<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ersin Dilli, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/ersin-dilli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/ersin-dilli/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 01 Aug 2019 09:15:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Ersin Dilli, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/ersin-dilli/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Necdet Subaşı: &#8220;Aleviliği Tanımak İsteyenler İçin Açıklayıcı Bir Dile İhtiyaç Var&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/08/necdet-subasi-aleviligi-tanimak-isteyenler-icin-aciklayici-bir-dile-ihtiyac-var/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 08 May 2019 10:48:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Modernleşmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[Necdet Subaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38412</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevi Modernleşmesi kitabıyla ilgili konuştuğumuz Prof. Dr. Necdet Subaşı, Aleviliğin İslam kültürü içinde değerlendirilmesi gereken bir yapı olduğunu vurgulayarak, Aleviliği tanımak isteyenler için açıklayıcı bir dile ihtiyaç olduğunu belirtiyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/08/necdet-subasi-aleviligi-tanimak-isteyenler-icin-aciklayici-bir-dile-ihtiyac-var/">Necdet Subaşı: &#8220;Aleviliği Tanımak İsteyenler İçin Açıklayıcı Bir Dile İhtiyaç Var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alevi Açılımı, o dönemki Hükümetin başlattığı diğer açılımlarla birlikte, 2009-2011 yılları arasında ülke gündeminin önemli konu başlıklarından biriydi. O yıllarda çalıştaylar düzenlenmiş, fakat konu cemevlerine yasal statü verilmesi gibi önemli başlıklarda tıkanmış ve Aleviler açısından açılım tamamlanamamıştı. Söz konusu dönemde Alevi Açılımı Koordinatörü olarak çalıştaylar düzenleyen Necdet Subaşı ile görüştük.</p>
<p>Röportajımızın bugünkü bölümünde Necdet Subaşı’na, ‘Alevi Modernleşmesi’ isimli kitabını, Alevilerin geçmişi ve bugününü sorduk…</p>
<p><b>Öncelikle, Alevi Modernleşmesi adlı kitabınızda da anlattığınız geleneksel Alevilik ve ile modern Aleviliği tanımlar mısınız? Farkları nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Modernliği kendi başına müstakil bir durum olarak tanımlamak imkânsız. Geçmişten gelenlerin üzerine kurulan bir yapı. Dolayısıyla bir tanımlama gereği olarak gelenekten ya da modernlikten bahsetsek bile bizim burada yaptığımız yeni durumlar ekseninde Aleviliğin karşı karşıya geldiği problemler. Kuşkusuz Alevilik de diğer yerleşik inanç yapıları gibi modernlik bağlamında ağır dönüşüm süreçlerine maruz kaldı. Gelenekten söz ettiğimde Alevilik için muradım henüz modern bilgi akışlarıyla, entelektüel sorgulamalarla, polemik ve tartışmalarla buluşmayan ve bir yere kadar kırsalı, bir yere kadar da otantik olanı çevreleyen bir düzlem. Modern olanın bileşenleri her şeyde olduğu gibi Alevilikte de Alevilerde de önemli farklılaşmaların önünü açmış enerjik bir hareket noktası. Rasyonalitenin bir kriter olarak devreye girmesi, inançla bilgi arasındaki farkların masaya yatırılması, hayata ilişkin kurgu ve metafiziğe yönelik ilgilerdeki aşınım… Evet, hepsi bu sürecin bir parçası. Yeri gelmişken sözünü ettiğim bu fiilî durumdan etkilenen sadece Alevilik değil, Aleviler de diğerleri gibi bu sürecin bir parçası, hepsi bu kadar. Ancak kabul etmek gerekir ki modern dünyanın belli başlı unsurlarıyla buluşma zemini bazen onların her birini içimize katma kudretini, bazen mesafeyi bazen de zaten gelenekte de bir karşılığı olan eklektik hazmedişi daha fazla gündeme getirmemize imkân veriyor.</span></p>
<p><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-38456 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/b-1.jpg" alt="" width="309" height="498" />‘Aleviler Cumhuriyet’te Güven Veren Bir Aydınlanma Işığı Buldu’</b></p>
<p><b>Aleviler için Cumhuriyet öncesi ve sonrası nasıl şekillendi? Yaşadıkları sorunlar ve talepleri bakımından hangi değişimler yaşandı? Cumhuriyet ve sonrasında Aleviler nasıl bir dönüşüm geçirdi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Gerek Alevilerin içeriden, gerekse nesnel tarihçilerin dışarıdan söyledikleri arasında ortak bir noktada uzlaşmak mümkün. Belirleyici birkaç noktada bir tartışma yok. Tarihsel dışlanmışlıklar, merkezin dışında yaşamaya bazen mecbur bırakılmaları, bazen de kendi gelecekleri adına bütün bunlara ikna olmaları… Bunlarda bir sorun yok. Alevilik deyince, İslam’ın siyasi tarihinde zaman zaman Şiilikle aynı hizada değerlendirilebilmeye fırsat veren bir söz dağarcığından, merkezî siyasi otoriteye hatta daha derin anlamıyla devlete karşı bir türlü iflah olmayan hüzünlü ve buruk bir mesafe bilincinden, kendi içinde her şeye rağmen sabır ve inatla işleyen içe kapanık bir dinî müfredattan ve sürekli korunma içgüdüsüyle varlığını pekiştiren sırlı bir gelenekten söz ediyorum. Türk modernleşmesi, dinî ve kültürel oluşumları en çok da radikal modernleşme çabalarıyla muhasara altına aldı. Modernleşmenin sekülerleşmeyle atbaşı ilerleyen hızı karşısında geri çekilmeyi ve kendi mazbut sınırlarına dönmeyi stratejik olarak tercih eden yapıların aksine Aleviler, burada önemli bir değişimin işaret levhalarıyla karşılaştılar. Hilafeti kaldıran, Osmanlı dinî müktesebatıyla arayı açmakta sınır tanımayan yeni rejimin diğerleri için ne vaat ettiği bir tarafa, Aleviler bunda kendileri için gecikmiş de olsa güven veren bir aydınlanma ışığı buldular. Yer yer tersyüz olunabilecek süreçlerden geçilse de Aleviler, gelenekten tevarüs ettikleri inanç ve değerlerini modern kavramsal çerçeveler içinde oturtup yeniden kurma konusunda hiçbir tereddüde mahal vermeyecek bir sıcaklık içinde, ünsiyet kurmakta zorlanmadılar. Dönüşüm, yakınlaşma ve etkileşimlerle ilerledi, bunda şüphe yok. Dinî gelenek içinde müstakil olma çabası Alevilere, modernleşmeye öteden beri ihtiyatla yaklaşan genel Sünni çoğunluğun aksine tutkulu bir coşku kazandırdı. Öte yandan Aleviliğin temel referans dünyasıyla yaşadığı kopukluk, bütün bir topluluğu altüst etmekte gecikmeyecek modernleşme dalgalarının etkisine maruz kalışında etkileyici oldu. Dedenin geleneksel otoritesi sorgulanmaya başlandı, bilgiyle inanç arasındaki farklılaşma telafisi imkânsız kayıpların önünü açtı, artan göç dalgası ve kentsel deneyim camia içindeki bilinen yakınlıkları zayıflattı. Örneğin Aleviler arasındaki bağları her zaman diri tutan musahiplik, sembolik bir hatıraya dönüştü; tek tek her Alevi için birer hafıza tazeleyici olarak görülebilecek ayin-i cemleri, folklorik bir gösteriden ayırmak giderek daha çok zorlaştı. Düşkünlük, kurumsal ağırlığını ve yaptırım gücünü yitirmekle kalmadı, Aleviler nezdinde bile Alevilik, her seferinde yeniden tanımlanmayı gerekli kılan, coşkuyla tüketilen bir anlam kargaşasının içine sürüklendi.</span></p>
