<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Semuhi Sinanoğlu, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/semuhi-sinanoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/semuhi-sinanoglu/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Apr 2018 09:25:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Semuhi Sinanoğlu, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/semuhi-sinanoglu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Akıllı Şehirler ve Çağımızın Hastalığı Teknolojizm</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/19/akilli-sehirler-cagimizin-hastaligi-teknolojizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semuhi Sinanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Apr 2018 09:25:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=26016</guid>

					<description><![CDATA[<p>Önümüze çıkan her sosyal sorunu, üzerine adeta teknoloji fırlatarak çözmeye çalışıyoruz. Sosyal girişimciler, projelerini tanıtmaya "bir aplikasyon fikrim var" diyerek başlıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/19/akilli-sehirler-cagimizin-hastaligi-teknolojizm/">Akıllı Şehirler ve Çağımızın Hastalığı Teknolojizm</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Akıllı sokak lambaları sistemi ile çevreye duyarlı ışıklandırmanın yanı sıra internet erişimini artırmak ve aynı zamanda uygun park alanları hakkında kullanıcıları bilgilendirmek artık mümkün. Ya da kullanıcılardan gelen gerçek zamanlı verilerle toplu taşıma sistemlerini ihtiyaçlara esnek biçimde cevap verir hâle getirip trafik yoğunluğunu çözmek… Ya da dijital platformlar aracılığıyla, bir lokasyondaki kâr amacı gütmeyen hizmet sağlayıcılarını buluşturarak dezavantajlı sosyal gruplara dönük hizmetlerin koordinasyonunu sağlamak…</p>
<p>Akıllı şehir uygulamaları, getirdikleri yenilikçi çözümlerle dünyada çok revaçta. Hiç kuşkusuz teknolojik uygulamalar, şehir yaşamında karşılaştığımız sorunları çözmek adına faydalanmamız gereken çok mühim araçlar.</p>
<p>Ancak önümüze çıkan her sosyal sorunu, üzerine adeta teknoloji fırlatarak çözmeye çalışıyoruz. Şehir yaşamındaki bir problemin çözümüyle alakalı sosyal girişimciler, projelerini tanıtmaya “bir aplikasyon fikrim var” diyerek başlıyorlar. Halbuki teknoloji bazen bu sorunları çözmeyi bırakın; halihazırdaki <a href="http://www.pbs.org/wgbh/nova/next/tech/ai-bias/">önyargılarımızı şiddetlendiriyor</a>, dezavantajlı grupların sosyal dışlanmalarını daha da körüklüyor. Kısaca insani önyargılar, algoritmalara da siniyor.</p>
<p>Unutmamalı ki teknoloji, çözüm araçlarından sadece biri. Esas mesele, farklı toplulukların/sosyal grupların bu çözüm süreçlerine ne kadar dahil olabildikleri.</p>
<p>Kanada hükümeti, bu sene belediyeler ve yerel topluluklar için bir <a href="http://www.infrastructure.gc.ca/plan/cities-villes-eng.html">akıllı şehirler yarışması</a> başlattı. Amaç, tam da bu fikrin yaygınlaşmasına katkı sunmak. Şehirdeki sorunlara, topluluk merkezli teknolojik çözümler sunan fikirler desteklenecek. Belediyelerin/yerel toplulukların ürettikleri “teknolojik ürünlerden” çok, bu üretim sürecine halkı ne kadar ve nasıl dahil ettikleri esas değerlendirme kriteri olacak. İlk etapta küçük ve orta ölçekli belediyeleri önceleyen yarışma, kazanan projelerin uygulanması için toplamda 75 milyon dolar ödül dağıtacak.</p>
<p>Bu yarışmanın getirdiği devinimle, 5 farklı ülkeden genç profesyonel, Kanada’da <a href="http://cityinclusive.ca/">CityInclusive</a> adlı bir girişim başlattık. Amacımız, belediyelerin akıllı şehir uygulamalarına dönük toplumsal katılım süreçlerinde dezavantajlı kesimlere ne kadar/nasıl yer verdiğini tespit ederek iyi uygulamalar için savunuculuk gerçekleştirmek.</p>
<p>Akıllı şehir tartışmaları, ülkemizde de yaygınlaşmaya başladı. Türkiye Bilişim Vakfı’nın yayımladığı <a href="http://tbv.org.tr/Turkiye_Akilli_Sehirler_Degerlendirme_Raporu-Web.pdf">değerlendirme raporu</a>, şehirlerdeki akıllı şehir uygulamalarına dair detaylı bir resim ortaya koyuyor. Bu değerlendirmeler ışığında, Kanada’daki yarışma sürecinden ve sonuçlarından Türkiye için de bazı dersler çıkarılabileceğine inanıyorum. Örneğin, akıllı şehir uygulamaları vesilesi ile yeni toplumsal katılım alanları açılabilir. Özellikle şehir yaşantısının neoliberal bir yıkıma maruz kaldığı bu günlerde, yerelden örgütlenen “akıllı” uygulamalar şehirdeki müştereklerimizi güçlendirebilir. Böyle bir kulvarı açmanın en önemli ön şartlarından biri, akıllı şehir uygulamalarının sadece belediyelerle alakalı olmadığının farkına vararak özellikle STK’ların ve yerel inisiyatiflerin buna dönük ciddi adımlar atması.</p>
<p>Kısaca şehirdeki sorunlarımızın çözümü teknoloji değil. Teknolojiyi kullanarak bu sorunları çözmek için yerelde kapsayıcı biçimde nasıl örgütlendiğimiz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/04/19/akilli-sehirler-cagimizin-hastaligi-teknolojizm/">Akıllı Şehirler ve Çağımızın Hastalığı Teknolojizm</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fil Dişi Kulede Düşünce Namusu ve Aktivizm</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/07/fil-disi-kulede-dusunce-namusu-aktivizm/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semuhi Sinanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Feb 2018 09:25:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Adım Adım]]></category>
