<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İsa Uğur Erdogan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/isa-erdogan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/isa-erdogan/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jan 2020 11:44:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.0.2</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>İsa Uğur Erdogan, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/isa-erdogan/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Genç İşsizler: ‘İşsizliğin Toplumsal Bir Sorun Olduğunu Anlatmak İstiyoruz’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/19/genc-issizler-issizligin-toplumsal-bir-sorun-oldugunu-anlatmak-istiyoruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Nov 2019 10:42:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Genç İşsizler Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[işkur]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Kubilay]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Murat Kubilay]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44541</guid>

					<description><![CDATA[<p>Genç İşsizler Platformu'nun kurucusu ve sözcüsü Dr. Mustafa Murat Kubilay,  politikacıların ve kamuoyunun dikkatini çekmek istediklerini ve işsizliğin toplumsal bir sorun olduğunun anlaşılması için çaba gösterdiklerini dile getiriyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/19/genc-issizler-issizligin-toplumsal-bir-sorun-oldugunu-anlatmak-istiyoruz/">Genç İşsizler: ‘İşsizliğin Toplumsal Bir Sorun Olduğunu Anlatmak İstiyoruz’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-44546 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/ggencissizlik-1-640x905.png" alt="" width="260" height="368" />DİSK-AR tarafından hesaplanan geniş̧ tanımlı işsiz sayısı Temmuz 2018’de 6 milyon 130 bin iken Temmuz 2019’da 1 milyon 54 bin artışla 7 milyon 364 bin oldu.</span><span style="font-weight: 400;"> </span><span style="font-weight: 400;">Genç İşsizler Platformu’nun TÜİK ve İŞKUR verilerinden derleyerek hazırladığı ‘Kasım 2019 İşsizlik ve İstihdam Raporu’na göre ise 15-34 yaş arasını kapsayan genç işsiz sayısı geçtiğimiz yılın aynı ayına göre 515 bin kişi artarak 2 milyon 801 bin kişiye ulaştı. </span><span style="font-weight: 400;">Son günlerde TÜİK’in açıkladığı veriler cumhuriyet tarihinin en yüksek genç işsizliğinin verilerini ortaya koydu. DİSK- AR ise gençlerin ve kadınların işsizlikte en dezavantajlı kesim olduğunu açıkladı. Şimdiye kadar veriler, devlet yetkililerinin açıklamaları ve uzmanlar tarafından  gündeme gelen genç işsizler kendi sözlerini söylemek için bir araya geldi. Genç İşsizler Platformu sözcüsü Dr. M. Murat Kubilay genç işsizliğine, platformun amaçları ve olası sosyal, siyasal sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</span></p>
<p><b>Politikacılar İşsizliği Yeterince Gündemlerine Almıyor</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kubilay, platformun iki amacı olduğuna vurgu yaparak  politikacıların ve kamuoyunun dikkatini çekmek istediklerini belirtti: “Önümüzdeki süreçte genç işsizliğin artacağı; iş güvencesi, iş güvenliği, terfi imkanları, reel ücretler gibi diğer boyutlarda da bozulmanın açık bir şekilde süreceği görülmesine rağmen politika yapıcılar bu konuyu yeter düzeyde gündemlerine almamaktadır. İşsizlik; verileri aydan aya açıklanan ve tuzu kuru olanların ‘ah vah’ diyerek geçebilecekleri basit bir durum değildir. Aksine süresi uzadıkça psikolojik etkileri artan; sayısı arttıkça da sosyal bir duruma dönüşen bir bunalımdır.”</span></p>
<p><b>Bireysel Çözümlerin Toplumsal Bir Anlamı Yok </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-44543 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/mustafamuratkubilay-640x853.jpg" alt="" width="274" height="365" />Platformun ikinci amacının neoliberal dünya düzeninde sürekli bireyi suçlu tutan, onun kendisini yetersiz hissetmesine neden olan bakış açısını değiştirmek; işsizliğin bireysel değil, tersine toplumsal bir sorun olduğuna dikkat çekmek olduğunu belirten Kubilay, &#8220;Gençlerin sürekli aldıkları eğitimleri ve mevcut yeteneklerini yetersiz görmeleri; bitmek bilmeyen kendilerini geliştirme yollarına başvurmaları ve en nihayetinde kendilerini kabahatli buldukları mevcut bakış açısının hatalı olduğu; genç işsiz sayısının milyonlara ulaşmasıyla artık aşikâr hale gelmiştir. ‘Kendinizi farklı kılın, hayallerinizin peşinden koşun, dünyayı yakalayın’ temalı bireysel çözümlerin toplumsal bir anlam taşımadığını; üniversite, bölüm ve şehir tercihlerinin bile işsizlik sorununu çözmekte yeter düzeyde etkili olamadığı bir dönemdeyiz. İşte bu nedenlerden ötürü Genç İşsizler Platformu olarak konuya ilişkin verileri ve gelişmeleri topluma sunuyor; yaşananların insanı dram taraflarını da yansıtarak hassasiyeti artırmaya çalışıyoruz.“</span></p>
<p><b>&#8216;Ekonomi Modeli Büyüme Sağlasa da İstihdam Sağlamadı&#8217; </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Genç ve kadın işsizliğinin artıyor olmasına ilişkin sorumuza ise Türkiye’nin seçtiği ekonomi modelinin sorunlu olduğunu belirten Kubilay; “Mevcut küresel sistem; sosyal faydayı değil, sermayenin kar maksimizasyonunu amaçlamaktadır. Bunun doğrultusunda yaşanan teknolojik gelişmeler öncelikle mavi yakada yakın zamanda da beyaz yakada istihdam kaybına neden olmuş; iş gücünün pazarlık gücü ve ücret düzeyini düşürmüştür. Teknolojinin mülkiyetinin adil bir şekilde dağılmaması neticesinde; üretim hacmi artan imalathanelerde veya satış cirosu yükselen hizmet sektörlerinde istihdam aynı düzeyde artmamaktadır.&#8217; </span><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin seçmiş olduğu ekonomi modeli; mega projelere, banka kredilerine ve dış finansmana dayanmaktadır. 2013 yılı ile başlayan finansal istikrarsızlıklar; bu modelin ömrünün sona erdiğini göstermiştir. Çok sayıda olumsuz etkisi olan bu modelin sonucunda büyüme elde edilse bile, benzer oranlarda istihdam sağlanamamış, ayrıca çalışanların satın alma gücü düşmüştür. Son olarak Türkiye, 2018 yılı içerisinde ekonomik krize girmiştir. Küresel konjonktürün işçi dostu olmaması, uygulanan modelin yeterli düzeyde istihdam yaratamaması bir yana; işten çıkarmalar hız kazanmıştır. İş gücü piyasasındaki bu sorunlara karşı kamu istihdamının artırılması, özel sektöre verilen teşvikler ise sürdürülebilir değildir. Önemli bir kısmının üniversite eğitimi veya çeşitli kurslar neticesinde iş gücünden uzak tutulduğu gençler nihayetinde iş gücü piyasasına girmiş; ancak iş taleplerine karşılık bulamayarak işsizlik rekor düzeye gelmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-44545 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/genc%C4%B1ss%C4%B1zlerlogo.jpg" alt="" width="334" height="334" />Kadınların ise iş gücüne katılımları 2009 ekonomik krizinin ardından hızlı bir şekilde artarak şaşırtıcı düzeyde olmuştur. Köyden kente göçün devam etmesi, şehirlerdeki hayat pahalılığı, eğitim ve sağlık gibi sosyal devlet fonksiyonlarından devletin aşamalı olarak çekilmesi neticesinde; satın alma gücünün korunabilmesi için özellikle çekirdek ailelerde kadınlar çalışma talebinde bulunmaya başlamıştır. Bu talep 2009-12 döneminde işverenlerin iş gücü talebiyle eşleşse de sonraki dönemlerde biraz önce belirttiğim ekonomik aktiviteye ilişkin olumsuz süreç nedeniyle işsizlik haline dönüşmüştür.” diyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İş arayanların ya da hali hazırda çalışanların sürekli veya ömür boyu eğitimle uyum ve kapasite artırmalarını sağlayan programlara yönlendirilmesinin işsizliğe etkisini de değerlendiren Kubilay, &#8220;Sağlanan eğitim ve kursların eğer maddi yükü devlet tarafından karşılanıyorsa olumlu bulmakla birlikte; bu şekilde işsizlik sorununun tamamen düzelmesini beklemek fazla iyimserlik olur. </span><span style="font-weight: 400;">En başta teknoloji olmak üzere dünya sürekli değişiyor. Bu nedenle bazı iş kollarında önemli ilerlemeler yaşanmakta; mevcut çalışanların kendilerini bu değişimlere uyarlaması şart olmakta. Bu uyum ciddi bir emek, zaman ve para harcaması gerektiriyor; neticesinde de çalışanlar bunun karşılığında daha iyi koşulları almak istiyorlar. Ancak teoride oldukça yerinde olan bu beklenti hali hazırda işsiz sayısının çok olması neticesinde, çalışanların ellerinin zayıf olmasına ve böylece de beklentilerini karşılayamayarak hayal kırıklığına uğramalarına neden oluyor. Son dönemde bu beklentiler daha iyi koşullardan öte mevcut işi koruyabilmek düzeyine kadar gerilemiş halde. Yine de bu beklentiler karşılanamıyor. Özellikle iş arayan gençlerin önemli bir kısmının en azından 2 yıllık üniversite mezunu olduğunu, temel düzeyde yazılıma ilişkin kurslar aldıklarını, yabancı dil öğrenmeye çalıştıklarını, mesleki yeteneklerini geliştirmek için o alanda önem taşıyan sertifikaları edindiklerini biliyoruz. Fakat daha önce belirttiğim gibi istihdamın azaldığı, iş gücünün ise tersi yönde hızla arttığı bir ortamda bu çabalar yeter düzey fayda sağlanamıyor. Özellikle kadınlar arasında bu durum gün geçtikçe yaygınlaşmakta.” diye konuştu.</span></p>
<p><b>&#8220;İŞKUR İşsizliği Çözmüyor Dindiriyor&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşsizliğe yönelik; İşsizlik Sigorta Fonu, İş-Kur, Kalkınma Ajansları programları, KOSGEB gibi araçlar ne kadar işlevli, çözüm sunabiliyorlar mı Kubilay, bu tür aracıların &#8216;çözen değil dindiren’ konumda olduklarını şöyle dile getiriyor: &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki mevcut işsizlik sorununu en çok dindiren kurum İŞKUR. Ancak çözen değil, dindiren olduğunu vurgulamalıyım. İŞKUR, özel teşebbüs şirketlerinin büyüklüğüne bağlı olarak ilk kez sigortalı olacakların asgari ücret düzeyindeki maaşlarının belli bir kısmını yükleniyor. Haliyle bu şekilde özel sektör istihdamı bir derece desteklenmiş oluyor. Bu nedenle 2016 yılı itibarıyla stajyer ve kursiyer olarak sınıflandırılan çalışan sayısında yaklaşık 600 bin kişilik bir artış yaşandı.  </span><span style="font-weight: 400;">İkinci olarak son 2 yıllık dönemde genel kamu istihdamı yaklaşık 1 milyon kadar artırıldı. Tahmin etmesi zor olmasa gerek; İŞKUR’un olumlu katkısının sınırını işsizlik sigortası fonunun büyüklüğü, kamu istihdamının sınırını ise bütçe açığı belirliyor. Bu nedenle bu tip yöntemler işsizlik sorununu bir nebze dindirse de çözmeye faydalı olmuyor. Benzer bir durum yerel veya teknolojiye dayalı yeni girişimleri destekleyen kalkınma ajansları ve KOSGEB için de geçerli. </span></p>
