<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Zümre Deniz Denli, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/zumre-deniz-denli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/zumre-deniz-denli/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 May 2021 10:45:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Zümre Deniz Denli, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/zumre-deniz-denli/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Etkiniz&#8217;in Ana Hedefi:  İnsan Hakları Ortamının İyileştirilmesine Destek Olmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/07/etkinizin-ana-hedefi-insan-haklari-ortaminin-iyilestirilmesine-destek-olmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Oct 2019 08:09:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ayça Haykır]]></category>
		<category><![CDATA[Etkiniz]]></category>
		<category><![CDATA[ETKİNİZ AB Programı]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan hakları izlemesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=42974</guid>

					<description><![CDATA[<p>2019 Ocak ayında AB tarafından başlatılan ve  3 yıl uygulanacak olan “Etkiniz AB Programı”nın hikayesini hedeflerini, verilen destekler ve başvuru süreçlerini programın uygulama aşamasında Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonuna teknik destek sağlayan ekibin takım lideri Ayça Haykır’a sorduk. Haykır, programının ana hedefleri arasında insan haklarının ve uygulanmasına yönelik yükümlülüklerin korunmasını sayıyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/07/etkinizin-ana-hedefi-insan-haklari-ortaminin-iyilestirilmesine-destek-olmak/">Etkiniz&#8217;in Ana Hedefi: &lt;br&gt; İnsan Hakları Ortamının İyileştirilmesine Destek Olmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Etkiniz AB programının hikayesi ve hedefleri nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye birçok ülke gibi, uluslararası insan hakları sözleşmelerine taraf bir ülke. Doğrudan imza atıp kabul ettiği Birleşmiş Milletler&#8217;in 9 ana sözleşmesinden 8’inin getirdiği yükümlükler ve diğer insan hakları sözleşmeleri yanı sıra, dolaylı olarak insan haklarının korunması ve uygulanmasına yönelik bağlı olduğu bazı yükümlülükleri bulunuyor. Bu sözleşmelerin gereklerinin uygulanması ve böylelikle insan hakları ortamının iyileştirilmesine destek olmak ise Etkiniz AB programının ana hedefleri arasında yer alıyor. Kadının iş hayatında eşit haklara sahip olmasından, engelli bireylerin sosyal hayata katılımına; çocukların eğitim, barınma gibi temel haklarına erişmesinden ifade özgürlüğüne farklı birçok alanda hak uygulamalarının en üst seviyede olması ve toplumun her bir bireyine erişmesi büyük önem taşıyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-42976 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/Etkiniz-Logo_TR-640x234.png" alt="" width="339" height="124" />Hak uygulamalarının iyileştirilmesi denince de sivil toplum örgütleri tarafından yapılan çalışmalar gündeme geliyor. Bizim Programımız da işte bu noktadan hareketle, bu çalışmaları yapan sivil toplum örgütlerinin kapasitesinin geliştirilmesi için önemli bir kaynak olarak tasarlandı. Etkiniz AB Programı, insan hakları uygulamalarının izlenmesi, raporlanması ve bu alanda savunuculuk çalışması yapmak isteyen STÖ’lere, her adımlarında ihtiyaç duyacakları desteği sağlayacak bir program olarak şekillendi. </span></p>
<p><b>Etkiniz, sadece insan hakları uygulamalarının izlenmesi alanında yapılan çalışmaları destekliyor. Peki nedir bu insan hakları izleme, nasıl tanımlıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İnsan Hakları İzleme çalışmaları farklı ve geniş yelpazede uygulanabilen yöntemler ile gerçekleştirilen bir kavram. Ancak program ekibi olarak, desteklerimizin kapsamını netleştirmek adına ortak bir tanım belirledik: İnsan hakları izlemesi, insan hakları uygulamalarının iyileştirilmesi amacıyla verinin toplanması, doğrulanması ve savunuculuk için kullanılmasıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu tanıma uyan çalışmalar yürütecek STÖ’ler, her adımlarında bizden destek talep edebilirler. Örneğin, engelli bireylerin sosyal yaşama katılımı konusunda uygulamaların ne kadar yeterli olduğunu araştırmak isteyen bir STÖ, veri toplama için sahada yapacağı bir çalışma için bizden destek alabilir. Daha sonra bu verilerini raporlaştırmak, ilgili kurum ve kuruluşlarla paylaşmak veya bunları uluslararası insan hakları izleme raporlarına dahil etmek; veya sonuçlar hakkında bir kamuoyu yaratmak amacıyla savunuculuk kampanyaları düzenlemek için de yine Etkiniz’den destek talep edebilir.</span></p>
<p><b>Etkiniz bu çalışmalara nasıl destek oluyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Desteklerimizi iki ana başlıkta topladık. Birinci başlığımız “İnsan Hakları İzleme Çalışmaları”. Bu çalışmalar: Yapılacak izleme çalışmasında takip edilecek yolun belirlenmesi yani sahada nasıl veri toplanacak veya veri yüz yüze görüşmelerle mi, anketle mi, mevcut bilgilerin taranması ile mi toplanacak bu çalışma temellerinin belirlenmesi gibi. Yapılacak izleme çalışmasında kullanılacak göstergelerin belirlenmesi.</span> <span style="font-weight: 400;">Araştırma konusunda veri toplanması ve bu verilerin doğrulanması ve bunların istatistiki bilgiye dönüştürülmesi veya daha önce toplanan verilerin analizi. Uluslararası geçerliliği olan izleme raporları hazırlanması, bunların yaygınlaştırılması.</span> <span style="font-weight: 400;">İzleme sonuçlarının kamuoyu yaratmak üzere daha anlaşılır iletişim araçlarına çevrilmesi video veya sosyal medya kampanyaları; basın kampanyaları gibi.</span> <span style="font-weight: 400;">Başka kurum, kuruluş ve yapılanmalarla bir araya gelinerek izleme konusunda diyalog geliştirilmesi, deneyim ve kaynak paylaşılması.</span> <span style="font-weight: 400;">STÖ’lerin kendi bünyelerinde izleme alanında kapasite geliştirmesi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer bir destek başlığımız altındaysa STÖ’ler uluslararası insan hakları mekanizmalarına erişmek için destek talep edebiliyor. Nedir uluslararası mekanizmalara erişim: Birleşmiş Milletler, Avrupa Komisyonu gibi insan hakları uygulamalarını uluslararası boyutta izleyen mekanizmalar tarafından hazırlanan raporlara dahil olabilecek izleme raporları hazırlanması. Bu mekanizmaların işleyişini öğrenmek veya çalışma alanlarında ağ kurmak üzere STÖ’lerin bu mekanizmaları ziyareti veya onlarla yapacağı toplantılar. Türkiye’de gerçekleştirilecek etkinliklere uluslararası insan hakları mekanizmalarından üye veya uzman davet edilmesi. Türkiye’de uluslararası insan hakları mekanizmalarıyla ilgili etkinlik düzenlenmesi, yurt dışında uluslararası insan hakları mekanizmalarına yönelik savunuculuk çalışmaları desteklenebilecek izleme çalışmalarından bazıları.</span></p>
<p><b>Etkiniz’in sivil toplum örgütlerine sunduğu destekler nedir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-42978 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/B4A8396-640x427.jpg" alt="" width="318" height="212" />Bu noktada hemen şunu belirtmek isterim. Etkiniz destekleri nakdi destekler olarak algılanmamalı. Yukarıda örneklerini sunduğumuz veya bunlara benzer izleme çalışmalarını gerçekleştirmek isteyen STÖ’ler bizlere destek talebinde bulunarak, neye ihtiyaçları olduğunu söylüyorlar. Ekibimiz de bu ihtiyaçları karşılayacak gerekli düzenlemeleri yapıp, ortaya çıkan masrafları STÖ adına doğrudan karşılıyor. Yani destek talep eden STÖ’lere, belirledikleri bütçede yer alan rakamları nakdi olarak vermiyoruz; onun yerine ihtiyaçlarını karşılayacak harcamaları biz gerçekleştiriyoruz. Yani bir şekilde desteklerimizi sunmuş oluyoruz.</span></p>
<p><b>Bu faaliyetleri gerçekleştirmek için ne tür destek talep edilebilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında birçok şey olabilir, örnek vermek gerekirse; </span><span style="font-weight: 400;">mekan kiralama,</span> <span style="font-weight: 400;">yemek ve ikram, şehirlerarası seyahat ve harcırah, konaklama, kırtasiye giderleri, yazılı çeviri (rapor, broşür, video metni gibi),</span> <span style="font-weight: 400;">sözlü çeviri, işaret dili çevirisi, ekipman kirası, web sayfası tasarımı, yazılım satın alma veya üyelik (veri tabanı, saklama alanı, tasarım gibi),</span> <span style="font-weight: 400;">sosyal medya araçları tasarım ve yönetimi, alan adı ve kirası, tanıtım, bilgilendirme ve kampanya materyallerinin tasarımı, içerik kontrolü, basımı ve dağıtımı gibi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir de şunu hatırlatmak isterim; bu alanda daha önce çok az deneyimi bulunan bir STÖ, izleme çalışması yapmak için teknik bilgi alabileceği veya birlikte çalışabileceği bir uzman da talep edebiliyor. Örneğin, izleme çalışması göstergeleri belirlemek istiyorlar ancak nasıl yapılacağını veya bunların uluslararası kabul gören göstergeler olması için ne yapacakları konusunda bilgi eksiklikleri bulunuyor. O zaman Etkiniz’e başvurup “Biz kendi alanımızda bir izleme çalışması yapmak istiyoruz, bunun için bir yol haritası çizecek ve göstergeleri belirleyecek bir uzman ile çalışmak istiyoruz.” diyebilirler. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Etkiniz, desteklerin kapsamına giren farklı birçok alanda uzmanlıkları bir araya getiren bir uzman havuzuna sahip. Ekibimiz böyle bir talep aldığında, hemen ihtiyacı ilgili uzmanla eşleştiriyor ve destek talep eden STÖ ile çalışmak üzere görevlendiriyor ya da destek talep eden STÖ, çalışmak istediği uzmanı da talebinde belirtiyor. </span></p>
<p><b>Uzman havuzunuza nasıl başvuruluyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Geçtiğimiz aylarda bir açık çağrı yayınladık ve farklı alanlarda uzmanlardan başvuru topladık. Yapılan değerlendirmeler sonucunda da farklı faaliyetlerin farklı adımlarına yanıt verebilecek bir ekip kurduk. Alınacak taleplere göre de bu uzmanlıkları Programın uygulama süreci boyunca sivil toplumun hizmetine sunuyor olacağız. İhtiyaca yönelik olarak önümüzdeki dönemlerde de uzman çağrısına tekrar çıkabiliriz.</span></p>
<p><b>İnsan hakları izleme alanında çalışmak isteyen sivil toplum örgütleri Etkiniz’den destek talep edebilir dediniz. Bu tanım kimleri kapsıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki insan hakları uygulamalarının iyileştirilmesi amacıyla, izleme çalışmaları yapmak üzere veri toplamak, bunları doğrulamak, raporlamak ve sonuçlarına yönelik savunuculuk yapmak isteyen dernek, vakıf, kar amacı gütmeyen kooperatif, sivil toplum ağ ve platformları (tüzel kişiliği olan üye bir STÖ üzerinden), sivil inisiyatifler (tüzel kişiliği olan üye bir STÖ üzerinden), işçi sendikaları, barolar, meslek örgütleri Etkiniz AB Programı desteklerinden faydalanabilir. Ancak bu noktada şunun altını çizmek isterim. Etkiniz bireysel taleplere destek veremiyor, destek taleplerin muhakkak yukarıda listesi verilen bir sivil toplum örgütü adına yapılması gerekiyor.</span></p>
<p><b>Süreç nasıl işliyor? Destek isteyen bir STÖ’nün ne yapması gerekiyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Etkiniz desteklerinden faydalanmak isteyen sivil toplum örgütleri <a href="http://www.etkiniz.eu" target="_blank" rel="noopener">web sayfamızda</a> yer alan </span><span style="font-weight: 400;">Etkiniz Bilgi Sistemine (MIS) kaydolup, talep formunu doldurabilir. Bu formda yapmak istediğiniz izleme çalışmasına ilişkin bilgi ve destek talebinizin bütçesine yönelik sizden kısa bilgiler istiyoruz. Her ayın 25’ine kadar gelen talepleri, bir sonraki ayın 25’ine kadar değerlendirmiş oluyoruz. Yani belirli bir başvuru süremiz yok. Sisteme kaydolup her an destek talebinde bulunabilirisiniz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu noktada yine altını çizmek istediğim bir konu da ekibimiz gelen taleplerin uygunluğu inceledikten sonra bazı uygunluk kriterlerini tam karşılamayan talepler için ilgili STÖ ile doğrudan iletişime geçerek, taleplerinin izleme çerçevesine oturtulması için de yardımcı oluyor. </span></p>
<p><b>Bu aşamada birkaç ipucu verebilir misiniz, neler yapılmalı, neler yapılmamalı gibi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sıkça rastladığımız bir durum, hak temelli çalışan STÖ’lerin izleme tanımına girmeyen farklı çalışmaları için de Etkiniz’den destek talep ediyor olması. Bu çalışmaların her biri bizim için birbirinden kıymetli ancak Programımız format gereği sadece insan hakları uygulamalarının izlenmesi için gerçekleştirilecek çalışmaları destekleyebiliyor. Bu noktada STÖ’lere, Etkiniz desteklerinin kapsamını iyi incelemelerini, hak temelli olsa da izleme kapsamına girmeyen destek talepleri için farklı programlara başvurmalarını önermek isterim.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir de başvuru sürecini anlatan bir rehberimiz; yapılması ve yapılmaması gerekenlere dikkat çeken bir kontrol listemiz var. Destek talebinde bulunacak STÖ’lerin bunları titizlikle okumalarını bir kez daha hatırlatmak isterim.</span></p>
<p><b>Etkiniz programının ana hedefleri arasında yer alan kapasite geliştirilmesine yönelik çalışmalarınız neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunlar kimi zaman eğitimler, kimi zaman webinar veya çalıştaylar olarak düzenleniyor. Ayrıca diyalog toplantıları dediğimiz desteklerimiz de bulunuyor. İzleme çalışması yapan, yapmak isteyen ve farklı deneyimlere sahip STÖ’leri bir araya getirecek ve deneyim paylaşımı sağlayacak diyalog toplantıları düzenleyebiliyoruz. Bunu STÖ’ler destek olarak da talep edebiliyorlar. Yine farklı bir deneyim ve bilgi paylaşımı platformu olarak kurguladığımız Forum toplantıları da STÖ’ler ve insan hakları uygulamaları için doğrudan veya dolaylı etkisi olan aktörleri bir araya getiriyor.</span></p>