<p><b>‘Modernitenin Sorgu Dünyası Bütün Bağları Tartışmaya Açtı’</b></p>
<p><b>Alevilik moderniteden neden ve nasıl etkilendi? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Etkileşimi Alevilikle ya da Alevilerle sınırlı saymak pek doğru olmaz. Bugün her geçen gün daha da çeşitlenen bir literatür, dinle modernlik arasındaki ilişkiselliği ele almakta âdeta zorlanıyor. Aleviliğin inançtan çok kimliğe, ritüelden çok siyasi bir duruşa fırsat veren gelenekli yapısının modernliğin hemen her şeye nüfuz etme çabasıyla istikamet değiştirdiğini söyleyebiliriz. Kuşkusuz bu değişim de ileride Aleviliğin bir parçası olmakta gecikmeyecek; hemen her türden yönelimi ana akım içinde bir yerlerde tutmakta zorlanmayacağımız yeni bir baskılama ameliyesi bu değişimi de geleneğin yapısına eklemlemekte geri durmayacaktır. Eklektik gelişme çizgisi bugün moderniteden kaynaklanan etkileri hazmetmekte hiçbir zorluk çıkarmasa da gelinen noktada yeni rasyonalitelerin açığa çıkardığı sorunlar hiç de küçümsenecek gibi değildir. Bireyselleşmede sınır tanımamakla kalmayıp geleneksel mirası mütemadiyen sorgulamayı hiçbir merhamet gözetmeksizin sürdürenlerin açığa çıkardığı sorunlu bakiye gerçek bir trajediye dönüşme aşamasındadır. Kısmen de olsa, taşra dünyasında ya da kırsalın güvenli ortamında, Alevilik hâlâ eskisi gibi varlığını devam ettirme konusunda inatla bildik atıf zincirine olan sadakatini sürdürme çabasındadır. Öte yandan, yeni yetişen kuşaklar için bu zincir sıklıkla esaret olarak görülmektedir. Modernitenin sorgu dünyası bütün bağları tartışmaya açmış, geleneğin mistifikasyonu, yeni ideolojik söylemlerle bütünleşme konusunda genç Aleviler için bir telafi, hatta bir yenilenme çizgisi olarak itibar görmeye başlamıştır. Gerçi ben modernleşmenin etkilerini </span><i><span style="font-weight: 400;">Alevi Modernleşmesi</span></i><span style="font-weight: 400;">’nde işlemeye çalışmıştım. Maalesef henüz bu bağlamdaki iddialarımdan vazgeçmemi sağlayacak güçlü sayılabilecek hiçbir bulguya rastlamış değilim. Aleviler katı ideolojik kabullere kendini kaptırmış görece genç aktivistlerle, hiç işlenmemiş hafızayla geleneği idame ettirmeye çalışan manevi otoritelerin arasında kendine bir yol bulmaya çalışmaktadır.   </span></p>
<p><b>‘Farklılaşmış Gruplar, Gerçekliğin Keşif Arayışını İtibardan Düşürdü’</b></p>
<p><b>Kitabınızda Aleviliğin parçalı ve farklılaşmış olduğunu söylüyorsunuz? Neden? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Parçalılık da farklılaşma da kötü bir şey değil, ancak modernleşme sürecinde bilgi ağlarının gelişimine yönelik etkileşimler mutlaklık iddialarını güçlendirmeye yol açtı. Tipik Alevi söyleminde bölünmeler yaşandı, bilginin modern kurgusu içinde maneviyatın çekiciliği aşındı. Birbirinden ayrı ve farklılaşmış grupların birer hizip mantığı içinde ortaya çıkan fraksiyoner eğilimleri gerçekliğin keşif ve ihyasına ilişkin arayışları itibardan düşürdü. Örgütsel bağımsızlık, hâkimiyet ve muhtariyet, Aleviliğin modern dünyada nasıl var olacağı sorularını ihmal etmekle kalmadı, yanı sıra bütün bu bağlamlarda, çoğalan soruları da ustalıkla bastıracak yeni duygusal efektleri devreye sokarak, sorunun yakıcılığını fark etmeyen ve böylece geleneği yaşanmaz kılan kuru bir ideolojik haritayla yetinme arzusunu yegâne kurtuluş yolu olarak modelleştirdi. Bugün en büyük yarılma gelenekle modernlik arasında işleyen ayrışmalarda gözlenmekte. Öte yandan söz konusu olan da bir ihya ya da yenilemeden çok, bariz bir icat fikrinde düğümleniyor. Geleneğin icadı, geçmişte olanın hatırlanmasından çok, yeni olanın modern diskur içinde anlamlandırılmasını ve bu çerçevede işlenmesini de tahrik ediyor.</span></p>
<p><b>‘Aleviliği Tanımak İsteyenler İçin Açıklayıcı Bir Dile İhtiyaç Var’</b></p>
<p><b>Bir röportajınızda, Alevilerin kendini tanımlayamadığını söylüyorsunuz. Sizce neden? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tanımlama sıklıkla alerjik bir durum olarak okunuyor. Pek çok Alevi kendi yapılarına yönelik açıklama taleplerine karşı müteyakkız bir ruh hâline savruluyor. Oysa bilmek isteği oldukça doğal ve kamusal görünürlüğü her geçen gün artan bir yapı hakkında onu gündelik bir ikon, sembol ya da metafor olmaktan çok, kendi gerçekliği içinde tanımak ve anlamak isteyenler için açıklayıcı bir dile ihtiyaç duyuluyor. Alevi söylemini güçlü bir akışkanlık içinde kamusallaştıran aktörler, tanımlama çabasını kısıtlama, kuşatma ve tahakküm alanı olarak okumaktan geri durmuyor. Bugün Aleviliğin ne olduğu, nasıl anlaşılması gerektiği konusundaki belirsizlik biraz da çoğalan Alevilikler, parçalanmış bellek ve işlenmemiş bir stokun şimdi nasıl ele alınacağına ilişkin kargaşadan kaynaklanıyor. </span></p>
<p><b>‘Alevilik, İslam Kültürü İçinde Değerlendirilmelidir’</b></p>
<p><b>Aleviliği İslamiyet öncesi ve sonrası olarak nasıl ele alabiliriz? İslamiyet öncesinden ne bakımdan etkilenmiş, denilebilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aleviliğin çoklu bileşenler toplamı olarak değerlendirilmesi, oldukça yeni sayılabilecek araştırmaların heyecan verici bir keşfi ve sonucudur. Aleviliğin tarihsel, toplumsal ve teolojik içeriğine nüfuz edip onu bilhassa kendi sahasında anlayıp kavramayı önceleyen pek çok çalışma, günümüzde belli başlı Ortadoğu inanç sistemlerinin, hatta Uzakdoğu’nun kadim dinî ve mitolojik geleneklerinin etkili bir şekilde kendisine müdahil olduğunu gösterme çabasındadır. Bu tür çalışmalar son tahlilde İslam’ı da bu çeşitlilik içinde diğerleriyle aynı statü ve eşitlikte bir öge, benzer bir ‘şey’ olarak görmekten yanadır. İslam öncesi yerleşik kültür ve geleneklerin Aleviliğe sirayet ettiğine dair baskın edebiyat, bugün daha çok siyasileşmiş/popüler Alevi söyleminde karşılık bulacak bir şekilde, onun zaten var olan eklektik yapısına işaret etmektedir. