<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Neslihan Akbulut Arikan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/neslihan-akbulut-arikan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/neslihan-akbulut-arikan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 29 May 2019 11:05:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Neslihan Akbulut Arikan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/neslihan-akbulut-arikan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Müslüman’da İslam Endeksi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/muslumanda-islam-endeksi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Neslihan Akbulut Arikan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 May 2019 10:59:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Eşitlik]]></category>
		<category><![CDATA[George Washington Üniversitesi]]></category>
		<category><![CDATA[H. Askari]]></category>
		<category><![CDATA[İslamilik Endeksi]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[S.S. Rahman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39191</guid>

					<description><![CDATA[<p>Her türlü Müslüman tezahürün dışlanıp devlet kurumlarından uzaklaştırıldığı 28 Şubat süreci sonunda bu ambargoyu kıran Müslümanların uzun yıllar iktidar olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu süreç sonunda eşitlik ve adalet gibi temel İslami değerlerin yayılmasını beklerken, siyasal, ekonomik ve sosyal kurumlarında yolsuzluğun, kayırmacılığın ve kadrolaşmanın genel-geçer kural olduğu bir yapının sürdürüldüğünü görüyoruz. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/muslumanda-islam-endeksi/">Müslüman’da İslam Endeksi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>George Washington Üniversitesi’nden iki akademisyen S.S. Rahman ve H. Askari’nin hazırladığı “İslamilik Endeksi” Müslüman ülkelerin Müslüman olmayan ülkelerden “daha az İslamî” olduğunu ortaya koyduğundan beri Türkiye’de de ciddi eleştirilere maruz kaldı. Eleştirilerin minvaline baktığımızda bize asıl rahatsızlık verenin içinde bulunduğumuz durum olmadığı ne yazık ki ortada. Rahman ve Askari Kuran metni ve sahih hadislerden çıkardıkları temel değerlerle bu endeksi oluşturduklarını iddia ediyorlar. Ülkeleri ise şu dört başlıkta değerlendiriyorlar: 1. Ekonomik yapı, ekonomi politikaları ve ekonomik sosyal adalet; 2. Hukuk sistemi ve devlet yönetimi; 3. İnsani ve siyasal haklar; 4. Yabancılarla İlişkiler (özellikle Müslüman olmayan topluluklarla). Araştırmanın detaylarını merak edenler yayınlanmış metne bakabilirler. Eleştirilere dönersek, bunların hiç biri Türkiye’nin bu dört alandaki durumundan bahsetmeyip bizi yine büyük resmi görmeye davet ediyorlar. Demek ki başka bir rahatsızlık var.</p>
<p>Endekse eleştiri yazanların kimisi yazarlarının İranlı olmasından, kimisi İsrail’in durumunun Türkiye’den üstte olmasından, kimisi de Washington merkezli bir çalışmanın nasıl bir proje olacağından dem vuruyor. Rahman ve Askari araştırmaları sonucunda Kuran’dan ve İslam peygamberi Hz. Muhammed’in Sünnetinden açıkça iki temel ilke elde edildiğini yazıyor: <strong>adalet</strong> ve <strong>eşitlik</strong>. Endeksi bir kenara bırakıp gelin kendimizi adalet ve eşitlik aynalarında değerlendirelim. Kendimize bir soralım bakalım sosyal refah toplumun tüm kesimlerine eşit dağılıyor mu? İşçinin İslamî düstura göre “teri kurumadan” ödenmesi gereken hak kendisine ödeniyor mu? Diri diri toprağa gömülen kadınlara hakkını veren İslam dinine mensup İslam ülkeleri kadını yaşatabiliyor mu? Fakir zenginden hakkını alabiliyor mu? Zengin malında, makamında, servetinde fakirin de hakkı olduğunu görüyor mu? Vahşi kapitalist politikalara, faize, kayırmacılığa, haksız rekabete dur diyecek mekanizmalarımız var mı? Ve daha pek çok soru. Endeks üzerine eleştirilerin hiçbirinin bu konulara dokunmaması kendilerini asıl rahatsız edenin bunlar olmadığını düşündürüyor.