<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet Arif Koçer, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/mehmet-arif-kocer/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/mehmet-arif-kocer/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Tue, 18 Dec 2018 13:39:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Mehmet Arif Koçer, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/mehmet-arif-kocer/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kişi Özgürlüğü&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/19/kisi-ozgurlugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Arif Koçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Mar 2018 06:48:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Taner Kılıç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25266</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Ben ekmeksiz yaşarım, özgürlüksüz yaşayamam” der Bediüzzaman. İnsan bedeni ekmeğe, insan ruhu özgürlüğe muhtaçtır. Özgürlüğün olmadığı veya hoyratça yok edildiği bir toplumda, insan ruhu da ölmeye, çürümeye başlamış demektir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/19/kisi-ozgurlugu/">Kişi Özgürlüğü&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Masumiyet karinesi” ceza yargılamasının en temel ilkelerindendir. Adil bir yargılama ile verilecek hüküm kesinleşinceye kadar her bireyin masum olduğu esas alınır, devletin yapacağı uygulama da bu esas alınarak olur. Ne yazık ki, son dönemde, insanlığın kadim değerlerinden olan bu kuralın yerine “suçluluk karinesi” esas yapılmaktadır. Yani devlet bir kişiyi suçlamışsa, onun suçluluğu asıldır, ona suçlu muamelesi yapılır, ancak devlet daha sonra suçsuzluğuna kanaat getirirse bu durum değişebilir. Bunun ise ne kadar zamanda anlaşılabileceği, tümüyle belirsizdir. Bazen aylar, bazen ise yıllar alabilir.</p>
<p>Bunun acı bir örneği, yakın zamanda yaşanmıştır. Bylock kullanıcısı oldukları iddiasıyla tutuklanan, bazı operatörlerin bir IP adresini onlarca kişiye kullandırarak sebep olduğu IP çakışması, bunlardan birisi kullanıcı ise, bu adresi kullanan tüm kişilerin bylock kullanıcısı olarak bildirildiği defalarca söylenmesine rağmen, bununla ikna olunmamış, yaklaşık 1 yıl sonra ise, pardon bile denilmeden binlerce insan tahliye edilmiş, ilgili khk da ise “bu şahısların tazminat dahi talep edemeyeceği” belirtilmiştir. 11.000&#8217;den fazla vatandaşımızın “hain” damgasıyla mahkûmiyetine sebep olan devlet görevlileri hakkında hiçbir işlem yapılmamış, sanki bu doğal bir durummuş gibi vaziyet alınmış, ancak masumiyeti devletin vücut diliyle ikrar edilenlerin tazminat bile alamayacağı emredilmiştir. Bu durum ancak yeni icad edilen “suçluluk karinesi” ile izah olunabilir. Bu listede ismi olup da, kripto “Fetöcü” iddiasıyla 200 civarında şahsın bu listeden çıkartıldığı da basında yer almıştır. Af örgütü Türkiye Şube Başkanı insan hakları savunucusu Av.Taner Kılıç da bu çıkarılanlar içinde midir, bilmiyoruz, ama olabileceğini tahmin ediyoruz…</p>
<p>Suçluluk karinesinin bilinen en tesirli aracı ise “bylock” iddiasıdır. Bir defa imzasız/ mühürsüz bir Excel sayfası ile kullandığınız iddia edildi mi, artık içerik kaydı var mı, yok mu, gelir mi gelmez mi, ne zaman gelir beklemek zorunda kaldınız demektir. Genellikle de bu bekleyiş tutuklu olarak gerçekleşir. Zira artık dünya hukuk tarihine hediye ettiğimiz kavramımız esastır, “suçluluk karinesi”…</p>