		<category><![CDATA[Doç. Dr. Itır Erhart]]></category>
		<category><![CDATA[Doç. Dr. Pınar Uyan]]></category>
		<category><![CDATA[Doç. Dr. Zeynep Alemdar]]></category>
		<category><![CDATA[Doğruluk Payı]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Sevinç]]></category>
		<category><![CDATA[Oy ve Ötesi Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Uluslararası Şeffaflık Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşar Kemal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24265</guid>

					<description><![CDATA[<p>Akademinin değeri, yayım yaptığımız dergilerle, atıf sayılarıyla, sunum yaptığımız akademik konferanslarla değil; düşünce namusuyla ve topluma ne kattığımızla ölçülür. Sivil toplum aktivizmi ise bunun yalnızca bir veçhesi. Akademi, toplumlar nezdinde eski önemini yitirdi mi? Michigan Üniversitesi’nden Andrew Hoffman’ın yakın zamanda kaleme aldığı bir yazı, bu tartışmayı alevlendirdi. Üniversitelerin “fil dişi bir kule” olduğu iddiası, yeni [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/07/fil-disi-kulede-dusunce-namusu-aktivizm/">Fil Dişi Kulede Düşünce Namusu ve Aktivizm</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Akademinin değeri, yayım yaptığımız dergilerle, atıf sayılarıyla, sunum yaptığımız akademik konferanslarla değil; düşünce namusuyla ve topluma ne kattığımızla ölçülür. Sivil toplum aktivizmi ise bunun yalnızca bir veçhesi. </strong></p>
<p>Akademi, toplumlar nezdinde eski önemini yitirdi mi? Michigan Üniversitesi’nden Andrew Hoffman’ın yakın zamanda kaleme aldığı bir <a href="https://theconversation.com/why-academics-are-losing-relevance-in-society-and-how-to-stop-it-64579">yazı</a>, bu tartışmayı alevlendirdi.</p>
<p>Üniversitelerin “fil dişi bir kule” olduğu iddiası, yeni değil. Kendi aralarında düzenledikleri konferanslarda, birbirlerinin araştırma dizaynlarında kusur bulmakla meşgul; kimi zaman iki elin parmağını geçmeyecek sayıda kişinin okuduğu akademik dergilerde kendi çalıp kendi oynayan; jargon katmanları yüzünden bazen birbirleri ile dahi doğru düzgün anlaşamayan bir güruh olarak görüyor olabilirsiniz akademisyenleri.</p>
<p>Ancak bu kanı ve eleştiriye varmadan evvel, şu soruyu sormamız gerek: Bir insan neden akademisyen olmak ister?</p>
<p>Kuzey Amerika sistemi üzerinden konuşacak olursak; iki senelik bir yüksek lisans programı, üstüne beş-altı sene süren bir doktora programı ve o da yetmezmiş gibi üstüne iki senelik bir doktora-sonrası programının nihayetinde, sürekli daralan iş piyasasında eğer şansınız yaver giderse, bir üniversitede iş bulup hoca olabilirsiniz. Bu süreçte, neredeyse asgari ücret civarı bir bursla geçinmek, iki üç kişiyle evinizi/lojmanınızı paylaşmak, asistanlığınızı yaptığınız hocaların bezdirişine maruz kalmak zorundasınız. Her türlü ayak işi, sınırsız çalışma saatleri, bürokratik zırvalığın yükü de cabası. Yale Üniversitesi’nden Nicholas Christakis’in, birkaç gün önce yaptığı <a href="https://twitter.com/NAChristakis/status/960211767434665984">paylaşım</a>, durumun vahametini özetliyor: “Yüksek lisans ve doktora öğrencilerime diyorum ki, eğer haftada 60 saat çalışıyorsanız, meslektaşlarınızdan daha az çalışıyorsunuz demektir.” Hoca olduğunuzdaysa muhtemelen iş güvenceniz olmadan çalışacak, “yayın yap yoksa bitersin” mantığıyla akademik yaşantınızın değerini kaç atıf aldığınız ve kaç yayın yaptığınızla ölçmeye başlayacaksınız.</p>
<p>Peki, bir insan bunca çileyi neden çeker?</p>
<p>Aslında cevabı basit. Bir akademisyenin birincil amacı, dünyayı anlamlandırmaya çalışmaktır. Akademisyen, düşünme eyleminin önemine ve fikri üretimlerinin dünyada bir fark yaratacağına inanır. Düşünceleri, analizleri ile yaşadığı yere katkı sunmak ister. Ancak akademisyenlerin içinde bulunduğu bu ekosistem, onları fil dişi kulelerinde kalmaya bir nebze mecbur bırakıyor. Öncelikle, bu sistem içinde yetişenler, kamuyla makul bir etkileşime hazırlanmıyorlar. Ben hayatımda dinlediğim en sıkıcı, en dayanılmaz sunumları, akademik konferans ve panellerde dinledim. Kolay kolay altından kalkılamayacak derecede büyük veri setleriyle çalışan, dahiyane argümanlar ve istatistiki testler geliştiren bu harikulade beyinler; iş bunları sunmaya, yeri geldiğinde jargonlarından arındırıp özünü anlatmaya geldi mi çakılıp kalıyor.</p>
<p>İkincisi ise, akademik yayın haricindeki her türlü amaç ve eylem hor görülüyor. Yüksek lisansımı yaptığım dönemde, sivil toplum angajmanlarımdan ötürü bir hocam, “sen akademik odağını kaybettin!” diye bana çatıyordu. Halbuki akademisyenler, yeri gelip ömürlerini vakfettikleri konuları, en başta dünyaya etki etmek için çalışmaz mı? Örneğin politik patronaj, seçim hileleri, iyi yönetişim, yolsuzluk gibi konuları çalışan bir akademisyenin, misal, <a href="https://oyveotesi.org/">Oy ve Ötesi’nde</a>, <a href="http://www.seffaflik.org/">Uluslararası Şeffaflık Derneği’nde</a> ya da <a href="http://www.dogrulukpayi.com/">Doğruluk Payı’nda</a> gönüllülük yapmasından doğal ne olabilir?</p>