<p><b>&#8220;İşsizlik  Yaşanan Problemlerin Sonucu&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44544 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/ggencissizlik-3-640x427.jpg" alt="" width="399" height="266" />Kubilay, Irak ve Lübnan’da yolsuzluk ve hükümet karşıtı gösterilerin kitlesini büyük ölçüde genç nüfus oluşturduğunu aynı şekilde Latin Amerika’da da benzer gösterilerde taleplerden birisi de iş sorunu Arap Baharı sürecini de dahil edildiğinde demokrasi ile iş ve gelecek gibi taleplerin bağlantısına dair ise ‘dünya genelinde sistemsel bir sorun’ olarak vurguladı. Sorunun ana temelinde mevcut küresel ekonomik düzen olduğunu belirten Kubilay, &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Ülkelerin kendi sınırlarında yaptıkları model seçimleri ve uygulamaları ise durumu daha kötüleştirebiliyor. Bu durum Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerle sınırlı değil, örneğin gelişmiş bir ülke olan Fransa’da da 1 yıl önce Sarı Yelekliler eylemleri yaşandı. </span><span style="font-weight: 400;">İşsizlik ise yaşanan birçok problemin yalnızca sonucu. İş gücü piyasasındaki düşük ücret, iş güvencesinin yitirilmesi, yan hakların kısılması gibi çok başka boyutlarda da bozulmalar var. Ayrıca işsizlerin eğitim durumu, daha önceki dönemlere göre çok daha yüksek; ötesi eğitime harcadıkları zaman, para ve emek de daha fazla. Tüm bunları denkleme koyduğunuzda, toplumda özellikle hayal dahi kurma şansları kalmamış gençlerde bu tip tepkilerin olması çok doğal. </span><span style="font-weight: 400;">Gelir ve servet adaletsizliğinin yüksek olması; toplumun küçük bir kesiminin her şeye rağmen lüks ve konfor içinde yaşaması; politikacıların toplumsal hassasiyetlerini yitirmesi olayların süresini uzatıyor, şiddetini artırıyor. Elbette her ülkeye ilişkin özellikle temel hak ve hürriyetlere ilişkin demokratik nedenler de bulunuyor. Fakat merkezi otoriteye karşı cephe almak ve mücadele vermek cesaret gerektirdiği için; tüm bu yaşananları yalnızca özgürlüklerdeki sınırlamalar şeklinde değil, aynı zamanda refah kaybının sonucu olarak görmek gerek.&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de genç işsizliğinin artmasının diğer ülkelerdeki gibi toplu sokak eylemlerine dönüşmesi potansiyelini değerlendirirken de şunları söylüyor: &#8220;</span><span style="font-weight: 400;">Türkiye’deki iktisadi sistem; dünyadaki sistemin haliyle onun başarı ve başarısızlıklarının bir uzantısı. Bununla birlikte Türkiye özelinde yerel faktörler oldukça baskın. Toplum olarak bir bütün halinde hak arama alışkanlığımız zayıf olduğu gibi hükümetin sivil gösterilere fazla alan bıraktığı da yok. Böyle bir ortamda kısa süre içerisinde benzer olayların Türkiye’de yaşanmasını beklemek; ülkenin gerçekleriyle pek uyumlu olmaz. Diğer taraftan hem işsiz sayısının hem de işsizliğin süresinin uzamasının mutlaka politik bir sonucu olacaktır. Normal koşullarda genel seçim veya yerel seçim gibi vatandaşın tepkisini sandık yoluyla ortaya koyabileceği bir fırsat önümüzdeki 3 yıllık süreçte bulunmuyor. Dolayısıyla gerginliğin artması, toplumsal bir tepkiye dönüşmesi ve genel yönetime etki edebilecek düzeye ulaşması bu 3 yıllık sürecin ileriki yıllarında mümkün. Sürecin gelişimini küresel ekonomik durgunluğun yaşanma ihtimali, Türkiye’nin yeni bir finansal istikrarsızlık yaşama durumu ve iktidarla muhalefet partilerinin tutumu belirleyecektir. &#8220;</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/19/genc-issizler-issizligin-toplumsal-bir-sorun-oldugunu-anlatmak-istiyoruz/">Genç İşsizler: ‘İşsizliğin Toplumsal Bir Sorun Olduğunu Anlatmak İstiyoruz’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medyada Kanserle Mücadele: Hem İyi Hem de Kötü Olma Hali</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/15/sosyal-medyada-kanserle-mucadele-hem-iyi-hem-de-kotu-olma-hali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Nov 2019 07:32:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Aslıhan Yıldız Çobaner]]></category>
		<category><![CDATA[Hayriye Özcan Öntaş]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal medya]]></category>
		<category><![CDATA[todap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=44422</guid>

					<description><![CDATA[<p>Toplumsallaşan sağlık süreci, tıbbi tedavinin yanı sıra çeşitli dayanışma, yardımlaşma kurumlarını da meydana getiriyor. Bu mecralardan birisi de sosyal medya. TODAP’tan Psikoonkolog Hayriye Özcan Öntaş ve Mersin Üniversitesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Doçent Doktor Aslıhan Ardıç Çobaner’le sosyal medya ve kanseri konuştuk. Öntaş, hastalığın psikolojik olarak iyi olma halinin önemine vurgu yapıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/15/sosyal-medyada-kanserle-mucadele-hem-iyi-hem-de-kotu-olma-hali/">Sosyal Medyada Kanserle Mücadele: Hem İyi Hem de Kötü Olma Hali</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Kanser hastalığı yaygınlık itibariyle bireyleri ve çevresindeki insanları psikolojik olarak etkilemekte. Hastalığın tedavisi  fiziki olarak devam ederken diğer yandan psikolojik etkilerine ilişkin baş etme yolları önemli. Dijitalleşme ile birlikte kanser hastaları ve yakınları kendilerini iyi hissetmek ve diğer hastalara destek vermek için hastalığı ve mücadelelerini sosyal medyada aktarıyor. Bu kişilerden birisi de geçtiğimiz aylarda hayatını kaybeden psikoloji bölümü öğrencisi  Neslican Tay idi.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44427 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/meme-kanseri-640x480.jpg" alt="" width="385" height="289" />Toplumsal Dayanışma İçin Psikologlar Derneği’nden Psikoonkolog Hayriye Özcan Öntaş hastalığın psikolojik olarak iyi olma halinin önemine vurgu yapıyor; </span><span style="font-weight: 400;">“Bir bağışıklık sistemi hastalığı olan kanser için beslenmemiz, kan değerlerimiz kadar iyi hissetmemiz ve bizi hayata bağlayan motive eden şeylerin varlığı da önemli. İyi beslenme ve iyi fiziksel koşullar dediğimiz zaman nasıl ki maddi imkanlara sahip olmak zorunlu hale geliyorsa aslında ruhsal olarak iyi hissetmek de maddi güçten bağımsız düşünülemez. Kanser, maddi manevi yıpratıcı bir hastalık.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öntaş, digital mecraların hayatımızdaki yerine ve konuyla ilgili kullanıma dair ise; “Sosyal medya aracılığıyla yapılan paylaşımlar ve kurulan arkadaşlıklar; bir başkasının desteğini hissetme, hastalığın tedavi sürecinde de arkadaşlık ilişkilerini devam ettirebilme düşünceleri ile birlikte kişiye yardımcı olur. Başka kanser hastaları ile temas etmek, iletişim halinde olmak da aynı sıkıntıyı yaşayan başka insanların da var olduğu duygusu ve dayanışması ile hastalara destek sunar.  Zaman zaman hastalıkla ya da hastalarla ilgili haddini aşan yorumlar ya da hakaret içeren sözler kullanılabiliyor. Ya da bazı &#8220;uzmanlar&#8221; tarafından haddini aşan yorumlarda ve öğütlerde bulunulabiliyor. Yaşanabilecek bu olumsuzluklar da zaman zaman çok yıpratıcı olabildiğinden, kanser hastalarına ve yakınlarına zarar verebiliyor” yorumunu yapıyor.</span></p>
<p><b>&#8220;Aynı Şekilde Mücadele Etmek Zorunda Değiliz&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44430 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/G%C4%B0ST-MAN%C5%9EET-201-640x309.jpg" alt="" width="389" height="188" />Karşılaştığımız durumları anlamlandırma biçimlerimizin  farklılık gösterebileceğini belirten Öntaş &#8220;Bir kişi bir hastalığı &#8220;savaşılacak bir şey&#8221; olarak görürken bir diğeri ise &#8220;ders alınacak bir öğretmen&#8221; olarak değerlendirebilir. Bize nasıl iyi geliyorsa o şekilde anlamlandırabilir ve isimlendirebiliriz. Hiçbirimiz hayata aynı şekilde bakmak, aynı şekilde düşünmek, aynı şeylere inanmak ve aynı şekilde mücadele etmek zorunda değiliz. Bir kişinin, yaşadığı hastalığı ve süreci tanımlama biçimini yargılamak, hele de bunu kişinin vefatından sonra yapmak, sosyal medya aracılığıyla herkese duyurmak kimin haddine olabilir ki? Bunun kimseye bir faydası olmayacağı gibi yıpratıcı ve ötekileştirici etkilerinin de olacağı gayet açıktır. O nedenle bu açıklamanın hiç bilimsel olmadığı gibi iyi niyetli bir açıklama da olmadığını düşünüyorum. Ruh sağlığı çalışanları olarak; insanlara ders verme, tepeden bakma, yargılama ve ötekileştirmeden uzak bir tutumu acilen benimsemediğimiz takdirde kimseye faydalı olamayacağımız çok açık” diye anlatıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">‘Sağlık iletişimi’ alanında çalışma yürüten Mersin Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Başkanı Doç. Dr. Aslıhan Ardıç Çobaner ise çevrimiçi toplulukların hasta ve yakınları için önemine vurgu yapıyor:</span></p>
<p><b>&#8220;Diyalogların Agresif Özellikler İçerebilme Riski Vardır&#8221;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44431 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/kanseri_durdurun-700x325-640x297.jpg" alt="" width="353" height="164" />“Hastaların kendileri ile benzer hastalığı yaşayan insanlarla karşılaşmaları, hastalığın beraberinde getirdiği zorluklar karşısında kendilerini “daha az yalnız” hissetmelerine neden olur.  Sosyal destek gruplarının başka bir işlevi ise, hastalıkla ilgili bilgi alışverişidir. Bu durum hastanın bilgisini arttırır ve tedavi sürecinde güçlendirebilir. Son olarak bu grupların diğer önemli bir etkisi katılımcıların sadece kendilerinin sosyal destek almaları değil, aynı zamanda psikolojik iyilik hali üzerinde olumlu etkisi oldukça fazla olan “başkalarına yardım etme” fırsatını da sunmasıdır. Sosyal ağlar aracılığı ile sağlanan sosyal destek hem bu engeli kaldırması açısından hem de yaşam koşullarının  birbirinden uzaklaştırdığı insan ilişkilerini desteklemek ve insanları temas halinde tutmak için çok iyi bir araç haline geldi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son yıllarda sosyal ağların hastaların sosyal yaşama katılımı ve sosyal destek sağlama konusunda bireylere ve gruplara/topluluklara faydalarına yönelik çalışmaların sayısı artmıştır. Sosyal ağların yalnızlığı ve depresyonu azaltarak psikolojik durumu ve sağlık sonuçlarını olumlu etkilediğinin yanında, gruplarının yüz yüze hasta gruplarına benzer şekilde bir bilgi değişimi işlevi de vardır.“</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çobaner, sosyal medyada ki kötücül yorumlara dair medya okuryazarlığını işaret ederek, “Sosyal ağların hastalar üzerine sosyal destek gibi olumlu etkilerinin yanında, bu gruplara erişimde medya okuryazarlığı ve yeni medya okuryazarlığı becerilerinin eksikliği; bu mecralarda paylaşılan bilginin kalitesi, geçerliliği ve kontrolüne ilişkin soru işaretleri vardır. Ayrıca bu alanlarda bilginin ve deneyimin paylaşım sürecine ilişkin bir rehber ya da kolaylaştırıcı profesyoneller olmadığında, gruplardaki diyaloglar zaman zaman negatif, şiddetli ve agresif özellikler içerebilme riski vardır.  Ayrıca burada yer alan süreçler tıbbi tedavinin yerine geçemez, gruplarda katılımcılarının sordukları sorulara yönelik cevapların bireylerin tedavi gereksinimini geciktireceğine ve tedavi sürecini olumsuz etkileyeceğine yönelik bir kaygılar da bulunmaktadır.&#8221; dedi.</span></p>
<p><b>Dijital Medyada Hastaların Hareketliliği Giderek Artmakta</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-44432 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/world-cancer-day_0-640x359.jpg" alt="" width="349" height="196" />Prof. Dr. Mine Gencel Bek ile yaptıkları “Dijital Medya Sosyal Destek: Facebook’ta Meme Kanseri Grupları” isimli ortak çalışmada, sosyal medyada sosyal destek amacıyla kurulmuş olan grup sayfalarında sosyal desteğin nasıl arandığını araştırdıklarını belirten Çobaner, &#8220;Kanser hastalarının kurduğu facebook  grup sayfası “Kanserle Dans” topluluk sayfasının üye sayısı 31 bine yakın. Yine diyabet hastalarının yoğun olarak bilgi ve deneyim paylaştığı Tip 2 Diyabet Grubunun 35 bin üyesi bulunuyor. Bu sayfaların çoğunluğu hastalar, aileleri ve arkadaş çevreleri ile duygusal destek ve bilgilendirme amacı taşıyan sosyal destek grubudur. Online sosyal destek grupları hastalara ve yakınlarına hastalığın, “doğru” tedavinin, ilaçların yan etkilerinin, alternatif  tıbbın, doktorların ve hastanelerin tartışıldığı, birçok tartışma, soru ve bu sorulara verilen cevapların/yorumların sıralandığı bir toplumsal alan sağlar. Bu tartışma alanı aynı zamanda daha önce bir araya gelmesi muhtemel olmayan yeni birliktelikleri/ortaklıkları ortaya çıkarır.” diye konuştu.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/15/sosyal-medyada-kanserle-mucadele-hem-iyi-hem-de-kotu-olma-hali/">Sosyal Medyada Kanserle Mücadele: Hem İyi Hem de Kötü Olma Hali</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>BİRARADA Derneği: &#8220;Başka Bir Akademi İhtiyacı Hep Vardı &#8220;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/10/birarada-dernegi-baska-bir-akademi-ihtiyaci-hep-vardi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Oct 2019 07:35:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BİRARADA Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[Birarada Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Dayanışma Akademileri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43024</guid>

					<description><![CDATA[<p>BİRARADA ile kuruluş sürecini, Anayasa Mahkemesinin kararını ve ‘alternatif akademinin’ geleceğini konuştuk. Grup, bir araya gelmelerini “Şiddet, yıkıcı olduğu kadar kurucudur” şeklinde ifade ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/10/birarada-dernegi-baska-bir-akademi-ihtiyaci-hep-vardi/">BİRARADA Derneği: &#8220;Başka Bir Akademi İhtiyacı Hep Vardı &#8220;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Dayanışma Akademileri (DA) yaklaşık üç yıl önce akademisyenlerin ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ başlıklı bildirisinin ardından üniversitelerden ihraç edilmeleri sonucunda kuruldu. Farklı şehirlerdeki DA’lar sonrasında BİRARADA Dernek çatısı altında toplandı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43028 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/birardalogo.jpg" alt="" width="258" height="258" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/birardalogo.jpg 313w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/birardalogo-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 258px) 100vw, 258px" />BİRARADA Türkiye’de akademik ve bilimsel özgürlük her zaman tartışma konusuyken sivil toplumdan bir nevi alternatif bir cevabı bu süreçle birlikte örmeye başladı. Akademisyenlerin kurduğu dernekle kuruluş sürecini, Anayasa Mahkemesinin kararını ve ‘alternatif akademinin’ geleceğini konuştuk.</span></p>