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak etkilenim hep vardı ve Aleviliğin sözgelimi İslam’la olan ilişkisi de aynı perspektif içinde ele alınmayı gerektirmektedir. Oysa Alevilik farklı inanç ve kültürlerden etkilenmeye açık olsa da onun ana mihverinin İslam olduğunda şüpheye mahal verecek düzeyde hiçbir veriden söz edilemez. Aksine Alevilik İslam inanç, kültür ve siyaset havzasında ortaya çıkmış ve ilerleyen süreçlerde kendi özgün dil ve mecrasını yakalamış bir tür dinî tercih, belki tabiri caizse çok özel bir lehçe ya da bir şiveden başka bir şey değildir. Nihayet ortaya çıkış ve yapılanma süreçlerinden hareketle Alevilerle aynı bağlam içinde ele alınabilecek benzer pek çok başka yönelimden de söz etmek mümkündür. Hâkim dinî unsurların başta Alevilik olmak üzere, başka diğer pek çok söylem ve tutumlar hakkında, onları ‘inhiraf’, ‘zındıklık’ ya da ‘mülhitlik’le suçlayabilmeyi kendilerinde bir hak olarak görebilmelerinin nedeni, nihayetinde bu grupları da kendileri gibi aynı kökten görüp bilmeleri olmalıdır. Aleviliğin Hz. Ali’nin adı ve onun dinî-siyasi mirası etrafında farklı bir mecrada biçimlenen Şiilikle irtibatı çoklukla sembolik/kavramsal atıflarla sınırlı olsa da onu bugünkü kıvamına ulaşması söz konusu olduğunda asıl belirleyici güzergâh Anadolu’nun Müslümanlaşma süreçlerine damgasını vuran dinî, siyasi ve kültürel hareketliliği olmuştur. Görünen o ki, kimi modern araştırmacıların da nesnel bir duyarlılıkla altını çizip gösterdiği gibi Alevilik, İslam kültür ve geleneği içinde değerlendirilmesi gereken gelenekli bir yapıdır ve onun bilhassa Şah İsmail’le birlikte sahip olduğu dil ve söylem, aslında topluluğun istikametinin belirlenmesinde fazlasıyla belirleyici özel bir referans dünyasını ifade eder.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/08/necdet-subasi-aleviligi-tanimak-isteyenler-icin-aciklayici-bir-dile-ihtiyac-var/">Necdet Subaşı: &#8220;Aleviliği Tanımak İsteyenler İçin Açıklayıcı Bir Dile İhtiyaç Var&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Necdet Subaşı: Alevi Açılımı Tamamlandı, Uyuşmazlıkların İşe Yarar Tarafı Yok</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/07/necdet-subasi-alevi-acilimi-tamamlandi-uyusmazliklarin-ise-yarar-tarafi-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 May 2019 10:28:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Necdet Subaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38367</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alevi Açılımı, o dönemki Hükümetin başlattığı diğer açılımlarla birlikte, 2009-2011 yılları arasında ülke gündeminin önemli konu başlıklarından biriydi. O yıllarda çalıştaylar düzenlenmiş, fakat konu cemevlerine yasal statü verilmesi gibi önemli başlıklarda tıkanmış ve Aleviler açısından açılım tamamlanamamıştı. Söz konusu dönemde Alevi Açılımı Koordinatörü olarak çalıştaylar düzenleyen Necdet Subaşı ile görüştük. Alevi Modernleşmesi kitabıyla da ilgili konuştuğumuz Subaşı, Alevi açılımının tamamlandığını belirterek, bu türden çalışmalara tekrar tekrar dönmenin anlaşılır bir tarafı olmadığını söylüyor. Subaşı, “Cemevleri talebi, Aleviliği başka bir evrende yeniden tanzim etmekle ilgili bir çaba. Cemevlerinin, kendilerine böyle bir statü verildiğinde Alevilerin tarihsel yolculuğuna ne katacağını, onların kimliklenmelerinde ne tür bir katkı sağlayacağını bütün samimiyetimle söylüyorum, bilmiyorum” diyor. </p>
<p>Necdet Subaşı ile iki bölüm halinde yayımlayacağımız röportajın ilkinde, Alevi açılımını ve Alevilerin taleplerini sorduk, o da yanıtladı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/07/necdet-subasi-alevi-acilimi-tamamlandi-uyusmazliklarin-ise-yarar-tarafi-yok/">Necdet Subaşı: Alevi Açılımı Tamamlandı, Uyuşmazlıkların İşe Yarar Tarafı Yok</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div dir="auto"><strong>Açılım sürecindeki bir röportajınızda, tarafların birbirini tanımadığını belirtmiştiniz. Sizce o günden bugüne değişen bir şey oldu mu? Tanıma anlamında yapılabilecek çalışmalar var mı?</strong></div>
<div dir="auto">Tabii ki değişen çok şey var. Siz Alevi çalıştaylarından söz ediyorsunuz. 2009’da başlayıp 2011’de tamamlanan süreçten hareket edildiğinde, Alevi grupları arasındaki ayrışma ve rekabetin bugün düne göre bir hayli zayıfladığını söylemek mümkün. Dolayısıyla aralarındaki belirsizlik ve mesafeden de artık eskisi gibi söz etmek zor. Alevilik toplum tarafından daha fazla merak edilmekte, gruplar arasındaki gerilim ve husumet de bu beklentiler ekseninde yeni bir tasavvurla ele alınmaktadır. Başka etkileşim kanalları da muhakkak vardır; ama bana kalırsa çalıştaylar bu konuda ciddi bir gelişme sağladı. Hemen her platformda, Alevilere ve Aleviliğe dair eksik bilgi ve yer yer muğlaklıkla ilişkilendirilebilecek sırlı evren de açılmaya ve konuşulmaya başlandı. Yanı sıra, toplum belli başlı kesimleriyle birlikte yaşama konusunda aradaki iletişimsizliği kötü niyetlerle kullanıp yakınlaşma duygusunu berhava eden oluşumlara karşı da daha bir inisiyatif edinme kararlılığına evirildi.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><strong>‘Çatışmaya Düşürülen Yapay Kimlikler’</strong></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><strong>Alevilerin sorunlarına baktığımızda hem Sünnilerin hem de Alevilerin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Her iki tarafın da tarihten bugüne hataları mevcut mu? Neler? </strong></div>
<div dir="auto">Ortada üzerinde sıklıkla durulması gereken bir soğukluk var. Bana kalırsa siyasi ya da dinî gerekçeler üzerinden kamplaşmayı körükleyen çabalar hep var, bugün de var, yarın da olmaması için hiçbir sebep yok. Bu kötürümleştirici eğilimlerin hakkından gelecek olan Alevilerin kendi Aleviliklerini, Sünnilerin de kendi Sünniliklerini adam akıllı öğrenip kavramaları. Bugün çatışmaya, birbirine düşürülmeye çalışılanın yapay kimlikler olduğunu düşünüyorum. Bugün ortalama bir vatandaşın Sünni ya da Alevi komşusuyla bölüşemeyeceği hiçbir şeyi yok. Düşmansız yaşayamayanlar hep vardı, kimliğini bir yaratılmış düşman üzerinden kurgulama hevesi, maalesef hiç eksik olmadı. Hatalar diyorsunuz, olmaz mı? Tabii ki var. Ama söyler misiniz, iki de bir eski hikâyeleri açmanın, onları köpürtmeyi bir marifet bilip sürekli bir gerilim edebiyatını canlı tutmanın ne anlamı var? Kaldı ki sorun bugün bir Alevi’nin kendi Aleviliğini sorunsuz bir şekilde yaşama isteğiyle ve yine sahip olduğu kimlik üzerinden herhangi bir muahezeye uğramamasıysa, burada iş hatta görev en başta devlete düşüyor. Devlet, verili müfredatıyla bu gerilimi hafifletecek, çatışma zeminlerini zayıflatacak adımları, daha ilkokul çağlarından itibaren hayata geçirebilir. Sanırım çalıştay süreçleri de toplumdaki bu gri alanları yerinde görmeyi, bütün bu sorun yatakları için birlikte neler yapılabileceğini anlamak için gerçekleştirildi. Bu türden müzakereleri, bu yöndeki yaklaşımları sürekli canlı tutmak ve bu topraklarda huzur ve güven içinde yaşamak için her birimizin bir başkasının tamamlayıcı ögesi olduğumuzu bilmemiz gerekir. Bunu ihmal etmemek gerekir.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><strong>‘Alevi Açılımı Tamamlandı’</strong></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><strong>Siz Alevi Açılımı&#8217;nın koordinatörlüğünü üstlenmiştiniz. Açılım hangi sebeplerden tamamlanamadı? </strong></div>
