamını etkiledi ama hiçbirinde referans görmedik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert: </strong>Göçte bence zaten kesinlikle öyle bir şey oldu. Türkiye’nin ilk Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 2013 yılında ortaya çıktı. Çoğu insan bu kanunun ortaya çıkış nedenini Suriyelilerin gelişi olduğunu düşünse de aslında öncesinde tamamen Avrupa Birliği müktesebatına uyum surecinde, Türkiye şartları için oldukça şeffaf bir sürecin sonunda ortaya çıktı. Akademisyenler, sivil toplum kuruluşları kanunun yazım aşamasında birebir etkili oldular. O dönem, hakikaten bizim için liberal bir dönemdi diyebiliriz. Orada ister istemez böyle bir tanışıklık oldu, kamu ile akademisyenler arasında. Onlar bizim kim olduğumuzu biliyor biz de onların kim olduğunu biliyoruz. Böyle bir durum var ve birbirimizi kesinlikle takip ediyoruz. Yani aslında bu kamuya erişim, temas yani, başlangıçta daha fazlaydı, zaman içerisinde, Türkiye’nin içinden geçtiği konjonktürde o kapılar bazı kesimlere, bazı kuruluşlara daha fazla kapandı ve bazılarına daha fazla açıldı. Yoksa öncesinde çok daha açıktı. Dolayısıyla zaten bir temas var onu da hani biz böyle belki de örtük, yani biraz daha alttan bir şekilde devam ettiriyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Son dönemde sivil toplum dünyasına baktığımızda şunu görüyoruz; geçmişte STK’lar daha performanslarına odaklanan düşünme biçimine sahipken, yani bu sene beş etkinlik yapacağım, beş bin kişiyi eğiteceğim, 20 seminer yapacağım gibi performansa odaklanan bir düşünme biçimine sahipken şimdi etki odaklı bir yaklaşımı keşfediyorlar. Yani ben bunu yapacağım da ne işe yarayacak diye soruyorlar. Sizin bu hedeflediğiniz üç kategori &#8211; akademisyenler, STK çalışanları ve kamu görevlileri &#8211; buradaki etkileri nasıl göreceksiniz? Bu etkiyi hangi parametreler gösterecek ve nasıl analiz edeceksiniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert: </strong>Bizim de uzun süre üzerinde, kendi aramızda konuştuğumuz bir şeydi. Yavaş yavaş başladık da. Didem asistanıyla beraber son dönemde Türkiye’de göç alanında çıkmış tezleri taradı, bunu bültende yayınladık. Bundan sonraki süreci de onun üzerinden izleyerek devam edersek, en azından akademik alanda nerede olduğumuzu gösterecek bir ölçüt olabilir bir noktada.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış: </strong>Şimdilik özellikle sosyal uyum alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının yaptığı projelerin etki analizini yapmak istiyoruz. Ama birinci yılı tamamladıktan sonra kendi üzerimize de bir etki analizi yapmak güzel olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Gülay Uğur Göksel</strong><strong>: </strong>Daha önce bahsettiğimiz sosyal uyum çalıştayının bir çıktısı olarak Sosyal Uyum Şampiyonları ismini vermeyi planladığımız yıllık bir etkinlik düzenlemek istiyoruz. Bu etkinlikte, sosyal uyum programları yapan STK’ların hizmetleri hakkında posterler hazırladığı, bir araya geldikleri, tecrübelerini paylaştıkları bir web sitesi ve her sene buluşacakları bir platform oluşturmak istiyoruz. Bu yıllık etkinlikler, sosyal uyum programlarının süreçte geçireceği değişimi izlemek ve bizim farkındalık yaratmak istediğimiz konularda bu programlar üzerinde ne kadar etki yarattığımızı görebilmek için önemli fırsatlar yaratacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert: </strong>Aslında şu an alanda çalışanlara etki analizi yapmanın önemini anlatabilsek bile çok önemli bir katkı olur. Çünkü biliyoruz ki, özellikle göç alanında şöyle bir şey var: Aynı donör iki kuruluşa sosyal merkez açması için para veriyor ama iki kuruluş arasındaki mesafe iki kilometre. Bunu bir düşünmelerini sağlamak lazım. Ben iki gündür Ankara’daydım, herkes aynı şeyi söylüyor. Elinde iki üç tane işte girişimcilik, bilgisayar yazılımı vs. sertifikası olan Suriyeliler var ama o sertifikaları aldıktan sonra bu insanlara ne oluyor, bu eğitimi verenler ölçmüyor. Yani en azından ölçmenin önemli olduğunu hem o eğitimi veren hem o eğitimi alan, işte politika uygulayıcıları için önemli olduğu fikrini bile aşılayabilsek, o bile önemli. Çünkü bizde etki analizi zaten konuşulan bir şey değil.