<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Esra Atalay, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/esra-atalay/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/esra-atalay/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Jan 2020 19:16:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Esra Atalay, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/esra-atalay/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>R Ladies: İstanbul&#8217;un Kadınlar için ilk R Programlama Topluluğu</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/10/r-ladies-istanbulun-kadinlar-icin-ilk-r-programlama-toplulugu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Sep 2018 07:44:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[LGBTİ]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alwiser]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Publicis One - Datawise]]></category>
		<category><![CDATA[R-Ladies]]></category>
		<category><![CDATA[veri işleme]]></category>
		<category><![CDATA[Wixot]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=30276</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadınların programlama dünyasında daha çok yer alması, STEM (science, technology, engineering, math) kariyerlerinde ilerlemesi ve tüm dünyada yaygın olarak kullanılan R dünyasına adım atmaları için destekleyen, kâr amacı gütmeyen oluşum R-Ladies Istanbul’dan Hazel Kavılı, Betül Güzel ve Hande Bitrim ile röportaj gerçekleştirdik.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/10/r-ladies-istanbulun-kadinlar-icin-ilk-r-programlama-toplulugu/">R Ladies: İstanbul&#8217;un Kadınlar için ilk R Programlama Topluluğu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Sizi biraz tanıyabilir miyiz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İsmim Hazel Kavılı. Yıldız Teknik Üniversitesi İstatistik lisans ve yüksek lisans mezunuyum. Su anda Wixot </span><span style="font-weight: 400;">adlı</span><span style="font-weight: 400;"> mobil oyun firmasında Veri Analisti ve Ürün Yöneticisi olarak çalışıyorum.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben Betül Güzel. Yüksek lisansımı, 2011 yılında İstanbul Üniversitesi Pazarlama Yönetimi Bölümü’nde yaptım, lisans diplomamı ise 2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümü’nden aldım. Şu an Alwiser Dijital Dönüşüm Yönetimi Danışmanlığı ﬁrmasında kıdemli danışman ve eğitim koordinatörü olarak çalışmaktayım.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ben de Hande Bitrim. 2013 yılında Yıldız Teknik Üniversitesi İstatistik bölümünden mezun oldum. 2013 yılından bu yana medya sektöründe tüketici araştırmaları ve medya verilerinin analizi üzerine çalışmaktayım. 5 yılımı doldurduğum Publicis One &#8211; Datawise bünyesinde Supervisor- Veri Analisti olarak görevime devam ediyorum.</span></p>
<p><b>R nedir? </b><b>R-Ladies</b><b>, kimdir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">R tüm dünyada çok yaygın olarak kullanılan bir veri analizi ve görselleştirme programıdır.  İstatistikçilerden sosyal bilimcilere, ekologlardan gazetecilere kadar uzanan çok geniş bir toplulukla her geçen gün daha fazla işlevselleşen bir dil.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">(Daha ayrıntılı bilgi için </span><a href="https://rss.onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1740-9713.2018.01169.x"><span style="font-weight: 400;">şuraya</span></a><span style="font-weight: 400;"> bakabilirsiniz)</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">R-Ladies, isminde her ne kadar “ladies” kelimesi olsa da kadınların ve kendini kadın olarak tanımlayan, veri bilimi, istatistik, programlama gibi alanlarda daha fazla yer almak isteyen tüm bireylere destek olan, kesinlikle kâr amacı gütmeyen bir topluluk. Şu anda 119 tane lokal grup ve 27 binden fazla üyesiyle dünya çapında etkili bir organizasyon haline geldi. Özellikle R toplulukları içerisinde (her şehrin kendine özel bir R topluluğu ya da satRday gibi düzenlediği etkinlikler oluyor) kendisine çok özel bir yer edindi. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">R-Ladies İstanbul ise 2016 Eylül’de başladığı yolculuğuna. Her ay farklı konularda çalıştaylar, konuşmalar düzenleyerek katılımcılara destek oluyoruz. İlk etkinliğimizde 13 kişi vardı, şu anda her etkinliğimizde en az 30 kişiyi ağırlamaya çalışıyoruz.</span></p>
<p><b>R-Ladies’in etkinlik içeriklerinden biraz bahseder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">R-Ladies İstanbul şu anda dünyada en çok kullanılan istatistik programlama dillerinden biri olan R konusunda başlangıç seviyesinden ileri seviyeye kadar eğitimler veriyor. Sadece istatistik analizler değil, analiz sonuçlarını çeşitli web uygulamalarına dönüştürmekten, versiyon kontrol araçlarını aktif şekilde kullanabilmeye kadar destek veriyor. Bunun yanında her dönemde düzenlediğimiz, alanında uzman kişilerden kariyerlerine nasıl başladıklarından, nasıl eğitimler aldıklarına, islerinde kullandıkları araçları ve ilginç analiz sonuçlarını bizlerle paylaştıkları “Data Talks” adını verdiğimiz bir serimiz var. Bu da hem katılımcılara hem de bizlere farklı pencerelerden bakabilmeyi sağlıyor. Şimdiye kadar 19 etkinlik düzenledik, 15 Eylül 2018 Cumartesi günü 20. etkinliğimizle 3.sezona başlıyoruz.</span></p>
<p><b>Kadınların veri işlemeyi, ya da programlamayı öğrenmesi neden önemli?</b><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Çünkü bizler her alanda çeşitliliğe inanıyoruz. Kadınların da bu alanda aldıkları eğitimlerle fark yaratacaklarını biliyor hem kendilerini hem de çevrelerini çok daha pozitif şekilde yönlendirebileceklerini biliyoruz. Mühendislik, programlama gibi alanların, kadınların çalışamayacağı alanlar gibi olduğu algısını ortadan kaldırmak ve hem kendileri hem de gelecek nesiller için daha güzel çalışma ortamları yaratmak istiyoruz.</span></p>
<p><b>Kadın ve LGBTİ katılımcılara öncelik veriyorsunuz. Bu sizin için neden önemli? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Az önce de belirttiğimiz gibi biz her alanda eşitliği ve çeşitliliği savunuyoruz. İnsanların kimliklerinden ötürü bir isi yapamayacakları düşüncesine karşıyız ve elimizden </span><span style="font-weight: 400;">geldiğince şartları iyileştirmeye çalışıyoruz. Kadınların, kendilerini kadın olarak tanımlayanların, LGBTI bireylerin, bu alanlarda çalışmak isteyip de kimliklerinden ötürü önüne engel koyulanların en azından çalışma/eğitim hayatlarına bir katkımız olsun istiyoruz.</span></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-30277 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/2018-09-10_1035.png" alt="" width="384" height="408" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/2018-09-10_1035.png 468w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/09/2018-09-10_1035-320x340.png 320w" sizes="(max-width: 384px) 100vw, 384px" /></p>
<p><b>R-Ladies’in katılımcı profilinden biraz bahseder misiniz?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">R-Ladies Istanbul için konuşursak, yaşları 19-45 arasında değişen istatistik öğrencilerinden ekologlara, pazarlama departmanlarında çalışanlardan vergi davranışlarını araştıranlara, üniversite öğrencilerinden, bu alanlarda uzun süredir çalışanlara, danışmanlardan henüz yeni ise başlayanlara, is değiştirmeyi düşünenlere kadar geniş bir katılımcı yelpazesi söz konusu.</span></p>
<p><b>R-Ladies için multi-disipliner bir ortam diyebilir miyiz? Hangi alanlardan kişiler katılıyor? Bu niçin önemli? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Evet kesinlikle diyebiliriz. Ekip olarak dahi hepimiz farklı alanlarda çalışıyoruz ve tıpkı yukarıda bahsettiğimiz gibi çeşitliliği arttırıyor,farklı alanlardaki tecrübelerimizle etkinliklerimize yön veriyoruz. Katılımcıların farklı alanlarda olması da bizlere yardımcı oluyor, ve bir araya gelerek yaptığımız etkinlikler sayesinde ortak ilgi alanları olanlar birlikte çalışma arkadaşları bulabiliyor.</span></p>
<p><b>Farklı disiplinlerde eğitim almış kişilerin veri işleme, veri analizi ve kodlama öğrenmesi neden önemli?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu anda yapılan birçok çalışma veriye dayanıyor. Gün geçtikçe farklılaşan iş alanları ile programlama ve veri analizi bilgisi, farklı alanları da birleştirmeyi gerektiriyor. Bu yüzden hangi alanda çalışma yaparsa yapsın, kişiler bir noktada ellerini bu işlere bulaştırmaları gerekiyor <img src="https://s.w.org/images/core/emoji/17.0.2/72x72/1f642.png" alt="🙂" class="wp-smiley" style="height: 1em; max-height: 1em;" /> Bizler de herkesin ücretsiz ulaşabileceği, dünyanın her yerinden farklı alanlardan katkı verilen çok güçlü bir aracı </span><span style="font-weight: 400;">işlerinde</span><span style="font-weight: 400;"> nasıl kullanabileceklerini anlatıyoruz.</span></p>
<p><b>Size nasıl ulaşabilirler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Şu anda etkinliklerimizi </span><a href="http://meetup.com"><span style="font-weight: 400;">meetup.com</span></a><span style="font-weight: 400;"> (</span><a href="https://www.meetup.com/tr-TR/rladies-istanbul/"><span style="font-weight: 400;">https://www.meetup.com/tr-TR/rladies-istanbul/</span></a><span style="font-weight: 400;"> ) ve Twitter (</span><a href="https://twitter.com/RLadiesIstanbul"><span style="font-weight: 400;">https://twitter.com/RLadiesIstanbul</span></a><span style="font-weight: 400;">) üzerinden takip edebilirsiniz. Bizlere destek olmak veya merak ettiklerini sormak </span><span style="font-weight: 400;">isteyenler</span> <a href="mailto:hazel@rladies.org"><b>hazel@rladies.org</b></a><span style="font-weight: 400;"> veya </span><a href="mailto:istanbul@rladies.org"><b>istanbul@rladies.org</b></a><span style="font-weight: 400;"> adresinden ulaşabilirler.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/09/10/r-ladies-istanbulun-kadinlar-icin-ilk-r-programlama-toplulugu/">R Ladies: İstanbul&#8217;un Kadınlar için ilk R Programlama Topluluğu</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kolektif Olarak Kentin Akustik Çehresini Arşivlemek: Istanbul Soundscape Project</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/17/kolektif-olarak-kentin-akustik-cehresini-arsivlemek-istanbul-soundscape-project/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 17 Jul 2018 10:45:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[haydarpaşa'da bir gar]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[Istanbul Soundscape Project]]></category>
		<category><![CDATA[özcan ertek]]></category>
		<category><![CDATA[tarlabaşı'nda bir ev]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28810</guid>

					<description><![CDATA[<p>Daha önce “Tarlabaşı’nda Bir Ev”, “Haydarpaşa’da bir Gar” etkinlikleri ile İstanbul’un içinde bulunduğu kentsel dönüşüm sürecini şehrin seslere odaklanarak anlatmaya çalışan Istanbul Soundscape Project’ten Özcan Ertek ile röportaj gerçekleştirdik. Proje sesle ilgilenen herkesi şehrin farklı bölgelerinde ses kayıtları yaparak kentin akustik çehresini arşivlemeye davet ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/17/kolektif-olarak-kentin-akustik-cehresini-arsivlemek-istanbul-soundscape-project/">Kolektif Olarak Kentin Akustik Çehresini Arşivlemek: Istanbul Soundscape Project</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Projenizden biraz bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Istanbul Soundscape Project günlük kent yaşamına işitsel bir perspektiften yaklaşarak İstanbul’un akustik ekolojisi üzerine projeler geliştiren ve şehrin akustik mimarisini sahiplenen bir oluşum. İlk olarak İstanbul&#8217;un hali hazırda sahip olduğu ses manzarasını/ses ekolojisini/şehir akustiğini arşivlemeyi amaçlayan proje, benzer konularla ilgilenen STK ve derneklerle iş birliği yaparak İstanbul’un geleceğini etkileyecek kentleşme politikalarıyla alakalı farkındalık yaratma ve çözümler üretme konusunda önemli bir aktör olmayı hedefliyor. Proje mezun olduğum okul olan ITU MIAM ‘Sound Engineering and Sonic Arts’ bölümünde aldığım dersler ve karşılaştığım bazı kavramları pratiğe dökmeye karar vermemizle ortaya çıktı. İlk bağlam kentsel dönüşüm kapsamında mahalle kavramının değişmeye yüz tuttuğu, insanların evlerinden uzaklaştırılma tehlikesi yaşadığı Tarlabaşı bölgesinde yapıldı. ‘Tarlabaşı’nda Bir Ev’ kapsamında Tarlabaşı mahallesine giderek bölgenin akustik atmosferi hakkında bilgi vermeye çalıştık. Kentsel dönüşüm sürecinin hali hazırda devam ettiği bu alanda ‘ev’ kavramının değişimini kaydettiğimiz sesler vasıtasıyla anlatmayı denedik. Mahkeme kararına rağmen, 7/24 hummalı bir şekilde tadilat yaparak bölgeyi her saniye değiştiren, hatırı sayılır bir sayıda mahalle sakininin ‘ev’lerini taşımasına neden olan ‘gürültülü komşu’ karşısında -birbirlerine çamaşır ipleriyle sıkıca bağlanmış yapılarda iç içe yaşayan- Tarlabaşı halkının değişen ‘ev’ deneyimini konu eden beste ve enstelasyonlar yaptık.</p>
<p><strong>Bir şehrin akustik ekolojisi ne demek? Soundscape nedir?</strong></p>
<p>Akustik ekoloji, R. Murray Schafer tarafından şehirlerin akustik çehresine dikkat çekmek için ortaya atılan bir kavram. Schafer’in çalışma arkadaşı Truax soundscape ekolojisini “insan ve sonik ortamlar arasındaki sistematik ilişkilerin incelenmesi” olarak tanımlıyor. Oxford sözlüğü ise “belirli bir yerde duyulan ve bir bütün olarak kabul edilen sesler” diyor. Soundscape kentsel planlamada ve tasarımda, antropolojide ve iklim değişikliklerinin etkilerinin uzun vadede izlenmesinde önemli uygulamaları olan bir alan.</p>
<blockquote><p><em>“STK’lardan beklentimiz bizi kentsel planlama, tasarım, iklim değişikliği gibi farklı konularda yönlendirmeleri, yaptıkları projelerde bir medium olarak sesin nasıl katkı sağlayabileceğiyle alakalı düşünmemize imkan ve alan tanımaları.”</em></p></blockquote>
<p><strong>Şehrin seslerini kaydetmek, arşivlemek neden önemli? Yurtdışında bunun örneklerini görüyor muyuz?</strong></p>
<p>Bir bölgede, şehirde nasıl önemli ve korunması gereken mimari yapılar ve özellikler varsa, şehirlerin aynı şekilde farkına varılması gereken bir akustiği ve ekolojisi var. Bu yüzden Dünyada şehirler dahil ekosistemin bulunduğu ve bu ekosistemin çıkardığı sesin kayda alınabildiği her durum, akustik ekolojinin çalışma alanına giriyor. Kanada’da bir ormanda orası için zararlı olabilecek bir proje başlamadan önce ‘soundscape’ araştırmacıları ormandaki ekolojiyi arşivleyen kayıtlar yapıyorlar. 10 yıl sonra, tüm uyarılara rağmen iptal edilmeyen bu proje sonrası yapılan ikinci kayıtta, ormanda yaşayan canlıların birçoğunun öldüğü ya da ekosistemi terk ettiği anlaşılıyor. Bu akustik ekolojinin misyonu ile alakalı güzel bir örnek.</p>
