<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Eda Narin, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/eda-narin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/eda-narin/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Jun 2019 08:14:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Eda Narin, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/eda-narin/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Refakatsiz Mülteci Çocukların En Büyük Sorunu Barınma&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/17/refakatsiz-multeci-cocuklarin-en-buyuk-sorunu-barinma/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Narin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jun 2019 08:14:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Aşkın Topuzoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Ulusu Karataş]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[Mariam El Marakeshy]]></category>
		<category><![CDATA[Nazan Moroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Refakatsiz Mülteci Çocukların Türkiye’deki Statüsü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=39717</guid>

					<description><![CDATA[<p>İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin düzenlediği Refakatsiz Mülteci Çocukların Türkiye’deki Statüsü panelinde konuşan Av. Fırat Çiçek, refakatsiz çocukların en büyük sorununun barınma olduğunu belirterek, “Refakatsiz çocuklar tespit edildikten sonra karakolda vakit geçirmek zorunda kalıyorlar” dedi. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/17/refakatsiz-multeci-cocuklarin-en-buyuk-sorunu-barinma/">&#8220;Refakatsiz Mülteci Çocukların En Büyük Sorunu Barınma&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-39719 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/IMG_7921-640x480.jpg" alt="" width="339" height="254" /></b><b></b></p>
<p>İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi, Refakatsiz Mülteci Çocukların Türkiye’deki Statüsü başlıklı bir panel düzenledi. İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Nazan Moroğlu ve Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Aşkın Topuzoğlu’nun yaptığı açılış konuşmasının ardından panelin ilk oturumu başladı. İlk oturumda konuşan moderatör Av. Fırat Çiçek, refakatsiz çocukların en büyük sorunun barınma olduğunu belirterek, “Refakatsiz çocuklar tespit edildikten sonra karakolda vakit geçirmek zorunda kalıyorlar” dedi. Çiçek, refakatsiz çocukların şu an İstanbul Kartal’da bulunan bir Kızılay kampında kaldıkları bilgisini paylaştı.</p>
<p><b>“İlk Olarak Koruma Tedbiri Alınmalı”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Çiçek’in ardından konuşan İstanbul Üniversitesi Milletlerarası Özel Hukuk Ana Bilim Dalı’ndan Dr. Elif Ulusu Karataş, yabancı refakatsiz çocukların 2011’de önce de var olduklarını belirterek, bu sayının 2011’de yaşanan Suriye krizi ile birlikte 10 katına çıktığını söyledi. Refakatsiz çocuklar konusunun Türkiye’nin gelecekteki 30 yılının meselesi olduğunu dile getiren Karataş, “18 yaş altı refakatsiz çocuklar ile karşılaşınca ilk olarak koruma tedbiri alınmalı” dedi. Karataş, çocuğun ailesinin bulunabilmesi durumunda aile birleşiminin sağlanmasının önemli olduğunun altını çizerek, yetkili kurumunun ise Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın olduğunu söyledi. Türkiye’nin 2017 itibarıyla Lahey Sözleşmesi’ne taraf olduğunu hatırlatarak, “Buna göre bütün yabancı çocuklarla ilgili koruma tedbiri alma yetkisine sahip” diye konuştu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Koç Üniversitesi’nden Dr. Doğuş Şimşek, konuşmasını mülteci çocukların eğitim hakkı ile ilgili olarak yaptı. Şimşek, Mayıs 2019 itibarıyla Türkiye’de 3.6 milyondan fazla Suriyeli mültecinin olduğu bilgisini paylaşarak, “Suriyelilerin Türkiye’ye gelmesi bir kitle göçü olduğu için geçici koruma altındaki statüye sahipler” ifadelerini kullandı. Suriye’de Türkiye’ye gelen 1.1 milyon okul çağında çocuğun olduğunu dile getiren Şimşek, “Sadece 645 bin çocuk devlet okullarında eğitim görüyor” dedi. Şimşek, Suriyeli çocukları eğitim durumları hakkında yeterli bilgiye ulaşamadıklarının altını çizerek, “Okullarda yaşanan ayrımcılık ve ırkçılık Suriyeli çocukların eğitime erişimini ve sonrasını etkiliyor” şeklinde konuştu. Şimşek, konuşmasının devamında şunları söyledi:  </span><span style="font-weight: 400;">“Ya devlet okullarında okuyorlar ya da geçici eğitim merkezlerinde okuyorlar. Bu merkezlerde Arapça eğitim ve Suriye müfredatı var. Mülteci kamplarının içinde ve dışında yer alıyor bu kamplar. Ama yakında kapanacak ve Türkiye’deki devlet okullarında okuyacaklar ama bu sefer de ana dil sorunu ortaya çıkıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Çoğu Suriyeli çocuk aile bütçesine katkı sağlamak için okula gitmek yerine çalışmak zorunda kalıyor. </span><span style="font-weight: 400;">Öğretmenleri travma geçirmiş çocuklara nasıl davranmaları gerektiğini bilmiyor. </span><span style="font-weight: 400;">Her şey hak temelli politikaların oluşmasına ve bu politikaların uygulanmasına bağlı.”</span></p>
<p><b><img decoding="async" class=" wp-image-39720 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/06/IMG_7922-640x480.jpg" alt="" width="391" height="293" /></b><span style="font-weight: 400;">Panelin bir diğer oturumunda konuşan film yapımcısı ve gazeteci Mariam El Marakeshy, konuşmasına kendi kısa filmi olan “Focal Point: Transit Film”den kesitler izleterek başladı. Marakeshy, sahte can yemeği üretim endüstrisinden bahsederek, “Bu seyahat sonunda çocuklar ya ölüyorlar Aylan Kurdi de olduğu gibi ya da ailelerini kaybediyorlar” dedi. Mültecilerin yaşadığı sorunlardan bahsederken organ kaçakçılığına dikkat çeken Marakeshy, “Vücutlarında kesik izleri olan birçok çocukla karşılaştım. Uyuşturucu kaçakçıları ile de iletişime zorlandıklarını gördüm. Diğer gözlemim de cinsel tacize uğramış çocuklar. Bazıları hamile kalmışlardı” diye konuştu. </span></p>
<p><b>“Mültecilerle Alakalı En İyi Tanım: Misafir”</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Marakeshy, çocukların travma sonrası stres bozukluğunun genelde askerlerde görülebildiğinden bahsederek, şunları söyledi:  </span><span style="font-weight: 400;">“Karşılaştığım çocukların bir kısmı intihar girişiminde bulunmuş. </span><span style="font-weight: 400;">Kamplarda çocuklara hikaye anlatma dersi vardım. Gördüm ki sadece geçmişle ilgili hikayeler anlatıyorlar. Orada kalmışlar. </span><span style="font-weight: 400;">Şu anki psikolojileri stabil değil. </span><span style="font-weight: 400;">Birgün onları ‘mülteci’ olarak etiketlemeyi bırakırsak üstesinden gelebiliriz. Mültecilerle alakalı en iyi tanım ‘misafir’ Bence en saygı verici tanım bu olur. </span><span style="font-weight: 400;">Hayattan izole edilmiş hissediyorlar ve yaşlarından daha büyükmüş gibi konuşuyorlar.”</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nden (SGDD-ASAM)Avukat Eda Savran, refakatsiz çocuk popülasyonun genelde 15 yaş altı olduğunu belirterek, “Daha küçük olanların dışarıdan bakıldığında çocuk olduğu çabuk belli olduğu için koruma tedbiri daha kolay alınabiliyor” dedi. Refakatsiz çocukların kaldıklarını yerlerin bir olmadığını ifade eden Savran, “Çocukların kurum içinde ayrımcılık, fiziksel şiddete maruz kaldığı iddiaları var” şeklinde konuştu. </span></p>