<div dir="auto">Alevi Açılımı süreçleri tamamlandı. O da nerden çıktı? Planlanmış, belli bir akışkanlık içinde sürmesi ve sonuçlandırılması gereken bir süreçti o. Öyle de oldu. 7 çalıştay etrafında sürdürülen etaplar benim kaleme aldığım ve bütün bu müzakere ve görüşmelerin hülasası sayılabilecek bir raporla tamamlanmış oldu. Rapor, sorunu evveliyatından alarak bugün geldiğimiz noktada eriştiği yeni birtakım problemlerle buluşturuyor ve başta Aleviler olmak üzere toplumun belli başlı kesimleri arasında kabul gören öneri ve çabaları kayda geçiriyordu. Öyle de oldu, Alevi sorununun devletle milletle ve tabii ki doğrudan Alevilerle ilgili olarak ‘tersine’ işleyen pek çok boyutu vardı ve tamamlanmış rapor da bu çeşitliliği, üzerine mutabık kalınmış bir dil üzerinden ele alarak hem kamuoyuna, hem de ilgili kurumlara takdim edilmişti.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><strong>Alevi Açılımı&#8217;nın yeniden gündeme gelmesi mümkün mü?</strong></div>
<div dir="auto">Devlet ve toplum gereklilikleri konuyu yeniden ele alır mı bilmem, ancak bence bu türden çalışmalara tekrar tekrar dönmenin anlaşılır bir tarafı yok. Bana kalırsa çalıştay süreçleri geniş toplumda merhamet, adalet ve gerçeklik noktasında hatırı sayılır bir duyarlılık yarattı. Devlet buna vesile oldu; şimdiye değin farklı muhit ve mahfillerde ele alınan ve öne sürülen çözüm arayışlarıyla ilgili kesimler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların artık işe yarar bir tarafı yok. Çalıştay raporu; bilmeyi, anlamayı ve bu toplumun geleneksel ve modern hissiyatına özen gösteren bir dikkatle sorunun ele alınması gerektiği konusunda temiz bir uzlaşma kanalı üretti. Şimdi geniş kamuoyunda Aleviliğin duygusallığa hamledilmiş, ideolojik ve ayrışma temelli bakış açılarından bağımsız bir şekilde ele alınabilmesinin yolları açıldı. Alevilik ‘alacaklı/verecekli hesabı’ üzerinden konuşulamaz. Onlar da bu toprakların asli unsurudur ve vatandaşlık temelinde sahip oldukları hak ve imkânlardan mahrum edilmeleri düşünülemez. Öte yandan tarihsel/kültürel hoşnutsuzlukları bugün yeni bir kimlik bileşeni olarak ortaya koyup, bütün bunların üzerinden toplumda yerleşik bir hoşnutsuzluğun öncülüğüne soyunma anlamında rol ve pozisyon alan çoklukla siyasi sayılabilecek aktörlerin bugün ne Aleviler, ne de Alevilik için bir katkı üretmedikleri, aksine bütün bu çabalarıyla en çok da onları bu zihnî ve entelektüel bir kargaşanın içine sürüklediklerini artık bilmeyen de kalmamış gibidir.</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><strong>‘Cemevleri Talebi, Aleviliği Başka Bir Evrende Yeniden Tanzim Etmekle İlgili’</strong></div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><strong>Cem evlerine hukuki statü verilmesi konusunda tarafların son tavrı nedir? Bu konuda yakın zamanda adım atılabilir mi? </strong></div>
<div dir="auto">Kimi Alevi grupları bu taleplerinde hâlâ ısrarlılar. Aleviliği İslam çatısı altında görmekten vazgeçmeyenler için bu talepte ciddi bir bölünme duygusu vehmediliyor. Bana kalırsa Alevilerin Cemevlerine yükledikleri sembolik anlam ve statüyü doğru anlamak gerekir. Öte yandan yine kimi Alevilerin cemevlerini camiyle eşleştirme ya da yerine ikame etme gibi bir eğilimleri olduğunu düşünmüyorum. Cemevleri talebi, Aleviliği başka bir evrende yeniden tanzim etmekle ilgili bir çaba. Ancak talebin çekiciliği ve devletin mesafeli tutumu, Alevi kimliğinin şekillenmesinde tahrik edici bir bütünleşme duygusu yaratıyor. Yine de ben son tahlilde cemevlerinin, kendilerine böyle bir statü verildiğinde Alevilerin tarihsel yolculuğuna ne katacağını, onların kimliklenmelerinde ne tür bir katkı sağlayacağını bütün samimiyetimle söylüyorum, bilmiyorum. Anlamadığım şeyler çok. Cemevleri tartışmaları bir tarafa, Aleviler modern dünyada nasıl ayakta kalabilecekleri, şimdi çoktan statü kaybına maruz kalmış dedelerinin yokluğunda gelenekli toplumun yeni formlarını nasıl işletecekleri konusunda kafa yormaları gerekiyor. Cemevleri bazen bir uzlaşı aracı bazen de bir rehin alma verme operasyonu gibi işliyor. Bilmem bununla nereye varılır?</div>
<div dir="auto"></div>
<div dir="auto"><strong>Açılım sürecinden bu yana, Alevilerin konuyla ilgili tavırlarında veya taleplerinde bir değişiklik görüyor musunuz?</strong></div>
<div dir="auto">Tabi ki var. Aleviler eskisinden daha çok fark edilir bir şekilde sorunlarının sıkı birer takipçisi olarak öne çıkıyorlar. Soğukkanlılık ve uygun bir dil tanzimi konusunda çaba gösteriyorlar. Ülkenin temel sorunlarının çözümünde herkes kadar kendileri de rol alıp adım atıyorlar. Bu çok önemli. Kendilerine giydirilmeye çalışılan azınlık kalıplarından ya da imtiyazlılık beklentilerinden uzaklaşıyorlar. Mesela eşit yurttaşlık temelinde memleketin hemen her hâlinden kendilerini de sorumlu ve ilgili görüyorlar. Bu çok önemli bir gelişmedir.</div>
<div class="yj6qo"></div>
<div class="adL" dir="auto"></div>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/05/07/necdet-subasi-alevi-acilimi-tamamlandi-uyusmazliklarin-ise-yarar-tarafi-yok/">Necdet Subaşı: Alevi Açılımı Tamamlandı, Uyuşmazlıkların İşe Yarar Tarafı Yok</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>‘Türkiye Ekonomisinde Temel Sorun Eşitsizlik’</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/30/turkiye-ekonomisinde-temel-sorun-esitsizlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 30 Apr 2019 15:02:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İlke Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Geleceğin Türkiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[İKAM]]></category>
