<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ayşe Özsoy, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<atom:link href="https://www.sivilsayfalar.org/author/ayse-ozsoy/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/ayse-ozsoy/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 28 May 2021 11:32:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://www.sivilsayfalar.org/wp-content/uploads/2018/01/cropped-Sivil-sayfalar_transparan-32x32.png</url>
	<title>Ayşe Özsoy, Author at Sivil Sayfalar</title>
	<link>https://www.sivilsayfalar.org/author/ayse-ozsoy/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8221;Sivil Toplum Öncelikli Sektör Olmalı&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/24/sivil-toplum-oncelikli-sektor-olmali/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Özsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Jan 2020 10:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Video]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Özcan]]></category>
		<category><![CDATA[Katılım Öncesi Mali Yardım]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46279</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı Mali İşbirliği ve Proje Uygulama Genel Müdür V. Bülent Özcan ile Katılım Öncesi Mali Yardım (IPA) hibe programını, sivil toplumun AB uyum sürecine katkısını ve kamu–sivil toplum ilişkilerini konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/24/sivil-toplum-oncelikli-sektor-olmali/">&#8221;Sivil Toplum Öncelikli Sektör Olmalı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe title="&#039;&#039;Sivil Toplum Öncelikli Sektör Olmalı&#039;&#039;" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/dxU8Q1rk8dc?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><b>Sivil toplumun öncelikli sektörlerden biri haline gelmesinin demokratikleşme başta olmak üzere siyasi ve toplumsal etkileri hakkında neler söylersiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle Katılım Öncesi Mali Yardım&#8217;ın (IPA) her dönem çeşitli öncelikleri oluyor. Türkiye 2002 yılından beri bu kaynaklardan faydalanıyor ama sivil toplum önceliği, sivil toplum konusu önceki dönemlerde bir alt öncelik, temel konuların dışında kalan alandı. Ama </span><span style="font-weight: 400;">2014 yılından itibaren Türkiye’ye sağlanan mali yardımlarında, biz Türkiye olarak sivil toplum konusunu bir öncelik olması gerektiğini, sivil toplumun güçlenmesi hususuna mutlaka değinilmesi gerektiği, bunun da aynı diğer temel öncelik alanlarından biri olması gerektiğini istemiştik ve bu kabul edildi. Bu bizim için önemli bir gelişmeydi. Böylece sivil toplumun gelişim stratejisi belirlendi, bunun için bir bütçe ayrıldı. Dolayısıyla sivil toplum sektörü adına verdiğimiz bir başlık altında biz Avrupa Birliği Mali Yardımlarını kullanmaya başladık. Bu başlık altında bazı öncelikler belirledik. Sivil toplumun kapasitesinin güçlenmesi, kamu-sivil toplum ilişkilerinin güçlenmesi, sivil toplum ile ilgili yasal mevzuatın iyileştirilmesi ve Türkiye’deki sivil toplum örgütlerinin AB üyesi ülkelerdeki sivil toplum örgütleri ile diyalogunun yani Türkiye’nin AB uyum üyelik sürecine katkı sağlanmasıydı. Bu öncelikler doğrultusunda yola çıktık ve projenin hayata geçmesini sağladık. Sivil alanın güçlenmesi adına önemli bir katkısı oldu sivil oplum sektörünün.</span><span style="font-weight: 400;">  Türkiye’de demokratikleşme, demokrasinin gelişimine katkı, karar alma süreçlerine sivil toplum örgütlerinin entegrasyonu gibi konularda bir çok farklı proje yürütüldü, kamu – sivil toplum örgütleri ilişkilerini iyileştirme adına bir çok proje hayata geçti ve geçmeye devam edecek önümüzdeki dönemlerde. Elbette Türkiye gibi büyük bir ülkede bu yürüyen irili ufaklı projelerin her zaman büyük etkilerinin olmasını beklemiyoruz. Ama sonuç itibariyle sivil toplum sektörüne sağlanan bu destekler özellikle sivil toplum güçlenmesi ve katılımcılığın arttırılması adına önemli bir fayda sağladı.</span></p>
<p><b>Kamu Sivil Toplum İlişkileri</b></p>
<p><b>Kamu–sivil toplum ilişkisinin geliştirilmesinin önceliklerinizden olduğunu söylediniz. Sizce mevcut durumda kamu kuruluşları sivil toplumun deneyiminden yeterince yararlanıyor mu? Bu durum nasıl geliştirilebilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kamu ve sivil toplum örgütlerinin beraber çalışması ve bütün ülkede bunun yaygınlaşması çok kolay değil. Ama çok önemli bir alan özellikle kamunun sivil toplum örgütlerini dinlemesi, karar alma süreçlerine onları dahil etmesi, sosyal sorunların çözümünde sivil toplum örgütlerinden yararlanması gerçekten büyük bir ihtiyaç, bunu hepimiz görüyoruz. Bu doğrultuda bu süreci kendi açısından bakıldığında birkaç farklı segmentte düşünün , birincisi merkez kuruluşlar – bakanlıklar ile sivil toplum örgütlerinin ilişkileri, ikincisi yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri ilişkileri. Bakanlıklar seviyesinde bu çok kolay olmuyor. Çünkü hem alanlar çok geniş, hem konular çok derinlemesine ve sivil toplum örgütlerinin bazen uzmanlıkları çerçevesinde bu çok mümkün olmuyor, kamuda da bir direnç olabiliyor bu süreçle alakalı olarak. Biz bunları destekleyebilecek projeleri hayata geçirmeye gayret gösterdik. İç İşleri Bakanlığımızla da , Aile Çalışmalar ve Sosyal Politikalar Bakanlığımızla da pilot projeler yaptık ve bunun bir anlamda olabilecek bir çalışma olduğunu da gördük. Bu anlamda kendi içinde modeller çıktı ama yerel düzey daha kolay olabiliyor. Yerelde düzeyde insanlar birbirlerini daha çok tanıyor daha çok biliyorlar, yerel sorunların çözümleri için birlikte çalışabiliyorlar. Özellikle de sivil toplum örgütlerine yönelik sağladığımız fonlarda yerel yönetimlerin bu projelerin içerisinde ortak olmasını, iştirakçi olmasını destekliyoruz.</span><span style="font-weight: 400;"> Bu doğrultuda da sivil toplum örgütlerinin kamu ile çalışmasının daha kolay olduğunu görüyoruz. Aslında bu bizim açımızdan teşvik edici bir şey, umarım önümüzdeki dönemde giderek yaygınlaşır.</span></p>
<p><b>Yerel Yönetim &#8211; Sivil Toplum İlişkileri</b></p>