<figure id="attachment_28812" aria-describedby="caption-attachment-28812" style="width: 600px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-28812" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-17_1314.png" alt="" width="600" height="412" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-17_1314.png 600w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-17_1314-320x220.png 320w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /><figcaption id="caption-attachment-28812" class="wp-caption-text">Fotoğraf: Özcan Ertek</figcaption></figure>
<p><strong>Kentlerde süren dönüşümü müzikle anlatmak nasıl mümkün? </strong></p>
<p>Soundscape, bir manzara tarafından üretilen tüm sonik enerji olarak tanımlanıyor. Soundscape müzik ise akustik ekolojinin bir parçası olarak çevremizde duyduğumuz seslerin bir müzik kompozisyonu olarak değerlendirilebileceğini manifeste eden bir müzik türü. Çevredeki tüm sessel enerjiyi müzisyenler olarak bestelerimizde kullanabiliyor, bu vasıtayla oranın hissiyatını ve duygusunu dinleyicilerin kulaklarına ulaştırabiliyoruz. Bunun yanında soundscape kayıtları ile bir ekosistemin çeşitliliğini de ve değişimini de ölçmek mümkün. Bunun örneklerini <a href="https://soundcloud.com/istanbulsoundscape" target="_blank" rel="noopener">soundcloud.com/istanbulsoundscape</a>  adresinden paylaşıyoruz.</p>
<p><strong>Projeniz için STK’lara ve kamuya açık çağrıda bulunuyorsunuz. Bu iş birliğinden beklentiniz nedir? </strong></p>
<p>Soundscape ekolojisi, parkların, koruma altındaki alanların çevresel kalitesinin değerlendirilmesinde, kentsel planlama ve tasarımda, antropolojide ve iklim değişikliklerinin etkilerinin uzun vadede izlenmesinde önemli uygulamaları olan bir konu. STK’lardan beklentimiz bizi bu konularda yönlendirmeleri, yaptıkları projelerde bir medium olarak sesin nasıl katkı sağlayabileceğiyle alakalı düşünmemize imkân ve alan tanımaları.</p>
<figure id="attachment_28811" aria-describedby="caption-attachment-28811" style="width: 620px" class="wp-caption alignnone"><img decoding="async" class="size-full wp-image-28811" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-17_1313.png" alt="" width="620" height="310" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-17_1313.png 620w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-17_1313-610x305.png 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2018-07-17_1313-320x160.png 320w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /><figcaption id="caption-attachment-28811" class="wp-caption-text">Fotoğraf: ISP, Tarlabaşı</figcaption></figure>
<p><strong>Sizi takip etmek isteyenler, projenize dahil olmak isteyenler size nasıl ulaşabilir?</strong></p>
<p>ISP kolektif bir proje. Profesyonel ya da amatör, bir bölgeden kayıt yollamak isteyen sesle, şehirle, mimariyle ve kent yaşamıyla ilgilenen herkes ISP çatısı altında işler üretebilir. <a href="mailto:istanbulsoundscape@gmail.com">istanbulsoundscape@gmail.com</a> adresine yollanan her materyali değerlendiriyoruz. Etkinliklerimizi de olabildiğince duyurmaya çalışıyoruz. 18 Temmuz Çarşamba akşamı Muaf Peyote Kadıköy’de gerçekleşecek ‘Yeraltı’ etkinliğine de herkesi bekliyoruz.</p>
<p><strong>Detaylı bilgi ve etkinlikler için ISP Facebook sayfasını takip edebilirsiniz: <a href="https://www.facebook.com/istanbulsoundscape/">https://www.facebook.com/istanbulsoundscape/</a> </strong></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/17/kolektif-olarak-kentin-akustik-cehresini-arsivlemek-istanbul-soundscape-project/">Kolektif Olarak Kentin Akustik Çehresini Arşivlemek: Istanbul Soundscape Project</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mevsimlik Tarım İşçilerinin Günlük Ücretleri Arttı Demek Yeterli Mi?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/20/mevsimlik-tarim-iscilerinin-gunluk-ucretleri-artti-demek-yeterli-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Mar 2018 10:54:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Meslek Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Adana]]></category>
		<category><![CDATA[Ardahan]]></category>
		<category><![CDATA[Hatay]]></category>
		<category><![CDATA[Kahramanmaraş]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimlik işçiler]]></category>
		<category><![CDATA[mevsimlik tarım işçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=25320</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye İstatistik Kurumu’nun  (TÜİK) “Tarımsal İşletme İşgücü Ücret Yapısı, 2017” raporun açıklandı. Rapora göre Türkiye’de mevsimlik tarım işçilerinin ortalama günlük ücretleri %12,7 arttı.  Mevsimlik kadın işçilerin günlük ücretleri %14 artarak 60 TL erkek işçilerin ücretleri ise %12 artarak 73 TL oldu. Kalkınma Atölyesi’nden Ertan Karabıyık ile görüştük ve TÜİK’in raporunu değerlendirdik. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/20/mevsimlik-tarim-iscilerinin-gunluk-ucretleri-artti-demek-yeterli-mi/">Mevsimlik Tarım İşçilerinin Günlük Ücretleri Arttı Demek Yeterli Mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu ücretler TÜİK tarafından nasıl hesaplanıyor? </strong></p>
<p>Bu hesaplamalar TÜİK tarafından geliştirilen ve detaylı açıklamaları web sitelerinde yer alan bir çerçeveye göre hesaplanmaktadır. Bunun için geliştirilen Tarımsal İşletmelerde (Hanehalkı) Ücret Yapısı Anketi kullanılmaktadır. Web sitesinden anladığımız kadarıyla bu anket için, 2006 Tarımsal İşletme (Çiftlik) Yapı Araştırması kapsamında yer alan tüm işletmelerden, 2006 üretim yılında en az 5 mevsimlik veya en az bir sürekli tarım işçisi çalıştırdığını beyan eden tüm işletmeler, her köyde en az 8 işletme olacak şekilde gruplanmış ve bu kriteri sağlayan köy statüsündeki yerleşim yerlerindeki işletme sayıları tespit edilmiştir. Önceki yıllarda kapsama alınan iller için de tahmin verebilmek amacıyla en küçük örnek hacmine sahip ilin örnek sayısı dikkate alınarak kapsama alınacak iller belirlenmiştir. İşin en yoğun olduğu dönemde en az beş mevsimlik ya da bir sürekli tarım işçisi çalıştıran tarım işletmeleri anket birimi olarak kapsanmıştır. Veriler doğrudan tarım işletmelerinden alınmaktadır. Yüz yüze görüşme yöntemiyle veriler derlenmektedir.</p>
<p>Nasıl hesaplanmasına dair net bir fikrimiz yok. Bu konuda uzman bir kuruluş da değiliz. Çünkü bunun ne Türkiye’de ne de dünyada bir standardı olmadığını sanıyoruz. Bu konuda model geliştirmeye dair çalışmalar yapılmamış durumda. Tarımda ürüne, coğrafyaya, zamana, talebe göre çok farklı işçilik biçimleri söz konusu. Özellikle günlük yevmiye, alan ve miktara bağlı ücretlendirme, yarıcılık, ortakçılık gibi çok çeşitli ücretlendirme tipleri söz konusudur. Bir de yasal olarak 50 ve daha az işçi istihdam eden tarımsal işletmeler iş kanunu kapsamında değildir. 51 ve üstü işçi çalıştıranların da iş kanununu uyguladıkları pek görülmemiştir. Kurumsal olan birkaç işletme dışında.</p>
<blockquote><p><strong>Aslında tarım işçisinin gelir vergisi, sağlık giderleri gibi konular hiç gündeme gelmemektedir. Bu nedenle tarım işçileri eğer kendileri primlerini ödemediği taktirde emekli hakları hiç olmamaktadır.</strong></p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Peki, nasıl hesaplanmalı? Bu hesaplamalarda neler göz ardı ediliyor?</strong></p>
<p>Aylık ücretlerin nasıl hesapladıklarını çok net bilmiyoruz. TÜİK tarafından hesaplanan bu işçilik ücretlerin işçiye veya tarımsal çalışmalara da pek olumlu veya olumsuz bir katkısı bulunmamakta. Yalnızca istatistiki olarak derlenmektedir. Çünkü açıklanan rakamlar çok genel ve hemen hemen her türlü tarım işçiliğini kapsıyor ve ücret ortalamasını veriyor. Budama, sulama, çapalama, ilaçlama, ot alma, hasat gibi farklı zamanlarda farklı ücretlendirme tiplerine ve ücret düzeyleri içeriğine sahip tarımsal üretime odaklanmıyor. Yani kimlere, kaç kişiye, nasıl bir ücretlendirme olduğu bilinmiyor. İşçilikler de sürekli, mahalli, gezici, yabancı göçmen işçiler olarak da ayrılmaktadır. Gezici ve göçmenler genellikle hasat süreçlerinde daha aktif bulunuyorlar. Bazı ürünlerde birim alan üzerinden ücretlendirme yapılır. Örneğin bir dekar şekerpancarı arazisinde ot çapası veya haşhaşın hasadının birim alan ücreti. Pamukta, soğanda olduğu gibi bir kg pamuğun toplanması veya bir çuval soğanın hasadının birim ücreti olduğu gibi. Burada kimin, kaç saat çalıştığı veya kaç kişi çalıştığı önemli değildir. Esas olan toplam iştir ve toplam ücrettir.</p>
<p>Göz ardı edilen konu hangi işçilikte hangi ücret tiplerinde, kaç saat çalışma karşılığı bu ücretlerin verildiği bilinmemektedir. Bir de aylık ücret hesaplanırken 30 gün mü, yoksa 26 gün mü dikkate alınmakta, bu da bilinmemektedir. Bir de işçiye verilen net ücretler üzerinden hesap yapılmaktadır. Aslında işçinin gelir vergisi, sağlık giderleri gibi konular hiç gündeme gelmemektedir. Bu nedenle tarım işçileri eğer kendileri primlerini ödemediği taktirde emekli hakları hiç olmamaktadır.</p>
<p style="text-align: left; padding-left: 30px;"><strong>TÜİK’in raporunda iş türlerine göre de bir ayrım yok.</strong></p>
<p><strong>Bu artış mevsimlik tarım işçilerinin hayat standardına etki ediyor mu?</strong></p>
<p>Şimdi esas orada şöyle bir sorun var. Mevsimlik tarım işçisi tanımıyla ilgili bir sorunumuz var. Türkiye’de mevsimlik tarım işçileri temel olarak ikiye ayrılıyor. Bunlardan biri tam zamanlı, yani sürekli çalışan, aylık maaşlı. Bunlar genellikle bir çiftlikte yani her ay maaş alanlar şeklinde. Biz onlara daimi işçi diyoruz. Diğerleri ise mevsimlik işçi. Bu tarım işçileri de ikiye ayrılıyor. Bunlardan bir grubu sabah işe gidiyor, akşam evine dönüyor. Diğerleri ise gezici… Evinden çıkıyor iş bulduğu yerleri dolaşıyor. Bu ayrım TÜİK’İn bu araştırmasında yok. Bu ayrım olmadığı için bizim orada gördüğümüz şey şu: TÜİK’in raporunda iş türlerine, ürünlere ve il değil coğrafyaya göre de bir ayrım yok. Örneğin zeytin hasadında çalışanlar, elma budamasında çalışanlar, kimyasal ilaç atanlar, gübre atanlar, sulama yapanlar, hasat edenler… yani işlere göre de bir ayrım yok. O yüzden bu ücretler genelin ortalaması niteliğinde. Bu bir. Yani herkesten aldığı ücreti daha önce bahsettiğim bir örneklem hacmiyle Türkiye’nin değişik illerinden belirledikleri işletmelerden ve işletme sahibinden aldıkları bilgilerle bu ücretleri belirliyorlar. Bu yüzden bu ücretler, esas bizi çok ilgilendiren mevsimlik gezici tarım işçileri ile çok ilişkili değil.</p>
<p>İkincisi, birçok ücret tipi var. Bu ücret tiplerinden bir kısmı günlük yevmiye olduğu kadar, bir kısmı topladığınız miktar kadar ücret alıyorsunuz. Örneğin pamuk… Örneğin haşhaşta topladığınız alan kadar ücret alıyorsunuz. Örneğin soğanda topladığınız çuval kadar ücret alıyorsunuz. O yüzden bunlar hesaplanırken ne saat, ne ücret tipi, ne çalışan sayısı, hiçbiri hesaplanmıyor. Şimdi böyle bir muğlaklık var. Tarımdaki ücret hesaplanması için benim söylediğim bu çerçeveye uyan bir ücret hesaplama sistemi de yok.</p>
<p><strong>Tarlada 6 yaşındaki çocuk çuval taşıyor, kova taşıyor, kardeşlerine bakıyor. Kadın çalışıyor, yaşlı çalışıyor, herkes çalışıyor. Bunlar genellikle alan veya miktar üzerinden yapılan ücretlendirme tipinde çalışıyor.</strong></p>
<p>Genelde yevmiye dışındaki bütün çalışmalarda ailenin çalışabilecek bütün fertleri çalışma sürecine katılır. Sabahın çok erken saatinde çalışmaya başlıyorlar akşam çok geç saatte işten dönüyorlar. Örneğin zaman zaman günde 12 saat veya 14 saat çalışıyorlar. Bu tür ücret tiplerinde çocuklar 6 yaşından itibaren çalışmaya başlıyorlar… Orada esas olan şey kişinin bir günde kazandığı değil ailenin bir günde kazandığıdır. Şöyle diyelim, kuru soğan hasadında aile günde 100 çuval hasat ettiği zaman 450 lira kazanır. Ama orda kaç kişi çalışıyor bilmiyoruz. Örneğin 6 yaşındaki çocuk çuval taşıyor, kova taşıyor, kardeşlerine bakıyor. Kadın çalışıyor, yaşlı çalışıyor, ailede hemen hemen herkes çalışıyor. Bir de en son yarıcılık ve ortakçılık var. Üretim girdilerini nasıl paylaşacaklarına dair aralarında sözlü bir anlaşma yaparlar ve genellikle ürünün yarısını, üçtebirini alırlar. Bu yüzden TÜİK’in ücret hesaplamasında bu tür ücret tiplerinin hangi düzeyde neyi dikkate alındığına dair biz derinlemesine bilgi sahibi değiliz.</p>
<p>Pratik olarak açıklanan ortalama ücretler bir işe yaramıyor. Ücretler arttı veya artmadının ötesine geçmiyor… Çukurova’da narenciye hasadı geçen sene kaç liraydı, bu sene kaç lira. Biz bu durma bakıyoruz. Kayısı hasadına bakıyoruz… Antep fıstığına, pamuk toplama ücretine bakıyoruz.. O yüzden TÜİK’in düzenli olarak yayınladığı bu veriler pratik olarak pek işe yaramıyor. Çünkü ücret belirleme sistemleri bile Türkiye’de yöreden yöreye farklılık gösteriyor. Orada detaylarını bilmiyoruz özellikle mevsimlik gezici işçilerin aylık ücretlerini hesaplanırken. Günlük ücreti 30’la mı çarpıyorlar, yoksa iş kanununda yer alan günde 8 saat, haftada 45 saat çalışma saati hesabı üzerinden mi yapıyorlar, bilmiyoruz.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Medyanın bütün işi TÜİK’İn yayınladığı bültenleri adeta hiç sorgulamadan bir basın bültenini gibi yayınlamak.</strong></p>
<p><strong>Aslında maaş artışı olduğu haberi mevsimlik gezici işçilerin hayat standardını artırıyor gibi bir sonuca varamıyoruz.</strong></p>
<p>Varamıyoruz. Bu bizim söylediğimiz şeyi kimse sorgulamıyor. Medyanın bütün işi TÜİK’İn bültenlerini hiç sorgulamadan adeta bir resmi basın bültenini gibi yayınlamak. Geçen senenin verileriyle de karşılaştırdığı için artışa odaklanıyorlar… Ama bu ücret nedir, nasıl hesaplanıyor, kimleri kapsıyor, ücret alan farklı kesimler kimlerdir gibi farklılıkları hiç düşünmüyorlar. Akademisyenler de öyle. Türkiye’de tarımda ücret kapsamında çalışan bir akademisyen bile yok, biliyor musunuz? Biz ilk kez tarımda ücret tipleri ve çocuk işçiliği arasındaki ilişkiyi ortaya koyan 6 ilde yaptığımız bir araştırma var. Çok detaylı bir araştırma değil, daha ileri analizlerin de yapılması lazım. Yakında bulguları yayınlayacağız. Tarımda ücret tipleri ve bu işlerin insan haklarına uygun olup olmadığı hakkında insani boyutuyla ilgili hiç kimse ilgilenmiyor ve çalışmıyor.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Eşit işe eşit ücret mekanizması tarımda işlemiyor.</strong></p>
<p><strong>Tarımsal işletmelerde çalışan mevsimlik tarım işçilerinin günlük ücretleri arasında cinsiyete dayalı ayırım devam ediyor. Kadın emeğinin yoğun olduğu bu sektörde kadınların günlük ücretleri erkeklerden düşük. Bu ne tür sorunlara yol açıyor? Bu fark adil bir gerekçeye dayanıyor mu? Kadın ve erkekler tarımda birbirinden çok farklı işler yapıyorlar mı?</strong></p>
<p>Böyle bir rapordan bunu çıkarmak mümkün değil, o ürüne bakmanız lazım. Örneğin fındık hasadında kadın erkek işçi ücretinde ayrım yok. Bunu Çukurova’da narenciyede de görmüyoruz. Özellikle hasatta göremiyoruz. Ama zeytinde görüyoruz. Kadınların zeytin toplama yevmiyesiyle erkeklerin zeytin hasadı yevmiyesi farklı, toplama yevmiyesinden bahsetmiyorum, bu farklı. Bu bir parça kabul edilebilir bir şey. Biri makine kullanıyor. Örneğin Ege’de çapa da kadın erkek yevmiyesi farklı görünüyor. Onu da işveren verimlilikle ilişkilendiriyor. Bir dekar araziyi bir erkek kaç saatte çapalar bir erkek kaç saatte çapalar üzerinden kurguluyor. Ve orada öyle bir denge tutturuyor. Eşit işe eşit ücret mekanizması tarımda işlemiyor. Çünkü iş eşit değil o yüzden ücret de eşit değil. Ama biraz önce söylediğim gibi bunların hepsine ürün ürün bakmak ve bunların adil olup olmadığına öyle değerlendirme gerek. Kimse bu konuda araştırma yapmadığı, çalışmadığı için benim söyleyeceğim herhangi bir yargı çok doğru olmayabilir.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Coğrafya, ürün ve nitelik ücretleri belirliyor.</strong></p>