		<category><![CDATA[İLKE İlim Kültür Eğitim Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[İslam İktisadı Araştırmaları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Lütfi Sunar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38088</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ekonomi politikalarının çok konuşulduğu bir dönemde, İslam iktisadı alternatifini gündeme getiren ve bu alanda fikir ve teoriler üretilmesini teşvik etmeyi amaçlayan İLKE’nin ve alt kuruluşu İKAM’ın Yürütme Kurulu Başkanı Lütfi Sunar, adil, müreffeh ve sürdürülebilir bir ekonomi inşası gerektiğini söyleyerek, “Bunu yaparken de bölüşüm ve sosyal adaleti vurgularken üretkenliği ve verimliliği kaybetmemek gerekiyor. Türkiye ekonomisinde kısa vadeli tedbirlerle uzun vadeli çözümler getirilmeye çalışılıyor. Bizim sorunlarımız daha derinlikli, daha uzun vadeli” açıklamasında bulundu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/30/turkiye-ekonomisinde-temel-sorun-esitsizlik/">‘Türkiye Ekonomisinde Temel Sorun Eşitsizlik’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">İLKE, (İlim Kültür Eğitim Derneği) &#8220;Geleceğin Türkiye’si&#8221; projesi kapsamında eğitim, yükseköğretim, dış politika, iktisat, kültür, yönetim, sivil toplum ve sosyal politika alanlarında, Türkiye için gelecek vizyonu oluşturmak amacıyla 3 yıldır raporlar yayımlıyor. Bu rapor serisinin 3’üncü çalışması &#8220;Geleceğin Türkiye’sinde Ekonomi&#8221; raporunu geçtiğimiz günlerde kamuoyuna sunan İLKE Derneği ve İKAM’ın (İslam İktisadı Araştırmaları Merkezi) Yürütme Kurulu Başkanı Lütfi Sunar ile İslam iktisadını, mevcut ekonomik düzen hakkındaki düşüncelerini ve önerilerini konuştuk. </span></p>
<p><b>İKAM ne zaman ve ne amaçla kuruldu?  </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İKAM 2016 yılının Aralık ayında kuruldu. İKAM, İLKE Derneği çatısı altındaki kuruluşlardan biri. İLKE çatısı altında yer alan İGİAD, İLEM ve YEKDER gibi kuruluşlara ek olarak İslam iktisadı alanına odaklanan İKAM ve sivil toplum kuruluşlarına destek veren Kurumsal Yönetim Akademisi (KYA) yer alıyor. İKAM, İslam iktisadı hakkında araştırmalar ve yayınlar yapan, eğitimler düzenleyen ve çeşitli kamuoyu geliştirme faaliyetleri yürüten bir araştırma merkezi. İKAM, 7 yıldır yürüttüğümüz İslam İktisadı Atölyesi’nin neticesinde meydana çıktı. Bu atölye, her yıl bir konu çerçevesinde, dünya çapında alanında önemli isimlerini bir araya getiren, tartışmaları yayınlayan bir oluşum. İlkini 2013 yılında gerçekleştirdik. Bu yıl ise 7’incisini düzenledik.</span></p>
<p><b>İslam İktisadı çalışmaları alanında bir boşluk mu gördünüz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-38090 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/DSC_4998_1280x853-1.jpg" alt="" width="369" height="238" />Evet, bir boşluk oluşmuştu. Daha önce alan nispeten hareketliyken 90’lardan itibaren bir düşüş ve 2000’lerde de ciddi bir ilgi kaybı söz konusu olmuştu. 2009’da biz bu alanda faaliyetlere başladığımızda hemen hemen unutulmuş bir konuydu. Alanla ilgili yayınları ancak sahaflarda, diplerden bulup çıkarıyordunuz. Biz biraz da Türkiye için gerekli olduğunu, önemli olduğunu düşündüğümüz için bu alanda faaliyetlere başladık. Sonrasında Türkiye’de ortaya çıkan ilgi ve canlanmada yürütülen atölye çalışmalarının ciddi bir katkısı oldu. Atölye bu anlamda dünyayla teması sağlamak, alandaki yeni çalışmaları takip etmek açısından bir ilginin oluşmasına, Türkiye’de bu konuyla ilgili önemli isimlerin bir araya gelmesine, yavaş yavaş bir zemin oluşmasına vesile oldu. 2016 yılının sonunda, bu atölye çalışmalarından ortaya çıkan bilgi ve birikimi somut bir çıktıya, uzun vadeli alanı besleyecek bir zemine dönüştürmek için İKAM’ı kurduk. Kurulalı 2 yıl olmasına rağmen, hem ülke çapında, hem de küresel çapta çok ciddi mesafeler kaydeden, bu anlamda alanın gelişimine ileri düzeyde katkı yapan bir merkez oldu. Atölyenin uluslararası bir faaliyeti olarak yılda bir kez yapılmasını arzu ediyoruz. İlerleyen zamanlarda İslam İktisadı Atölyesi’nin odağını derinleştirme çabasındayız. Atölye çıktıları her yıl Türkçe ve İngilizce olarak yayımlanıyor. Biz burada finansı ele almıyoruz. Zira finansla ilgili çok sayıda çalışma var. Biz iktisat odaklı, sistem odaklı bir yaklaşımla devam ediyoruz. </span></p>
<p><b>‘İslam İktisadı Sadece Müslümanlar İçin Gerekli Bir Sistem Değil’</b></p>
<p><b>İslam İktisadı nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Burada çok çeşitli bakışlar var. Bizim bakışımıza göre, İslam iktisadı iktisadi yaşamı sosyal adalet eksenli bir şekilde kurma arayışıdır. Kurucu babalarına, ortaya çıkış gayesine baktığımızda, postkolonyal (sömürgecilik sonrası) dönemde bağımsızlığını yeni kazanmış ülkelerin kalkınma macerasının parçası olarak ortaya çıktı. Bu da küresel düzeyde iktisadi eşitsizliğe, adaletsizliğe bir karşı çıkış olduğunu gösteriyor. Çünkü küresel düzeyde, iktisadi olarak eski sömürge düzeninin bir yansıması olan, daha müreffeh olanların, sanayileşmiş olanların diğerlerini yoksullaştırdıkları bir düzen söz konusu.  Sömürge sonrası dünyalarda, bir iktisadi kalkınma macerası gerçekleştirilirken biraz da buna tepki olarak ortaya çıkmış arayış mevcut. İslam iktisadı, kalkınma öncelikli bir iktisat. Çünkü bu ülkeler yakılmış, yıkılmış, bağımsızlığını yeni kazanmış. Fakat zamanla, kalkınma ihtiyacı zayıfladıkça, biraz daha sosyal adalet, eşitlik, hem doğal dengeyi, hem de insani dengeyi gösteren bir iktisadi sistem olarak karşımıza çıkıyor. Biraz da bugünkü küresel iktisat düzeninin oluşturduğu çok temel sorunlara karşı bir alternatif arayışı olarak görüyoruz. Elbette ki küresel kapitalist sistem çok güçlü ve dönüştürücü. İslam iktisadını dönüştürüyor zamanla. Özellikle İslami finans tarafında, bir eklemlenme arayışı var. Finans sahası ana akım iktisadın oluşturduğu sorunlara bir yama bulma çabasına yenik düşebiliyor. Ama aslında İslam iktisadı biraz da farklı bir sistem vurgusuna sahip. Bu anlamda ben İslam iktisadını, sadece Müslümanlar için geçerli ve gerekli olan bir sistem olarak görmüyorum. Küresel düzeyde, mevcut küresel eşitsizlikten, iktisadi sömürüden rahatsız olan herkesin başvurabileceği alternatif bir iktisadi bakış söz konusu. </span></p>
<p><b>‘Küresel Kapitalizm Eşitsizlik Doğuruyor’</b></p>
<p><b>Mevcut ekonomik düzene eleştirileriniz neler? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><img decoding="async" class=" wp-image-38091 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/04/Foto-KYA.jpeg" alt="" width="362" height="383" />Her şeyden önce çok ciddi düzeyde küresel eşitsizlikler var. Bu eşitsizlikler, aslında yapısal eşitsizlikler. İnsanların az çalışmaları, tembellikleri, beceriksizliklerinden ya da bu ülkenin kaynaklarının yetersizliğinden kaynaklanan eşitsizlikler değil; bizatihi sistem tarafından üretilmiş olan yapısal bir mahiyet azrediyorlar. Küresel kapitalizm eşitsizlik doğuruyor. Refahı belirli bölgelere, Kuzey ülkelerine yığıyor. Küresel Kuzey ile Küresel Güney arasında çok büyük bir eşitsizlik var. Aynı zamanda sadece bölgesel eşitsizlik değil, ülkelerde sınıflar arasında da eşitsizlik var. Çok müreffeh ülkelerde bile bu böyle. Yoksulluk ve zenginliğin birbirini besleyecek şekilde iç içe olduğunu görüyoruz. Küresel kapitalizm kendi içsel sorunlarını da üretiyor aslında. Kapitalizmin sürekli krize girme nedenlerinden biri eksik tüketim. İnsanların kazançları düştükçe tüketemiyorlar. Fazla üretim krize yol açıyor. Sermaye miktarları, sermaye dolaşımı ile mal miktarları ve mal dolaşımı arasında çok ciddi bir orantısızlık söz konusu. Dünyadaki günlük sermaye dolaşımı, mal dolaşımının 3 katı. Bu anlamda bir şişkinlik var. Sermayenin belirli ellerde toplandığı ve dolayısıyla üretimi ve tüketimi besleyemediği bir dünyadan bahsediyoruz. Tüm bunlar reel bir iktisadi fayda ve üretim etrafında iktisadi yaşamın örgütlenmemesinden kaynaklanıyor. İnsanların ihtiyaçlarını ve faydalarını eksene alan bir iktisadi sistem ihtiyacı aciliyet kesbediyor. </span></p>