<p><b>Hangi Kurumlar İle Çalışılmalı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin batı sınır bölgelerindeki refakatsiz çocuklar ile çalışma yürüten Avukat Şirin Tabanlı, refakatsiz çocuklar ile ilgili olarak çalışılabilecek kurumları şöyle sıraladı:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“İl Göç İdaresi, </span><span style="font-weight: 400;">Geri Gönderme Merkezi, </span><span style="font-weight: 400;">Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler, </span><span style="font-weight: 400;">Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, </span><span style="font-weight: 400;">İl-ilçe jandarma komutanlıkları, </span><span style="font-weight: 400;">Karakollar, </span><span style="font-weight: 400;">İl-ilçe emniyet müdürlükleri, s</span><span style="font-weight: 400;">ahil güvenlik kurumları, h</span><span style="font-weight: 400;">astaneler, s</span><span style="font-weight: 400;">ivil toplum kuruluşları, </span><span style="font-weight: 400;">Aile mahkemeleri.”</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/06/17/refakatsiz-multeci-cocuklarin-en-buyuk-sorunu-barinma/">&#8220;Refakatsiz Mülteci Çocukların En Büyük Sorunu Barınma&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Türkiye’de İşçinin Yaşam Hakkı Yok”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/28/turkiyede-iscinin-yasam-hakki-yok/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Narin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Apr 2019 08:49:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İşçi Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[İSİG Meclisi]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Çakır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=38013</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye iş cinayetlerinin yoğun olarak yaşandığı bir ülke. Her yıl yüzlerce işçi, güvencesiz çalışma koşulları nedeniyle hayatlarını kaybediyor. İşçi Sağlığı ve Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre 2019 yılının ilk üç ayı en az 392 işçi yaşamını yitirdi. Biz de Dünya İşçi Sağlığı ve Güvenliği Günü nedeniyle iş cinayetlerine farkındalık kazandırmak için İSİG Meclisi’nden Murat Çakır ile konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/28/turkiyede-iscinin-yasam-hakki-yok/">“Türkiye’de İşçinin Yaşam Hakkı Yok”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Öncelikle elinizdeki son iş cinayetleri verilerini bizimle paylaşabilir misiniz? Bu verilere göre iş cinayetlerinin yoğun olarak yaşandığı işkolları neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">2019 yılının ilk üç ayında en az 392 işçi yaşamını yitirdi. Son iki yılla karşılaştırdığımızda iş cinayetleri aynı düzeyde sürüyor. İnşaat, tarım ve taşımacılık işkolları en çok ölümün yaşandığı işkolları. Yine ezilme/göçük, yüksekten düşme, trafik/servis kazası ve kalp krizleri ölümlerin ilk dört nedeni. Kış olmasına rağmen çocuk işçi ölümleri sürüyor. Yine göçmen/mülteci işçi ölümlerinde bu yıl artış gözüküyor. Ölümler batıda büyükşehirlerde yoğunlaşıyor.</span></p>
<p><b>Bu röportajı Dünya İşçi Sağlığı ve Güvenliği Günü nedeniyle gerçekleştiriyoruz. Siz işçi sağlığı ve güvenliği hakkında neler düşünüyorsunuz? Türkiye’de işçilerin yaşam hakkı korunuyor mu?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de işçinin yaşam hakkı yok. Zira işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri bir maliyet olarak görülüyor. Üç kuruş için canlar gidiyor. Var olan yasalara dahi uyulmuyor. 6331 sayılı İSG Yasası&#8217;nda yer alan birçok madde kağıt üzerinde kalıyor, denetimler yapılmıyor. Tabi işçi sağlığı ve iş güvenliğinin en temel kıstası işçilerin örgütlenmesi. Ancak en başta grev yasakları olmak üzere birçok sorun var. Sendikalaşan işçiler işten atılıyor ya da işveren istediği sendikanın işyerinde örgütlenmesini istiyor. Oysa en iyi iş güvenliği örgütlülüktür.</span></p>
<p><b>Biraz da dünya pratiklerini sormak istiyorum. İşçi sağlığı ve güvenliği konusunda dünya ve Türkiye’yi karşılaştırmanızı istesem bize nasıl bir tablo çizersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dünya ile Türkiye&#8217;yi karşılaştırmak zor. Zira sermaye uluslararası. Almanya&#8217;da iş güvenliği önlemleri bize göre daha iyi diyebilirsiniz ama Türkiye ekonomisinde Alman şirketleri ve payını görmezden gelemezsiniz. Bu anlamda dünya pratikleri ile karşılaştırırken bağımlı ülkelerle kıyas yapmak daha doğru. Brezilya, Güney Kore, Pakistan, Mısır, Meksika ve Tayland gibi. Açıkçası ülkelerdeki sorunlar birbirine benziyor ayırt edici husus işçilerin örgütlülüğü ve direnci.</span></p>
<p><b>İş cinayetlerinin belirli iş kollarında yoğunlaşmasını neye bağlıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye&#8217;de iş cinayetleri emek yoğun işkollarında ve ekonomiyi dinamize eden sektörlerde oluyor. İnşaat, tarım ve nakliye. Dikkat ederseniz bu işkollarında sendikalaşma oranı çok düşüktür, kayıtdışı çalışma ve her türlü kuralsızlığa rastlamanız mümkün. Bu da iş cinayetlerine neden oluyor.</span></p>
<p><b>İSİG iş cinayetlerinin önlenmesi için ne öneriyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İSİG mücadelesinin bir acil talep listesi var:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Ölen işçilerin yüzde 98’i sendika üyesi değildir. Yani sendikasız çalışmak ölüm demektir. İş cinayetlerinin önlenmesi, sağlıklı ve güvenli çalışmanın ön koşulu işçi katılımıdır. İşçiler ancak sendikalaşarak bunu sağlayabilir. Ülkemizde sendikaya üye olan işçiler işten atılıyor, sermaye işyerlerinde sendika istemiyor ya da istediği sendikayı getiriyor. Devlet daha ileri giderek sendikaların yapacağı basın açıklamalarını, toplantıları ve grevleri yani toplu pazarlık hakkını yasaklıyor. Bu noktada işyeri İSİG kurulları, çalışan temsilciliği ve genel olarak sendikal örgütlenme üzerindeki baskılar sona erdirilmelidir. Grev yasaklarına son verilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* İşyerlerinde işçilere keyfi bir biçimde iş tanımı dışında işler yaptırılıyor. Çalışma saatleri günde 10-12 saate ulaşıyor. Mesai ücretleri, izin hakları vb. verilmiyor. Özellikle taşeron işçiler bu koşullarda çalışırken şimdi taşerona rahmet okutacak kiralık işçilik gibi kölelik uygulamaları getiriliyor. Özelde veya kamuda tüm taşeronlaştırma ve kiralık işçilik uygulamalarına son verilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* İş cinayetlerinin sorumlusu patronlar, bürokratlar ve siyasiler yargılanmıyor. Yargılananlar ise çoğunlukla günah keçisi haline getirilen iş güvenliği uzmanlarıdır. Yine mahkemeler iş cinayetlerini cezalandırmıyor, failleri &#8217;24 taksitli para cezası vererek serbest bırakıyor&#8217;. İş cinayetlerinin sorumlusu patronlar, bürokratlar ve siyasiler yargılanmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* ILO ve WHO verilerine göre 1 ‘iş kazası sonucu ölüm’ karşılığında yaklaşık 6 ‘meslek hastalığı sonucu ölüm’ olmaktadır. Ancak SGK verilerine göre her yıl ortalama 500 civarı işçi meslek hastalığına yakalanmakta ve neredeyse hiç bir işçi de ölmemektedir. Meslek hastalıklarının gizlenmesinden vazgeçilmeli ve bu noktada sağlık örgütlerimizin yürütücülüğünde tespit eden/önleyen bir yaklaşım hayata geçirilmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Çalışma yaşamının denetiminde görev yapan iş müfettişlerinin siyasi iktidara olan bağımlılığının önüne geçilerek, ‘İş Teftiş Kurulu’nun yönetiminde emek örgütlerinin ağırlığı olacak şekilde sosyal taraflardan oluşan bağımsız bir üst kurul haline gelmesi sağlanmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Emeğin korunmasının temellerinden ikisini iş güvencesi ve insanca yaşayacak bir ücret oluşturur. Asgari ücret insanca yaşanabilir bir seviyeye yükseltilmeli, işten atmalara son verilmeli ve işsizlik önlenmelidir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* İşçilerin sağlıklı yaşamak ve can güvenliklerini sağlamak için ulaşım, barınma ve beslenme hakları vazgeçilmezdir. İşçi servisleri uygun araçlardan oluşmalı, işçilere kalacak lojman sağlanmalı ve gıda zehirlenmelerini önlenmelidir. Yine toplu taşıma, konut ve gıda fiyatları konusunda adımlar atılmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Her yıl 60-70 çocuk çalışırken yaşamını yitirmektedir. 