<p><b>Yerel yönetimler ve sivil toplum arasındaki ilişkiye dair gözlemleriniz nedir? Bu bağ nasıl güçlenebilir? Bu ilişkinin kentlere ve toplumsal yaşama ne gibi etkileri oluyor?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle yerel yönetimler ve belediyeler düzeyinde ele aldığımızda sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimlerin daha kolay çalışabileceğini söylemiştik. Özellikle de burada kent konseyleri çok önemli aktörler. Biliyorsunuz kent konseyleri Türkiye’de kurulalı önemli bir zaman geçti. Zaman zaman bunun çok iyi örneklerini gördük. Zaman zaman ise bunun bazı yerlerde çalışmadığını gördük. Oysa yerel yönetimlerde karar alıcı noktalardaki kişilerin en güzel kullanabileceği enstrüman kent konseyleri. Çünkü kent konseyleri sivil toplum örgütlerini bünyesinde barındıran ve sivil toplum örgütlerinin kent sorunları ile ilgili hususlarını yerel yönetimlerle paylaşabilecekleri bir araç. O yüzden de her seçim sonrasında kent konseylerinin etkin ve verimli bir şekilde çalıştırılmasına yönelik bir beklenti oluşur, şu anda da böyle bir beklenti var. Umarım kent konseyleri sivil toplum örgütlerinin karar alma süreçlerine katılımı anlamında iyi bir araç olarak bu dönemde kullanılabilir.</span><span style="font-weight: 400;">  Eğer kent konseyleri iyi çalıştırılmazsa özellikle sivil toplum örgütlerinin, vatandaşın, sivil aktörün kentle ilgili konuları yerel yöneticilerle paylaşabileceği bir araç olacaktır. Bu anlamda bakıldığı zaman en önemli enstrümanın bu olduğunu düşünüyoruz.</span></p>
<p><b>Peki Ya Sürdürülebilirlik?</b></p>
<p><b>Bugüne kadar 4000’i aşkın projenin desteklenmesine katkıda bulundunuz. Bu projelerin destek programları bittikten sonra sürdürülebilir olması için neler yapılabilir? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özellikle AB fonlarının yerel düzeyde kullanımı hibe programı dediğimiz bir mekanizmada oluyor. Yani sivil toplum örgütlerine, diğer yerel aktörlere yönelik bir proje çağrısı yapılıyor. Bu proje çağrıları farklı temalarda ve konularda olabiliyor. Bugüne kadarki döneme baktığımız zaman yaklaşık 100’e yakın proje teklif çağrısının yani hibe programının hayata geçtiğini görüyoruz. Bunların içinde yaklaşık 500 milyondan fazla bir kaynağın bu projelere aktarıldığını ve 5000’e yakın projenin finanse edildiğini görüyoruz. Bunlar içerisinde dernek, vakıf, kooperatif düzeyindeki kuruluşların oluşturduğu proje sayısı 1000-1500 bandında. Yani bu 5000’e yakın projenin önemli bir kısmı sivil toplum örgütleri tarafından kullanılmış. Projeler bittikten sonra en önemli sorun sürdürülebilirlik. Ne yazık ki bu projelerin bazıları kaynak bittikten sonra, fon sona erdikten sonra proje de işlevini kaybediyorlar, bu bir risk, bir problem. Ama diğer taraftan da projelerini sürdüren kurumlar da var. </span><span style="font-weight: 400;">Özellikle sürdürülebilirliğin şöyle projelerde olduğunu görüyoruz; farklı aktörleri bir araya getiren, örneğin bir stk ile bir kamu kuruluşunu bir araya getiren, projelerde iyi bir kazanım olduğunda, böyle bir projenin kamu kuruluşunun, odanın, yerel yönetimlerin bünyesine entegre edildiğini görebildiğimiz takdirde bu projelerin sürdürülebilirliğinin daha güçlü olduğunu görüyoruz. Ya da bazı sivil toplum örgütleri yürüttükleri projeleri sonraki hibe programları aracılığıyla da geliştirerek ve yeni proje fikirleri oluşturarak sürdürülebilirliklerini temin edebiliyorlar. Bu da bir opsiyon. Ya da sadece AB hibeleri değil projede ortaya çıkan kazanımı kalkınma ajansları, devlet kuruluşlarının farklı kaynakları, uluslararası programlar vb vasıtasıyla da sürdürülebiliyorlar. Burada önemli olan proje baştan dizayn edilirken sürdürülebilirliğin nasıl sağlanacağının iyi düşünülüyor olması lazım. Eğer gerçekten bunun üzerine biraz kafa yordukları takdirde projelerin sürdürülebilir olduğunu görüyoruz.</span><span style="font-weight: 400;"> </span></p>
<p><b>Sivil Toplum Birbirinden Öğrenebilir Mi?</b></p>
<p><b>Sivil toplum ve diğer paydaşların birbirinden öğrenebildiği, birlikte üretebildiği bir zemin mevcut mu Türkiye’de ve bu konuda neler yapılabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum örgütlerinin birbirlerini bulabileceği, entegre edilmiş programları ne yazık ki çok fazla göremiyoruz. Ama özellikle bizim </span><span style="font-weight: 400;">AB Başkanlığı’nın, AB katılım öncesi mali yardım altında oluşturmuş olduğu sivil toplum sektörü çalışmaları aslında bunu hedefliyor. Yani farklı alanlardaki STK’ları bir araya getirebilecek, birbirlerinin deneyimlerinden yararlanabilecek bir platform oluşturmaya gayret gösteriyor.</span><span style="font-weight: 400;"> Ama bunun yanında AB mali yardımları altında yürüyen başka inisiyatifler de var; örneğin STGM, Sivil Düşün, Etkiniz programı. Bu tarz programlarda da farklı alanlardaki STK’ların ya da benzer alanlarda çalışan STK’ları bir araya getirebilecek çalışmalar olduğunu görüyoruz. O yüzden de </span><span style="font-weight: 400;">sivil toplum örgütlerini tek bir başlık altında bir araya getirmek belki kolay da değil ama eğer sivil toplum örgütleri farklı paydaşlarla çalışmak istiyorlarsa özellikle bu sivil toplum sektörü altında yaptığımız az önce de ifade ettiğim çalışmaları yakından takip ederlerse hem yerel yönetimler – kamu cephesinden hem de farklı alanlarda çalışan sivil toplum örgütlerinden ortak çalışma yürütebilecek kuruluşları kolaylıkla bulabileceklerini düşünüyorum.</span></p>
<p><b>Sivil Sayfalar Daha Neler Yapabilir?</b></p>
<p><b>AB Başkanlığı’ndan da destek alan ve sivil toplum haberciliği üzerine çalışan Sivil Sayfalar’a dair değerlendirmelerinizi alabilir miyiz? Bu konuda daha neler yapılabilir?