<p><b>‘Sistem, Örgütlenmeyi Engelleyecek Şekilde Kurgulanmış’</b></p>
<p><b>Küresel adaletsizliğe maruz kalanların sayısı daha çokken neden bahsettiğiniz şekilde bir örgütlenme hayata geçirilmiyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu dünyanın her tarafında böyle. Sistem, insanların örgütlenmesini engelleyecek, sorunlu hale getirecek bir biçimde yapılanmış. Bugünün sanayi sonrası sistemlerinde üretim kolayca ülkeler arasında kaydırılabiliyor; farklı tedarik zincirleri kolayca oluşturulabiliyor. Bu açıdan bakıldığında hızlı bir şekilde sermayenin dolaşımının daha kolay ve serbest olduğu, işçi dolaşımının ise bizzat ulus devlet nedeniyle engellendiğini ve o kadar kolay ve serbest olmadığını görüyoruz. Sermayenin hareketli, işçinin sabit olduğu bir sistemde, doğal olarak işçilerin örgütlenmesi ve hak talepleri de zorlaşıyor. Burada 90’larda beklendiğinin aksine ulus devletler, tam da küresel sermayenin işbirlikçileri olarak yerel emeğin denetlenmesini, kontrolünü sağlamak üzere aktif bir rol üstlendiler. 90’larda küreselleşmenin ulus devletleri eriteceği düşünülüyordu. Fakat sonra ortaya çıktı ki; ulus devletler küreselleşme için bir engel değil, hatta belirli açılardan bir kontrol aracı. Bunda bazen haklılar da. İş imkânlarının oluşturulması, sermayenin çekilmesi, bazı alanların işler hale getirilmesi gibi bir durum söz konusu olabilir. Ama o haklılığın çok da uzun vadeli bir geçerliliğe sahip olmadığını görüyoruz. Çünkü ne ulus devletler, ne de buralardaki halklar kazançlı çıkmadı. Belki bu devletler içinde küresel sermayeye aracılık eden çok küçük gruplar karlı çıkmış olabilir. Bu gruplar siyaseti etkilemede başarılılar. Dolayısıyla mücadele etmek, örgütlenmek o kadar kolay değil. </span></p>
<p><b>Kanaat Ekonomisi nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kanaat ekonomisi tabiri bireyler ve haneler için çok makul. Bir birey olarak ihtiyaçlarınızı sınırlandırır ve çılgın bir tüketim gerçekleştirmezseniz daha kazançlı çıkar, daha müreffeh bir hayat yaşarsınız. Ama ben bu tabirin sistem için kullanılmasını uygun bulmuyorum. Zira toplumlar söz konusu olduğunda burada bireyler gibi, tekil isteklerini, arzularını yönlendiren bir iradeden bahsetmiyoruz. Burada ortak ihtiyaç, ortak faydalardan söz ediyoruz. Yapılacak şey, insanlara ihtiyaçlarını kısıtlamalarını söylemek değil, insanların ihtiyaçlarını giderebilecek uygun yolları, verimli bir ekonomiyi oluşturmaktır. Aynı zaman da bu verimlilik ve üretkenliğin doğru bölüşülmesini sağlamak önemli. Kanaat ekonomisi birey için önemli bir kavram, ama toplumda üretkenlik, verimlilik ve adil bölüşüm kavramları daha fazla öne çıkıyor. </span></p>
<p><b>‘Din Zannedildiği Gibi Bir Avantaj Sağlamıyor’</b></p>
<p><b>İslam Dünyasındaki ekonomi yönetimlerini nasıl buluyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çok genel bir soru bu. İslam Dünyası ekonomik bakımdan çok çeşitlilik arz ediyor. Henüz sanayileşenler olduğu gibi, küresel ekonomiye eklemlenen ülkeler de var; Bangladeş gibi, Etiyopya gibi henüz tarım toplumları olduğuiçin. Türkiye gibi görece daha entegre olmuş, hizmet ekonomisine geçiş yapmış ülkeler var. Bir taraftan da Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri güneyin doğal kaynak ekonomileri var. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak genel olarak Müslüman ülkelerin küresel üretimde, katma değer zincirinde çok yukarıda olmadığını söyleyebiliriz. Bu çok önemli bir sorun. Tasarım, satış sonrası hizmetler, bilişim, Ar-Ge gibi alanlarda çok etkin değiller. İkincisi, sanayiden post endüstriye geçiş sorunlarını çok ciddi biçimde yaşıyor bu ülkeler. Özellikle emeğin de stabilize olması, sermayenin hareketliliğinin oluşturduğu sorunları aşırı düzeyde yaşıyorlar. Üçüncüsü de bütün bu ülkelerde hepsinde çok ciddi bir toplumsal eşitsizlik söz konusu. Kaynakların dağılımı, çıktıların dağılımı, fırsat eşitliği hususunda çok ciddi sorun var. Bu anlamda İslam dünyasında dini değerler düşünüldüğü gibi bir avantaj sağlamıyor. Hatta bazı hususlarda Latin Amerika ülkelerine benzer şekilde kötü durumlar çıkıyor. Halkı Müslüman olan ülkelerde yönetimlerin odaklanması gereken konular; verimliliği, katma değeri öncelemeleri, buna yönelik bir ekonomi yönetimini gerçekleştirmeleri, buna mukabil de çıktıların ve kaynakların adil bölüşümünü sağlamaları.</span></p>
<p><b>‘Uluslararası Sermaye, Vergi Reformuna Engel’</b></p>
<p><b>Türkiye Ekonomisinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz ‘Geleceğin Türkiye’sinde Ekonomi Raporu’nu yayımladık. O raporda şöyle bir vurgu vardı; adil, müreffeh ve sürdürülebilir bir ekonomi inşası gerekiyor. Bunu yaparken de bölüşüm ve sosyal adaleti vurgulamak ve üretkenliği ve verimliliği kaybetmemek gerektiği belirtiliyor. Türkiye ekonomisinde birtakım stratejik sektörlere yönelik dönüşümün ve katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesine yönelik bir ekonomik yapılanmanın gerçekleştirilmesi gerektiğini görüyoruz. Savunma, enerji, tarım ve bilişim stratejik sektörler olarak ön plana çıkıyor. Dünyadaki gelişmeleri yakalayacak şekilde yatırımların ve Ar-Ge faaliyetlerinin yürütülmesi gerekiyor. Türkiye ekonomisinde kısa vadeli tedbirlerle uzun vadeli çözümler getirilmeye çalışılıyor. Bizim sorunlarımız daha derinlikli, daha uzun vadeli sorunlar. Elbette ki kısa vadedeki sorunlara hızlıca çözüm bulmak gerekiyor. Ama aynı zamanda da uzun vadeli sorunlara odaklanmak, daha yapısal çözümleri yürütmek gerekiyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yapısal dönüşüm de çok kullanılan bir laf. IMF jargonu. IMF’nin talep ettiği yapısal reformlar, 3 yıllık bir iyileştirmeyi getiriyor, 3 yıl sonra da ekonomiyi bozuyor. Ben bunu kast etmiyorum. Krediyle büyüyen, uluslararası