2018 yılı ‘çocuk işçilikle mücadele yılı’ ilan edilmesine rağmen 67 çocuk işçi can vermiştir. Bu noktada özellikle sanayinin ucuz emek gücü ihtiyacını karşılayan 4+4+4 eğitim sistemine son verilmeli ve çocuk işçilik yasaklanmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Ülkemizde küçük yaşlarda çalışma hayatı başlamakta ve neredeyse ömür boyu sürmektedir. Emekçilerin belli bir çalışma yılından sonra emekli olma hakları vardır ve bu da çalıştıkları mesleğe ve cinsiyetlerine göre belirlenmelidir. Emekliliğin yaşa takılmasına ve kademeli olarak 65 yaş olarak belirlenmesine yani mezarda emekliliğe son verilmelidir&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Kadın emeği; tarımda, sanayide, hizmet sektöründe ve evde görünmez hale getirildi. Oysa her yıl 120-130 kadın çalışırken yaşamını yitiriyor. Kadını temel alan bir işçi sağlığı anlayışı tanımlanmalıdır&#8230;</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">* Ülkemizde milyonlarca mülteci/göçmen işçi bulunmaktadır. Temel düzenlemelerden mahrum bırakılan mülteci/göçmen işçilerin çalışma, sağlık, barınma, ücret vb. güvenceleri sağlanmalıdır. Türkiyeli işçilerle mülteci/göçmen işçileri karşı karşıya getiren ücret ve çalışma politikalarından vazgeçilmelidir. Yine bu noktada bölge ülkelerini savaşın içine sürükleyen politikalardan uzak durulmalıdır.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/04/28/turkiyede-iscinin-yasam-hakki-yok/">“Türkiye’de İşçinin Yaşam Hakkı Yok”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Krizin En Ağır Tahribatı İşsizlik”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/25/krizin-en-agir-tahribati-issizlik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Narin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 25 Mar 2019 13:51:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Deniz Beyazbulut]]></category>
		<category><![CDATA[Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi]]></category>
		<category><![CDATA[DİSK-AR]]></category>
		<category><![CDATA[TÜİK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36804</guid>

					<description><![CDATA[<p>TÜİK tarafından açıklanan büyüme verilerini konuştuğumuz DİSK-AR’dan uzman Deniz Beyazbulut, krizin en büyük tahribatının işsizlik olarak ortaya çıktığını belirterek, "Ekonomik durgunluğun ve küçülmenin, yüksek enflasyon ve yüksek işsizliğin birlikte görüldüğü 2018 krizinin etkilerinin uzun vadeli olacağı ve krizden çıkışın zaman alacağını söylemek mümkündür." dedi.<br />
iş</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/25/krizin-en-agir-tahribati-issizlik/">“Krizin En Ağır Tahribatı İşsizlik”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2018 son çeyrek ve 2018 yıllık Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (büyüme) verilerini açıkladı. Verilere göre, Türkiye ekonomisi 2018 son çeyreğinde yüzde 3 küçülürken 2018 yıllık büyüme oranı yüzde 2,6’ya geriledi. Bu veriler ışığında Türkiye’nin ekonomik gidişatını ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (DİSK) bu gidişat hakkındaki görüşlerini Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi’nden (DİSK-AR) uzman Deniz Beyazbulut ile konuştuk.</span></p>
<p><b>Öncelikle TÜİK tarafından açıklanan büyüme verilerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu veriler Türkiye ekonomisi için neyin göstergesi?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TÜİK rakamlarının çelişkili olduğuna ilişkin tartışmalar mevcut. DİSK-AR da istihdam ve işsizlik verilerine yönelik SGK ve TÜİK arasındaki farklara zaman zaman dikkat çekiyor. Öte yandan 2000’li yılların başında TÜİK’in GSYH hesaplaması ve işsizlik hesaplamasını değiştirmiş kişi başına gelirin artmasına ve işsizliğin daha düşük seviyede gösterilmesine neden olmuştu. Geçtiğimiz yıl da enflasyon rakamının Yeni Ekonomi Programı’ndaki (YEP) enflasyon beklentisinin üzerinde çıkması üzerine TÜİK’te ani görev değişikliği oldu. Dolayısıyla TÜİK verilerinin tartışmalı olduğu ve baskılandığını söylemek mümkündür. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">TÜİK, 2018 son çeyrek ve 2018 yıllık Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (büyüme) verilerini 11 Mart’ta açıkladı. Türkiye ekonomisi 2018 son çeyreğinde yüzde 3 küçülürken 2018 yıllık büyüme oranı yüzde 2,6’ya geriledi. Yüzde 2,6’lık büyüme, YEP’te hükümet tarafından öngörülen yüzde 3,8’lik büyümenin çok altında kaldı. Hükümetin büyüme hedefi tutmadı. Türkiye ekonomisi 2017 son çeyreğinde yüzde 7,3; 2017’de ise yıllık yüzde 7,4 büyümüştü. Yıllık ekonomik büyümenin yüzde 7,4’ten 2,6’ya gerilemesi ekonomik krizin bütün boyutlarıyla tescil edilmesi anlamına geliyor. 2018 son çeyreğinde sanayi yüzde 6,4 küçülürken, inşaattaki küçülme yüzde 8,7 oldu. Bu tablo özellikle bu iki sektörde istihdamın daralması ve işsizliğin yükselmesinin süreceğini göstermektedir. </span></p>
<p><b>TÜİK tarafından açıklanan bu verilerin hükümetin öngörüsünün altında kaldığı görülüyor. Hükümetin ekonomik büyüme açısından bir sonraki adımı ne olacak sizce? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle hükümet ekonomik krizi kabul etmiş değil. Örtük bir şekilde zaman zaman dile getirilmeye çalışılsa da krizden çıkış için iktidar çevrelerince yaygın kabul gören “dengelenme” programı sürdürülmeye devam ediyor. Öte yandan YEP’in ekonomiye ilişkin tüm tahminlerinin (büyüme, işsizlik rakamları gibi) açıklanan rakamların gerisinde kalması YEP’in tutarlı ve gerçekçi olmadığını gösteriyor. Bu durum Aralık 2018 yılı için açıklanan işsizlik tahmini açısından da kanıtlandı.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ekonomiye ilişkin yayımlanan tüm veriler bir dengelenmenin değil bir sürüklenmeye doğru gidildiği açık. İktidar ise 31 Mart seçimlerine odaklanmış durumda. Birçok iktisatçı seçimden sonra ekonomiye yönelik sert önlemler alınacağını belirtiyor. </span></p>
<p><b>Türkiye’de 24 Haziran seçimleri sonrası derinleşen ekonomik krizi bu veriler ışığında nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye ağır bir ekonomik krize sürükleniyor. Krizi en kestirme özetleyen veriler, enflasyon, işsizlik ve faizlerdir. Türkiye ekonomisinin ciddi bir daralma ve durgunluk dönemine girdi ve buna enflasyon eşlik ediyor. İşsizlikteki artış bütün boyutlarıyla TÜİK’in aralık ayı işsizlik verisinde de ortaya çıktı. İŞKUR verileri de işsizlikteki artış eğiliminin süreceği görülüyor. Siyasal iktidar tarafından yapılan iyimser açıklamalara rağmen, krizin 2019’da da devam edeceği ve ağır etkilerini ise seçimden sonra görüleceğini söylenebilir.  </span></p>
<p><b>Bu krizin sebepleri sizce nedir ve DİSK bu krize karşı ne öneriyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye ekonomisindeki kriz güncel politik gelişmelerin etkisiyle sınırlı olmayan yapısal bir meseledir. Ekonomik kriz önce bir döviz krizi olarak başladı. Döviz krizinin ana etkeni, Türkiye’ye yabancı sermaye girişlerinin düşmesidir: Mart-Haziran 2018’de önceki yıla göre yabancı sermaye girişleri yüzde 85 oranında düştü. Türkiye dahil pek çok ülke ucuz dövize (sıcak paraya) dayalı bir büyüme gerçekleştirdi. Ancak birkaç yıldır bu sürenin sona ermekte olduğu biliniyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin 2018 krizini küresel kapitalizmin yapısal koşullarından bağımsız olarak değerlendirmemeli.  Kriz ortamının ilk örneğinin Türkiye olması, Türkiye’nin iç sorunlarının yoğunluğuyla ilgilidir. Hukukun üstünlüğünün yadsınması, hukuk, adalet ve denetleyici kurumların çökertilmesidir. Türkiye’nin 2018’de başlayan ekonomik krizi, bir yandan çarpık biçimde küreselleşen dünya ekonomisinin rantlarından pay kapmaya çalışan, rant ekonomisini büyüten ancak bir yandan da “yerli ve milli olsun” söylemiyle pekiştirilen küresel neoliberalizmin sonucudur. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">DİSK ekonomik krizle ilgili 20 Eylül 2018’de bir sosyal politika metni yayınladı. Krizle baş etmemenin yolunun bir yandan hukuk devleti diğer yandan ise sosyal politika ve sosyal devlet uygulamaları olduğunu ifade etti. Krizin faturasının işçilere yüklenmemesi için yapılması gerekenleri belirtti. </span></p>