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Öncelikle Sivil Sayfalar’a emeği geçen herkesi kutlamak istiyorum. Çünkü sivil toplum örgütlerinin birbirlerinden haber alabilecekleri, sivil toplumla ilgili gelişmeleri takip edebilecekleri bir platform. Çok kıymetli bir platform. Biz de bu anlamda bu çalışmanın bir parçası olmaktan çok mutluyuz. Sivil Sayfalar kapsamında sivil toplumda yapılacak çok şey var. En başta katılım öncesi mali yardım altında, sivil toplum sektörü altında yürüyen projelerin çok hikayesi var; insan hikayeleri var, gelişim hikayeleri var, katkılar var. Bunların Sivil Sayfalar içerisinde biraz daha fazla yer alması lazım. Çünkü bu başarı hikayeleri başka sivil toplum örgütlerine bir anlamda bir kıvılcım yaratabilir, onlara bir vizyon katabilir, destek olabilir bir sonraki çalışmalarına yardımcı olabilmek adına. Aynı zamanda da benzer alanda çalışan benzer çalışmalarını yürüten STK’larla hatta kamu kuruluşları ile sinerji yaratabilme imkanını, iş birliği oluşturabilme zeminini sağlar. Dolayısıyla proje hikayeleri, proje kazanımlarının daha fazla yer almasında fayda var. Bu birincisi. İkincisi; sivil toplumun ihtiyaçları sadece proje ve fon kaynakları değil, diğer taraftan gerek mevzuat, gerek sivil toplumu ilgilendiren yasal düzenlemeler -çünkü bazen çok teknik konularda düzenlemeler olabiliyor ama sivil toplum bunun farkında olamayabiliyor- , yasal düzenlemelerden kaynaklanan imkanlar söz konusu olabiliyor ama bunu okuyabilmek de çok kolay değil. Böyle uzman görüşlerine yer verebilmek çok önemli, diğer taraftan da sivil toplum örgütleri arasında o işbirliğini geliştirebilecek olan fikirler ve konuların da ele alınması yararlı olacaktır. Ama mevcut hali ile belli bir ihtiyacı sivil toplum örgütlerinin özellikle haber ve bilgi ihtiyacını karşılayabilme adına Sivil Sayfalar’ın önemli bir misyon edindiğini düşünüyoruz.</span></p>
<p><b>AB Başkanlığı’nın yeni dönem gündeminde neler var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Katılım öncesi mali yardım sivil toplum sektörü açısından önemli imkanları içinde barındırıyor. 2014-20 döneminde 200 milyon avroluk bir bütçeyi sivil toplum örgütlerinin kullanımıyla ilgili olarak farklı programlar dizayn ettik ve uyguladık. Şu anda </span><span style="font-weight: 400;">AB Başkanlığı 120 sivil toplum örgütüne 20 milyon avroluk bir kaynak sağlıyor, AB Birliği Türkiye Delegasyonu’nun Sivil Toplum Geliştirme Merkezi, Sivil Düşün ya da Etkiniz gibi programları aracılığıyla destek sağlıyor. Bazı kamu kurumlarının STK’larla iş birliğini temin ettiğimiz projeleri var. Dolayısıyla bu sektör altında birçok projeye finansman sağlandı ancak önümüzdeki dönemde de benzer imkanlar söz konusu olacak. Biz AB Başkanlığı olacak şimdi 2021-27 dönemini müzakere etmeye başlayacağız AB Birliği tarafıyla. Bu müzakerelerin sonucunda sivil toplum sektörünün altında eminim sivil toplum örgütlerinin yararlanabileceği bir çok fon kaynağı çıkacak. Sivil toplum örgütlerinin yapmaları gereken özellikle birincisi, sivil toplum sektörü altında hibe programlarını takip etmek -birinci anlamda fon kaynağına ulaşabilecekleri imkan bu oluyor- ikincisi, bazen sadece fon değil farklı çalışmalara konferanslara, networklere, eğitimlere katılabilmek adına bu başlık altında bir çok çalışma yürüyor. Dolayısıyla da sivil toplum sektörünün duyurularını takip etmelerini, bu çalışmaların içinde yer alabilmek adına önemli. O yüzden AB Başkanlığı’nın veya sektördeki sivil topluma destek sağlayan diğer STGM, Sivil Düşün ya da Etkiniz gibi programları ya da AB Türkiye Delegasyonunun çağrılarını ve duyurularını takip etmelerini yararlı olacağını düşünüyorum.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/24/sivil-toplum-oncelikli-sektor-olmali/">&#8221;Sivil Toplum Öncelikli Sektör Olmalı&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitim Atölyesi’nden Öğretme ve Öğrenme Pratiklerini Yansıtacak Bir Model: Okul İklimi</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/15/egitim-atolyesinden-ogretme-ve-ogrenme-pratiklerini-yansitacak-bir-model-okul-iklimi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Özsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 15 Jan 2020 08:26:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Amgen Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[AmgenTeach]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[European Schoolnet]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Nilay Keskin Samancı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46835</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kalkınma Atölyesi çatısında çocuk faydası odaklı çalışmaların yürütüldüğü ve eğitime dair örnek modellerin geliştirildiği bir platform olan Eğitim Atölyesi Gönüllü Direktörü, Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nilay Keskin Samancı ile yaptıkları çalışmaları konuştuk.<br />
Eğitim Atölyesi'ne göre eğitim alanında sivil topluma düşen rol, çocukların okul terkine neden olan problemlere sürdürülebilir ve gerçekçi çözümler getirmek.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/15/egitim-atolyesinden-ogretme-ve-ogrenme-pratiklerini-yansitacak-bir-model-okul-iklimi/">Eğitim Atölyesi’nden Öğretme ve Öğrenme Pratiklerini Yansıtacak Bir Model: Okul İklimi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Kalkınma Atölyesi&#8217;nin alt odaklarından biri de eğitim. Bize biraz Eğitim Atölyesi’nde neler yaptığınızdan bahsedebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Eğitim Atölyesi, çok geniş bir spektrumda çalışmalar yürütmektedir. Yaptığımız çalışmaların çocuk faydası odaklı olması, gerçekçi/ uygulanabilir çözümler sağlaması ve sürdürülebilir modeller olması bizim olmazsa olmazımızdır. EA olarak Türkiye’de, Ortadoğu’da ve Avrupa’da yaptığımız ziyaretler, katıldığımız eğitimler ve toplantılarda yürüttüğümüz projelerle ilgili bilgi vermekte, deneyim paylaşımı yapmakta ve olası işbirlikleri üzerine görüşmelerde bulunmaktayız.</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin pek çok ilinde çeşitli sebeplerden okula devam edemeyen çocukların maruz kaldığı hak ihlallerinin ortadan kaldırılması ve özellikle eğitim alma haklarının kazandırılması için sürdürülebilir faaliyetler ve modeller geliştirmekteyiz. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Birçok projemizde önce mevcut durum analizi yaparak var olan sorunları ve geliştirilmesi gereken noktaları tespit ederiz. Elde ettiğimiz bulgular doğrultusunda modeller geliştirmekte ve ilgili paydaşlarla bir araya gelerek söz konusu modele yönelik faaliyetlerin belirlenmesine ve yürütülmesine rehberlik etmekteyiz.</span></p>