<p>Bir özel üniversitede, asistanlarını 1 Mayıs’ta okula çalışmaya çağıracak kadar politik hassasiyetlerden yoksun hocalardan (yaşanmış hikayedir) sivil toplum aktivizmini anlamalarını beklemek belki naif geliyor olabilir. Ancak bu sistemin çarklarına karşı duran onlarca hocamız var. Akademik üretimleri ve eylemleriyle, sivil toplumdaki mücadeleleri ve öğrencilerine verdikleri destekle fark yaratıyorlar. İsimlerini zikretmek benim haddime değil ama <a href="http://wfp14.com/tr/">dış politikada kadınlar</a> deyince aklınıza Doç. Dr. Zeynep Alemdar, <a href="http://www.adimadim.org/">Adım Adım</a> deyince Doç. Dr. Itır Erhart, <a href="https://www.evrensel.net/haber/322984/cocuk-isciliginin-en-kotu-hali-mevsimlik-iscilikte">çocuk işçiliğinin önlenmesi</a> deyince Doç. Dr. Pınar Uyan geliyorsa, bunun bir sebebi var.</p>
<p>Ve en önemlisi akademisyenler, <a href="http://www.diken.com.tr/author/msevinc/">Murat Sevinç</a> hocamın tabiriyle kimi zaman “saçmalasalar” da (zira üniversite, sınırsız saçmalamanın mümkün olduğu yegâne yerdir) düşüncelerini açık bir yüreklilikle ifade etmekten çekinmeyen, tarih boyunca da bu yüzden sürgün veya <a href="http://sendika62.org/2017/02/universite-tasfiyeleri-gecmisten-bugune-korkut-boratav-birgun-404228/">tasfiye edilen</a> ama “<a href="https://barisicinakademisyenler.net/">barış için</a>” çalışmaktan geri durmayan düşünce neferleridir. Daha doğrusu, böyle olmalıdır. Yaşar Kemal, buna “düşünce namusu” diyor: “Düşünce namusuna varan kişidir ki insanlara iyilik yapabilir. Memleketini, insanlarını sevebilir. Yani kendi can-ı azizinden başkasını sevebilir.”<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Üniversitelerin “milli değerlere” dayanması gerektiğini düşünenlere diyebilirim ki türlü türlü yardakçılık ve kraldan çok kralcılıklarıyla “düşünce namuslarını” korumaktan aciz kişilerden; “kendi can-ı azizinden başkasını”, memleketini sevmesini beklemek, olsa olsa komedi değil midir?</p>
<p>Akademinin değeri, yayım yaptığımız dergilerle, atıf sayılarıyla, sunum yaptığımız akademik konferanslarla değil; düşünce namusuyla ve topluma ne kattığımızla ölçülür. Sivil toplum aktivizmi ise bunun yalnızca bir veçhesi.</p>
<p>Düşünce namusunu koruyan, toplumun madunlarıyla dayanışma sergileyen, canını dişine takarak bazen işi ve hürriyeti pahasına yaşadığı yerde fark yaratmaya çalışan çok değerli hocalarıma en derin saygılarımla…</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Yaşar Kemal. 2015. <em>Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne. </em>İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/07/fil-disi-kulede-dusunce-namusu-aktivizm/">Fil Dişi Kulede Düşünce Namusu ve Aktivizm</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençlerin sesini dinlemek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/02/genclerin-sesini-dinlemek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semuhi Sinanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Jan 2018 09:25:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[batuhan aydagül]]></category>
		<category><![CDATA[British Council]]></category>
		<category><![CDATA[DEMET LÜKÜSLÜ]]></category>
		<category><![CDATA[Ferhat Kentel]]></category>
		<category><![CDATA[GDN]]></category>
		<category><![CDATA[GELECEK DAHA NET]]></category>
		<category><![CDATA[HANSIN DOĞAN]]></category>
		<category><![CDATA[NEXT GENERATİON TÜRKİYE]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf (YADA Foundation)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://sivilsayfalar.overteam.com/?p=22162</guid>

					<description><![CDATA[<p>Next Generation Türkiye araştırması, nitel ve nicel aşamaları, paydaş toplantılarıyla birlikte gençliğe dair kayda değer birçok bulguyu barındırıyor. Yaşama Dair Vakfı (YADA) ve Gelecek Daha Net (GDN) Gençlik Platformu işbirliği ile gerçekleştirdiği Next Generation Türkiye araştırması gençliğin gündelik hayatına, gelecek kaygılarına ve toplumsal konulara dönük değerlendirmelerine ışık tutuyor. Türkiye’deki gençlik çalışmalarının duayen isimlerinden Prof. Dr. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/02/genclerin-sesini-dinlemek/">Gençlerin sesini dinlemek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Next Generation Türkiye araştırması, nitel ve nicel aşamaları, paydaş toplantılarıyla birlikte gençliğe dair kayda değer birçok bulguyu barındırıyor.</strong><span id="more-22162"></span></p>
<p><a href="http://tr.yada.org.tr/">Yaşama Dair Vakfı</a> (YADA) ve <a href="http://www.gelecekdaha.net/?lng=en" target="_blank" rel="noopener">Gelecek Daha Net</a> (GDN) Gençlik Platformu işbirliği ile gerçekleştirdiği <a href="https://www.britishcouncil.org.tr/nextgeneration/turkey" target="_blank" rel="noopener"><em>Next Generation Türkiye</em></a> araştırması gençliğin gündelik hayatına, gelecek kaygılarına ve toplumsal konulara dönük değerlendirmelerine ışık tutuyor.</p>