<p><b>Kapasite geliştirme faaliyetleriniz nereden takip edilebilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm duyurularımızı Etkiniz sosyal medya hesapları ve web sayfamızdan yayınlıyoruz. Ayrıca Etkiniz destek hatlarımız aracılığıyla da ekibimize ulaşabiliyorsunuz. Sivil Toplum Örgütlerimiz destek taleplerine ilişkin sorular için </span><a href="mailto:destek@etkiniz.eu"><span style="font-weight: 400;">destek@etkiniz.eu</span></a> <span style="font-weight: 400;">e-posta adresine yazabilir veya</span> <span style="font-weight: 400;">0312 447 7960 /0312 4482543 /0539 857 5960 telefon numaralarından bize ulaşabilirler. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/07/etkinizin-ana-hedefi-insan-haklari-ortaminin-iyilestirilmesine-destek-olmak/">Etkiniz&#8217;in Ana Hedefi: &lt;br&gt; İnsan Hakları Ortamının İyileştirilmesine Destek Olmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mülteci Çocukların Gözünden Yaşam Alanları</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/02/multeci-cocuklarin-gozunden-yasam-alanlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 08:35:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Adanalıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Maya Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Suriyeli çocuklar]]></category>
		<category><![CDATA[Volkan Gültekin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41200</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mersin’in Akdeniz ilçesine bağlı Adanalıoğlu’nda yaşayan mülteci çocukların kendi yaşam alanlarını çektikleri fotoğraflar, Kültürhane ev sahipliğinde Maya Derneği tarafından sergi haline getirildi. Son dönemde Suriyelilere yönelik nefret söylemlerine tepki göstermek ve bir tarım alanı olan bölgedeki çocukların sorunlarını gündeme taşımak amacıyla düzenlenen serginin tamamı çocukların çektikleri fotoğraflardan oluşuyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/02/multeci-cocuklarin-gozunden-yasam-alanlari/">Mülteci Çocukların Gözünden Yaşam Alanları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Maya Derneği, sergi fikrinin, Adanalıoğlu bölgesinde çadırlarda yaşayan tarım işçilerinin olduğu bölgelere yardım faaliyetleri yapıldığı zamanlara dayandığını belirtiyor.</p>
<p>Maya Derneği Başkanı Volkan Gültekin, sergiyi  Adanalıoğlu’nda yaşayan mülteci çocukların yaşam alanlarını kent gündemine taşımak ve onların görünürlüğünü arttırmak amacıyla düzenlediklerini belirterek, &#8220;Suriyelilerin geri gönderilmesiyle ilgili gündemde yer alan sorunlara dair aslında durumun hiç de anlatıldığı gibi olmadığını açığa çıkartmak istedik. Son dönemde sosyal medyada ciddi anlamda yaygınlaşan ırkçılık söz konusu. Başka pencereden de bu hayatları göstermek istedik. Ki Adanalıoğlu bölgesinde çadırlarda yaşayan mevsimlik tarım işçileri çok ciddi derecede dezavantajlılar. Temel insan hakları, sağlık, eğitim gibi haklara hiç erişemiyorlar.” dedi.</p>
<p>Maya Derneği’nden Proje Koordinatörü Özgür Yılmaz da Adanalıoğlu&#8217;ndaki mülteci çocukların çok zor şartlarda yaşadığını belirterek, &#8220;Çocuklar üzerinde düşündüğünüzde ise çok daha büyük riskler var. Öncelikle tarım alanı olması nedeniyle büyük istismar risklerine açık, çocuklar hijyenden uzak, kıyafet ihtiyaçları çok yüksek, oyun alanları yok. Çocukların gelişim süreçleri negatif yönde ilerliyor. Biz de dernek olarak tarım alanında yaşayan bu çocukların istismar risklerinden korunması, zihinsel, psikolojik ve bedensel gelişimlerinin desteklemesi ve aynı zamanda çocukların temel haklarından biri olan oyun ve oyuncağa erişimlerini kolaylaştırmak için faaliyetler yürüttük.” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/08/02/multeci-cocuklarin-gozunden-yasam-alanlari/">Mülteci Çocukların Gözünden Yaşam Alanları</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“İmzacı Akademisyenlerin KHK’larla İhracı Ciddi Ayıpken Nurdoğan Rigel Örneği Benzer Olayları Arttırır”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/16/imzaci-akademisyenlerin-khklarla-ihraci-ciddi-ayipken-nurdogan-rigel-ornegi-benzer-olaylari-arttirir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Jul 2019 11:43:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[KHK]]></category>
		<category><![CDATA[Nurdoğan Rigel]]></category>
		<category><![CDATA[Savash Porghamrezaeieh]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Muşlu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40664</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, öğrencisine düşük not verdiği gerekçesiyle İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nurdoğan Rigel'e 5 yıl ceza verilmesini değerlendirirken, "Barış için imzacı akademisyenlerin KHK’larla ihraç edilmesi ve  bazılarının cezaevlerinde yatırılması bu ülke için ciddi bir ayıp ve akademik dünyaya ciddi bir darbe iken bir de bu yönlü kararlarla ne akademisyenler ne de öğrenciler mağdur edilmemelidir." dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/16/imzaci-akademisyenlerin-khklarla-ihraci-ciddi-ayipken-nurdogan-rigel-ornegi-benzer-olaylari-arttirir/">“İmzacı Akademisyenlerin KHK’larla İhracı Ciddi Ayıpken Nurdoğan Rigel Örneği Benzer Olayları Arttırır”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-40666 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/Sinan-Muşlu.jpg" alt="" width="253" height="354" /></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Nurdoğan Rigel&#8217;e 5 yıl ceza verilmesi kamuoyunda tartışılmaya devam edilirken öğrencileri de sosyal medya üzerinden destek kampanyası yürütüyor. Hocalarına yönelik desteklerini sosyal medya mecralarında günlerdir dile getiren öğrenciler, #NurdoğanRigelSuçluDeğildir etiketini de Twitter&#8217;da dünya gündemine taşıdı. Okul önünde basın açıklaması da yapan öğrenciler için bir video yayınlayan Prof. Dr. Nurdoğan Rigel, &#8220;Sevgili çocuklarım, 8 yıldır tek başına verdiğim mücadelede artık yanımda bilinçli, pırıl pırıl sizlerin olduğunu bilmekten çok mutluyum. Sizler artık benim mücadelemde bayrağı devralan genç koruyucu meleklerimsiniz. En <a class="inline-keyword from-service" href="http://www.milliyet.com.tr/haberler/son" target="_blank" rel="noopener">son</a> size Newton&#8217;un &#8216;devlerin omuzlarında yüksel&#8217; düşüncesini açıklamıştım. Şimdi sizlerin genç, güçlü, özgüvenli ve bilgili omuzlarınızda yükselen bir Nurdoğan Rigel olmaktan ölesiye mutluyum. Benim ilahi adalet savaşçılarım, hepinizi amfi özlemiyle kucaklıyorum&#8221; diye konuştu.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, konuyu değerlendirirken çözümün akademik ortamda aranması gerektiğini vurgulayarak, &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Hak aramak herkesin hakkıdır. Ancak hak aranırken adaleti tam sağlayacak kriterlerin uygulanması gerekir. Özellikle son yıllarda ülkemizin adalet sistemi çok tartışılır durumda maalesef. Elbette bir öğrenci de hak arayabilir. Bilinçli olarak  düşük not verildiğini düşünebilir. Art niyetle de bu iddiaları dile getirerek mağdur etmeyi de amaçlayabilir. Bunun çözüme kavuşturulacağı yer akademi ortamı olmalıdır. Böylesi bir süreci ceza mahkemesine taşımak ve orda ortaya çıkan sonucun vicdanı rahatlatacağını düşünmek belki de ülkemize has bir durumdur. 8 yıl boyunca sürmesi bile durumun vahametini gösterir bir mağduriyettir. Hangi ölçüler uygulanarak ve sınav kâğıtları kimler tarafından incelenerek sonuca varılmıştır? Bir akademisyenin sınavıyla ilgili mahkeme heyeti hangi kriterlerle hareket etmiştir? Bir akademisyeni hapis cezasıyla cezalandırmak akademik ortama hiçbir şey kazandırmadığı gibi ülkemiz açısından da küçük düşürücü bir durumdur. &#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Barış için imzacı akademisyenlerin KHK’larla ihraç edilmesi ve  bazılarının cezaevlerinde yatırılması bu ülke için ciddi bir ayıp ve akademik dünyaya ciddi bir darbe iken bir de bu yönlü kararlarla ne akademisyenler ne de öğrenciler mağdur edilmemelidir.&#8221; diyen  Muşlu, öğrencilerinin Nurdoğan Rigel&#8217;e destek sunmasının kararın vicdanlara aykırı olduğunu ortaya koyduğunu ifade etti.  Muşlu, akademik dünyanın özgürlüğü bütünlüklü değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, &#8220;Bir bildiriye imza attığı için akademisyenler ihraç edilirken, cezaevlerine konulurken, birçok yurttaşlık hakları kısıtlanırken yeterli tepki ortaya konulmadığında bahse konu olan olaylar daha fazla yaşanabilecektir. Yargı organları akademik dünyayı denetleyen, sınırlandıran veya cezalandıran bir durumda olabilecektir. Haksızlıklar nerde nasıl ve kime olursa hep beraber karşı çıkmak ve mücadele etmek gerekir. Özgür bir akademi ve adalete kavuşmuş bir ülke ancak bu yolla yaratılabilir.” şeklinde konuştu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/16/imzaci-akademisyenlerin-khklarla-ihraci-ciddi-ayipken-nurdogan-rigel-ornegi-benzer-olaylari-arttirir/">“İmzacı Akademisyenlerin KHK’larla İhracı Ciddi Ayıpken Nurdoğan Rigel Örneği Benzer Olayları Arttırır”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kooperatifçilikte Temel Sorunlar Yönetim ve Mevzuat Kaynaklı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/06/kooperatifcilikte-temel-sorunlar-yonetim-ve-mevzuat-kaynakli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Jul 2019 09:54:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Ertan Karabıyık]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[KEDV]]></category>
		<category><![CDATA[Kooperatif]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Kooperatifler Günü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40451</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kooperatifçilik, aynı iş kolunda çalışan insanların birbirleriyle rekabet ederek değil; dayanışma ve emeklerini ortaya koyarak ortak ihtiyaçlarından yola çıkan bir üretim biçimi. 6 Temmuz Uluslararası Kooperatifler Günü vesilesiyle Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’ndan (KEDV) Bahar Yalçın ve Kalkınma Atölyesi kooperatifinin kurucusu/Genel Sekreteri Ertan Karabıyık ile söyleşi yaptık.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/06/kooperatifcilikte-temel-sorunlar-yonetim-ve-mevzuat-kaynakli/">Kooperatifçilikte Temel Sorunlar Yönetim ve Mevzuat Kaynaklı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Ertan Karabıyık kooperatif alanındaki sorunların demokrasi alanındaki sorunlardan kaynaklandığını belirtirken; KEDV’den Bahar Yalçın ise kadın kooperatifleri açısından en öncelikli taleplerin mevzuat değişikliği olduğunu ifade etti.</span></p>
<p><b>Kooperatifçiliğin tanımıyla başlayalım isterseniz, nedir kooperatifçilik?</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-40453 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/Ertan-Karabıyık.jpg" alt="" width="239" height="176" />Ertan Karabıyık</b><span style="font-weight: 400;">: İnsanların mal ve hizmet üretmek için kendi güçleriyle, emekleriyle, sermayeleriyle birbirleriyle dayanışma içinde kurdukları bir örgüttür. Mal ve hizmet üretmek için Türkiye’de ya şirket kurarsınız ya dernek kurarsınız, ya vakıf kurarsınız ya da kooperatif kurarsınız. Kooperatifin diğerlerinden farkı onu kuranların bir çıkar birliği ve dayanışma üzerine hareket etmesidir.</span></p>
<p><b>Dünyada ve Türkiye’deki tarihsel sürecinden kısaca bahseder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kooperatifçiliğin 160 yıllık bir hikayesi var. İlk kez İngiltere’de işçi sınıfının çok fazla olduğu ve dokuma sanayinin geliştiği bir kentte, Manchester’da başlıyor bu hikaye. Özellikle yetersiz ücret alan işçi sınıfının temel tüketimlerini karşılamak için bakkal kurma girişimiyle başlıyor. Sonra hızla kapitalist ülkelerde, daha sonra da bütün dünyaya yayılıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Osmanlı’da benzer tarihlerde bu sürece dahil oluyor ve memleket sandıkları ile sürece dahil oluyor. Cumhuriyetin kurulmasıyla da kooperatifçilik fikri merkezi yönetim tarafından destekleniyor ve yaygınlaşması için çaba gösteriliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1960’larda başlayan bir yükseliş var kooperatifçilikte. Özellikle 60-70’li yıllarda esas tabandan gelen, toplumun talebi olarak değil; daha üst yapının talebi olarak gündeme gelmiştir. Bu nedenle orada bence bir başarısızlık hikayesi vardır.</span></p>
<p><b>Türkiye’de toplum tarafından kooperatifçilik komünizm propagandası olarak algılanabiliyor, siz bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40455 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/kalkınma-atölyesi-1-640x427.jpg" alt="" width="369" height="246" />Bunun tarihsel bir nedeni var. Türkiye’de kooperatifçilik hareketi 1960’lardan itibaren hızla çoğalıyor. Arka planında sol düşünceli insanların bu konuya öncülük yapması, onların başkaları adına kooperatif kurması ve yönetime girmesinden dolayı böyle bir algı oluşmuş. Aslında kooperatifçiliğin sosyalizm ya da komünizmle doğrudan bir ilişkisi yok. Kooperatif esas kapitalist sistem içinde kapitalizmin kendisinin bir alternatif olarak ürettiği ve özellikle de işçi sınıfın, köylülerin, küçük esnafın bir dayanışma hikayesi olarak kurduğu bir mekanizmadır. Ama Türkiye’de böyle bir tarihsel süreç olduğu ve genellikle solcuların öncülük yaptığı bu işi için sol düşüncenin ürünüymüş gibi algılanıyor.</span></p>
<p><b>&#8216;Talep Tabandan Gelmeli&#8217;</b></p>
<p><b>Türkiye’de devlet müdahalesinin kooperatifçilikte pek çok başarısızlığa sebep olduğunu belirttiniz, bunu biraz açıklar mısınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Esas kooperatif, güçleri yetmeyen insanların sermayelerini, düşüncelerini ya da emeklerini ortaya koyarak bir şeyi başlatma hikayesidir. Ve bunun ihtiyacı olan insanlar tarafından ortaya konulması beklenir. Türkiye’de ise daha çok kamunun imkanlarının kooperatif tipi yapıya verilmesine dair bir hikaye var. Aslında bu kooperatif ideolojisinin tersi bir anlayıştır. Türkiye’deki başarısızlık, yeterince gelişememe hikayesi buradan geliyor. Kooperatif talebi tabandan gelmediği için üst yapının verdiği bir hakmış, destekmiş gibi algılanıyor. Bu nedenle bir süre sonra insanların yaratıcılıkları ortadan kalkıyor, çatışma yaşıyorlar. Böylece devletle ilişkileri sürekli hale geliyor, devlet kaynaklarından beslenmeye başlıyorlar. En küçük krizde de her şey bitiyor. Bazen işçiler, bazen köylüler, bazen esnaf… Talebin  tabandan, ihtiyaçtan gelmesi gerekiyor. Yoksa üstten değil&#8230; İşi kim yapacaksa talebin onlardan gelmesi sağlanmalıdır. Türkiye’de esnaf kendi girdilerini, örneğin marangozlar kendi çivisini, tahtasını, boyasını almak için neden kooperatif kurmaz? Neden kurmazlar, bunu pek anlamam! Girdilerini almak için başka küçük esnaflardan alış-veriş yapar. Bu çok pahalı ve risklidir. Ödeme zorluğu yaşarsınız, girdinizi alamazsınız ve üretim yapamazsınız.</span></p>