<p><b>Sizce hükümetin son dönemde enflasyonu düşürmek adına “büyük adım” olarak nitelediği tanzim satış noktaları bu krize bir çözüm olacak mı?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tanzim satış gıdada yaşanan yüksek enflasyona karşı yatıştırıcı bir uygulamadan daha fazlası değil. Anlık ve krizi ertelemeye yönelik bir hamle. Öte yandan bu uygulamayı 31 Mart seçimlerine yönelik bir oyun olarak da görmek mümkündür. </span></p>
<p><b>Son olarak Türkiye ekonomisine dair söylemek ve eklemek istedikleriniz neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Krizin en ağır tahribatı işsizlik olarak ortaya çıkıyor. Ekonomik durgunluğun ve küçülmenin, yüksek enflasyon ve yüksek işsizliğin birlikte görüldüğü 2018 krizinin etkilerinin uzun vadeli olacağı ve krizden çıkışın zaman alacağını söylemek mümkündür. Öte yandan krizin faturası işçi sınıfına ve tüm ücretli çalışanlara yüklenmek istendiği ortadadır. Bir yandan tırmanan fiyatlar diğer yandan artan işsizlik ve geçim şartlarının zorlaşması krizin en önemli sonuçları olarak ortaya çıkıyor. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/25/krizin-en-agir-tahribati-issizlik/">“Krizin En Ağır Tahribatı İşsizlik”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Flört Şiddeti Önlenebilir&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/19/flort-siddeti-onlenebilir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Narin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Mar 2019 12:22:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[CŞMD]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Efsun Sertoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[Ezgi Toplu Demirtaş]]></category>
		<category><![CDATA[flört şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[Nurgül Öztürk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36522</guid>

					<description><![CDATA[<p>Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin yayınladığı "Flört Şiddeti: Okul Odaklı Önlem ve Müdahalede Engeller, İhtiyaçlar, Çözüm Önerileri" araştırma raporunu değerlendiren raporun koordinasyonunu yapan Nurgül Öztürk, “Akranlar arası flört önlenemez ama flört şiddeti önlenebilir diye düşünüyoruz” dedi.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/19/flort-siddeti-onlenebilir/">&#8220;Flört Şiddeti Önlenebilir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği (CŞMD) Eğitimde Ne Var Ne Yok?! Eğitici Eğitimi Projesi kapsamında hazırladığı &#8220;<a href="http://cinselsiddetlemucadele.org/wp-content/uploads/2019/03/ne-var-ne-yok-rapor-mart-2019.pdf" target="_blank" rel="noopener">Flört Şiddeti: Okul Odaklı Önlem ve Müdahalede Engeller, İhtiyaçlar, Çözüm Önerileri</a>&#8221; araştırma raporunu geçtiğimiz günlerde yayınladı. 2017-2018 eğitim dönemini kapsayan ve bu dönemde gerçekleştirilen proje ile liselerde görev yapan okul psikolojik danışmanlarının akran ve flört şiddetini tanıma, önleme ve şiddete müdahaleye yönelik mesleki kapasitelerini geliştirmek ve okul ortamında gençlerle koruyucu-önleyici çalışmalar yapmaları amaçlandı. Projenin izleme, araştırma ve raporlama kısmını Ezgi Toplu Demirtaş, koordinasyon ve yayına hazırlık kısmını Nurgül Öztürk ve danışmasını Efsun Sertoğlu üstlendi.</span></p>
<p><img decoding="async" class="size-full wp-image-38167 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/e.jpg" alt="" width="243" height="363" /></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Farklı özelliklere sahip 17 liseden katılan okul psikolojik danışmanlarının ifadeleri ile hazırlanan raporun sonuçlarından bazıları ise şunlar:</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Ne Var Ne Yok?! Eğitici Eğitimi Projesi’ne farklı özelliklere sahip 17 liseden katılan </span><span style="font-weight: 400;">okul psikolojik danışmanlarının ifadeleri, flört şiddetinin okullarda çalışılması gereken yaygın bir sorun olduğuna işaret etmektedir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8211; Psikolojik danışmanlar, flört şiddetinin önlenmesine yönelik okullarda çalışabilmek </span><span style="font-weight: 400;">için çalışma koşulları gereği, en çok, sınıflarda uygulayabilecekleri şiddete yönelik grup </span><span style="font-weight: 400;">temelli koruyucu-önleyici yaklaşımlara ihtiyaç duyduklarını belirtmişlerdir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8211; Lise dönemindeki gençlerin yaş ve gelişim özellikleri göz önüne alındığında, gençleri çalışmalara katılmaya teşvik eden, formel olmayan, interaktif, hak temelli, anti-hiyerarşik, materyal destekli ve güçlendirici yöntemlere olan ihtiyacı psikolojik danışmanlar çok sık dile g</span><span style="font-weight: 400;">etirmişlerdir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Materyal destekli ve güçlendirici yöntemlerle, kişisel sınırlar, onay ve onay inşası, güvenli ve güvensiz ilişki, sanal şiddet, stalking, mağdur suçlayıcılık, mahremiyet hakkı, fiziksel, cinsel, duygusal flört şiddeti, flört hakları, şiddet döngüsü, güç dinamikleri, tahakküm, kontrol gibi konuşulması zor olan birçok konu gençlerle rahat bir biçimde konuşulabilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Psikolojik danışmanlar, koruyucu-önleyici çalışmalar sırasında edindikleri deneyimleri ve karşılaştıkları zorlukları paylaşabilecekleri diğerlerinden öğrenebilecekleri süpervizyon </span><span style="font-weight: 400;">deneyimlerini de ihtiyaçlarının bir parçası olarak ifade etmişledir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Psikolojik danışmanların çoğu, uygulamalar sırasında öğrencilerden, velilerden, idarecilerden, öğretmenlerden ve toplumdan gelebileceğini düşündükleri engellerle karşılaşmamışlar, karşılaştıklarında da bu engellerle etkili bir şekilde baş etmenin yollarını bulabilmişledir.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">-Psikolojik danışmanlar, yürüttükleri koruyucu-önleyici çalışmalar ile okullardaki flört ve akranlar arası şiddetin nedenlerinden biri olarak gördükleri “bireysel nedenler” konusunda bir gelişme gösterdiklerini düşünseler bile, toplumsal/kültürel, ailesel, ekonomik ve hukuksal nedenler için daha kapsamlı çalışmalar yapmak gerektiğini düşünmektedir.</span></p>
<figure id="attachment_36525" aria-describedby="caption-attachment-36525" style="width: 312px" class="wp-caption alignright"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-36525" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Nurgül-Öztürk-640x738.jpeg" alt="" width="312" height="360" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Nurgül-Öztürk-640x738.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Nurgül-Öztürk-1024x1181.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/Nurgül-Öztürk.jpeg 1280w" sizes="auto, (max-width: 312px) 100vw, 312px" /><figcaption id="caption-attachment-36525" class="wp-caption-text">Nurgül Öztürk</figcaption></figure>
<p><span style="font-weight: 400;">Projenin koordinasyon ve yayına hazırlık kısmını üstlenen Nurgül Öztürk ile konuştuk.</span></p>
<p><b>Öncelikle araştırmanın hangi nedenlerle yapıldığını sormak istiyorum. Araştırmaya karar verme süreciniz nasıl gelişti? Hangi noktada “böyle bir araştırma yapmalıyız” dediniz? Genel olarak bahseder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yaklaşık 3 yıldır liselerde gençlerle koruyucu-önleyici çalışmaların yaygınlaşması için Ne Var Ne Yok?! isminde bir proje yürütüyoruz. 15-18 yaş arası gençler için ayrımcılık, zorbalık, toplumsal cinsiyet, sanal şiddet, kişisel sınırlar, onay kavramı, duygusal ilişkiler ve flört şiddeti üzerine interaktif uygulamalar yapılandırıyor ve bu içeriklerin gençlere ulaşmasını sağlıyoruz. Bu proje yoktan var olmadı. Bir ihtiyaçtan ortaya çıktı. 3. yılımızın sonunda bu ihtiyacın ne olduğunu, okullarda gençlerle bu konuları çalışmanın önemini, psikolojik danışmanların okullarda gençlerle çalışırken hangi engellere takıldıklarını ve bu engellerin nasıl aşılabileceğini görünür kılmak istedik. Okul psikolojik danışmanlarının ve rehber öğretmenlerin okullarda şiddetin önlenmesine yönelik rol ve sorumlulukları büyük fakat ihtiyaç duydukları güvenli ortam, bilgi ve materyale sahip değiller. Eğitim alanındaki bu mesleki ihtiyacı da görünür kılmak istedik. </span></p>