<p>Dürüstlüğüne ve insanlığa adanmışlığına şahitlik ettiğimiz Taner Kılıç, “suçluluk karinesi” gereği 9 aydır ceza evinde. Bylock kullanmakla suçlayan devlet erki, iddiasını kanıtlamak zahmetine girmiyor, delilleri dosyaya sunmuyor, suçladığı bylock içeriklerini göndermiyor veya olmadığını söylemiyor. Telefon üzerinde bylock kurulup kurulmadığına ilişkin incelemesini 9 aydır yapmıyor. Taner Kılıç’ın, uzmanlardan aldığı 4 adet kapsamlı cihaz inceleme raporları dosyada. Hiçbir zaman cihazına bylock indirilmediği kanıtlandı. Hatta son alınan raporla “mor beyin” isimli namaz saati programının telefonuna kurulu olduğu, namaz saatini öğrenmek için girince otomatik bylock IP sine yönlendirilmiş olabileceği tespit edildi. Yargılamayı yapan Ağır Ceza Mahkemesi 3 kişilik heyet olarak &#8220;oybirliğiyle&#8221; tahliyeye karar verdi. Ancak, Aralık 2017 tarihinde yayınlanan bir KHK ile “yargılamayı yapan mahkemenin tahliye kararına karşı C.Savcısına itiraz yetkisi” tanınmıştı. Devletin iddiası, sanığın savunması ve milletin vicdanını temsil eden hâkimlerden oluşan dava diyalektiği ciddi şekilde zedelenmişti. Devleti temsil eden C.Savcısının konumu hâkime karşı ciddi şekilde güçlendirilmişti. Bu yetki ne yazık ki, ilk defe bu davada işletildi. Taner Kılıç önce koğuşundan tahliye edildi, ancak itiraz üzerine, diğer Ağır Ceza Mahkemesi hemen toplanarak, bitmiş mesai sonrasında onlarca klasörden oluşan dosyaya ilişkin yargılamayı yapan mahkemenin aksine, tutuklanmaya karar verdi. (Ancak aynı mahkeme tutuklamasına yapılan itiraza ilişkin 20 günde karar vermedi.) Koğuşundan tahliye edilen Taner Kılıç, Şakran cezaevi polis karakolunda gözaltına alındı, sabaha kadar soğukta üşüyerek bekletildi ve sabahında, yeniden başka bir koğuşa gönderildi. Kapıda ümitle çıkışını bekleyen ailesi, insan hakları aktivistleri gece soğuğunda 6-7 saat bekletildi, sonra elleri boş dönmek zorunda bırakıldılar. Taner ve avukatları azimle “suçlu olmadığını, yokluğu ispata çalışsalar da” bir defa suçluluk karinesi işletilmeye başlanmıştı.</p>
<p>Kişi özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. Maddesinde koruma altına alınmış, temel bir haktır. Geliniz, “suçluluk karinesi” ile bu hakkın özüne dokunacak uygulamalardan vazgeçiniz, özgürlüğü esas, tutukluluğu istisna kılınız. Ceza yargılamasının bir tedbiri olan tutuklamayı, cezalandırma yöntemine dönüştürmeyiniz. Tutukluluk hali/ tutukluluk korkusuyla toplumun ruhunu çürütmeyiniz. Hukukun bir gün herkese lazım olacağını, mazlumun ahının arşı titreteceğini unutmayınız…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/19/kisi-ozgurlugu/">Kişi Özgürlüğü&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yokluğu ispat mümkün mü..</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/30/yoklugu-ispat-mumkun-mu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Arif Koçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Oct 2017 10:05:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[OHAL]]></category>
		<category><![CDATA[Taner Kılıç]]></category>
		<category><![CDATA[uluslararası af örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[yargılama]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=19672</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Taner Kılıç ve avukatları, tüm bu olumsuz koşullara rağmen, imkansızı başarmaya çalışmış, “suçlu olmadığını ispata” gayret etmiştir. Ergenekon davalarında bilirkişilik yapmış İstanbul’daki muteber bir firmaya ve daha sonra İngiltere’de dünya çapında ciddi bir firmaya &#8220;ByLock&#8221; kullanıldığı iddia olunan telefon cihazı üzerinde inceleme yaptırılmış, her ikisinde de “hiçbir zaman bu cihaza &#8216;ByLock&#8217; indirilmediği, indirilip silinme durumu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/30/yoklugu-ispat-mumkun-mu/">Yokluğu ispat mümkün mü..</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;Taner Kılıç ve avukatları, tüm bu olumsuz koşullara rağmen, imkansızı başarmaya çalışmış, “suçlu olmadığını ispata” gayret etmiştir. Ergenekon davalarında bilirkişilik yapmış İstanbul’daki muteber bir firmaya ve daha sonra İngiltere’de dünya çapında ciddi bir firmaya &#8220;ByLock&#8221; kullanıldığı iddia olunan telefon cihazı üzerinde inceleme yaptırılmış, her ikisinde de “hiçbir zaman bu cihaza &#8216;ByLock&#8217; indirilmediği, indirilip silinme durumu olmadığı, fabrika ayarlarına dönülmediği, format atılmadığı” net olarak kanıtlanmıştır&#8230;&#8221;</strong></p>