<p>Türkiye’deki gençlik çalışmalarının duayen isimlerinden <a href="http://core.sehir.edu.tr/Pages/kadro/ferhatkentel.aspx" target="_blank" rel="noopener">Prof. Dr. Ferhat Kentel</a> ve <a href="http://fenedebiyat.yeditepe.edu.tr/tr/sosyoloji/akademik-kadro/g-demet-lukuslu" target="_blank" rel="noopener">Doç. Dr. Demet Lüküslü’nün</a> akademik danışmanlığını yürüttüğü raporun çalışma grubundaysa “Türkiye’de eğitim politikaları” dendiğinde akla ilk gelen isimlerden <a href="http://batuhanaydagul.org/" target="_blank" rel="noopener">Batuhan Aydagül</a> ve kurumsal sosyal sorumluluk/girişimcilik konularında tecrübeleriyle tanınan <a href="https://tr.linkedin.com/in/hansin-dogan-273453107" target="_blank" rel="noopener">Hansın Doğan</a> gibi isimler bulunuyor.</p>
<h4>&#8220;Siyaset, pozitif tanımı itibariyle kendimiz kalarak birlikte yaşamanın yollarını aramak iken, gençler siyasete giderek daha pejoratif anlamlar atfediyorlar.&#8221;</h4>
<p><strong>Bazı Çarpıcı Detaylar</strong></p>
<p>12 şehirde gerçekleştirilen 2524 anket çalışması başta olmak üzere araştırma; nitel ve nicel aşamaları, paydaş toplantılarıyla birlikte kayda değer birçok bulguyu barındırıyor. Araştırmanın ana aksamı, gençliğin gündelik hayatlarında, sosyo-kültürel yaşamın çeşitli mecralarında tecrübe ettikleri gerilimler üzerine kurgulanmış. Bu gerilim alanlarının başındaysa aile geliyor. Güçlü gençlik politikalarının yokluğunda aile, gençler için en önemli destekleyici kurumlardan biri. Ama aynı zamanda gençler, aileleriyle doğrudan çatışmaya girmeden onlardan bağımsızlaşmaya da çabalıyor. Evlilik, bu anlamda gençlere “özgürlüğe giden bir yol” sunuyor.</p>
<p>Gençler, siyaset kavramının kendisine uzak olmasa da gençlerin siyasete katılımlarının düşük olduğu gözlemleniyor. Üstelik araştırmaya göre gençler, özellikle siyasi görüş farklılıklarının olduğu arkadaşlarıyla siyaset konuşmaktan bilinçli olarak kaçınıyorlar, çünkü hayatlarında böyle bir gerilimin yer almasını istemiyorlar. Siyaset, pozitif tanımı itibariyle kendimiz kalarak birlikte yaşamanın yollarını aramak iken, gençler siyasete giderek daha pejoratif anlamlar atfediyorlar.</p>
<h4>&#8220;&#8230;Gençlerin eğitime dönük algısında tedirgin edici bir sonuç ortaya çıkmış: Gençlerin yarısından fazlası, kişisel başarılarında eğitimden ziyade kişisel ilişkilerin ve bağlantıların önemli olduğunu düşünüyor. Türkiye’nin değişen ekonomi-politiğinde patronajın görünür biçimde yaygınlaştığı bu dönemde, dikey mobilitenin gittikçe zorlaştığını ve nepotizmin/ahbap-çavuş ilişkilerinin belirginleştiğini söylemek mümkün.&#8221;</h4>
<p>Gençlerin günlük olarak sıklıkla tercih ettikleri aktiviteler arasında arkadaşlar, akrabalar ve komşularla ev, kafe, restoran veya parklarda buluşmak ön plana çıkarken müze, sanat galerisi veya tarihi mekanları ziyaret etmek, konsere veya tiyatroya gitmek nadiren görülüyor. Yaygın kanının aksine, yüksek gelir grubundaki gençler arasında bu tür aktiviteler daha az revaçta. Bu Türkiye’deki kültür politikalarında yanlış giden bir şeylerin olduğunun en üzücü göstergelerinden.</p>
<p>Sanırım bunu söylemeye dahi gerek yok ama gençler eğitim sisteminden memnun değil. Özellikle de sınav sisteminden. 15 yıllık tek parti iktidarında kaç kere değiştirildiğini düşünecek olursanız bunda şaşılacak bir durum yok. Ancak bunun ötesinde, gençlerin eğitime dönük algısında tedirgin edici bir sonuç ortaya çıkmış: Gençlerin yarısından fazlası, kişisel başarılarında eğitimden ziyade kişisel ilişkilerin ve bağlantıların önemli olduğunu düşünüyor. Türkiye’nin değişen ekonomi-politiğinde patronajın görünür biçimde yaygınlaştığı bu dönemde, dikey mobilitenin gittikçe zorlaştığını ve nepotizmin/ahbap-çavuş ilişkilerinin belirginleştiğini söylemek mümkün.</p>
<p>Gençlik Türkiye’deki en önemli sorun olarak terörü görüyor (gençlerin neredeyse yarısı). Ancak raporda da ifade edildiği üzere, saha çalışması yoğun terör saldırılarının olduğu dönemin hemen ertesinde gerçekleştiği için araştırmanın zamanlaması sonucu etkilemiş olabilir. Günümüz şartlarında, istihdamın gençlerce daha öncelikli bir sorun olarak algılandığı kanaatindeyim. Türkiye’de genç işsizlik oranı yüzde 20 iken, gençlerin yüzde 26&#8217;sı <a href="https://en.wikipedia.org/wiki/NEET" target="_blank" rel="noopener">NEET</a> kategorisinde. Araştırma raporundaki en önemli bulgulardan biri, devletin özellikle NEET kategorisindeki gençleri politikalarında geri plana atması. Rapora göre, “14-24 yaş grubunun sadece yüzde 30&#8217;unu oluşturan eğitim gören gençler, gençlerin güçlenmesine ayrılan bütçenin yüzde 75&#8217;inden yararlanıyor. Çoğunluğu oluşturan eğitim görmeyen gençlerin söz konusu bütçedeki payı ise sadece yüzde 25&#8217;te kalıyor.” (s. 40)</p>
<p><strong>Bazı Keşkeler</strong></p>
<p>Raporda gençler, 18-30 yaş arası referansıyla tanımlanmış. Bu yaş aralığındaki çeşitliliğin farkındalığıyla çeşitli konularda kırılmalara yer verilmiş: 18-24, 25-30 yaş arası; kadın-erkek, öğrenci, çalışıyor, NEET vb. Ancak bazı can alıcı konularda yeteri kadar detaya inilmediği, sahadan esas ihtiyaç duyduğumuz bazı konularda yeteri kadar kırılmalara/kategorik ayrımlara yer verilmediğini düşünüyorum. Örneğin rapora göre Türkiye&#8217;deki gençlerin yüzde 39&#8217;u Türkiye&#8217;nin AB üyesi olmasını isterken, yüzde 32&#8217;si kararsız, yüzde 29&#8217;u da buna karşı çıkıyor. Fakat hangi gençlik hangi fikri benimsiyor? Mesela gelir durumu mu yahut ideolojik yönelim mi esas belirleyen bu konuda? Raporda gençlerin, kültürel anlamda kendilerini Orta Doğu&#8217;ya daha yakın gördüğü, coğrafi yakınlığından dolayı özellikle Türkiye&#8217;nin doğusunda yaşayan gençlerin böyle düşündüğü belirtilmiş. Bu “iki dünya arasındaki” kimlik bunalımı da çeşitli kırılmalara/kategorik ayrımlara yer verilerek daha detaylı işlenebilirdi belki.</p>