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Peki odağınızda Suriyeliler mi var esas olarak?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Sadece Suriyeliler değil, tüm göçmen ve mülteciler var. Suriyeli mülteciler üzerine olan çalışmaların her türlü akademi ve sivil toplum alanını domine etmesinden biz de rahatsızız çünkü göçmen ve mülteci dediğimizde sadece Suriyeliler yok. Biz diğer gruplara, o unutulan gruplara da dikkat çekmek istiyoruz. Mesela Şubat ayında bir yüksek lisans atölyesi yapacağız. “Göçün diğer yüzü: Afgan Göçmenler ve Mülteciler” başlıklı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Deniz Şenol Sert: </strong>Zaten derneğin kurucularına baktığımız zaman, biz bir Suriyeli tren vagonuna bindik de bu işe başladık gibi bir durum olmadığını görürsünüz. Sonuçta biz 10-15 senedir göçle ilgilenen insanlar olduğumuz için göçü sadece Suriyeliler üzerinden tanımlamıyoruz. Bir de unutmamak lazım ki, bunu bugün Suriyeliler üzerinden konuşuyor olabiliriz ama Türkiye sonuçta coğrafi konumundan dolayı ileride başka grupları da alabilir. 10 sene sonra başka grupları konuşmayacağımızın garantisini kimse veremez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ:</strong> Peki son bir sorum daha var. Hepiniz akademisyensiniz. Bu meselenin sahadaki doğrudan temsilcisi olan özneler derneğin içerisinde yer alıyorlar mı, alacaklar mı? Yani göçmen kimliğine sahip olanlar?</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Olacağını umuyoruz. Genelde göçmenler arasında, özellikle Suriyeli ve diğer mülteci grupları düşündüğümüzde sosyal bilim formasyonu olan çok az sayıda insan var. Ama yeni yeni onlarla da bir şekilde irtibata geçmeye başladık. Mesela, araştırma yapmak isteyen bazı genç mültecilerin hem akademik formasyonlarına destek vermeyi, hem de istedikleri araştırmaları bizim derneğin çatısı altında yürütmelerine yardımcı olmayı istiyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>MAÇ: Son olarak eklemek istedikleriniz var mı? </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Besim Can Zırh: </strong>Uzmanlık ve savunuculuk arasında bir ayrışma görüyor musunuz sorusuna dönmek istiyorum. Mesela bugün konuşuyorduk, nasıl göçe dair bilgi üretimini destekleyebiliriz gibi. Bence bunun en önemli akslarından biri kullanılan dilde olur. Grubun çevresinde yapılan metinlerde dili doğru metinler üretilebilirse bu alanda çalışan akademisyenler de olsun, sivil toplum da olsun, öğretmen olsun, kişisel merakı olsun, o insanların da konuya dair konuşmaları gerektiğinde farklı bir dil olduğunu bilmelerini sağlaması bence uzun vadede önemli bir etki yaratır, eğer o dili kurumsallaştırabilirsek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Didem Danış:</strong> Derneğin multidisipliner bir kurum olması başlı başına bir zenginlik bence. Multidisipliner derken de akademik anlamda çok disiplinli değil, farklı alanları bir araya getirmesinden bahsediyorum: kamu kurumları, sivil toplum, bilgi üreten akademik çevre ve daha ötesini bir araya getirmek. Bu anlamda bizim yapmaya çalıştığımız, göç konusunun ötesinde Türkiye’nin şu anda muazzam ihtiyaç duyduğu bir şey. Aşırı kutuplaşmış bu dünyada, aynı konuda belli bir düzeyde bir dil tutturarak beraberce konuşabilmek, soru sormak, verdiğimiz cevaplar farklı bile olsa bir konu üzerine birlikte düşünüp kafa yorabilmek şu fırtınalı dönemde çok önemli. O noktadan sonra, kamu kurumunun bizim derneği kaale alması veya almaması çok da önemli değil. Bir de, hepimiz üniversitelerde çalışan akademisyenler olarak biliyoruz ki zaten üniversitede eleştirel bilgi üretmenin neredeyse imkânı kalmamış durumda. Üniversitenin dışında böyle bir alan kurmamızın çok ciddi bir sivil boyutu olduğunun altını çizmek lazım. Çünkü üniversite artık eleştirel, bilimsel, nitelikli bilgi üretilen bir yer değil maalesef.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/09/goc-alani-genisliyor-ancak-yeterince-bilgi-uretilmiyor/">Göç Alanı Genişliyor ancak Yeterince Bilgi Üretilmiyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