<p><b>BİRARADA’nın Öncelikle “Formel” Olanla Derdi Var</b></p>
<p><b>Birarada bilimsel üretim ve paylaşımda nasıl bir yarar sağlıyor? Size katılmak isteyenler ne yapabilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisinin sonrasında yaşadığımız süreçle birlikte çok daha fazla görünür hale gelen üniversitelerdeki sorunları gerçekten &#8216;</span><span style="font-weight: 400;">sorun etme&#8217; </span><span style="font-weight: 400;">ve alternatif entelektüel üretim ve ilişki biçimleri geliştirmeye koyulma ihtiyacımız var. “Yapılar” hatta belki ilkeler tarif etmekten de önce, belki bu derdi açıkça beyan etmek lazımdır – ki bütün katılımcılar, bu arayışın etkin özneleri olabilsinler, olabileceklerini düşünebilsinler. Bu anlamda, DA hareketinin ve BİRARADA’nın öncelikle “formel” olanla derdi var. Kurumsal akademinin, sadece Türkiye’deki güdük haliyle değil dünya ölçülerinde, birçok yönden sorunlu olduğunu biliyoruz. Ustalık ve tecrübeye gösterilecek doğal saygının ötesine geçen hiyerarşi; derinleşen genel prekarizasyonla çelişen, beri yandan “yükseldikçe” kimi imtiyaz mekanizmalarıyla tatmin edilen bir “elit”-olma bilinci; “performans” değerlendirmesinin gitgide nicelleşmesi; entelektüel faaliyetin metalaşması ve fetişleşmesi; sonuçta </span><span style="font-weight: 400;">merakın </span><span style="font-weight: 400;">ve </span><span style="font-weight: 400;">derdin</span><span style="font-weight: 400;"> yerini, insanla-dünyayla-toplumla ilgili </span><span style="font-weight: 400;">sorumluluk</span><span style="font-weight: 400;"> hissetmenin yerini teknikleşmiş bir rutinin alması, bu sorunların belli başlıları. Bu derdi paylaşan akademisyenlere her zaman açık bir yapıyız.  </span></p>
<p><b>Öğrencileri DayanışmaAkademilerinin Eşit Bileşenlerinden Biri Görüyoruz</b></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43029 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/birarada1.jpg" alt="" width="369" height="239" />Dayanışma Akademileri ortaya çıktığı koşullarda üniversitedeki işlerinden edilen akademisyenlerin öğrencileri tarafından ilgi ve destek gördü. Bunun boyutu ve anlamı sizin için neydi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öğrencileri dayanışma akademilerinin eşit bileşenlerinden biri olarak görüyoruz. Özlemimiz; birilerinin birilerine “ders vermesi” yerine, farklı bilgi ve deneyim kaynaklarının ve öznelerinin alış verişe girdiği… “müfredatlara” veya yıllanmış ders izlencelerine sıkışmadan, hep yeniden öğrenmeye açık… -sadece “not” değil- herhangi bir “başarı” ölçüsü yerine sahici merakın yönlendirdiği bir entelektüel ortamı geliştirmeye katkıda bulunmaktır. Bu anlamda öğrencilerin deneyimlerinden öğreneceğimiz çok şey olduğunu düşünüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Fakat içinde bulunduğumuz dönem itibariyle bunun sınırlılıklarına da değinmek gerekir. Dayanışma Akademileri, üniversitenin dört duvardan ve kurumsal ilişkilerden ibaret olmadığını ifade etmeye yönelik pratikler üretme iddiasında olup, aynı zamanda da işsizlik, haksız hukuksuz yargılanma ve daha pek çok sorunla başa çıkmaya çalışan insanların oluşturdukları yapılar. Bu açıdan bakıldığında üniversite öğrencilerinin özellikle de Türkiye’nin çok farklı şehirlerinden öbek öbek ihraç edildiğimiz dönemdeki manevi ve politik desteklerinin yarattığı hissiyatı ve gücü sözlere dökmek mümkün değil. </span></p>
<p><b>Her ne kadar üniversiteler akademik özgürlüğün var olduğu alanlar olarak tanımlansa da fiili olarak bu şekilde olmadığı görülüyor. Birarada akademik özgürlüğün yaşanması bağlamında nasıl etkide bulunuyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu emeği vermemizin en temel motivasyonu da kuşkusuz akademik özgürlüklere kavuşma ve üniversitelerin de bu doğrultuda değişmesi ihtiyacımızdır. Bu nedenle akademiye, eğitime, pedagojiye, tarihsel ve coğrafi farklara rağmen geliştirilen alternatif bilgi üretme biçimlerine yönelik zihinsel/düşünsel/eleştirel faaliyetler yürütüyoruz, imkanlarımız ölçüsünde. Şimdiye kadar Dayanışma Akademileri çalıştaylarında hep bu konular üzerine tartıştık ve bu tartışmalarımızı da hayata geçirmenin imkanlarını aradık. Bu sayede pek çok atölye çalışması, araştırma-okuma grupları, yaz kampları yapmış olduk. BİRARADA Derneği&#8217;nde ise Toplumsal Cinsiyet, Gezici Akademi ve Başka Bir Akademi çalışma grupları ile tüm bu faaliyetlerin devamını sağlayacak organizasyonlar üretmeye devam ediyoruz. </span></p>
<p><b>Popüler bir ifade olacak ama bir anlamda yaşananlar ‘bir lütuf olarak’ değerlendirilecek olursak süreç dayanışma akademileri ve nihayetinde Birarada’yı meydana getirdi. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-43030 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/birarada2.jpg" alt="" width="301" height="167" />Yaşadığımız sürecin adını doğru koymak gerekiyor. Üniversitelerden uzaklaştırılmış, işinden edilmiş, evleri basılmış, gazetelerde hedef gösterilmiş, ya da hala mobbing ile baş etmeye çalışan Barış Akademisyenleri, devlet şiddeti ile birçok biçimde karşı karşıya geldi. Şiddetin yıkıcı etkisini kişisel hayatlarımızda deneyimlemeye devam ediyoruz. Bu elbette tarihimizde ilk değildi, ve ne yazık ki son olmayacağını sanıyoruz. Ancak şunu aklımızda tutmayı ve birbirimize sürekli hatırlatmayı önemsiyoruz: Şiddet, yıkıcı olduğu kadar kurucudur da&#8230; Bu yüzden içinde bulunduğumuz “tarihsel an”ın yeni yapılara, yeni ilişki ve düşünme biçimlerine gebe olduğunu düşünüyoruz. Tam da bu çerçevede DA’ların ve BİRARADA’nın bu bağlamda “eski”ye bir müdahale olanağı yarattığını düşünüyoruz. </span></p>
<p><b>AYM Kararı Geç Verilmiş bir Karar</b></p>
<p><b>AYM’nin Barış Akademisyenleri hakkında ki hak ihlali kararını değerlendirme imkanınız oldu mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerek etraflı değerlendirmelerde gerekse yan yana geldiğimiz platformlarda yaptığımız değerlendirmelerde öne çıkan en temel mesele kuşkusuz bunun oldukça gecikmiş bir karar olduğuydu. Başından beri açılan davalara karşı sürekli olarak dile getirdiğimiz hukuki gerçeklik de buydu zaten ve söz konusu hak ihlal(ler)ini kapsamlı bir şekilde anlattık, anlatmaya da devam ediyoruz. Neticede bu karar çıktığında iki arkadaşımız (Füsun Üstel ve Tuna Altınel) haksız yere hapiste kalmışlardı. Pek çok arkadaşımızın hayatını son derece olumsuz etkileyen duruşma-savunma-mahkeme kararı sarmalı, telafisi mümkün olmayan sorunlara yol açtı. O nedenle de değerlendirmelerimizde öne çıkan bir diğer vurgu, AYM kararının tek başına yeterli olmayıp, bu süreçlerin yarattığı tahribatın da onarılmasına yönelik adımların atılması gerektiğidir. Bu nedenle Barış Akademisyenleri davalarının “beraat” kararları ile sonuçlanmaya başlaması daha olumlu bir durum olarak görülebilir. </span></p>
<p><b>Kararın ardından yerel mahkemelerin beraat kararları gelmeye devam ediyor? Akademisyenlerin üniversiteye geri dönüşü mümkün mü? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-43031 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/10/hocamadokunma-1-640x480.jpg" alt="" width="364" height="273" />Üniversitelerden ayrılırken bir gün geri döneceğimizi söyledik. Şimdi o güne çok </span><span style="font-weight: 400;">yaklaştığımızı düşünüyoruz. Ancak tüm bu süreçte hepimizi zorlayan ve ciddi anlamda yoran esas durumun, neredeyse her bir kişiye göre değişen uygulamalar olduğunu vurgulamak gerekir. Örneğin, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine destek veren her bir kişiye, avukatlarımızın tüm çabalarına rağmen, ayrı ayrı davalar açılmış olması esasta oldukça politik bir karardı. Benzer biçimde aynı iddianameden yargılanan insanların mahkeme kararlarında 1 yıl 3 aydan 3 yıla kadar çeşitlenen ‘cezalar’ ile karşılaşmaları anlaşılması güç bir durum. Dolayısıyla benzer bir politika üniversitelere dönüş için de uygulanacaktır muhtemelen. Üniversitelerdeki parçalı, hiyerarşik ve güvencesizleştirilmiş çalışma koşullarının tüm olumsuz sonuçlarını geri dönüşler söz konusu olduğunda daha açık deneyimleyeceğiz. Belki bu noktada bilhassa ÖYP’li araştırma görevlilerini ve özel/vakıf üniversitesi çalışanlarını vurgulamak gerekir. Örneğin, ihraç edildiği dönemde doktorasını bitirmiş olan ÖYP’li bir araştırma görevlisi üniversiteye geri dönme hakkını kazandığında, 50/d statüsü dışında başka bir seçenek bırakılmadığı için, işine devam edip etmeyeceği noktasında çok ciddi sorun yaşayacak. Benzer bir biçimde özel/vakıf üniversitesi çalışanı olarak ihraç edilen arkadaşlarımızın üniversiteye geri dönme haklarını kazandıklarında ne gibi zorluklarla karşılaşacaklarını öngöremiyoruz. Üstelik mesleğine geri dönen kamu çalışanlarının tazminat hakları da yine KHK ile engellenmiş durumda. </span></p>
<p><b>Yaşamını yitiren, yurt dışına çıkmak zorunda kalan, sosyal, ekonomik yaşamı olumsuz etkilenen, akademik çalışmaları sekteye uğrayan akademisyenlerin olduğu göz önüne alındığında akademide yaşanan tahribatın telafisi mümkün olacak mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akademide ve kişisel hayatlarımızda yaşanan tahribatın telafisi mümkün değil, ancak şimdi kolektif olarak daha güçlüyüz. Bu süreci, türlü baskılara rağmen imzamızı geri çekmemekte ısrar ve inat ederek, haklılığımızı erişebildiğimiz her platformda duyurarak, yeni kurumlar, ilişki biçimleri kurarak, birbirimizle dayanışmayı öğrenerek atlatmaya çalıştık, bu çabamıza hala devam ediyoruz. Dolayısıyla 3 yıl önce üniversitelerden uzaklaştırılan bizler ile çok yakında üniversitelere dönecek olan bizler aynı kişiler değiliz. </span></p>
<p><b>Siyasal İktidar ve Piyasanın Dayatmaları Bizi Bir Araya Getirdi</b></p>
<p><b>AYM kararı ve yerel mahkemelerin beraat kararları ile birlikte Birarada ya </b><b>da diğer akademisyen örgütlenmelerinin misyonu ve varlığı son bulur mu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bizlerin aynı “masa” etrafında toplanmasını sağlayan koşulları iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Bunların başında barış bildirisi ve sonrasındaki baskı ortamının bir çıktısı olarak üniversitelerden uzaklaştırılmamız geliyordu. Fakat içinde bulunduğumuz koşulları söz konusu durumu aşan bir zeminden okumak gerekir. Türkiye’de siyasal iktidarın ve piyasanın uzun süredir, çeşitli araçlar ve stratejiler üzerinden doğrudan ya da dolaylı olarak üniversitelere dayattığı koşullar bizi bir araya getirdi ve işte bu koşullar entelektüel üretimi üniversite dışındaki mecralarda da var edebilmeyi zorunlu kıldı. Üniversitelere her müdahalede sıklıkla hatırladığımız ve sıklıkla unuttuğumuz “alternatif akademi”/“toplum ve doğa için akademi”/ “başka bir akademi” ihtiyacı hep vardı, sadece son dönem tanık olduklarımızla yeniden güncel hale geldi. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/10/birarada-dernegi-baska-bir-akademi-ihtiyaci-hep-vardi/">BİRARADA Derneği: &#8220;Başka Bir Akademi İhtiyacı Hep Vardı &#8220;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Kadın Emeği İstihdamın Artırılmasına Yönelik Politikalarla Sınırlanamaz”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/07/kadin-emegi-istihdamin-artirilmasina-yonelik-politikalarla-sinirlanamaz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Oct 2019 17:19:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[KEİG]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Begüm Acar]]></category>
		<category><![CDATA[İdil Soyseçkin]]></category>
		<category><![CDATA[kadın emeği ve istihdamı girişimi]]></category>