<p><b>Projelerinizi geliştirirken nelere dikkat ediyorsunuz, nasıl iş birlikleri kuruyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Projelerimizi yapılandırırken ya da yürütürken ulusal ve uluslararası STK’lar, özel sektör, üniversiteler ve konusunda uzman kişi ve kurumlarla işbirlikleri kurmaktayız. Bu işbirlikleri bazen öğretmen eğitimlerinde alan uzmanlar/akademisyenlerle birlikte çalışmak; bazen de fiziki ve operasyonel ihtiyaçlarımız bağlamında ilgili kurum ve kuruluşlardan destek alma şeklinde olabiliyor. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Örneğin, 5 yıldır yürüttüğümüz “AmgenTeach: Bilim için Elele” çalışması için ODTÜ BİLTEMM ile yaptığımız protokol bağlamında proje kapsamında verilen eğitimleri ODTÜ Eğitim Fakültesi&#8217;nde gerçekleştiriyoruz ve değerli akademisyen hocalarımızın deneyimlerinden faydalanıyoruz. Amgen Vakfı’nın finanse ettiği “Amgen Teach: Bilim İçin El Ele Projesi”nde, ortaöğretim ve lise düzeyinde görev yapmakta olan öğretmenlerin, sınıflarında araştırma-sorgulama tabanlı fen eğitimi uygulamaları gerçekleştirmelerini teşvik etmekte ve desteklemekteyiz. European Schoolnet’in de destek verdiği bu projede, Avrupa çapında, fizik/kimya/biyoloji/fen bilimleri branşındaki öğretmenlerle yüz yüze ve uzaktan eğitim faaliyetleri düzenlenmekteyiz.</span></p>
<p><b>Okulların İyi Olma Hali</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Benzer şekilde, Türkiye’nin önde gelen vakıflarının desteklediği projeler ile okullarımızın iyi olma halini destekleyici projeler de yürütmeye devam ediyoruz. Örneğin, “Okul ikliminin değerlendirilmesi ve geliştirilmesi” ve “Teknik Anadolu liselerinde öğrencilerin 21.yy becerilerini ve tasarım odaklı düşünme becerilerinin geliştirilmesi” projeleri çalışmalarımızdan bazıları.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Meslek liselerinde hem öğrenciler hem de öğretmenlerle 21. yüzyılda daha fazla ihtiyaç duyulan becerileri anlamak ve mevcut müfredat programını bunlarla uyumlu hale getirmeye yönelik çalışmalar yürütmekteyiz. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Meslek lisesi öğrencilerinin beceri ve yetkinliklerini artıracak, daha </span><span style="font-weight: 400;">anlamlı-amaçlı okul-sektör işbirlikleri kurulmasının yollarını aramakta, böylelikle daha nitelikli mezunlar veren, yaygınlaştırılabilir ve sürdürülebilir bir mesleki eğitim modeli kurgulamayı hedeflemekteyiz.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Ayrıca, bütüncül bir yaklaşımla bir okulun gelişimini destekleyecek okul modelleri üzerinde de çalışıyoruz. Geliştirdiğimiz Okul İklimi Modeli’nde, bir okulun sosyo-duygusal yapısı, örgütsel yapısı ve eğitim-öğretim yapısı bağlamında güçlü ve zayıf yönlerini belirledikten sonra güçlendirilmesi gereken yönlerine ilişkin eylem planları hazırlayıp okulda uygulanmasına rehberlik ediyoruz.</span></p>
<p><b>Okul iklimi projesi nedir? Nasıl geliştirdiniz? Biraz bahsedebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Okul İklimi&#8217;nin geliştirilmesi projesi de meslek liseleri dışında kalan Anadolu liselerinde yürüttüğümüz projelerden biri. Hem ulusal hem de uluslararası literatürdeki tanımlarına baktığımızda, okul ikliminin, okul içi ve dışındaki tüm paydaşların sosyal bağlarını ve ilişkilerini, okuldaki süreçlere katılımlarını, fiziksel ve duygusal olarak güvende olmalarını, okuldaki fiziksel unsurların iyileşmesini sağlayan destekleyici uygulamaların toplam kalitesini ve karakterini yansıtan ortam algısı olduğunu görmekteyiz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz Eğitim Atölyesi olarak; okuldan okula değişen bazı dinamikleri de göz önünde bulundurarak, okuldaki paydaşların (öğrencilerin, öğretmenlerin, velilerin ve diğer okul personelinin) deneyimlerini ve okulun genel olarak hedeflerini, değerlerini, kişilerarası ilişkileri, öğretme ve öğrenme pratiklerini ve örgütsel yapısını da yansıtacak bir model geliştirdik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu modelde, okulların gelişimlerini destekleyecek bütüncül bir yaklaşım sergileyerek okulun sosyo-duygusal ve örgütsel yapısı ile öğrenme-öğretme süreçlerindeki güçlü ve zayıf yönlerini tespit ediyor ve güçlendirilmesi gereken yönlerine ilişkin eylem planları hazırlayıp okulda uygulanmasına rehberlik ediyoruz. Kısaca bu yapıları özetleyecek olursak; okulun örgütsel yapısı dediğimizde okulun kurumsal yapısını, tüm unsurlarının yönetilmesini, yürütülmesini ve koordine edilmesi gibi işlevleri; öğrenme-öğretme süreçleri öğretiminin kalitesini, öğrencilerin akademik ve sosyal başarılarını, öğretmenden beklentilerini, öğrencilerin sınıf içi uygulamalara katılımlarını, öğretmenlerin öğrencilere rehberlik etmelerini, öğrenme ortamlarındaki akran etkileşimlerini vs. içeren stratejileri; sosyal ve duygusal yapısı ise okuldaki tüm paydaşların kendilerini tanımasını, bu anlamda da duygularını doğru bir şekilde yönetebilmesini, başkalarıyla güçlü/empatik ilişkiler kurarak iş birliği yapabilmelerini, zorlu süreçlerde öfkelerini kontrol ederek yapıcı çözümler üretebilmelerini destekleyecek stratejileri içermektedir. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Tüm bu yürüttüğümüz projelerde edindiğimiz deneyimler gösteriyor ki, Türkiye’nin her bölgesinde farklı sebeplerle çocuklar en temel insani hak olan eğitimden faydalanamamaktadır. Geçmişten günümüze rakamlar değişse de kız çocuklarının özellikle ortaöğretimde okullulaşma oranları bazı bölgelerde hala düşük ve erken evlilik vakaları mevcut. Erkek çocukları ise ekonomik sebeplerle okulu bırakıp ailesine destek olmak için çalışmak zorunda kaldıklarından dolayı okula devam edemiyorlar. Türkiye&#8217;nin pek çok bölgesinde, mevsimlik tarım işçisi ailelerin erkek çocukları genelde tarlada çalışmaya götürülürken kız çocukları ise evin diğer bireyleri tarlaya çalışmaya gittiğinde küçük kardeşlere, bebeklere ve yaşlılara bakmak için çadır alanlarında bırakılıyor. Çocukların bir kısmı yine ailelerine maddi destek sağlamak için okulu bırakıp mobilyacılık ve tekstil sektöründe çalışmak zorunda kalıyor.</span></p>
