<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Enise Gül Küçük, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/enise-gul-kucuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/enise-gul-kucuk/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Aug 2018 12:48:16 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Enise Gül Küçük, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/enise-gul-kucuk/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Amerika’nın Kurtarıcıları: Yerel Gazeteler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/06/amerikanin-kurtaricilari-yerel-gazeteler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Enise Gül Küçük]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Aug 2018 09:51:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Half Moon Bay Review]]></category>
		<category><![CDATA[Our Towns]]></category>
		<category><![CDATA[San Jose Mercury News]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=29433</guid>

					<description><![CDATA[<p>Joan Didion kitabındaki şu ifadeyle başlayalım: “Yaşamak için kendimize hikayeler anlatıyoruz.”. Ne yazık ki, Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili haberleri Facebook, Twitter ya da kablolu televizyon ağlarından takip ederseniz, duyacağınız hikayeler size ülkenin iflah olmaz derecede bölünmüş durumda olduğunu düşündürebilir.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/06/amerikanin-kurtaricilari-yerel-gazeteler/">Amerika’nın Kurtarıcıları: Yerel Gazeteler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Şüphesiz ki ABD, yükselen ekonomik eşitsizlik, bölgesel ve kırsal-kentsel gelir farklılıkları, iş güvensizliği, sosyal hareketliliğin azalması ve politik kutuplaşma ile boğuşmakta. Bu meseleler doğal olarak ulusal medyanın odak noktası haline geliyor. Bununla birlikte ABD Başkanı Donald Trump&#8217;ın güne çoğunlukla bölücü tweet&#8217;ler bombardımanı ile başlaması da yangını körüklüyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ancak meselenin altında daha derin bir sorun yatıyor; reklam gelirlerinin dijital medyaya kayması ile basılı yerel medya iş modelinin içinin boşalması sonucunda, partizan ulusal söylemin hakim olduğu medyanın dışında kalan habercilik ortadan kalkıyor. 1990 yılında ülke genelinde gazeteler yaklaşık 458.000 kişi istihdam ediyorken, Mart 2016&#8217;da bu sayı 200.000&#8217;in altına düşmüş. Bu düşüşü, bir zamanlar ülkenin tirajı en yüksek yerel gazetelerinden biri olan </span><i><span style="font-weight: 400;">San Jose Mercury News</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8216;in son haline bakarak anlayabiliriz. </span><i><span style="font-weight: 400;">San Jose Mercury News</span></i><span style="font-weight: 400;">’in çıkış yaptığı yer olan Silikon Vadisi nüfus, kazanç ve ekonomik önem bakımından büyüme göstermiş olmasına rağmen </span><i><span style="font-weight: 400;">Mercury News</span></i><span style="font-weight: 400;">’de çalışan gazetecilerin sayısı 1990&#8217;larda 400 iken bugün 40&#8217;lara düşmüş durumda.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yerel haberciliğin önemi, çoğu Amerikalının günlük yaşantısının nefret dolu ulusal medyanın ürettiğinden farklı olmasında yatıyor. Trump ve kongre cumhuriyetçileri ekonomik güvensizlik ve iklim değişikliği gibi kritik konuları ele almakta başarısız olurken, devletler ve yerel yönetimler harekete geçiyorlar. Ülke genelinde, Amerikalılar &#8211; sınıftan veya partiden bağımsız olarak – kollarını sıvıyor ve kendi topluluklarını iyileştirmek için çalışıyorlar. Uzun bir düşüşten sonra, sosyal sermayenin geri kazanıldığına dair işaretler var.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Alexis de Tocqueville 1830&#8217;larda ABD&#8217;yi ziyaret ettiğinde, hem kamusal hem de özel alanda Amerikalıların bencil arzularını aşabildiğini, bunun da bilinçli ve aktif bir siyasi ve sivil topluma olanak tanıdığını gözlemlemişti. Bugün de durum farklı değil—en azından eyalet ve yerel yönetimler düzeyinde. Fakat güçlü yerel gazetecilik olmayınca, neler olup bittiğini insanlara aktarmak adına ülkeyi bir uçtan bir uca dolaşmaya istekli olan az sayıdaki muhabir ve araştırmacının çabaları haricinde, çoğu zaman bu faaliyetlerden haberdar olmak zorlaşabiliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin, ABD&#8217;yi tek motorlu pervaneli uçaklarında beş yıl gezen James ve Deborah Fallows, ülkeyi yeniden inşa etmek için ortaya konan yerel çabaların derin ve içten bir hikayesi olan </span><i><span style="font-weight: 400;">Our Towns</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8216;ı yayınladılar. Fallows