		<category><![CDATA[keig]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43021</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG)'nden Begüm Acar ve İdil Soyseçkin ile kadınların istihdam, çalışma yaşamı ve dışındaki emeğinin erkeklerle eşitlenmesinin ne koşullarda olacağı ve  ekonomik politikaların kadın istihdamına etkilerini konuştuk.  </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/07/kadin-emegi-istihdamin-artirilmasina-yonelik-politikalarla-sinirlanamaz/">“Kadın Emeği İstihdamın Artırılmasına Yönelik Politikalarla Sınırlanamaz”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İstihdama dair gerek kamu kurumları gerek sivil toplum sürekli düşünme ve çalışma halinde. Kadın istihdamı ise çalışma yaşamı ve kriz gibi özel koşullarda toplumsal cinsiyet bağlamında ayrı bir başlık olarak ele alınıyor. Nitekim kadın istihdamına yönelik veriler eşitsizliği sürekli kanıtlar nitelikte. Çalışma fırsatını yakalayabilen kadınlar; ücret, yapılan işin niteliği ve iş yaşamının dışında kadınlara yüklenen ‘angarya’ işlerle birlikte düşünüldüğünde, sorunun sadece istihdam değil başka yönlerle de ele alınmasını gerekli kılıyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-18353 alignleft" src="https://s3-eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2017/01/keig.jpg" alt="" width="339" height="149" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/keig.jpg 500w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/01/keig-320x141.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 339px) 100vw, 339px" />Avrupa Birliği ile başlayan müzakarelerde kadın istihdamına yönelik ‘politika önerilerinin zayıf ve toplumsal cinsiyet bakış açısından yoksun’ olarak görülmesi Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG)’nin kurulmasını önceledi. 2006 yılından itibaren bu alanda çalışma yürüten KEİG’e dair Begüm Acar ve İdil Soyseçkin sorularımızı cevapladı.  </span></p>
<p><b>KEİG’in kuruluş sürecini ve amaçlarını aktarabilir misiniz?</b></p>
<p><b>Begüm Acar:</b><span style="font-weight: 400;"> Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlamasının ardından Kadın istihdamı konusu gündemde önemli bir yer almaya başladı ve bunu birçok toplantı ve rapor hazırlığı takip etti. Ancak, kadınların istihdamını artırmaya yönelik politika önerileri son derece zayıf ve toplumsal cinsiyet bakış açısından yoksundu. Bu nedenle Kadın İstihdamı Zirvesi’nden sonra Mart 2006’da </span><a href="http://www.keig.org/?p=589"><i><span style="font-weight: 400;">Kadın Örgütleri Ortak Basın Açıklaması </span></i></a><span style="font-weight: 400;">başlığı altında bir basın açıklaması kaleme aldık ve kadın örgütlerinin imzasına sunduk. 2 Nisan 2006’da kadın emeği ve istihdamı alanında çalışan bir grup kadın aktivist ve akademisyen bir araya gelerek Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG)’ni kurdu. </span></p>
<p><b>KEİG bireysel olarak kadınlara ne şekilde faydalı olabilir?</b></p>
<p><b>Acar</b><span style="font-weight: 400;">: Kadın emeği ve istihdamı konusunun ücretli, ücretsiz çalışan, günümüzün neoliberal politikalarıyla etrafı kuşatılmış her kadının hayatına değen bir yanı var. Kadınların ev içinde görünmeyen emeği, işyerinde cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelim sebebiyle maruz kaldığımız ayrımcılıklar, eşitsiz çalışma koşuları, kayıt dışı çalışma gibi her birimizin hayatına değen birçok problemi içeriyor. Son dönemde gündeme getirilen ve özellikle kadınlar için teşvik edilen esnek çalışma; kadınların hayatın her alanına katılımının önünde en büyük engellerden birini oluşturan çocuk, yaşlı, hasta, engelli bakımı gibi konular yaşadığımız coğrafyada feminist perspektifle politika yapmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz alanlardan birkaçı. </span></p>
<p><strong>Çalışma Yaşamında Güvenceli Ve Sürekli Bir Yer&#8230;</strong></p>
<p><b>Kadın emeğinin istihdamı derken nasıl bir istihdam tahayyül ediyorsunuz?</b></p>
<p><b>Acar</b><span style="font-weight: 400;">: Kadın emeği ve istihdamı alanında mücadele etmek sadece kadın istihdamının artırılmasına yönelik politikalarla sınırlanamaz. Ev içindeki karşılıksız emeği ya da kadınların ve LGBTİ’lerin istihdamda yaşadığı ayrımcılıkları görünür kılmak ve bunların dönüştürülmesine yönelik mücadele etmek gerekiyor. Kadınların çalışma yaşamında güvenceli ve sürekli bir yer edinmesini amaçlıyoruz. Esnek çalışma düzenlemeleri içerisinde kadınların seçeneksiz bırakılmasını ve bu tür çalışma biçimlerinin kadın emeğini daha çok güvencesiz bırakma riskini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bakım emeğinin ve ev işlerinin sadece kadınların sorumluluğu olarak görülmediği, erkekler ve devlet tarafından da paylaşıldığı bir dünya istiyoruz. </span></p>
<p><b>Kadın emeği ve istihdamı açısından Türkiye’ye ilişkin bir tablo çizersek ne söyleyebiliriz?</b></p>
<p><b>İdil Soyseçkin</b><span style="font-weight: 400;">: Öncelikle herkesin çok iyi bildiği bir gerçek olarak kadınların iş gücü piyasasına ve istihdama katılımı AB ve OECD ülkelerinin ortalamasının çok altında. Diğer taraftan Türkiye’de erkeklerin istihdama katılımı da kadınların neredeyse iki katı. Altı çizilmesi gereken diğer bir nokta da kadın istihdamının neredeyse yarısının kayıt-dışı olması. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer taraftan kadınların eğitim seviyesi arttıkça işsizlik oranının da arttığını görüyoruz. Yani daha düşük eğitim seviyesindeki kadınlara göre çalışma istekleri daha fazla olan kadınlar, bu oranda iş bulamıyorlar. Bu da işsizlik oranını yükseltiyor. Kadınların yoğun olarak yer aldığı ve “kadın mesleği” olarak adlandırılan öğretmenlikte dahi kadınlar yönetici pozisyonlarında yer bulamıyorlar. Benzer şekilde akademisyen kadınların sayısının fazlalığına rağmen, dekan ya da rektör olan kadınların sayısı fazlasıyla düşük. Kısacası cam tavan kadınların üstünde kalın ama şeffaf bir duvar gibi duruyor.</span></p>
<p><b>Kadın emeğinin eşit ve adil biçimde değerlenmesi ve istihdama yansıması için yöneticilerin yapması gerekenler nedir, nasıl düzenlemeler yapılabilir? </b></p>
<p><b>Soyseçkin</b><span style="font-weight: 400;">: Kadın örgütlerinin, feminist aktivistlerin yıllardır üzerinde durduğu gibi kadınlara geleneksel cinsiyet rollerinden kaynaklı olarak yüklenen hane ve aile bireylerinin bakımı konusunda bu yükü hafifletecek ve erkeklerin de eşit bir şekilde rol alacağı düzenlemelere ihtiyaç var. Yerel ve ulusal yönetimler her mahallede her çocuğu ulaşabileceği ücretsiz ya da düşük ücretli nitelikli okul öncesi bakım ve eğitim olanakları sunmalı. Bunun yanı sıra yaşlı/hasta veya engelli bireyler için de ulaşılabilir ve kaliteli kamu hizmeti çok önemli. Aksi takdirde kadınlar beceri eğitim kazanmak için imkan bulamazlar bu da onları istihdamdan uzak tutar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca haneye ve bakıma dair her türlü sorumluluğun erkekler tarafından da paylaşılması gerektiği gerçeği çeşitli kampanyalarla, yayınlarla ve etkinliklerle tüm topluma yayılarak cinsiyet eşitsizliğinin aşındırılması için adımların atılması olmazsa olmaz bir gereklilik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İşe alımlarda aynı iki aday arasından kadınların teşvik edilmesi, işyerlerinde cinsiyetçi/ayrımcı dil ve pratiklerin ortadan kaldırılması için çalışmalar yapılması, iş ve iş dışı yaşam dengesinin cinsiyet eşitliği perspektifinden tanımlanması ve uygulanması, yalnızca annelik izni değil babalık ve erkekten kadına devredilemez ücretli ebeveyn izni gibi düzenlemelerin yasalarla zorunlu hale getirilmesi ve tüm bu düzenlemelerin uygulanmasının takibi yapılacak çok temel noktalar arasında sayılabilir.</span></p>
<p><b>&#8216;İnsana Yakışır İş Olanakları Temel Hareket Noktamız Olmak Zorunda&#8217;</b></p>
<p><b>Kadınların iş yaşamına kavuşmasının yanında eşit ücret ve sosyal güvence meselesi eksiklikler olarak görülüyor. Bu neden önemli ve ne yapılabilir?</b></p>
<p><b>Soyseçkin</b><span style="font-weight: 400;">: Yalnızca istihdam temelli baktığımızda kadınların hangi koşullarda nasıl işlerde çalıştıklarını göz ardı etmiş oluyoruz. Oysa kadın istihdamının artırılmasından bahsederken insana yakışır iş olanakları temel hareket noktamız olmak zorunda. Kadınlar çalışmaya başladıklarında kazandıkları para üstünde kontrolleri var mı, ev içindeki kararlarda belirleyiciklikleri nedir, kendilerini geliştirme olanaklarına sahipler mi gibi sorulara cevabımız evet olmadığında yalnızca para kazanmasının dönüşüm yaratacak kadar bir etkisi olmuyor maalesef. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diğer taraftan neredeyse tüm çalışan kadınların işten eve geldikten sonra “ikinci vardiya” olarak hane içi tüm işleri yerine getirmeleri de üstünde ısrarla durulması gereken bir durum. Dolayısıyla sadece bu gerçeklik bile kadınların sigortalı çalışmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Yani kadınlar hem işte hem evde çalıştıklarından erkeklere göre çok daha çabuk yıpranıyorlar, sağlık sorunları yaşıyorlar. Türkiye’de emeklilik sisteminde yer alabilmeniz için sigortalı çalışmanız gerekiyor. Kadınların büyük bir kısmı hem çoğu zaman çocukları belirli bir yaşa gelip kendilerine yetebildiklerinde çalışmaya başladıklarından emeklilik sistemine de çok geç girmiş oluyorlar. Dolayısıyla sigortalı çalışsalar dahi emeklilik kriterleri nedeniyle emekli olabilmeleri neredeyse imkansız görünüyor. Eğer boşanırlarsa ya da eşlerini kaybederlerse bu durumda sağlık hizmetlerinden bile yararlanamama gibi bir durum ortaya çıkıyor. </span></p>
<p><b>Mikro-Krediler Düşük Kazançlı Çalışma Ve Borçlanmayı Getiriyor</b></p>
<p><b>Kadınların iş yaşamına dahil olması noktasında ulusal ve uluslararası birçok kurumun çalışmaları ve belirlemeleri mevcut. Birleşmiş Milletler, bakanlıklar, kalkınma ajansları gibi özellikle bir dönem hala devam eden mikro kredi verilmesi yönünde bir çaba mevcut. Bu ne kadar etkili oldu?</b></p>
<p><b>Soyseçkin</b><span style="font-weight: 400;">: Mikro-kredilerin Türkiye&#8217;de ve genelde dünyada uygulamalarına baktığımızda, kadınların yine ev içinde kalarak hatta çocuklarını da bu emek sürecine katarak çalıştıkları, düşük kazanç getirecek işler yaptıklarını görüyoruz. Verilen kredi miktarı başka türlü bir çalışmayı olanaklı kılmıyor. Diğer taraftan çoğu zaman çok yüksek faiz oranları ödemek durumunda kalıyorlar. Mikro-kredi borçlarını kapatmak için başka yerlerden borç aldıkları böylece bir borçlanma döngüsü içine girdikleri durumlar sık yaşanıyor. Diğer taraftan kadın sivil toplum kuruluşları kredi borçlarının ödenmesinin takibini yapan yapılara dönüştürülüyor. </span></p>
<p><b>Mikro kredi, hibe ve benzeri  yöntemlerle kadınların iş yaşamına dahil edilmesi çabaları bir yandan fayda sağlarken diğer yandan benzer işleri yapan, çoğunlukla ev yaşamından gelen yeteneklerin ticarileştirilmesi gibi bir durum ortaya çıkarıyor: Temizlik şirketleri, ev yemekleri ve el işi dükkanları gibi. Kadın emeğinin nitelikli istihdamı önündeki engeller nedir, ne yapılmalıdır?</b></p>
<p><b>Soyseçkin</b><span style="font-weight: 400;">: En temel engelin toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu düşünüyorum. Bunun değişmesi için yasa yapıcıların kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar yapıp bunu kararlılıkla uygulamaları gerekiyor. Bu konuda kadın örgütlerine ve bu alanda yıllardır çalışan aktivistlere danışılması mühim. </span></p>
<p><b>Platform sadece istihdam edilmeyi değil sonrası ile ilgili kısımla da ilgileniyor. Bu konuda önümüzdeki günlerde bir panelde düzenlenecek. Hem  panelin içeriğine yönelik hemde kadınların iş yerlerinde yaşadığı sorunlara ilişkin bilgi verebilir misiniz?</b></p>
<p><b>Acar</b><span style="font-weight: 400;">: </span><span style="font-weight: 400;">İşyerlerinde erkek şiddeti, taciz ve mobbing gibi kadınların maruz kaldıkları temel yapısal problemlerle birlikte kadınların çalışma hayatındaki durumu daha da zorlaşıyor. Kriz koşullarında ise işyerlerinde kadın işçi sağlığı, genel güvenliği, şiddet, mobbing, taciz gibi sorunlar üzerine konuşmanın ve politika üretmenin aciliyeti daha fazla ortaya çıkıyor. Bu konuda kadınlar olarak bir araya gelmek, sorunlarımızı ve mücadele yöntemlerimizi konuşmak, işyerlerinin kadınlar için nasıl daha güvenli hale gelebileceğini tartışmak istiyoruz. Bütün kadınları 13 Ekim Pazar günü 13.00-17.00 arasında Tarih Vakfı’ndaki panelimize bekliyoruz.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/07/kadin-emegi-istihdamin-artirilmasina-yonelik-politikalarla-sinirlanamaz/">“Kadın Emeği İstihdamın Artırılmasına Yönelik Politikalarla Sınırlanamaz”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8221;Bütün Hayatın Dertlerini Romanlar Çekmesine Rağmen Küsmedik&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/06/butun-hayatin-dertlerini-romanlar-cekmesine-ragmen-kusmedik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Sep 2019 10:29:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Romanlar Sosyal kültür ve Dayanışma Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Nurbel]]></category>