<p>Rapora göre en çok ayrımcılığa maruz kalan kimlikler, gayri-Müslimler, Suriyeli mülteciler ve LGBT bireyler. Bu topluluklar, gençliğin en az temasta bulunduğu toplumsal gruplar. Her ne kadar gençler, bu gruplarla temas etmeyi istediklerini belirtseler de “gündelik karşılaşmaların” ırkçılığı/yabancı düşmanlığını sonlandıracağı varsayımında bulunmak doğru değil. Zira, raporda da kısmen değinildiği üzere, bu karşılaşmalardaki iktidar ilişkilerini göz ardı etmemek gerekiyor. Dolayısıyla sadece “gündelik karşılaşmaları” artıracak politika önerileri, istenen etkiyi yaratmayacaktır.</p>
<p>Bir kurum olarak evliliğin gençlerin yaşantılarındaki önemini çok yerinde ve detaylı inceleyen rapor, bir aşama daha ileri gidip gençliğin genel olarak “duygusal / romantik yaşamlarındaki” dinamikleri de irdeleyebilirdi. Sosyo-ekonomik statü, ideolojik yönelim, lokasyon, etnik ve mezhepsel köken gibi konuların bu dinamiklere nasıl tesir ettiğini analiz etmek, gelecek çalışmalar için de faydalı olabilirdi.</p>
<p><em>Next Generation Türkiye </em>raporunun, geçmiş raporların ışığında belirli bir çerçeveyi takip ettiğini biliyorum. Hiç kuşkusuz araştırma soruları da önceden belirlenen tematik çerçeveler ekseninde seçilir. Ama rapor keşke gençlerin siyasi katılımlarının ötesinde ideolojik oryantasyonları, önemli alternatif ekonomik katılımlardan biri olan girişimciliğe dönük yaklaşımları, gençliğin radikalleşmesi gibi konuları da ele alsaydı; saygı duyulan gruplar arasında doktorlar, avukatlar, hakimler gibi daha çeşitli meslek gruplarına ve kurumlara güven sorularına da yer vermiş olsaydı demeden edemedim.</p>
<p>Sonuç olarak, <em>Next Generation </em>çalışması, Türkiye’deki gençlik çalışmalarında önemli bir açığı kapatıyor. Kapsamlı analitik çerçevesi ve özverili çalışmalar sonucu elde edilen bulgularıyla rapor, gençliğin gündelik yaşantısındaki gerilimleri gün ışığına çıkararak muhtemel gençlik politikalarına kılavuzluk etmeye aday. Araştırma ekibinin ve yürütücülerin emeklerine sağlık!</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/02/genclerin-sesini-dinlemek/">Gençlerin sesini dinlemek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kanada Masalı</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/01/kanada-masali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semuhi Sinanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Nov 2017 10:46:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ayrımcılık]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[Justin Trudeau]]></category>
		<category><![CDATA[Kanada]]></category>
		<category><![CDATA[nefret suçu]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı düşmanlığı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19765</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’den Kanada’ya göç etmeye dair ilginin epey arttığı şu dönemde bilmeniz gereken bir şey var: Kanada, sandığınız gibi bir yer değil. Kanada’nın nevi şahsına münhasır bir uluslararası imajı var. Özellikle liberal hükümetlerin ciddi yatırım yaptığı ve Justin Trudeau’nun başbakan seçilmesiyle birlikte perçinlenen bu imaja göre Kanada, her dilden, dinden, ırktan insana kapılarını açan; insanların fikirlerini [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/01/kanada-masali/">Kanada Masalı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’den Kanada’ya göç etmeye dair ilginin epey arttığı şu dönemde bilmeniz gereken bir şey var: Kanada, sandığınız gibi bir yer değil.</strong></p>
<p>Kanada’nın nevi şahsına münhasır bir <a href="https://globalnews.ca/news/3502905/is-canadas-reputation-as-a-safe-haven-for-refugees-deserved/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">uluslararası imajı</a> var. Özellikle liberal hükümetlerin ciddi yatırım yaptığı ve Justin Trudeau’nun başbakan seçilmesiyle birlikte perçinlenen bu imaja göre Kanada, her dilden, dinden, ırktan insana kapılarını açan; insanların fikirlerini güven ve özgürlük içinde ifade edebildikleri bir ülke. Bu imaj öylesine güçlü ki, Donald Trump’ın başkan seçilmesinin ardından ABD vatandaşlarının Kanada’ya <a href="https://www.theguardian.com/world/2017/apr/19/americans-move-canada-trump-bush-immigration" target="_blank" rel="noopener noreferrer">göçmeye başladıklarına</a> dair haberler çıkmıştı. Google Trends’e göre geçen kasım ayında Türkiye’de “Kanada’ya göç” aramaları zirve yapmıştı. Peki Kanada’ya dair bu uluslararası algı, gerçeklerle örtüşüyor mu?</p>
<p>Ağustos ayından beri Kanada’dayım ve ne yazık ki bu algı ile çelişen çok şeyle karşılaştım.</p>