çifti, toplumsal sıkıntıları çözmek için yapılan yerel girişimlerin büyüyüp gelişmeye başladığı Yaldızlı Çağ’ın* sonları ile günümüz dünyası arasındaki ilginç paralellikleri ortaya seriyor. O dönemden çıkardığımız ders, ulusal düzeyde ekonomik ve demokratik reformlara yönelecek duruma nihayet gelindiğinde ülke çapında yerel toplulukların zaten bir eylem planı geliştirmiş olmalarıdır. Yerel yenileşme anlatılarının her biri emsalsiz olmakla birlikte Fallows’lar çoğunun benzer bir örüntüyü izlediğini gösteriyor bize. Ulusal politikaları görmezden gelerek “kamusal-özel ortaklıklar oluşturmak için bir araya gelmiş yerel yurttaşlar” üzerinde yoğunlaşan bir “yurttaşlık hikayesi” çıkıyor karşımıza. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dahası, yerel araştırma üniversiteleri, bölgesel yüksekokullar ve diğer eğitim kurumları ve sosyal kuruluşlar, toplulukların sivil yenileşmeye dair görüşlerini eyleme dönüştürmelerine yardımcı olmak için öne çıkıyorlar. Ve Fallows’ların kitaplarında yer verdikleri toplulukların çoğunda, topluluk üyelerinin canlı ama sivil tartışmalar yürüttükleri en az bir bira fabrikasından söz ediliyor. Büyük resme bakınca Fallows’ların ülke çapındaki seyahatleri bize iyimser olabilmemiz için ilham veriyor. “Amerikan topluluk bilincinin iyi taraflarının, pek çok yerde öngördüğümüzden daha güçlü ve iyi göründüğünü” belirtiyorlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benzer şekilde, Brookings Enstitüsü&#8217;nden Bruce Katz yıllardır yerel canlandırma çabalarını araştırıyor. Drexel Üniversitesi&#8217;nden Jeremy Nowak&#8217;la birlikte yazdığı son kitabında, problem çözme yollarının ulusal düzeyden devletlere, illere ve belediyelere doğru dikey; kamusal sektörden kamusal, özel ve sivil aktörler ağına doğru yatay bir yönelim gösterdiğini belirtiyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Katz, bu türden sektörler arası işbirliğinin, Trump&#8217;ın yükselişine mümkün kılmış olan aynı ekonomik ve sosyal/kültürel güçlerin tetiklediği “yeni bir yerelcilik” anlayışına katkıda bulunduğunu düşünüyor. Ekonomik güvensizlikler, zehirli popülizmi körüklemenin yanı sıra, tatmin olmayan vatandaşları yapıcı tepkiler vermeye teşvik ediyor. Pek çok kişi federal hükümete olan inancını yitirmiş olsa da yerel kuruluşlara duydukları güven hala devam ediyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Anne-Marie Slaughter&#8217;ın “Amerikan Yenileşmesi” dediği, topluma dair yeni, Aspen Enstitüsü projesine başkanlık eden David Brooks&#8217;un “Amerikan Rönesansı” olarak adlandırdığı bir olgudan henüz bahsedemeyiz; fakat pek çok Amerikalının yepyeni bir ulusal medya akımına hazır olduğu aşikar. Örneğin, medya girişimcisi Greg Behrman, kurduğu </span><i><span style="font-weight: 400;">NationSwell</span></i><span style="font-weight: 400;"> adlı dijital medya platformunda “iyi şeyler yapan insanların yalnızca hikayelerini anlatmayı değil, bu çabaların içinde yer almayı ve bunlara katkıda bulunmayı” hedefliyor. Yine ülke çapında aşağıdan yukarıya bir reform hareketi için zemin hazırlayan Vatanseverler ve Pragmatistler koalisyonu ve Bağımsız Reformcuların Ulusal Birliği de benzer çabalar ortaya koyuyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı zamanda yerel gazeteciliğin çöküşe uğraması sonucu açığa çıkan boşluğu doldurmak üzere yeni medya modelleri geliştiriliyor. Teksas ve Kaliforniya&#8217;da kar amacı gütmeyen medya satış noktaları </span><i><span style="font-weight: 400;">Texas Tribune</span></i><span style="font-weight: 400;"> ve </span><i><span style="font-weight: 400;">CalMatters</span></i><span style="font-weight: 400;">, eyalet haberleri için başvurulan kaynaklara dönüştü.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca yerel medya için yenilikçi fonlama yöntemleri geliştiriliyor. Berkeley-Kaliforniya&#8217;da çıkan </span><i><span style="font-weight: 400;">Berkeleyside</span></i><span style="font-weight: 400;">, yakın zamanda doğrudan halka arz yoluyla okuyucularından 1 milyon dolar topladı. Sahil tarafındaki </span><i><span style="font-weight: 400;">Half Moon Bay</span></i><span style="font-weight: 400;">&#8216;de, vatandaşlar </span><i><span style="font-weight: 400;">Half Moon Bay Review</span></i><span style="font-weight: 400;"> gazetesini (Lenny Mendonca&#8217;nın yönetim kurulu başkanı olarak hizmet ettiği) kurtarmak için bir kamu yararı şirketi kurdu. Kar amacı gütmeyen ulusal bir kuruluş olan </span><i><span style="font-weight: 400;">Report for Americ</span></i><span style="font-weight: 400;">a, şu anda ülke çapında yerel gazeteler için çalışan genç gazetecileri eğitiyor ve destekliyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yakın tarihli bir Pew Research Center araştırmasına göre, on Amerikalıdan yedisi “haberlerden dolayı bıkkınlık” hissediyor. Ulusal haber gündemlerine genellikle acı olayların hakim olduğu düşünüldüğünde bu şaşırtıcı değil. Yerel haberler azaldıkça sivil katılım ve kamu güveni de zayıflamış oluyor. Kendini yeniden oluşturan ve insanları ortak iyilik için bir araya getiren toplulukların ilham verici öykülerine odaklanarak bu eğilimi tersine çevirmenin zamanı geldi.