		<category><![CDATA[roman]]></category>
		<category><![CDATA[Şilan Ekinci]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum Yararına Program]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=41961</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tam olarak bilinmese de beş milyona yakın Roman vatandaş Türkiye’de yaşıyor. Özgün kültürü ile Romanlar, etnik bir grup olarak sadece dışarıdan tanımlanan değil artık kimlikleri ve sorunları ile temsil düzeyinde örgütlü olan bir toplum. Mersin’de çalışma yürüten Mersin Romanlar Sosyal kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı İsmail Nurbel ve derneğin proje koordinatörü Şilan Ekinci dernek çalışmalarını ve Romanların sorunlarını anlattı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/06/butun-hayatin-dertlerini-romanlar-cekmesine-ragmen-kusmedik/">&#8221;Bütün Hayatın Dertlerini Romanlar Çekmesine Rağmen Küsmedik&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-42059 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/Ekran-Alıntısı-9.jpg" alt="" width="365" height="243" />Yeşilçam filmlerinde figür, dizilerde eğlenceli, kurnaz, haberlerde ise bir vakitler adliye önleri ile resmolan, kısa bir zaman dilimi için ise Sulukule ve Tarlabaşı’ndaki kentsel dönüşümle anıldı Romanlar. Şimdilerde medyada görünürlülüğü olumlu veya olumsuz neredeyse yok olmuş durumda. Beş milyona yakın nüfusuyla Romanlar ağırlıklı olarak Batı illerinde yaşıyor. Oldukça uzun bir süredir de kimlikleri ve sorunları için bir araya geliyorlar. Mersin’de çalışma yürüten Mersin Romanlar Sosyal Kültür ve Dayanışma Derneği’de 2004 yılından itibaren Romanlara yönelik çalışmalar yürütüyor. Dernek Başkanı İsmail Nurbel ve proje koordinatörü Şilan Ekinci ile çalışmaları, ayrımclık,Romanların medyada temsili, eğitim, sosyal ve ekonomik durum, kentsel dönüşüm ve anadil konularını konuştuk.</span></p>
<p><b>Roman Sosyal Kültür ve Dayanışma Derneği nasıl kuruldu?</b></p>
<p><b>İsmail Nurbel: </b><span style="font-weight: 400;">Derneğimiz 20 Nisan 2004 yılında müzisyen arkadaşlarımızla beraber kuruldu. Böyle bir oluşma ihtiyacımız var diye istişare ettik. Artık içine kapanıklıktan topluma yayılmayı düşündük. Toplumla iç içe yaşıyoruz. Madem öyle bir dernek kuralım; kurumlarla, kuruluşlarla beraber çalışma yapalım dedik. </span></p>
<blockquote><p><b>“Bizi Daha Önceden Öteledikleri İçin Pişmanlık Duyuyorlar”</b></p></blockquote>
<p><b>Romanlar toplumun diğer kesimleri tarafından nasıl algılanıyor, nasıl biliniyor? </b></p>
<p><b>Nurbel: </b><span style="font-weight: 400;">Bunu bizzat çocukluğumuzda yaşadık. Daha  önceden bizlere Çingene diye hitap ediyorlardı. Tabii ki bakış açıları da çok farklıydı, yüksekten bakılıyordu. Çingene olmayan biri yanlış bir şeyler yaptığında Çingene diye adlandırılıyordu. Fakat burada bu insanların fikirleri zamanla değişti. Belirli bir süre sonra içimizden çıkan sanatçılarımızla birlikte (Kibariye, Sibel Can gibi) bu Çingene kavramı değişti. Zamanla Roman ismini aldı. Bazı insanların; ‘Keşke ben de Roman olsam’ dediğini gördük. Romanların yaptığı projelerle Roman olmayan vatandaşlara da faydaları oluyor. Bunu gören vatandaşlar bizi daha önceden öteledikleri için pişmanlık duyuyorlar. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-42060 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/1-3.jpg" alt="" width="435" height="286" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/1-3.jpg 435w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/1-3-350x231.jpg 350w" sizes="auto, (max-width: 435px) 100vw, 435px" />Kamu hizmeti  alırken Roman vatandaşlar ayrımcılığa uğruyor mu? Siz nasıl bir kamusal hizmet bekliyorsunuz?</b></p>
<p><b>Nurbel: </b><span style="font-weight: 400;">Aslında biz toplumla iç içeyiz.  Bizim amacımız ayrımcılık olmaması. Bizler artı olarak bir şey istemiyoruz. Eğer bizler kamu kurumlarında çalışmayı hak ettiysek, bunun olması gerekiyor. Hak ettiğimizi istiyoruz.</span></p>
<blockquote><p><b>“Diğer Vatandaşlar Neyden Faydalanıyorsa Romanlar da Ondan Faydalanmak İstiyor”</b></p></blockquote>
<p><b>Ekonomik olarak Romanlar çoğunlukla yoksullardan oluşuyor. Siz de bu alanda çalışma yürütüyorsunuz. Çalışmalarınızın mali olarak devamlılığını ne şekilde sağlamaya çalışıyorsunuz?</b></p>
<p><b>Nurbel:</b><span style="font-weight: 400;"> Devlet bizim yaşayış tarzımızı biliyordu. Bir çalışma yaptılar İş &#8211; Kur müdürleriyle. Sonra bununla ilgili biz İzmir’de Türkiye’deki bütün Roman dernekleri  olarak bir toplantı yaptık. Onlar bizim yaşantımızı bizlere anlattıkça hoşumuza da gitti. Bununla ilgili TYP (Toplum Yararına Program) denilen bir program açtılar. Aslında sadece Romanlara yapıldı. Faydasını gördüler, bu sefer Romanların da dışına çıktı. Roman olmayan insanlara faydalı olduk bu dönemde. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kurumlardan destek alıyor muyuz? Aslında pek alamıyoruz. Bu sözde kalıyor. Bir şey yapılması için söz veriliyorsa yapılması gerekir, çoğu zaman askıda kalıyor. Bu da bizim için iyi olmuyor. Bir küstürme aşamasına geçiyor. Belki onları da aşıyordur. İyi niyetle söylüyorum bunu; aslında aşmıyor. Romanlar fazla bir şey istemezler. Romanlar diğer vatandaşlar gibi  devletin verdiği neyden faydalanıyorsa faydalanması gerekiyor. </span></p>
<p><b>Dernek olarak öncelikli olarak ele aldığınız konular neler ?</b></p>
<p><b>Nurbel: </b><span style="font-weight: 400;">Bizde eğitim çok düşüktür. Derneği kurduğumuzda bunları bilerek eğitim, okuma yazma, çocuklar ile ilgili, yaşlılara okuma yazma kursları gibi konular üzerine çalıştık. Nikahsız olan insanlarımız çoktu. Bunun gibi faaliyetlerde bulunduk. Biz bunları aşmış bulunduk. Okuma yazma seviyesi de belirli miktarda yükseldi. </span></p>
<blockquote><p><b>“Roman Toplumu Okul Terketmenin En Fazla Olduğu Toplumlardan Biri”</b></p></blockquote>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-42061 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/3-4-640x390.jpg" alt="" width="351" height="214" />Önem verdiğiniz konulardan bir tanesi de çocukların eğitimi. Bununla ilgili nasıl bir çalışma yürütüyorsunuz?</b></p>
<p><b>Şilan Ekinci: </b><span style="font-weight: 400;">Roman toplumu okul terk etmenin en fazla olduğu toplumlardan birisi. Avrupa Birliği’nin 2012’deki raporunda da yer almakta. Bizim burada öncelik verdiğimiz bunun sadece çocuklarla olabileceği değil. Eğitim ve öğretime yeterli önem verilmiyor aileler tarafından. Hem maddi yetersizlikten hem de bunun gereklilik olduğu bilinci yeterince olmadığından. Bu yüzden çocuklarla çalışma yaparken bu sürece okulu ve aileyi de dahil etmeye çalışıyoruz.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öğretmenlerin öğrencilere yönelik ayrımcı bir bakış açısı olabiliyor. Çocuklar için önceliğimiz okulu sevdirmek, öğrenmeyi zevkli bir hale getirmek. Çocuklarla atölye çalışmaları gerçekleştiriyoruz çoğunlukla. Bu çalışmalar çocukların hem özgüven gelişimini desteklemek hem de hayal gücünü geliştirmeye yönelik. Kimi çocukların anne babası ayrı, maddi sebeplerden dolayı psiko-sosyal durumu yeterince iyi olmayabiliyor. Çocuğun gerekli olan psiko- sosyal desteğe ihtiyacı varsa bunu tespit edip ilgili kurumlara yönlendirmeye çalışıyoruz. Çünkü kendi kaynaklarımızla yapamıyoruz. </span></p>
<blockquote><p><b> “Kendi Medyamızla Güçlenmeyi Düşünüyoruz”</b></p></blockquote>
<p><b>Romanların medyadaki temsili meselesi var. Geçmiş dönemde bir şekilde tasvip edilmese de temsili görünüyordu ama bugünkü durumda üst gelir kesimini konu alan dizi ve filmler yapılıyor. Doğallığında Romanlara çok yer kalmamış oluyor. Bir Roman Radyosu ve Romanların Sesi gazetesi mevcut. Buna dair çalışmalarınız nedir?</b></p>
<p><b>Ekinci:</b><span style="font-weight: 400;"> Biz bunu ancak kendimiz güçlenerek değiştirebiliriz. Yaklaşık on beş yıldır faaliyet yürüten bir derneğiz.  Ama medyayı yeterince iyi kullanamadığımız için çalışmalarımız yeterince göz önünde değil. AB’nin programları kapsamında medyaya yönelik eğitimlere katılarak öncelikle kendi medyamızla çalışmalarımızı göz önüne serip güçlenmeyi düşünüyoruz. Eğitimlerin dışında diğer roman STK’ları ile uzun soluklu çalışmamız var. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-42062 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/09/2-3-640x385.jpg" alt="" width="470" height="283" />Medyada nasıl bir temsiliyet uygundur sizin için?</b></p>
<p><b>Ekinci: </b><span style="font-weight: 400;">Yakın zamanda bir film karesinde hırsızlık yapan birileri vardı. Orada doğrudan Roman olarak hitap ediliyordu. Kötü olan her şey etnik değildir. Bunun Romanlara özgü olmadığını aktarmak istiyoruz. Zonguldak’ta üniversitede Roman Araştırmaları Birimi kuruldu. İlerleyen günlerde bu süreci onunla birleştirip göz önüne koymayı planlıyoruz. </span></p>
<p><b>Yerel ve ulusal basının Romanlara yaklaşımı nasıl peki?</b></p>
<p><b>Ekinci: </b><span style="font-weight: 400;">Yerel basınla olabildiğince ilişki kurmaya çalışıyoruz ama yeterli olmuyor. Çünkü onların çoğunlukla yaptığı haberler belediye başkanları ve onların çalışmalarını gösteren haberler. Yereldeki basın herkesin değil de belediye başkanları ya da deyim yerindeyse önemli kişilere yer veriyor. Bunun dışında sivilsayfalar.org  gibi kanallar aracılığyla devam ettirebiliyoruz bazı şeyleri. Bizim derdimizi anlayan yine bir sivil toplum örgütü oluyor.  </span></p>
<blockquote><p><b> “İşten Vazgeçtik Neden Evlerimizi Yıkıyorsun”</b></p></blockquote>
<p><b>Romanların yaşadığı sorunlardan birisi de barınma sorunu ve güncel olarak kentsel dönüşüm. Kentsel dönüşümün başlatıldığı bir çok yerde Roman vatandaşlar ikamet ediyor ve aleyhte sonuçlar ortaya çıkıyor. Bununla ilgili de Mersin’de ülkenin başka illerinde olduğu gibi sorun yaşanmıştı. Buna dair ne söylemek istersiniz?</b></p>
<p><b>Nurbel: </b><span style="font-weight: 400;">İstanbul’a gidip cumhurbaşkanımızla bu konuyla ilgili görüştük. 2006 yılında böyle bir söz verildi. Fakat halen hayata geçmiş değil. Mersin Akdeniz’de biz bir yerel belediyeye destek verdik. Bu desteğimizi gördüler. Fakat hem çok güçlü bir destek veriyoruz, hem de bizim evlerimizi yıkıyorlar. Bu mantık dışı bir şeydir. İş istiyorsun, işten vazgeçtik neden evlerimizi yıkıyorsun? Belediye başkanı aldığı bir kararla Romanların evlerini yıkıyor.Yaklaşık 2002 yılında iki üç dönümlük bir yerde bin tane Roman yaşıyordu. Bunlar dağıldı diğer mahallelere gitti. Aslında bir yerde birliğimizi de dağıtmış oldular. Romanlar iç içe yaşamayı severler. Biz ne kadar tabir-i caizse birbirimizle tartışsak yine de birbirimizi severiz, cana yakın insanlarız. Bütün hayatın dertlerini Romanlar çekmişlerdir. Evlerimizi yıkmalarına ve diğer sorunlara rağmen yine de küsmedik. Bunu devletin, hükümetin görmesi lazım. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yüz elli metre karelik yere altı tane ev yapılıyor üst üste, yan yana. Çinkosuzdu, belki yiyecek ekmeği zor buluyordu yine de bu insanlar mutluydu. Ama bu insanların evleri de yıkıldı. Şu anda kiradalar, kiralarını ödeyemiyorlar. Çöp toplamaya başladılar. Fakat belediyeler  çöp toplamalarına bile izin vermiyorlar. Sen bunu da alıyorsun belediye olarak oldu mu şimdi? Bu insan şimdi ne yapsın? Duyduğuma göre çöpleri de ihaleye vermişler, buradan da para kazanıyorlar. O zaman bu insanlara neden belediyeden iş vermiyorsunuz? Gerçi biz anlatıyoruz da büyüklerimiz bize eğilmiyorlar. İnşallah eğilirler ama hiç umutlu değiliz tabi. </span></p>
<p><b>Olumsuz sonuçları görülen Sulukule örneği var. Kentsel dönüşüm planlamasında bir ders çıkarılmadığını söyleyebilir miyiz? </b></p>
<p><b>Nurbel: </b><span style="font-weight: 400;">TOKİ evleri yapıyorsan, bu insanlar da bir arada yaşamayı seviyorsa bir arada tutmalısın. Biz iç içe, yan yana yaşamaya alışığız. Bunu sadece Romanlar için demiyoruz. Yaptığımız projelerde sadece Romanları faydalandırmıyoruz. Ayrımcılığı istemeyen insanlarız. Bu TOKİ evleri için Mersin’de özellikle bulunan Romanlara yardım edilmedi. Çağrılmıyorlar, konuşulmuyor bile&#8230; Federasyonumuzun, dernek başkanlarımızın çağrılması lazım.</span></p>