<p><b>Yerel yönetimlerle kooperatiflerin ilişkisi nasıl olmalı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de yerel yönetimler-kooperatif ilişkisine baktığımızda gerçekten yanlış bir ilişki temelinde kurulu olduğunu görüyoruz. Genellikle kooperatiflerin kurulma sürecinde öncü rolü yerel yönetimler üstlenip, özellikle kadınlar tarafından kurulan kooperatiflerde destek vermiş. Destekleri bunlar verdiği için aslında kooperatifler kendi ayakları üzerinde duramıyorlar. Biz bunun tersini savunuyoruz. Bir desteğe ulaşmak için kooperatif kurmak yerine, kooperatif kurduktan ve belli bir düzeye geldikten sonra tıkandığınız noktada destek talep etmeye yönelik bir anlayışın yerleşmesini istiyoruz.</span></p>
<p><b>Bu nasıl mümkün kılınabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Üreticinin kooperatif kurmasının ortamını hazırlayacaksınız. Bakın Türkiye’de çocuklar iş birliğine yatkın değil. Ailelerde iş birliği sıkıntısı var. Bu bir demokrasi sorunudur. Demokratik mücadeleyle mümkün olabilir. Okulda dayanışma yok, ailede yok, mahallede, sitede, apartmanda yok. Sen şimdi kooperatif kuruyorsun. Olmaz yani! Hayatın her alanında insanı dönüştürmeye değiştirmeye yönelik çalışma yapmalısın. İşçi sınıfı bile bugün kendi aralarında bir araya gelip ortak bir şey yapmıyor. İş birliği ve dayanışmayı geliştirirseniz o zaman kooperatif kurabilirsiniz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Belediyelerin, yerel yönetimlerin kooperatif ilişkilerinde;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Kendi bulundukları illerde kooperatifleri nasıl destekleyeceklerine yönelik araştırma yapmalarını istiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Belediye ile kooperatif arasında bağımlılık ilişkisi kurmayacak bir mekanizma yaratmasını istiyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8211; Belediyelerin mal ve hizmetlerini kooperatiflerden almasını istiyoruz. Ama orada da kayırmacılık yapılmamasına dikkat edilmeli; kaliteli, piyasa fiyatının altında, sürekli mal ve hizmet alabilirler.</span></p>
<p><b>Türkiye’deki büyük kooperatifler kimler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizim anladığımız anlamda aktörler yok Türkiye’de. Genellikle tarım kooperatiflerimiz var; pancar ekicileri böyle bir şey mesela. Devlet bunların izinlerini, desteklerini kooperatif üzerinden verir. Bazı kooperatifler birlik kurarlar; Trakya Birlik gibi birkaç birlik kaldı. Onun dışında hemen hemen bütün aktörler battı. Büyük aktör sayılabilecek kooperatifimiz yok; Çukobirlik, Antbirlik, Fiskobirlik, Tariş çok zor durumda.</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40457 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/KEDV-3-640x480.jpg" alt="" width="407" height="305" />Kooperatifler Türkiye’de hangi ihtiyaca karşılık geliyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında üç temel tür var; yapı kooperatifleri, tarım kredi ve satış kooperatifleri ve diğer işletme kooperatifleri dediğimiz çeşitler var. Ama ne yazık ki Türkiye’de kooperatiflerin ekonomik içindeki payları çok büyük değil. Ağırlıklı olarak tarım kredi ve satış kooperatifleri bir parça yasal olarak zorunluluktan kuruluyor. İnisiyatif halktan gelmiyor. Çok zayıf bir damar Türkiye’de kooperatifler.</span></p>
<p><b>Türkiye’de ağırlıklı olarak tarım alanında kooperatifleşme var dediniz, diğer alanlardaki sıkıntılar neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında her alanın ihtiyacını karşılayabilir. Ağırlıklı olarak gerçek anlamda kooperatif değiller; taksiciler kooperatifi, küçük sanayiciler kooperatifi, taşımacılar kooperatifi gibi… Bunlar gerçek anlamda kooperatif değil; gerçek anlamda kooperatif insanların bir araya gelerek kurduğu, beraber iş yaptığı ve işini yürüttüğü bir kooperatif. On binlerce kooperatiften çok az sayıda kooperatif böyle çalışıyor.</span></p>
<p><b>Türkiye’deki kadın kooperatiflerinde yaşanan sıkıntılardan çok şikayetçisiniz, bununla ilgili ne söylemek istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de kadın kooperatifleri kadınlara zarar verir hale geldi. Kadın kooperatifleri genellikle kadınların kendi inisiyatifiyle kurulmuyor. 180-200 kadın kooperatifi var; bana bir tanesini söyleyin ki kendi inisiyatifiyle kurulmuş, büyümüş ve ondan sonra destek talebinde bulunmuş olsun. Daha çok aklı erenler, orta sınıf, eğitimliler, kentliler gidip kadınlar adına kooperatifler kuruluyor. Daha çok toplumsal cinsiyet rolleri açısından, yemek yapmak, restoran işletmeciliği, el işleri, çocuk bakımı yani yeniden üretim süreçleri dediğimiz alanlarda. Biz de tam tersini söylüyoruz. Bütün bunları kapatın. Kadın mimarlar, kadın mühendisler, sosyal hizmetler, kadın sosyologlar, kadın psikologlar, kadın doktorlar kooperatif kuruyor mu! Ya da bu kişilerin kooperatif kurmalarına destek veriyor musunuz? Hayır&#8230;  Hep ev işi yapan, evden dışarı çıkmayan kadınlara kooperatif kurdurtuyorlar. Bunları büyük şirketler kurdurtuyor, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler gibi aklınıza gelen kurumlar kurdurtuyor. Kısmen yararı var tabi, kadını evden çıkarıyorsun ama zararlarını kimse konuşmuyor. Vergilerini ödüyorlar mı, aile içi çatışmaya yol açıyor mu? Tasfiye sürecinde kim yardım ediyor, genel kurulu zamanında yapıyor mu? Bunları kimse konuşmuyor. Evden çıkmıyormuş! Eyvallah. Bunun için kooperatif kurmaya gerek yok ki. Belediyeler bunun için çalışmalar yapıyor. Bunun için kooperatif kurulmaz, maliyeti çok yüksektir kooperatif kurmanın. Örneğin Mersin’de bir kooperatif hiçbir şey yapmasın, yılda 31 bin TL para harcıyor. 26 bin lira kira ödüyor. Yıllık 3 bin 200 lira kooperatif operasyon giderleri var. Vergiler derken, kooperatif hiçbir iş yapmasa bile 31 bin TL kaynak harcıyor. En azından 32 bin TL para kazanmalı ki ayakta durabilsin.</span></p>
<p><b>Sizin de kurucularından olduğunuz Kalkınma Atölyesi’nden bahseder misiniz biraz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir sosyal işletme kooperatifi, emek kooperatifi, bir fikir kooperatifiyiz. 2004 yılında yedi kişi bir araya gelerek kurduk. Ardından sayımız arttı, şimdi 13 ortağız. Biz daha çok çocuk işçiliği ile mücadele ve başta mesleki eğitim olmak üzere eğitim konularında öncüyüz. Araştırma, planlama, izleme, değerlendirme, savunu ve tanıtım çalışmaları yapıyoruz. Model geliştirme ve analiz çalışmaları yapıyoruz. Özellikle tedarik zincirinde insan hakları boyutuna bakıyoruz. Eğitim modelleri geliştirip mesleki eğitim konusunda çalışmalar yapıyoruz.</span></p>
<p><b>Sivil toplum kuruluşlarıyla ve kamuyla işbirliği yapıyor musunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamuyla doğrudan bir iş birliğimiz yok. Genellikle onların desteğini alıyoruz. Kalkınma Atölyesi olarak ihale süreçlerine girmiyoruz. Ama yaptığımız işlerde kamuyu sürece katıyoruz. Nitekim şu anda Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile çocuk işçileri konusunda yerel kapasiteyi geliştirme konusunda beraber çalışıyoruz. Sivil toplum kuruluşlarıyla yapmaya çalışıyoruz elimizden geldiğince. O konuda şikayetçiyiz aslında. Maalesef Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının kuyrukları birbirine değmiyor. Biz daha çok kendi uzmanlık alanlarımızda onlara hizmet vermek istiyoruz. Ama o kurumlar çok yanaşmıyor. Elimizden gelen bütün çabayı gösteriyoruz.</span></p>
<p><strong>&#8220;Sektör Kadın Girişimcileri Desteklemeli&#8221;</strong></p>
<p><b>Dünyada ve Türkiye’de kadın kooperatiflerinin kurulma sürecinden bahseder misiniz?</b></p>
<p><b>Bahar</b> <b>Yalçın</b><span style="font-weight: 400;">: Son yıllarda, dünyada kooperatifçilik itibarını yeniden kazanıyor. Birleşmiş Milletler’in tahminine göre, dünya genelinde neredeyse 1 milyar insanın ortak olduğu 750.000’den fazla kooperatif bulunuyor ve çok uluslu şirketlere göre %20 daha fazla insana iş yaratıyor. Yükselen kooperatifçilik sektöründe en fazla gelişmeyi ise, sayıları hızla artan “Sosyal Kooperatifler” sağlıyor. Bu kooperatifler, bir anlamda “pazar” mekanizması araçlarını kullanarak, sosyal sorunlara çözüm bulma örnekleri oluşturuyor ve hem sosyal hem de ekonomik değer yaratıyorlar. Sosyal kooperatifler, piyasa şartlarında çalışma imkânı bulamayan kadınlar, engelliler, yoksullar gibi grupların istihdamını sağlıyor. Örneğin İtalya’da sosyal kooperatiflerde istihdam edilenlerin %72,5’i kadın. Sosyal kooperatifler, bu grupların ekonomik krizler karşısında güçlü kalmalarını sağlıyor. Fransa’da 2006-2008 yılları arasındaki kriz döneminde yeni istihdamın %18’ni sosyal girişimler sağladı. Sosyal kooperatifler, sosyal hizmetlerin yaygınlaşmasını ve etkinliğinin artmasını sağlıyor. İtalya&#8217;da sosyal hizmet arzının %60&#8217;ını sosyal kooperatifler sağlıyor. İsveç’te ise çoğunlukla kadınların kurduğu sosyal kooperatifler kamu desteği ile okul öncesi çocuk bakım ve eğitim hizmetlerini yaygınlaştırıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyadaki bu gelişmelere, Türkiye&#8217;de de sosyal kooperatifçilik örnekleri olarak başlatılan kadın kooperatifleri cevap veriyor. Son 18 yılda Türkiye’de kadın kooperatifleri yaygınlaşmaya başladı ve sayıları bugün 200’ü aştı. Bu kooperatifler 61 ilde yılda ortalama 20.000’in üzerinde kadına ulaşıyorlar. Kadın istihdamı için önemli bir potansiyel taşıyorlar.</span></p>
<p><b>Kadın Kooperatifleri neler yapıyorlar?</b></p>
<ul>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Anneler/engelli çocuk anneleri, açtıkları merkezlerle, oyun odası, oyuncak kütüphanesi, yuva, rehabilitasyon, v.s. gibi hizmetler veriyorlar.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Ekonomik girişimlerde bulunuyorlar (unlu mamul,  dokuma, sabun,  catering, pansiyon, v.s.) ya da kadınların ekonomik hayata bir türlü katılımlarını teşvik ediyorlar (fuarlara katılım, mevcut eğitim ve finans olanaklarıyla buluşturma, yerel istihdam imkânları hakkında bilgilendirme, v.s.)</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Destek grupları (şiddet, çocuk eğitimi, tasarruf grupları, v.s.) oluşturuyor ve kadınların ihtiyaçlarına göre eğitimler veriyorlar.</span></li>
<li style="font-weight: 400;"><span style="font-weight: 400;">Mahallelerde bilgi toplama ve paylaşma işlevi görüyorlar. Mahalle toplantıları ve ev ziyaretleri ile yoksulluk, engelli tespiti ya da diğer ortak sorunlar konusunda ihtiyaçla yerel yönetim arasında bir tür köprü kuruyorlar. Dezavantajlı grupların, son yıllarda ise, mülteci kadınların ekonomik ve sosyal entegrasyonuna yönelik işlevler üstleniyorlar</span></li>
</ul>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40456 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/KEDV-1.jpg" alt="" width="341" height="286" />Kooperatiflere devlet desteğinin ne düzeyde olması gerekir, neler yapmalıdır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aslında Türkiye’de son dönem kadın kooperatifleri açısından devlet düzeyinde önemli gelişmeler oldu: Cumhurbaşkanlığı’nın ilk 100 gün için İcraat Programında kadın kooperatiflerinin desteklenmesi hedefi yer aldı. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı ve Tarım ve Orman Bakanlığı kadın kooperatiflerinin güçlendirilmesi için 3’lü bir protokol imzaladılar. Bunlar kadın kooperatifleri açısından önemli adımlar. Bu kapsamda hangi desteklerin nasıl verileceği konusu şu anda kadın kooperatiflerinin en önemli gündemi. Kadın Kooperatifleri açısından en öncelikli talep mevzuat değişikliği ile ilgili. Türkiye’deki mevzuat, kooperatiflerin sosyal yönünü kapsamıyor ve herhangi bir kar amaçlı şirketle aynı statüde tarif ediyor. Oysa sosyal kooperatiflerin geliştiği ülkelere baktığımızda destekleyici bir mevzuat yapısı ön şart gibi görünüyor. Kadın kooperatiflerinin bir sosyal kooperatif tanımı altında olması ekonomik girişimlerinin gelişmesi, sosyal hizmet alanında yürüttükleri faaliyetlerin kolaylaşması, merkezi ve yerel yönetimlerle ve diğer kurum/kuruluşlarla işbirliklerinin güçlenmesi gibi konularda önemli kazanımlar sağlayacaktır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yine sosyal kooperatiflerin geliştiği ülkelere baktığımızda </span><b>sosyal girişimler için destek programları, finansal kaynaklar </b><span style="font-weight: 400;">(kamu ihalelerine erişim, özel hibe programları veya düşük faizli krediler) geliştirildiğini</span><b>, vergi teşvikleri, muafiyet ve indirimler </b><span style="font-weight: 400;">gibi düzenlemeler yapıldığını görüyoruz.  Ancak bu destekler nasıl olmalı? Bu desteklerin, kadın kooperatiflerinin kendisini güçlendirecek, üretimlerini teşvik edecek, yeni hizmet alanlarına kooperatiflerin girmesini sağlayacak mekanizmalarla sağlanması gerekiyor. Kadın Kooperatifleri için farklı hizmet alanlarının önünün açılması da çok önemli. Bu çeşitli hizmetler; bakım hizmetleri olabilir, yerel yönetimlerin işlettiği bazı servis hizmetlerinin, şirketler yerine yine kooperatifler aracılığıyla yapılması olabilir. Bunların örnekleri var. Kalkınmadaki öncelikli alanlarla kooperatiflerin çalışma alanlarının birleştirilmesi gerekiyor.</span></p>
<p><b>Sektör konusuna değinirsek kadınlar belli bir alana sıkıştırılıyorlar, toplumsal roller kooperatif alanında da öne çıkıyor. Kooperatifçilik alanında toplumsal rollere yönelik dayanışmayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunu aşmak için ne yapılabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadınların ev içi hizmetlere yönelmesi toplumsal cinsiyet rolleri sebebiyle bir alana sıkıştırılmasının bir sonucu. Böyle bir durum varken kadınlar birden evlerinden çıksın ve kendilerine yüklenen roller dışında işler yapsınlar demek gerçekçi bir yaklaşım değil. Kadınlar destek mekanizmaları yeterli olmadığı için bildikleri işlerden başlamak durumunda kalıyorlar. Kadınlar mevcutta ürettikleri ne varsa onunla ekonomik hayata katılıyorlar ve daha iyi bir önerisi olmadıkça bütün sektörlerin de bu girişimleri desteklemesi önemli. Diğer yandan kadınlar geleneksel görünen alanlarda da iyi örnekler ortaya koydular, işin ölçeğini büyüttüler, daha fazla kadını dahil ederek gelir elde etmelerini sağladılar. Çocuk eğitimi alanında merkezler açtılar, evlerde yaptıkları işi kamusal alana taşıdılar, görünür kıldılar ve başka kadınların da çocuk bakım yüklerini paylaşarak çalışma hayatına girmelerini sağladılar. Bu tabii ki bunun yeterli olduğu anlamına gelmiyor, turizm, enerji, bakım hizmetleri, güvenli gıda gibi gelişen alanlarda da kadınların girişimlerinin güçlendirilmesi için çok sektörlü çalışmaların yapılması gerekiyor.</span></p>