<p><b>Araştırmanın metadolojisi hakkında bilgi verebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Araştırmanın örneklemini İstanbul’un farklı özelliklere sahip liselerinde görev yapan okul psikolojik danışman ve rehber öğretmenleri oluşturuyor. Araştırmanın iki farklı bulgusu var. İlki danışmanların ihtiyaç duydukları bilgi, beceri ve hizmetleri belirlemek amacıyla gerçekleştirdiğimiz ihtiyaç analizinden elde edilen bulgular. İkincisi ise projenin uygulama ve süpervizyon sürecine katılan gönüllü 8 okul psikolojik danışmanın yer aldığı, Ne Var Ne Yok?! Eğitici Eğitimi Projesi’ne katılma ihtiyaçlarını, eğitici eğitiminin bu ihtiyaçları ne ölçüde karşıladığını ve flört şiddetini önlemeye yönelik önerileri çerçevesinde ilerleyen yarı yapılandırılmış özel bir grup görüşmesi olan odak grup görüşmesinin analizinden elde edilen bulgular.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-38168 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/rf.jpg" alt="" width="355" height="355" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/rf.jpg 355w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/rf-160x160.jpg 160w" sizes="auto, (max-width: 355px) 100vw, 355px" /></p>
<p><b>Raporda da bahsedilen Eğitici Eğitimi Projesi nedir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ne Var Ne Yok?! Eğitici Eğitimi Projesi; liselerde görev yapan okul psikolojik danışmanlarının akran ve flört şiddetini tanıma, önleme ve şiddete müdahaleye yönelik mesleki kapasitelerini geliştirmek ve okul ortamında gençlerle koruyucu-önleyici çalışmalar yapmalarını desteklemek amacıyla geliştirdiğimiz bir eğitici eğitimi modeli. Sabancı Vakfı Hibe Programı tarafından desteklenen proje süresince 20 okul psikolojik danışmanı ile çalıştık. 5 gün süren eğitici eğitiminin ardından danışmanlar; yapılandırdığımız uygulama örneklerini kendi okullarındaki gençlerle buluşturdular. Tüm süreci gözlemledik ve destekledik. Bu süreçte 3 süpervizyon toplantısı ile bir araya gelerek uygulamada yaşanan zorluklar ve baş etme stratejileri üzerine konuştuk. Uygulamaların ve uygulama önerilerinin yer aldığı “Gençlerle Güvenli ilişkiler Üzerine Çalışmak” isimli bir </span><a href="http://cinselsiddetlemucadele.org/wp-content/uploads/2018/06/NVNY_gencler_kitap_web.pdf"><span style="font-weight: 400;">kitabımız</span></a> <span style="font-weight: 400;">var, web sitemizden ulaşılabilir. Hedefimiz bu eğitici eğitimini Türkiye genelinde yaygınlaştırabilmek.  </span></p>
<p><b>Araştırma ve raporlama sürecinde sizi en şaşırtan şey ne oldu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Danışmanların gençler kadar yetişkinlerle de bu konuların çalışılması yönündeki ihtiyacı. Bu ihtiyaç gençlerle çalışma ihtiyacını da önceliyor. Okul ortamının dönüşebilmesi için okuldaki tüm bileşenlerin sürece dahil olması gerekiyor. Yani öğretmenlerin kullandığı cinsiyetçi dil, yaklaşım da değişmeli. Bu da öğretmenlerin de güçlendirilmesi ve bilgilendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Raporun öneriler bölümünde bu konudaki önerileri okuyabilirsiniz. </span></p>
<p><b><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-38169 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/ne.jpg" alt="" width="333" height="328" />Biraz da genel olarak CŞMD flört şiddeti hakkında ve bunun çözümlerine yönelik neler düşünüyor bunu sormak istiyorum. </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Akranlar arası flört önlenemez ama flört şiddeti önlenebilir diye düşünüyoruz. Hep söylüyoruz, şiddet önlenebilir bir problem. Buna inanmak ve bunun için harekete geçmek gerekiyor. Bizim eğitici eğitimi projemizin sloganı da “Eğitimde ve eğitimle şiddeti önlemek mümkün!”. Bu sloganla dikkat çekmek istediğimiz odak eğitim alanı, yani örgün eğitim sistemi, yani okullar. Birçok genç insan, ergenliğe okul yaşamı esnasında girmenin yanı sıra; cinsel ilişkiler de dahil ilk ilişkilerini bu süreçte deneyimliyor. Bu da demek oluyor ki; toplumsal cinsiyet bakış açısı, haklar, ilişkiler, sınırlar, onay kavramı, cinsel sağlık ve üreme sağlığı konularında yaşa uygun ve aşamalı bir eğitimin sunulması için okullar önemli bir araç sunuyor.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğitim alanlarının şiddetin önlenmesine yönelik çalışmaların gençlere ulaştırılmasında kritik bir rolü var çünkü halihazırda gerekli altyapıya sahipler. Bu altyapının en önemli parçası formel müfredatın sağladığı; yaşa ve gelişim düzeyine uygun, uzun vadeli ve sürdürülebilir program oluşturma olanağı. Kamu okulları, farklı sosyal çevre ve geçmişlere sahip gençlere sistemli ve sürdürülebilir olarak ulaşmak için pratik bir araç sunuyor. Neden bu aracı kullanmayalım? Diğer parçası ise güvenilir bilimsel bilgi, kapsayıcı yaklaşım ve materyale sahip destekleyici okul atmosferi olan öğretmenler. İşin bu ayağı geliştirilmesi gereken, tam da bizim üzerinde çalıştığımız kısım iste. Araştırma da gösteriyor ki bu alandaki engellerin ortadan kalkması için mücadele etmeye devam etmek gerekiyor.</span></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-38171 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/05/vf.jpg" alt="" width="307" height="310" /></p>
<p><b>Son olarak neler söylemek istersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Raporun; işaret ettiği engellerin aşılması, alandaki ihtiyaçların fark edilmesi ve çözüm önerilerinin hayata geçirilmesine vesile olmasını; genç insanların eğitim, sağlık ve iyi oluş haklarının görüldüğü ve koruyucu-önleyici uygulamalardan daha nitelikli şekilde yararlanabildikleri eğitim ortamları ve politikalarının önünü açmasını umut ediyoruz.  </span><span style="font-weight: 400;">Merak edenler projeyi “<a href="https://www.instagram.com/projenevarneyok/" target="_blank" rel="noopener">projenevarneyok</a>” isimli Instagram hesabından takip edebilirler. Karşılıklı onay ve özgürleşmeye dayanan ilişkiler diliyorum.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/19/flort-siddeti-onlenebilir/">&#8220;Flört Şiddeti Önlenebilir&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Çelişkiler Keskinleştikçe Mizah da Sivriliyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/11/asli-alpar-celiskiler-keskinlestikce-mizah-da-sivriliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Narin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2019 09:12:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Aslı Alpar]]></category>
		<category><![CDATA[Karikatür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=36175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Karikatürlerini “sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz” bir dünya için çizdiğini belirten karikatürist Aslı Alpar, Türkiye'nin mizah anlayışında 'cinsiyetçi bir çarpıklık' olduğunu belirterek, "Çelişkiler keskinleştikçe mizah da siviriliyor" diyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/11/asli-alpar-celiskiler-keskinlestikce-mizah-da-sivriliyor/">&#8220;Çelişkiler Keskinleştikçe Mizah da Sivriliyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>“Sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz çizgiler” şiarıyla çizimler yapan karikatürist Aslı Alpar ile çizmeye nasıl başladığından başlayarak, bu alandaki erkek algısını ve mizahı konuştuk. 1987 Ankara doğumlu Alpar, daha önce Cumhuriyet Gazetesi&#8217;ne çizimler yapmış. Alpar, şu an ise sivil toplum projelerinde kullanılmak üzere işler yapıyor ve düzenli olarak Kafa Dergisi ve Kaos GL’ye çiziyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-36177 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-5-640x640.jpg" alt="" width="384" height="384" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-5-640x640.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-5-160x160.jpg 160w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-5-1024x1024.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-5.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 384px) 100vw, 384px" /></p>