<p><b>Kentsel dönüşüm gerçekleşse dahi şehir dışında bir yerlere yerleştirme gibi bir durum var. Fakat Romanların işleri genelde şehir merkezi içerisinde. Göç ettirilen yerlerin kendisi de kent merkezi içinde rant değeri yüksek alanlar bu konu ile ilgili ne düşünüyorsunuz?</b></p>
<p><b>Nurbel: </b><span style="font-weight: 400;">Bizim genelimiz müzisyendir. Sadece Turgut Reis mahallesinde sekiz bin kişi civarındayız. Bu insanlar Mersin’in merkezinden alınıp uzak yerlere gittiği zaman buradaki işlerine gidemiyorlar. O zaman TOKİ’nin hiçbir anlamı kalmıyor. Bir yerde fayda veriyorsunuz fakat hem toplumdan uzaklaştırıyorsunuz, hem insanları bir nevi işinden ediyorsunuz. Biz bir gün kazanıp aynı gün yiyen insanlarız. Yerinde iyileştirme ya da  iç içe olduğumuz için bir site olması gerekiyor. İnsanlara bu sitelerden ev verilmesi gerekiyor. </span></p>
<blockquote><p><b>“Seçimden Seçime Dedikleri Hala Devam Ediyor”</b></p></blockquote>
<p><b>Belediyeler ve politka yapıcılarla ilişkiniz nasıl?</b></p>
<p><b>Nurbel: </b><span style="font-weight: 400;">Belediyelere ya da devletin diğer kurumlarına derdimizi anlatıyoruz fakat çok iyi bir sonuç alamıyoruz. Bir milletvekili, belediye başkan adayı beş yılda bir, mecburen sizden oy almak için gelir. Seçimden seçime dedikleri hala devam ediyor. Bunun aşılması gerekiyor. Belediyeler çok önemli, en azından devletin yükünü almış oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TYP bizim için çok faydalı, Romanlar için kuruldu ama şu anda Turgut Reis mahallesinde TYP’ye giren kişi üç beş kişi. Madem bu bizim için kurulmuş iki üç kişinin zoraki işe girmesi doğru değil. Çöp topluyorlar bırakmıyorsunuz. İş istiyorlar vermiyorsunuz, ne yapacağız?</span></p>
<p><b>Ekinci:</b><span style="font-weight: 400;"> Kurumdan destek alamasak bile en azından yaptığımız etkinliğin etkisini görebilmek ve bundan sonraki süreçte dahil edebilmek için davetlerde bulunuyoruz. Geldiklerinde basını ile geliyor. Fotoğrafını çekiyor gidiyor ama görüntüde veya haberini okuduğunuzda çalışma onların eliyle yürütülüyormuş ve çok şey başarmışlar gibi bir algı oluşuyor. </span></p>
<p><b>Bundan sonraki zaman diliminde gerçekleştirmeyi düşündüğünüz çalışmalar nelerdir?</b></p>
<p><b>Ekinci: </b><span style="font-weight: 400;">Şu an Roman STK’ları arasında sivil diyalog oluşturmaya çalışıyoruz. Amaç Roman STK’larıın deneyimlerini paylaşarak bir havuz oluşturmak ve iş birliği geliştirmek. Bu anlamda Zonguldak’taki  Batı Karadeniz Romanlar Derneği ile başladık. On farklı Roman STK’ları ile iletişim halindeyiz.  </span></p>
<p><b>Roman dili ile ilgili talepleriniz nedir? Gelişmesi ve sürekliliğinin sağlanması için ne yapılmalı?</b></p>
<p><b>Nurbel: </b><span style="font-weight: 400;">Dünya etnik gruplarla ilgili kaybolan dillere yönelik projeler geliştiriyor. Dilimiz yavaş yavaş kayboluyor. Aslında biz bununla ilgili uluslar arası proje yapmak istiyoruz. Benim annem, babam çok iyi konuşuyor. Biz sadece biliyoruz ama konuşmuyoruz.  Ben beş yıl Avrupa’da müzisyen olarak çalıştım. Oradaki Romanlar benimle aynı konuşuyorlar. Bulunduğumuz ülkenin dilini de konuşuyoruz. Kendi dilimizi de kaybetmemeye çalışıyoruz. </span></p>
<p><b>Devletin buna dair eğitim vermesini ister miydiniz?</b></p>
<p><b>Nurbel: </b><span style="font-weight: 400;">Kesinlikle, zaten böyle bir proje takip ediyoruz ama yok. Biz söyleyeceğiz ama yerini bulur mu bilmiyorum; bulması lazım. Olması bizi çok sevindirir.</span></p>
<p><b>Ekinci: </b><span style="font-weight: 400;">Bizim istediğimiz de  farklı ülkelerde bu dili konuşan insanları bir araya getirerek bir süre burada dil eğitimini vermek. Bununla ilgili maddi bir kaynağımız olmadığı için yapamadık. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/09/06/butun-hayatin-dertlerini-romanlar-cekmesine-ragmen-kusmedik/">&#8221;Bütün Hayatın Dertlerini Romanlar Çekmesine Rağmen Küsmedik&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Deniz Varsa Hayat Var&#8217; Diyen Mersin Konseyi’nden Çevre Temizliği</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/13/deniz-varsa-hayat-var-diyen-mersin-konseyinden-cevre-temizligi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Jun 2019 10:02:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Çevre Haftası]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Ticaret Odası]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Kent Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Tenis Yelken ve Yüzme Kulübü]]></category>
		<category><![CDATA[TEMA Mersin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39590</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kent Konseyi öncülüğünde toplanan sivil toplum kuruluşu üyeleri ve aktivistler, Mersin sahilinde Çevre Haftası kapsamında çöpleri temizledi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/13/deniz-varsa-hayat-var-diyen-mersin-konseyinden-cevre-temizligi/">&#8216;Deniz Varsa Hayat Var&#8217; Diyen Mersin Konseyi’nden Çevre Temizliği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39617 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/DSCF8862-640x480.jpg" alt="" width="294" height="220" />Mersin Kent Konseyi ve Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyonuyla bir araya gelen STK’lar, Deniz Ticaret Odası’nın sponsor olduğu çevre temizliği etkinliğinde buluştu. Kent Konseyi’nin koordine ettiği etkinliğe MTSO, MDTO, AKUT, Turmepa Yelken Kulübü, MIP, TEMA Vakfı, Mersin Tenis Yelken ve Yüzme Kulübü ve öğrenciler katılım gösterdi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mersin Tenis ve Yelken ve Yüzme Kulübü önünde buluşan yüzlerce kişi sahilde temizlik gerçekleştirdi. Gruplara ayrılan Mersinliler kısa sürede yüzlerce kilo atık topladı. Etkinlikte Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer de katılarak vatandaşlarla birlikte temizlik yaptı.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kısa bir konuşma gerçekleştiren Seçer anayasada yer alan; ‘Her yurttaş temiz bir çevrede yaşama hakkına sahiptir’ maddesine atıfta bulunarak, yöneticilerin bunu sağlamak zorunda olduğunu vurguladı. Seçer; “Çevre bilinci olmayan bir toplumda bunu yapıyorsanız, bir taraftan da kirletenler eksilmiyor arkasını topluyorsunuz o kirletenlerin yetemiyorsunuz onlara. Öncelikle bu bilinci aşılamamız gerekiyor” diyerek etkinliğin bu amaca hizmet ettiğini belirtti.</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39615 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/DSCF8892-640x480.jpg" alt="" width="324" height="243" />Belediye Bu Kentin Lokomotifi</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Mersin’in turizm, sanayi ve tarım bölgesi olması ve denize kıyısı olması sebebiyle çevre konusunun daha önemli olduğunu belirten Seçer; “Sanayi var, çok önemli ama sanayinin çevreye olumsuz etkilerini de biliyoruz. Uygun koşullarda sanayi tesisi oluşturamazsanız çevre katliamına yol açarsınız. Turizm bölgesi; turist temiz bir çevre ister. Tarım bölgesi; yapacağımız sanayi tesisleri eğer usulüne uygun yapılmazsa ya da uygun tekniklerle bu sanayi tesisleri inşa edilmezse tarım sektörüne çok büyük olumsuzluklar getireceğini görüyoruz. Kıyısı olan bir şehiriz. Dünyanın en önemli limanına sahibiz. Binlerce gemiyi ağırlıyoruz. Burada dünyanın bir çok bölgesinden yük getiriliyor. Bunlar bir anlamda da potansiyel tehlike içerirler çevre ve toplum sağlığı açısından. Bunun bilincindeyiz.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çevre temizliğine önem verdiklerini belirten Seçer çalışmalarını; “Deniz bizim için önemli. Buraya yük getiren araçların denetiminden, onların atıklarının alınmasına kadar. Deniz yüzeyinin katı atıklardan temizlenmesine kadar bir çok alanda faaliyetimiz var. Diğer taraftan evsel atıklardan geri dönüşüm konusunda bilinç yaratmaya çalışıyoruz. Hem ham madde kaynağı konusunda ülkemiz zengin bir ülke değil. Ekonomimize katkı sunmaya çalışıyoruz. Diğer taraftan bu yaptığımız faaliyetlerle daha temiz bir çevrenin oluşmasına katkı sunuyoruz. Düzenli katı atık depolama tesislerini önemsiyoruz. Çöp gazlarının enerjiye dönüştürülmesi konusunda önemli projeler yapılmış ama ilave yatırımlar gerekiyor” şeklinde ifade etti. </span><span style="font-weight: 400;">Belediyenin çevre temizliği konusunda önemine dikkat çeken Seçer; “Burada asıl lokomotif olan mutlaka bütün kurumlarımız önemli, merkezi yönetime bağlı bütün kurumlar kendi görev ve yetkileri dahilinde işlerini yapma zorunluluğu var. ama belediye bu kentin her şeyi bu kentin lokomotifi” benzetmesinde bulundu.</span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39616 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/vahapsecer4-640x480.jpg" alt="" width="296" height="222" />&#8216;Çevreyi Korumak Boynumuzun Borcu&#8217;</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TEMA Mersin Temsilcisi Perihan Saydan Pazarbaşı de, etkinlik için; “Temiz bir çevrede yaşamak doğadaki her canlının hakkıdır. Belediyelerle birlikte farkındalık yaratmak amacımız. Bu dünya hepimizin, hepimiz aynı çevrede yaşıyoruz korumak boynumuzun borcu” şeklinde konuştu. </span><span style="font-weight: 400;">AKUT adına Zübeyde İnceman ise; “ AKUT olarak 22 yıldır çevreye duyarlı insan ve canlı hayatına değer veren bir STK olarak bu faaliyetin içerisinde bulunduğumuz için çok mutluyuz. Bu tür etkinliklerin devamını diliyoruz” temennisinde bulundu. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/13/deniz-varsa-hayat-var-diyen-mersin-konseyinden-cevre-temizligi/">&#8216;Deniz Varsa Hayat Var&#8217; Diyen Mersin Konseyi’nden Çevre Temizliği</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Onur Haftası Komisyonu’ndan Yeni Akit’e Tepki Açıklaması</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/11/onur-haftasi-komisyonundan-yeni-akite-tepki-aciklamasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jun 2019 13:06:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Akit Gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Onur Haftası Komisyonu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39516</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mersin Onur Haftası Komisyonu, Onur Haftası öncesi Akit Gazetesinin internet sitesinde yer alan nefret söylemi ve hedef gösteren habere tepki gösterdi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/11/onur-haftasi-komisyonundan-yeni-akite-tepki-aciklamasi/">Onur Haftası Komisyonu’ndan Yeni Akit’e Tepki Açıklaması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Söz konusu haberde İstanbul Valiliği tarafından yasaklanan 30 Haziran’da yapılması planlanan 5. Onur Haftası Yürüyüyüşü&#8217;nün Mersin’de 1-7 Temmuz arasında yapılmak istenildiğine değinilmiş ve Mersin Valiliği’ne yasaklama çağrısında bulunulmuştu. Haberde LGBTİ bireyler ‘sapkın, onursuz’ olarak nitelenirken, Muamma LGBTİ Derneği, Halkevci Kadınlar ve İnsan Hakları Derneği’ne yönelik hedef gösteren ibareler yer almıştı. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Muamma LGBTİ Derneği Yönetim Kurulu üyesi Ekrem Tunç tarafından Onur Haftası Komisyonu adına yapılan açıklamada Yeni Akit ve ilgili habere tepki gösterildi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Açıklamada Tunç sözlerine; “Yandaş medya aracılığıyla özellikle ülkemizde onur haftalarının ve yürüyüşlerinin hedef gösterilmesi tesadüf değildir” şeklinde başladı. </span><span style="font-weight: 400;">Yeni akit’in haberde kendilerini hedef gösterdiğini belirten Tunç; “Haberde sadece onur yürüyüşleri hedef gösterilmemiş Mersin Valiliği&#8217;ne de hukuksuz bir uygulamanın talimatı verilmek istenmiştir. Mersin Valiliği&#8217;nin bu haber sonrası yapması gereken onur haftasını yasaklamak değil, etkinliklerin yapılabilmesi için uygun ortamı sağlamak olmalıdır. </span><span style="font-weight: 400;">Haberlerinde bizlerin yaşamlarını tehlikeye atacak nefret söylemlerinden sakınmayan Yeni Akit ve benzerleri bilmelidir ki bu saldırı ve tehditler bizi daha çok bir araya getirecektir. İstanbul Sözleşmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği hedef alan, haklarımıza göz diken Yeni Akit LGBTİ+ hareketini gayrimeşru ilan etmeye çalışmaktadır” dedi. </span><span style="font-weight: 400;">LGBTİ+ bireylere yönelik şiddetin münferit olmadığını söyleyen Tunç ; “Bir kez de burada söylemek gerekirse kimliğimiz, bedenimiz, varoluşumuz hiçbir sistemin, iktidarın ötekileştirici diliyle tahakküm altına alınamaz. Bundan sonrada yaşancak olan saldırıların sorumluluğu hem bu haberleri yapma cüretini gösteren yandaş medyanın hem de LGBTİ+&#8217;ların haklarını korumayan devlet kurumlarına aittir “ şeklinde konuştu. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/11/onur-haftasi-komisyonundan-yeni-akite-tepki-aciklamasi/">Onur Haftası Komisyonu’ndan Yeni Akit’e Tepki Açıklaması</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özgür Çalışma Ortamı mı Tekil Yeni Sömürü Biçimi mi? Ofissizler Freelance Çalışmayı Anlatıyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/30/ozgur-calisma-ortami-mi-tekil-yeni-somuru-bicimi-mi-ofissizler-freelance-calismayi-anlatiyor/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/30/ozgur-calisma-ortami-mi-tekil-yeni-somuru-bicimi-mi-ofissizler-freelance-calismayi-anlatiyor/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 May 2019 08:43:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[freelance]]></category>