müdahaleye daha fazla açık hale gelmiş bir ekonomidense üretimi, en aşağıdaki dezavantajlı grupların refah artışını eksene alan, belki kısa vadede hızlı çözümler getirmese de uzun vadede daha sağlam bir ekonomik zemini oluşturan dönüşümlere odaklanılması gerektiğini düşünüyorum. Yapısal dönüşüm derken vergi reformu önemli bir husus. Fakat Türkiye’de vergi reformu yapılmasının önündeki en önemli engellerden biri uluslararası sermayedir. Uluslararası sermayeye olan ihtiyaç her zaman vergi reformunu engeller. Çünkü büyük sermayeyi vergilendiremiyorsunuz. Vergilendirdiğinizde kaçma riski var. Ama onu vergilendirmediğiniz sürece de sürekli tekrarlayan krizlerle, yükün ekonomik olarak orta sınıfın sırtına bindiği bir malî sistem ortaya çıkıyor. Bu da tüketim sorununu doğuruyor. Tüketim sorunu ortaya çıkınca, üretim sorunu ortaya çıkıyor ve ekonomide 8-10 yılda bir tekrarlanan krizler oluşuyor. Hâlbuki belki bunu bir kere tercih ederek bu geçişi sağlayıp sonrasında daha sağlam bir ekonomik zemine erişilebilir, böyle bir vergi reformu bunu sağlayabilir. </span></p>
<p><b>Raporu ekonomi yönetimiyle paylaştınız mı? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Seçim sonrası yoğun bir gündemin olduğu bir dönemdeyiz. Ama daha önce yayınladığımız raporlardan gördüğümüz kadarıyla bu raporlara ciddi bir ilgi ve talep oluyor. Politika yapıcılar tarafından bizim önerilerimiz tartışılıyor. Elbette onların farklı bakışları da olabilir. Ancak biz meselelerin anlaşılmasına ve tartışılmasına bir tarafından katkı yapmayı arzu ediyoruz. Daha önceki raporumuza ileri düzeyde dönüşler aldık ve meselelerin anlaşılmasına ciddi katkıları oldu. Bu raporun önemli katkılar yapacağını düşünüyoruz. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/30/turkiye-ekonomisinde-temel-sorun-esitsizlik/">‘Türkiye Ekonomisinde Temel Sorun Eşitsizlik’</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Bir Daha Yaşanmasın Diye&#8221; Madımak Utanç Müzesi Kuruluyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/29/bir-daha-yasanmasin-diye-madimak-utanc-muzesi-kuruluyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ersin Dilli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Apr 2019 13:50:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dini Kimlik - İnanç]]></category>
		<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi Bektaşi Federasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[Gani Kaplan]]></category>
		<category><![CDATA[Madımak Utanç Müzesi]]></category>
		<category><![CDATA[PSAKD]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38056</guid>

					<description><![CDATA[<p>Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) öncülüğündeki Alevi dernekleri, Ankara’da ‘Madımak Utanç Müzesi’ni kuruyor. 25 yıl önce yakılan Madımak Oteli’nde, 33 aydının yaşamını kaybetmesi nedeniyle yıllardır otelin müzeye dönüşmesi talepleri göz ardı edilen Alevi dernekleri, Ankara’daki müze için çalışmalara başladı. 10 milyon TL’ye mal olacak müze için onaylı bir hesap açılırken, müze arazisi belirlendi ve çalışmalara başlandı. Ankara’da 2 yıl içinde açılması planlanan ‘Madımak Utanç Müzesi’ ile ilgili, PSAKD Başkanı Gani Kaplan ile görüştük. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/29/bir-daha-yasanmasin-diye-madimak-utanc-muzesi-kuruluyor/">&#8220;Bir Daha Yaşanmasın Diye&#8221; Madımak Utanç Müzesi Kuruluyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ankara&#8217;da müze kurma fikri ilk ne zaman doğdu? Bu konuyla ilgili ne kadar süredir çalışıyorsunuz? </strong></p>
<p>Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı olarak bu çalışmalarınız için, tüm Aleviler adına size teşekkürlerimi iletiyorum. Bu topraklarda Alevi olmak her ne kadar zor olsa da belki de ondan daha zor olan bir şey daha var ki, o da sesimizin duyulmaması ve kendi yalnızlığımız içerisinde kendi çığlıklarımızla yaşamaya mahkûm edilmiş olmamız.</p>
<p>Madımak Katliamı’ndan bu yana çeyrek asır geçti. Bu ülkenin Alevileri olarak suçluların yakalanmalarını ve tam 25 yıldır hem yüreklerimizde, hem de Madımak’ta yanmakta olan yangının sönmesi için adil bir yargılanma bekledik. Madımak Alevilerin uğradığı ne ilk ne de son katliamdır. Çok uzun bir zaman dilimini incelemeye gerek var mı?</p>
<p>Sadece son elli yıla baktığımızda, 18 Nisan 1978 Malatya Katliamı, 3-7 Eylül 1978 Sivas Katliamı, 9-24 Aralık Maraş Katliamı, 3-4 Temmuz 1980 Çorum Katliamı, 2 Temmuz 1993 Madımak Katliamı, 12 Mart 1995 Gazi Katliamı ilk akla gelen katliamlar.</p>
<p>Biz 2 Temmuz 1993 Katliamı’nı yaşadığımız günden itibaren “Madımak Utanç Müzesi olmalı” talebimizi haykırdık. Bunu her zeminde, her platformda dile getirdik. Hatırlatmamızda fayda var: Yine aynı yıl, yani 1993 yılının 29 Mayıs’ında, Almanya’nın Solingen şehrinde, Türklerin yaşadığı bir ev kundaklanmış ve Genç ailesinin 5 ferdi yakılarak öldürülmüştür. Solingen katliamının ardından, olayın yaşandığı ev müze haline getirilmiş ve &#8220;Ey Alman halkı, insanlığa yaşattığın utancı hatırla&#8221; anlamına gelen bir tabela asılmıştır.</p>
<p>Oysa bizlerin 25 yıldır ‘Madımak Utanç Müzesi olmalı’ talebimiz karşılıksız kaldı. Bizim Alevi-Bektaşi örgütlerimizin içinde onlarca Sünni arkadaşımız var. Ancak ne yazık ki Sünni STK’lardan hiçbir şekilde destek görmedik. Bu coğrafya Alevilere sağır, dilsiz ve kör.</p>
<p>Tam 25 yıldır yetkili makamlarla sayısız görüşmeler yaptık ama sonuç alamadık. Geldiğimiz noktada katliamın yaşandığı Madımak Oteli, Bilim ve Kültür Merkezi yapıldı. Otelin lobisinde bir anı bölümü oluşturuldu ve Madımak Oteli’nde katledilen 33 aydın ve 2 otel personelinin yanı sıra, oteli ateşe veren katillerden olan 2 kişinin de adının bulunduğu bir levha asıldı. Düşünebiliyor musunuz? Bizi katledenlerle birlikte şehitlerimizin adı aynı levhada. Bu bile Alevilere saygı gösterilmediğinin en somut göstergesi. Oysa bizler otelin kamulaştırılmasını ve ‘Utanç Müzesi’ yapılmasını talep ediyorduk.</p>
<p>Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak Sivas’ta Madımak Oteli’nin ‘Utanç Müzesi’ olması talebimizden hiç vazgeçmedik ve vazgeçmeyeceğiz de. Ancak mademki Sivas ısrarımız karşılıksız kalıyor, o zaman bizler de bu müzeyi yapabileceğimiz her yerde yaparız, diye düşündük ve bu düşüncelerimizi hayata geçirmeye karar verdik. Yaklaşık olarak bir yıldır müze çalışmalarımızı hızlandırdık. Bizimle beraber olmak isteyen ve bize destek olan yol arkadaşlarımızla böyle bir yola koyulduk ve güzel de yol aldık.</p>
<p><strong>Müzenin İki Yılda Bitirilmesi Planlanıyor</strong></p>