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft wp-image-39193" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiyenin-islama-en-uygun-yasayan-ulkeler-arasinda-95-sirada-yer-aldigi-iddiasi-640x299.jpg" alt="" width="492" height="230" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiyenin-islama-en-uygun-yasayan-ulkeler-arasinda-95-sirada-yer-aldigi-iddiasi-640x299.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/turkiyenin-islama-en-uygun-yasayan-ulkeler-arasinda-95-sirada-yer-aldigi-iddiasi.jpg 750w" sizes="(max-width: 492px) 100vw, 492px" />Endeksler, yüzdeler, sıra numaraları ve sayısal değerler kültürel, siyasal, ekonomik ve sosyal yapıyı anlamada tek başına yeterli değildir dersek, anlamamıza yardımcı olmak için bir bir tekil küçük örneklere bakmamız anlamlı olacaktır. Bu haberi okuduğumda aklıma ilk gelen şey İsveç’te yaptığım yüksek lisans çalışmam oldu. İsveç, endekse göre ilk üçte yer alan bir ülke ve ben yüksek lisansta İsveç’teki Türkiye’den göçenlerin kurduğu camilerde üç ay süreyle görüşmeler yapmıştım. Darül harb ve darül İslam tartışmaları ekseninde Müslümanların kendilerini İsveç’te ne derece rahat, dini yaşantıda özgür ve kendilerine adaletle muamele edildiği konusunda tatmin olmuş hissettiklerini araştırıyordum. Cemaat İsveç’te Müslüman oldukları için herhangi bir hak ihlaline uğramayacakları konusunda emin konuşuyorlardı. Dahası kanunlara güveniyorlardı. Kendilerini İsveç siyasal ve sosyal yaşantısında rahatlıkla temsil edebildiklerini anlatıyorlardı. Tam o günlerde İsveç’te başörtüsü nedeniyle ayrımcılığa uğrayan bir öğretmen vakası medyaya yansımıştı. Başörtülü olduğu anlaşılınca işe alınmaktan vazgeçilen öğretmen mağduriyetini ispat edince okuldaki işi almıştı ve ona bu muameleyi yapan okul idarecisi görevden alınmıştı. Gittiğim her camide bu örneği anlatarak kendilerince meseleyi ispat etmeye çalışıyorlardı. Şimdi hâlâ “bu endeksin neyi var ki İsveç’i başta gösterip bizi çok aşağılarda gösteriyor” diye soruyorsak, gelin ülkemizde Gayrimüslimlerin, yabancıların ve göçmenlerin hak ihlaline uğradığında neler yaşadıklarına bakalım. Yakın tarihimizdeki en kara leke olarak yılan hikayesine çevrilen Hrant Dink davasından başlayıp, göz altında öldürülen Festus Okey’in on yıl sonra başa dönen davasına, “Fatih’i Suriyelilere teslim etmeyeceğim!” seçim pankartlarına, el konulan vakıf mallarına, varlık vergilerine ve daha nice yaşanmışlıklarımıza bakalım. Bunlar İslam&#8217;ın iki temel sütunu olan eşitlik ve adalet sütunlarından tam olarak hangisine dahil edilebilir? Endeksin değerlendirmelerini bu süzgeçten geçirdiniz mi hiç?</p>
<p>İkinci bir örnek olarak aklıma 2010’da ABD’de New Jersey şehrinde karşılaştığım İspanyol Müslüman bir kadın geldi. Kadın Müslüman olmuş ve bir Türk ile evlenmişti. 11 Eylül’den sonra ABD’de Müslümanlar için zorlukların arttığını düşünerek Türk eşi ile birlikte çocuklarını alıp Türkiye’ye yerleşmeye karar vermişlerdi. “Çocukların İslami bir ülkede büyümesi onlar için daha iyi olur diye düşündük” diyordu. Bu saikle geldikleri Türkiye’de Ankara’ya yerleşmişler ve daha en baştan geliş sebepleri olduğu üzere çocuklarına istedikleri gibi bir dini eğitim aldıramamışlardı. Çünkü zorunlu din dersi dışında dini bir eğitim mümkün değildi. İspanyol kadın İslam’a girdikten sonra siyah başörtüsü ve pardesü ile örtünüyordu ve bu nedenle her yerde tepkilerle karşılaşmıştı. Aile içinde bile “nedir bu siyahlar, çıkarsana, bizim gibi örtün” demişlerdi. Sokakta hiç tanımadığı kişilerin kendisine laf ettiğini, resmi kurumlarda