<p><b>Türkiye&#8217;de eğitim alanında sivil topluma hangi roller düşüyor, neler yapması gerekiyor? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Sivil toplum alanında çalışan bizlere düşen rol ise çocukların okul terkine neden olan problemlere sürdürülebilir ve gerçekçi çözümler getirmektir. 6-7 çocuğu ile çadırlarda yaşayan mevsimlik tarım işçisi bir aileye “çocuklarınızı okula yollamalısınız” dendiğinde, yüzünüze bakıp “benim, onların yevmiyesine ihtiyacım var, 6 yaşına kadar al, ne yaparsan yap ama sonra benimle birlikte tarlaya gitmek zorundalar” cevabını alırsınız. Özellikle Adana’daki çadır bölgelerinde yaptığımız saha çalışmalarında ailelerin 10 yaşından büyük çocuklarına çocuk değil yetişkin gözüyle bakmakta olduğunu fark ettik. Bu da gösteriyor ki, çocukların okullaşma oranlarını arttırmak için hem onların yaşam koşullarını göz önünde bulundurmalı hem de aileleri sürecin iş birliği kurulabilen bir parçası haline getirmek gerekmekte. Çocukların okula gidebilmesi için ailelerin var olan koşullarını gerçekçi bir şekilde ele alıp, bunu bir sorun alanı olarak görüp çözüm önerileri üretmek zorundayız. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Özetlemek gerekirse, dünya genelindeki sivil toplum örgütlerine baktığımızda artık her organizasyonun çalışma alanlarına eğitimi de eklediğini görmekteyiz. Yapılan bunca çalışmaların sürdürülebilir olması, insani yardımın bir adım ötesine geçmesi ve bireylerin var olan koşullarını dönüştürerek kendi hayatlarını inşa etmeleri ya da iyileştirmeleri ancak doğru yapılandırılmış eğitimle mümkündür! Biz de çalışmalarımızı hep bu bakış açısından güç alarak yapılandırmaktayız.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2020/01/15/egitim-atolyesinden-ogretme-ve-ogrenme-pratiklerini-yansitacak-bir-model-okul-iklimi/">Eğitim Atölyesi’nden Öğretme ve Öğrenme Pratiklerini Yansıtacak Bir Model: Okul İklimi</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Sivil Toplum AB Üyelik Sürecine Katkı Sağlıyor&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/27/sivil-toplum-ab-uyelik-surecine-katki-sagliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Özsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Dec 2019 07:35:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[AB İzleme Ağı Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[AB İzleme Ağı Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[Bülent Tunga Yılmaz]]></category>
		<category><![CDATA[iktisadi kalkınma vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[IPA II]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sivil Toplum Çalıştayı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Avrupa Vakfı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46223</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti ve AB tarafından desteklenen Kamu ve STK'lar Arasındaki İşbirliğinin Güçlendirilmesi İçin Ortaklıklar ve Ağlar Hibe Programı kapsamında Türkiye Avrupa Vakfı (TAV), Yaşama Dair Vakıf (YADA) ve İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) tarafından yürütülen EU Monitoring Network (AB İzleme Ağı) projesi bir yılını doldurdu. Türkiye’de özellikle kadın, çocuk, iklim ve savunuculuk alanlarında ve dezavantajlı gruplarla çalışan sivil toplum kuruluşlarının kapasitelerini geliştirerek AB ile ilgili bilgilerini arttırmayı, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik sürecine aktif katılımını sağlamayı ve kamuoyunun AB sürecine yeniden ilgisini canlandırmayı hedefleyen AB İzleme Ağı Projesi’nin koordinatörü Bülent Tunga Yılmaz ile geçen bir yılı ve neler yaptıklarını konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/27/sivil-toplum-ab-uyelik-surecine-katki-sagliyor/">&#8220;Sivil Toplum AB Üyelik Sürecine Katkı Sağlıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AB-Türkiye ilişkilerinin tekrar canlandırılması ve kamuoyunda AB&#8217;ye tam üyelik hedefinin tekrar altının çizilmesinde sivil toplumun nasıl bir rolü olabilir? Bunu biraz açabilir misiniz? AB İzleme Ağı projesinin bu konuya katkısı nasıl olacaktır?</strong></p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class=" wp-image-46265 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/izlem_A5_flyer-640x907.jpg" alt="" width="228" height="323" />Türkiye’nin AB tam adaylık için resmi başvurusunu yaptığı 1987’den itibaren sivil toplum AB-Türkiye ilişkilerinde başat bir rol üstlenmiştir. Hatta biraz abartılı bile bulunabilir ama sivil toplum gerek ilişkilerin tüm tarihi gerekse de tam üyelik için müzakerelerin başlaması sonrasında Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin en önemli aktörü olarak konumlanıyor. Başta insan hakları ve demokratikleşme olmak üzere Türkiye-AB ilişkilerindeki sürece sivil toplumun kritik katkıları olmasaydı Türkiye’nin son yıllardaki tüm olumsuz gelişmelere rağmen AB tam üyelik hayaline ve umuduna tutunması mümkün olmazdı.</p>
<p>Son dönemde Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde ciddi bir gerileme olduğu maalesef yadsınamayacak bir gerçek. Zira tam üyelik fiilen durduğu günümüzdeki dönem; gerek Türkiye gerekse AB tarafının ilişkilere yaklaşımının tam üyelik müzakelerine başlanıldığı 2005 yılından bu yana en kötü olduğu dönemi temsil ediyor. Bunun bir sonucu olarak da kamuoyunda AB üyeliğine dair şüphelerin arttığı ve tam üyelik idealinin kamuoyunda neredeyse tartışılmadığı bir politik ve toplumsal atmosfer hâkim. Ancak tüm bu olumsuz gelişmelere ve hayal kırıklıklarına rağmen hala AB tam üyelik hedefi Türkiye’nin gündemindeyse ve hala bu sürecin olumlu bir yöne doğru ilerleme ihtimali tartışılıyorsa bunda en büyük pay sivil toplumundur. Biraz iddialı olacak belki ama bugün AB ile ilişkiler neredeyse tamamen sivil toplum üzerinden yürütülüyor. Dolayısıyla sivil toplum, Türkiye kamuoyunda AB’ye tam üyelik sürecinin yeniden canlandırılması ve AB üyeliğinin Türkiye kamuoyunun ajandasında hak ettiği yeri almasında oldukça kritik bir rol oynuyor. Bu rolün layıkıyla nasıl gerçekleştireceği konusunda sivil toplumun yapacağı pek şey var. Altını çizmek gerekiyor ki: Sivil toplumun yaptığı tüm çalışmalar, Türkiye’yi demokrasi ile temel hak ve özgürlükler odağındaki eşitlikçi ve sosyal AB değerlerine yaklaştırarak tam üyelik sürecine benzersiz bir katkı sağlıyor. Türkiye ve Brüksel’de karar alıcılar nezdinde lobi faaliyetlerinden tutun da kamuoyuna farklı kanallar aracığıyla AB üyeliğinin öneminin anlatılmasına kadar farklı yöntemlerle sivil toplum bu rolü ifa edebilir. Buna ek olarak sivil toplum kendi arasında, devletlerden ve bürokrasinin temsilcilerinden farklı olarak daha sıcak ve ikna edici bir ilişki ve diyalog kurma potansiyeline sahip.</p>