<p><strong>Rapora göre diğer illerle karşılaştırıldığında kadın mevsimlik tarım işçileri en çok Ordu’da (79 TL) erkek işçiler ise Ardahan’da (104 TL) kazanıyor gibi görünüyor. Bu fark ne anlama geliyor? Bu illerde yapılan tarımsal faaliyetler neler ve bu faaliyetler ücretleri nasıl belirliyor?</strong></p>
<p>Ardahan’da erkekler genellikle ot biçiyorlar. Ot biçme genellikle Azeri işçiler tarafından yapılıyor. Onların günlük yevmiyesi Türkiye ortalamasına göre yüksek. En yüksek ücret çay hasadındadır. 2017 yılında çay hasadında günlük yevmiye net 125 liraydı. Onun üzerine işçinin ulaşımı, öğle yemeği ve diğer talepleri eklerseniz bu günlük ücret 150 TL’nin züerine de çıkıyor. Ardahan’da da ot biçme diğer ücretlere göre, kayısıya, narenciye hasadına göre daha pahalıdır. Oraya da Azeriler ve Gürcüler gider çoğunlukla, yerli insanlar da vardır. Ot biçmeye günlük yaklaşık 120 lira yevmiye gelir. Bunu Adana’daki biber toplama işiyle karşılaştırırsanız 2-2,5 kat fazla demektir. Adana’da 2017 yılında ortalama ücret ortalama günlük 50 liradır. Fındıkta günlük bahçe sahibi işçi yemeğini vermiyorsa günlük ücret 66 lira, veriyorsa 60 liradır. Bir de tabi budama daha çok uzmanlık gerektirdiği için ücreti hasada göre daha yüksektir. Günlük 200 lira budama yevmiyesi olan yerler var. Haliyle öyle ortalamasını alırsanız Ardahan’da tabi ot biçme çok belirleyici ve ot biçen insan sayısı diğer tarımsal işlerden fazla olduğu için ortalamayı onlar yükseltiyor. Halbuki coğrafya, ürün ve nitelik ücretleri belirliyor.</p>
<p style="padding-left: 30px;"><strong>Suriyeliler düşük ücretle çalışır</strong></p>
<p><strong>Hem erkek hem kadın mevsimlik tarım işçileri en az Hatay’da kazanıyor. Bunun nedenleri nelerdir? Suriyeli mülteciler bu meselenin neresinde?</strong></p>
<p>Muhtemelen Hatay’da Suriyeli mülteciler tarımsal üretimde işçi olarak çok hâkimler. Hatay’daki çalışan Suriyeli işçilerin toplam içindeki payını çok iyi bilmiyorum ama Adana Ovası’nda yaptığımız araştırmada Adana Ovası’nda çadırda yaşayanların yüzde 82’si Suriyeliydi. Hangi ürünlerde çalıştıklarını çok iyi bilmiyorum ama Hatay’da genellikle sebze üretimi, Antep fıstığı, zeytin işlerinde Suriyeliler düşük ücretle çalışır. Bu nedenle işçi ücretleri ortalamasını bu nedenle düşürüyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>Kalkınma Atölyesi’nin Tarımsal üretimde ücret tipleri ile çocuk işçiliği arasındaki ilişkiye baktıkları raporun 1-2 ay içerisinde yayınlanması öngörülüyor.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fotoğraf: <a href="https://pixabay.com/tr/i%C5%9F%C3%A7iler-t%C3%BCrk-i%C5%9F-tar%C4%B1m-grup-627783/">https://pixabay.com/tr/i%C5%9F%C3%A7iler-t%C3%BCrk-i%C5%9F-tar%C4%B1m-grup-627783/</a></p>
<p>Derlenen haberler:</p>
<ol>
<li><a href="https://www.ozgidais.org.tr/haber/877/tarim-iscisinin-gunluk-ucreti-artti#.Wqtq_rMNpbM.facebook">https://www.ozgidais.org.tr/haber/877/tarim-iscisinin-gunluk-ucreti-artti#.Wqtq_rMNpbM.facebook</a></li>
<li><a href="http://www.hatayhaber.com/hatay-gundemi/turkiyede-en-dusuk-mevsimlik-tarim-isciligi-ucreti-hatayda/1722">http://www.hatayhaber.com/hatay-gundemi/turkiyede-en-dusuk-mevsimlik-tarim-isciligi-ucreti-hatayda/1722</a></li>
<li><a href="http://marasposta.com/tr-TR/haberler/11617/kadin-mevsimlik-iscinin-ucreti-54-tl">http://marasposta.com/tr-TR/haberler/11617/kadin-mevsimlik-iscinin-ucreti-54-tl</a></li>
<li><a href="http://www.maraspusula.com/kahramanmaras/kahramanmarasta-kadin-mevsimlik-iscilerin-ortalama-gunluk-ucreti-h37827.html">http://www.maraspusula.com/kahramanmaras/kahramanmarasta-kadin-mevsimlik-iscilerin-ortalama-gunluk-ucreti-h37827.html</a></li>
<li><a href="https://ekmekvegul.net/gundem/uzun-guvencesiz-insafsizca-tarim-iscisi-kadinlarin-hali-budur">https://ekmekvegul.net/gundem/uzun-guvencesiz-insafsizca-tarim-iscisi-kadinlarin-hali-budur</a></li>
<li><a href="http://www.konyayenigun.com/guncel/tarim-iscilerine-odenenucretler-yuzde-122-artti-h174835.html">http://www.konyayenigun.com/guncel/tarim-iscilerine-odenenucretler-yuzde-122-artti-h174835.html</a></li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/03/20/mevsimlik-tarim-iscilerinin-gunluk-ucretleri-artti-demek-yeterli-mi/">Mevsimlik Tarım İşçilerinin Günlük Ücretleri Arttı Demek Yeterli Mi?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüm Babalar İyi Midir? Sorsan Hepsi İyidir Ve Kendine İyi Der</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/27/tum-babalar-iyi-midir-sorsan-hepsi-iyidir-kendine-iyi-der/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Feb 2018 08:45:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[AÇEV]]></category>
		<category><![CDATA[BADEP]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Babalar Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24768</guid>

					<description><![CDATA[<p>İyi Babalar Platformu, kurucularının Ali Bayrı, Çetin Kılıç ve Burçin Özkan'ın olduğu AÇEV'in Baba Destek Programı eğitimlerini alan babalardan oluşan, tüm babalara açık olan, hiyerarşinin olmadığı, henüz tüzel bir kimliği olmayan 1 yıllık bir oluşum.<br />
Platform Bilgi Üniversitesi Sosyal Kuluçka Merkezi'nde kendisini geliştirmekte.<br />
Platformun kurucularından, aynı zamanda öğretmen olan Burçin Özkan ile platformdan, babalıktan, babasından ve kendi babalık deneyimlerinden konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/27/tum-babalar-iyi-midir-sorsan-hepsi-iyidir-kendine-iyi-der/">Tüm Babalar İyi Midir? Sorsan Hepsi İyidir Ve Kendine İyi Der</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>Biz artık kabuk da değiştiriyoruz. Eskiye göre babalar üzerinde daha az baskı var. Bir de babalara alternatif sunduğunuz zaman baba bunu biliyor görüyor.</p>
<p><strong> </strong></p></blockquote>
<p><a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/26/biz-burada-babalik-savunuculugu-yapmaya-calisiyoruz/">Birinci kısmını</a> yayınladığımız röportajımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sloganınız çok iddialı. Gerçekten bütün babalar iyi midir?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aslında onunla ilgili çok tartıştık. Biraz da evrimleşti o bizim şeyimiz. İlk sloganımız &#8220;bütün babalar iyidir, ellerinden gelenin en iyisini yaparlardı&#8221; çok uzundu sonra tartıştık tabi, her gittiğimiz yerde geri bildirim aldık. Bütün babalar iyi midir? Evet iyi olmayan baba vardır ama biz olayın iyi tarafından bakıyoruz. İyi biraz felsefi de bir kelime. Daha sıcak güven verici bir kelime. Ama çocuğuna şiddet uygulayan bir baba da bir kuralı öğretirken, ya da bir ilişkiyi başlatırken fiziksel değil sözel şiddet de olabilir, kaşını kaldırması falan. Sorduğumuz zaman neden bunu yapıyorsunuz diye &#8220;çocuğumun iyiliği için&#8221; der. Bunun yanlış olduğunu bilmemiştir görmemiştir, babalığı babasından öğrenmiştir bu baba yani. Ben de babalığı babamdan öğrendim. Baba olduktan sonra aldığım eğitimler belki çocuğumla ilgili ilişkinin boyutunu değiştirdi. Tüm babalar iyi midir? Sorsan hepsi iyidir, kendine iyi der. Ama toplumda okuduğumuz haberlere bakıyoruz kendi çocuğuna yapmıyor ama başka bir çocuğa ihmal ve istismarda bulunuyor. Bütün babalar iyi midir? Bizim bakış açımızda iyi kelimesini doldurmak için söylemiş olduğumuz bir şeydir ama biz de iyi değilizdir. Bizim de kötü olduğumuz anlar vardır. Öfkemize yenik düştüğümüz anlar vardır. Anne de iyi olmayabilir, çocuk da&#8230; Ama bu açıdan baktığımızda biz iyi kelimesini doldurmak istediğimiz için bence biraz daha geribildirimler işe yarıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aslında şunu da düşündük &#8220;iyi baba iyi çocuk&#8221;. Evet iyi babanın iyi çocuğu vardır. Bütün ebeveynlerin hayali çocuklarına daha iyi bir dünya bırakmak. Halbuki bunun için mücadele edeceğinize daha iyi bir çocuk bırakmak için mücadele edin zaten iyi çocuklar daha güzel bir dünyayı kendileri kuracaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İlgili baba olmanın getirdiği herhangi bir ağırlık, zorluk oluyor mu? Mesela veli toplantısı dediniz, bir veli toplantısına giden baba olmak nasıl bir deneyim oluyor? Böyle örnekleriniz var mı?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yıllar önce öğretmenliğimde yaşadığım bir şey var. Genelde sınıf annesi olur okullarda, benimkinde sınıf babası vardı. O dönemde sınıf öğretmeniydim ben bir sınıf temsilcisi seçmeliydik, annelerden kimse gönüllü olmadı babanın bir tanesi gönüllü oldu. Bütün sınıf temsilcisi işlerini bizde sınıf babası yapmıştı. Hatta o diğerlerine de örnek olmuştu. Ondan sonra veli toplantısına daha çok baba katılmaya başladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“Yapılabiliyor”muşu görüyorlar değil mi?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tabi. Ama bu baba üzerinde olumsuz etki yaratıyor mu yaratıyor&#8230; Bizim programlarımıza gelirken hani arkadaş çevresinde kahvede söylemeye utandığını söyleyen babalar da vardı. Ama biz artık kabuk da değiştiriyoruz. Eskiye göre babalar üzerinde daha az baskı var. Bir de babalara alternatif sunduğunuz zaman baba bunu biliyor görüyor. Ben evliliğimde kendimden örnek veriyim. Arkadaş çevremin eşleri bana dua ederlerdi Burçin Bey sayenizde falanca da bulaşık yıkamaya başladı, ama eşleri de eşime beni şikâyet ederdi Burçin yüzünden evde iş yapmak zorunda kalıyoruz diye. Bu değişimler oluyor ve olmak zorunda. Çocuk için olmak zorunda. Biz olayın en çok ihmal edilen kesimlerinden bahsediyoruz önce çocuklar sonra kadınlar. Bu onların ilişkisel boyutunu da artırıyor. Çocuğuna şiddet uygulayan bir kişi annesine de uyguluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Babalara yaptıkları bu işler için özgüven duymayı nasıl sağlayabiliriz? “Bulaşık yıkıyorum yani nesi garip bunun?” diyecek noktaya nasıl getirebiliriz babaları?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu gerçekten çok zor. Zor derken baba erkek olarak yaşamı paylaşırken baba kadının sadece salataya limon sıkan baba da eşine yardımcı olduğunu düşünüyor ama biz bunun yardım değil hayatı paylaşmak olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. &#8220;ben eşime çok yardımcı bir babayım&#8221; bu doğru bir mantık değil bu çok eksik bir mantık çünkü bu sefer bunu bir lütuf olarak görüyor baba. Halbuki hayatı paylaşması lazım. Onun sorumluluğu olduğunu bilmesi lazım. Çocuk yetiştirirken çocuk bakımında araştırmaya göre babaların yarısı çocuğunun altını hiç değiştirmemiş neden? çünkü anneleri sorumlu görmüş babalar. Halbuki hayatı paylaşmayı bilseydi&#8230; Babalığımın 18. yılını kutladığım bir zamandı ve benim hayatımın en keyifli dönemlerini çocuğumla geçirdiğim vakitlerdi. Hayatı beraber paylaştık, beraber oynadık, o sevgiyi beraber paylaştık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dolayısıyla evde bir iş bölümü yaparken baba bunu eşine karşı bir lütuf olarak görürse tabii ki kahveye gittiği zaman baba eğitimine katılıyorum demekten utanacaktır, belki alay konusu olacaktır. Erkeğin yaptığı iş mutfak deyince salata yapmaktır, bir de etten sorumludur. O ona görev bilinmiş, onu yapması erkek için ayıp değil. Ama temizlik bezi alıp cam silse ne olacak utanacak ama bunu da yapabilmeli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Anne ağırlıklı mekanlarda kendini tek erkek olarak bulan bir babaya o özgüveni nasıl vermeli? “Aa babası da gelmiş annesi nerde bu çocuğun?” demeden baba katılımı için baba savunuculuğu bunun için ne yapabilir?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gerçekten bu çok zor. Aslında davranış değişikliği çok zor. Bakış açısı bir çırpıda değişecek şeyler değil. O kendi süzgecinden geçirecek&#8230;ama o fırsatın yaratılabilmesi lazım. Babalar sorun olduğu zaman okula geliyor veya çok ciddi bir sorun olduğu zaman çocuklara temas ediyorlar. Bugün 100 babanın 79&#8217;unun çocuklarıyla televizyon izlemeyi bir etkinlik olarak gören bir baba kitlesinden bahsediyoruz. Haliyle onların babalık mantığını değiştirmek çok zor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Diğer babaların size gelip ben şu konuda zorlanıyorum sen nasıl aştın bu meseleyi diye sorduğu en popüler konu ne? </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>100 kişiye sorduk 5 popüler yanıt aldık&#8230; aslında hep aynı şeyle karşılaşmıyoruz. Herkes ailesiyle farklı sorunları yaşıyor. Ama en sıklıkla yaşadığımız şey, çocuklarına sınır çizemeyen babaların sorunları var. Kurallara uymama, hocam saat 10&#8217;da yatıramıyoruz, ödevlerini yaptırmakta zorluk çekiyoruz, çok dağınık bir türlü odasını düzelttiremiyoruz. Biz psikolojik danışman değiliz ve böyle bir hizmet vermiyoruz sadece kendi babalığımızdan hareketle bir takım örnekler veriyoruz ve şunu diyoruz: sınırları çizilen çocuk güvenle büyür. Kuralları koyarken o sınırları çizerken o ortamı yaşayan kişilerle beraber o kuralların çizilmesi gerektiğini söylüyoruz. Sınırları beraber çizip kuralları beraber uyguluyoruz okulda da.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biz babalığı babamızdan görüyoruz ama mesela benim babam çok korumacı bir babaydı. Ayakkabımı bağlayabilecek yaşta babam bağlardı. Bana iyilik yaptığını düşünüyordu ama iyilik yapmıyordu aslında. Kendi deneyimlemem gereken yaşıma uygun sorumlulukları vermiyordu bana. Aşırı korumacıydı ve ben ileride toplumda da bu konuda sıkıntılar yaşadım. Çok iyi niyetli bir insandı bana iyilik yaptığını düşünüyordu ama aslında bana kötülük yapıyordu. Babam benim yerime yapıyordu pek çok şeyi. Biz bunun iyi olduğunu düşünüyoruz ama iyi bir şey değil. Ya da babasından bunu görmüş tam tersini yapıyor baba. Baskıcı bir babanın çocuğun her dediğini yapması tavizkar olması gibi&#8230;hani bir görüntü vardır süper markette çikolata reyonuna gitmeye çalışan çocuk ve onu durdurmaya çalışan ebeveyni gibi. Sınırları çizilmeyen önceden kuralları koyulmayan çocuklar bu tip davranışlar sergiler genelde de bu tip sorular geliyor bize de tepki olarak alırsak çocukla yaşadığımız çatışmayı çözemez hale geliyoruz. o çatışmayı nasıl çözmeye çalıştığımız önemli.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Baba olarak en zorlandığınız konu, dönem ne oldu?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Somut bir örnek veremem ama ergenlikte bayağı zorlandım tabi. Çünkü o farklı bir dönem. Onu çok iyi yönetmek gerekir. O dönemde çocuğun davranışlarını anne baba üzerine alınmaması gerekir halbuki o kişiliğini bulmaya çalıştığı bir dönem.