<p>Örneğin Quebec City’de yakın zamana kadar Müslümanların kendilerine ait bir mezarlığı yoktu. Defin işlemlerini Laval’de gerçekleştirmeleri gerekiyordu. Ve temmuz ayında yapılan bir <a href="http://www.cbc.ca/news/canada/montreal/muslims-react-cemetery-vote-1.4208144" target="_blank" rel="noopener noreferrer">referandumda</a> Müslümanların idame ettireceği bir mezarlığın bölgede inşa edilmesi önerisi reddedilmişti. Her ne kadar Quebec City Belediye Başkanı’nın da kolaylaştırıcılığıyla bir ara formül bulunsa da, mezarlığın inşa edileceği haberinin hemen akabinde Quebec İslam Kültür Merkezi Başkanı’nın arabası <a href="http://montrealgazette.com/news/local-news/torched-car-belongs-to-president-of-islamic-cultural-centre-of-quebec" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ateşe verildi</a>.</p>
<p>Kanada’da <a href="http://www.dw.com/en/canadians-fear-rising-xenophobia-hate-crimes-in-wake-of-mosque-attack/a-37708648" target="_blank" rel="noopener noreferrer">yabancı düşmanlığı</a> ve nefret suçu/eylemleri endişe verici seviyelere ulaşmış durumda. Montreal’deki daha ilk haftamda, sakalım yüzünden, yanımdan geçen bir arabadan bana “Merhaba Muhammed!” diye bağıran “beyaz adamın” yüzünü hâlâ hatırlıyorum.</p>
<p>Son günlerde Quebec eyaleti ise “<a href="https://beta.theglobeandmail.com/news/national/quebec-bill-62-explainer/article36700916/?ref=http://www.theglobeandmail.com&amp;" target="_blank" rel="noopener noreferrer">62 numaralı tasarı</a>” adı verilen kanuni düzenlemeyle çalkalanıyor. Buna göre kamusal alanlarda ve herhangi bir kamu hizmetinden faydalanırken, burka giyen kadınların yüzlerini açmaları zorunlu hale getiriliyor. “Dini tarafsızlık” adını taşıyan tasarı ise sivil toplum liderleri ve göçmen topluluklarının önde gelen isimleri tarafından <a href="http://montrealgazette.com/opinion/columnists/allison-hanes-bill-62-is-a-racist-sexist-disgraceful-law" target="_blank" rel="noopener noreferrer">ırkçı ve cinsiyetçi</a> olmakla suçlanıyor.</p>
<p>Yabancı düşmanlığı ve dışlayıcı yasa tasarılarının yanı sıra, Kanada kendi geçmişiyle yüzleşmeyi başarabilmiş bir ülke de sayılmaz. Mesela 1996 yılına kadar varlığını sürdüren özel bir <a href="http://www.cbc.ca/news/canada/a-history-of-residential-schools-in-canada-1.702280" target="_blank" rel="noopener noreferrer">yatılı okul sistemi</a> ile Kanada’nın esas yerlileri olan <a href="https://www.aadnc-aandc.gc.ca/eng/1307460755710/1307460872523" target="_blank" rel="noopener noreferrer">İlk Milletler</a>, Inuit ve Métis halklarının çocukları zorla ailelerinden koparılarak yerli kültürlerin zorla yok edilmesi amaçlanıyordu. Ayrıca sosyal hayatın çeşitli mecralarında kök salmış <a href="http://www.ucalgary.ca/cared/examplesofsystemicracism" target="_blank" rel="noopener noreferrer">sistemik ırkçılık</a>, Kanada’nın hâlâ en acil sorunlarından biri.</p>
<p>Kanada’da olmaktan mutluyum ama Kanada’ya dair tedavüle sokulan mevzu bahis uluslararası imaja hemen aldanılmaması gerektiğini düşünüyorum. Zira o imajın kendisi, belirli bir siyasetin güdümündeki işlevsel bir söylem.</p>
<p>İnsan bir başka ülkede yaşarken sadece kendi ülkesinin sorunlarını değil; yaşadığı yerin de yükünü omuzunda taşıyor. Bu yükü de taşımaya hazırsanız, <a href="http://www.cic.gc.ca/english/immigrate/index.asp" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buyurun</a>.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/11/01/kanada-masali/">Kanada Masalı</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bizim Büyük Çaresizliğimiz: Sivil Toplumun En Büyük Dertlerinden Biri Kaynak Yaratmak</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/13/buyuk-caresizligimiz-sivil-toplumun-en-buyuk-dertlerinden-biri-kaynak-yaratmak/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semuhi Sinanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Sep 2017 12:18:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Adım Adım]]></category>
		<category><![CDATA[Gençlik Spor Bakanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[Kaynak Yaratma]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal kuluçka merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[STGM]]></category>
		<category><![CDATA[TACSO]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=18196</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Sivil toplum ve insan hakları aktivistleri sadece zehirli bir siyasi atmosferle ve patronaj ilişkileriyle mücadele etmekle kalmıyor, aynı zamanda toplumsal eşitsizliklerimizle de boğuşuyorlar&#8221; Türkiye’de sivil toplumun, insan hakları savunucularının başında onlarca dert ve musibet var kuşkusuz[1]. Sivil toplum kuruluşlarının, insan hakları örgütlerinin olağanüstü hâl yüzünden eşi benzeri görülmemiş bir baskı altında olduğu bu dönemde “fon [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/13/buyuk-caresizligimiz-sivil-toplumun-en-buyuk-dertlerinden-biri-kaynak-yaratmak/">Bizim Büyük Çaresizliğimiz: Sivil Toplumun En Büyük Dertlerinden Biri Kaynak Yaratmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Sivil toplum ve insan hakları aktivistleri sadece zehirli bir siyasi atmosferle ve patronaj ilişkileriyle mücadele etmekle kalmıyor, aynı zamanda toplumsal eşitsizliklerimizle de boğuşuyorlar&#8221;</strong></p>
<p>Türkiye’de sivil toplumun, insan hakları savunucularının başında onlarca dert ve musibet var kuşkusuz<a href="#_edn1" name="_ednref1">[1]</a>. Sivil toplum kuruluşlarının, insan hakları örgütlerinin olağanüstü hâl yüzünden eşi benzeri görülmemiş bir baskı altında olduğu bu dönemde “fon kaynaklarını” konuşmanın abes olduğunu düşünebilirsiniz. Ama gerçekten elzem!<span id="more-19013"></span></p>