<p>Hukukun en temel ilkelerindendir: “Müddei, iddiasını ispatla mükelleftir”. Ceza hukuku bağlamında yorumlayacak olursak; bir suç işlendiği iddiasını ileri süren bunu ispatlamak zorundadır. Hatta suç isnad eder, sonra da kanıtlayamazsa, “iftira” etmekten dolayı ceza alacaktır. Bu temel ilke, devlet için de geçerlidir. Devletin savcıları, kamu adına bir şahsın suç işlediğini ileri sürüyorsa, bunu ispatlamak zorundadır. Delilleri de, “hiçbir duraksamaya sebebiyet vermeyecek kadar ikna edici ve kesin” olmalıdır. Şayet bu kesinlik sağlanamıyorsa, sanık şüpheden faydalanır, mahkûmiyete yetecek deliller ortaya konulamadığı için beraat eder. Zira şüphe ile bir masumu cezalandırmaktansa, kesin kanıtları bulunamayan bir suçluyu bırakmak daha iyidir…</p>
<p>Şimdi gelelim OHAL dönemindeki ceza yargılamalarına…</p>
<p>Ne yazık ki, bu temel hukuk ilkelerinin hiçbiri bu dönemde uygulanmamaktadır. Kamu adına insanların suçluluğu iddia edilmekte, mesela &#8216;ByLock&#8217; kullandığı ileri sürülmekte, günlerce gözaltından sonra bu iddia ile insanlar tutuklanmakta, ancak &#8216;ByLock&#8217; içerikleri sanığa sunulmamaktadır. Lehte ve aleyhte tüm delilleri toplamak ve dosyaya sunmak yasal görevi olan savcıların bazıları, sanığın lehine olan delillere hiç bakmamakta, aleyhine olan delilleri ise toplamakta ağırdan almaktadırlar. Bu çeşit dosyalarda gizlilik kararı verilmekte ancak bazen suçlanan sanık ve avukatlarından saklanan bilgi ve belgeler, çarşaf çarşaf bir kısım medyada yer alabilmektedir, Büyükada dosyasında olduğu gibi. &#8216;ByLock&#8217; içeriklerinin dosyaya bir an önce gelmesi için avukatlar defalarca yazılı ve sözlü talepte bulunmak zorunda kalmakta, devlet kurumlarının suç delillerini dosyaya göndermesi için “torpil” yapılmaya çalışmak zorunda kalınmaktadır. Yani özetle, devlet bir vatandaşına suçlu demekte, ancak kanıtlarını sanıktan gizlemekte, geciktirmekte ve bu dönemde de genel olarak, bu şahısları tutuklamaktadır. Sonuçta, fiilen, tutuklu vatandaşından, “masum olduğunu kanıtlamasını” istemektedir. Halbuki, en temel mantık kuralıdır ki, “yokluk ispat edilmez”, şahıs “suçlu olmadığını “ nasıl ispat edecektir… Bu süre içinde aylar geçecek, şahıs toplumda “hain “ damgası yiyecek, bir süre sonra ise belki “ByLock içeriklerinin tespit edilemediğine ilişkin” (bazı davalarda olduğu gibi) cevap gelecektir. Devlet de “pardon” diyecek ve sanığı bırakacaktır. Peki, haksız ve suçsuz yere özgürlüğünden mahrum kalmanın mağduriyeti nasıl giderilecektir.</p>
<p>Bu ciddi iddiaya bir delil sunmak gerekirse, 30 yıllık dostum Af Örgütü Türkiye Şubesi Başkanı Avukat Taner Kılıç’ın davası, buna açık bir delildir. Kendisi, &#8220;ByLock&#8221; kullandığı iddiası ile gözaltına alınmış, günlerce gözaltında kalmış, dosyasına gizlilik kararı konulmuş, bir kısım tetikçi medya tarafından yargılanması beklenmeden suçlu ilan edilmiş ve tutuklanmıştır. “FETÖ” suçlaması ile aranan bir akrabasının bulunması, kızının 9 yıl önce başörtüsü mağduriyetinden dolayı “FETÖ&#8221;nün bir kolejinde okumuş olması, bu okulun taksitlerini ödemesi için okulun talebi üzerine Bank Asya&#8217;dan hesap açtırması ve ödemeler yapması suç delilleri arasında sayılmıştır. Taner Kılıç ve avukatları, tüm bu olumsuz koşullara rağmen, imkansızı başarmaya çalışmış, “suçlu