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sizin kendi baba olma hikayenizden en çok paylaştığınız hikâye nedir? En popüler konunuz nedir?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birincisi 18 yaşında bir kızım var benim ve onunla her konuyu konuşabiliyorum. Erkek arkadaşını benimle konuşabiliyor. Türkiye için çok tabu dediğimiz bir olay bu gerçekten. En önemli şeylerden biri ise çok özel bir anını benimle paylaşması çok önemli. İlk regl olmasını benimle paylaşmıştı o gün ve bana son derece güven vermişti. Ve karşımdaki kızımın küçücük de olsa onu bir birey olarak gördüğümü hissettirebildiğimi fark ettim. Onu çok sevdiğimi, karşılıklı ilişkimizin çok güçlü olduğunu hissettim. Türkiye&#8217;de kaç tane çocuğun babasıyla bunu paylaşabileceğini düşündüm ve kendimi çok çok şanslı hissettim. Benimle pek çok şeyi paylaşabilen bir çocuğumun ileride daha güçlü, daha özgüvenli, daha kendini ifade eden bir birey olacağını düşünüyorum. o yüzden ben bir süper kahramandan ziyade her sorunu çözen bir babadan ziyade çocuğumun kendi sorunlarını çözebilecek yetenekte olduğunu hissettirdi bana. O gün çok şanslıydım. Bana bunu anlatan bir çocuk en ufak bir ihmal ve istismarı da anlatabileceğini düşündüm. Kendini koruyacak birtakım yolları kendi kendine öğrenmeye başladığını hissettim. Babalığı bir tabu haline getirmemesi benim için çok yüceydi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>28 Şubat 2018 Günü İyi Babalar Platformu’nun İyi Babalar toplantısı 19:30’da gerçekleştirilecek. İrtibat için: </em><a href="http://iyibabalarplatformu.com/iletisim.php"><em>http://iyibabalarplatformu.com/iletisim.php</em></a><em> veya </em><a href="https://www.facebook.com/iyibabalarplatformu/"><em>https://www.facebook.com/iyibabalarplatformu/</em></a><em> ‘dan iletişime geçebilirsiniz.</em></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/27/tum-babalar-iyi-midir-sorsan-hepsi-iyidir-kendine-iyi-der/">Tüm Babalar İyi Midir? Sorsan Hepsi İyidir Ve Kendine İyi Der</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Biz Burada Babalık Savunuculuğu Yapmaya Çalışıyoruz</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/26/biz-burada-babalik-savunuculugu-yapmaya-calisiyoruz/</link>
					<comments>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/26/biz-burada-babalik-savunuculugu-yapmaya-calisiyoruz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 26 Feb 2018 09:07:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Toplumsal Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[AÇEV]]></category>
		<category><![CDATA[Baba Destek Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[BADEP]]></category>
		<category><![CDATA[Bergama İlgili Babalar Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Babalar Platformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24751</guid>

					<description><![CDATA[<p>İyi Babalar Platformu, kurucularının Ali Bayrı, Çetin Kılıç ve Burçin Özkan'ın olduğu AÇEV'in Baba Destek Programı eğitimlerini alan babalardan oluşan, tüm babalara açık olan, hiyerarşinin olmadığı, henüz tüzel bir kimliği olmayan 1 yıllık bir oluşum.<br />
Platform Bilgi Üniversitesi Sosyal Kuluçka Merkezi'nde kendisini geliştirmekte.<br />
Platformun kurucularından, aynı zamanda öğretmen olan Burçin Özkan ile platformdan, babalıktan, babasından ve kendi babalık deneyimlerinden konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/26/biz-burada-babalik-savunuculugu-yapmaya-calisiyoruz/">Biz Burada Babalık Savunuculuğu Yapmaya Çalışıyoruz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p><em>“Çok önemli bir paradoks içerisindeyiz: </em><em>Babalar hem çocukları çok seviyorlar ama diyorlar ki çocukların gelişiminden anneler sorumlu. </em></p>
<p><em>Biz ise gönüllü babalardan gelen babalık savunuculuğunu biraz daha görünür kılmaya çalışıyoruz. </em></p>
<p><em> </em><em>Babalık savunuculuğu yaparken anneleri de desteklemiş oluyoruz aslında. Onların güçlü olması eşleriyle mümkün olabilecek.”</em></p>
<p>&nbsp;</p></blockquote>
<p><strong>AÇEV Baba Destek Programı’na katılma hikayeniz nasıl? </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Biz okuldan üniversiteden mezun olurken aile danışmanlığıyla ilgili mezun olmadık. Biz sadece öğretim programlarını öğrenerek mezun olduk. Rize’de öğretmenken köyde gidiyordum çocukların yanına ama hep bir şeyler eksik…Ben o eksikliğimi biliyorum. Bir gün birinci sınıf öğrencilerimle bir anket yaptım ve tek bir soru sordum onlara. O beni çok etkiledi… Çocuklara şey demiştim o dönemde önlerine bir kâğıt verdim. Kâğıt da şu: <em>&#8220;ailenizden bir hediye isteseniz ne isterdiniz?”.</em> Akabinde veli toplantısı yapıp velilere de aynı anketi yapıp çocukları tanıyıp tanımadıklarını öğrenmekti amacım. Bu sefer çocuk gözüyle sordum soruyu. Veliler toplantıya geldiklerinde ilk defa önlerinde kâğıt kalem olduğunu gördüler. “<em>Çocuğunuz sizden bir hediye istese ne isterdi?”</em> diye onlara da sordum. Herkesin kağıdını eşleştirdim. Bir tane velinin gözleri doldu. Ben sonucunu pek bilemiyorum tabi. Deneyerek oluyor. Toplantı bitti, herkes gitti, bekliyor bu veli de… Kadın bekliyor. Dedim benimle konuşmak istediğiniz bir şey mi var? Evet dedi kağıdını gösterdi çocuğun. Çocuk şunu yazmıştı<strong>: “</strong><em>ailemden bir hediye istesem babamın benim bir kere yanağımdan sıkmasını isterdim</em>.” Bu benim hayatımı değiştiren hikayelerden birisidir. O çocuk şimdi uluslararası ilişkiler okuyor Bursa&#8217;da, öğrenci. Biliyorum yani. Sonrasında anneyle konuştuk biraz. Çok dramatik bir öykü tabi. Diğer çocuklar bisiklet istemiş, Barbie istemiş, Barbie çizme istemiş, işte bilgisayar isteyen&#8230; Çoğu bunları istemişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonra işte 2010&#8217;da AÇEV ile tanıştım ben. Sonra ben de aile eğitimleri vermeye başladım. Babalara aile eğitimleri vermeye başladım. AÇEV&#8217;de hem grup lideriyim hem saha danışmanıyım şimdi. Hala çalışıyorum. Önce 2010 yılında 15 günlük bir eğitici eğitimi seminerine gittik. Sonra biz her yerde aile eğitimlerine başladık bulduğumuz her yerde, her toplumda, dernekte, okulda&#8230; Yani bize imkân sağlanan her yerde 15-25 kişilik bir baba grubuyla akşamları her gün bir konu üzerinde çalıştık. Çocuğun sosyal gelişimini konuştuk, fiziksel gelişimini konuştuk, çocuğun cinsel gelişiminden, olumlu davranışları nasıl geliştirebiliriz, olumsuz davranışları nasıl giderebiliriz her hafta bir konu üzerine konuştuk. Bizim bir el kitabımız var onun üzerinden konuşuyoruz babalarla.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Platform fikri nereden çıktı?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu program 3 ay sonunda bitiyor. 7 yıllık hikâyenin sonunda biz şunu yaptık. Babalar bu program bittikten sonra bir gün bir yerde karşılaştığımızda &#8220;ya hocam keşke eğitim devam etseydi, bitmeseydi&#8221; diyorlar. Ama bunun ömür boyu sürecek bir eğitim olması mümkün değil tabi. Bunun hem maddi olarak hem zaman olarak olması mümkün değil. Bir babaya sürekli eğitim veremezsiniz. Ama biz şunu görüyorduk ki babalar bu eğitimlerden sonra müthiş değişimlere uğruyorlar özellikle çocuklarıyla olan ilişkilerinde. Bir kere babalar çocuklarıyla iletişim kuruyorlar, oyun oynuyorlar, çocuklarıyla vakit geçiriyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>En son yapılan babalık araştırmasında çok ilginç bir şey var Türkiye&#8217;de. <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/06/13/babalarin-yuzde-91ine-gore-cocuk-bakiminda-birincil-sorumlu-anne/">Türkiye&#8217;de babalar çocukları çok sevdiği için %92&#8217;si çocuk sahibi olmak istiyor ama, bu sefer babalara soruyorlar ki bu çocukların gelişiminden kim sorumlu bu babaların %91&#8217;i diyor ki anne sorumlu.</a><strong> Çok önemli bir paradoks içerisindeyiz.</strong> Babalar hem çocukları çok seviyorlar ama diyorlar ki çocukların gelişiminden anneler sorumlu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bizim bu eğitimden sonraki babalar çocuklarının gelişiminde daha aktif rol almaya başlıyor. Ben hayatta bulaşık yıkamam diyen bir babanın eşinin bana yaz tatilinde hocam eşim bulaşık makinasına bulaşıkları yerleştirip mutfakta makinayı boşalttı diyen annelerle de gördük biz tabi. Babalar çocuklarıyla vakit geçirirken diğer sosyal çevresi de değişiyor. Öfkesine hâkim olmayı biliyor. Çocuğunu döven babaya sorsanız neden dövüyorsunuz diye diyecek ki “ben çocuğumun iyiliği için yapıyorum”. Ona alternatif sunulmamış o zamana kadar. Yani fiziksel şiddetin, sözel şiddetin, duygusal şiddetin, cinsel, ekonomik şiddetin yanlış olduğu anlatılmamış babalara. Biz babalara bunları anlatıyoruz bu programda. Bunları deneyimliyoruz. Biraz da babalarla kendi babalığımızı konuşuyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Peki bu eğitim bir baba için bitti. Platform nasıl bir ihtiyaca cevap versin diye kuruldu?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biraz geniş açıyla bakarsak toplum babalara babalıkla ilgili hiçbir konuda destek vermiyor. Ne bir üniversite ne bir eğitim programı. Annelere de bir desteği yok. Ama annelerin destek alabilecekleri bir kesim var. Anneliği destekleyen bir annesi var. Çocuğunun ateşini düşürmeyi bilemeyen bir anne annesini arayıp bu ateşi nasıl düşürürüm diye soruyor, yemekle ilgili kafasına bir şey takıldığı zaman işte bunu nasıl yapabilirim diye soruyor. Baba bunu sormuyor çünkü baba sorumluluk sahibi olmamış bunca zaman. Çocuğun gelişiminde herhangi bir sorumluluk sahibi olmamış, sadece eşinin, ailesinin ekonomik ihtiyaçlarını gideren biri olmuş. Okulunda öğretmenlerin veli toplantısına katılmamış. Çocuğun altını değiştirmemiş. Çocuğuyla vakit geçirenlerin en güzel vakit geçirme yöntemi televizyon izlemek araştırma sonuçlarından çıkan. Çocuğuyla vakit geçirmemiş, oyun oynamamış bir babalıktan bahsediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biz ne yapıyoruz? İyi Babalar Platformu olarak amacımız babaların güzel deneyimlerini bir şekilde diğer babalarla paylaşmak. Mesela bu konuyla ilgili bir saha araştırması yaptık. Bu bizim eğitimlerimize katılan babalara platformu tanıtıcı birtakım sorular sorduk. Bir tane babanın hikayesi vardı çok ilginçti. “Hocam” dedi, “benim 10 yaşında bir kızım var, doktor diş yapısından dolayı ona damak takması gerektiği söylendi. Ama dedi taktıramadım ne yaptıysam. Ödül aldım, ceza verdim hani ben de ağzıma damak yaptırdım beraber takalım diye. Keşke benzer bir sorunla karşılaşan bir baba olsaydı ve ben bu sorunu nasıl çözdüğünü bilebilseydim benim de kızıma bir faydam olurdu” dedi. Biz aslında biraz da bunu yapmaya çalışıyoruz. Deneyim paylaşımı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bu deneyim paylaşımı nasıl yapılıyor?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunu sosyal medya üzerinden yapmaya çalışıyoruz. Bir tane web sitemiz var. Çok aktif kullanamıyoruz. Yani biraz da bizden kaynaklı bir şey. O konuda da eksiğimiz var. Şu an Facebook var, Instagram var, Twitter var ama çok aktif kullanamıyoruz bunu. Babalar web sitemizde, Facebook&#8217;ta deneyimini paylaşıp “ben bu sorunla karşılaştım” ya da “ben bunu böyle çözdüm” ya da herkesin babalıkla ilgili hikayelerini paylaştıkları zaman biraz önceki o bahsettiğim damak hikayesiyle karşılaşan baba için bir şekilde bunu çözmesini öngörüyoruz biz. Ayrıca biraz kampanyalara da dahil oluyoruz. 14 Şubat sevgililer gününde sevgimde şiddete yer yok kampanyasına katıldık. Biz de ortak hareket ettiğimiz bir kampanyaydı. Geçen sene Üsküdar’daki ilçe eğitim müdürlüğünde görevli tüm öğretmenlere biz bir seminer verdik platform olarak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>AÇEV ile organik bir bağınız devam ediyor mu?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evet biz hem AÇEV gönüllüsüyüz hem de platformun kurucularındanı. Biz iyi babalar platformu olarak AÇEV&#8217;den bağımsız özerk bir şekilde gidiyoruz. Bizim politikamıza onlar yön vermiyor. Bizim web sitemizde yayınlamış olduğumuz bir manifesto var. Daha çok eğitim faaliyetlerinden ziyade Türkiye’de babalıkla ilgili farkındalık yaratmaya çalışıyoruz. 1 yıllık bir platformuz. Daha yeni yeni emeklemeye çalışıyoruz. Ve gönüllü babalarımız var yaklaşık 20 kişi. Belirli bir sürede buluşup neler yapabileceklerimizi eylem planlarımızı konuşuyoruz. Babalar gününe dair bir etkinlikle artık bu yılı da bitireceğiz. Artık gelecek yıl yapacaklarımızı planlayacağız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>İyi babalar platformu babaların bir araya gelip sosyalleştiği bir yer olarak düşünebilir miyiz? Nasıl tanımlarsınız? </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sosyal medyada söylediğiniz şeye katılıyorum. Biz belirli dönemlerde gönüllü babalarla bir araya geliyoruz. Onlardan proje çıkıyor artık. Proje dediğimiz etkinlik, faaliyet anlamında. Bizim ilişkimizde dikey bir ilişki yok kendi aramızda, yatay bir ilişkimiz var tüm babalarla. Eğitim durumu, bu konuda eğitim almış almamış önemli değil bizim için. Çocuğuyla iletişim kuran, ona hiçbir şekilde ekonomik, fiziksel, cinsel, duygusal şiddet uygulamayan tüm babalarla biz ortak gönüllülük çerçevesinde hareket ediyoruz. Bunun için Sosyal Kuluçka Merkezinde yaklaşık 2 ayda bir toplanıyoruz babalarla. Neler yapabileceklerimizi konuşuyoruz. Bunlar etkinlik, program, eylem planı çerçevesinde değerlendiriyoruz. Geçmiş 1 yıldan beri yaptığımız eylemler var. Ama biz gönüllü babalardan gelen bu babalık savunuculuğunu biraz daha görünür kılmaya çalışıyoruz sosyal medyada. Annelerin de bu işe dahil olması çok hoşumuza gidiyor. Bizi takip eden bir sürü de anne var.</p>
<p>Bu arada sosyal medyada kısa bir araştırma yaptık. Babalıkla ilgili pek bir şey yok. Karşımıza sadece bir dernek çıktı Boşanmış Babalar Derneği. Siz de biliyorsunuz. Sonrasında çok hoşumuza gitti böyle bir şeyin olmaması ve bizim bunu düşünüyor olmamız.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Savunuculuk faaliyetleriniz için dernekleşmeyi düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Henüz bizim bir tüzel kişiliğimiz yok İyi Babalar Platformu olarak.</p>