<p>Ben şahsen AB Hibe Programları’nın hala AB-Türkiye ilişkileri alanındaki en önemli araç olduğunu düşünüyorum. Nitekim AB İzleme Platformu ve AB İzleme Ağı da bu düşünce ile doğmuş bir oluşum ve çalışmalarına da bu çerçevede devam ediyor. AB İzleme Ağı Platformu 2016 yılında TAV, YADA ve İKV tarafından kurulduğunda nihai hedefi AB tam üyeliği sürecinin kamuoyunda yeniden gündeme gelmesi ve tartışılması olarak belirlendi. Bu kapsamda Platform, tam üyelik sürecindeki farkındalık artırma çerçevesini AB Hibe Programları ve Projeleri üzerinden tanımladı ve çalışmalarını da bu kapsamda şekillendirdi. IPA II altında yararlanıcısı T.C. Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı, sözleşme makamı da Merkezi Finans ve İhale Birimi olan “Kamu ve STK&#8217;lar Arasındaki İşbirliğinin Güçlendirilmesi İçin Ortaklıklar ve Ağlar Hibe Programı” kapsamında yürütülen “AB İzleme Ağı” Projesi ile de Platform’un çalışmaları ulusal ve bazı boyutlarıyla uluslararası bir düzeye taşımış oldu. En kısa ifadeyle AB İzleme Ağı, günümüzde AB-Türkiye ilişkilerindeki en önemli mekanizmalardan biri olan Hibe Programları’nın sivil toplum tarafından sivil bir perspektifle, sosyal etki bağlamında izleme-değerlendirilmesinin yapılmasına da olanak verme hedefi taşıyor. Bu bağlamda sosyal etki odaklı bir sivil toplum araştırmasının IPA başta olmak üzere tüm hibe programlarının şeffaflığını sağlayacak bir metodoloji sunacağı inancını taşıyoruz.</p>
<p><strong>AB İzleme Ağı Hakkında</strong></p>
<p><strong>Kamu ve STK&#8217;lar Arasındaki İşbirliğinin Güçlendirilmesi İçin Ortaklıklar ve Ağlar Hibe Programı kapsamında bir ağ kurulmasından bahsediliyor. Bu ağı bize tanımlayabilir misiniz? Sivil topluma nasıl bir katkısı olacak?</strong></p>
<p>Program kapsamında sivil toplum kuruluşlarının dâhil olacağı bir ulusal ağ kurulması planlanıyor. AB İzleme Ağı, AB Hibe Programları’nın sosyal etkilerinin analiz edilmesi ve önerilecek izleme-değerlendirme metodolojileri ile sivil topluma farkındalık kazandırma amacı taşıyan bir Proje. Projemizin odağını oluşturan sosyal etki analiz ve izlemeler ile sivil toplum kuruluşlarının Türkiye-AB ilişkilerine ve özellikle de tam üyeliğe yönelik 35 fasıl altındaki müzakere süreçlerine yeni bir perspektifle aktif katılımının önünü açmak istiyoruz. Bunun yanında Ağ’ın sivil topluma yapacağı temel katkıları da şu şekilde özetleyebiliriz:</p>
<ul>
<li>Ağ sayesinde sivil toplum kuruluşları yürüttükleri Hibe Projeleri’nın orta ve uzun dönemde sosyal etkilerini görme ve analiz etme yöntemleri hakkında kolayca bilgi edinebilecek;</li>
<li>Ağ’ın ve Proje’nin önümüzdeki dönem etkinlikleri arasında AB Okuryazarlığı ve Sosyal-Etki Analizi alanlarında sivil toplum temsilcilerine yönelik eğitimler de yer alıyor. Bu eğitimler ilk olarak sivil toplumun AB  konusundaki bilgi kapasitesini geliştirecek. İkinci olarak sivil toplum temsilcileri sosyal etki analizi yaparak tam üyelik sürecindeki rolünü nasıl artırabileceğini  öğrenecek.</li>
<li>Ağ ve Proje faaliyetleri, AB Hibe Programları’nın sivil toplum kuruluşları tarafından sivil bir perspektifle izleme-değerlendirilmesinin yapılmasına ve sosyal etkilerinin analiz edilmesine de olanak verecek.</li>
<li>Ağ, sivil toplum kuruluşlarının AB-Türkiye ilişkilerinde karar alma ve politika yapma süreçlerinde daha aktif olarak yer almasına olanak sağlama hedefiyle sivil toplum temsilcilerinin kendi çalışmalarının önemi ve etkisinin farkına varması için çalışmalarını yürütüyor.</li>
<li>AB İzleme Ağı çalışmaları gelişip genişledikçe sivil toplumun AB-Türkiye ilişkileri alanında önemli işbirliği ve dayanışma platformu haline gelecek. Dolayısıyla orta ve uzun vadede AB alanında sivil toplumun aktif bir rol oynaması için en önemli araçlardan biri olması nihai hedefimiz.</li>
</ul>
<p><strong>TAV, YADA ve İKV’nin bu projede nasıl bir iş bölümü/rol dağılımı var?</strong></p>
<p><img decoding="async" class=" wp-image-46266 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/%C4%B0zmir-Kalk%C4%B1nma-Ajans%C4%B1-640x480.jpg" alt="" width="339" height="254" />AB İzleme Ağı 2016’da TAV, YADA ve İKV tarafından kurulmuş ve çalışmalar tam bir ortaklık içinde devam etmiştir. Hali hazırda IPA II altında yürütülen AB İzleme Ağı da daha önce belirttiğim gibi bu ortaklığın bir sonucu olarak ortaya çıkan bir proje. Proje bağlamında düşünürsek her bir ortak, projenin hedeflerine kendi uzmanlık alanı doğrultusunda katkıda bulunuyor.</p>
<p>TAV, yürütücü kurum olarak projenin idari ve mali süreçlerinden sorumlu. Buna ek olarak proje kapsamında gerçekleştirilen tüm aktivite ve çıktıların hazırlanma ve yürütülmesi süreçlerinde de aktif olarak yer alıyor. Özellikle AB İzleme Ağı Projesi’nin kamuoyunda anlatılması, proje kapsamında kurulmaya çalışılan kamu-sivil toplum işbirliği konusunda da TAV etkin bir rol üstleniyor. Ayrıca proje’nin tanıtım faaliyetleri, iletişim stratejisinin uygulanması ile proje çıktılarının yaygınlaştırılması da TAV’ın başlıca sorumlulukları arasında yer alıyor.</p>
<p>YADA, proje kapsamında gerçekleştirilen sosyal etki analizi ve izleme-değerlendirme süreçlerine yönelik çıktıların hazırlanması sürecinde aktif olarak rol alıyor. Proje kapsamında önümüzdeki günlerde yürütülecek olan “Sivil Toplum Algı Araştırması”nın ana koordinasyonu da YADA tarafından yapılacak. Proje’nin nihai çıktısı olarak hazırlanacak sosyal etki analizi ve izleme&amp;değerlendirme metodolojileri rehberi de YADA tarafından kaleme alınıyor.</p>
<p>Son olarak İKV ise Türkiye-AB ilişkileri, müzakere süreci ve AB müktesabatı alanındaki birikimini Proje’ye aktaran ortak olarak konumlanıyor. Bu kapsamda temel olarak AB okuryazarlığı eğitim müfredatlarının hazırlanması ve bu doğrultudaki eğitimlerin gerçekleştirilmesi İKV’nin sorumlulukları arasında yer alıyor. Ayrıca Proje’nin nihai çıktısı olarak hazırlanacak Türkiye-AB ilişkileri ve sivil toplumun rolü temalı rehber içeriği de İKV tarafından kaleme alınıyor.</p>
<p>Görev dağılımları belirttiğim gibi olsa da Proje’nin ortaklarının temsilcileri Proje’nin tüm etkinliklerine katılıyor ve tüm faaliyetleri işbirliğiyle gerçekleştiriyor. Ayrıca Proje’nin kamuoyu ve paydaşlar nezdinde duyurulması ve tanıtılmasında da YADA ve İKV TAV’a destek oluyor.</p>