<p><b>Sivil toplumda kooperatifler hangi ihtiyaca karşılık geliyor? Sivil toplum kooperatif ilişkisi nasıl olmalıdır?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de Kadın Kooperatifleri, tabandan bir kadın hareketini inşa ettiler. Ortak ihtiyaçları etrafında bir araya gelen kadınlar kendileri için, kendi öncelikleri doğrultusunda çözümler geliştirdiler. Dolayısıyla da yoksullukla mücadele, kadınların yerel kalkınma süreçlerindeki rolünün artması, kadın istihdamı konusunda yerelden bir hareket başlattılar. Bu nedenle kamu gibi bu alanlarda çalışan diğer sivil toplum kuruluşları açısından da önemli paydaşlardan biri olarak kabul edilmeyi hak ettiler.</span></p>
<p><b>KEDV’den bahseder misiniz biraz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">KEDV, 1986’da kurulmuş kamu yararına kuruluş statüsünde bir vakıf. KEDV, kadın merkezli yerel kalkınma örnekleri yaratmak ve kadınların toplumdaki liderliklerini güçlendirmek amacıyla çalışıyor. Bunun için de kadınların yerelden, kendi ihtiyaçları çevresinde örgütlenmelerini ve yaşadıkları çevreyi dönüştürmede liderliklerini güçlendirmeyi önemsiyor.  Öncelikli olarak dar gelirli kadınların, erken çocukluk eğitiminin geliştirmesini, kooperatifleşmelerini ve güçlendirilmelerini, yerel karar alma süreçlerine katılımlarını, afetler ve kriz durumlarında dirençlerini arttırmak için güçlenmelerini sağlamak adına programlar yürütüyor.  KEDV aynı zamanda Simurg Kadın Kooperatifleri Birliğinin de sekretaryasını yürütüyor.</span></p>
<p><b>Kooperatif alanında büyük aktörler kimler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40454 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/07/Bahar-Yalçın-640x472.jpg" alt="" width="426" height="314" />Kadın Kooperatiflerinin kendisi tabii ki en önemli aktör, birbirlerini güçlendirecek ağlar oluşturuyorlar.  KEDV ve Simurg Kadın Kooperatifleri Birliği de, Türkiye’deki kadın kooperatiflerinin kapasitesinin geliştirilmesi, iletişim ve işbirliğinin güçlendirilmesi ve savunuculuk faaliyetlerinin kolaylaştırılması için faaliyet gösteriyor. Kadın Kooperatiflerini ulusal ve bölgesel toplantılarla biraraya getiriyor, kamu ve özel sektör kuruluşlarıyla buluşturuyor. Bu buluşmalarda da sevinerek görüyoruz ki hem kamu hem de özel sektör kuruluşları açısından kadın kooperatiflerinin tanınırlığı artmaya başladı, iyi işbirliği örnekleri oluşmaya başladı. Bu örneklerin yaygınlaşması çok önemli.</span></p>
<p><b>Kooperatiflerin birbiriyle dayanışması hakkında ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kadın Kooperatifleri ilk kadın kooperatifinin kurulduğu 2001 yılından beri önemli bir deneyim birikimi oluşturdular ve bu deneyimleri birbirlerini güçlendirmek için paylaşıyorlar. Biz KEDV olarak bu sürece kadın kooperatiflerinin bir araya gelmesini kolaylaştırarak ve kaynak sağlayarak destek veriyoruz.  Ayrıca kullanabilecekleri eğitim programları geliştiriyor ve kooperatiflerin eğiticilerine eğitici eğitimi vererek yaygınlaştırılmasını sağlıyoruz. Örneğin geçen haftalarda Hıdırlık’ta bir deneyim paylaşımı toplantısı oldu. Kadınlar aktif olarak katılıyorlar. KEDV’in sekretaryasını yürüttüğü Simurg Kadın Kooperatifleri Birliği bu deneyim paylaşımını sistematik hale getirmek için çalışıyor. Ayrıca kadın kooperatifleri özellikle tedarik, üretim ve pazarlama konularında da dayanışma sergiliyorlar. Birbirlerinden hammadde alıyorlar, birbirlerinin ürünlerini pazarlıyorlar, bunun gibi dayanışma ağları kurulmaya başlandı. Bu konuda tüketim kooperatifleriyle de işbirlikleri geliştiriyorlar.</span></p>
<p><b>Türkiye’de kooperatifçilik nasıl geliştirilebilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kooperatifçiliğin gelişmesi demek, bir anlamda insanların sadece kazanmak için değil, ortaklaşarak, dayanışarak da para kazanması demektir. Genel olarak insanların rekabetle para kazandığı anlayışın yerine dayanışmayla da para kazanılabileceği, dayanışmayla da ekonomik güçlenme olacağı konusunda ortak anlayış geliştirilmesi gerekiyor. Ekonomik kriz süreçlerinde, toplumdaki dayanışma mekanizmalarının geliştirilmesinde, yerel kalkınma süreçlerinin güçlenmesinde kooperatifler çok önemli roller oynayabilirler. Bu anlayışla beraber gerekli yasal düzenlemelerin yapılması, çok sektörlü ortaklıklarla kooperatiflerin kurumsal kapasitelerini geliştirmesini sağlayacak teknik, eğitim, danışmanlık ve finansal desteklerle kadın kooperatifleri çok daha iyi bir noktaya gelebilir.</span></p>
<p>İlginizi çekebilir: <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/20/ihtiyaclarin-ve-olanaklarin-urunu-kooperatifler/" target="_blank" rel="noopener">İhtiyaçların ve Olanakların Ürünü: Kooperatifler </a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/06/kooperatifcilikte-temel-sorunlar-yonetim-ve-mevzuat-kaynakli/">Kooperatifçilikte Temel Sorunlar Yönetim ve Mevzuat Kaynaklı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uyuşturucuyla Mücadelede En Önemli Adım; Bağımlı Olmadan Engelleyebilmek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/01/uyusturucuyla-mucadelede-en-onemli-adim-bagimli-olmadan-engelleyebilmek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 09:57:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Nezir Şendur]]></category>
		<category><![CDATA[Uyuşturucuyla Mücadele]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşilay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=40166</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeşilay Mersin Şube Başkanı Mehmet Nezir Şendur, 26 Haziran Dünya Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü kapsamında yaptığımız söyleşide, bağımlılıkla mücadelede kamu kurumları, STK’lar, medya ve özellikle ailelerin destek ve mücadelesinin önemli olduğunu vurgulayarak, herkesin daha etkin rol almasının önemine değindi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/01/uyusturucuyla-mucadelede-en-onemli-adim-bagimli-olmadan-engelleyebilmek/">Uyuşturucuyla Mücadelede En Önemli Adım; Bağımlı Olmadan Engelleyebilmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Gençlerde uyuşturucu kullanımının arttığı belirtiliyor, onları uyuşturucuya iten sebepler neler?</span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40168 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/20190627_050345-640x568.jpg" alt="" width="347" height="308" />Gençlerimizi bağımlılıkla tanıştıran kötülük maalesef onlara çok yakın. Gençlerimiz merak, özenti, aile sevgisinden yoksun olma, boşlukta olma, kendini ispat etme çabası gibi nedenlerle uyuşturucu kullanımına yönelebiliyorlar. Biz Yeşilay olarak uyuşturucu kullananı tedaviden ziyade, uyuşturucuya başlamamayı temin etmeye çalışıyoruz. Ayrıca bağımlı bir insanı tedavi ve rehabilite ettikten sonra çalışma ortamı da sağlanmalı. Topluma yeniden kazandırılmalı. Alt zemin hazırlanmalıdır. Hasta rehabilite olduktan sonra buna nasıl bir iş imkanı sağlarız da bir daha buraya tekrar dönmez, bunlar araştırılmalı. </span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Bu konudaki toplumsal bakış nasıl olmalı?</span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Toplum bir bağımlı ile karşılaştığı zaman öncelikle suçlu gözüyle bakmamalı, tedavi olması için telkin ve önerilerde bulunmalı. Yadırgamamalı, bir toplum hastalığı olduğunu, tedavinin ayıp olmadığını vurgulamalı. Burada asıl büyük görev ailelere düşüyor. Aileler tedavi olması gereken çocuklarına bir suçlu gözüyle değil, iyileşmesi gereken bir hasta gözüyle bakmalılar. Tedavide destek olmalı, asla yalnız bırakmamalı ve çocuklarıyla ilgilenmeliler. İhtiyaç duyduklarında bizlerle iletişime geçebilir, tbm.org.tr sitesinden veya YEDAM (Yeşilay Danışma Merkezi) Hattımız 444 79 75 numarası üzerinden destek, bilgi ve yardım talebinde bulunabilirler.</span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">STK&#8217;ları ve kamuyla işbirliği yapıyor musunuz?</span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Bizim evvela Yeşilay olarak gerek Mersin’de gerek Türkiye genelinde bir çalışma grubumuz var. Bunun yanı sıra bütün kurumlarla iş birliği içerisindeyiz. Milli Eğitim Bakanlığı, İç İşleri Bakanlığı, Amatem, belediyeler, Sağlık Bakanlığı, Diyanet, ceza evleri, Adalet Bakanlığı ve sivil toplum kuruluşlarıyla sürekli iş birliği halindeyiz. Bunların hepsi bizim ortak çalışanımız, hepsiyle beraber hareket ediyoruz.</span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-40169 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/0231071680222-640x640.jpg" alt="" width="409" height="409" />Uyuşturucuyla mücadele ile ilgili yaptığınız projelerden bahseder misiniz?</span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Pek çok projemiz var. </span><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">TBM diye bir projemiz var: Türkiye Bağımlılıkla Mücadele projesi. Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak yürüttüğümüz bir proje. Burada ilkokul çağlarındaki çocuklara gerek rehber öğretmenler gerek formatör öğretmenler eşliğinde sigara, alkol, uyuşturucu veya teknoloji bağımlılığı ile ilgili zararlarını daha küçük yaşlarda eğiterek anlatmayı amaçlıyoruz.  Madde kullanımıyla mücadelede en önemli adım, en önemli yöntem hiç başlamamasını sağlamaktır. Bulaşmadan engellemek istiyoruz. Dünyada tek örneği olan bu projeyle bugüne kadar 10 milyon öğrencimize ve 2 milyon yetişkine ulaştık, bağımlılıkla mücadelede farkındalıklarını arttırdık.  </span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Hayata Gülümse projemiz bağımlı insanların rehabilite olduktan sonra topluma entegre olabilmelerini sağlayan bir çalışma. Biz öncelikle insanlar bağımlı olmadan, önlemeye yönelik mücadeleye dikkat ediyoruz. Ama madde bağımlısının tedavi olduktan sonraki süreci de çok önemli. Yeniden topluma karışabilmeli. Hayata Gülümse Projesinde de meslek edindirerek iş imkanı sağlıyoruz. Tedavi olduktan sonra yeniden madde kullanımına yönelmemeleri için topluma kazandırılmaları çok önemli. Cezaevinde rehabilite edilmiş insanların da meslek öğrenmeleri için Hayata Gülümse Projesi önem arz ediyor. </span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Ücretsiz ve ayakta tedavi olanağı sağladığımız YEDAM (Yeşilay Danışma Merkezi) projemiz var. Emniyet veya polisten çekindiği için tedaviye yanaşmayan bağımlılar için var burası. İç İşleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı ile ortak yürüttüğümüz </span><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri, sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">bu projede hekimlerin ve sağlık çalışanlarının buraya başvuran bağımlıları ihbar etme yükümlülüğü kaldırıldı</span><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">. Buradaki amaç emniyetten çekindiği için tedavi olmaya yanaşmayan bağımlılara da ulaşabilmek. Bağımlılar veya aileleri buradan ücretsiz faydalanarak psiko-sosyal destek ve rehabilitasyon desteği sağlayabiliyorlar. Türkiye’nin her şehrinde açılması planlanan ve şimdiye kadar 30 şehrimizde açılan YEDAM’ın Mersin’de de açılması için Büyükşehir’den yer talep edeceğiz. </span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: bold; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Uyuşturucuyla mücadelede neler yapılabilir? </span></p>
<p><span style="font-size: 11pt; font-family: Calibri,sans-serif; color: #000000; background-color: transparent; font-weight: 400; font-style: normal; font-variant: normal; text-decoration: none; vertical-align: baseline; white-space: pre-wrap;">Bununla ilgili geçtiğimiz haftalarda Büyükşehir Belediyesi ile birlikte pek çok kurumun da katıldığı bir çalıştay düzenledik. Bağımlılıkla ilgili Yeşilay olarak bizim ve diğer kurumların eksikleri nelerdir, neler yapabiliriz, bunlar üzerine konuştuk. Ne yazık ki Mersin uyuşturucu konusunda transit bir şehir, çok ciddi bir şekilde aktarım yapılıyor buradan. Türkiye’de bugün 250 bin bağımlı var. Şu anda ciddi derecede uyuşturucuyla mücadele söz konusu, emniyet güçleri tarafından ele geçirilen uyuşturucu miktarı dünya ülkeleri içerisinde toplam yakalanan uyuşturucu miktarı kadar. Bu, mücadelenin ciddiyetini gösterir. Türkiye’de uyuşturucu kullanımı çok fazla ama mücadele de var. Bu konuda Avrupa’dan çok daha iyi konumdayız. Önemli olan bağımlı olmadan önce önlem alabilmek.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/07/01/uyusturucuyla-mucadelede-en-onemli-adim-bagimli-olmadan-engelleyebilmek/">Uyuşturucuyla Mücadelede En Önemli Adım; Bağımlı Olmadan Engelleyebilmek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yerel Yönetimler Kooperatifçilik Panelinde Kadın Kooperatifleri Tartışması</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/14/yerel-yonetimler-kooperatifcilik-panelinde-kadin-kooperatifleri-tartismasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jun 2019 10:30:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Friedrich-Ebert-Stiftung Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Yurttaşlık Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[kooperatifçilik]]></category>
		<category><![CDATA[tesev]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39644</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mersin’de yapılan “katılımcı kent yönetişimi için yerel yönetim ve kooperatif iş birliği” panelinde Kalkınma Atölyesi Genel Sekreteri ve kurucularından Ertan Karabıyık kadın kooperatiflerin çoğunlukla toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirir nitelikte olmasını eleştirirken; Kadın Emeği Değerlendirme Vakfı’ndan (KEDV) Bahar Yalçın ise evdeki kadının ekonomik hayata katılması noktasında bu tür kooperatiflerin önemine vurgu yaptı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/14/yerel-yonetimler-kooperatifcilik-panelinde-kadin-kooperatifleri-tartismasi/">Yerel Yönetimler Kooperatifçilik Panelinde Kadın Kooperatifleri Tartışması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Yurttaşlık Derneği’nin, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) ve Friedrich Ebert Stiftung Derneği’yle ortaklaşa düzenlediği  “Katılımcı kent yönetişimi için yerel yönetim ve kooperatif iş birliği” paneli Mersin’de Atatürk Kültür Merkezi’nde yapıldı.</p>