<p>Bunun için hem Sosyal Kuluçka’dan, Sivil Düşün’den, sivil savunuculuk yapacak kişilerden bu konuda biraz da görüş almaya çalışıyoruz. Tüzel kişiliğimiz olsun mu olmasın mı? Kimi diyor tüzel kişiliğiniz olacak kimi diyor buna gerek yok. Biz burada adımlarımızı biraz sağlam atmaya çalışıyoruz: Babalık savunuculuğu yapmaya çalışıyoruz. Babalık savunuculuğu bizim derdimiz. Toplumun hiçbir şekilde destek vermediği babalara biraz daha destek olmaya çalışıyoruz. Babalık savunuculuğu yaparken anneleri de desteklemiş oluyoruz aslında. Onların güçlü olması eşleriyle mümkün olabilecek. Tek başına bu ülkede kadınlar güçlü olamaz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eşiyle doğru iletişim kuran ona destek olan, ona eşinin yaptığı her işte destek olan bir babanın eşiyle ve çocuğuyla olan ilişkisinin kalitesi de artacaktır. Türkiye&#8217;de ihmale ve istismara uğrayan çocukların aslında aileleriyle doğru bir iletişim kursalar aslında belki de ihmal ve istismara uğramayacaktı ki böyle hikayeler bize çocuklardan geliyor öğretmen olmamdan dolayı. Yani ailesine anlatamayacağı şeyleri gelip bize anlatıyor çocuklar. Aslında öncelikli olarak ailesine de anlatabilmeli çocuklar neden çünkü doğru iletişim kurmayı bilmiyor aileler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aileler ihmal ve istismarla ilgili böyle bir durumda ne yapacağını ne kadar biliyor?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aileler de bilmiyor işin kötüsü. Aileler bilmiyorlar. Biz eğitimlerimizde bunun yasal çerçevesini de oturtuyoruz ailelere ama herkes haklarından eşit şekilde yararlanamıyor maalesef. Aileler de yararlanamıyor. Ama bir şekilde onlara yol göstermek zorundayız. Onların tarafında mıyız? Duygusal olarak onların tarafı olabiliyoruz. Yasal olarak onların tarafı olabilecek bir gücümüz yok şu anda. Ama babayla doğru iletişim kurabilen çocuğun ihmal ve istismara uğramayacağını da açık açık öngörüyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Peki platformun değindiği konulardan biri de bu mu? İhmal ve istismar konusunda çalışmalar yapmayı planlıyor musunuz?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gelecekte olabilir ama şu anda babanın çocuğuyla doğru bir iletişim kurması, kaliteli bir iletişim kurması, onunla iletişim kurması, onunla oynaması onunla güzel vakit geçirmesi, ona hiç bir şekilde şiddet uygulamaması bizim temel hedeflerimiz bu. Babaların kendi babalık deneyimlerini diğer babalara da aktarmaları için sosyal medyayı daha aktif kullanmaya çalışıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Bu babalara sadece AÇEV çemberi değil de dışarıdan babaların da eklenmesi hedefiniz mi?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biz sadece eğitim almış babaları hedeflemiyoruz biz. Türkiye&#8217;de kendisini baba hatta Türkiye&#8217;de öyle bir araştırma yok. Biraz kurcaladık ama Türkiye&#8217;de kaç baba vardır diye TÜİK&#8217;in böyle bir çalışması yok. Biz çok kabaca şunu çıkardık Türkiye&#8217;de yaklaşık 12-15 milyon arası baba var ve bu babaların Türkiye’de eğitilen kısmı 45-50 bin baba. Yani biz stadyumu anca doldurabiliyorsunuz. 12 milyon babanın Türkiye’de bir şekilde babalıkla ilgili eğitim programlarından geçebilen bir 50 bin baba var. Sayı çok mu az? 12 milyona oranladığınızda az ama bence muhteşem bir rakam bu. Bu sadece gönüllü savunucuların çabalarıyla bu hale gelmiş bir baba grubundan bahsediyoruz. <em>En azından 50 bin baba çocuğuna şiddet uygulamıyordur düşüncesi bizi çok mutlu ediyor.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Temasta olduğunuz diğer sivil toplum kuruluşları var mı?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Boşanmış Babalar kapanmış. En son öğrendiğimiz oydu. İletişime geçmeye çalıştık. Ama diğer sivil toplum kuruluşlarıyla bir şekilde dirsek temasımız başladı. Üsküdar&#8217;da bir tane Koruyucu Aile Derneği var. Onlarla bir dirsek temasımız var neler yapabiliriz konusunda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bizim bir projemiz var gelecekte bunu hayata geçirmeyi planladığımız bir proje. 12-17 yaş ergen çocukların aileleriyle, babalarıyla yaşadığı çatışmayı çözme becerileri diye. Biri de baba çocuk hikayeleri kitabı çıkarmak. Bu tip projelerle görünür hale gelmeye çalışıyoruz. Daha yeniyiz. Ama kısa sürede ilçedeki öğretmenlere eğitim faaliyetleri düzenledik. İlçedeki okullara gidiyoruz. Davet ediliyoruz. Babalık ile ilgili seminerler veriyoruz İstanbul’da Deniz-İş okulunda babalık konulu bir eğitim verdik. Sonra Öğretmen Ağı var, onlara Minerva Han&#8217;da bir sunum yaptık. Zaten önümüzü açan şeylerden biri o olmuştu. Ama toplumda bununla çalışan birçok sivil toplum örgütüyle tanışmaya, çalışmaya devam ediyoruz. Bir taraftan kapasitemizi geliştirmeye çalışıyoruz. Bir taraftan da babalığa dair görünür bir şeyler yapmaya çalışıyoruz çocuklarıyla birlikte.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geçen 3 ay önce babalıkla ilgili bir <a href="https://www.facebook.com/bergamailgilibabalardernegi/photos/a.294117827690448.1073741829.294079687694262/409632002805696/?type=3&amp;theater">çalıştaya</a> davet edildik biz Bergama’da. AÇEV&#8217;in organize ettiği. <a href="https://www.facebook.com/pg/bergamailgilibabalardernegi/posts/">Bergama İlgili Babalar Derneği</a> vardı. Bu arada uzun süredir Bayrampaşa’da Babalar Derneği (<a href="http://www.babadestek.org/iletisim/">Baba Destek Derneği</a>) diye bir dernek var bizim bir arkadaşın kurmuş olduğu tüzel kişiliği olan. Hala aktif. O da BADEP grup lideri ve saha danışmanıdır kendisi Zeki Bey. O da vardı. Sonra Samsun İlgili Babalar Platformu vardı ve biz 4 dernek Bergama&#8217;da babalık çalıştayına davet edildik. İkisi tüzel, bizim tüzel kişiliğimiz yok.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Aslında şöyle bir ekosistem oluşturmuşsunuz. Koruyucu aileler, anneler, diğer baba grupları, öğretmenler…Zorlandığınız konular var mı?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bizim en büyük dezavantajımız sosyal medya konusunda. İşi biraz sonradan öğrenenleriz. Aslında çok bir bilgimiz yok. Bilgisayar kullanmayı da çok iyi bilmiyoruz hatta Bilgi Üniversitesi’nin yüksek lisans programına giderken koca sayfaya kalemle yazan bir tek bizim grup vardı. Diğerleri bilgisayarla&#8230; Bir taraftan uyum sağlamaya çalışıyoruz. Zorlanıyor muyuz evet zorlanıyoruz. Bazen yayınladığımız bir şeyi silip silip düzeltip tekrar yayınladığımız da oluyor ama bu heyecan tabii ki güzel bir şey.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birinci Kısım sonu…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><em>28 Şubat 2018 Günü İyi Babalar Platformu’nun İyi Babalar toplantısı 19:30’da gerçekleştirilecek. İrtibat için: </em><a href="http://iyibabalarplatformu.com/iletisim.php"><em>http://iyibabalarplatformu.com/iletisim.php</em></a><em> veya </em><a href="https://www.facebook.com/iyibabalarplatformu/"><em>https://www.facebook.com/iyibabalarplatformu/</em></a><em> ‘dan iletişime geçebilirsiniz.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/26/biz-burada-babalik-savunuculugu-yapmaya-calisiyoruz/">Biz Burada Babalık Savunuculuğu Yapmaya Çalışıyoruz</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/26/biz-burada-babalik-savunuculugu-yapmaya-calisiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Adam Bir Yerden Akıcı Olarak Lazca Konuşuyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/06/bir-adam-bir-yerden-akici-olarak-lazca-konusuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 06 Feb 2018 09:21:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Avcı Bucaklişi]]></category>
		<category><![CDATA[Laz Enstitüsü Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24227</guid>

					<description><![CDATA[<p>Laz Enstitüsü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkanı İsmail Avcı Bucaklişi bir süredir kendi Facebook hesabından Lazca olarak Lazcaya dair konuşulan bir yayın yapıyor. Lazca konuşan çok sayıda kişinin bağlandığı sosyal medya yayını hakkında, Türkiye’de Lazca’nın durumu ve Enstitü’nün çalışmalarına dair kendisiyle konuştuk. “İMKANLAR DAHİLİNDE LAZ KÜLTÜRÜ VE LAZ MİRASI HAKKINDA BİR ŞEYLER YAPMAYA ÇALIŞIYOR [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/06/bir-adam-bir-yerden-akici-olarak-lazca-konusuyor/">Bir Adam Bir Yerden Akıcı Olarak Lazca Konuşuyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.lazenstitu.com/?page_id=633">Laz Enstitüsü Derneği</a> Yönetim Kurulu Üyesi ve Başkanı İsmail Avcı Bucaklişi bir süredir kendi Facebook hesabından Lazca olarak Lazcaya dair konuşulan bir yayın yapıyor. Lazca konuşan çok sayıda kişinin bağlandığı sosyal medya yayını hakkında, Türkiye’de Lazca’nın durumu ve Enstitü’nün çalışmalarına dair kendisiyle konuştuk.</p>
<p><strong>“İMKANLAR DAHİLİNDE LAZ KÜLTÜRÜ VE LAZ MİRASI HAKKINDA BİR ŞEYLER YAPMAYA ÇALIŞIYOR LAZ ENSTİTÜSÜ”</strong></p>
<p><strong>Laz Enstitüsü’nden biraz bahseder misiniz? Hangi ihtiyaca yönelik, ne zaman kuruldu?</strong></p>
<p>Şimdi Lazlar konusunda Türkiye’de ve dünyada aslında yapılan çalışmalar son derece sınırlı. Türkiye’de de 2000’lerden sonra akademide de bir şeyler yapılmaya başlandı ama bu yetersiz. Hal böyle olunca ben bir eğitim ve araştırma kurumunun olmasının bir ihtiyaç olduğunu bir yandan düşünüyordum. Bizim çalışmalarımız da 90’lardan sonra Türkiye’de daha çok yayıncılık üzerinden yürüdü. Dergi, kitap gibi. Araştırma makale gibi yazı çizi işleri enstitü fikrini getiriyor dolayısıyla. 2013’te kuruldu Laz Enstitüsü. Aslında dünyada kendi alanında ve çapında bir ilk. Elbette çok parası olan bir mekân değil Laz Enstitüsü ama en azından niyetleri iyi ve imkanlar dahilinde Laz kültürü ve Laz mirası hakkında bir şeyler yapmaya çalışıyor. Laz Enstitüsü’nün amacı Lazları bir araya getirmek değil, yani bir kitle derneği değil.</p>
<p><strong>Siz nasıl tanımlıyorsunuz?</strong></p>
<p>Laz Enstitüsü bir eğitim ve araştırma kurumudur. Öyle her Laz’ın gelip üye olduğu, üye olması gerektiği bir yer değil. Böyle tasarlamadık biz enstitüyü. Hatta nasıl desem üye olmak için de kriterleri var. Bir kere Lazca için ve Laz kültürü için bir şeyler yapmayı istemek gerekiyor. Lazcayı Laz kültürünü sahiplenmek gibi bir derde sahip olmak, desteklemeyi istemek gerekiyor. Genetik olarak Laz olmak, Laz anne babadan doğmak gerekmiyor. Yasal olarak sadece Lazlar üye olabilir gibi bir şey yok. İsteyen herkes dahil olabilir ama Lazca için bir şeyler yapmayı istemesi gerekiyor. Burada Lazca ve Laz kültürü üzerine üretimde bulunma ve bu alanda eğitim faaliyetinde bulunma derdimiz var.</p>
<p><strong>Hemşeri derneğinden farklı…</strong></p>
<p>Lazları bir araya toplayalım merakımız yok o tip derneklerle iş birliğimiz de olmuyor pek.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>“LAZCA ARTIK GÖNLÜMÜN YÜREĞİMİN DİLİDİR DİYEBİLİRSİNİZ</strong>”</p>
<p><strong>Türkiye’de Lazlar nerelerde yaşıyor? </strong></p>
<p>Lazlar merkezi olarak Türkiye’nin doğu Karadeniz’in en doğusunda yaşayan bir halk. Ama 93 harbinden sonra Marmara bölgesine yoğun göç yaşandı. Marmara bölgesinde yoğun bir Laz nüfusu var.</p>
<p><strong>Diaspora’daki Laz topluluğu hakkında biraz bilgi verebilir misiniz? </strong></p>
<p>Bir kere göçmen olduğunuz zaman kültürel bütünlüğünüz bozuluyor ve pek çok şeyi taşıyamıyorsunuz yeni gittiğiniz yere. Taşısanız bile başlangıçta bunları biliyor olsanız bile bunları yaşatma olanağınız olmuyor ve sonrasında bunları unutuyorsunuz. Laz enstitüsünün bir Avrupa Birliği projesi kapsamında yaptığı bir araştırma var. Türkiye’de Lazca merkezli bir araştırma. 2016-2017 yılında Lazcanın bir fotoğrafını çekmek istedik.  Şu an Lazca ne durumda onu anlamak istedik. Bunu iki yerde yaptık; Doğu Karadeniz bölgesinde yoğun olarak ve Marmara bölgesinde Sapanca’da yaptık. Tabi sonuçlar birbirinden çok farklı çıkıyor. Doğu Karadeniz bölgesinde Lazca hala çok iyi bilinen ve çok iyi konuşulan bir dil ama Sapanca’da bu oran çok daha düşük. Unutulma, yok olma tehlikesi daha yüksek. Yaşlı kuşak biliyor artık Lazcayı. Genç kuşak Laz olduğunu biliyor bu bölgede. Belki birkaç Lazca kelime biliyor. Ama Doğu Karadeniz’de bu böyle değil. Doğu Karadeniz’de daha organik bir şey. O toprakların dili Lazca. Dolayısıyla bir şekilde insanlar Lazcayla karşı karşıya, iç içe. Her ne kadar orada da tehlike altında olsa da… Ama Marmara bölgesindeki gibi değil. Doğu Karadeniz’de bir köye gittiğiniz zaman ya konuşuyor ya anlıyorlar ama Sapanca’da durum böyle değil.</p>
<p><strong>Lazlar neden Lazca konuşmuyor? </strong></p>
<p>Yaşadıkları yer kozmopolit diye.</p>
<p><strong>Lazlar diğer azınlıklara göre daha çok mu asimile oluyor?</strong></p>
<p>Bu konuda bugün bir önyargı, inanç var bence. Asimilasyon denen şey yatay bir süreçtir. Asimilasyon aynı anda herkesi Laz, Kürt, Çerkez ayrım yapmadan eşit olarak etkileyen bir şey. Devlet Lazlara özgü asimilasyon, Çerkezlere özgü asimilasyon yapmıyor. Yatay bir süreçtir. Belli uygulamalar yapıyor. Ne bileyim diyor ki anadilinizde yayın yapamazsınız diyor dolayısıyla Kürt de yapamıyor Laz da yapamıyor. Aslında eşit olarak asimile oluyor. Ben şeye inanmıyorum. Türkiye’de hiç kimsenin asimilasyona karşı bir diğerinden daha direngen olduğunu falan düşünmüyorum. Sonuçta herkesin çalışmaya, herkesin eğitime herkesin hastaneye herkesin İstanbul’a gitmeye herkesin doktora gitmeye ihtiyacı varsa herkes eşit olarak asimile oluyor demektir. Ha ne olur? Adam dağda yaşıyordur devletle, askerle, hastaneyle ilişki kurmuyordur dolayısıyla asimile olmuyordur o. Ama öbür türlü asimile olmama şansı yok. Okula gittiysen Türkçe konuşuyorsun. Sorulara Türkçe cevap veriyorsun. Herkes bu konuda nasibini aldı. Bir de sadece devletin asimile etmek istemesi ile ilgili bir süreç de değil. Dünyanın gittiği nokta sizi asimile ediyor. Sizi İngilizce bilmeye yönlendiriyor. Sadece İngilizce bilen ile sadece Lazca bilenin sosyal statüsü bir değil. Dolayısıyla devlet İngilizce bilen daha iyidir demiyor. Türkçeyi ön plana çıkarıyor ama İngilizce her şeyin çok daha ötesinde. İşlevsel bir şey. İngilizce ile daha çok bağlantı kurarsınız. Lazcayla kiminle bağlantı kuracaksınız? Artık gönlümün yüreğimin dilidir diyebilirsiniz. Ama bir gerçek yani, Türkiye’de Lazca, Kürtçe, Çerkezce bir edebiyat dili değildir bir iletişim dili değildir. Nedir? İşte tamam bir zamanlar bu işlevleri görüyordu ama şimdi kısmen görüyor ve gördüğü oranda hayatta kalabiliyor. Ama herkes okumak istiyor, tıp fakültesine, iletişim bölümüne, İngilizce öğretmenliğine girmek istiyor. Unutuyor anadilini. Kullanmadığın zaman unutuyorsun bu kadar basit. Anadiliniz Lazca olsa bile İstanbul’a geldiniz. Bir günde 8 saat Lazca konuşurken bu 1 saate düşüyor. Kimle konuşacaksınız? Anadiliniz bile olsa bir süre sonra kelimeleri unutmaya başlıyorsunuz. İfade biçimlerini unutuyorsunuz. Çok iyi Lazca bildiğini bildiğim insanlar var. Benim çocukluk arkadaşlarım. Birlikte derede yüzdüğüm… Karşılaşıyoruz İstanbul’da bir tek kelime Türkçe bilmeyen arkadaşlarla karşılaştığımızda bugün Türkçe cevap veriyorlar. Neden Lazca konuşmuyorsun diye sorduğumda şöyle diyorlar: “Lazca konuşuyorum ya…” Benimle Lazca konuştuğunu sanıyor. İnsanlar bunun ayırdına varamıyor. Artık iç içe geçiyor her şey. Bir de insanların şu dili konuşayım diye bir derdi yok. Gerekli değil belki de bilmiyorum. İnsanlar iyi yaşamak istiyor, çocuğu iyi okula gitsin istiyor. İnsanlar mutlu olmak huzurlu olmak istiyor. Bir de Lazca konuşayım diye düşünmüyor.</p>
<p><strong>Ama sizin programa da ilgi var gibi…</strong></p>