olmadığını ispata” gayret etmiştir. Ergenekon davalarında bilirkişilik yapmış İstanbul’daki muteber bir firmaya ve daha sonra İngiltere’de dünya çapında ciddi bir firmaya &#8220;ByLock&#8221; kullanıldığı iddia olunan telefon cihazı üzerinde inceleme yaptırılmış, her ikisinde de “hiçbir zaman bu cihaza &#8216;ByLock&#8217; indirilmediği, indirilip silinme durumu olmadığı, fabrika ayarlarına dönülmediği, format atılmadığı” net olarak kanıtlanmıştır. Hatta daha sonra gelen HTS kayıtlarına göre İstanbul’daki firma ek bilirkişi raporu tanzim etmiş ve gelen kayıtlardaki sinyal durumu dikkate alındığında bu cihazda &#8220;ByLock&#8221; kullanılmış olamayacağı açıkça belirtilmiştir. Tüm bu kanıtlar ve iddiadaki çelişkili durumlar belirtilmesine rağmen, tutukluluğun devamına karar verilmiştir. Hatta, tutukluluğundan bir ay sonra yapılan Büyükada toplantısını organize ettiği iddiası ile davası İstanbul dosyası ile birleştirilerek…</p>
<p>Hiçbir &#8220;ByLock&#8221; davasında olamayacak kadar, “suçlu olunmadığı kanıtlanmaya çalışılsa” da,  kendisini insanlığa ve mültecilere adamış bir insan hakları savunucusunun özgürlüğü elinden alınmaya devam edilmiştir.</p>
<p>Bilinmelidir ki, nasıl, Ergenekon dosyalarındaki toptancılık o davaları sulandırmışsa, hukuk ilkelerinin bu davalarda  gözardı edilmesi de “FETÖ” davalarını fazlasıyla sulandırıyor. Acilen sap ve saman titizlikle ayrılmalı, adil yargılanma hakkına ve hukukun temel ilkelerine dönülmeli, toplumun tuzu olan adaletin kokmadığı / kokmayacağı gösterilmelidir. Çünkü hukuk herkese lazımdır…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/10/30/yoklugu-ispat-mumkun-mu/">Yokluğu ispat mümkün mü..</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güven Sorunu&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/24/guven-sorunu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Arif Koçer]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Jul 2017 13:59:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Bediüzzaman]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[güven]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=17053</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;&#8230;Tam da bu noktada sivil toplum kuruluşlarının önemi ve etkileyici gücü bir kez daha kendisini hissettirmektedir. Zira böyle bozulmuş bir sosyoloji ve toplumsal düzen, ancak bireyin özgürlük alanını genişletmeye çalışan ve temel hakları güvence altına alma gayretinde olan sivil toplum çalışmaları ile düzelebilir&#8221; Hz.Muhammed ‘in ( a.s.)  en önemli vasfı emin olmasıdır. Hatta, İslamdan önceki [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/24/guven-sorunu/">Güven Sorunu&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>&#8220;&#8230;Tam da bu noktada sivil toplum kuruluşlarının önemi ve etkileyici gücü bir kez daha kendisini hissettirmektedir. Zira böyle bozulmuş bir sosyoloji ve toplumsal düzen, ancak bireyin özgürlük alanını genişletmeye çalışan ve temel hakları güvence altına alma gayretinde olan sivil toplum çalışmaları ile düzelebilir&#8221;</strong></p>
<p>Hz.Muhammed ‘in ( a.s.)  en önemli vasfı emin olmasıdır. Hatta, İslamdan önceki dönemde dahi, tüm Mekke halkının dilinde lakabı “Emin Muhammed”dir. Bu vasfı  tüm hayatı boyunca da üzerinde taşımış, kendisini öldürmeye gelen Kureyşli hasımlarının kendi nezdindeki emanetlerini dahi,  Medine’ye göç esnasında Hz. Ali’ye bırakarak teslim edilmesini sağlamış, can düşmanlarına bile güveni sarsacak muamelede bulunmamıştır. O’nun getirdiği ve yaşadığı din, barış ve esenliği hedefler. İnsanların kendilerini ve geleceklerini güvenerek teslim edecekleri, adil bir yönetim tarzına ulaşmaya çalışır. Şayet insanlar, idarecilerin ve kurulu sistemin adaletine güvenemiyor iseler, mülkün temeli çatlamaya başlamış demektir. Böyle bir ortamda, geleceğe ilişkin umutlar yitirilir, yaşama ilişkin itici güç kaybedilir, ekonomi ise sekteye uğrar. Çünkü ekonomi ancak, güvenli bir ortamda sıhhatli kalır ve gelişebilir.  