<p><strong>Müze için sizin öncülüğünüzde bir ekip oluşturuldu. Ekipte başka kimler var?Müzenin açılışıyla ilgili takviminiz nasıl?</strong></p>
<p>Evet, Ankara’da bir müze düşüncemiz netleşince artık yol almamız gerektiğine karar verdik ve Madımak Müze Komitesi isimli bir komite oluşturduk. GYK üyemiz Alaattin Türkoğlu, Müze Komitesi Genel Koordinatörü olarak görev yapıyor. Genel Koordinatör Alaattin Türkoğlu ile birlikte GYK üyemiz Onur Kaya ve Denetim Kurulu Başkanımız İsmail Ateş, Müze Komitesi Yönetim Kurulu Üyesi olarak bu komitenin yürütmesini oluşturuyor. Komitede Haydar Yılmaz, Hikmet Parlak, Hüseyin Karaba, Gülizar Aysun Yiğit, Asuman Tecirlioğlu, Serdar Doğan, Murat Daşkın, Özge Özcan Diken, Mehmet Ali Ayyıldız, Orhan Tüleylioğlu, Arif Balaban da aktif olarak görev yapıyor.</p>
<p>Tabii ki ekip sadece bu kişilerden oluşmuyor. Madımak Müze Komitesi’ne bağlı olarak çalışan birden fazla komisyon var. Bu projenin hayata geçmesi için hepimize farklı görevler düşüyor ve hepimiz görevimizi ve sorumluluklarımızı bilerek çalışmalarımıza devam ediyoruz. Kabul edersiniz ki bürokratik görüşmeler yapmak ve yasal düzenlemeleri takip edip sonuca götürmek bu örgütün genel başkanı olarak bana düşüyor. Ben daha çok, bu bürokratik görüşmeleri yaparak arkadaşlarımın yolunu açıyorum. Müzenin yapılacağı alanı uzun ve ısrarlı görüşmelerin ardından alabildik mesela. Burada Çankaya Belediye Başkanı Sayın Alper Taşdelen’ e sizler aracılığı ile de teşekkür etmek istiyorum.</p>
<p>Heykeltıraş arkadaşımız Murat Dalkılıç, Madımak şehitlerimizin 33  balmumu heykelinin yapımından sorumlu. Koca çınar Asım Bezirci’ye ait balmumu heykelin yapımı tamamlandı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi’miz de yerini aldı. Murat Hoca ve ekibi, İnci Türk’e ait heykeli de tamamlamak üzere. Yakın zamanda İnci Türk’ün heykeli de dernek genel merkezimizde yerini alacak.</p>
<p>Ressam arkadaşlarımız Asuman Tecirlioğlu ve Gülizar Aysun Yiğit, 33 şehidimizin kara kalem tablolarını yapıyor. Hazırlamış olduğumuz müze tanıtım kataloğunda bu kara kalem portre çalışmalarını görebilirsiniz.</p>
<p>Elbette yapılacak çok fazla işimiz var, her şeyden evvel ‘Madımak müze oluyor’ sloganı ile kamuoyunu bilgilendirmek ve projemizi anlatmak. Çünkü bu proje büyük bir proje. Ve biz bunu tek başımıza değil, çoğulcu olarak yapmak istiyoruz. Planlamalarımız tutarsa eğer, tabii ki hedeflediğimiz destekleri alabilirsek, en fazla 2 yıl içerisinde Ankara’da ‘Madımak Utanç Müzesi’ açılışını yapmış oluruz, diye düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Müzede Katliamın Canlandırılacağı Bir Bölüm Olacak</strong></p>
<p><strong>Nasıl bir müze planlanıyor? İçerisinde neler olacak? 2 Temmuz, ziyaretçilere nasıl yaşatılacak? </strong></p>
<p>Çankaya Belediyesi’nin tahsis etmiş olduğu arazi 1,5-2 dönüm civarında. Müze iki ana bölümden olacak. Müze bölümü ve yönetim bölümü. Yönetim bölümünde PSAKD ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) genel merkezleri yer alacak. Bir tane dijital kütüphane bulunacak. Böylece, sadece müzeyi gezmeye gelenlere değil, diğer zamanlarda da gençlere, öğrencilere, araştırma yapmak isteyen herkese hizmet veren bir kütüphanemiz olacak. Bir sinema odası bulunacak ve bu odada katliamların anlatıldığı belgesel ve sinema gösterimleri yapılacak.</p>
<p>Madımak’ta katledilen 33 şehidimizin balmumu heykeli olacak ve 33 şehidimizin eşyaları da aynı bölümde yer alacak. Asım Bezirci’nin kitaplarını da, Asaf Koçak’ın karikatürlerini de göreceksiniz. Behçet Aysan’ın şiirlerini okuyup Hasret Gültekin’in bağlamasını da dinleyeceksiniz.</p>
<p>Müzede bir bölüm daha olacak. Bu bölüm de Madımak Katliamı yeniden yaşatılacak. Bu bölüme, belli bir yaşın altındaki çocukların ve astım ve kalp rahatsızlığı gibi hastalıkları olanların girişi mümkün olmayacak. Sıcaklığı, insan bünyesinin kaldırabileceği en yüksek derecelerde olacak ve is kokacak. Katliamın yapıldığı gün, 2 Temmuz 1993 günü Madımak önünde atılan sloganlar, bağrışmalar, duman ve is kokuları olacak. Yani 2 Temmuz 1993 gününü müzeyi ziyaret eden tüm ziyaretçilerin yaşamasını istiyoruz.</p>
<p><strong>Müzenin yaklaşık 10 milyon TL&#8217;ye mal olacağı söyleniyor. Bununla ilgili &#8216;Madımak Müze Oluyor&#8217; hesabı açıldı. Bugüne dek hesapta ne kadar para birikti? </strong></p>
<p>Şu anki hesaplamalarımız bu yönde, ama ülkemiz kırılgan bir ekonomiye sahip. Bu yüzden maliyetlerin daha yukarılara çıkacağını tahmin ediyoruz.‘Madımak Müze Oluyor’ isimli İş Bankası’nda TR54 0006 4000 0014 2670 4622 40 İBAN numaralı bir hesap açtık, ancak öyle çok fazla bir birikim oluşmadı. Çünkü biz henüz kamuoyu ile bu konuda bir paylaşım yapmadık ve bir yardım kampanyası başlatmadık. Bu projeyi çok dikkatli bir şekilde yürütüyoruz. Kolay değil, en az 10 milyon lira toplamalıyız. Bu yüzden titiz ve dikkatli olmak zorundayız.</p>
<p><strong>Madımak Oteli müzeye dönüştürülmedi. Ankara&#8217;da planladığınız müzeyle ilgili kimlerden destek gördünüz? Karşı çıkanlar oldu mu?</strong></p>
<p>Başta Çankaya Belediye Başkanı Alper Taşdelen, CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kata ve 25. dönem milletvekili Aylin Nazlıaka, projenin başından bu yana bizimle olan ve bizden desteklerini esirgemeyen yol arkadaşlarımız.</p>
<p>Ayrıca bir konuya açıklık getirmek zorundayız: Biz Madımak Oteli’nin ‘Utanç Müzesi’ olması projemizden hiç vazgeçmedik ve vazgeçmeyeceğiz. Bunun altının çizilmesini istiyoruz. Bırakın ‘utanç müzelerimizi’ her yere yapalım. Yapalım ki bu katliamlar unutulmasın. Bakın iddia ediyor ve biliyorum ki, eğer ‘Madımak Utanç Müzesi’ zamanında yapılmış olsaydı, Ankara Çubuk’ta, şehit cenazesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na o saldırı yapılmayacaktı. Orada en tehlikeli şey, atılan yumruk değildir. Oradaki kalabalığın içerisinde bulunan bir kadının attığı çığlığı hatırlıyor musunuz? “Yakın, bu evi yakın” diye haykırıyordu. İşte bu histerik çığlık, yapanın yanına kâr kalmasından dolayı atılıyor. Bu linç kültürü, birilerinin genetiğinde yaşıyor. Onlar biliyor ki kendisi gibi düşünmeyen herkesin linç edilmesi, yakılması, katledilmesi hükümet edenlerce destekleniyor, sırtları okşanıyor ve zaman aşımına uğruyor.</p>
<p>Biz, intikam almak için değil, bir daha bu tür katliamların yaşanmaması için Madımak ‘Utanç Müzesi’ olana kadar mücadelemize devam edeceğiz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/29/bir-daha-yasanmasin-diye-madimak-utanc-muzesi-kuruluyor/">&#8220;Bir Daha Yaşanmasın Diye&#8221; Madımak Utanç Müzesi Kuruluyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