<p>Belirli bir şirketle/sermayeyle olan ilişkisi sayesinde öz kaynak yaratabilen kurumlar haricinde, Türkiye’de fon kaynağı bulmak için çeşitli opsiyonlar var elbette. Örneğin Gençlik Spor Bakanlığı’nın<a href="#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın<a href="#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> proje destekleri mevcut. Bu projelerin seçiminin ne kadar objektif kriterlere göre, ne kadar “ahbap-çavuş” ilişkisiyle gerçekleştiğiyse meçhul.</p>
<p>Bir diğer seçenek, Türkiye’de faaliyet gösteren ya da Türkiye’yi programlarına hedef ülke olarak dahil eden vakıfların/uluslararası kurumların proje çağrıları. Misal, TACSO bunları derleyip toparlayıp bir rehber olarak yayımlıyor<a href="#_edn4" name="_ednref4">[4]</a>. Ancak çağrıda bulunan kurum “yabancı” bir kurumsa, şimşekleri üstünüze çekmeniz ihtimal dahilinde. Örneğin, Türkiye’de konsoloslukları veya vakıfları aracılığıyla sivil toplum faaliyetlerini fonlayan ülkelerle yaşanan diplomatik gerilimler yüzünden, bu kurumlarla çalışmayı “vatana ihanete” eşitleyen bir zihniyetle mücadele etmek zorunda kalıyor sivil toplum aktivistleri.</p>
<p>Bu trend, Türkiye’ye özgü bir trend değil. Sağ, popülist, otokratik yönetimlerin bulunduğu ülkelerde benzer hikâyeler yaşanıyor. Orbán’ın, Putin’in sivil topluma dönük söylem ve politikaları akla gelen ilk örnekler. Dışa kapanmacı, dışlayıcı, yabancı düşmanı siyaset yürüten politikacılar için “yurtdışından bir kurumla” çalışan herhangi bir STK, “dış mihrak” olarak ivedilikle damgalanabiliyor ve topluma bir nefret odağı olarak lanse ediliyor. Madalyonun öbür yüzündeyse, proje çağrısına çıkan söz konusu vakıflardan/uluslararası kurumlardan bazıları, “Türkiye’de çalışmanın çok güçleştiği” gerekçesiyle Türkiye’yi hedef ülke olmaktan çıkarıyorlar. Hem de Türkiye’deki sivil toplumun, yurt dışından gelecek fonlara en çok ihtiyaç duyduğu böyle bir dönemde.</p>
<p>STK’lar kendi stratejik planlamalarında bu tarz makro-politik riskleri göz önüne alıyorlar elbette. Ama mesele sadece bu proje çağrılarının varlığı da değil, var olan çağrılara erişim de bir sorun. Teknik bir dil gerektiren proje başvurularını nasıl hazırlaması gerektiğini bilmeyen yeni kurulmuş STK’lar çok ciddi sıkıntılar çekiyorlar. STGM’nin<a href="#_edn5" name="_ednref5">[5]</a> ve Sosyal Kuluçka Merkezi’nin<a href="#_edn6" name="_ednref6">[6]</a> çok başarılı ve ücretsiz eğitim programlarını bir kenara koyacak olursak, bu teknik dili öğrenmek hiç de ucuz değil. Özellikle AB/Erasmus programlarına yapılacak başvurulara dönük düzenlenen eğitimler çok pahalı olabiliyor ve yeni kurulmuş STK’lar için de bu durum büyük bir finansal yük yaratıyor.</p>
<p>Proje çağrıları haricinde kaynak yaratmanın hayranlık uyandıran başka yöntemleri de var hiç kuşkusuz. Mesela Adım Adım, 2008 yılından bu yana 28.000 bini aşkın koşucu ile 30 sivil toplum kuruluşu için 23 milyon TL’yi aşkın bağış toplamış<a href="#_edn7" name="_ednref7">[7]</a>.</p>
<p>Kısaca, STK’lar için kaynak yaratma hikayesi, bir ilginç Türkiye portresi bence. Sivil toplum ve insan hakları aktivistleri sadece zehirli bir siyasi atmosferle ve patronaj ilişkileriyle mücadele etmekle kalmıyor, aynı zamanda toplumsal eşitsizliklerimizle de boğuşuyorlar. Her şeye rağmen. Yalnız ama güzel ve umutlu bir hikâye bu. Bilmem, anlatabildim mi?</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Bu yazının yazıldığı tarih itibariyle insan hakları aktivisti Özlem Dalkıran 65 gündür hapiste örneğin. <a href="http://www.hyd.org.tr/tr/haberler/237-insan-haklari-savunucularina-yonelik-keyfi-tutuklamaya-son-verin">http://www.hyd.org.tr/tr/haberler/237-insan-haklari-savunucularina-yonelik-keyfi-tutuklamaya-son-verin</a></p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Bkz. <a href="http://gpdpblog.gsb.gov.tr/">http://gpdpblog.gsb.gov.tr/</a></p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Bkz. <a href="https://www.ytb.gov.tr/proje_destek.php">https://www.ytb.gov.tr/proje_destek.php</a></p>
<p><a href="#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Sivil Toplum Kuruluşları için Teknik Destek. <a href="http://www.tacso.org/Home/">http://www.tacso.org/Home/</a></p>
<p><a href="#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Bkz. <a href="http://www.stgm.org.tr/tr">http://www.stgm.org.tr/tr</a></p>
<p><a href="#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> Bkz. <a href="http://www.sosyalkulucka.bilgi.edu.tr/">http://www.sosyalkulucka.bilgi.edu.tr/</a></p>