Bediüzzaman&#8217;ın da, belirttiği gibi “Ticaretin esası emniyettir”, güven ortamıdır. İnsanların geleceklerine ümitle bakmalarını, kendilerini emin hissetmelerini sağlayamıyorsanız, risk alarak ticaret yapmayacaklardır. Sonuç olarak ekonomi akışkanlığını kaybedecek, para dönmeyecek, durağanlık yaşanacaktır. Kredilerle, teşviklerle bunu aşmaya çalışsanız da, bu ortamı tesis edemiyorsanız, sonuç almanız mümkün değildir. Bir gün sonra cezaevine alınma, bütün mallarına el konulma ve hiçbir yargı makamına müracaat imkânı bırakılmama ihtimalinin olduğu  bir ortamda, insanların “ticaret yapınız ve cesur olunuz” Peygamber buyruğuna uymaları mümkün değildir…</p>
<p><span id="more-17053"></span></p>
<p>Öyleyse ne yapılmalıdır. Öncelikle, “biz millete karşı değil, devlete karşı ilan ediyoruz” dediğiniz OHAL’i kaldırmalısınız. Çünkü OHAL ve uygulamaları artık milleti yaralar hale gelmiştir. Keyfiliğin kol gezdiği, ahlaksız insanların “FETÖ” yaftasını insafsızca insanların üzerine attığı, şahısların kolaylıkla suçlanarak, hatta ihanetle yaftalanarak önce cezaevine atıldığı, daha sonra dosyaya delillerin gelmesinin beklendiği,  konulan gizlilik kararı sebebiyle neyle suçlandıklarını dahi tam öğrenemediği, sanığın ulaşamadığı bilgilerin medyaya servis edilerek toplumsal lince tabi tutulduğu, hukuka açıkça aykırı olarak, tutuklamanın asıl, tutuksuz yargılanmanın istisnaya dönüştürüldüğü, onlarca insanın yaşatılan travma sebebiyle intihar ettiği ve bu ihtimallerin “keyfi ortam” sebebiyle herkes için söz konusu olduğu bir ortamda, hiçbir tedbir veya teşvik ticareti canlandırmak için fayda etmeyecektir.</p>
<p>İddia ettiğiniz, “FETÖ  ile mücadele”,  yargılamaların bu kadar sulandırıldığı, sapla samanın bu derece birbirine karıştığı bir yöntemle yapılamaz.  Bir süre sonra toplumun sosyolojisi sizleri, &#8216;Ergenekon&#8217; dosyalarında olduğu gibi tümünün tahliyesine ve aklanmasına mecbur edebilecektir. Bu sebeplerle bir an önce normalleşme sağlanmalı, hukukun sağlayacağı güven ortamı yeniden tesis edilmeli, insanların kendilerini ve geleceklerini güvende hissedeceği bir iklim inşa edilmelidir.</p>
<p>Yoksa özgürlüklerimizin bir kısmını, güvende yaşamak için kendisine terk ettiğimiz devlet dediğimiz yapının meşruiyeti yara alacaktır. Zira, devlet kutsal bir varlık değil, sadece bir hizmet aygıtıdır. Bu aygıtın randımanlı çalışması ise ancak adalet ile olabilir. Çünkü, adalet mülkün/ her otoritenin temelidir. Adil bir ortamda ticaret ise palyatif tedbirlerle değil, ancak emniyet  ve  güven  ortamı ile kendisine gelebilecektir…</p>
<p>Tam da bu noktada sivil toplum kuruluşlarının önemi ve etkileyici gücü bir kez daha kendisini hissettirmektedir. Zira böyle bozulmuş bir sosyoloji ve toplumsal düzen, ancak bireyin özgürlük alanını genişletmeye çalışan ve temel hakları güvence altına alma gayretinde olan sivil toplum çalışmaları ile düzelebilir. Hiçbir menfaat gözetmeden, ayrımsız olarak insana ve onuruna hizmet etme erdemini  hayat tarzı yapmış insan hakları savunucularının havadan-sudan gerekçelerle tutuklanmaları ne acıdır. Bırakınız toplumun aklı hükmündeki hak savunucuları işlerini layıkıyla yapsınlar, gördükleri yanlışları açıkça dillendirsin, eleştirilerini söylesinler. Bundan ders almak hem topluma, hem siyasete sadece fayda getirir, zarar değil…</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/07/24/guven-sorunu/">Güven Sorunu&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