<p style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39648 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/kapak-2-2-640x480.jpg" alt="" width="383" height="287" />Türkiye’de kooperatiflerin sorunlarına değinen Kalkınma Atölyesi Genel Sekreteri Ertan Karabıyık “Kooperatif kuranlar kendileri bir araya gelmedikleri, fikirlerini kendileri oluşturmadıkları sürece bu oluşumların uzun süre yaşamaları mümkün değildir. Bu nedenle Türkiye’de 80 bin kooperatif, 80 milyon ortak var ama hikayesi yazılacak kooperatif bulmakta zorlanıyoruz. “ dedi. Yerel yönetim-kooperatif ilişkisini çok önemsediklerini belirten Karabıyık, “ Belediyeler hizmetlerini kooperatiflerden almaya dönük çalışmalar yapmalı ve bunu piyasa fiyatının altında, sürekli ve hesap verebilir hizmet almalı. Bu hizmetler yaşlı bakım hizmetlerinden sosyo-psikoloji, imar hizmetlerine kadar kooperatiflerden yararlanmalı. İllerinde kooperatif kurulmasına ve özellikle gençlerin kooperatif kurmasına yönelik iklimi değiştirmeye çalışmalı. Kayırmacı yaklaşım olmamalı. Bu hem belediyeye, hem topluma hem de kooperatife zarar verir. Kooperatifleri denetleyen kooperatiflerle çalışmalılar, elde ettikleri karların nasıl kullanıldığına dair onlarla çalışma yapmalıdır. Ama temel ilke; birincisi kooperatifleri kurma sürecine girmeyecek, ikincisi kooperatiflere kayırmacı davranmayacak. Bu kooperatiflerin kendi ayakları üzerinde durabilmeleri için sadece ve sadece teknik destek vermeli. Finans desteğinden bahsetmiyoruz! Arsa vermek, bina vermek, personel tahsis etmek doğru değil. Bunları yapamayan kooperatiflerin de batmasına izin vermelerini istiyoruz. Çünkü kooperatifler böyle batarsa anlamlı olur. İnsanların, özellikle gençlerin ufacık sermayelerine güvenerek iş yapmalarını sağlayacak ortam yaratabilmeliler.” şeklinde konuştu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Kadın Kooperatifleri Tartışması</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Konuşmasında Türkiye’deki kadın kooperatifleri de eleştiren Karabıyık, “Pek çok kooperatif bu yeni rüzgarda keşke kooperatif yerine şirket ya da dernek kursalardı. Kuranların ya da kurduranların işlerini azaltırdı. Kooperatif hukuku ile dayanışma hukukunu biraz konuşmak ve neden yapamıyoruz, başaramıyoruz konuşmak gerek? Tarihsel, sınıfsal ve kültürel boyutlarını konuşmalıyız. Kadın kooperatifleri de yemek yapma, el işi gibi konulara yönelik. Bu kadınlar yemek yapmaktan, el işi yapmaktan, çocuk bakmaktan başka bir şey bilmiyor mu? Neden kadın mimarlar, doktorlar, mühendisler kooperatif kurmazlar?” dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kadın Emeği Değerlendirme Vakfı’ndan (KEDV) Bahar Yalçın da toplumsal rollerin kadınlar önünde en büyük engel olduğuna değinerek, ““Burada eğer bir beceriksizlik varsa, bu kadının da erkeğin de problemidir. Himaye olayı ile ilgili belediyeler tarafından bir tür abicilik-ablacılık yapmak, ürünü karşılıksız olarak almak, kalitesine bakmadan almak, hadi kurun bir kooperatif bakalım’ demek çok sakıncalı. Ama diğer yandan kadınların bir araya gelmesinde kamunun görev alması önemli bir şey. Bu ikisi arasındaki farkı ortaya koymamız gerekiyor. İnsanların bir araya gelmesi, örgütlenmesi o kadar kolay bir şey değil. Kamunun bu ortamları yaratabilmesi, kadınların bir araya geleceği ortamı oluşturması, elindeki üretimi satış yapacağı alanları oluşturmak önemli. Kadınlar niye ev içi üretim yapıyor, neden bakım yapıyor? Ben bir mimarım. Mimar olarak çalışırsam çalışırım. Ama evindeki kadın zaten ekonomik hayata katılamadığı için kooperatif kurmak istiyor. Ürünler de bu nedenle buna yönelik böyle çıkıyor. Kendi mesleği ile ilgili ilerlemiş kadınlar ya şirket kuruyor ya da başka kooperatiflere dahil oluyor. Bunun örnekleri de var. Daha yaratıcı kooperatifler çıkıyor. Ama kadın kooperatifi dediğimiz zaman evet mesele biraz bakımla alakalı. Çünkü o zaten çocuğu veya evdeki yaşlı bakımı yüzünden evinden çıkıp da iş hayatına katılamamış. Buna bir çözüm arıyoruz zaten. O evdeki çıkışı bir şekilde ev içi üretimi çıkışı. “ dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kadın kooperatiflerinin sadece ekonomik boyutuyla değil aynı zamanda kadınlar için sosyalleşme alanı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Yalçın, “Kadın kooperatiflerine belediyeler açısından bakıldığında bu olanağın yaratılması gerekiyor. Ama hadi şu kooperatifi kurun düşüncesinin yanlış olduğu da unutulmamalı. Türkiye’de yaklaşık iki yüz tane kadın kooperatifi var bunun bir kısmı belediyelerden olduğu doğru. Bunlardan faydalanmış binlerce kadın var. Sonuçlara bakıldığında kadınların hayatlarındaki öz güvenlerini kazanmalarına başka bir iş yapmalarına veya ilk defa para kazanmaya başlamalarında önemli bir etkisi var bu kooperatiflerin. Kadının parasını kazanmakla beraber çocuğuyla veya eşiyle ilişkisi de değişebiliyor. Belediyeler konusunda kooperatifçilik alanında baktığımızda hemen bunun yasal dayanağı yok deniyor. Aslında baktığımızda belediye mevzuatında kooperatifle işbirliği yapabilir diye bir şey yazmıyor ama engelleyen bir düzenleme de yok. Bakanlıklar için de aynı durum söz konusu. Burada yasal yolların pratiklerle beraber açıldığını görüyoruz. Önemli olan birlikte ne yapacağız, yerelin kalkınma planıyla bu kooperatifleri nasıl bir araya getireceğiz. Belediyenin Buradaki pozisyonu hayata bakışında dönüştürücü olmalı.” Diye konuştu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> “Kooperatifçilik Sihirli Bir Araç Değildir”</strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39649 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/kapak-1-640x480.jpg" alt="" width="395" height="296" />İkinci oturumda belediye başkanlarının sunumlarının oturum başkanlığını, barış bildirisini imzaladığı için KHK ile ihraç edilen ve Kültürhane’nin kurucularından olan Ulaş Bayraktar yaptı. Kooperatifin bir sihirli bir araç olmadığını, sadece kooperatif kurmakla bir yere varılamayacağını  vurgulayan Bayraktar, “Onun gerektirdiği güveni birlikteliği dayanışmayı tesis ettikten sonra ancak anlam kazanabilir. Ovacık Belediyesi’nin popüler olan tecrübesi, Seferhisar’ın bilinen tecrübeleri kooperatifi sihirli bir formül gibi algılamamıza sebep oluyor. Bu tehlikeli bir tuzak. Onun için kooperatifin gerektirdiği birlikteliği, gönüllülüğü, dayanışmayı ve güveni tesis etmeden bundan bir şey beklemek, daha tam kaldıramadığımız yapı kooperatifleri enkazına yeni bir enkaz ekleme riskini barındırıyor. Bu nedenle yeni bir kooperatif kurmadan önce mesaimizi birbirimizi tanımaya ayırmamız gerektiği aşikar. Bu oturum görünüş olarak belediye başkanlarından oluşan bir oturum gibi gözüküyor. Oysa öyle değil, iki konuğumuzda kooperatifçilik konusunda bilgili ve deneyimli isimler. Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan’ın görevi sırasında yaptıklarını da biliyoruz. Ancak kendisi kooperatifçi bir aileden gelmenin yanı sıra kooperatifçilik konusunda akademik çalışma da yapmış. Kooperatifçiliğin hem ziraat kökenini hem de örgütlenme olarak biliyor. Abdullah Özyiğit Tüm Eczacı Kooperatifleri Birliği’ni iflastan kurtarıp kara da geçirmiş birisidir. Aynı zamanda Avrupa’daki kooperatifçilik birliğinin yönetimini de aldı. Hem ulusal hem de uluslararası düzeyde kooperatifçilik konusunda deneyimi bir isim.” dedi.</p>
<p style="font-weight: 400;">Kooperatifçiliğin tarihsel sürecini anlatan Mezitli Belediye Başkanı Neşet Tarhan şu an ülkede gerçek kooperatifçiliğin yapılmadığını savundu. Devletin geçmişte olduğu gibi bu alanda yatırım yapması gerektiğini belirten Tarhan, “Devletin anayasada yazan ‘Devlet kooperatifçiliği teşvik için her önlemi alır’ ifadesinin laftan çıkması gerekiyor. 80 öncesinde Ecevit nasıl umut, heyecan yarattıysa bizim de bir şekilde, köylüden üreticiden başlayarak umut yaratmamız gerekiyor. Anayasanın sosyal devlet ilkesi hayata geçmedikçe kooperatifçilikte de başarılı olmak zor, bunun da altını çizmek istiyorum. Biz gönüllü yarattık. İnsanlar gönüllü çalışmalara katılsın dedik. Gönüllülerimizin yüzde 95’i kadın. Pozitif ayrımcılık konusu çok tartışılıyor. Burada da salona baktım en az yüzde 85’i kadın.  Kayırmacılık da olacaktır! İdareler, belediyeler tarımsal kooperatiflere, kadın kooperatiflere pozitif yönden ayrımcılık ve kayırmacılık yapacaktır. Ben tüccardan 10 liraya fidan alıyorsam, 15 lirayı verir kadından alırım. Bu kayırmacılıktır. Paranın gideceği yeri ben çok iyi biliyorum. Kooperatifçiliğin gönüllü olması gerekir, zorlamayla kooperatif olmaz. Biz 9 tane kadın üretici pazarı yaptık 650 kadınımızla. Buradan hiçbir para almıyoruz. Kadınlar daha mutlu oldu, daha refah içinde, ehliyet alıp araba kullandılar, ev sahibi oldular. Kadın üretici pazarıyla Çin’de 270 kadar ülkeden 3 yüz kadar belediye katıldı. Sonunda 15 tane finalist kaldı. Türkiye’den, ilçe belediyesinden bir tek biz kaldık finale. Bu 15 finalist arasından birincilik ödülünü aldık.” Diye konuştu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>“Türkiye’de Kooperatif Hikayesi Var”</strong></p>
<p style="font-weight: 400;">Tarımda çiftçinin ürettiğiyle markette satılan ürünün arasındaki fiyat farkına da dikkat çeken Tarhan bu konuda öncelikle üreticinin ses çıkarması gerektiğini şöyle vurguladı: “Geçen yıl şeftali üreticide 70 kuruştu, -daha sonra 50 kuruşa düştü- Mezitli Pazar yerlerinde 2-2,5 TL markette 5,99 TL’den satıldı. Tüm Türkiye’de böyleydi. Hadi hiç kimse ses çıkarmadı da köylüde de ses yok! Birçok yolu yöntemi var, kahvede toplantı yaptık. Bir yol sundum, ben önünüze geçeceğim, Mezitli’ye kadar beraber yürüyelim arkamdan gelir misiniz, sesimizi tüm Türkiye’ye duyuralım dedim, bir kişi gelmedi! Siz kendi hakkınıza sahip çıkmazsanız başkası sahip çıkmaz. Yasal direnme hakkınızı kullanmanız gerekir.”</p>
<p style="font-weight: 400;">Kooperatifçilik alanında tecrübesi olan Mersin Yenişehir’in yeni Belediye Başkanı Abdullah Özyiğit de,  Ertan Karabıyık’ın “Türkiye’de kooperatif hikayesi yok” sözlerine 80’lerde faili meçhul cinayetlere kurban giden ecza kooperatifi şehitlerini hatırlatarak başladı ve şunları söyledi: “Türkiye’de hikayesi yazılacak, şehitleri olan kooperatifler var. Eczacılık kooperatifleri 80 öncesinde kurulmuştur.</p>
<p style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-39646 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/neşe-gülersoy.jpg" alt="" width="167" height="259" />Neşe Gülersoy (1979’da) Muğla’da, Naci Doğan (1980’de) Bursa’da Bursa Ecza Kooperatifinin başkandayken eczanelerinde öldürüldüler. Bunları öldürenler kim? Ben tanıyorum ki alanına müdahale ettikleri tekelci ilaç dağıtıcılarıdır. Türkiye’de suikastların çok olduğu bir dönemdi 80 öncesi. Bu insanlar eczanelerinde taranarak öldürülen kooperatif şehitleridir. Bir siyasi irade, bir ön açıcılık olmadan bu işlerin olma şansı yok. Çünkü yaşamımızı siyaset belirliyor.</p>
<p style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-39647 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/naci-dogan.jpg" alt="" width="150" height="242" />Bugün ülkeyi yönetenler eğer kooperatifçiliği öncelemiş olsalardı, kooperatifleşmeyle bir büyüme olurdu. Türkiye’de 32 tane olan eczacılık kooperatifleri şu anda 5 tane. Bir elin parmakları kadar kaldı. Ama tekellere karşı mücadele ediyorlar. Bu mücadele ettikleri yapıları söylesem hemen bilirsiniz; Hedef Ecza kooperatifi. Bu kooperatifin patronu şu anda belli basın-yayın grubunun sahibi Ethem Sancak idi. Oradan Alliance grubuna geçti. Yani eczacı kooperatiflerinin serüveni aslında birçok şeyi anlatıyor.”</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/14/yerel-yonetimler-kooperatifcilik-panelinde-kadin-kooperatifleri-tartismasi/">Yerel Yönetimler Kooperatifçilik Panelinde Kadın Kooperatifleri Tartışması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emel Korkmaz’ın Mücadelesi Belgesel Oldu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/07/emel-korkmazin-mucadelesi-belgesel-oldu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Jun 2019 10:26:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ALİKEV]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Ali İsmail Korkmaz]]></category>
		<category><![CDATA[Bilecik]]></category>
		<category><![CDATA[Emel anne]]></category>
		<category><![CDATA[Kazım Kızıl]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39417</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eskişehir’de Gezi eylemleri sırasında öldürülen üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz'ın annesi Emel Korkmaz'ın mücadelesi belgesel oldu. İlk gösterimi Eskişehir'de yapılan Emel Anne belgeselinin yönetmeni Kazım Kızıl belgeselin hazırlık sürecini konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/07/emel-korkmazin-mucadelesi-belgesel-oldu/">Emel Korkmaz’ın Mücadelesi Belgesel Oldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ali İsmail Korkmaz öldürülüşünün 6. yılında KESK, TMMOB, EBTO (Eskişehir Bilecik Tabip Odası), DİSK ve Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) tarafından düzenlenen etkinliklerle anıldı. Saldırıya uğradığı Sanayi Sokak’ta yapılan basın açıklamasında anne Emel Korkmaz oğlunu ölüm biçimiyle değil yaşam biçimiyle andığını vurgulayarak, “Ali İsmail’in katledilmesine göz yumanlar çocuklarına nasıl sarılıp evladım diyebiliyorlar? Vicdanları rahat uyuyabiliyorlar mı? Bir Ali’yi katlettiniz, kaç Ali İsmail var etrafımızda, Ali İsmail ölmedi, burada bu sokakta yaşıyor.” dedi. Anma etkinlikleri Zübeyde Hanım Kültür Merkezi’nde bu yıl beşincisi düzenlenen Ali İsmail Yaşam Ödülleri Töreni ile devam etti. Gezi eylemlerinin toplumsal hafızadan silinmemesi ve Ali İsmail Korkmaz’la beraber Gezi Eylemleri sırasında hayatını kaybeden gençlerin unutulmaması amacını taşıyan Yaşam Ödülleri bu yıl 10 Ekim Dayanışma Derneği’ne ve gazeteci yazar Ayşenur Arslan’a verildi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-39418 aligncenter" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/kapak-640x480.jpg" alt="" width="614" height="461" />Ödül töreni ardından belgeselci Kazım Kızıl’ın Ali İsmail Korkmaz’ın ardından annesi Emel Korkmaz ve ailesinin yaşadığı zorlukları, mücadeleyi ve ALİKEV’de yürüttüğü kampanyaları anlattığı “Emel Anne” belgeseli gösterildi. Sivil Sayfalar olarak Kazım Kızıl’la belgesel gösterimi sonrası bir söyleşi yaptık. Yönetmen Kızıl, çekimleri Hatay, İstanbul ve Afrika’da gerçekleşen belgesele Eskişehir’den birkaç çekim daha ekleyeceğini belirtti.</p>
<blockquote><p><strong>İlginizi Çekebilir : Ali İsmail&#8217;in Düşleri Afrika&#8217;ya &#8220;Can Suyu&#8221; Oluyor</strong></p></blockquote>
<p><strong>Belgesele seyircilerden gelen tepki nasıldı?  </strong></p>