		<category><![CDATA[Ofissizler Freelance Dayanışma Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[Ofissizlier]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39233</guid>

					<description><![CDATA[<p>Üretim biçimi nicel değişimlere uğrarken üretici güçleri, mekanı ve çalışma biçimini de etkiliyor. Yeni proleterleşme biçimi olarak orta sınıfın proleterleşmesi, fabrika tipi üretim biçimi Taylorizm’in yerini yeni çalışma planları alması bu çerçevede konuşuluyor. Yeni olmasa da ülkemizde freelance çalışma hala belirsizlikleri ile daha çok tanımlı. Ofissizler Freelance Dayanışma Ağı ise bu alanda çalışanların nadir oluşumlarından bir tanesi ve bir süredir bir araya geliyorlar. Ofissizler ekibi ile freelance çalışmayı, sorunlarını, olumlu yanlarını konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/30/ozgur-calisma-ortami-mi-tekil-yeni-somuru-bicimi-mi-ofissizler-freelance-calismayi-anlatiyor/">Özgür Çalışma Ortamı mı Tekil Yeni Sömürü Biçimi mi? Ofissizler Freelance Çalışmayı Anlatıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Bir araya gelme sürecinizi ve amaçlarınızı aktarabilir misiniz neden dayanışma ağı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39235 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/IMG_20190324_092458-640x360.jpg" alt="" width="329" height="185" />Freelance çalışanlar olarak 2015 yılında Dünyada Mekan’da bir araya gelmiştik. Bu müşterek çalışma ve etkinlik mekanı çeşitli beyaz yakalı grupları ve freelance çalışanların inisiyatifi ile kuruldu. Mekân gündüzleri  freelance çalışanlar tarafından kullanılıyor, akşamları da çeşitli taban örgütleri ve inisiyatiflerin etkinlik ve toplantı mekânı olarak iş görüyordu. Bu mekânda birbirini bulan ve çeşitli atölye ve toplantılar aracılığıyla bilgi ve deneyimlerini paylaşan freelance çalışanlar bir noktadan sonra freelance çalışma meselesine özel olarak eğilme ve örgütlenme kararı verdi. Geçtiğimiz yıl boyunca bu çalışmaları </span><i><span style="font-weight: 400;">Ofissizler</span></i><span style="font-weight: 400;"> adı altında yürütüyoruz. </span><i><span style="font-weight: 400;">Ofissizler </span></i><span style="font-weight: 400;">olarak</span> <span style="font-weight: 400;"> freelance çalışmayı görünür kılmayı, freelance çalışanlar arasında deneyim ve bilgi paylaşımını mümkün kılacak bir dayanışma ağı kurmayı, freelance çalışanların hak kayıplarını gündeme getirip hak taleplerinde bulunmayı ve farklı türlü üretme ve tüketme pratikleri üzerine düşünme ve harekete geçmeyi amaçlıyoruz. </span></p>
<p><b>Hangi çalışma alanlarından bir araya gelen insanlar var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ofissizler oldukça farklı meslek ve çalışma alanlarından insanın bir araya geldiği bir oluşum. Gazeteci, çevirmen, yazılımcı, araştırmacı, tasarımcı, kurgucu, avukat ve editörler var.</span></p>
<p><b>İşsiz kalanların zorunlu mesaisi mi yoksa yeni bir çalışma ve üretim alanı olarak mı görmek gerekir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu sorunun cevabı üretim ilişkilerinin ve kapitalizmin dönüşümünün yönünde gizli aslında. Bugün içinde yer aldığımız üretim ilişkilerinin önemli bir özelliği de  işverenin ve devletin işçinin haklarının maliyetini düşürmeye yönelik çıkış yolları araması olarak gözüküyor. Haliyle bu yaklaşım işvereni işçinin sağlık, eğitim gibi sosyal haklarının ve emeklilik, tazminat gibi haklarının maliyetinden kurtulmaya yöneltiyor. Bu da freelance çalışma biçiminin yeni bir üretim alanı olarak hızla kabul edilmesi ve yaygınlaşmasının önünü açıyor.  </span></p>
<p><b>Freelance çalışmanın olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu soru bizimde atölye çalışmalarımızda en çok cevabını aradığımız ve kendi aramızda en çok konuştuğumuz konulardan diyebilirim. Olumlu yanları hepimizin malumu, zamanınızı ve iş planınızı özgürce yönetmek mobil olabilme şansınız olması dolayısıyla ilgilerinize zaman yaratabilmeniz. Ancak bu olumlu yanlar da ideal bir dünyada geçerli maalesef.Kendi aramızdaki konuşmalardan çıkardığımız sonuç aslında freelance olmanın yarattığı kaygılı ve güvensiz duygu durumunun bu olumlu yanları yaşamamızı kısmen engellediği yönünde. Bu durum hepimiz için geçerli değil elbette ancak genel eğilime baktığımızda işin, dolayısıyla gelirin sürekliliğinin olmaması freelance çalışanı mesaili çalışan bir insandan daha çok çalışan birisine dönüştürebiliyor. Yorgunsunuz ve yeni bir iş geldi diyelim; dinlenmeyi tercih etmek lüks gibi görünebilir ve çalışmaya devam etmek zorunda hissedebilirsiniz. Olumsuz yönlerini anlatmaya da başlamış oldum böylece. Bir diğer olumsuz yön ise yalnızlık. Bir ofiste ve başka çalışanlarla birlikte olmamanın iki temel sonucu var. Birincisi deneyim paylaşımından mahrum kalmak. Deneyim paylaşımı bir çalışanı çok geliştiren güçlendiren bir alan ancak </span><i><span style="font-weight: 400;">Ofissizlerin</span></i><span style="font-weight: 400;"> pek çoğu böyle bir alana sahip değil. Biz bu yüzden de aynı meslek grubundan freelancei yan yana getirmeye de uğraşıyoruz. Bir diğer sonuç ise yaptığınız işle ilgili süreçleri iş verenle birebir ve yalnız yürütmek. Karşınızda genellikle kurumların temsilcileri olan insanlar varken siz yalnız çalışıyorsunuz ve aslında eşit gibi görülse de aslında eşit olmayan bir ilişki kuruluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir diğer olumsuz yön ise belki en başta söylemek gereken güvencesizlik elbette. Freelance olmanın yasal herhangi bir tanımı olmadığı için hiçbir yasal hak ve güvence de tanımlanmış değil.</span></p>
<p><b>Freelance çalışmak isteyen bir birey nasıl başlamalı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-39239 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/IMG_20190302_191931-640x360.jpg" alt="" width="363" height="204" />Bu soruya sanırım her freelance farklı cevap verirdi. Ama bence iyi iş bağlantıları edindikten sonra başlamak önemli. İş sürekliliği ve düzenli gelir akışınızın olması freelance olmanın duygusal ve fiziksel tüketiciliğinden sizi koruyacak en önemli şey sanırım. Bir ikincisi de daha baştan başka freelancelerle bir arada olmak. yukarda da söylediğim gibi alan tanımsız ve bu tanımsızlık güvencesiz ve yalnız çalışanlara dönüştürüyor freelanceleri. Bunun üstesinden gelmenin yolu bir arada olmaktan geçiyor. </span></p>
<p><b>Türkiye ‘de bu işi yapmak nasıl?  Bu yönde bir mevzuat var mı, haklarınızı nasıl koruyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Maalesef freelancein yasalarda ne tanımı mevcut ne de freelance çalışanın haklarına yönelik düzenleme var. Freelance çalışan için haklarını korumak noktasında iki yaklaşım söz konusu. Öncelikle bir iş kanununda tanımlanan hizmet sözleşmelerinin kapsamına girmek mümkün freelance çalışırken de. Bir işverenle yürüttüğünüz uzun süreli çalışmalar aslında sizi kimi durumlarda işçi statüse sokuyor ve karşılaştığınız hak ihlallerinde iş kanununun kapsamında haklarınızı talep edebiliyorsunuz. İkinci eğilim ise yaptığınız işin türüne göre eser sözleşmesi ve danışmanlık sözleşmesi gibi sözleşmelerle borçlar kanunu kapsamında yer almak.Karşılaştığınız hak ihlallerinde bu kapsamda hareket edebilirsiniz. Hukuk ve haklar konusu Ofissizler olarak bizim de en temel gündemimiz, hukukçu arkadaşlarımızla hukuk atölyeleri düzenledik şimdi bir hukuk çalışma grubu oluşturma aşamasındayız. </span></p>
<p><b>Sürdürülebilir bir çalışma biçimi mi ?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Freelance çalışmanın sürdürülebilir olması olumlu olumsuz yanlarının dengesiyle ilgili sanırım. Olumsuz yanları bertaraf edebildikçe ve olumlu yanlarını hayata geçirebildikçe sürdürülebilir olacak bir çalışma biçimi diyebiliriz. Bunun için hukuken tanımlı olması ve güçlü bir örgütlenme gerekli.  Öte yandan üretim sistemi de bu çalışma biçimini dayatmaya artan şekilde devam edecek, aslında freelance çalışma oranı artacak gibi gözüküyor. </span></p>
<p><b>Ekip içinde yer alanların birbirlerine katkısı nasıl oluyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">En önemli katkısı bence bir arada olmak. Yalnızlık meselesinin önemli bir dez avantaja dönüştüğü bir ortamda bir aradalık çok kıymetli. Bir aradalık hem haklarımızı savunurken ya da karşılaştığımız bir ihlalle mücadele ederken önemli ,hem de evden çıkıp birlikte çalışma saatleri yarattığımız için önemli. </span><i><span style="font-weight: 400;">Ofissizlerin</span></i><span style="font-weight: 400;"> “ortak çarşamba” etkinlikleri bu anlamda önemli. Bir arada, ortak bir mekanda  herkesin kendi işini yaptığı günler organize ediyoruz. Eve kapandığımız ya da cafelerden bunaldığımızda ekipten diğerlerinin varlığı çok sağaltıcı oluyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca ekip içinde benzer meslek gruplarından önemli bir paylaşım alanı yarattıklarını da söylemek gerek. İletişim için kullandığımız bir uygulama var “riot.im” orada meslek odalarında ofissizler kendi mesleki sorunları konusunda güçlü bir paylaşım alanı oluşturdular. Alandaki sorunlar, sorunlu iş verenler, deneyimler bu alanlarda paylaşılıyor. Bu da birbirimizi mesleki olarak da güçlendirdiğimiz bir alan yaratıyor. </span></p>
<p><b>Freelance çalışma genelde beyaz yakalı iş gücü için kullanılıyor ama ‘serbest meslek ‘ olarak tabir edilen yerleşik bir tanımda var. El işi ürün yapıp satanlar,  çeşitli firmalara evde paketleme ve benzeri işler üretenler var. Freelance çalışma kapsamına dahil edilebilir mi veya sizin buna dair bir yöneliminiz var mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu an bu soruya net bir cevap vermemiz mümkün değil. Bahsettiğim gibi freelance kimdir, freelance çalışma ve iş nedir gibi soruların cevabını biz de henüz vermiş değiliz. Hele ki üretim ilişkilerinin ve işçi ve işveren ilişkilerinin bu kadar karmaşıklaştığı bir dönemde bu cevap daha da zorlaşıyor. Açıkçası evden çalışanlarla yaklaştığımız ve uzaklaştığımız noktalar var.  Evde çalışma iş kanunda da tanımlı. Biz de freelanceler olarak evde çalışma kapsamında yer alarak ancak yasal bir zemine çekebiliyoruz kendimizi. Evde çalışma sözleşmesi ile olası bir ihlalde kendini savunabilecek pek çok freelance var . Bu freelancelerle evden iş yapan diğer çalışanları birbirine yaklaştıran nokta. Özellikle güvencesizlik ve kayıt dışılık birlikte mücadele etmemiz gereken noktalar. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"> Ancak bir kesim freelance de yukarıda bahsettiğim gibi eser sözleşmesi ve danışmanlık sözleşmesi gibi sözleşmelerle iş yapmakta ve ortaya “biricikliği” en önemli karakteristiği olan ürünler ortaya çıkarmakta.  Bu kesim evde çalışma kapsamına da girmiyor ve üretimin biçimi olarak da evde çalışmadan ayrılıyor ve freelanceler için bu tür bir üretim oldukça yaygın. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Buradan hareketle diyebiliriz ki evde çalışanları hem kapsıyor hem de kapsayamıyor freelanceler. başka bir deyişle freelance iş nedir sorusunun cevabını verebildiğimizde aslında evde çalışanlarla ilişkimiz netleşmiş olacak. bizim aslında temelde freelancein tanımını yapmaya ve kapsamını belirlemeye yönelik bir eğilimimiz var diyebilirim.  </span></p>