<p><strong>Proje kapsamında “Sivil Toplum Kuruluşları için İzleme ve Sosyal Etki Analizi” rehberi oluşturmayı planlanıyor. Böyle bir rehbere sizce neden ihtiyaç var? Öne çıkmasını beklediğiniz konular var mı? Neler?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46267 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/1-6-640x471.jpg" alt="" width="281" height="207" />2002 yılından bu yana AB Destekleri Türkiye’de uygulanıyor. Günümüze kadar uygulanan farklı onlarca program kapsamında yüzlerce proje başta sivil toplum kuruluşları olmak üzere farklı kurumlar tarafından yürütüldü. Öte yandan yürütülen onlarca proje ile ilgili olarak, bu projelerin sosyal etkilerinin neler olduğu konusunda önemli çalışmalar maalesef yapılmamış. Projelerin değerlendirilmesi ağırlıklı olarak indikatör odaklı olmuş ama yürütülen projelerin genel anlamda etkilerinin ne olduğu, başka bir deyişle, toplumda neleri değiştirdiğinin analizi üzerine ciddi bir kafa yorulmamış. Bu durum  AB için de geçerli büyük oranda. Proje kapsamında yaptığımız çalışmalarda ve Brüksel’e düzenlediğimiz çalışma ziyaretinde yaptığımız görüşmelerde incelediğimiz projelerin AB içinde de yeteri kadar sosyal etki bağlamında izleme-değerlendirmesinin yapılmadığını gördük. Tüm bu gözlemlerimiz çerçevesinde hibe programlarının daha etkili olabilmesi ve sivil toplumun da maksimum verim alabilmesi için sosyal etki analizinin ciddi bir rol oynayabileceği kanaatine vardık. Bu doğrultuda; proje’de hazırlayacağımız sosyal etki analizi rehberi ile sivil toplum kuruluşlarının yürüttükleri projelerin etkilerinin kısa-orta-uzun vadede etkileri nelerdir, projeler ile neleri değiştirmişler; hedeflerine ulaşabilmişler mi gibi sorulara cevap aramalarını ve cevap bulabilecekleri bazı yöntemleri tanıtmayı amaçlıyoruz.</p>
<p>Rehber ile ilgili olarak proje kapsamında bir pilot uygulama gerçekleştirmeyi de hedefliyoruz aynı zamanda. Üç temel alanda, toplumsal cinsiyet eşitliği, iklim krizi ve çevre ile çocuk hakları konusunda çalışan sivil toplum kuruluşlarına bir tür danışmanlık-mentörlük hizmeti vererek; onların uzmanlık alanlarına ve bu alanda yürütülen projelere yönelik sosyal izleme yapmalarını sağlayacağız. Böylece  sosyal etki izleme alanında pratiğe yönelik bir çalışma yapmış olacağız. Bu çalışma bize hem rehberin ne oranda yararlı ve etkili olduğunu gösterecek hem de proje’nin ve proje çıktılarının sürdürülebilirliğinin sağlanmasına katkıda bulunacak.</p>
<p><strong>Projenin ilk yılını geride kaldı. Bugüne kadar neler yapıldı? Nasıl çıktılar elde edildi?</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46268 alignright" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/Ekran-Al%C4%B1nt%C4%B1s%C4%B1-21.jpg" alt="" width="336" height="249" />Projemizin ilk yılı ağırlıklı olarak hazırlık aşamasıyla geçti. Öncelikle proje kapsamında hazırlanacak sosyal etki analizi rehberi ve yöntemlere yönelik araştırmalar yapıldı. Projede görevli araştırmacı arkadaşlarımız bu konuda farklı örnekleri incelediler. Bu araştırma sonucunda da rehberin ilk taslağı, proje’nin birinci yılında tamamlandı. Rehberin içeriğinde sosyal etki analizi metodolojilerinin yanı sıra Türkiye-AB ilişkileri ve sivil toplumun rolü üzerine de bir kısım yer alıyor. Nitekim yaptığımız tüm çalışmaların ve hedeflerimizin odağına Türkiye’nin AB tam üyelik sürecini yerleştiriyoruz. Bu sürece dair temel bilgilere sahip olmanın, sivil toplum temsilcilerinin süreçteki rolünü artırma konusunda önem taşıdığını düşünüyoruz.</p>
<p>Şu anda rehberin ilk taslağı üzerine proje ekibinin yorumları doğrultusunda çalışmalar devam ediyor. Rehber üzerine çalışmalar projenin ikinci yılında artarak devam edecek. Tamamlanan taslak, kamu ve sivil toplumdan paydaşların değerlendirilmesine sunulacak. Ardından sivil toplum eğitimlerindeki uygulamalar ile rehber üzerine çalışma devam edecek. Rehberin son halinin projemizin sonunda basılması ve ilgili paydaşlarla da paylaşılması öngörülüyor.</p>
<p>Rehberin hazırlanmasına yönelik olarak Brüksel’e bir çalışma ziyareti gerçekleştirildi. Bu çalışmada Avrupa Komisyonu’na bağlı Genel Müdürlükler’e ve sivil toplum kuruluşlarına çeşitli ziyaretler düzenlenerek; izleme &amp; değerlendirme ve sosyal etki analizi alanında çalışan uzmanlarla görüşmeler yapıldı. Ayrıca doğrudan sosyal etki, izleme ve değerlendirme çalışan uzmanların bir araya geldiği bir çalıştay organize edildi.</p>
<p>Projenin birinci yılında yaptığımız diğer önemli aktiviteler ise İstanbul, Diyarbakır, Gaziantep ve İzmir’de gerçekleştirdiğimiz kamu görüşmeleri ve sivil toplum çalıştayları oldu. Kamu-sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile yaptığımız görüşmelerde hem kamu-STK işbirliğini geliştirmeye yönelik  tartışmalar yapıldı hem de bu kurumların izleme &amp; değerlendirme ve sosyal etki analizi alanındaki, varsa, çalışmaları hakkında bilgi alındı. Sivil toplum kuruluşlarının katılımı ile organize edilen çalıştaylarda ise iki temel konu tartışıldı:</p>
<ol>
<li>Sivil toplum kuruluşlarının AB Hibe Programları ile ilgili süreçler hakkındaki görüşleri, deneyimleri ve önerileri neler?</li>
<li>AB İzleme Ağı’ndan beklentileri neler olacak? Bir ulusal ağın işleyişine ilişkin hangi temel önerileri yapmak isterler?</li>
</ol>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-46269 alignleft" src="https://s3.eu-west-1.amazonaws.com/sivilsayfalar.org/2019/12/2-1.jpg" alt="" width="192" height="259" />Özellikle 29 Mart 2019 tarihinde gerçekleştirdiğimiz İstanbul Sivil Toplum Çalıştayı kapsamında sivil toplum kuruluşlarının hibe programlarına yönelik görüş ve önerilerini sorduğumuz anket çalışması sonuçlarının ve sonrasında çalıştayda meydana gelen tartışmaların analiz edildiği ve yer aldığı kapsamlı bir rapor T.C Dışişleri Bakanlığı AB Başkanlığı’na sunuldu. Benzer bir çalışma diğer şehirler için de gerçekleştirildi ve şu anda bu çalıştayların raporları üzerine proje ekibinin çalışmaları devam ediyor.</p>