yabancı olarak hiç de iyi muamele göremediğini bir bir anlattığında iki Türk kadın olarak biz onun yaşadığı zorlukları anlayabilmiştik. Böyle zorlu geçen bir yılın sonunda her şeye rağmen ABD’de İslam’ı daha rahat yaşadıklarına karar verip geri dönmüşlerdi. Çünkü bu ülkede ana akım devlet söylemi dışında Müslüman olarak da kendinizi özgürce ifade etme hakkınız çok kolay ihlal edilebiliyor. Yakın geçmişimizdeki başörtüsü yasakları yüzünden okullarından ve işlerinden atılıp hayatları sekteye uğratılan binlerce kadın bu devlet söyleminin baskıcılığının nelere varabileceğinin göstermektedir. Evet, bugün başörtüsü yasakları konusunda ciddi bir serbestlik söz konusudur. Fakat öncelikle başörtülü kadınların herhangi bir iktidar değişikliğinde tekrar haklarının gasp edilip kapının önüne konmama garantisi yok. İkinci olarak da kadın üzerindeki kontrol mekanizmaları her durumda ciddi şekilde işliyor. Bugün devlet kurumlarında önceden başörtülü olup da artık başını örtmemeyi seçen kadınların türlü dışlanma, kademe düşürülme ve yok sayılma muamelelerine maruz kaldığı yer de yine bizim güzel ülkemizdir. Bununla da yüzleşmemiz gerekiyor.</p>
<p>Bugün Türkiye’de din ile ahlakın bağının aşındığına şahit olmaktayız. Dindar olmanın başını örtmek, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi bireysel hak ve yükümlülüklerle ilişkilendirildiği, kamusal yozlaşmaya neden olacak faizin, eşitsiz ekonomik bölüşümün, yalanın, yolsuzluğun ve hak yemenin yani ahlaki konuların hiçbir değerlendirme kriterimize girmediği günleri yaşıyoruz. İşçisinin sigortasını yapmayan, yapsa da en düşükten prim ödemeyi marifet sanan, vergi kaçırmakta hiçbir beis görmeyen ya da maaşları düzenli ödemeyip işçisini mağdur eden Müslüman iş adamının değil de başörtüsünü çıkaran Müslüman iş kadınının dini ifsat ettiğini düşünmemiz ahlak ile dinin bağının koparıldığının en güzel ve yaygın örneklerinden biridir. Ya da üzerindeki malları –kızlar hak almasın- diye ölmeden önce erkek evlatlarının üzerine geçiren hacı amcanın günde beş vakit namaz kılmasını cennete gitmek için yeterli görmesinin çok yaygın bir tutum olması… Her türlü Müslüman tezahürün dışlanıp devlet kurumlarından uzaklaştırıldığı 28 Şubat süreci sonunda bu ambargoyu kıran Müslümanların uzun yıllar iktidar olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu süreç sonunda eşitlik ve adalet gibi temel İslami değerlerin yayılmasını beklerken, siyasal, ekonomik ve sosyal kurumlarında yolsuzluğun, kayırmacılığın ve kadrolaşmanın genel-geçer kural olduğu bir yapının sürdürüldüğünü görüyoruz. Bu konuda içeriden ve dışarıdan her türlü eleştiride büyük resmi görememekle ya da vizyonsuzlukla suçlanıyoruz. Ama belki de asıl gözden kaçırdığımız o tek tek birikip çığ olan küçük resimlerdir. Belki de küçük resimleri umursamadığımız için böyle kötü bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Bir de böyle düşünelim.</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<ol>
<li>Rahman, S.S. ve Askari, H. (2010). How Islamic are Islamic Countries? (Müslüman Ülkeler Ne Kadar İslami?), Global Economy Journal, volume 10, issue 2.</li>
<li>Akbulut, N. (2006). Islam Abroad: Turkish Muslims in Sweden (Yurtdışında İslam: İsveç’te Türk Müslümanlar). Dalarna Üniversitesi, Avrupa Siyaset Sosyolojisi Yüksek Lisans Programı. (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi).</li>
</ol>