<p>Belgesele beklediğimin çok üzerinde geri dönüş aldım. Benim en çok tepkisini merak ettiğim Emel Anneydi. Daha önce izlememişti, ilk defa orda izledi, ona da bazı kısımlar sürpriz oldu. Öncesinde Gürkan’la (Abi Gürkan Korkmaz) konuşmuştuk, belki eklememi istedikleri veya olmasını istemedikleri yerler vardır diye. Gürkan “Büyüsü bozulmasın, biz o gün ilk defa orda izleyelim” dedi. Aileden kimse izlememişti daha önceden. Hem izleyicinin hem Emel annenin ve ailenin tepkisi çok güzeldi.</p>
<p><strong>Seni belgeseli çekmeye iten sebep neydi?</strong></p>
<p>Belgesele iten sebep Emel anneyi tanımam tabi. Ama vesile olan ALİKEV gönüllülerinden Utku Kalı oldu, beni İstanbul Maratonu için aradı. Emel annenin Maraton koşusunu çekmemi istediler. Ben de önce bunu bir hikayeye çevirmek istedim; Emel anne Hatay’dan başlasın sonra beraber İstanbul’a Maratona katılalım, bu kadardı. Daha sonra 10 Kasım’da (2017) antrenman vardı, orda konuşmalarına, tavırlarına tanık olunca Emel annenin belgeselini çekmeye karar verdim. Asıl eylem maraton olmasın, kişi Emel anne olsun istedim. Emel anneyi tanımak itti beni belgesele. Ben tanık olduğum, tanıma fırsatı bulduğum bir kişiyi daha çok insan tanıyabilsin diye çektim. Yaptıkları çok kıymetli. ALİKEV’de birçok insanın hayatına dokunuyor. Yas tutmayı tercih edebilirdi. Ama o koşturan, kamusal alanın içinde üretmeye devam eden, insanların hayatında değişime yol açan, dönüştüren, aynı zamanda annelik içgüdüsüyle, anaç tavırlarıyla etrafına sevgi aşılayan biri. Bu çok etkileyiciydi.</p>
<p><strong>Belgeseli hazırlama sürecinden bahseder misin? </strong></p>
<p>Bir buçuk yıla yayılan bir süreçte hazırladık. Emel anne çok aktif, sürekli koşturuyor, bir şeyler daha yapıyor bunu da çekeyim derken o süreç devam ediyor sürekli. Baştan oturup plan yapıp Emel annenin şurasına odaklanalım diye ilerlemedi çekimler. Spontane gelişti. İstanbul Maratonu’nu iki defa çekmemiz gerekti mesela. Ben daha önce maratonları sadece televizyondan izlerdim, oturduğum yerden bile yorulurdum. Ama iki sene üst üste ekipmanla birlikte koştum. Emel anne koşuyor, biz de onun peşinden koşuyoruz.</p>
<p><strong>Gösterim tarihi için özellikle mi 2 Haziran tarihi seçildi?</strong></p>
<p>Aslında 16 Mart Ali İsmail’in doğum günüydü, Hatay’da her yıl ‘Hatay Barış Koşusu’ yapılıyor. Niyetimiz oraya yetiştirmekti. Ama yetiştiremedim. O tarihten sonra da 2 Haziran, saldırıya uğradığı gün olsun dedik.</p>
<p><strong>Belgesel çekiminde yaşadığın zorluklar nelerdi?</strong></p>
<p>Sonuçta çok ağır bir konu. O acıyı bizzat yaşayan kişilerle uzun röportajlar yapmaya çalışmak çok zorluydu. Ali İsmail’in odasında Emel anneyle röportaj yapmak kolay olmadı. Mesela ablasıyla (Ali İsmail’in) röportaj yapmak istedim ama 3 dakikadan sonra kesmek zorunda kaldım, bir yanıyla da mutlaka olması lazım Ali İsmail’in ablası, Emel annenin kızı! Gerçeği olduğu gibi aktarmak istiyorsunuz ama gerçek bazen dile geldiğinde daha trajik olabiliyor. Bir de garip bir suçluluk psikolojisi yaşadım, daha önce pek çok kişiden de duydum; o kötü olayla ilgisi olmayan kişiler Emel anneyi görmüş ama karşısına çıkmaya cesaret edememişler. Burada işin içinde trajik kısımlar da var. Ama belgesel buna yaslanmıyor. Gerçek de bu zaten. Ben Mart ayında Hatay’a gittiğimde aile mezarlık ziyaretindeydi doğum günü nedeniyle. Bir belgeselci için bunu çekmemek gerçeğin bir tarafını görmemek olurdu. Bir anda gülüyoruz, bir anda başka trajik bir olay oluyor. Aynı şey Emel anneyle sohbet ederken de geçerli. Gerçek, her şeyin iç içe geçmiş hali. Belgesel trajik bir olayla başlıyor, o trajedi belgesel boyunca hakim kalıyor. Ama sadece trajik bir belgeselden ziyade her yönüyle duyguların iç içe geçtiği bir tanıklık ortaya çıkan.</p>
<p><strong><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-39421" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/kazım-kızıl-640x427.jpg" alt="" width="360" height="240" />Belgeselde Sevinç Erbulak ve Melike Demirağ da yer alıyor, onların belgesele dahil olma süreci nasıl oldu?</strong></p>
<p>Aileyle yakın kimlerle görüşebiliriz diye düşünürken ikisiyle yollarımız kesişti. İki sanatçı da Ali’yi kaybettikten sonra aileyle tanışmışlar. Ama bir şekilde o tanışıklığı organik bir ilişkiye çevirmişler. Mesela Sevinç Erbulak dışarıdan anmadan anmaya giden değil de; aileyle teması olan çat kapı gidebilen farklı bir duygudaşlık kuran bir Sevinç Erbulak var belgeselde. Onun gözünden Emel anneyi görmek istedim, ALİKEV gönüllüleri dışında. Melike Demirağ da öyle. İlk maratonda karşılaştık, Emel anneyle beraber koştu. Kızlarından birinin adı Melek, ailenin söylediğine göre zaten Melek ablanın adı Melike Demirağ’dan geliyor. Onlar çok seviyormuş. Böyle bir bağ da var. Farklı gruplardan farklı insanlar olsun istemiştim.</p>
<p><strong>Eskişehir ilk gösterimiydi, başka gösterimler olacak mı?</strong></p>
<p>15-20 Haziran’da İstanbul’da 12. Documentarist’te gösterilecek. 3-7 Temmuz’da İtalya’da gösterilecek. Eskişehir gösterimi sonrası Adana Belediyesi’nde Eylül ayı için istek geldi. 9 Temmuz’da Hatay Samandağ’da gösterilecek. Kopenhag, Berlin, Paris, Londra’dan isteyenler oldu. Ama bunlar belgeseli görmüş değiller, belgeselin kendisinden çok Emel annenin hikayesi ilgi çekiyor. Bir yandan güven duymaları da beni mutlu ediyor. Ancak belirtmeliyim ki ilgi benden çok Emel anneye.</p>
<p><strong>2017 Nisan’dan beri devam eden bir dava sürecin var, son durum nedir?</strong></p>
<p>Haziran ayında, bu ay karar duruşması olacak. Gazetecilik faaliyeti yaparken tutuklanmıştım. Ben hayatımda slogan atmadım, elimde kamera vardı, ona odaklanmıştım. Elbette eylem anayasal bir haktır, insanlar anayasal haklarını kullanırken ben de insanların haber alma hakkını savunmak için ordaydım. Referandumun şaibeli olduğuna dair bir açıklama vardı o gün, eylem olacaktı ve ben de oraya gidip video çektim. Video çekerken gözaltına alındım. Cumhurbaşkanına hakaret sonradan uydurulmuş bir şey. Çünkü bir insanı video çektiği için gözaltına alamazsın, yani almaman gerekir? Hukuken böyle bir gerekçe olabilir mi? Her zaman olduğu gibi önce seni yakalıyorlar, sonra sana suç isnat etmeye çalışıyorlar. Bunun en kolay yolu da sosyal medya hesaplarımız! 4 gün ek gözaltı süresi sırasında oluşturulmuş bir emniyet istihbarat raporu var. Emniyet istihbarat raporu dediğime de bakmayın, sosyal medya hesaplarına giriyorlar, sayfa sayfa screenshot yapıyorlar. İstihbarat çalışması da bu! Ben gözaltındayken attığım tweetlere bakıyorlar, önce halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik suçlaması yapılıyor. Daha sonra Cumhurbaşkanına hakaret gerekçe gösterilmiş. Kimse benim ifademi almadı, neyle suçlandığım konusunda kimse bana bilgi vermedi. Savcı bana “ne diyorsun?” diyor. Neyle suçlandığımı bilmiyorum, ortada bir şey yok. Ne diyeyim ben! Saçmalık! Adil yargılama diye bir şey yok. Savunma hakkı yok. Ben bunu cezaevinde 65. Günümde Cumhuriyet Gazetesi’nden öğrendim. Haziran’da karar duruşması var, ne karar çıkacak bilmiyorum, sürpriz olmayacak!</p>
<p><strong>Tutuklu gazetecilerle ilgili ne söylemek istersin?</strong></p>
<p>Hükümetten birileri konuşurken “Gazetecilik yaptığı için tutuklanan biri yok” diyorlar. Benim de dosyamı inceleyen biri için ben de gazetecilikten değil cumhurbaşkanına hakaretten içerdeyim. İçerde bulunan gazetecilerin dosyalarına bakınca da gazetecilik faaliyeti yaptığı için tutuklanmış gibi görünmüyor. Ama özüne bakınca hepsi, gazetecilik yaptığı için, muhalif olduğu için, gerçekleri yazdıkları için tutuklular. Sayıları da tam belli değil. Birçok farklı raporlandırma birçok farklı kıstaslar kullanılıyor. Türkiye’de 150 civarı tutuklu gazeteci var, ülke için çok utanç verici bir durum. Ahmet Altan ağırlaştırılmış müebbet aldı örneğin. Bu ne demek? İdam olsa idam edilecek. Bu insan ağırlaştırılmış müebbet almış olacak ne yapmış olabilir? Ahmet Şık aylarca tutuklu kaldı! Kadri Gürsel o kadar içerde yatmış zaten, bir yere kaçtığı yok, kendisi gelmişken kelepçe taktılar! Böyle bir saçmalık olabilir mi? Zehra Doğan örneği, çizdiği resimden dolayı aldılar. 15 ay içerde yattı, genç bir insanın hayatından 15 ay almak çok utanç verici. Osman Kavala mesela; 17 Mayıs’ta 563 gündür tutuklu! İddianameyi de okudum, trajikomik gerçekten, sayfalarca yazmışlar, İzmir’de Roman Derneği&#8217;ne bağışta bulundu yazıyor, iddianameye koyulabilir mi böyle bir şey? İnsanlar belirsiz sürelerde ve adil olmayan koşullarda yargılanıyorlar, neyle suçlandıklarını da ne kadar süre tutuklu kalacaklarını da bilmiyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/07/emel-korkmazin-mucadelesi-belgesel-oldu/">Emel Korkmaz’ın Mücadelesi Belgesel Oldu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğal Yaşam Alanının Tahribatı Türlerin Yok Olmasını Hızlandırıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/05/dogal-yasam-alaninin-tahribati-turlerin-yok-olmasini-hizlandiriyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Jun 2019 10:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Doğa Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Artvin]]></category>
		<category><![CDATA[ÇED]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[iklim krizi]]></category>
		<category><![CDATA[Itri Levent Erkol]]></category>
		<category><![CDATA[kaçak avlanma]]></category>
		<category><![CDATA[nesli tükenen hayvanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39387</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünya Çevre Günü vesilesiyle nesli tükenen hayvanları konuştuğumuz Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Itri Levent Erkol, "En temel sorun doğal yaşam alanlarının yani kendi habitatlarının insan eliyle parçalanması veya yok edilmesi” dedi. Sualtı Araştırmaları Derneği (SAD) Kurucu Üyesi Cem Orkun Kıraç da nesli tükenme tehdidi altındaki türler için doğal yaşam alanlarının korunmasının önemine değinirken, ODTÜ Erdemli Kampüsü Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Korhan Özkan, “Kentte hem insanı hem de doğayı bir arada var edecek yeni çözümler bulmalıyız” diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/05/dogal-yasam-alaninin-tahribati-turlerin-yok-olmasini-hizlandiriyor/">Doğal Yaşam Alanının Tahribatı Türlerin Yok Olmasını Hızlandırıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü </span>Itri Levent Erkol <span style="font-weight: 400;">nesli tehlike altındaki türlerin başlıca sorunlarına değinirken, ÇED raporlarının bölgenin biyolojik çeşitliliğinin doğru ve yeterli araştırılmadan hazırlanmasının yapılaşma ve endüstrileşmenin önünü açmaya yönelik olduğunu belirtti. </span><span style="font-weight: 400;">Nesli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvanların en temel sorunu öncelikle bunların doğal yaşam alanlarının yani habitatlarının insan eliyle parçalanması olduğunu belirten Erkol, &#8220;Bu habitatların bozulmasının en temel gerekçeleri de özellikle şehirleşme, endüstri, artan nüfus, tasnif-tarım alanlarının açılması, ormanların yok olması yer alıyor. Örneğin bize çok basitmiş gibi gelebilecek bir otoyol projesi –ne yazık ki otoyollar ÇED’lerden de muaf- ciddi sorunlara yol açabiliyor; habitat alanının bölünmesi sebebiyle burada yaşayan pek çok canlı türü örneğin gece-gündüz içinde yaptıkları beslenme, su içme ihtiyaçlarını giderememe, karayollarında ezilmelerine sebep olabiliyor. Otoyollar yaptıkları gürültü nedeniyle özellikle kuşlar üzerinde üreme başarısını düşürücü etkilere sahip. Veya otoyollardan kalkan tozlar ve egzoz dumanları, akaryakıt ve yağ yakıtlarından kaynaklı çevredeki habitatları olumsuz olarak etkiliyor.&#8221; dedi.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-39389" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/Ekran-Alıntısı-1.jpg" alt="" width="360" height="242" />Türkiye’de biyolojik çeşitlilik üzerine yeterli akademik araştırma yapılmadığından yakınan Itri Levent Erkol bir proje hayata geçirilirken, o bölgenin doğasının yeterince tanınmadığı için zarar görebileceğinin altını çizdi. Türkiye&#8217;de </span><span style="font-weight: 400;">nesli küresel ölçekte tehlike altında olan kelaynak ve sürmeli kuşunun başta geldiğini belirten Erkol, &#8220;Sürmeli ülkemizde üremiyor ve kışlamıyor, yalnızca Afrika kıtasından Kazakistan ve Orta Asya’ya giderken göç döneminde bu bölgeyi kullanıyor. Geçmiş dönemde Suriye sınırı ile Urfa arasındaki TİGEM arazilerini (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü) çok aktif olarak kullanırken o bölgedeki sulu tarıma geçiş sonrası eskisi kadar kullanamıyor. Çünkü tarım amaçlı sulama yapıldığı için durup dinlenebilecekleri, yiyecek bulabilecekleri alanlar yok edildi. Yine ülkemizde şah kartal nesli küresel ölçekte tehlike altında olanlardan; bundan 10 sene önceye kadar gittiğimizde sadece Bolu bölgesinde var olduğu, Türkiye’nin hiçbir bölgesinde üremediği düşünülürken Doğa Derneği’nin Bulgar BirdLife (BSPB) ile yaptığı çalışmalar sonrasında yalnızca Trakya’da bile 50 civarı çiftin ürediği ortaya çıktı. Bu şu anlama geliyor; eğer biz iyi bir araştırma yapmazsak, ekolojik bir türü iyi anlamazsak elimizdeki bilgi eksikliğiyle yanlış kararlar alabiliriz. Örneğin Trakya bölgesinde yapılacak bir endüstriyel projede orada şah kartal yoktur diye plan yaparsak hesaba katmadığımız için yok olmalarına sebep olabiliriz.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><strong>Avcılık Türlerin Devamını Tehdit Ediyor</strong></p>
<p>Nesli tehdit altında olan türler için dahi avcılık serbestisi kararların verilebildiğini anlatan Erkol, <b>&#8220;</b><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de nesli dünya çapında tehlikede olan iki tür elmabaş patka ve üveyik kuşları ne yazık ki hala avlanmaya devam etmektedir. Avın kuş popülasyonu üzerinde birden fazla etkisi var. Birincisi hedef avlanabilecek türde kuşlar olsun veya olmasın, siz eli tüfekli, doğayı çok iyi tanımayan insanların doğal yaşam ortamlarında gezmelerine izin veriyorsunuz. Aslında en temel sıkıntı bu.  </span><span style="font-weight: 400;">İkincisi doğrudan öldürme! Günümüzde online sistemlerle kotalar alınıyor, bir sisteme girip ‘ben şuraya gideceğim, şu kadar kuş öldüreceğim’ diye kendi kendilerine kotalar alıyorlar. Ne yazık ki ülkemizde denetim faaliyetleri yetersiz. Yanınızda bir koruyucu yok, yetkili yok, siz gidip avınızı yapıp dönüyorsunuz. Artık elinize tüfeği alıp avlak dediğimiz bölgeye gittiğiniz anda vicdanınızla baş başasınız. Her ava giden avcının aynı vicdani kaygılara sahip olmadığını biliyoruz. Ancak konu üveyik üzerinde konuşulacak olursa diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak Türkiye’de bu tür “göç döneminde” ava açıklar. Bu da şu anlama geliyor; yumurtasından yeni çıkmış yavru bir üveyik henüz bir defa bile üreyemeden ilk gittikleri göçte öldürülüyorlar. Siz yumurtadan çıkmış o yılın yavrusuna bir kere bile üreme şansı vermeden hemen öldürüyorsunuz! Bu da global ve bölgesel popülasyon dinamiği üzerinde ciddi etkiler bırakıyor.&#8221; şeklinde konuştu.</span></p>