<p>Bütün bunları söylerken insanların umurunda değil demek istemiyorum. İnsanlar tabii ki anadillerini konuştuklarında mutlu oluyorlar. Ama pek çoğu, hiçbir halkın insanı bunu düşünmez. İngiltere’ye giden bir Türk de düşünmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>ONLINE LAZCA KONUŞMA SAATLERİ: &#8220;BİR ADAM BİR YERDEN AKICI OLARAK LAZCA KONUŞUYOR. BÖYLE BİRİNİ GÖRMEK İLGİNÇ BİR ŞEY HERHALDE.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Programdan biraz bahseder misiniz?</strong></p>
<p>Bizim yaptığımız işe gelirsek, internet programı diyelim artık radyo programı da değil. Lazlar açısından söyleyeyim çok önemli bir şey bu. Bir adam bir yerden akıcı olarak Lazca konuşuyor. Bunu çok doğal bir şekilde yapıyor. Bunun iki yanı var. Böyle birini görmek ilginç bir şey herhalde. Bana ilginç gelirdi en azından. Bunu yapan kişi olarak ben görsem bana da ilginç gelir. İki, Lazcanın bu kadar akıcı konuşulabildiğini görmek de insanları şaşırtıyor ve mutlu ediyor. Aslında bu kadar akıcı konuşan kişileri tanıyorlar; köyde anneleri, dedeleri… Ama bu medya, sosyal dahi olsa medyada ilk kez böyle bir şey ile karşılaşıyor. Ve kendileri de ilk kez medyadan, kamuya açık bir alanda, burası çok önemli kamuya açık bir alanda bağlanıp telefonları ile bu dili konuşuyorlar ve duygularını ifade ediyorlar. Bu hem Lazlar için bir ilk hem Lazların tarihinde bir ilk. Ve bu geliştirilebilir bir şey aslında. Size müthiş bir olanak sunuyor. Oradan akışa bakıyorum eklenenleri görüyorum. Kendi köylülerim de ekleniyor, interneti yeni kullanmaya başlamış 60 yaşın üstünde adamlar bunlar. Onlar da izliyorlar, dinliyorlar. Onları da mutlu ediyor. İlginç bir şey. Ben 1989 yılından beri Lazca ile uğraşan biriyim. Çok sayıda kitabım var. İstanbul’da uzun yıllar radyo programı yaptım 3-4 sene. Birçok derneğin kuruluşunda yer aldım. Bu işin aktivistiyim ben. Çok az insan tanıyor beni. Şimdi memlekete gittiğimde ilk kez tanıdığım insanlar da var içlerinde ama tanımadığım insanlar da var gelip selam vermeye sohbet etmeye, sormaya, Lazca ile ilgili şeyler öğrenmeye çalışıyorlar. Birden ilgi arttı. Medya ilginç bir şey. Oradan sürekli geçiyorum, oturuyorum insanlar normal muamele yapıyor ama insanlar seni internette gördüğü zaman, yani medyada gördüğü zaman tavırları değişiyor herkesin. Ve bu da yeni bir şey, beni gördükleri zaman artık Lazca ile ilgili konuşmaya başlıyorlar. Benimle birisi Türkçe konuştuğu zaman uyarıyorlar bir dakika diye.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>&#8220;FARK ETTİM Kİ BU İŞ (YAYINCILIK) LAZCAYI KURTARMAYACAK.</strong>  <strong>DİL KONUŞULARAK AKTARILAN BİR ŞEY. DİL KONUŞARAK ÖĞRENİLEN BİR ŞEYDİR.&#8221;</strong></p>
<p><strong>Fikir nereden çıktı?</strong></p>
<p>Ben söylediğim gibi 1989 yılından beri Laz dili kültürü ile aktivizm alanıyla uğraşan bir adamım. Bunu yaparken yaptığım işleri sorguluyorum tabii ki. Bir şey yaptım bunun etkisi nedir diye sorgularım ben her zaman. Çoğu aktivist bunu yapmaz oysa. Biz görevimizi ifa ettik ne kadar olduysa… Ama ben etkisini ölçerim. Kendi hatırım için yapmıyorum bir işi. İşe yarasın diye yapıyorum.</p>
<p>Bu sene kitap fuarına katıldık. Bizim bir yayınevimiz var <a href="http://www.lazika.net/index.php?option=com_content&amp;view=section&amp;id=9">Lazika Kitapevi</a> diye. Çok genel olarak (fuara katılım) kötüydü. Bize olan ilgi daha da kötüydü. Beni üzen iki şey gördüm, karşılaştım. Bir Laz geldi erkek, benimle konuştu. Gözüne baktım, hiç kitaplara bakmadı, yani gözünü hiç aşağı çevirmedi. İki dakika benimle sohbet etti ve gitti. Sonra bir kadın geldi eğitimli bir kadındı ve kendini solda tanımlayan bir insandı. Çok iyi Lazca konuşuyordu. Benimle Lazca sohbet etti. Eğitimli bir insandan kitaplara bakmasını beklerdim bakmadı hiç. O da bakmadı gitti. Orada şeyi sorguladım biz evet bir yayınevi kurduk içinde <a href="https://m.bianet.org/biamag/sanat/134218-kucuk-prens-lazca-da">Küçük Prens’in çevirisinden</a> tutun da bir sürü yayın, eser olabilecek eser diyebileceğimiz çok sayıda yayın var ama insanların ilgisini çekmiyor bu. Evet bunları yapmak lazım şüphesiz ama şeyi fark ettim: kitap bizi kurtarmayacak. Çok enerji ve zaman gerektiren bir iş bu kitap yayıncılığı. Fark ettim ki bu iş Lazcayı kurtarmayacak. Yine başka bir şey yaşadım orada fuarda. Bir çocuk geldi dedi abi ben seni tanıyorum. Ben de şey düşündüm herhalde kitaplarımı biliyor, sözlüğü gördü falan diye düşündüm, “nerden tanıyorsun?” dedim dedi ki “abi ben seni Youtube’da gördüm” dedi.</p>
<p>Bizim memlekette bir yerin tanıtımını yapmıştım Lazca olarak. Sizi Youtube’da gördüm dedi. Orada fikrim değişmeye başladı. Dedim artık tamam. Dil konuşularak aktarılan bir şey. Dil konuşarak öğrenilen bir şeydir. Yazı ve Kitap biraz entelektüel bir tatmin sağlıyor doğru. “Laz entelektüelleri” arasında da şüphesiz bir yeri, etkisi değeri var ama “Laz entelektüellerinin” çoğu da Türkçe konuşuyor arasında. Hal böyle olunca o entelektüel lafını tırnak içinde kullanıyorum bu arada.</p>
<p><strong>Programa ilgi nasıl? </strong></p>
<p>Şimdi bakıyorsun pek çok önemli insan yazar çizer televizyona çıktıktan sonra tanınır oluyor kitapları daha çok satılmaya başlıyor. Biz 30 yıldır bu kadar yoğun bir aktivizmden sonra yol alamadığımızı gördüm. Ve biz bunca yıl boyunca insanlara Lazca hitap etmemişiz hiç. Lazca şarkı yapmışsınız 12 şarkı var, 12 şiir eder Lazca… Yani siz 2 senede bir 12 tane şarkıyla hitap etmeye çalışıyorsunuz insanlara. Ama insanlar müziği dinlerken sözlerine çok dikkat etmez. Eden eder tabi de… O halde bizim Lazca konuşmamız lazım. Ve insanlara Lazca konuşun, Lazcayı unutmayın, çocuklarınıza Lazca öğretin Türkçe olarak söylemek bence artık aptallıktır. Lazcayı önce siz konuşun, çocuklarınıza kendiniz öğretin, örnek olun.</p>
<p>Bir program 9500 kez izlendi ki kendi profilimde yapıyorum programı. Benim kendi profilimde 2000 kişi var. 1 saat içinde 3500 kişi programı açtı baktı, bir kısmını dinledi, belki 5 dakika dinledi gitti. 150 kez paylaşıldı. Ben bugüne kadar Facebook’ta, elimizdeki tek araç bu, bugüne kadar yaptığım hiçbir iş, ki ben Lazca ders kitabı yazdım Milli Eğitim Bakanlığı’na onun haberi bile 150 kez paylaşılmadı. Film çekiyoruz 150 kez paylaşılmıyor.</p>
<p><strong>Günlük hayatın içinde olan bir şeye ihtiyaç varmış.</strong></p>
<p>Evet, kasmamak lazım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“LAZLAR CİDDİ ŞEYLERİ TÜRKÇE KONUŞUR.”</strong></p>
<p><strong>Tartışmalar oluyor mu programda?</strong></p>
<p>Bir keresinde Rize’nin Hasköy diye bir köyündeki derenin içindeki taşları bir inşaat makinesi kaldırmış. Abide denebilecek büyük taşlar vardı orada. Ben de fotoğraflarını Facebook’tan paylaştım dereye müdahaleye eleştirel yaklaşan bir şeydi. Oraya bir sürü yorum geldi. Dere açıldı iyi oldu, orası engebeliydi zaten, muhtar izin vermiş sen ne diyorsun, muhtarın izni yeterli kanunen o da konuyla alakalı değil, kimisi diyor dereye çöp atılınca sesin çıkmıyor ama…</p>
<p><strong>Lazca mı konuşuluyor bunlar?</strong></p>
<p>Yok Türkçe<strong>. </strong>Lazlar ciddi şeyleri Türkçe konuşur.</p>
<p><strong>Neden?</strong></p>
<p>Böyle olduğuna inandırıldılar.</p>
<p><strong>Başka neler konuşuluyor programda?</strong></p>
<p>Ben programımda bir şey tartışmıyorum aslında. Natürel o anda kafama ne eserse, bir plan hazırlamadan yapıyorum. Tema belirliyorum tabi. Zaten ilk başta insanların gelmesi lazım o biraz zaman alıyor. Doğaçlama yapıyorum. Lazların ilgisini çekebilecek tema ne olur? Hiçbir şey. Yani siyasi meseleler olabilir yani Türkiye’de ortalama bir insan neyse Lazlar da odur yani farklı bir şey değil. Her inançtan felsefeden insan var içinde. Benim derdim insanlara bilinç taşıma, siyaset konuşma, bir şeyin propagandasını yapmak gibi bir derdim yok. Lazca konuşuyorum sadece. Dindar insanlar bağlanıyor, dindar olmayan insanlar bağlanıyor…. Çünkü Lazca herkesin dili. Lazca sadece muhafazakarların, sadece solcuların dili değil. Herkese ortak bir mesaj vermesi gerekiyor. Herkesin ortak paydası ise Lazlıktır. Yani kültürle ilgili şeyler herkes için değerli anlamlıdır. Ama kalkıp da ülke siyasetinden bahsederseniz yapmak istediğiniz şeyi engeller o. Öyle düşünen var düşünmeyen var.</p>
<p><strong>Zaten konu da Türkçeye bağlanıyormuş sonunda diyorsunuz. </strong></p>
<p>İnsanlar Türkçe ifade etme ihtiyacı duyuyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>“30 SENE SONRA LAZCA DAR BİR ALANDA DA OLSA POPÜLERLEŞTİ.”</strong></p>
<p><strong>Peki programa bağlananlar hangi konuları Lazca ifade etme ihtiyacıyla sizi arıyorlar?</strong></p>
<p>Daha çok Lazcanın kendisi üzerinden konuşuluyor. Lazcanın konuşulurluğu, değeri, anlamı. Ben öyle sorular soruyorum çünkü… Çocuklarınız konuşuyor mu, biliyor mu neden konuşmuyorsunuz gibi. Esas konu Lazca aslında burada. Öyle işte…</p>
<p><strong>Genelde kimler bu programa katılıyor? Hangi şehirler, ülkeler?</strong></p>
<p>Fransa, Almanya, Bursa, Doğu Karadeniz, İzmir her yerden bağlanan var. İnternet yani bu…</p>
<p><strong>Gürcistan’dan bağlanan var mı? </strong></p>
<p>O çok hoş bir şey şimdi. Lazların Hıristiyan akrabaları var Megreller. Tabi Kafkasya’da yaşıyor olmakla Gürcistan sınırları içinde, Türkiye’de yaşamak aynı şey değil. Burası 80 milyonluk bir ülke yaşam alanı yaratabilirsiniz kendinize. Şimdi Gürcistan’daki Megreller… burada yaptığınızı orada yapamayabilirsiniz. İlk kez Megreller kendi dillerine çok yakın konuşan bir adamı internetten dinliyorlar. Yani onlar da biliyorlar Lazlar bizim kardeşlerimiz. Ama Lazca konuşan birini tanımıyorlardır muhtemelen. İlk kez bir adam onların karşısına geçip Lazca konuşuyor. Onlar için değerli bir şey. Nereden anlıyorum ilgi olduğunu? Çok sayıda insan ekledi beni oradan. Ve çok sayıda insan paylaşıyor Gürcistan’dan. Mesajlar gelmeye başladı oradan. Sanırım şu gerçekleşti 30 sene sonra Lazca dar bir alanda da olsa popülerleşti. İlk kez tırnak içinde “aydın entelektüel” arasında konuşulan bir dil olmaktan çıkıp sıradan, natürel olarak köyde anneannelerimiz, babaannelerimiz gibi konuşuldu. Daha önce ben radyo programı yaptım o zaman insanlara bir şey anlatma derdim vardı. Lazca konuşuyordum orda da. Şimdi ne oldu? Siz de sıradansınız, hayat da sıradan kasmaya gerek yok. Sıradan konuşuyorum artık. İlk kez tanımadığınız insanlar Lazca konuşuyor, yazıyor programın dışında da.</p>
<p><strong>Sizin Facebook çevrenizde Lazca konuşan bir ekip oluşmaya başladı yani?</strong></p>
<p>Bizden bağımsız ciddi bir şey oluşmaya başladı. Daha önce öyle olmuyordu.</p>
<p><strong>Peki şu nasıl oluyor? Lazcayı daha çok yaşlılar konuşuyor dedik ama interneti de daha çok gençler kullanıyor. Nasıl bir profil var program için?</strong></p>
<p>Düşünüyorum da genelde orta yaşlılar var. 30 yaş ve üstü bağlanıyor.</p>
<p><strong>Başka Sivil toplum kuruluşları da bu tip bir çalışma yapmak isteseler onlara neler önerirsiniz?</strong></p>
<p>Facebook, Instagram’ın kendi canlı yayın özellikleri var. Onun için iyi sonuç versin diye iyi bir telefon aldım. Yükleme, indirme hızları iyi bir bağlantım var.</p>
<p>Başlamaya karar vermek zor. Yapıp yapmamak isteğine bağlı. Şu yapılabilir kendi profilimden değil de başka bir sayfa açıp ben ya da bir başkası haftanın 5 günü radyo gibi çalışabiliriz. Bu mümkün. Belki bunu yapmak isteyen birileri olabilir. Bence bu teknolojinin sunduğu müthiş bir olanak. Düşünsenize birisi sizi radyo programına çağırıyor ama kaç kişinin sizi dinlediğini görmüyorsunuz. Bir yandan monitörden izleyebiliyorsun kaç kişi girdi izledi. Radyo programından daha etkili bir şey ve herkes yapılabilir. Görünür olmakla ilgili bir sorunu yoksa yapabilirsiniz. Gelecek de burada.</p>
<p><strong>Dinlemek</strong> <strong>isteyenler sizi nereden ve ne zaman takip edebilir?</strong></p>
<p>Şimdilik kendi hesabımdan yapıyorum yayını. Program yaklaşık 1 bir buçuk saat kadar sürüyor. Haftada 3 yapmaya çalışıyorum genelde.</p>
<p><a href="https://www.facebook.com/ismailbucaklisi">https://www.facebook.com/ismailbucaklisi</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/02/06/bir-adam-bir-yerden-akici-olarak-lazca-konusuyor/">Bir Adam Bir Yerden Akıcı Olarak Lazca Konuşuyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Toplumsal Cinsiyet Göstergesi Olarak “Üç Milyar Endeksi”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/29/bir-toplumsal-cinsiyet-gostergesi-olarak-uc-milyar-endeksi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jan 2018 10:58:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Kalkınma]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[kadın istihdamı]]></category>
		<category><![CDATA[toplumsal cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=24072</guid>

					<description><![CDATA[<p>128 ülkedeki liderlerin, kadınların ekonomik aktörler olarak güçlenmesini ne kadar etkin bir şekilde desteklediğini ölçmek ve sıralamak üzere 2012 yılında Booz &#38; Company, Üçüncü Milyar Endeksi’ni (The Third Billion Index) oluşturdu. Endeks, kadınların ekonomik ve sosyal statülerine ilişkin çeşitli verilerden oluşmaktadır. Özellikle iş dünyasındaki kadınlara odaklandığı için diğer endekslerden oldukça farklı. Kısaca endeksten bahsetmek gerekirse [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/29/bir-toplumsal-cinsiyet-gostergesi-olarak-uc-milyar-endeksi/">Bir Toplumsal Cinsiyet Göstergesi Olarak “Üç Milyar Endeksi”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>128 ülkedeki liderlerin, kadınların ekonomik aktörler olarak güçlenmesini ne kadar etkin bir şekilde desteklediğini ölçmek ve sıralamak üzere 2012 yılında Booz &amp; Company, Üçüncü Milyar Endeksi’ni (The Third Billion Index) oluşturdu. Endeks, kadınların ekonomik ve sosyal statülerine ilişkin çeşitli verilerden oluşmaktadır. Özellikle iş dünyasındaki kadınlara odaklandığı için diğer endekslerden oldukça farklı.</p>
<p>Kısaca endeksten bahsetmek gerekirse iki alt endeksten oluşmakta:</p>
<p><strong>Girdiler:</strong> Devletin ve özel sektörün kadınların ekonomik konumunu iyileştirmek için durduğu pozisyonu değerlendirir.</p>
<p><strong>Çıktılar:</strong> Kadınların ulusal ekonomiye katılımının gözlemlenebilir yönlerini ifade eder.</p>
<p>Endeksle ilgili en çok paylaşılan bulgu kadınların istihdama katılımıyla ülkelerin gayri safi yurtiçi hasılalarında olabilecek artış idi. Bu bulgu Birleşmiş Milletler ve Global Compact’in Kadının Güçlenmesi Uygulama Rehberi’nde de yer almıştı. Kadınların işgücüne katılımındaki artışın GSYH’yi Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’de %5, Japonya’da %9, Birleşik Arap Emirlikleri’nde %12, Mısır’da ise %34’e kadar yükseltebileceğini bu rapor ileri sürmektedir.</p>
<p>Endeks Türkiye medyasında pek yer almamakla birlikte Türkiye’ye ilişkin ilginç tespitler çıkarmaya müsait.</p>
<p>Raporda yer alan bulgulara göre Türkiye’nin kadınların istihdama katılımı performansını değerlendirecek olursak şu sonuçlara varıyoruz:</p>
<ul>
<li>Türkiye 128 ülke arasında 105. Sırada. 100 tam puan üzerinden aldığı skor ise 38,9 ile ortalamanın oldukça altında.</li>
<li>Endeks kadınların ekonomik olarak güçlenmesi konusunda ülke performansına göre 5 ülke kümesi oluşturmuştur.