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">*Amerika Birleşik Devletleri’nde 1870’ler ile 1900’ler arasındaki dönem.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/08/06/amerikanin-kurtaricilari-yerel-gazeteler/">Amerika’nın Kurtarıcıları: Yerel Gazeteler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fransa’nın ‘Irk’ Kelimesini Anayasadan Kaldırma Hamlesi Tehlikeli</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/18/fransanin-irk-kelimesini-anayasadan-kaldirma-hamlesi-tehlikeli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Enise Gül Küçük]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Jul 2018 12:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Yazı]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Defender of the Rights]]></category>
		<category><![CDATA[Emmanuel Macron]]></category>
		<category><![CDATA[François Hollande]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[ırk]]></category>
		<category><![CDATA[ırkçılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28858</guid>

					<description><![CDATA[<p>The Washington Post'tan Rokhaya Diallo Fransa anayasasından çıkarılan 'ırk' kelimesi üzerine yazdı. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/18/fransanin-irk-kelimesini-anayasadan-kaldirma-hamlesi-tehlikeli/">Fransa’nın ‘Irk’ Kelimesini Anayasadan Kaldırma Hamlesi Tehlikeli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Fransa’da ırk yoktur.</p>
<p>Fransızlar yalnızca tek bir ırk olduğuna inanmak üzere yetiştirilirler: İnsan ırkı. Irk biyolojik bir kavram olarak düşünülür, bu yüzden söz edilmesi insanlar arasında hiyerarşiler olduğunu öne sürmek anlamına gelir.</p>
<p>Bu sebeptendir ki Fransız anayasasındaki “ırk” kelimesi on yıldan fazla bir süredir tartışmalara konu olmuştur. İlk maddesi şöyle: “Fransa bölünmez, laik, demokratik ve sosyal bir Cumhuriyet olacaktır. Menşe, ırk ya da din ayrımı yapılmadan, yasa önünde bütün vatandaşların eşitliğini sağlayacaktır.” 2012’de cumhurbaşkanlığı seçimi adaylığı sırasında François Hollande, anayasadan “ırk” kelimesini çıkarma sözü verdi. Onun bakış açısına göre ırk yoktur ve bu nedenle herhangi bir resmi metinde sözü geçmemelidir.</p>
<p>Birkaç gün önce, anayasanın gözden geçirilmesi üzerine çalışan bir milletvekilleri komisyonu oybirliğiyle Fransa cumhuriyetinin kurucu metninden bu kelimeyi çıkarmayı kararlaştırdı. Perşembe günü, değişiklik Ulusal Meclis tarafından oybirliğiyle kabul edildi. Şimdi Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron&#8217;un partisine bağlı bir Ulusal Meclis milletvekili olan eski başbakan Manuel Valls “Anayasa&#8217;dan ırk kelimesinin kaldırılması için oy vermekten gurur duyduğunu” söyledi.</p>
<p>Bu tartışma 20 yıl önce gerçekleşmiş olsaydı, böyle bir değişikliği muhtemelen destekliyor olurdum. Fransız bir genç kadın olarak, ırk kelimesi beni dehşete düşürürdü. Bu kelimeyi kabul etmemek için iyi sebeplerim vardı. Bana göre nüfusunu ırk ile kategorize edecek bir rejimin tek örneği Nazi Almanya’sı ve işbirliği sırasında onların ırkçı önlemlerinin Fransız yasalarına çevrilmesiydi. Bu tarihi olaylar göz önüne alındığında kamusal alanda ırk kelimesini silmek, ırkçılığı önlemek adına makul bir çözüm gibi göründü.</p>
<p>Fakat daha sonra Fransa&#8217;da ırkçılık karşıtı çalışmalara katılmaya başladım. Sosyal bilimler üzerine çalıştıkça ırkı sadece biyolojik bir farklılık değil, sosyal etkiler üreten bir sosyal yapı olarak düşünmeye başladım. Elbette, siyahlar, Araplar, beyazlar, Asyalılar, Romanlar &#8211; hepimiz insan ırkına aitiz. Ancak tarih, köleleştirilmiş ve sömürgeleştirilmiş topluluklardan gelenlerin yaşamları üzerinde hâlâ etkisi olan ırksal kategoriler meydana getirmiştir. Bugün siyah olmak, yüzyıllar önce icat edilmiş siyahi insan tasvirini miras almak anlamına geliyor. Bu eski statünün şu anda herhangi bir yasal dayanağı yok, ancak sonuçları her gün etkisini sürdürüyor.</p>
<p>Fransa kendisini, insanlığı ırksal gerginliklerden koruması beklenen bir evrensel ve renk körü felsefenin destekçisi olarak görüyor.</p>