<p><strong>&#8220;İnsanlık Olarak Karar Aşamasındayız&#8221;</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">ODTÜ Erdemli Kampüsü Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. </span>Korhan Özkan, buzulların erimesinin, iklim değişikliğinin sadece kutuplar için değil tüm dünya için etkileri olacağını vurguladı. Türkiye&#8217;nin de bu etkilerden müstesna olmayacağını belirten Özkan, &#8220;<span style="font-weight: 400;">Ne yazık ki çağımızda büyük bir yok oluş yaşıyoruz. Mesela Adana’da çok güzel arkeolojik bir müze açıldı, orada yer alan Roma mozaiklerine baktığınızda çeşit çeşit hayvanlar var; aslanlar, parslar, filler&#8230; Bu topraklarda 1890’lara kadar aslan yaşıyordu, o ihtişamlı hayvanlar Ege ovalarında cirit atıyorlardı. O çizgili büyük 300-400 kiloluk kaplanlar son resmi kaydı Şırnak’ta 1970’lerde bulundu. Pars, leopar hala çok az sayıda olsa da var. Afrika Savana’ya gidip büyük safari turlarıyla gördüğümüz canlılar aslında Anadolu ekosisteminin ve kültürünün bir parçasıydı. Bir kısmını yok etmezsek hala tutunmaya çalışıyor; pars ve leopar bunun önemli bir örneği. Ama bunun dışında Artvin’in ılıman yağmur ekosistemi Tropiklerden çok da geri kalır değil. Karçal Dağları’nın çevresi çok ihtişamlı ormanlarla kaplı. Afrika belgesellerinden izlediğimiz sırtlan Çanakkale’de, İzmir’de 1990’lara kadar kaydı vardı ve hala Güneydoğu’da çok yaygın. Hala Hatay’da dağ ceylanı ya da gazel dediğimiz ceylan popülasyonu var. Dolayısıyla hala yaşama tutunan çok ihtişamlı bir ekosisteme sahibiz. Ancak ne yazık ki etkiler çok dramatik boyutlarda.&#8221; dedi.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Kent olarak, ülke olarak, insanlık olarak bir karar aşamasındayız: Doğanın bizle birlikte var olmasına izin verecek miyiz, hep beraber yok mu olacağız?</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünyada el değmemiş alanların  yüzde 15’in altına indiğini belirten Özkan, &#8220;Dünyada üretilen enerjinin, maddenin yüzde 50’si doğrudan ya da dolaylı olarak insan tarafından kullanılıyor. Biz sadece bir türüz ve bizimle birlikte ismini koyduğumuz 2,5 milyon canlı türü daha var! Bu dramatik bir durum. Bu umutsuz bir durum mu? Ben umutsuz olduğumuzu düşünmüyorum. İnsan ve doğa belki cennet bahçesi şeklinde değil ama en azından varlığını sürdürerek yaşayabilir. Bunun nasıl olacağı önemli. Bir yaşam stili değişikliği yapmamız lazım. Eskiden milli parkları çözüm olarak görürdük ancak etkimiz o denli büyük ki milli parklarla doğayı korumak mümkün değil, hangi hayvana diyeceğiz milli parka git de orada yaşa? Bu mümkün değil, dolayısıyla yeni bir yol bulmamız lazım o da kentte hem insanı hem de doğayı bir arada var edecek çözümler bulmalıyız. Örneğin deniz kaplumbağalarının yeniden üremesi için nesi eksik, kumsal ve deniz ihtiyacı olan. İkisi de var! Üremesi için tek yapmamız gereken diğer etkileri, insan etkilerini kontrol etmek. Biz izin verdiğimiz sürece Akdeniz fokları yeniden Mersin Limanı’na çıkabilir, deniz kaplumbağaları yeniden kumsallarımızda var olabilir. Bunlar başarılabilecek şeyler. Sadece kent olarak, ülke olarak, insanlık olarak bir karar aşamasındayız: Doğanın bizle birlikte var olmasına izin verecek miyiz, hep beraber yok mu olacağız? Ben umut görüyorum, giderek farkındalık artıyor, akademilerimiz çalışıyor, kentlerde örgütsel etkinlikler yapılıyor. Yolun sonunda ışık görüyorum.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><b>&#8220;Yaban Hayatının Bizimle Var Olmasına İzin Vermeliyiz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mersin’de Erdemli sahilinde canlı hayatı inceleyen Doç. Dr. Özkan kurdukları fotokapanlarla şehirde geceleri adeta bir yaban hayatının uyandığını gözlemlediklerini belirterek, bu bölgelerin korunması gerektiğini vurguladı: &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Bunları yerleştirdiğimizden beri farkına vardık ki akşamları bir doğa parkı haline geliyor çevre. Tilkiler, porsuklar, sansarlar, bazen kuşlar, yaban tavşanı, oklu kirpi fotokapanlara yakalanan türlerden. Oklu kirpik bizim bildiğimiz kirpi değil. Köpek boyutunda leoparlarla güreşen bir tür, Lamas Kanyonu’nda Doktorun Yeri’ne (piknik alanı) gece gidin, sizin gündüz bıraktığınız karpuz kabuklarını kemiriyorlar. Geceleri buralar cıvıl cıvıl bir yaban hayatına dönüşüyor. Gece biz uyurken yaban hayatı uyanıp bizim bulunduğumuz alanlarda yaşamaya çalışıyorlar. Yaban hayat zaten içimizde, sadece bizimle birlikte var olmasına izin vermemiz gerek. </span><span style="font-weight: 400;">Anadolu’nun avantajlı yanı dağlık olması. Çok dağlık bir coğrafya olduğu için birçok canlıyı yok etmeye insanlığın eli ulaşamamış. Oklu kirpik de bunlardan biri, bu tür aktif olarak avlanıp yemek olarak tüketilen bir anlı. Mersin’de de sürekli avcılığı yapılıyor. Bunca yıl saklanmış, hala saklanmaya devam ediyor.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-39390" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/j.jpg" alt="" width="360" height="224" />Türkiye&#8217;nin kritik bir eşikte olduğunu belirten Özkan, &#8220;Endüstriye de geç adım attığımız için dağları o kadar düzleyememişiz. Doğa var olmaya devam etti. Şu an o kritik aşamadayız. Anadolu artık koruyup korumayacağına karar verecek. Avrupa’nın yaşadığı yok oluşla yüz yüzeyiz. Önümüzdeki birkaç on yıl çok önemli, bir dönüşüm sağlayabilirsek seçimimizi doğru yaparsak yok etmeden var olabiliriz. Yoksa Avrupa’nın yolunu gitmek zorunda kalacağız: Önce yok edip sonra geri kazanmak! Bu çok pahalı bir yol! Bugün İngiltere yeniden yabanlaşma projeleri yürütüyor, Danimarka’ya bizon saldılar, fil salalım mı diye düşünüyorlar. Eğer böyle devam ederse büyük bir yok oluşu global yaşamakla yüz yüzeyiz. Ümit var. Bugün bütün gazetelerde İsveçli bir kızın Avrupa Parlamentosu’na kadar çıkışını konuşuyoruz. ABD’de Trump iklim kriziyle mücadeleye destek vermeyeceğini açıkladı, ertesi günü Fransa Amerikalılara özel bir program başlattı ve Amerika’da iklim değişimi çalışmaları yapamayan bilim insanlarına çalışmalarına Fransa’da devam edebilmeleri için 10’ar milyon destek sağladı. Bu savaş tek taraflı değil. Biz doğru yerde durmalıyız. Bizim ve gelecek nesiller için varoluşsal bir dönüm noktası.&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><b>“Habitat Kaybı En Temel Sorunumuz”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">1985 yılından beri Türkiye kıyılarında, denizlerinde ve su altında nesli azalan türleri araştıran ve koruyan </span>Sualtı Araştırmaları Derneği<span style="font-weight: 400;"> (SAD) Kurucu Üyesi Cem Orkun Kıraç, yunuslar, su samurları, yeşil deniz kaplumbağası, Akdeniz foku gibi canlıların kıyılara çok bağımlı olduğunu, bu canlılar için kıyıların sanıldığından çok daha değerli olduğunu belirtiyor. </span>Türkiye&#8217;de nesli tehlike altında olan türlerin en temel sorununun yaşam alanı kaybı olduğunu belirten Kıraç, &#8220;<span style="font-weight: 400;">Doğal yaşam alanları yok ediliyor, tahrip ediliyor, parçalanıp bölünüyor, bu şekilde insan eliyle meydana gelen habitat kaybı en temel sorunumuz. Bütün dünyada da Türkiye’de de en temel faktör bu. Su altı ve kıyılar için de temel sorunumuz aynı. Mesela nesli tehlikede olan Akdeniz foku ve ada martısı için temel sorunlarımızdan biri bu; kıyı alanları denizden girişli mağaraların üzerlerine ve yakınlarına yapılan oteller, turistlik tesisler, limanlar, marinalarla imara açılması, betonlaşması. Yine soyu azalan Tepeli karabataklar kayalarda ve uçurumlarda yaşarlar. Artık uçurumun tepesine bilinçsizce evler yapılıyor. Deniz kaplumbağalarının en önemli yok olma nedeni dişilerinin yumurtlamak için çıkabilecekleri sağlıklı kumsallara ulaşamamaları. Bu kumsalların hem arkasındaki hinterlandına hem de üstüne yapılar yapılıyor. Hayvana yumurtlayabilecek alan bırakılmıyor, yumurtlayamazsa neslini devam ettiremez. Günübirlik yapılaşma adı altında da habitat tahribatı yaşanıyor.&#8221; dedi. </span></p>
<blockquote><p>“Az sayıda katılımcıyla dar çerçevede hazırlanan, konusunda uzmanlaşmış akademisyen ve dernekler olmadan planlanmış mevzuat sonunda ciddi itirazlara ve fikirsel çatışmalara neden olur”</p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre Bakanlığı son yıllarda hayata geçirdiği “</span>Korunan Alanlar Yönetmeliği<span style="font-weight: 400;">” projesinin en büyük eksikliğinin günü bilirlik tesisler için yol yapılmasını serbest hale getirmesinin önemli bir sorun olduğuna işaret eden Kıraç, &#8220;Bir doğal alana yol açtığınız zaman zaten birçok şeyin önünü açıyorsunuz. Bu çok büyük bir tehlike! Ve günübirlik tesislerin kullanılabilir yoğunluk kriteri yok. En büyük eksiklik nitelikli koruma alanları kısmının kriterlerinin baştan gözden geçirilmesi gerekiyor. Birine izin verildi aldı, ikincisi de aldı, üçüncüsü de bastırdı aldı! Oraya bir tane otel yapmak yerine misal sahile 3 tane çay bahçesi yapıldığında çok daha tehlikeli! İnsanlar oraya yığılacak, kaplumbağa gelir mi, Akdeniz foku gelir mi, ada martısı gelir mi? Oraya karga bile, martı bile gelmez. Bu nedenle korunan alanlarda nitelikli koruma alanları teknik kriterleriyle birlikte yönetmeliği de işini bilen uzman akademisyen ve derneklerle birlikte hazırlanması gerekir. İstişare ve muakabat olmadan yapılan yönetmelik ve mevzuat sonunda bir şekilde itirazlara maruz kalıyor. Dar çerçevede hazırlanan az sayıda katılımcı istişareler olmadan konusunda uzmanlaşmış akademisyenler ve dernekler olmadan hazırlanan mevzuat sonunda ciddi itirazlara ve fikirsel çatışmalara neden oluyor ve maalesef bilimsel gerçekliği de yansıtmıyor.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’de çok fazla nesli tehlike altında olan canlı olduğunu belirten Kıraç, &#8221; Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği çok fazla. 12 bin bitki türümüz ve bunun 3 bin çeşidi de endemik (bölgeye özgü bitki türü). Canlılar açısından da önemli noktadayız. 3 bölgenin (Asya, Afrika, Avrupa) kesiştiği noktadayız. Fakat böyle günlere sığınıp çevrecilerin, akademisyenlerin, derneklerin çok fazla beyanatta bulunmaları boşa vakit. Bu günler çalışıp doğanın, ağacın korunması gereken alanları korusak bence çok daha verimli geçer. Ayrıca biz Sualtı Araştırmaları Derneği olarak doğa koruma ve planlama konusunda her zaman resmi kurumlarla iş birliği yapmaya da hazırız. &#8221; diye konuştu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/05/dogal-yasam-alaninin-tahribati-turlerin-yok-olmasini-hizlandiriyor/">Doğal Yaşam Alanının Tahribatı Türlerin Yok Olmasını Hızlandırıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ÇİTTA&#8217;dan Ekolojik Filmler Festivali&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/28/cittadan-ekolojik-filmler-festivali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Zümre Deniz Denli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2019 10:34:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[ÇİTTA]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Belgesel]]></category>
		<category><![CDATA[Çiftçi]]></category>
		<category><![CDATA[Çukurova]]></category>
		<category><![CDATA[Ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ekololojikfilmlerfestivali]]></category>
		<category><![CDATA[film]]></category>
		<category><![CDATA[Gaiafuturefood]]></category>
		<category><![CDATA[HeinrichBöllStiftung]]></category>
		<category><![CDATA[Kilis]]></category>
		<category><![CDATA[korhanözkan]]></category>
		<category><![CDATA[Kültürhane]]></category>
		<category><![CDATA[melikeselindurmazekenler]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[mersinbüyükşehirbelediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[sürdürülebiliryaşam]]></category>
		<category><![CDATA[SYFF]]></category>
		<category><![CDATA[Tarım]]></category>
		<category><![CDATA[tohum]]></category>
		<category><![CDATA[toprak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39126</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çukurova İnsan, Tohum Toprak Atölyeleri (ÇİTTA) tarafından düzenlenen “ÇİTTA Ekolojik Filmler Festivali” 25 – 26 Mayıs tarihlerinde Mersin Yenişehir Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/28/cittadan-ekolojik-filmler-festivali/">ÇİTTA&#8217;dan Ekolojik Filmler Festivali&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Festivalin ana destekçileri Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali (SYFF) ve Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği iken, yerel destekçiler de Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin Yenişehir Belediyesi, Mersin Kent Konseyi, Kültürhane ve Gaia Future Food idi. SYFF 2018 seçkisinden 17 ekoloji odaklı belgesel Mersinli izleyicilerle buluştu.</p>
<p>SYFF’den kordinatör Barbara Yazırlıoğlu Mersin’deki gösterimlerde yer aldı. Yazırlıoğlu festival sürecine ilişkin en büyük sıkıntılarının büyük kitlelere ulaşamamak olduğunu belirterek, &#8220;Ne kadar çok duyuru yapsak da küçük bir kitleye ulaşabiliyoruz. Daha fazla insan çekemiyoruz. Sanırım isimden de kaynaklı; ekolojik olması insanları biraz düşündürüyor da olabilir. İlgi çekici bulmuyorlar sanırım. Çünkü şu anki nüfus popüler kültüre daha yakın, konunun önemini yeterince kavramamışlar. Bu filmlerin neye dair olduklarını bilmiyorlar ama öğrenmek de istemeyen bir kitle var. Biz bu kitleyi yakalamaya çalışıyoruz&#8221; dedi.  Bu yüzden çalışmalarını sürdürdüklerini belirten Yazırlıoğlu, &#8220;Ne kadar çok insana yayılırsa o kadar çok farkındalık artar, farkındalık arttıkça da insanlar tükettiği yiyecekleri, havayı, doğayı daha bilinçli tüketirler. Türkiye’nin pek çok yerinde SYFF’nin düzenlediği gösterimlerde yer aldım. Her şehrin dinamiği farklı elbette, Mersin’de ise aslında bu sene daha geniş bir kitleye ulaşabildik. Daha iyiye gidiyoruz. Kâğıt basmak yerine sosyal medyadan sesimizi duyurduk. Böylece hem daha ekolojik hem de daha etkili oldu.” dedi.</p>