<ul>
<li>Bunlar: Başarı yolunda ilerleyenler, Doğru adımları atanlar, Kendi yolunu lehimleyenler, başlangıç aşamasında olanlar ve ortalama ülkeler.</li>
<li>Türkiye bu kategorilerden <strong>“başlangıç aşamasında olanlar”a</strong> Bu grupta olan diğer ülkelerden bazıları: Hindistan, Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Pakistan.</li>
</ul>
</li>
<li>Girdilere baktığımızda Türkiye’de hem kamunun hem özel sektörün yeterli düzeyde olmasa da çabaladığını görüyoruz. Özellikle girdiler ortalamaya oldukça yakın olsa da ortalamanın altında kalıyor.</li>
<li>Girdilerde ortalamayı yakaladığı tek alan girişimcilere verilen destekler konusunda. Bu alt endeks şu kırılımlardan oluşmakta:
<ul>
<li>Teknoloji ve enerjiye erişim</li>
<li>Mülkiyet hakları</li>
<li>KOBİ’lere verilen eğitim ve destekler</li>
<li>Kadınların finansal programlara erişimi</li>
<li>Kredi geçmişi oluşturma becerisi</li>
<li>Finansal hizmetlerin sunumu</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p>Türkiye’de KOBİ’ler ve girişimcilik destekleniyor ancak bu desteklerin kadınlar açısından çıktısının çok da olumlu olmadığını görüyoruz.</p>
<ul>
<li>Çıktılara baktığımızda Eşit işe eşit ücret konusunda (pek çok ülke ile birlikte) ortalamanın altında</li>
<li>Yine çıktılarda en düşük olduğu alan kadınların istihdama katılımı konusu. Bu değişkenin alt kırılımları:
<ul>
<li>Ücretli çalışanlar arasında kadın-erkek oranı</li>
<li>Ücretlerde kadın-erkek oranı</li>
<li>İşgücüne katılımda kadın-erkek oranı.</li>
</ul>
</li>
</ul>
<p>Bu bize ne söylüyor?</p>
<p>Kadınlar işgücüne erkekler kadar katılmıyor, katılsa ve ücretli bir işte çalışsa bile erkekler kadar kazanamıyor.</p>
<p>Endeks güncel olmasa da Türkiye’nin kadın istihdamı politikalarını destekleme ve ekonomik alana kadın katılımı konusundaki performansını diğer araştırmalar ile de destekleyince pek ilerleme kat edemediğini gösteriyor.</p>
<p>Benzer endekslerin bulguları için Birleşmiş Milletler ve Global Compact’in Kadının Güçlenmesi Uygulama Rehberi’ni inceleyebilirsiniz.</p>
<p><a href="http://www.globalcompactturkiye.org/wp-content/uploads/2017/01/WEPs_Rehber.pdf">http://www.globalcompactturkiye.org/wp-content/uploads/2017/01/WEPs_Rehber.pdf</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar: </strong></p>
<p><a href="https://www.strategyand.pwc.com/media/file/Strategyand_Empowering-the-Third-Billion_Full-Report.pdf">https://www.strategyand.pwc.com/media/file/Strategyand_Empowering-the-Third-Billion_Full-Report.pdf</a></p>
<p><a href="https://knoema.com/gjldkyb/third-billion-index-2012">https://knoema.com/gjldkyb/third-billion-index-2012</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/01/29/bir-toplumsal-cinsiyet-gostergesi-olarak-uc-milyar-endeksi/">Bir Toplumsal Cinsiyet Göstergesi Olarak “Üç Milyar Endeksi”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sivil toplum haberciliğinde dezenformasyon: O caretta caretta yumurtaları gerçekten çalındı mı?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/13/sivil-toplum-haberciliginde-dezenformasyon-o-caretta-caretta-yumurtalari-gercekten-calindi-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 May 2017 11:28:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çevre]]></category>
		<category><![CDATA[DEKAMER]]></category>
		<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Dekamer]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Kaplumbağaları]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Dezenformasyon]]></category>
		<category><![CDATA[Doğan Sözbilen]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan]]></category>
		<category><![CDATA[İztuzu Dayanışması]]></category>
		<category><![CDATA[İztuzu Kumsalı'nı Kurtarma Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[murat demirci]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum haberciliği]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış haber]]></category>
		<category><![CDATA[yusuf katılmış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=14657</guid>

					<description><![CDATA[<p>Medya ve sosyal medyada sivil toplum kuruluşları ve faaliyetleri hakkında çıkan şüpheli, yanlış ve bilgi karmaşası içeren haberler, kuruluşlar için nasıl sorunlar yaratıyor? Örnek vaka olarak sahte bir hesap olan “İztuzu Dayanışması” Twitter hesabını inceledik ve DEKAMER (Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi) sözcüsü ve yönetim kurulu üyesi Doğan Sözbilen ve DEKAMER yönetim kurulu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/13/sivil-toplum-haberciliginde-dezenformasyon-o-caretta-caretta-yumurtalari-gercekten-calindi-mi/">Sivil toplum haberciliğinde dezenformasyon: O caretta caretta yumurtaları gerçekten çalındı mı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Medya ve sosyal medyada sivil toplum kuruluşları ve faaliyetleri hakkında çıkan şüpheli, yanlış ve bilgi karmaşası içeren haberler, kuruluşlar için nasıl sorunlar yaratıyor? Örnek vaka olarak sahte bir hesap olan “İztuzu Dayanışması” Twitter hesabını inceledik ve DEKAMER (Deniz Kaplumbağaları Araştırma, Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi) sözcüsü ve yönetim kurulu üyesi Doğan Sözbilen ve DEKAMER yönetim kurulu üyesi Dr. Yusuf Katılmış ile söyleşi yaptık.</b><span id="more-14657"></span></p>
<p><b>-Merkezinize ait resmi Facebook sayfanızda bir duyuru yaptınız. Sosyal medya iletişiminde şu sıralar nasıl bir sorun yaşıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sosyal medya günümüzde büyük kitlelere ulaşmak için çok önemli bir araç haline geldi. Biz de mümkün olduğunca bu ortamda kamuoyuna ulaşmaya çalışıyoruz. Bununla birlikte hem çalıştığımız konunun popüler olması hem de İztuzu’nun sık sık gündeme taşınması, bundan nemalanmak isteyen kişilere fırsat tanıyor. Örneğin Twitter’da, DEKAMER yani esas adıyla Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi ile herhangi bir bağlantısı olmayan bir hesap var. Bu hesap, profil bilgilerinde uzun süre kuruluşumuza ait resmî web sitemizin linkini de paylaşarak hem kuruluşumuz hem de koruma alanı olan İztuzu Plajı adına sözcülük yapma iddiasında bulundu. Halen de bu tutumuna devam ediyor. Hesaptan daha önce resmî web sitemizde ve sosyal medya mecralarımızdan paylaştığımız görseller ve haberler yeniden dolaşıma sokuluyor, ‘</span><i><span style="font-weight: 400;">Caretta caretta’</span></i><span style="font-weight: 400;"> ile ilgili gerçekleri yansıtmayan haberler uyduruluyor ve bu canlılarla ilgili oldukça yanlış bilgilerin yayılmasına neden oluyor. Biz de geçtiğimiz yıl bu hesap hakkında Twitter’dan ‘sahte hesap’ ihbarında bulunduk. Hesap incelendi ancak hesabın profil bilgilerinden sadece web sitemize ait link kaldırıldı. İşin kötüsü bu sahte hesabın 12 binden fazla takipçisi var. Takipçileri arasında ulusal ve uluslararası çevre kuruluşları, Uğur Dündar, Şevval Sam gibi ünlü isimlere ait resmi hesaplar, doğa, iklim ve sivil toplum haberciliği yapan Twitter hesapları da bulunuyor. Özellikle kamuoyunda iyi tanınan ve çok takipçisi bulunan bu tür kişi ve kurumlara ait hesapların, iyi niyetle bu yanlış haberleri paylaşması sonucu çok daha fazla insana hatalı bilgiler ulaştırılıyor. Bu da bizim istemediğimiz bir durum. Doğruluğu teyit edilmeyen haberleri paylaşmadan önce çok takipçili hesapların ilgili kurumlarla iletişime geçmesi belki de doğru ve kolay yol.</span></p>
<h4><b>“YAPILAN YANLIŞ VE YANLI HABERLER, DOĞA KORUMA KONUSUNDA ÇALIŞAN BİLİM İNSANLARININ, SİVİL TOPLUM ÖRGÜLERİNİN, BÜROKRATLARIN VE GÖNÜLLÜLERİN EMEĞİNE SAYGISIZLIK”</b></h4>
<p><b>-Peki bu tip sahte haberler merkeziniz açısından nasıl sorunlara yol açıyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sahte haberler merkezimizi “şimdilik” doğrudan olumsuz etkilemedi ancak biz insanların doğru bilgiye ulaşmasını istiyoruz. Birlikte çalıştığımız paydaşlarımız arasında, gönüllülerimizde ve kamuoyunda gerçek olmayan haberler huzursuzluk yaratıyor. Ayrıca zaman zaman kullanılan özensiz ve gayri ciddi dil nedeniyle takipçilerle tartışmalara girildiğini görüyoruz. Burada insanlarda sanki DEKAMER böyle bir yaklaşım sergiliyor izlenimi oluşabilir. Bu bizim ilkelerimize ve yaklaşımımıza zaten aykırı bir durum.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun yanında doğa koruma, bürokratik süreçlerin çok içerisinde olup bundan oldukça etkilenen bir alan. Çalışma alanımız gereği yerel yönetimler, kamu kuruluşları, uluslararası kuruluşlar ve diğer doğa koruma alanında çalışan sivil toplum kuruluşları ile birlikte çalışmalar yürütüyoruz ki, bu, etkili koruma ve farkındalık yaratmak için günümüzde bir zorunluluk. Ancak, nasıl diyelim, “galeyana getiren” türde haberler kamuoyunun endişesini artırıyor. En önemlisi de kamuoyunun hassas olduğu konular suiistimal ediliyor. Birlikte çalıştığımız kurum ve kuruluşlardan da bize bu konu hakkında sorular geliyor ve haklı olarak kaygılanıyorlar. Başta da belirttiğim gibi amacımız insanların doğru bilgiye ulaşması. Yapılan yanlış ve yanlı haberleri, doğa koruma konusunda çalışan bilim insanlarının, sivil toplum örgütlerinin, bürokratların ve gönüllülerin emeğine de saygısızlık olarak görüyorum. Çünkü bugün deniz kaplumbağası konusunda bir farkındalığın oluşmasında her kesimden insanın en az otuz yıllık emeği var.</span></p>
<h4><b>“BİR KEZ YANLIŞ BİLGİ YAYILINCA BU ALGIYI DEĞİŞTİRMEK ZOR OLUYOR. UZUN VADEDE MERKEZİMİZCE PAYLAŞILAN GÜNCEL VE GERÇEK HABERLERİN YANLIŞ OLDUĞU ALGISINI YARATARAK ACİL MESELELERDE SÜREÇLERİMİZİ YAVAŞLATMA RİSKİ DE BULUNUYOR.”</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamuoyunun, özellikle sosyal medya kullanan kitlenin yaklaşımının, takipçi sayısı fazla olan hesapların paylaşımlarını doğru olarak kabul etmek yönünde olduğunu görüyoruz. Paylaşılan iletiler binlerce etkileşim alıyor ve on binlerce kişiye ulaşıyor. Deniz kaplumbağaları ve diğer nesli tehlikede olan canlılar hakkında paylaşımlar da çok fazla etkileşim alıyor. Burada, sürekli olarak bir problem varmış gibi yanlış bilgilerin paylaşılmasının bir süre sonra insanların “yine mi kaplumbağa” demesine ve zamanla asılsız çıkan haberlerin kamuoyu duyarlılığını köreltmesi gibi bir tehlike olduğunu söylememiz gerekiyor. Örneğin, sadece İztuzu’nda 4.000 kaplumbağanın katledildiği bilgisi dolaşıma sokulduğunda insanlarda şu fikir beliriyor: “Sadece İztuzu’nda 4.000 kaplumbağa öldüyse ve hala yaşıyorlarsa bunların nesli tükenmez”. Burada insanları suçlayamayız ancak, değil İztuzu’nda Türkiye’de o kadar deniz kaplumbağası yaşamadığını ve tehditlerin her geçen gün arttığını bilimsel verilerle doğru şekilde anlatmamız gerekiyor. Yanlış bilgiler bunlarla da sınırlı kalmıyor. Örneğin, mayıs ayı itibariyle yumurtlama döneminin başlamasıyla ilk yuvaları tespit ettik ve koruma çalışmaları başladı. Ancak yavrular 45-60 gün sonra çıkmaya başlayacak. Halbuki bu sahte hesaptan mart ayından itibaren yavruların çıkışı başlamış gibi algı yaratan görseller, bilgiler paylaşılıyor. Bu sadece bir örnek. Başka sorunlu bilgiler de paylaşılıyor. Bir kez yanlış bilgi yayılınca bu algıyı değiştirmek zor oluyor. Eski haberlerin dolaşıma sokulması daha önceden merkezimizin faaliyetlerinden haberdar olan kişilerde güvensizlik yaratıyor. Öte taraftan ‘soğumuş’ bir haberi, hele bir de bu üzücü bir haberse, yeni duyan insanlarda kaygı ve üzüntüye yol açıyor. Diğer yandan uzun vadede merkezimizce paylaşılan güncel ve gerçek haberlerin yanlış olduğu algısını yaratarak acil meselelerde süreçlerimizi yavaşlatma riski de bulunuyor. </span></p>
<h4><b>VAKA İNCELEMESİ</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Örnek vaka olarak İztuzu, DEKAMER ve DEKAMER’in çalışmalarıyla ilgili gerçek olmayan haberleri birkaç başlık altında inceledik:</span></p>
<p><b>Spekülatif veri kullanımı</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamuoyunun hassas olduğu konularda kaygıyı ve kimi zaman öfkeyi yükseltme amaçlı yapılan, bilimsel gerçekliği olmayan verilerle desteklenen haberlere rastlamak mümkün. </span></p>
<p><b>İDDİA:</b><span style="font-weight: 400;"> &#8220;10 yılda 4 bin Caretta öldürüldü”</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14658" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/10-yılda-4bin-kaplumbağa-3.png" alt="" width="727" height="559" /></p>
<p><b>GERÇEK:</b><span style="font-weight: 400;"> Türkiye’de yaşayan 4 bin deniz kaplumbağası olduğuna dair bir veri yok.  </span></p>
<p><b>Hedef kitle (bölge, tür, vb.) hakkında hatalı bilgilendirme</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">STK’ların çalışma alanı ya da hedef kitlesi hakkında doğruluk payı içermeyen bilgilerin paylaşılması kamuoyunu da tamamen yanlış bilgilendiriyor. DEKAMER’in yaşadığı soruna baktığımızda sahte hesaptan paylaşılan görsellerdeki türler ile metinde yer alan tür ismi çoğunlukla yanlış. Bu hesaptan paylaşılan bazı türler Akdeniz’de bile bulunmuyor. </span></p>
<p><b>İDDİA:</b><span style="font-weight: 400;"> Doğum gerçekleşti.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14659" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/doğum-yanlış-yumurta-4.png" alt="" width="719" height="858" /></p>
<p><b>GERÇEK:</b><span style="font-weight: 400;"> Görseldeki yumurtalar kaplumbağalara ait değil. Ayrıca “doğum” gibi ‘Memeli’ sınıfına özgü diyebileceğimiz ve kaplumbağalarla ilgisi olamayan terimler sıklıkla kullanılıyor. Yanlış terimlerin halk arasında yer etmesi riski oluşuyor.</span></p>
<p><b>İDDİA:</b><span style="font-weight: 400;"> Mart ayında paylaşılan bir yavru çıkışı haberi</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14660" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/martta-yuva-çıkışı-5.png" alt="" width="664" height="710" /></p>
<p><b>GERÇEK:</b><span style="font-weight: 400;"> Yuvalama, yavru çıkışı gibi temel biyolojik bilgiler hatalı. Örneğin bahar aylarında yavru çıkışı haberleri paylaşılıyor. Halbuki yavrulama dönemi ülkemizde mayıs itibariyle başlıyor.</span></p>
<p><b>Ajitasyon haberleri</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle dezavantajlı gruplarla çalışan STK’ların hedef kitlesinin mağduriyetini artıracak nitelikte yazılan haberlere çok sık rastlanıyor. Bu tür haberlerde aynı zamanda durumu daha dramatik hale getirmek için kuruluşlara ait gerçek olmayan koşullar ve uygulamalardan da söz ediliyor.</span></p>
<p><b>İDDİA:</b><span style="font-weight: 400;"> Ekip tarafından bulunan yakılarak öldürülmüş </span><i><span style="font-weight: 400;">Caretta caretta</span></i><span style="font-weight: 400;">.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14661" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/ajitasyon-6.png" alt="" width="731" height="746" /></p>
<p><b>GERÇEK: </b><span style="font-weight: 400;">DEKAMER merkezinde bulunan ekip arkadaşlarının 26 Nisan 2017 tarihinde böyle bir olaya rastlamadığı kuruluş tarafından onaylandı. Fotoğraf İztuzu’ndan değil.</span></p>