<p>Karikatüre lisans eğitimi sırasında Zonguldak’ta başladığını belirten Alpar’ın karikatürist olmasında etkili olan olay, çizimlerine sık sık konu ettiği kadın haklarından bağımsız değil. İlk karikatürünün iktidarın 3 çocuk talep etmesi üzerine olduğunu söyleyen Alpar, “Dönemin Başbaşkanı 2003 yılında Uluslararası Aile ve Sosyal Politikalar Zirvesi’nde annelerden en az 3 çocuk istemişti. Fakat konu 2006’da yine popüler olmuş ve her yerde söylenir vaziyetteydi, çok bunalıp oturup çizmiştim. Sanırım karikatür çizme konusundaki ısrarım ezme-ezilme ilişkileri, sınıfsal, cinsiyetçi, türcü çelişkiler tarafından belirleniyor biraz” diyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-36182 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-4-640x800.jpg" alt="" width="408" height="510" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-4-640x800.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-4.jpg 720w" sizes="auto, (max-width: 408px) 100vw, 408px" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Karikatür Dergileri Hedef Kitlesini Heteroseksüel Erkek Olarak Belirliyor’</strong></p>
<p>Birçok meslekte olduğu gibi karikatüristlik de “erkekler ile anılan” meslekler arasında. Meslekteki erkek dominasyonun tarihsel sebepleri olduğuna dikkat çeken Alpar, şöyle devam ediyor: “Yoksa kimse östrojen ya da testestoronu ile çizmiyor. Biyolojik cinsiyetiniz, cinsiyet kimliğiniz sizin iyi espri yapıp, iyi çizmenizi sağlamaz. Bu gerçeklikten hareketle, toplumsal cinsiyetin tarihsel gelişimi karikatürü ‘erkek’ mesleği olarak işaretlemiş. Hatta öyle ki karikatür okurunun da ‘erkek’ olduğu varsayılmış. Bana sorarsanız bugün hala karikatür dergileri hedef kitlesini ‘heteroseksüel erkek’ okuyucu olarak belirliyor, bilerek ya da farkında olmayarak.”</p>
<p><strong>‘Mizah Anlayışımızda Cinsiyetçi Bir Çarpıklık Var’</strong></p>
<p>Alpar, karikatür dergilerinin hedef kitlelerini belirlemede ‘heteroseksüel erkek’ tercihinin cinsellik üzerine üretilen mizaha bakınca görüldüğünü belirtiyor. Karikatürlerde kadın figürlerin özne olarak çizilmediğini ifade eden Alpar, “Espriyi dahi erkek karakter yapıyor, çizgi roman ve karikatürde derinleştirilen kadın karakterler yok. Kadın figür olarak dahi ancak eş, anne ya da sevgili olarak çiziliyor. Dahası ev işi, temizlik, seks konularında ya da 8 Mart, 25 Kasım vs. gibi özel günlerde kadın figür çiziliyor. Politik bir espride sadece erkek karakterler çiziliyor. Özetle meslekteki erkek dominasyonun yanı sıra mizah anlayışımızda cinsiyetçi bir çarpıklık var. Muhalif olması beklenen karikatür bugün mesele toplumsal cinsiyet olduğunda fena çuvallıyor ve iktidar postunu giyiyor.” diye anlatıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-36179 alignleft" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-1-640x944.jpg" alt="" width="367" height="540" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>‘Karikatürün İktidar Olgusuyla Derdi Olması gerek’</strong></p>
<p>Çizgileriyle toplumsal olaylara ve toplumda ötekileştirilmeye çalışanlara ses olmaya çalıştığını belirten Alpar: Karikatürün böyle bir işlevi olduğunu düşünüyorum. Komik olan her şey mizah olmaz ama karikatür eğer çizgili mizah ise bir iktidar olgusuyla derdi olması gerek. Bizim dünyamızda iktidar kim? Derin bir soru, kamusal alanda sömürülen olup, özel alanda sömürücü olabiliyoruz; iktidar herkesin içine işlemiş. İş burada çetrefilleşiyor. Yine de bildiğimiz bir şeyler var, işçinin emeğini sömüren patron, karısının ev içi emeğini sömüren koca, transları yok sayan devlet ve toplum, hayvanları metalaştıran, yaşamak için mücadele eden hayvanları yiyen insanlar, insanlara sınırları kapatıp onları savaş ve açlığa mahkum eden insanlar. Yani bu sistemin kendisi çalışmıyor! Hata veriyor! Yok ediyor. Çizgilerimle de burayı işaret etmeyi deniyorum.” diyor.</p>
<p><strong>‘Karikatür için Çelişkiye İhtiyaç Var’</strong></p>
<p>Türkiye&#8217;de mizahın, komediyle sık sık karıştırıldığını belirten Alpar, &#8220;Yere düşersiniz bu komik gelebilir, gülersiniz. Mizah bu değildir.  Mizah kimin düştüğü ile ilgilidir. Düşene bir tekme daha atmışsanız ve yeniden düştüyse bu mizah olmaz, birilerinin güldüğü ayrımcı bir komik olabilir. Ama asla düşmeyeceğini iddia eden, insanlara durmadan çelme takan biri bırakın düşmeyi ayağı tökezlese bile bu mizah olur. Benim güldüğüm şey biraz buna benziyor. Şu kendinden çok emin, herkesle dalga geçen kişi var ya hani, her yerdedir o, sınıfta, evde, işte, mecliste. İşte onu bozmak benim hoşuma gidiyor.” diye anlatıyor. Tüm çizerlerin karikatür için &#8216;çelişkiye&#8217; ihtiyacı olduğunun altını çizen Alpar, &#8220;Ben ve birçok çizer bu çelişkiyi eşitsizliğin olduğu yerden devralmaya çalışır” dedi.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-36180 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-3-640x800.jpg" alt="" width="368" height="460" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-3-640x800.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-3-1024x1280.jpg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/aslı-karikatür-3.jpg 1026w" sizes="auto, (max-width: 368px) 100vw, 368px" /></p>
<p><strong>‘Eşitsizliği Kaldırmak Enternasyonal Biçimde Mümkün’</strong></p>
<p>Çizgilerini “sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz” olarak tanımlayan Alpar; bu tanımı şöyle dile getiriyor: &#8220;Eşitsizlik, ayrımcılık olduğunda tüm eşitsizlik biçimlerinin birbirini beslediğini düşünüyorum. Aralarında hiyerarşik bir şey belirlemiyorum. Benim için eşitsizliği tamamen ortadan kaldırmak ancak enternasyonal biçimde mümkün olabilir o da, sınıfsız, sömürüsüz ve sınırların olmadığı bir dünyada ancak. Sömürü olmasın dediğimizde hayvan ve doğa sömürüsü de olmamalı, tarihteki ilk meta hayvanlar. İnsan doğanın bir parçası olduğunu anlayıp şu aptal “hükmetme” arzusunu kırmalı.</p>
<p>‘Bu nasıl gerçekleşir’ derseniz, ancak bu fikir etrafında örgütlenmiş işçi sınıfı eliyle gerçekleşir diye düşünüyorum. Çünkü emek sömürüsü bu bütün sömürü sisteminin Gordion düğümü. Onu bir çözebilsek başaracağız. Son olarak ‘işçi sınıfı’ denilince akla sadece karikatürlerde kaslı resmedilen, belki heteroseksüel varsayılan, erkek, fabrika işçisi gelmemeli. Emek sadece fabrikada üretilmiyor, ev içi emeği, seks işçisinin, beyaz yakalı, mavi yakalının emeği.”</p>
<p><strong>‘Karikatürün de Politik İşlevi Var’</strong></p>
<p>Karikatürün iki türlü işlevi olduğunu belirten Alpar, “İlki insanların yaşadığı üzücü olaylarla baş edebilmesini kolaylaştırmak, diğeri de muktedir olanın baskısına karşı güçlü bir mücadele aracı olması.  Her şeyin politik olduğu bir dünyada apolitik bir karikatür mümkün olamaz. Apolitik olduğu iddia edilen karikatürün de bir politik işlevi var. Gezi döneminde mizahın nasıl kabardığını gördük. Yine göreceğiz. Çelişkiler keskinleştikçe, mizah da sivriliyor” diyor. Alpar, çizimlerine dair aldığı geri dönüşleri şöyle paylaşıyor: “İnsanlar umutlandıklarını söylüyorlar. Dahası eylemlerde, davalarda işlerime rastlıyorum. Dünyanın ‘en prestijli’ yayınında çıksa bu kadar mutlu etmez. Zaten bence biz o karikatürleri hep birlikte çiziyoruz, sadece benim emeğim değil. Hepimizin düşünsel emeği ben sadece masaya oturup ürünü çıkarıyorum. Karikatüristin işlevi belki de budur, aracı olmak&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/11/asli-alpar-celiskiler-keskinlestikce-mizah-da-sivriliyor/">&#8220;Çelişkiler Keskinleştikçe Mizah da Sivriliyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaydedilen Çocuk: Hayalimiz Sinemayı Çocuk Haklarıyla Büyülemek</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/04/kaydedilen-cocuk-hayalimiz-sinemayi-cocuk-haklariyla-buyulemek/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Eda Narin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Mar 2019 13:17:19 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[çocukhakları]]></category>