<p>Ancak aydınlanma çağını başlatan ülkenin içinde bulunduğu gerçeklik, iddia edilen idealden farklı. Fransa Avrupa&#8217;nın en büyük Müslüman, siyah ve Yahudi nüfusuna sahip. Bununla birlikte, ulusal nüfus sayımında etnik istatistiklere sahip değiliz; fakat yasalar, araştırmacıların ve istatistikçilerin araştırma amacıyla ve kişi bilgilerinin gizlenmesi şartıyla söz konusu verileri toplamasına izin veriyor.</p>
<p>Defender of the Rights örgütünün yaptığı bir araştırmaya göre, genç Fransız siyahların ve Arapların kimliklerinin polis tarafından kontrol edilme sıklığının, nüfusun diğer gruplarına oranla 20 kat daha fazla olduğu tahmin ediliyor.</p>
<p>Fransa’da göze çarpan önemli bölgesel uyuşmazlıklar mevcut. Birçoğu beyaz olmayan denizaşırı Fransız yurttaşları için bu durum hayli zorlayıcı. Örneğin, Karayipler&#8217;de nüfusun çoğunun siyah olduğu bir Fransız adası olan Guadeloupe&#8217;da, genç erkeklerin yüzde 57&#8217;si işsizdir. Göçmen kökenli kişilerin yaşadığı bazı bölgelerde, işsizlik yüzde 50 gibi yüksek bir orana varmaktadır. Fransa&#8217;nın ulusal eşitlik ajansına göre, yoksul nüfusun büyük bölümünü oluşturan, çoğunlukla beyaz olmayanlar ırkların yaşadığı banliyölerde veya kenar mahallelerdeki genç nüfus için işsizlik oranının ulusal ortalamanın 2 buçuk katı olduğu görülmektedir. Tahminlere göre, Fransa’da nüfusun yaklaşık yüzde 10&#8217;u Müslüman olmasına rağmen mahkûmların yüzde 60&#8217;ı Müslüman.</p>
<p>Irkçılık Fransa&#8217;da yapısal bir şekilde ele alınmamıştır. Ve bunun nedeni ırkın somut bir şey olarak ele alınmamasıdır. Bir ülkede ırk kurgusal bir kategori olarak bile ele alınmıyorsa o ülke ırkçılıkla ciddi bir şekilde nasıl savaşabilir? Irk yoksa da ırkçılar var ve kategorilerin var olduğu inancıyla hareket ediyorlar. Bu yüzden kelimeyi ortadan kaldırmak, bir sihirbazlık numarası gibi ırkçılığı aniden yok etmeyecektir.</p>
<p>Irk kelimesini tabu ilan etmek, ırkçılıktan etkilenen insanların hayatlarında hiçbir şeyi değiştirmez. Üstelik ırkçılığın sonuçlarını incelemek isteyen akademisyenleri ve aktivistleri güçlü bir araçtan mahrum bırakacak. Ve bu kelimeyi kullanmaya cüret edenlerin suçlu bulunmasına yol açabilir; bir kimseyi ırka göre sınıflandırma girişiminde bulunmak dava edilmek için yeterli olabilir. Irkın varlığını inkâr etmek, ırk ayrımcılığı gerçeğini reddetmek anlamına gelir.</p>
<p>Anayasal çerçevenin hükümet tarafından belirlenen politikalar üzerinde derin bir etkisi vardır. Ve apaçık sorunlarını görmezden gelen bir ülkeden daha tehlikeli bir şey yoktur. Fransa dünyanın geri kalanından uzakta fantastik bir diyar değil. Irklar var ve her gün hayatlarımıza etki ediyor.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.washingtonpost.com/news/global-opinions/wp/2018/07/13/frances-dangerous-move-to-remove-race-from-its-constitution/?noredirect=on&amp;utm_term=.e88b2432d089" target="_blank" rel="noopener">washingtonpost</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/18/fransanin-irk-kelimesini-anayasadan-kaldirma-hamlesi-tehlikeli/">Fransa’nın ‘Irk’ Kelimesini Anayasadan Kaldırma Hamlesi Tehlikeli</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boğuldular, Tutuklandılar, Vuruldular: Daha İyi Bir Yaşam Uğruna Ölen Mülteciler</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/04/boguldular-tutuklandilar-vuruldular-daha-iyi-bir-yasam-ugruna-olen-multeciler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Enise Gül Küçük]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 04 Jul 2018 14:00:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Etnik Kimlik]]></category>
		<category><![CDATA[Göç - Mülteci Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[mülteciler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=28434</guid>

					<description><![CDATA[<p>Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken ölen binlerce kişinin hayat hikâyelerini belki de asla bilemeyeceğiz. Fakat burada, Liste’de yer alan isimlerin bazıları üzerine küçük anekdotlar derledik.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/04/boguldular-tutuklandilar-vuruldular-daha-iyi-bir-yasam-ugruna-olen-multeciler/">Boğuldular, Tutuklandılar, Vuruldular: Daha İyi Bir Yaşam Uğruna Ölen Mülteciler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Guardian bugün son 25 yılda Avrupa&#8217;ya girmeye çalışırken hayatını kaybeden 34.361 kişinin bir listesini yayınladı. Birçoğu sadece anonim girişler, ancak muhabirlerimiz kurbanlara yüzler ve hikâyeler koymak için birkaç vakayı araştırdılar.</p>
<p>Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken ölen binlerce kişinin hayat hikâyelerini belki de asla bilemeyeceğiz. Fakat burada, liste’de yer alan isimlerin bazıları üzerine küçük anekdotlar derledik.</p>