<p><b>İDDİA:</b><span style="font-weight: 400;"> Psikolojik sorunları olduğu için 4 aydır tedavi altında tutulan Caretta Ebru’yu ellerimizle besliyoruz.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14662" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/psikolojik-sorunlu-haha-7.png" alt="" width="660" height="708" /></p>
<p><b>GERÇEK</b><span style="font-weight: 400;">: Görsel DEKAMER’in tesisine ait değil. Fotoğraf başka bir ülkeden. Ayrıca elle besleme yöntemi bu canlıları evcilleştiriyor ve doğal beslenme süreçlerini olumsuz etkiliyor. Bu sebeple merkezde elle besleme tercih edilen bir yöntem olmamakla birlikte yemler iyileşme sürecinde olan kaplumbağaların tanklarına gece bırakılıyor. Ayrıca “psikolojik sorunlar” ile merkeze herhangi bir kaplumbağa geldiği bilgisi tamamen yanlış. </span><span style="font-weight: 400;">Caretta carettaların en çok olta yutması, misina, tekne pervanesi kesmesi ya da sürat motoru çarpmasından yaralanmakta ve bu sebeple merkeze gelmekte.</span></p>
<h4><b>Siyasi tartışmaların alevlendirilmesi</b></h4>
<p><span style="font-weight: 400;">Kuruluşların faaliyet alanlarının gündemle ilişkilendirilmesi de bir diğer dezenformasyon örneği. Bu örnekte özellikle son zamanlarda siyasi tartışmaları da katarak bu hesaptan tweetler atılıyor.</span></p>
<p><b>İDDİA: </b><span style="font-weight: 400;">İnşaat demiriyle öldürülmek üzere otlan Caretta iyileştirildi ve ismi ‘Hayır’ konuldu. Caretta’ya hayır ismini koymak suç olarak nitelendirildiği için Twitter hesabımız sansürlendi.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14663" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/siyasi-tartışmalar_hayır-1.png" alt="" width="737" height="455" /></p>
<p><b>GERÇEK:  </b><span style="font-weight: 400;">4 Mayıs 2017 tarihi itibariyle DEKAMER’e böyle bir vakanın gelmediği merkez tarafından onaylandı. Görsel merkeze ait değil. Yaralı bulunan ve merkezde bakıma alınması gereken kaplumbağaların isimleri genellikle bu bireyleri bulan kişi veya kurumların ismini, anonim ihbarlarda ise bulundukları yerin ismini alıyor. Örneğin, AKUT ekibi tarafından bulunan ve dünyada ilk çene protezi uygulanan Caretta caretta ‘AKUT-3’ ismini almıştır.</span></p>
<p><b>İDDİA:</b><span style="font-weight: 400;"> 2017 yılının nisan ayı sonu itibariyle İztuzu plajında direniş var.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-14664" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2017/05/siyasi-tartışmalar_direniş-soğuk-2.png" alt="" width="731" height="596" /></p>
<p><b>GERÇEK:</b><span style="font-weight: 400;"> İztuzu plajında ziyaretçi kabul saatleri dışında DEKAMER gönüllüleri ve çalışanları haricinde kişilerin kalması yasaktır. Merkezin de onayladığı üzere plajda 26 Nisan 2017 tarihinde veya hali hazırda herhangi bir eylem veya açlık grevi yapan kişi bulunmamaktadır. Söz konusu haber eski yıllara ait haber ve görselleri içermektedir. DEKAMER yetkilileri mayıs ayı itibariyle gönüllü alımlarının başladığını, merkeze gelen gönüllülerin de merkeze gelmeden önce İztuzu plajında direniş olduğunu düşündüğünü ancak merkeze geldiklerinde doğru olmadığını görünce şaşırdıklarını da belirtti.</span></p>
<p><b>Yanlış haberlerin medyaya yansıması örnekleri:</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerçek dışı haberlerin dolaşıma girmesinin medyada da yansıması bulunuyor. STK’lara ait olmayan Twitter hesaplarından alınan haberler, medyada yer buluyor ve yanlış bilgilerin hem yayılmasına hem de doğru olduğu algısına yol açıyor. Bunun örneklerinden biri online haber mecrası olan Diken’in söz konusu hesaptan duyurulan bir haberi daha sonradan doğru olmadığını belirterek yayınladığı 11 Ocak 2017 tarihli düzeltme.</span></p>
<p><b>“Diken’den zorunlu açıklama: İztuzu’nda ‘kimsenin haberinin olmadığı direniş’ haberimiz iki yıl öncesine ait”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Diken’in bundan tam iki yıl önce yayınladığı, ‘İztuzu’nda altı gündür direniş var, kimsenin haberi yok!’ başlıklı <a href="http://www.diken.com.tr/dikenden-zorunlu-aciklama-iztuzunda-kimsenin-haberinin-olmadigi-direnis-haberimiz-iki-yil-oncesine-ait/" target="_blank" rel="noopener noreferrer">haberinin</a> sosyal medyada yeniden dolaşıma girmesi İztuzu’nda yeni bir doğa direnişi olduğu yanılgısı yarattı.</span></p>
<p>Diğer bir haber ise 24 Aralık 2015 tarihli online haber mecrası Sol Haber’in haberi. Doğru olmayan bir Twitter paylaşımı, sadece yavruların yumurtadan çıkma zamanı olmayan aralık ayında paylaşılmakla kalmamış, aynı zamanda siyasi kutuplaşmayı vurgulayan detaylarla <a href="http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:eISMjf2gVkQJ:haber.sol.org.tr/turkiye/iztuzu-plajinda-14-caretta-caretta-basi-tasla-ezilmis-halde-bulundu-140536+&amp;cd=2&amp;hl=tr&amp;ct=clnk&amp;gl=tr" target="_blank" rel="noopener noreferrer">habere</a> konu olmuş.</p>
<p><b>“İztuzu plajında 14 caretta caretta başı taşla ezilmiş halde bulundu”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Yeni Türkiye&#8217;de caretta carettalardan bile nefret ediyorlar. İztuzu sahilinde 14 Caretta caretta’nın başı ezilmiş halde bulundu.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Güncel bir diğer örnek ise Caretta caretta’lara ait yumurtaların çalındığı iddiası. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Söz konusu iddia <a href="http://odatv.com/skandal-iddia-caretta-carettalar-calindi-1205171200.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">odatv.com</a> haber sitesinden ve Show Radyo programcısı Zeki Kayahan Coşkun gibi medya mensuplarınca da paylaşıldı ve kısa sürede binlerce kişi tarafından retweet edildi.  </span></p>
<p>Dekamer Yönetim Kurulu üyesi Doç. Dr. Yusuf Katılmış yumurtaların çalındığı iddialarının asılsız olduğunu, rehabilitasyon merkezine gelen ziyaretçilerden Oda.tv ve Twitter’daki haberler hakkında sorular aldıklarını belirtti ve şöyle açıkladı: “Bugün itibariyle 12 tane iribaş deniz kaplumbağası yuvası vardır. Dün gece itibariyle tekrar kontrolleri yapılmıştır. Hiçbir yuvamızda insan veya hayvan kaynaklı bir zarar söz konusu değildir. Tüm yuvalarımız kafesli ve koruma altındadır ve günlük takipleri de yapılmaktadır.”</p>
<p><span style="font-weight: 400;">DEKAMER’in konuyla ilgili duyurusuna <a href="https://www.facebook.com/dekamerTR/photos/a.1436158083286078.1073741828.1429627080605845/1919816201586928/?type=3&amp;theater" target="_blank" rel="noopener noreferrer">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</span></p>
<h4>&#8220;Daha önce de burada verdiğimiz mücadeleyi zora sokan tweetler attılar&#8221;</h4>
<p>Son olarak İztuzu Kumsalı&#8217;nı Kurtarma Platformu (İKUP) üyelerinden Murat Demirci de konuyla ilgili açıklama yaparak söz konusu Twitter hesabının kendilerine ait olmadığını fakat İKUP hesabı gibi davrandıklarını söyledi.</p>
<p>&#8220;Söz konusu hesap bize ait değil. Bu ilk defa yaşanmıyor. Daha önce de bizim burada verdiğimiz mücadeleyi zora sokan tweetler attılar. Kendilerine defalarca ulaşmaya çalıştık ama kimliklerini öğrenemedik.</p>
<p>&#8220;İKUP&#8217;un her türlü bilgi kaynağı DEKAMER&#8217;dir. İKUP <a href="https://www.facebook.com/groups/saveiztuzubeach/?fref=ts" target="_blank" rel="noopener noreferrer">Facebook grubumuz </a>dışında bir de Twitter hesabımız var fakat çok aktif değil. Duyurularımız genelde Facebook üzerinden yapılıyor.</p>
<p>&#8220;Yalan haberleri dolaşıma sokan bu hesabı Twitter&#8217;a bildirdik, bir süre kapandı fakat tekrar aktifleşti. Son olarak söylemeliyim ki kumsalda her şey yolunda. Çıkabilecek herhangi bir aksilik hakkında DEKAMER&#8217;den bilgi alabiliriz&#8221;</p>
<p>DEKAMER’e ait İztuzu hakkında güncel bilgileri paylaşan resmi sosyal medya hesapları:</p>
<p><span style="font-weight: 400;">Facebook: dekamerTR </span><a href="https://www.facebook.com/dekamerTR"><span style="font-weight: 400;">https://www.facebook.com/dekamerTR</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Twitter: @dekamerTR </span><a href="https://twitter.com/dekamerTR"><span style="font-weight: 400;">https://twitter.com/dekamerTR</span></a></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Instagram: @dekamer_rescue</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2017/05/13/sivil-toplum-haberciliginde-dezenformasyon-o-caretta-caretta-yumurtalari-gercekten-calindi-mi/">Sivil toplum haberciliğinde dezenformasyon: O caretta caretta yumurtaları gerçekten çalındı mı?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medyada Kim Var Kim Yok?</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2016/07/01/sosyal-medya-kim-var-kim-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esra Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Jul 2016 05:00:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=8614</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sosyal medya herkesin gündeminde. Hem günümüz iletişiminin herkes tarafından hakkı teslim edilen en önemli araçlarından biri  hem de birçok sefer bir günah keçisi. Peki, sosyal medya aracılığıyla bir ülkedeki yurttaşların ne kadarına ulaşmak mümkün oluyor? Türkiye’de sosyal medyayı kim daha çok kullanıyor? Eğitim düzeyine göre sosyal medya kullanımı arasındaki uçurumun en yüksek olduğu ülke Türkiye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/07/01/sosyal-medya-kim-var-kim-yok/">Sosyal Medyada Kim Var Kim Yok?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong>Sosyal medya herkesin gündeminde. Hem günümüz iletişiminin herkes tarafından hakkı teslim edilen en önemli araçlarından biri  hem de birçok sefer bir günah keçisi. Peki, sosyal medya aracılığıyla bir ülkedeki yurttaşların ne kadarına ulaşmak mümkün oluyor? Türkiye’de sosyal medyayı kim daha çok kullanıyor?</strong></h3>
<h4></h4>
<h4><strong>Eğitim düzeyine göre sosyal medya kullanımı arasındaki uçurumun en yüksek olduğu ülke Türkiye</strong></h4>
<p><strong>OECD’nin yayınladığı “Bir Bakışta Hükümetler” raporuna</strong><a href="#_edn1" name="_ednref1"><strong><strong>[1]</strong></strong></a><strong> göre, eğitim düzeyi Türkiye’de sosyal medya kullanımının önemli bir belirleyicisi. Eğitim düzeyine göre sosyal medya kullanımı arasındaki uçurumun en yüksek olduğu ülke Türkiye.</strong><a href="#_edn2" name="_ednref2"><strong><strong>[2]</strong></strong></a></p>
<ul>
<li>Türkiye’de eğitim düzey yüksek kişilerin %70’i sosyal medya kullanıcısı<a href="#_edn3" name="_ednref3">[3]</a> iken eğitim düzeyi düşük kesimde bu oran %18.</li>
<li>Türkiye’yi takiben Yunanistan, Portekiz ve Birleşik Krallık da bu farkın yüksek olduğu ülkeler. Yunanistan’da düşük eğitim düzeyine sahip kesimde sosyal medya kullanımı düşük olmakla beraber, eğitimli kesim ile arasındaki fark Türkiye’den daha az.</li>
<li>İzlanda, Norveç, Danimarka ve Lüksemburg gibi okullaşma oranının ve genel nüfusta eğitim düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde sosyal medya kullanımı eğitim düzeyine göre pek de farklılaşmamakta.</li>
<li>Almanya ise düşük eğitim düzeyine sahip kişilerin sosyal medya kullanımının daha eğitimli kesimden daha yaygın olduğu istisnai ülkelerden.</li>
</ul>
<p>Raporda yer alan bu veriler 2013 yılına ait. Türkiye’de 2013’ten bu yana hem eğitim düzeyi yüksek hem de düşük kesimde sosyal medya kullanıcısı oranı yükselse de 2015 verilerine bakıldığında da bu uçurumun henüz kapanma eğiliminde olmadığını görüyoruz (2015’te bu oranlar sırasıyla %78 ve %27).<a href="#_edn4" name="_ednref4">[4]</a></p>
<h4><strong>Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliği sosyal medya kullanımında da yüksek.  Kadınların yarısından fazlası sosyal medya kullanmıyor. </strong></h4>
<ul>
<li>Dünya genelinde eğitim düzeyi yüksek kadınların sosyal medya kullanımı erkeklere göre daha yüksek. Bu durum Türkiye içinde geçerli. Türkiye’de eğitimli kadınların %81’i erkeklerin ise %76’sı sosyal medya kullanıcısı.</li>
<li>Ancak Türkiye kadınlar arasında sosyal medya kullanımında eğitimden kaynaklı uçurumun aynı zamanda en yüksek olduğu ülke. Türkiye’de 10 eğitimli kadından 8’i sosyal medya kullanıcısı iken, düşük eğitim düzeyine sahip 10 kadından sadece 1.8’i sosyal medyada.<a href="#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></li>
<li>10 milyonu eğitim düzeyi yüksek, 3 milyonu düşük olmak üzere yaklaşık 13 milyon sosyal medya kullanıcısı kadın olduğundan bahsetmek mümkün. Bu da Türkiye’de yaşayan kadınların %43’üne tekabül ediyor.<a href="#_edn6" name="_ednref6">[6]</a></li>
<li>Erkeklerin ise yarısından fazlası (%58) sosyal medya mecralarında yer alıyor.</li>
</ul>
<p><strong><em>Farklı eğitim düzeylerine göre kadın ve erkek nüfus içerisinde sosyal medya kullanımı oranı (16-74 yaş, 2015)</em></strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-medium wp-image-44766" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/11/grafik-640x268.png" alt="" width="640" height="268" /></p>
<p><em>Kaynak: Eurostat, 2015, Information Society Statistics</em></p>
<h4><strong>Türkiye’de sosyal medya kullanıcılarının önemli bir kısmı eğitimli ve erkek</strong></h4>
<p>Türkiye’de sosyal medya kullanıcılarının önemli bir kısmının eğitimli ve erkek ağırlıklı olduğunu söylemek mümkün. Şüphesiz çalışma durumu, yerleşim yeri, yaş grubu gibi farklı demografik özellikleri de hesaba katarak sosyal medya kullanıcısı profili detaylandırılabilir. Ancak bu kısa analiz bile, sosyal medya gündeminin, ülke genelinde tüm kesimlere aslında ulaşmadığını gösteriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> OECD, 2015; Government at a Glance. Erişim: <a href="http://www.oecd-ilibrary.org/governance/government-at-a-glance-2015_gov_glance-2015-en">http://www.oecd-ilibrary.org/governance/government-at-a-glance-2015_gov_glance-2015-en</a></p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> OECD raporunda Eurostat verilerinden yararlanılmıştır. EuroStat 2000’lerin ikinci yarısından beri 16-74 yaş arası nüfusta Bilişim Teknolojileri (ICT) Kullanımı araştırmalarına ait[ii] uluslararası verileri derliyor. Bu internet kullanımı veri tabanı, farklı ülkelerde internet ve sosyal medya kullanımının eğitim düzeyi, çalışma durumu ve cinsiyet gibi farklı demografik özelliklere göre farklılaşmaları incelemeyi de mümkün kılıyor. Türkiye’de Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması TÜİK tarafından yapılıyor.</p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Sosyal medya kullanımı, kullanıcı profili oluşturma, facebook, Twitter, vb. mecralarda mesaj yazma, durum iletisi paylaşma ve diğer içerik oluşturma faaliyetleri aracılığıyla bir sosyal ağa dahil olmayı kapsamaktadır.</p>
<p><a href="#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Eurostat, 2015, Information Society Statistics- Households and Individuals.</p>
<p><a href="#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> TÜİK, Ulusal Eğitim İstatistikleri (2015) ve EuroStat (2015) verilerinden faydalanarak hesaplanmıştır.</p>
<p><a href="#_ednref6" name="_edn6">[6]</a> 15 yaş üstü nüfusta.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2016/07/01/sosyal-medya-kim-var-kim-yok/">Sosyal Medyada Kim Var Kim Yok?</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