<p>“Festus Okey davası 11 yıl sonra silbaştan”, 28.05.2019’da erişildi: <a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/festus-okey-davasi-11-yil-sonra-silbastan-40984350">http://www.hurriyet.com.tr/gundem/festus-okey-davasi-11-yil-sonra-silbastan-40984350</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/muslumanda-islam-endeksi/">Müslüman’da İslam Endeksi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hafıza, Hatırlama ve Anma Üzerine</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/05/hafiza-hatirlama-ve-anma-uzerine/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Neslihan Akbulut Arikan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Apr 2019 09:33:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hrant Dink Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Agos gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Hrant Dink Hafıza Mekânı]]></category>
		<category><![CDATA[Rakel Dink]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal hafıza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=37224</guid>

					<description><![CDATA[<p>23,5 Hrant Dink Hafıza Mekanı 23 Nisan’da kapılarını açacak. O kapıların arkasındaki yıllara ve yollara yayılan emeğin ve aklın bizlere ulaşması çok önemli. Dünya üzerinde farklı farklı acı, yıkım ve felaket anlarından sonra acıyı sağaltmak ve anma üzerine girişilen pek çok model var. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/05/hafiza-hatirlama-ve-anma-uzerine/">Hafıza, Hatırlama ve Anma Üzerine</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Bunlardan bazısı anıtlaştırma, bazısı ters-anıtlaştıma (yok olanın boşluğunu korumak) ve bazıları da toplumsal hafızayı biriktirme üzerine kurulu yapılar niteliğindeyken, Türkiye’de bu acının sağaltılması ve toplumsal hafızanın gelecek nesillere ulaşması gibi bir algının çok kısıtlı ve kısır olduğunu söylemek gerekiyor. Bizim bu dile ve bu deneyime çok ihtiyacımız var. 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekanı oluşumunun da önemi buradan gelmektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gazeteci Hrant Dink’in 2007’de katledilmesinin ardından ve onun anısıyla (ya da acısıyla) kurulan Hrant Dink Vakfı bugün 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekanına varan süreçte benzer bir hafıza aktarım çabası içine girdi. Bu mekanın kurulmasını sağlayan süreçte dünyanın farklı coğrafyalarında hafıza mekanlarını ziyaret ederek birikimlerini bu projeyi şekillendirmekte kullanan Hrant Dink Hafıza Mekanı Program Koordinatörü Nayat Karaköse ve arkadaşları dünyadan tecrübe biriktirmekle kalmayıp Türkiye genelinde de pek çok atölye ve toplantı gerçekleştirdiler. Ben de projeden Mardin’e geldiklerinde haberdar oldum. Nihayetinde 22-23 Mart 2019 günlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen Başka Bir Gelecek için Hafıza Mekanları, Hafıza Yolları Konferansı programında dünyanın farklı yerlerinden gelen kurum temsilcileri ile biz de buluşup farklı-benzer tecrübeleri dinleme imkanı bulduk.   </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Hrant Dink’in katledilmesi yakın tarihimizdeki en acı olaylardan biri şüphesiz. Fakat bu acıyı özel ve önemli kılan bir diğer yanı, olayın duyulmasının ardından cinayetin gerçekleştiği yere, o günkü Agos Gazetesi ofisinin önüne koşan kalabalıkta gizli. İnsanlar öncelikle belki de bir refleks olarak orada buluştular. Sonrasında Dink’in cenazesi o güne kadar görülmemiş bir insan seline dönüştü. Bu sel Hrant Dink’in onu katledilmeye kadar götüren karanlığı dağıtmak için inşa etmeye çalıştığı dilde kucakladığı kadar çok çeşitli kimliği ve insanı barındırıyordu. Onun hayatında yapmaya giriştiği işi adını taşıyan Vakıf devralmış görünüyor. Sempozyumda görevli olan gençlere baktığınızda farklı farklı yerlerden gelip buluşmuş bir toplulukla karşılaşıyorsunuz. Ve bu topluluk, adına ister “acıyı bal eylemek” diyelim, ister “acıyı anmak” diyelim, bence adeta acının küllerinden bir hayat var etme çabası gibi bir anma mekanı oluşturmaya girişmişler. 