<p>Guardian bugün son 25 yılda Avrupa&#8217;ya girmeye çalışırken hayatını kaybeden 34.361 kişinin bir listesini yayınladı. Birçoğu sadece anonim girişler, ancak muhabirlerimiz kurbanlara yüzler ve hikâyeler koymak için birkaç vakayı araştırdılar.</p>
<p><strong>Rubel Ahmed</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28440" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2988.jpg" alt="" width="380" height="466" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2988.jpg 380w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2988-320x392.jpg 320w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></p>
<p><strong>Doğum:</strong> Bangladesh, 1988.</p>
<p><strong>Ölüm:</strong> UK, 2014.</p>
<p>Ahmed, 5 Eylül 2014 tarihinde Morton Hall&#8217;da kendini astı. Liste’de kendini öldüren 400&#8217;den fazla göçmen ve mülteciden biriydi.</p>
<p>Hem Ahmed&#8217;in ölümüne ilişkin resmi soruşturma hem de Cezaevi ve Şartlı Tahliye Kamu Denetçisi&#8217;nin incelemesi, ölümünden önceki prosedürlerin doğruluğunu eleştirel nitelikteydi.</p>
<p>Sorgu yargıcı, yetkililer arasında iletişimin yetersiz olduğunu ve soruşturma jürisinin, sınır dışı etme talimatlarının kendisin asmasına neden olduğunu belirtti. Ölümü hakkında açık bir sonuca vardılar. Ahmed’in ailesi, merkezdeki tutukluluk süreci ilgili endişelerini dile getirdi; tutuklular, akşamın büyük bir bölümünde ve gecenin çoğunda kilit altındaydılar. Ahmed’in ailesi, intiharından önceki saatlerde diğer tutuklularla konuşabilseydi ölümünün önlenebileceğini dile getirdi.</p>
<p>Ajmal Ali, “Ölümünün üzerinden birkaç yıl geçmesine rağmen, ailesi, yani bizim üzerimizdeki etkisi hiç de hafiflemedi.” dedi.</p>
<h4>Aylan Kurdi</h4>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28436" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2328.jpg" alt="" width="380" height="490" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2328.jpg 380w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2328-320x413.jpg 320w" sizes="(max-width: 380px) 100vw, 380px" /></p>
<p><strong>Doğum: </strong>Suriye, 2012.</p>
<p><strong>Ölüm: </strong>Türkiye, 2015.</p>
<p>Avrupa&#8217;da yeni bir yaşam arayışında ölen mülteci ve göçmenlerin büyük çoğunluğunun isimleri ne yazık ki bilinmiyor bile.  Ancak ara sıra bunlar arasından sıyrılan, kamuoyunu sarsan ve hatta politikayı değiştiren bazı vakalar da gerçekleşiyor.</p>
<p>Aylan Kurdi üç yıl önce Türkiye kıyılarında bulundu. Suriyeli küçük çocuğun kıyıya vuran dalgaların arasında yüzükoyun uzandığı fotoğraf, milyonlarca Avrupalıyı rahatsız etti. Almanya’da, İngiltere’de ve başka yerlerde mültecilere daha yumuşak, daha davetkâr yaklaşımlar getirdi.</p>
<p>Kurdi, kuzey Suriye&#8217;deki bir sınır kasabası olan Kobani&#8217;de, yani aylardır IŞİD ile Kürt güçleri arasındaki çatışmaların merkez üssünde doğmuştu. Suriye, 2012’de dünyaya geldiği sırada Suriye’de zaten savaş vardı. Aile, ısıtması olmayan, tuvalet olarak zemin üzerinde bir delik bulunan tek bir odada yaşıyordu.</p>
<p>Babası, karısını ve iki çocuğunu Türkiye&#8217;ye götürmeye karar verdi, ancak daha sonra Aylan&#8217;ın teyzesi Tima&#8217;nın yaşadığı Kanada&#8217;ya gitmeye karar verdi. Bodrum&#8217;dan Yunan adası Kos’a gitmek üzere bindikleri lastik bot hızla battı. Sekiz kişilik bir bottu, ancak Türk kıyılarından Kos&#8217;a tehlikeli ve kısa bir geçiş için yola çıktığında üzerinde 16 kişi vardı. Giydikleri can yeleklerinin ya sahte ya da etkisiz olduğu söyleniyordu.</p>
<p>Aylan&#8217;ın kardeşi Galip ve annesi Rehanna da boğuldu. Abdullah hayatta kaldı. O ve Tima, savaştan sonra hayatları mahvolmuş çocuklara yardım etmek için Galip ve Aylan Kurdi Vakfı&#8217;nı kurdular.</p>
<p>Liste&#8217;ye göre Aylan Kurdi öldüğünden beri Avrupa&#8217;ya girmeye çalışan yaklaşık 10 bin kişi öldü.</p>
<p>Jandarma Astsubay Kıdemli Üstçavuş Mehmet Çıplak, Aylan&#8217;ın cesedini bulan ilk kişiydi ve daha sonra olanları anlatırken sesi hâlâ titriyor: “Yaşıyor mu diye kontrol ettim, hâlâ hayatta olmasını umuyordum.” diye konuştu. &#8220;Çok üzülmüştüm. Ben her şeyden önce bir babayım. Altı yaşında bir oğlum var. Empati kurdum, onu oğlumun yerine koydum. Tarifsiz bir acı hissettim. Asker olmanın ötesinde, bir baba olarak hareket ettim.”</p>
<p><strong>Joy Gardner</strong></p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28437" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2432.jpg" alt="" width="620" height="350" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2432.jpg 620w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2432-610x344.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2432-320x181.jpg 320w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p><strong>Doğum:</strong> Jamaika, 1953.</p>