<p><strong>&#8220;Doğayı Her Yerde Koruyucağız&#8221;</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-39131 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/Barbara-2-640x427.jpg" alt="" width="474" height="316" />Festivalde filmlerin yanı sıra, filmlerde ele alınan konularla ilgili yerelden uzman konukların katılımıyla sohbetler de gerçekleştirildi. 25 Mayıs Cumartesi günü ODTÜ Erdemli Kampüsü Deniz Bilimleri Enstitüsü öğretim üyesi Doç. Dr. Korhan Özkan izleyiciyle bir araya geldi. Bir doğa bilimcisi olan, dünyanın ve Türkiye’nin dört bir yanında, Kuzey Kutbu’nda ve pek çok yerde araştırma imkânı olduğunu belirten Özkan, “Kendimi çok şanslı hissediyorum. Bu belgesellerde gördüğümüz o doğanın muhteşem anlarının pek çoğuna tanıklık etme imkanlarım oldu. Kutuplarda sudan sıçrayan balinaları görmek veya Kuzey Denizi’nde deniz papağanlarını görmek benim için çok etkileyici olmuştu. Ama doğa her yerde, Vamizi belgeselinde çok güzel bir bitiş cümlesi vardı: ‘Doğa her yerde. Her yerde koruyacak, bu savaşı her yerde vereceğiz.’ İnanın bu filmde gördüğünüz her şey elinizin uzanacağı uzaklıkta. Marmaris’te haziran ayında Boncuk Koyu’na giderseniz sabah erken saatlerde kum köpekbalıklarıyla birlikte yüzebilirsiniz, son derece zararsız hayvanlardır. Deniz kaplumbağaları şu anda Mersin’in tüm kumullarında bizim kampüste de görebilirsiniz. Her akşam binlerce deniz kaplumbağası kıyılarımıza çıkıyor. Bütün bunlar el atabileceğiniz uzaklıkta, tanık olmak mümkün.&#8221; diye konuştu.</p>
<p>Dünyada üretilen enerjinin, maddenin yüzde 50’si doğrudan ya da dolaylı olarak insan tarafından kullanıldığını hatırlatan Özkan, &#8220;Oysa biz bir türüz sadece, bizimle birlikte adlandırabildiğimiz 2,5 milyon tür daha canlı var. Bu dramatik bir durum. Ancak ben umutsuz olduğumuzu düşünmüyorum, Vamizi örneği çok güzel kanıtı. Bunun nasıl olacağı önemli. Bir yaşam stili değişikliği yapmak zorundayız. Eskiden milli parklarda tutardık canlıları, ancak milli parklarla doğayı korumak mümkün değil. Yeni bir yol bulup kentte hem insanı hem doğayı bir arada var edecek çözümler bulmamız gerekiyor. Örneğin Mezitli’de (Mersin) deniz kaplumbağalarının yeniden üremesi için kumsal ve deniz lazım, bunlar zaten var. Üremesi için tek yapmamız gereken insan etkilerini kontrol edebilmek. Akdeniz fokları yeniden Mersin Limanı’na çıkabilir, deniz kaplumbağaları yeniden kumsallarımızda olabilir, başarıp ulaşabileceğimiz şeyler bunlar. Kent olarak, ülke olarak, insanlık olarak bir karar aşamasındayız; doğanın bizimle birlikte var olmasına izin verecek miyiz yoksa hep beraber yok mu olacağız?” dedi.</p>
<p><strong>Gıda Krizine Bir Çözüm Olarak Kent Bostanları</strong></p>
<p>26 Mayıs Pazar günü de Mersin Üniversitesi’nden Melike Selin Durmaz Ekenler ve Çitta Gıda Topluluğu üyeleri yereldeki deneyimleri üzerinden bilgi paylaşımında bulundu. Ekenler, kentlerde yereldeki sorunları çözmeye yönelik çok çeşitli bahçe ve bostan uygulamalarının önemine değinerek insanların buralarda hem bir araya geldiklerini hem de küçük de olsa temiz gıda üretildiğini belirtti: “Bahçe ve kent bostanları, kentte betonlaşan, kamusal alanın giderek daraldığı yerde bir araya gelerek topluluk inşasının gerçekleştiği alanlardan biri. Kadın kooperatifleri, gıda kooperatifleri de birer bostan örneği aslında. Çünkü yaparak bir araya geliyorlar. Yedikule Bostanları’nda bu filmlerde ve yereldeki bahçe bostan örneklerinde ‘gıda egemenliği’ ve bunun krizi üzerine neler yapılabileceğini görüyoruz. Bazı eylemlerin kentten başlaması gerekiyor zaten. Çünkü esas tüketim alanları kentler. Yine topraktan, insan ilişkilerimizden bağın da giderek uzaklaşıldığı yerler de kentler. Burkina Faso Bereketi filminin sonunda da dediği gibi çocuklar çok önemli. Ben yerelde okullarda da çok çalıştım. Orada çoğu çocuk ve yetişkinler de aslında kimi meyve ve sebzelerin nerede yetiştiğini bilmiyor. Ve gıdanın yolculuğunu farkında değiliz, neye ne kadar sabretmemiz gerektiğini farkında değiliz. Kent bahçeleri bu nedenle önemli; yaparak gösteriyor.”</p>
<p>ÇİTTA Ekolojik Filmler Festivali’nde yer alan filmlerin konuları şu şekilde:</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-39133 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/zz2-160x160.jpg" alt="" width="274" height="274" />Festivalde Barcelona’da bir tahliye protestosu sonrası şehrin belediye başkanlığı için kolları sıvayan ve bunu başararak kentin ilk kadın belediye başkanı seçilen Ada Colau’nun hikayesi <strong>Aday Ada</strong>, 30 farklı ülkede mikro krediler ile yenilenebilir enerjileri herkesle buluşturan Angaza Platformu’nun öyküsü Angaza, para için değilde gezegenin faydası için emeklerini ortaya koyanlara ışık tutan <strong>Gerçek Değer</strong>, Hindistan’ın yoksul mahallelerinde kendilerini dünyaya bağlayan internet laboratuvarlarının kapatılması riskine karşı harekete geçen genç kadınları perdeye yansıtan <strong>Açık Pencere</strong>, Mozambik’e bağlı Quirimbas Adatakımı’nın en büyük adası Vamizi’ndeki eşsiz doğa güzelliklerin karşı karşıya kaldığı tehlikeleri gözlemleyebileceğimiz <strong>Vamizi: Mercan Beşiği</strong>, büyükbabasına bahçesinde yardım ederken kendi köklerini yeniden keşfeden genç bir erkeğin hikayesini aktaran <strong>Büyükbabamın Bahçesi</strong>, koşulsuz vatandaşlık geliri konusunda çalışmalar yürütenlere tanık olacağımız <strong>Bedava Öğle Yemeği Cemiyeti</strong>, sütün sağlıklı doğal ve zengin besleyici değerler içerdiği algısı ne derece doğru sorusunun peşine düşen <strong>Süt Sistemi</strong>, Filistinli ve İsrailli çevrecileri bir araya getiren EcoPeace kurucularından Gidon Bromberg’i anlatan <strong>Ecopeace Orta Doğu</strong>, Kosta Rika’da yoğun turizmin tehdit ettiği <strong>%2,5 Osa Yarımadası</strong>, giysileriniz nasıl üretiliyorun arka planını ortaya çıkaran <strong>Adil Ticaret: İlk Adım</strong>, Afrika’nın kuzeyinde sapa bir köyde insanların terk etmek yerine kalıp arazilerini onararak dönüştürmeye karar verdiğinde nelerin mümkün olduğunu gösteren <strong>Etiyopya Yükseliyor</strong>, Yedikule Bostanları’nın yaşayan en eski bostancısı Recep Eraslan’ın hikayesini aktaran <strong>Yedikule Bostanları</strong>, Batı Afrika’da bulunan küçük bir ülke olan Burkina Faso’daki tarımsal direnişin ve gıda egemenliği mücadelesini anlatan <strong>Burkina Faso Bereketi</strong>, sıfır müşteri ve 17.000 çalışan ile bir başarı hikayesini ortaya çıkaran New York Park Slope Gıda Kooperatifinin 40 yılı aşkın başarısının sırrına şahit olacağımız <strong>Gıda Koop</strong>, kornea ve organ naklinin hayati önemini gözler önüne seren <strong>Kornea İkilisi</strong>ve bir avuç sıra dışı genç doktor ve aktivistten oluşan bir ekibin “herkes için sağlık hakkı” için verdikleri küresel mücadeleyi gözler önüne seren <strong>Yörüngeyi Değiştirenler </strong>filmleri yer aldı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignright wp-image-39129 " src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/Alper-emre-2-640x480.jpg" alt="" width="508" height="381" />ÇİTTA’dan Alper Tolga Akkuş ve Emre Murat Varlık’la temelde üretici ve tüketiciyi bir araya getirmeyi hedefledikleri bu kolektif topluluk ve festivalle ilgili konuştuk:</p>
<p><strong>Temel olarak üreticiyle tüketiciyi bir araya getiriyorsunuz, bu ihtiyaç neyden kaynaklanıyor? </strong></p>
<p><strong>A.T.A: </strong>Bu ihtiyaç çağımızda gıdanın sağlıksız olmasından kaynaklanıyor. Hazır gıda çok sıkıntılı, ambalajlı ürünler de öyle. Endüstriyel üretimde ilaç kullanımı çok fazla.</p>
<p><strong>E.M.V: </strong>İnsanları bir araya getiren en büyük ihtiyaç, temiz gıdaya ulaşım ihtiyacı elbette. Çukurova Bölgesi her ne kadar çok büyük tarımın yapıldığı bir yer olsa da kullanılan ilaç miktarı o kadar yüksek miktarlara ulaştı ki taban altı sularımızda bile kirlilikler görülmeye başlandı. Öncelikle insanlar bu amaçlarla, temiz gıdaya nasıl ulaşabiliriz düşüncesiyle hareket ediyor. Bunu yapmanın tek yolu da ya kendiniz üreteceksiniz ya da bulamıyorsanız üreticiyi bulacaksınız, onu da bulamıyorsanız organik pazarların yolunu tutacaksınız.</p>
<p><strong>Öyleyse ilk hedefiniz üretmek.</strong></p>
<p><strong>E.M.V: </strong>Evet, ilk hedefimiz üretmek. En küçük kapasitede bile olsa, balkonumuzda küçük bir şeylerde de olsa üretmek. Kendi ihtiyacımızın ya da çevremizdekilerin ihtiyacının bir kısmını da olsa karşılayabilecek kapasiteye ulaşmak. Kendimiz üretmediğimiz sürece doğru yapıldığından emin olma şansımız çok yok.</p>
<p><strong>ÇİTTA’da süreç nasıl ilerliyor?</strong></p>
<ol>
<li><strong> M. V: </strong>Biz üreticiyi buluyoruz, onunla bir anlaşma yapıyoruz. “Biz sana tohumu da vereceğiz, toprağın da güzel, organik ilaç nasıl yapılır, onu da gösteririz, bizim istediğimiz gibi yap. Kimyasal gübre ve ilaç kullanma, ürünün kalitesine razıyız, normalde toptancıya/hale/markete çok düşük fiyatlara satmak yerine biz daha iyi fiyatla alalım” diyoruz. Aracıları ortadan kaldırıyoruz. Onlara 50 kuruş, 1 TL gibi fiyatlara satarken örneğin organik pazarda fiyatı 6 TL olan ürün aracıyı da ortadan kaldırdığımız için 5 TL gibi bir fiyata alıyoruz. Hem satıcının alım garantisi oluyor hem de tüketici temiz olduğunu bildiğimiz gıdaya erişim sağlayabiliyor.</li>
</ol>
<p><strong>A.T.A:</strong>Üretici eskisinden satabildiği fiyattan çok daha iyisine satabiliyor, daha karlı. Çünkü öncesinde o parayı aracı kazanıyordu. Sizin pazarda 6 TL’ye aldığınız domatesi aracılar tarladan 40-50 kuruşa alıyorlar. Bunun içine hal komisyonu vs de giriyor. Her bir aracı yüzde yirmi ekleye ekleye size gelene kadar 6 lirayı buluyor. Ben direk üreticiden alıyorum, 5 liraya alıyorum, kazanacaksa üreticim kazansın. Ayrıca sağlıklı gıdaya da ulaşmış oluyoruz.</p>
<p><strong>E.M.V: </strong>Arada ziyaretlere giderek üreticinin takibini de yapıyoruz. Şu anda piyasada herhangi bir ürüne 8-10 kere ilaç atılıyor. Bazı ürünlere ise daha çabuk olgunlaşsın diye hasattan önce 3-4 kere ilaç atılıyor. Sevkiyat zincirinde korumak ve raf ömrünü uzatmak için de tekrardan ilaçlar kullanılıyor.</p>
<p><strong>Peki siz ne kadar miktarda ilaç kullandırtıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>E.M.V:</strong>Hayır. Yok. Biz mümkün olduğu kadar hiç kullandırtmıyoruz. Aslında her dakika üreticimizin başında olmadığımız için bilemeyiz ama mesela bizim üreticilerimizden Ali abi (Ali Çelik) bu konularda çok bilgili ve duyarlı. Tahtacı Türkmen köyü’nde (Adana Karaisalı) tepenin üzerinde bir yerde yaşıyorlar, burası 30 yıldır hiç tarımın yapılmadığı bir yer. Zaten orman toprağı, tertemiz, 30 yıldır hiç tarım yapılmadığından ilaç da yok toprakta. Barajın olduğu, şehrin içme suyunun geçtiği bir yer burası. Yapılaşma da yasak, ilaç kullanımı da yasak bölgede. Çukurova’da böyle bir üretici bulmak çok büyük bir şans. Çünkü o kadar çok ilaç attık ki ovada temiz bir yer olduğunu iddia etmek çok zor. Nispeten yukarılar ovaya göre daha temiz. Trafik yoğun olmadığı için şehre göre egzoz gazı da çok daha az. Diğer yandan gıda topluluğuna katılıp sonradan üretici olan arkadaşlarımız da oldu. Her gün daha da çoğalıyoruz. Artık pek çok yerde şehir bostanları kuruluyor. Bunlar da temiz gıdaya ulaşmak için iyi örnekler.</p>
<blockquote><p>“Yemek yemenin birazcık düşünülerek yapılması gerekiyor, artık mevsimsel döngülere bile bakmadan her an her şeye ulaşabildiğimiz, bolluk bereket ülkesinde yaşadığımız bir şımarıklık söz konusu”</p></blockquote>
<p><strong>Üretilen ürünlerin dağıtımı nasıl sağlanıyor?</strong></p>
<p><strong>A.T.A: </strong>Bir WhatsApp grubumuz var. Orada üreticilerimiz mesela Ali Bey ya da Ebru Hanım her hafta liste gönderiyor; her üründen ellerinde ne kadar olduğunu paylaşıyorlar. Her hafta o işin takibini yapan bir gönüllümüz oluyor. Herkes hangi üründen ne kadar almak istediğini yazıyor. Gönüllümüz Mersin’de tüketiciyle buluşturuyor.</p>
<p><strong>E.M.V:</strong>Burada başka bir market olarak görmekten ziyade emek vermenin önemi var. Hayatımızda en önemli aktivite olan yemek yemenin birazcık düşünülerek yapılması gerekiyor. Bugün herkesin kahvaltısında 3 çeşit peynir var, çünkü ulaşımı çok kolay. Artık mevsimsel döngülere bile bakmadan her an her şeye ulaşabildiğimiz ve bolluk bereket ülkesinde yaşadığımız için bir şımarıklık söz konusu. Birazcık daha gıdayla ilgili düşünmeye itmek adına da sorumluluk almak adına da insanların bu zamanını harcayıp çok yoğun tempolarından 2-3 saat zaman ayırıp dağıtımıyla ilgilenmesi veya konuyla ilgili belgesellerin izlenmesi, ekolojik atölye çalışmalarına katılmaları önemli. Kültürhane’de tavukçuluk üzerine bir eğitim düzenledik, 80-90 kişi sığamadık, 5-6 saat süren uzun bir eğitimdi. İnsanlar da kendilerini çaresiz hissediyorlar. Alternatifi yok zannediyorlar. Tarımla uğraşan insanlarda da aynı düşünce var; insanlar başka türlü bir tarımın mümkün olduğunu bilmiyorlar bile. Gübresiz-ilaçsız nasıl olacak diyorlar, çok da güzel olabiliyor. Beslenme çok kompleks bir şey. Doğada ne yiyeceğini bilmeyen tek canlı biziz. Bu konularda doktorlarımız da eğitim hayatı boyunca sadece 6 saat gibi kısa bir eğitim alıyorlar tek ders alıyorlar yani, ziraatçilerimiz tamamen kimyasal ve mekanik bir sistem üzerine eğitiliyorlar. Oysa binlerce yıldan beri süre gelen Çin tıbbından, Hint tıbbından, bizde de İbn-i Sina’dan biliyoruz ki ne yersen osun, yediğin ilacındır aynı zamanda. Şimdiki sistem içerisinde ise ölü bir toprakta ölü bir tarım yapılıyor, bunun sonucu da ağır oluyor, kronik pek çokhastalığın sebebi de bu.</p>
<p><strong>Festivaldeki bu film gösterimleri ile ilgili ne söylemek istersiniz?</strong></p>
<p><strong>M. V:</strong>İnsanların bu filmlerde anlatılan iyi örnekleri bilmesi adına önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü kendi yoğun zamanlarında araştırabilecekleri, peşine düşüp öğrenebilecekleri şeyler değil. İnsanların davranış değiştirmeleri yani üretim ve tüketim sürecine daha iyi katılabilmeleri için güzel örneklere ihtiyaçları var. Festivalin amacı da bu. Sadece tarıma indirgemek de yanlış, her türlü üretimin bir bedeli var. Biz bu bedeli burada ödemiyor bile olabiliriz, giydiğimiz bir t-shirt bile eğer 35 bin km yol yapıyor ve Hindistan’da bir nehri yok ediyorsa bunda bizim de sorumluluğumuz var. Başka türlü bir üretim, başka türlü bir tarım, başka türlü bir şehir, başka türlü bir yaşam mümkün.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/28/cittadan-ekolojik-filmler-festivali/">ÇİTTA&#8217;dan Ekolojik Filmler Festivali&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