<p><a href="#_ednref7" name="_edn7">[7]</a> <a href="http://www.adimadim.org/kosa-kosa-neler-oldu/Kosa-Kosa-Neler-Oldu.aspx">http://www.adimadim.org/kosa-kosa-neler-oldu/Kosa-Kosa-Neler-Oldu.aspx</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/09/13/buyuk-caresizligimiz-sivil-toplumun-en-buyuk-dertlerinden-biri-kaynak-yaratmak/">Bizim Büyük Çaresizliğimiz: Sivil Toplumun En Büyük Dertlerinden Biri Kaynak Yaratmak</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Derneğe “Ev” Yok</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/01/dernege-ev-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Semuhi Sinanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Aug 2017 14:16:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Dernekler Dairesi Başkanlığı]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17315</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye’de “bekara ev yok” geleneğine yeni bir kurban daha eklendi: Dernekler Dernekler Dairesi Başkanlığı verilerine göre İstanbul’da faal 22670 dernek var[1]. Bu derneklerin birçoğunun kuruluş aşamasında yaşadığı en önemli sorunlardan biri, dernek merkezinin neresi olacağı. Şirketlerden farklı olarak dernekler sanal ofis kullanamıyorlar. Daha da önemlisi, binada konutlar varsa, apartman sakinlerinin hepsinden yazılı izin alınması ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/01/dernege-ev-yok/">Derneğe “Ev” Yok</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’de “bekara ev yok” geleneğine yeni bir kurban daha eklendi: Dernekler</strong></p>
<p>Dernekler Dairesi Başkanlığı verilerine göre İstanbul’da faal 22670 dernek var[1]. Bu derneklerin birçoğunun kuruluş aşamasında yaşadığı en önemli sorunlardan biri, dernek merkezinin neresi olacağı. Şirketlerden farklı olarak dernekler sanal ofis kullanamıyorlar. Daha da önemlisi, binada konutlar varsa, apartman sakinlerinin hepsinden yazılı izin alınması ve merkez olarak gösterilecek adreste başka derneğin, vakfın veya şirketin bulunmaması gerekiyor[2]. Yıllık proje bütçeleriyle ve kısıtlı aidatlarla idame ettirilen derneklerin en önemli harcamalarından birini teşkil eden “kira”, böyle kuruluş şartlarıyla daha da güçleşiyor.</p>
<p><span id="more-17315"></span></p>
<p>OHAL dönemi ise bu kira durumunu iyice kötüleştirdi, zira artık ev sahipleri dairelerini derneklere kiralamak istemiyorlar. Geçtiğimiz yıldan bugüne yaklaşık 1500 derneğin kapatıldığını düşünecek olursak[3],  bu korkuyu anlamak mümkün. Ev sahipleri için mesele sadece kirasını alamama yahut ofisi bir başka kişiye/kuruma bir süreliğine kiralayamama değil. Kapatılan bir derneğe ofis kiralamış olmanın hukuki ya da politik olarak onlara zarar vereceğini düşünüyorlar.</p>
<p>Çok yakından tanıdığım bir derneğin başından geçenleri aktarayım. Kemal Sunal’ın Kiracı filmindeki arayışına taş çıkarırcasına Etiler, Levent, Beşiktaş, Osmanbey, Mecidiyeköy, Kadıköy ve Üsküdar’da yeni dernek merkezi arayışına giren derneğin yöneticileri, yedi kez bu farklı ilçelerden emlakçılarla el sıkışıyorlar. Ancak anlaştıklarının ertesi günü emlakçıdan bir telefon alıyorlar: “Ev sahibi, derneğe kiralamak istemediğini söyledi, kusura bakmayın.” 3 ay süren dernek merkezi arayışında dernek yöneticilerinin ev sahiplerine artık ilk sordukları şey, “Derneğe kiralıyor musunuz?” oluyor. Faaliyetlerini bir müfettiş edasıyla sorgulayan, yaptıkları etkinliklere katılım gösteren uzmanları isim isim soran ev sahipleri de cabası.</p>
<p>Bu sıkıntıları aşmak için bazı dernekler iktisadi işletme açma yoluna gidiyorlar ve ev sahipleri ile iktisadi işletmeleri üzerinden anlaşıyorlar. Ancak vergi mevzuatına göre dernek iktisadi işletmelerinin vergi mükellefiyeti bulunuyor ve kurumlar vergisi ödemeleri gerekiyor[4]. Hiç kuşkusuz bu ekstra harcama kalemi, küçük çaplı derneklerin/işletmelerin bütçesini zorluyor.</p>
<p>OHAL’in derneklere getirdiği tek zahmet, kiralayacak ofis bulamamak değil. Ne yazık ki bu yeni dönemde bankalar, derneklere hesap açılışlarında keyfi zorluklar çıkarıyor. Banka hesap açılışında gerekli dokümanlar arasında listelenmeyen belgelerin talep edildiği, çeşitli vesilelerle noter masraflarının artırılmaya çalışıldığı ve bu sayede “muhalif” görülen derneklerin bankada hesap açmasının engellenmek istendiği duyumlar arasında.</p>
<p>Kısacası OHAL şartlarında dernekleri daha sıkıntılı günler bekliyor gibi gözüküyor.</p>
<p>Son not: Bundan sonra Sivil Sayfalar’da her ay, ayın ilk günlerinde yazım yayınlanacak. Bekleriz.</p>
<p>[1] Dernekler Dairesi Başkanlığı, İllere Göre İstatistik. <a href="https://www.dernekler.gov.tr/tr/Anasayfalinkler/IllereGoreIstatistik.aspx" target="_blank" rel="noopener noreferrer">https://www.dernekler.gov.tr/tr/Anasayfalinkler/IllereGoreIstatistik.aspx</a></p>
<p>[2] Dernek merkezi belirlenirken nelere dikkat edilmesi gerektiğine dair bir bilgilendirme yazısı için Ferdi Kibar, “Dernekler ve Sanal Ofisler”, STK Master, 12 Mart 2017. <a href="http://www.stkmaster.com/blog/2017/03/dernekler-ve-sanal-ofisler/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://www.stkmaster.com/blog/2017/03/dernekler-ve-sanal-ofisler/</a></p>
<p>[3] Feray Salman ve Aysel Ergün, “OHAL’de Kapatılan Kurumlar”, Bianet, 8 Ocak 2017. <a href="http://bianet.org/bianet/siyaset/182427-ohal-de-kapatilan-kurumlar" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://bianet.org/bianet/siyaset/182427-ohal-de-kapatilan-kurumlar</a></p>
<p>[4] Gelir İdaresi Başkanlığı, “Derneklerin Vergilendirilmesi Rehberi”, 2012. <a href="http://www.gib.gov.tr/fileadmin/beyannamerehberi/DERN_VER_REHBER_2012.pdf" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://www.gib.gov.tr/fileadmin/beyannamerehberi/DERN_VER_REHBER_2012.pdf</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/08/01/dernege-ev-yok/">Derneğe “Ev” Yok</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