<p><strong>Ölüm:</strong> Birleşik Krallık, 1993.</p>
<p>Joy Gardner, Jamaika’da 15 yaşında bir anne tarafından 1953’te dünyaya getirildi. Babasını hiç tanımadı. Gardner henüz 7 yaşındayken annesi çalışmak üzere Birleşik Krallık’a taşındı. Yetişkin bir kıza sahip olup oğluna hamile bulunduğu 1987 yılına kadar İngiltere’ye annesinin yanına gitmemişti.</p>
<p>İngiltere’de iken oğlu Graham dünyaya geldi ve Gardner annesi ile birlikte kalabilmek için başvuruda bulundu fakat başvurusu reddedildi. Annesi bir İngiliz olduğu halde kural değişiklikleri nedeniyle yetişkin çocuklarının kalma izini bulunmamaktaydı.</p>
<p>28 Temmuz 1993&#8217;te polis ve göçmen bürosundan oluşan bir ekip, uyarıda bulunmaksızın Gardner&#8217;ı ve oğlunu tekrar Jamaika&#8217;ya göndermek talimatıyla Kuzey Londra&#8217;daki dairesine geldi. Gardner’ı bir kemerle bağlayıp ağzını tıkadılar. Gardner yere yığıldı, komaya girdi ve nefessiz kaldığı için öldü.</p>
<p><strong>Festus Okey</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28438" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/722.jpg" alt="" width="620" height="372" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/722.jpg 620w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/722-610x366.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/722-320x192.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p><strong>Doğum:</strong> Nijerya, 1982.</p>
<p><strong>Ölüm:</strong> Türkiye, 2007.</p>
<p>Festus Okey 2004&#8217;te Nijerya&#8217;dan ayrıldığında Avrupa&#8217;da büyük bir futbolcu olmayı hayal etmişti.</p>
<p>Güney Afrika&#8217;da yaşayan erkek kardeşi Tochukwu Ugo, Festus hakkında “Kendisi çok iyi bir insandı” demişti.  “Mütevazı ve iyi bir insandı, Londra&#8217;ya gidip mutlu bir hayat yaşamak istiyordu.”</p>
<p>Fakat Okey ancak Türkiye&#8217;ye kadar gidebildi. Okey, Ağustos 2007&#8217;de tutuklandı ve İstanbul&#8217;daki bir polis karakolunda sorgulanırken vurularak öldürüldü.</p>
<p>2011&#8217;de bir Türk polisi olan Cengiz Yıldız, Okey&#8217;in ölümünün tabancaya ulaşmaya çalışırken yanlışlıkla vurulması sonucu olduğunu ileri sürerek kasıtsız adam öldürmekten dolayı 4 yıl hapis cezası aldı. Bir adam öldürmenin ömür boyu hapis ile cezalandırılması gerekirdi.</p>
<p>Bu dava sırasında mahkeme, polis merkezinin güvenlik kameralarındaki kayıtlarda eksiklik bulunduğunu ve Okey&#8217;in vurulduğu esnada giydiği gömleğin ortadan kaybolduğunu duydu. Okey&#8217;in giysisine yapılacak bir adli incelemenin, vurulma sırasında polis ve Okey arasındaki mesafeyi netleştirebileceği söylendi. Ayrıca raporlar bütün diğer sorgu odalarındaki kameraların çalıştığını gösteriyordu.</p>
<p>42 yaşındaki Ugo, uyuşturucu suçundan tutuklanan küçük erkek kardeşine ne olduğunu asla anlamadığını ifade ediyor: “Festus&#8217;un bir arkadaşı beni aradı ve ne olduğundan biraz bahsetti fakat hiç net değildi. Kardeşim vuruldu ama hâlâ neden olduğunu bilmiyorum. Onlar polis ile bir tartışmaya girdiğini söylüyorlar.”</p>
<p>“Bunu duymak çok acı vericiydi. Başta kardeşimin öldüğüne inanmadım fakat daha sonra fotoğraf gönderdiler ve fotoğraflardaki kardeşimdi. Bana bu olayın polis merkezinde gerçekleştiğini söylediler ama ben polis merkezi gibi bir yerde neden böyle bir şey yaşandı hiç anlayamadım.”</p>
<p>Ugo, ailesinin Nijerya&#8217;da çok zorluklarla karşı karşıya kaldıklarını söyledi. “Nijerya’da fakir giderek daha da fakirleşiyor ve zengin giderek daha da zenginleşiyor. Uzun zamandır bu çok zordu.”</p>
<p>Okey bir mülteci olarak Türkiye&#8217;de çalışmak için mücadele etti. Kardeşi “İstanbul&#8217;da problemleri olduğunu biliyordum fakat bana hiç bahsetmezdi.” dedi.</p>
<p>Ailenin avukatı Alp Tekin Ocak, bu vurulma davasının Türkiye&#8217;nin polis güçlerindeki büyük bir problemi açığa çıkardığını söyledi: “Olayın gerçekleştiği yer ve metotlar, yetkili kişilerin devletin tekelinde olan şiddet uygulama otoritesini istismar ettiğini gösteriyor. Bu olayda yaşama hakkı, adil yargılanma hakkı ve ayrımcılık yasağı da dâhil olmak üzere insan hakları hakkında muazzam ihlaller yaşanmıştır.”</p>
<p>Ugo, Okey&#8217;in İngiltere&#8217;ye seyahat etmeden önce Gabon&#8217;da biraz vakit geçirdiğini söyledi. Okey doğrudan Londra&#8217;ya gitmek yerine, önce İran’a vize aldı, sonra Türkiye&#8217;ye geçti.</p>
<p>Ugo, “Gitmeden önce konuşarak ve yolculuğun güzel geçmesini umarak bol bol zaman geçirdik.” dedi. “Kardeşimin çok fazla hayali ve umudu vardı ve ben her şeyin güzel olacağını söyledim. Hâlâ onu bir daha göremeyeceğime inanamıyorum.”</p>