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekanı acıyı anmakla kalmamış; o acının üzerine “başka bir gelecek” inşa etmemiz için de çalışacak bir mekan olmuş. Türkiye’de bu anlamda örneği olmayan ama çok ihtiyaç olan bir tecrübe duruyor karşımızda. Aynı Hrant Dink’in cenazesinin ardından akan o insan seli gibi… </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Konferansta dinlediğimiz örneklerle Lübnan’dan Bosna’ya, Kosova’dan Güney Afrikaya, oradan New York’a neredeyse dünyanın pek çok merkezini ve çevresini dolaşan bir hafıza, acı, yıkım ve yenilenme ağı çıkıyor karşımıza. Bunların hemen hepsi son yüz yılımıza ait acı ve yıkımlar maalesef…  Konferans boyunca zihnimi Hanna Arendt’in “kötülüğün sıradanlığı” kavramı etrafında dönen tartışmalar meşgul etti. Her acı ve kayıp döneminden sonra karşılaşmak istediğimiz fail öyle alelade bir insan olarak çıkabiliyordu karşımıza; sanki sadece emirleri yerine getirmiş bir memur kimliğinde… Kötülüğün sıradanlığı zalimi şeytanileştirip günlük hayatın istisnası olarak görmediği için “zulmedeni mazur gösteriyor” gerekçesiyle çok eleştiri aldı. Ama tartışmasız bir yanı vardı ki zulmün hüküm sürmesi için kitlelerin buna ikna olması ve hatta umursamaz kalarak zımnen onaylaması gerekiyor. Bir faciayı, bir yıkımı, bir cinayeti yani bir zulmü anmak ancak bu sıradanlıkla yüzleştiğimiz anda kamplaşma eksenini aşıyor. Çünkü ancak o zaman asıl karşı durulması ve mahkum edilmesi gereken koca bir karanlıkla yüzleşebiliyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bunlar aklımdan geçerken Rakel Dink ile de konuşma fırsatı buldum. Daha acının ilk günlerinde dilimize “bir bebekten bir katil yaratan karanlık” tanımlamasını yerleştiren sevgili Rakel Dink tam da Arendt’in tasvir ettiği gibi bir nevi “akışa ayak uydurmanın sakıncaları” üzerinde duruyordu. “Mağdur olmak bir noktadır, asıl bu noktadan sonra zalimleşmemek gerek” derken o an içinde bulunduğumuz dönemin gündemine uyup zalim pozisyonuna taşınmanın kolaylığından bahsediyordu. Onun sözlerinde, kendi acısının, kendi mağduriyetinin bu acının bir daha yaşanmaması için düşlediği “başka bir geleceğe” hizmet etmek için nasıl bir mekana dönüştüğü daha iyi görülebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir acıyı bir anıt dikerek anabiliriz. Dahası “keşke olmasaydı” da diyebiliriz. Ama günümüzün umut veren hafıza mekanları bu acıların tek ve tekil örnekler olmadığının farkında olarak “bir bebekten bir katil yaratan karanlık” ile mücadele edecek bir anma, unutmama ve harekete geçme merkezleri olarak çıkıyorlar karşımıza. Belki de en önemlisi bu hafıza mekanları hafızamızı kimliksizleştirmiyor, aksine nefret dilini terk ettirecek bir üst seviyede acıyı anmamıza olanak sağlıyor. Nihayetinde tüm bu acılar ve yıkımlar belli bağlamlar içinde yaşanıyor ama tarihin bize öğrettiği en önemli ders -İslami tabirlerle bahsedecek olursak- zulüm ekseninde “zalim” ve “mazlum” kategorilerinin değişken olduğudur. Hiçbir kimlik, kişi ve topluluk salt zalim ya da salt mazlum olarak varlığını sürdürmemiştir. Yahudi soykırımı anıtlarından bahseden sunumları dinlerken bugün İsrail’de ya da Filistin’de yaşanan benzer zulüm örneklerinin aklımıza gelmesi uluslararası arenada artık normal bir durum. Ama konu kendi meselelerimize geldiğinde de zalim ve mazlum kimliklerinin zaman içindeki akışkanlıklarının farkına vararak zalimleşmemek için çaba sarf etmemiz gerekiyor. Dahası acılarımızı anarken o mazlumdan zalim yaratan çarka su taşımamamız gerekiyor. 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekanı bu anlayış üzerine inşa edilmiş bir yapı olarak çıkıyor karşımıza.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/05/hafiza-hatirlama-ve-anma-uzerine/">Hafıza, Hatırlama ve Anma Üzerine</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