<p><b>1 Mayıs gibi emek gündemlerine de dahil oluyorsunuz. Diğer üretim alanlarıyla ilgili emek ve meslek örgütleri ile ilişkiniz var mı, Ofissizler bu anlamda kendini nerede görüyor ?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39240 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/IMG_20190327_141052-640x360.jpg" alt="" width="341" height="192" />Ofissizler’de öncelikli olarak freelance çalışanlar arasında ağ kurarak ve birbirimizi tanımaya çalışarak güçlenmeye çalışıyoruz. Yani çalışmalarımız şu an için sektörler üstü bir freelance ağı kurmaya odaklanmış durumda. Öte yandan fakat farklı sektörlerdeki freelanceler arasında sektör bazlı ağlar da kurmayı istiyoruz. Bu nedenle meslek örgütleri veya sendikalar ile de temasta bulunmak isteriz.  Örneğin aramızda çok sayıda çevirmen olduğundan yakın zamanda Çevbir ile temasa geçtik. Bu tür temasları artırmayı isteriz.</span></p>
<p><b>Bu çalışma biçimi beyaz yakalıları farklılaştırıyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu iki süreci birbirinden ayırmak çok zor. Freelance çalışanların pek çoğu yaratıcı mesleklerden ve bu mesleğe yönelik de güçlü bir bağ kuran insanlar. Bu çalışmanın sonunda da bir eser ortaya çıkıyor evet. Ancak işi yapış şekliniz, işverenle kurduğunuz ilişki, sahip olduğunuz ve olmadığınız haklar, güvencesiz olmanız ve kayıt dışı çalışmanız sizi proleterleştiriyor. Öte yandan güçlü bir örgütlenmenin olmaması ve ücretleri belirleme gücünüzün olmaması da sizi işveren karşısında güçsüz bir konumda tutuyor ve zanaat yapıyor da olsanız proleter oluyorsunuz. Hep söylediğimiz gibi üretim ilişkileri değişiyor ve proleter de zanaatçı da değişiyor. Diğer yandan da pek çok freelance çalışan emeğine sahip çıkmak ve farklı türlü üretebilmek için de freelance çalışmayı seçebiliyor. Aramızda bunu yapabilen freelance de var yapamayan da. Dolayısıyla farklı sınıfsal konumlara sahibiz ama </span><i><span style="font-weight: 400;">Ofissizler</span></i><span style="font-weight: 400;"> olarak amacımız tüm freelance çalışanların iş üzerindeki hakimiyetlerini ve işveren karşısındaki müzakere gücünü arttırmak diyebiliriz. Başka bir deyişle freelance çalışmanın bir çalışma biçimi olarak kabul görmesi ve güvenceli hale getirilmesi temel taleplerimizden.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/30/ozgur-calisma-ortami-mi-tekil-yeni-somuru-bicimi-mi-ofissizler-freelance-calismayi-anlatiyor/">Özgür Çalışma Ortamı mı Tekil Yeni Sömürü Biçimi mi? Ofissizler Freelance Çalışmayı Anlatıyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/30/ozgur-calisma-ortami-mi-tekil-yeni-somuru-bicimi-mi-ofissizler-freelance-calismayi-anlatiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mersin&#8217;de Akkuyu Neden Kapatılmalı Paneli&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/mersinde-akkuyu-neden-kapatilmali-paneli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İsa Uğur Erdogan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 29 May 2019 12:44:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Akkuyu nükleer santral]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Kent Konseyi]]></category>
		<category><![CDATA[Mersin Nükleer Karşıtı Platform]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39197</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mersin’de yapımı süren Akkuyu Nükleer Santrali son dönemde beton zemininde oluşan çatlak ve dolgu yapılarak giderilmesi tartışmaları ile gündeme gelirken, Mersin Nükleer Karşıtı Platform ve Mersin Kent Konseyi, Akkuyu’da Nükleer Santral İnşaatı Neden Hemen Durdurulmalı’ sorusunu bir panelle ele aldı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/mersinde-akkuyu-neden-kapatilmali-paneli/">Mersin&#8217;de Akkuyu Neden Kapatılmalı Paneli&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Mersin Nükleer Karşıtı Platform ve Mersin Kent Konseyi’nin ortaklaşa düzenlediği panelde, nükleer santralin zemin çalışmaları ve Akkuyu’nun jeo-fizik yapısı tartışıldı. Kuzey Anadolu Ecemiş Fay Hattı’nın bitim noktasında yer alan Akkuyu, depremsellik, küresel ısıtma etkileri ve güvenlik açısından sorgulandı.</p>
<p>Mersin Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilen panelde, Fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç ve Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atal, “Akkuyu’da nükleer santral inşaatı neden hemen durdurulmalı?” sorusunu cevapladı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-39199" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/esraergüzeroglukilim-2-640x480.jpg" alt="" width="360" height="270" />Moderatör Dr. Esra Ergüzeroğlu Kilim, 2010 yılından sonra hükümetin ikna politikalarından zora dayalı politikalara geçiş yaptığını savunarak, &#8220;Çünkü yerel halkın yüzde seksen beşi nükleer santrallere karşı. Böyle bir ortamda bir yatırıma, bir girişime girişmek büyük bir risk. Hükümet her zaman için ikna politikalarını cebinde tuttu. İşte nükleer santral şirketinin şehrin merkezide açtığı bürodan, belediyelerin panolarının kullanılmasına, mülki idare amirlerinin özellikle nükleer yandaşı kişiler tarafından seçilmesi ya da bu kişilerin bu politikayı ikna etmek için alanda aktif olarak çalışması faaliyetleri yine ikna amacıyla yürütülüyordu. İlkokul düzeyine varacak şekilde yerel halkın; okullarda öğrencilerin, üniversiteden öğrencilerin alınıp nükleer santral konusunda ikna çabaları yürütülüyordu. Ama bir aşamaya gelindi ki devlet hem sermaye hem yerel emekçi halk açısından ikna politikalarından vazgeçti ve nükleer santralleri Rusya&#8217;yla yapılan bir uluslararası anlaşma yoluyla yürütme ihtiyacı duydu. 2010 yılından sonra yapılan anlaşma sonrasında artık şirketlerinde bu konuda yarışmacı, rekabetçi herhangi bir ilişki içerisine girip, söz hakkı elde etmesinin önü tıkanmış oldu” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;Trityum ve Karbon Envanteri Raporda Yok&#8217; </strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39200 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/ismailhakkıatal-1-640x480.jpg" alt="" width="379" height="284" />Prof. Dr. Hayrettin Kılıç ise nükleer santralin dışında Nükleer Yakıt Fabrikasyon projesinin pek bilinmediğini, kurulacak santralin yanında dünya nükleer piyasasına yakıt üreten bir fabrika tesisi kurulacağını belirtti.</p>
<p>ÇED raporunda sadece santralin bir yıldaki salınım envanteri olduğunu belirten Kılıç, &#8220;Raporda trityum ve karbon yok. Trityum hidrojen gazının bir izotopu, agresif bir radyoaktif. Havadan aldığımız hidrojenden bahsetmiyoruz. Fakat burada unutulmuş. Dünyada trityum ve karbon yayınlamayan tek yer burası. Hele ki bunun radyasyon envanteri bilimsel suç. Bu verdikleri radyasyon envanteri, doğaya yaydıkları veriler hepsi yanlış. Hepsi yirmi ila yüz defa eksik gösterilmiş. Çünkü trityum ve karbon uçmuş” dedi.</p>
<p><strong>Ortadoğu Böyle Bir Risk Alamaz</strong></p>
<p>Nükleer atıkların saklanılması ve depolanmasında ki risklerden bahseden Kılıç; “Atom For Peace projesiyle böylece dünyada nükleer enerjinin barışçıl amaçla kullanılması için program başlatıldı. Bu programlara ilk imza atanlardan biri de Türkiye’dir. Amerikan hükümetinin elinde tonlarca plütonyum var. İhtiyaç yok. Bu reaktörlerdeki atık yakıt çubuklarını almamaya başladı. Bildiğiniz gibi atık yakıt çubukları bir yıl veya iki yıl çalıştıktan sonra elektrik kapasitesi düştüğü zaman bunları çekiyorsunuz havuzlara. Beş ila dört sene arasında o havuzlarda bekletmeniz lazım. Hükümet bunları almayınca yeni çubuklara yer açmak için şirketler santral sahası içerisine beton dökerek kuru izolasyon yaptılar.Nükleer enerjinin ana vatanı olan Amerika’da nükleer  atıkların korunması, nihai izolasyonu için on beş yıl önce Las Vegas’ın 100 mil ötesinde başlatılan tünel, yaklaşık on beş milyar dolar harcandı. Bir gram dahi nükleer atık konulmadı. ÇED raporunda nükleer atık problemi ileride çözülecektir gibi laflar ettiler. Danıştayda buna mührünü bastı. On sene sonra aynı şeyler bizde de olacak. Havuzlarda yer kalmayınca nükleer santral sahasında betonların içerisine saklayacaklar. Ortadoğu böyle bir olaya risk alamaz. Oraya atılacak, omuzdan atılan küçük bir bomba büyük bir felaket olur, koruyamazsınız” diye konuştu.</p>
<p><strong>&#8216;Rasatom’un Seceresi Bozuk&#8217;</strong></p>
<p>RASATOM’ un yaptığı çalışmaların uluslararası alanda bir geçerliliği olmadığını vurgulayan Kılıç ; “ÇED raporunda diyor ki; ‘RASATOM dünyanın en saygın şirketi. RASATOM’un şu anda batı dünyasında sertifika alarak kurduğu, çalıştırdığı bir reaktör yok. Kendi ülkelerinde tamamen Soğuk Savaş sırasında kurulan askeri reaktörler. Fukuşima felaketinden sonra Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu nükleer santralleri olan bütün üye ülkelere genelde yayınladı. Ülkelerinizdeki santrallerde stres testi yapın diye. Bu kapsamda, Rusya’da da yapıldı, sonuçları sakladı. RASATOM’un seceresi bozuk. Çünkü Bulgaristan’da yapmak istedikleri rektörün ihalesi iptal edildi. Çünkü kullandıkları malzemenin menşei belli değil. İran’da bu projeyi aldıkları zaman kurdukları reaktörün altı aylık ilk deneme esnasında dört ana pompası iflas etti. Çünkü kullanmadıkları, eski, menşei belli olmayan reaktörün ana kalbi olan dört sirkülasyon pompası patladı. Hindistan’da yaptıkları santralin deneme esnasında elektrik tribünleri patladı. RASATOM müdürlerinin son on yılda ya FBI tarafından yada kendileri tarafından hapsedildi. Çünkü hepsi haraç yemiş, naylon fatura kullanmış ve kullanılan malzeme uluslararası standartlara uymayan malzeme kullanmışlar. Adana ve Mersin’den götürdükleri iş adamlarına gösterdikleri örnek bir reaktör var. Orayı yirmi yıldır bitiremediler, devamlı skandallar oluyor” dedi.</p>
<p><strong>Akkuyu ve Deprem Riski</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-39201 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/ismailhakkıatal-2-640x480.jpg" alt="" width="380" height="285" />Kılıç’ın ardından söz alan Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atala ise ÇED süreci deneyimleri, küresel ısıtmanın etkileri ve Akkuyu yakınlarındaki deprem riski üzerine konuştu. Çeşitli kurumların by-pass edilmesinin, işlevsiz bırakılmasının sıkıntılarının yaşandığını dile getiren Atala, &#8220;Biz Akkuyu Nükleer Santrali mücadelesinde Sokrates’in binlerce yıl önce Atina devletine karşı yaptığı görevin bir benzerini yapmaya çalışıyoruz. Çevreciler, ekolojistler olarak buraya yapılamaz dedik. Bugün netice Akkuyu Nükleer Santrali’nin zeminine dökülen beton çatladı. Daha bu betonun üzerine her biri üç bin beş yüz ton ağırlığında reaktör binmedi. 11 temmuz 2016 tarihinde keşfe gittik. Kamulaştırma olmadan önceki taşınmaz sahiplerini bulup, kamulaştırılan taşınmazın geri alınması için dava açacaktık.Orada bir balıkçı dedi ki; ‘ 1983 yılında burada taşeron firmada inşaat işçisi olarak çalıştım. Biz buraya elli ton çimento bastık yüz elli metre ötede denizden çıktı’. dedi.</p>
<p>Nükleer taraftarı olanların bile tehlikeyi öngördüğünü söyleyen Atala ; “Şöyle bir şey oldu bugünlerde beton çatladı. 3 Mayıs 2015 tarihinde Mersin’de Kamu Diplomasisi Bölge Müdürü bilirkişi Faruk Özer; “zemin kotunun bir metre altında suyu durduramayan bir şirket hiç bir şey inşa edemez.Nükleer santralin yanında ki bir kişi olmakla birlikte memleketimin milli çıkarları için bu şirket tarafından yapılmasını hatalı görüyorum. Bu iptal edilmeli.” Nükleer santral taraftarı olan bir adam bile istifa etti. Çünkü o zaman bile yaptıkları binalara su sızdı“ dedi.</p>
<p>Deprem riski gerçekliğine dikkat çeken Atala; “Şimdi daha sonra Çukurova Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği bölümünden Profesör Doktor Hasan Çetin’in 2001 yılında TÜBİTAK Kongresi’ne sunduğu bir rapor var. Hasan Çetin diyor ki ; “Kuzey Anadolu Ecemiş Fay Hattı. Bölgede ilki 38 bin yıl önce, ikincisi 18 bin, üçüncüsü 17 bin yıl önce üç büyük deprem olmuş. Tekrarlanabilirliği on bin yılda bir olan bölgede son 17 bin yılda deprem olmamıştır. Burada büyük bir enerji birikimi vardır. Her an büyük bir deprem olabilir.” Biz bu raporlarla keşifte yırtındık. Burada bir nükleer santral bulunması soykırım, cinayette değil soykırım bütün Akdeniz havzasını öldürür” diye konuştu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/29/mersinde-akkuyu-neden-kapatilmali-paneli/">Mersin&#8217;de Akkuyu Neden Kapatılmalı Paneli&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