		<category><![CDATA[KaydedilenÇocuk]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=35913</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sinema sektöründe çocukların haklarını ve temsiliyetlerini temel alan çalışmalar yapan Kaydedilen Çocuk Ekibi, “Başka bir çocukluk mümkün mü?” sorusuna cevap arıyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/04/kaydedilen-cocuk-hayalimiz-sinemayi-cocuk-haklariyla-buyulemek/">Kaydedilen Çocuk: Hayalimiz Sinemayı Çocuk Haklarıyla Büyülemek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kaydedilencocuk.org" target="_blank" rel="noopener">Kaydedilen Çocuk Ekibi,</a> kameranın icadından bugüne kadar süregelen sinema sektöründe var olan çocukların temsiliyeti ve hakları üzerine çalışan bir ekip. Ekip çalışmalarına İstanbul temelinde 18 Şubat 2019’da başladı. Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü ortaklığında gerçekleştirilen atölyelerde, izlenen filmler üzerinden çocuk hakları tartışması yürütülüyor. Her pazartesi saat 18.00’de Mithat Alam Film Merkezi’nde atölyeler düzenleyen Kaydedilen Çocuk Ekibi’nden İlke Cambazoğlu, Şevval Şener ve Selen Yüksel ile kuruluşlarını, amaçlarını ve çocuk haklarını konuştuk.</p>
<p><strong>Öncelikle Kaydedilen Çocuk Ekibi’nin nasıl kurulduğunu dinlemek istiyorum.</strong></p>
<p><strong>Şevval Şener:</strong> Bu yıl içerisinde Türkiye&#8217;nin farklı şehirlerinden çocuk hakları savunuculuğu alanında çalışan bireylerin biraraya gelerek çalışmalarını ortaklaştırdıkları ve diğer sivil örgütlerle işbirliği zemini yaratmayı amaçladıkları bir oluşum &#8220;Çocuklar İçin Daha İyi Bir Dünya Girişimi&#8221;. Herkes bulunduğu bölgede çocuk haklarına dair yapmakta olduğu çalışmaları da bu girişimin ortak iletişim ve paylaşım zeminine taşımaya çalışıyor. Ankara’da girişimin daha çok çocuk ve edebiyat, çocukluk algısı üzerine atölye ve söyleşileri oldu. Biz de İstanbul’da olan birkaç kişiydik. Sinemada çocuklarin nasıl temsil edildiği üzerine bir şeyler yapılmak istendi. Bunun üzerine konuşuldu ve bu konuşmalar sonunda böyle bir ekip oluştu.&#8221;</p>
<p><strong>Selen Yüksel:</strong> 8 haftalık bir program var şu an önümüzde ama Kaydedilen Çocuk Ekibi bu programdan ibaret değil aslında. Bu 8 haftalık programı da Mithat Alam Film Merkezi ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Hizmet Kulübü ile beraber yapıyoruz. İkisi Kaydedilen Çocuk Ekibi’nin ortakları arasında. Bu 8 hafta bittikten sonra Ankara, Diyarbakır, İstanbul ve girişimin olduğu başka yerlerde de devam edilecek bu çalışmalara. İstanbul için ise başka yerlerde de etkinliklerimizi planlıyoruz. Şu an sadece 8 haftalık bir program uygulanacak ve sonra başka yerlerde başka etkinliklerimiz de olacak.</p>
<figure id="attachment_35914" aria-describedby="caption-attachment-35914" style="width: 420px" class="wp-caption alignleft"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-35914" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/haber-ici-foto-640x480.jpeg" alt="" width="420" height="315" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/haber-ici-foto-640x480.jpeg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/haber-ici-foto-1024x768.jpeg 1024w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/haber-ici-foto.jpeg 1280w" sizes="auto, (max-width: 420px) 100vw, 420px" /><figcaption id="caption-attachment-35914" class="wp-caption-text"><strong>İlke Cambazoğlu, Selen Yüksel ve Şevval Şener </strong></figcaption></figure>
<p><strong>“Kim olduğumuz değil ne yaptığımız önemli”</strong></p>
<p><strong>Kaydedilen Çocuk Ekibi kimlerden oluşur? Herhangi bir “kemik kadro” algınız var mı? Yoksa kolektivizm temelli büyümeyi düşünen bir ekip misiz?</strong></p>
<p><strong>İlke Cambazoğlu:</strong> Bu ekip sürekli büyüyen bir ekip aslında. Böyle de olmasını istiyoruz. Kişilerden oluşan bir grup olmasını istemiyoruz. Kolektife bağlı bir ekip olacağız. Biz de süreci öyle yürütüyoruz. Bizim kim olduğumuzdan ziyade projenin ne yaptığı daha temel bir şey oluyor.</p>
<p><strong>Selen Yüksel:</strong> Biz başladığımızda 5 kişiydik. Şu an 9 kişiyiz. Bu işe emek vermek isteyen herkes katılabilir ekibe. Ekip içerisinde de atölyeler yapacağız ve böylece ekip de güçlenmiş olacak. Ekibin içerisindeki insanlar çocuk hakları çalışmalarına bir şekilde destek vermiş insanlar.</p>
<p><strong>“Çocukların hakları filmlerde özne değil”</strong></p>
<p><strong>Yaptığı ve yapacağınız çalışmalarla neyi hedefliyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>İlke Cambazoğlu:</strong> Filmler bizim için toplumsal algıda çocuğun nasıl gözüktüğü ve toplumsal algıyı nasıl etkilediği üzerine güzel bir araç gibi gelmişti. O yüzden film konuşmak bizim için önemliydi. Daha sonra da bu filmlerdeki çocukların hiçbirinin yetişkinler gibi özne olarak ele alınmadığını gördük. Genel olarak da film analizlerinde, film üzerine konuşmalarda da çocuk hiçbir zaman özne olarak ele alınmıyor. Bir sembol olarak ele alınıyor. Bu yüzden çocuğun hakları ile var olan bir özne olma durumu yok filmlerde. Bu yüzden de bunları tartışmanın önemli olduğunu düşündük. Çünkü hem algıdan doğuyor hem de algıyı etkiliyor. Bunu tartışırken bir yandan da feminist teoriyi konuşuyoruz. Aslında feminist teorinin tartışılmasından sonra filmlerde, analizlerde ve senaryolarda kadının bir özne olabildiğini görüyoruz. O yüzden Kaydedilen Çocuk Ekibi’nin amacı böyle bir kaynak oluşturmak. Bir yandan da “Bizim çocukluk algımız ne?” tartışmasını yürütebilmek. “Başka bir çocukluk mümkün mü?” tartışması yürütüyoruz aslında. Bunu araştırmak istiyoruz. O imgelerin ötesinde “Çocuk sadece masum mudur? Hiçbir silahlı çatışmada yok mudur? Cinselliği ne boyuttadır?” gibi soruları tartışmak da bizim için önemli. O yüzden bir yandan da çocuğun haklarını teslim eden bir çalışma olmuş olacak.</p>
<p><strong>Selen Yüksel:</strong> Aslında “Sinemayı çocuk haklarıyla büyülemek” hayalimiz var. Aslında bu atölyeler hem çocuk hakları tartışmak açısından bir alan oluyor hem de sinemadaki sembolleştirilen çocuğun bir özne olduğunu tartışmak için güzel bir araç oluyor. Büyük amacımız da aslında önce tartışıp görüp “sinemada çocuk nerede duruyor”u anlamak, anladıktan sonra da bunun alternatifleri üzerine düşünmek. Peki sinemada çocuk nerede olabilir? Sinemada çocuğu biz temsil ediyor olsak nasıl temsil ederdik? Şöyle de bir hayalimiz var. Sinemadaki çocuk temsilini çocuklarla beraber düşünmek. Çocuklarla beraber yeni temsiller yaratmak.</p>
<p><strong>Şevval Şener:</strong> Atölyelerde etrafında durduğumuz konular var ama bir yandan da kendi çocukluk deneyimimizi düşündüğümüzde gördüğümüz çocukluğun ne kadar gerçekçi olduğunu tartışıyoruz. Kendi çocukluğumuzu hatırlayarak yorumlamaya çalışıyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-35916 alignright" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/manset-foto-640x360.jpg" alt="" width="434" height="244" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/manset-foto-640x360.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/manset-foto-1280x720.jpg 1280w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/manset-foto-1024x576.jpg 1024w" sizes="auto, (max-width: 434px) 100vw, 434px" /></p>