<p><strong>Semira Adamu</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-28439" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2200.jpg" alt="" width="620" height="568" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2200.jpg 620w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2200-610x559.jpg 610w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/07/2200-320x293.jpg 320w" sizes="auto, (max-width: 620px) 100vw, 620px" /></p>
<p><strong>Doğum: </strong>Nijerya, 1978.</p>
<p><strong>Ölüm:</strong> Belçika, 1998.</p>
<p>Semira Adamu, yaşının üç katı bir adamla zorla evlendirilmemek için evinden Nijerya’ya kaçtı. Aslında Berlin’e gidiyordu, ama uçağı Belçika’da durduğunda sözde “güvenli üçüncü ülke” prensipleri altında sığınma talebinde bulunmak zorunda bırakıldı.</p>
<p>İltica talebi reddedildi ve 22 Ekim 1998’de onu sınır dışı etmek üzere 11 polis ekibi gönderildi.</p>
<p>Uluslararası Af Örgütü o anı şöyle aktardı: “Bir Sabena uçağına bindirildikten ve elleriyle ayakları bağlandıktan sonra diğer yolcuların dikkatini çekmek için yüksek sesle şarkı söylemeye başladı.</p>
<p>Memurlar daha sonra yüzünü onlardan birinin dizlerinin üzerine yerleştirilmiş bir yastığa bastırıp sırtına baskı yaptığında, mücadele etmeye başladı. Yüzü 10 dakikadan fazla yastığa bastırıldı ve beyni oksijen yetersizliğinden komaya girdi.”</p>
<p><strong>Getu Hagos</strong></p>
<p><strong>Doğum:</strong> Etiyopya.</p>
<p><strong>Ölüm:</strong> Paris, 2003.</p>
<p>Getu Hagos, 2003 yılının Ocak ayında, Mariame adlı bir Somalili olduğunu iddia ederek Fransa’ya girdi. İltica başvurusu reddedildi ve gelişinden beş gün sonra Paris’teki bir havalimanına zorla geri götürüldü. Uçak personeli, 24 yaşındaki sığınmacının koltuğuna zorla oturulurken attığı çığlıkları duydu. Çığlıklar durduğunda, Etiyopyalı adam ölüyordu.</p>
<p>2006’da üç polis memuru, Hagos’un 2003’teki ölümü üzerine adam öldürmeyle suçlandı. Duruşmada Hagos’un uçağa bindirilmeye direndiğinde “katlama pozisyonuna” zorlandığı ve o pozisyonda tutulduğu söylendi.</p>
<p>Hagos’un avukatı Stéphane Maugendre, genç Etiyopyalının ölümünün, o sırada sınır dışı edilen insanlara yönelik bir dizi saldırıdan biri olduğunu söyledi. “Uçaklarda onlara karşı güç kullanıldığını ve şiddet uygulandığını biliyorduk ama kanıtlayamıyorduk. Böyle şeyler düzenli olarak gerçekleşiyordu lakin elimizden hiçbir şey gelmiyordu.”</p>
<p>Savcı, sınır polislerinden iki memurun “dikkatsiz veya sakar” olduğunu ve eylemlerinin Hagos&#8217;un ölümüne yol açtığını tespit etti.</p>
<p>Maugendre duruşmanın gidişatından rahatsız olmasına rağmen sürecin devam ettiğinden dolayı rahatladığını söylüyor. &#8220;Hagos öldüğünde şaşırmamıştım fakat savcının mahkemeye çıkmamıza izin vermesine şaşırdım. Benim esas pişmanlığım, daha ciddi bir suçlama yapamamış olmamızdır. Mahkemeye gidebildiğimiz için çok rahatladık, en azından bu mümkün oldu.”</p>
<p>Maugendre, Hagos&#8217;un Fransa&#8217;da hiçbir aile ferdi ya da arkadaşı olmadığını fakat oradaki Etiyopya topluluğunun bu davaya çok destek verdiğini söyledi ve “Yerel topluluk bu savaş gerçekten kendilerini ortaya attılar ve bu çok önemliydi.” diye ekledi.</p>
<p>Mahkemede,  Hagos&#8217;un Güney Afrika&#8217;ya Johannesburg’e giden bir Air France uçağına binmeye zorlanmadan önce, Roissy Charles de Gualle havaalanının bekleme alanında hasta olduğunu iddia ettiği söylendi. Polis memurları Hagos&#8217;un hastalık iddiasının sahte olduğuna inandıklarını söylediler.</p>
<p>Raporlara göre, Hagos dizlerinden ve ayak bileklerinden cırtcırt bantlarla bağlanmıştı ama direnmeye devam etti, bir polis memuru “geri dönmektense ölmeyi tercih ettiğini” söyledi. “Katlama pozisyonu”, bir polis memurunun Hagos&#8217;u koltuğunda öne eğilmiş vaziyette tutarken bir diğerinin de arkasından bağlanmış kelepçelerine baskı yaptığı pozisyon olarak tarif ediliyor. Üçüncü bir polis memuru ise ara ara Hagos&#8217;un kafasını aşağı doğru itiyordu. Hagos&#8217;un aniden sessizleşmesinden önce bu pozisyonda 20 dakika tutulduğuna inanılıyor.</p>