<p><strong>Peki “Kaydedilen Çocuk” ismi nereden geliyor?</strong></p>
<p><strong>İlke Cambazoğlu:</strong> Biz ilk atölyemizi “Ayna” filmi ile yaptık. “Ayna” Cafer Penahi’nin bir filmi. 1997 yapımı bir film. Filmde Mina diye bir karakter var. Mina, okul çıkışında annesini bekleyen birinci sınıfa giden ve kolu alçıda bir karakter. Mina’nın annesi gelmiyor ve kendisi eve gitmeye çalışıyor. Filmde bir yere kadar bu Mina’yı izliyoruz. Bir yerden sonra gerçek hayattaki Mina, artık oynamak istemediğini söylüyor kameraya ve oynamayı bırakıyor. Fakat Penahi çekimi kesmiyor. Bu sefer de gerçek hayattaki Mina’nın eve gidiş serüvenini izliyoruz. Bu iki Mina arasında büyük farklar var aslında. Şehirle nasıl başa çıktığı, yalnızlığında ne yaptığı, yetişkinlerle ilişkisi gibi konularda farklar var. O yüzden de “Kaydedilen Çocuk” kameranın önündeki çocukla gerçek hayattaki çocuğun farkı olarak karşımızda duruyor. Bu yüzden “Kaydedilen Çocuk” diyebiliriz.</p>
<p><strong>Ekip olarak kendinize koyduğunuz ve çalışmalarınızı yürütürken uyguladığınız kurallar var mı? Eğer varsa bu kuralları karar alma aşamasında mı uyguluyorsunuz? Yoksa atölyeye katılanlara da belirli bir düzeni sağlayabilmek için bunlardan bahsediyor musunuz?</strong></p>
<p><strong>Selen Yüksel: </strong>Atölyelerimize gelen insanlara böyle bir kısıtlama yapmıyoruz. Atölyelerimizde çocuk hakları perspektifinden tartışmaya çalışıyoruz. Herkes atölyeye ne getiriyorsa onun üzerinden tartışmalarımızı yürütüyoruz. Kendi içimizde ise öncelediğimiz çocuklar. O yüzden her konuya önceliğimizin çocuk olduğunu bilerek yaklaşmaya çalışıyoruz. Ve herhangi bir şekilde çocuğu özne halinden nesne haline getirecek bir tavırda ve söylemde bulunmamaya çalışıyoruz.</p>
<p><strong>Şevval Şener:</strong>Öncelediğimiz şeylerden biri de Kaydedilen Çocuk büyüktür kişisel insanlar. Bu ekip bir çalışma olarak var, kişilere ait bir şey değil. O yüzden de çoğalmayı ve yayılmayı istiyoruz.</p>
<p><strong>İlke Cambazoğlu:</strong> Atölyelerde kolaylaştırıcı rollerimiz var. Girişte Kaydedilen Çocuk’u tanıtan biri var. Ve bu kişiler sürekli değişiyor. Düzenlediğimiz atölyeler sorulara da açık bu anlamda. Kural olarak söyleyebileceğimiz şey aslında atölyelerin programları olabilir. Günler ve filmler belli. Gün haricinde programdaki her şey tartışmaya açık.</p>
<p><strong>“Çocuğun neyi temsil ettiğini tartışıyoruz”</strong></p>
<p><strong>O zaman biraz da Kaydedilen Çocuk Ekibi’nin yakın zamandaki programından ve tabi ki aldığınız geri dönüşlerden bahsedelim. Şu ana kadar 2 atölye yapıldı ve bu atölyeler kuruluş aşamasında amaçladığınız gibi gitti mi? Atölyelerde tartışmalar nasıl şekillendi?</strong></p>
<p><strong>Şevval Şener: </strong>İlk hafta bizim de çıkış noktamız olan “Ayna” filmini izledik. Ayna, kendi yapısı itibarıyla da çocuk katılımını ve çocuğu konuşmaya daha müsait bir filmdi. İlk atölyemize katılım 10-12 kişi kadardı. Filmden sonra katılımcılar ile oturma düzeni olarak bir çember oluşturduk. Ve aslında ilk atölyede konuşmak ve tartışmaya açmak istediğimiz konular konuşulabildi. Aslında bunda filmin de bir etkisi vardı. Tartışmalarda kimse kimseyi domine etmedi. Bu yüzden bence ilk atölye keyifliydi. İkinci atölyemizde izlediğimiz film “Sevgisiz”di. Rus yapımı bir film. Bu filmde çocuk karakterini 10 dakika kadar görebiliyoruz. Çocuğun sembolleştirilmesi ve çocuğun nasıl gösterildiği üzerine tartışma yürüttük.</p>
<p><strong>İlke Cambazoğlu:</strong> “Sevgisiz” filminde çocuk karakterini daha az gördük ama bence tartışması keyifli olan ve biraz da filmin üzerinden gidilebilecek çocuk temsilinde “Kaybolmak mı, kaçmak mı?” sorusuydu. Bu aslında o gün temel tartışmamızdı. Mesela çocuğun kaçması çoğu filmde gördüğümüz bir durum. Çocuk filmlerde ya yetişkin dünyasından kaçıyor ya da kayboluyor deniyor. Bunun da nereden baktığına göre değişen bir algısı olduğu için tartışmalar verimli geçti.</p>
<p><strong>Selen Yüksel:</strong> 8 Nisan’a kadar her pazartesi atölyeler devam ediyor. Arada ek gösterimler de olacak. Her haftanın ayrı bir teması var. “Ayna” ile “Çocuk kimdir?”i tartıştık. “Sevgisiz” ile “Çocuk ve aile” tartışması yürüttük. 4 Mart’ta ise “Çocuk ve eğitim” tartışacağız. İzlediğimiz filmde çocuğun neyi temsil ettiğini tartışıyoruz. Atölyelerde sadece filmle kısıtlı kalmadan genel olarak çocuk hakları tartışması da yürütüyoruz. Bu programdan sonra da çocuk haklarını çocuklar ile tartışacağımız atölyeler de yapmayı amaçlıyoruz.</p>
<p><strong>Atölyelerde gösterdiğiniz ve göstereceğiniz filmleri neye göre seçiyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>İlke Cambazoğlu:</strong> Öncelikle bir film havuzu oluşturduk. Bu havuzda topladığımız filmleri kategorilere göre sınıflandırıp aralarından bir seçim yapıyoruz. Havuzdaki diğer filmleri de öneriler şeklinde sunuyoruz.</p>
<p><strong>Çocuk haklarına hangi perspektiften bakıyorsunuz?</strong></p>
<p><strong>Selen Yüksel:</strong> Öncelikle çocuk insan ve bir özne olarak var olmalı. Çocuğun katılım hakkı en çok öncelediğimiz hak. Çocuğun diğer bütün hakları üzerine çok konuşuluyor aslında. Ama katılım hakkı çok az konuşuluyor. Ekip olarak bunun üzerinde çok duruyoruz. Bu yüzden çocukların kendi haklarını kendilerinin savunabilmesi üzerinden bir çocuk hakları yaklaşımımız var.</p>
<p><strong>İlke Cambazoğlu: </strong>Çocuk kaydedilirken hiyerarşik bir yapının içerisinde kaydedilmiş oluyor aslında. Bir dış göz kaydediyor. Ama çocuklar kamerayı kendi ellerine aldıklarında daha farklı oluyor.</p>
<p><strong>“Sinema üzerinden çocuk haklarını yaygınlaştırıyoruz”</strong></p>
<p><strong>Kaydedilen Çocuk Ekibi’nin yaptığı bu işlere çocuk hakları savunuculuğu diyebilir miyiz?</strong></p>
<p><strong>Selen Yüksel: </strong>Bu ekibin içerisinde zaten çocuk haklarını yaygınlaştırmak da var. Sinema üzerinden bunu yapıyoruz biz. Yapmaya çalıştığımız şey sinemada çocuğun hakkını savunuyor olabilmek. O yüzden tabi ki yaptığımız iş çocuk hakları savunuculuğu üzerinde bir yere oturuyor.</p>
<p><strong>Genel olarak bir dünya geneli ve Türkiye’de sinemada çocuk temsiliyeti ve hakları üzerinden bir karşılaştırma yapmanızı istesem neler söylersiniz? </strong></p>
<p><strong>Selen Yüksel:</strong> Toplumların çocuğa bakışı değiştikçe çocuk farklı şekilde sembolleştiriliyor. Her ülke kendi tarihi içinde çocuğa farklı bir anlam yüklemiş.</p>
<p><strong>İlke Cambazoğlu:</strong> Klasik bir merdiven imgesi vardır ya. Merdivenden iniyor musun, çıkıyor musun? Çocuk da öyle bir şey. Hiçbir yerde değişmiyor bence. Dünyanın her ülkesinde farklı bir şekilde anlamlandırılıyor olabilir ama hiçbirinde de özne değil. Hakları ile var olamıyor.</p>
<p><strong>Son olarak Kaydedilen Çocuk Ekibi’ne, sinemada çocuğa ve çocuk haklarına dair neler söylemek istersiniz? </strong></p>
<p><strong>Şevval Şener:</strong> Pazartesi günleri saat 18.00’de Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi’nde oluyoruz. Gelmek isteyenler Facebook hesabımızda paylaşılan formu doldurarak katılabilirler. Girişte bir sorun yaşanmaması için formda sadece isim-soyisim alıyoruz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-35915" src="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/haber-sonu-foto-640x898.jpg" alt="" width="451" height="633" srcset="https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/haber-sonu-foto-640x898.jpg 640w, https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2019/03/haber-sonu-foto.jpg 684w" sizes="auto, (max-width: 451px) 100vw, 451px" /></p>
<p><sup> </sup></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/03/04/kaydedilen-cocuk-hayalimiz-sinemayi-cocuk-haklariyla-buyulemek/">Kaydedilen Çocuk: Hayalimiz Sinemayı Çocuk Haklarıyla Büyülemek</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