<p>Mahkemede sunulan tıbbi delillere göre, katlama pozisyonunun oksijen eksikliğine neden olduğu söylendi. Hagos ölmeden önce iki gün komada kaldı. Bir otopsi sonucuna göre Hagos “kardiyak arrest” geçirmişti. Polis memurları sınır dışı etme sürecine direnenlere uygulanan standardı takip ettiklerini ifade ettiler. Sınır gücüne yeniden katılmalarına izin verildi.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.theguardian.com/world/2018/jun/20/drowned-restrained-shot-life-stories-migrants-case-studies" target="_blank" rel="noopener">The Guardian</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/07/04/boguldular-tutuklandilar-vuruldular-daha-iyi-bir-yasam-ugruna-olen-multeciler/">Boğuldular, Tutuklandılar, Vuruldular: Daha İyi Bir Yaşam Uğruna Ölen Mülteciler</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Birleşik Krallık’ta Binlerce Kişi Kadınların Oy Hakkı Kazanmasının Yüzüncü Yıldönümünü Kutlamak İçin Yürüyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/14/birlesik-krallikta-binlerce-kisi-kadinlarin-oy-hakki-kazanmasinin-yuzuncu-yildonumunu-kutlamak-icin-yuruyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Enise Gül Küçük]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 14 Jun 2018 20:44:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kadın]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[oy hakkı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=27863</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalabalıklar Londra, Cardiff, Belfast ve Edinburgh sokaklarında ‘renklerden bir nehir’ oluşturdu.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/14/birlesik-krallikta-binlerce-kisi-kadinlarin-oy-hakki-kazanmasinin-yuzuncu-yildonumunu-kutlamak-icin-yuruyor/">Birleşik Krallık’ta Binlerce Kişi Kadınların Oy Hakkı Kazanmasının Yüzüncü Yıldönümünü Kutlamak İçin Yürüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İngiliz kadınlarının ilk defa oy hakkı kazanmasının 100. yıldönümünü kutlamak için binlerce insan, süfrajet renkleri olan yeşil, beyaz ve mor giyinerek İngiltere’nin büyük şehirlerinin caddelerini doldurdu.</p>
<p>Ülkenin dört bir yanından kadın grupları yürüyüşe katıldı, pek çoğu eşleri ve çocuklarıyla geldiler.</p>
<p>Organizatörler Londra’da, Cardiff’te, Belfast’ta ve Edinburgh’ta renkli şallar dağıttılar ve kalabalığın “renklerden bir nehir” gibi gözükmesi için göstericileri şeritler halinde organize ettiler.</p>
<p>Gösteriyi 14-18 Now (insanları Birinci Dünya Savaşı ile birbirine bağlayan bir sanat programı) ve halka açık alanlarda büyük çaplı sanat etkinlikleri sahneleyen Artichoke koordine etti.</p>
<p>Niyetlerinin “21. yüzyıl kadınlarının canlı bir portresini oluşturmak ve eşitlik, güç ve kültürel temsilin görsel bir ifadesini” ortaya koymak olduğunu belirttiler.</p>
<p>Gösterinin “kadınlara oy hakkı için verilen mücadeleyi kutladığını ve günümüzde kadın olmanın ne anlama geldiğini ifade ettiğini” de eklediler.</p>
<p>Londra’da binlerce kadın ve kız, Hyde Park’tan Trafalgar Meydanı’na ve oradan Parlamento Evleri’ne doğru bir rota izledi.</p>
<p>Bir akıl sağlığı araştırmacısı olan 26 yaşındaki gösterici Yazmin Azmadzadeh, The Independent’a şunları söyledi: “Güçlü kadınlar ve onların cesaret verici sloganları sayesinde bugünkü gösterilerde çok keyif aldık. Güç ve coşkuyla dolduğumu hissediyorum.”</p>
<p>Üzerinde “Tüm kadınlara özgürlük” yazılı çok renkli büyük bir pankart taşıyordu. Hemen yanında duran arkadaşı Phoebe Boulton Jaggi ise şöyle konuştu: “Pankart hazırlamak zordu – süfrajetlere ve süfrajistlere saygımız daha da arttı.”</p>
<p>Bir grup üniformalı asker de yürüyüşe katıldı.</p>
<p>Sandhurst Kraliyet Askeri Akademisi’nden Yarbay Debs Taylor, “Bugün buraya geldik, çünkü eğer zihniyet değişmiş olmasaydı bugün bulunduğumuz yere elbette gelemezdik.” şeklinde konuştu.</p>
<p>Londra’da yaşayan bir grup Yeni Zelandalı, Maori şarkıları söyledi ve geleneksel kıyafetleriyle yürüyüşe katıldı.</p>
<p>Yeni Zelandalı kadınların oy hakkını İngilizlerden 25 yıl önce kazandıklarına dikkat çektiler, dolayısıyla kadın özgürlüğünün 125. yıldönümünü kutluyorlardı.</p>
<p>1918’de, kadın grupları tarafından onlarca yıldır yapılan kampanyaların ve Birinci Dünya Savaşı’nın neticesinde, Birleşik Krallık parlamentosu Halkın Temsili Yasası’nı geçirdi.</p>
<p>Ancak popüler inanışın aksine, bu yalnızca sınırlı bir grup kadına oy hakkı vermekteydi: 30 yaşın üstündeki mülk sahipleri, kocası mülk sahibi olan kadınlar, üniversite mezunları veya yılda 5£ üzerinde kirası olan bir mülkte yaşıyor olanlar.</p>
<p>Oy hakkı 1928’de genişletilerek 21 yaşın üzerindeki bütün kadınlara tanındı, böylece kadınlar erkeklerle eşit şartlara ulaştılar.</p>
<p>Kaynak: <a href="https://www.independent.co.uk/news/uk/home-news/women-march-suffragette-right-vote-centenary-london-belfast-edinburgh-a8392376.html" target="_blank" rel="noopener">İndependent</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2018/06/14/birlesik-krallikta-binlerce-kisi-kadinlarin-oy-hakki-kazanmasinin-yuzuncu-yildonumunu-kutlamak-icin-yuruyor/">Birleşik Krallık’ta Binlerce Kişi Kadınların Oy Hakkı Kazanmasının Yüzüncü Yıldönümünü Kutlamak İçin Yürüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