<p>Çalıştayların ilk sonuçları TAV’ın da üye olduğu IPA II Sivil Toplum Alt Sektörü Sektörel İzleme Komitesi’nin 7. Toplantısı’nda AB Türkiye Delegasyonu, AB Başkanlığı ve farklı kamu, sivil toplum ve akademi temsilcilerinin bulunduğu bir ortamda sunuldu. Çalıştaylara yönelik kapsamlı bir rapor iki dilde (İngilizce/Türkçe) olarak hazırlanıp AB Türkiye Delegasyonu’na ve AB Başkanlığı’na sunulacak.  Bu çalışmalar dışında farklı platform ve toplantılarda proje, özellikle de AB İzleme Ağı’nın tanıtımı gerçekleştirildi. Bu ziyaret ve çalıştaylarda toplam 200 civarında sivil toplum kuruluşu ile 50’ye yakın kamu kurumu temsilcisine ulaşıldı. Projemizin ikinci yılında kapsamı artacak halkla ilişkiler kampanyası ve iletişim çalışmaları sayesinde etkinliklerimizin ve çalışma çıktılarımızın ciddi sayıda paydaşa ulaşmasını planlıyoruz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/27/sivil-toplum-ab-uyelik-surecine-katki-sagliyor/">&#8220;Sivil Toplum AB Üyelik Sürecine Katkı Sağlıyor&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TGSP&#8217;den Türkiye Gençleri Profili Araştırması&#8230;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/tgspden-turkiye-gencleri-profili-arastirmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Özsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 26 Dec 2019 12:26:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Gençlik]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Gençlik STK’ları Platformu]]></category>
		<category><![CDATA[Ömer Faruk Terzi]]></category>
		<category><![CDATA[TGSP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=46281</guid>

					<description><![CDATA[<p>TGSP Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Terzi ile TGSP’nin hikayesini ve yürüttükleri gençlik araştırmalarını konuştuk. Gençlerin  düşünce yapısı, yaşantıları, STK'lara ve siyasete bakışları ile gelecek tasavvurları üzerine yapılan araştırmaya göre, 15 – 30 yaş grubundaki gençlerin %94,4’ü herhangi bir STK’ya üye olmadığını belirtiyor. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/tgspden-turkiye-gencleri-profili-arastirmasi/">TGSP&#8217;den Türkiye Gençleri Profili Araştırması&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe loading="lazy" title="TGSP&#039;den Türkiye Gençleri Profili Araştırması..." width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/A4g9hOX1Bk8?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><b>Bize TGSP’den bahsedebilir misiniz? Nasıl kuruldu? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye Gençlik STK’ları Platformu kısaca biz buna TGSP diyoruz. TGSP her şeyden önce bir ihtiyaçtan doğdu 2012 yılında gençlik alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları Üsküdar Belediyesi’nin Gençlik Merkezi’nde bir araya geliyordu zaman zaman. Daha sonra bu bir araya gelmeleri daha aktif hale getirelim daha verimli hale getirelim diye kendi aramızda konuşurken en sonunda 2017 Aralık ayında Türkiye Gençlik STK’ları ismi altında bir tane platform kuralım kararı aldık. Kurucular 70 tane sivil toplum kuruluşundan oluştu. </span></p>
<p><b>TGSP olarak neler yapıyorsunuz? Platform çalışmalarında nelere dikkat ediyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu platformu kurarken şuna çok dikkat ettik; birincisi zaten sivil toplum kuruluşlarının yaptığı işi yapmayacağız. İkincisi mutlaka birbirimizle uyum içerisinde olacağız. Üçüncü olarak yaptığımız her işi istişare ile yapacağız. Biz bu minvalde TGSP’yi kurmuş olduk. Kuruluş aşamasındaki tüm süreçler her kurumun temsilcisinin görüşleri alınarak yapıldı. Her üç ayda bir araya geliyoruz ve elimizdeki raporları paylaşıyoruz. Bunu bir adım daha ileriye taşıdık ve kendi aramızda bir mutabakat metni oluşturduk. Her kurum yönetime yetki veriyor. Bu yetkiyi de karşılıklı hukuk oluşsun diye bir mutabakat metni dahilinde yapıyor.  Yönetim de tüm işlerini bu mutabakat metnine uygun olarak yerine getiriyor. </span></p>
<p><b>TGSP olarak edindiğimiz misyonlar neler?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kendimize altı tane misyon edindik. Bunlardan ilki sivil toplum kuruluşlarının birbirleriyle tanışıp kaynaşmalarını sağlamak. İkincisi bu birlikteliğin ve beraberliğin sonucu olarak ortak işler ortak projeler ortak kampanyalar ve yine bazı ortak programlar yapmalarını vesile olmak. Üçüncüsü de birbirlerinde ki güzel örneklerin diğer kurumlar tarafından alınmasını sağlayacak ortamlar oluşturmak ve bazı uygulamaların örneklerini göstermek. Bu hususta “YEK &#8211; Yeryüzü Yemek ve Kültür Festivali” yaptık. Ayrıca ikinci olarak “STK’lar Yarışıyor Kardeşlik Kazanıyor” diye isimlendirdiğimiz sportif alanlarda sivil toplum kuruluşları neler yapabilir onlara örnek olabilecek bir sistem geliştirdik. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Dördüncü olarak sivil toplum kuruluşlarını yönlendirmek onlara rehberlik yapmak onlara danışmanlık yapmak gibi bazı hizmetlerimiz var bazen takıldıkları konularda özellikle projelerde onları destek oluyoruz. Ulaşmak istedikleri ve takıldıkları resmî kurumlarla ilişkilerinde aracılık yapıyoruz TGSP’nin platform ismi üzerinden. Beşinci olarak hem siyaset üzerinde hem de bürokrasi üzerinde hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda lobicilik savunuculuk ve baskı grupları oluşturmaya yönelik gayret gösteriyoruz. Madem bu kadar sivil toplum örgütü bir araya geliyoruz nasıl bunu faydalı bir güç olarak kullanabiliriz tarafında TGSP lobicilik ve savunuculuk alanında şu ana kadar özellikle Türkiye’de gençlik ile alakalı politika kurulu olmadığı için bunun kurulmasına dönük çalışmalarını yaptı ve en kısa zamanda bunun gerçekleşmesini bekliyoruz. Son olarak da tüm sivil toplum kuruluşlarımızın kurumsal kapasiteni arttırmaya yönelik çalışmalar yapmak. </span></p>
<p><b>Gençlik STK’larını bir araya getiren başka platformlardan nasıl bir farkınız var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Burada bizim bir farkımız da şu; bu alanda çalışma yapan farklı kurumlar var fakat biz aynı zamanda kurumsal kapasitesi iyi olan kendi stratejik planı hazır olan sivil toplum kuruluşları ile henüz bu süreci tamamlamamış STK’ları buluşturuyoruz. Yani iyi olanla gelişmekte olanları bir araya getirerek bunların ortak çalışmalar yaparak birbirlerine destek olmamalarına da vesile oluyoruz. Bu yönüyle TGSP diğer kurumlardan ayrılıyor. </span></p>
<p><b>Son olarak gerçekleştirdiğiniz Türkiye Gençleri Profil Araştırması’ndan bahsedebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Türkiye’nin gençleri profil araştırması bizim TGSP olarak yaptığımız ilk ciddi çalışmalardan bir tanesi. Orada ana maksadımız şuydu madem alanımız gençlik ve sivil toplum </span><span style="font-weight: 400;">kuruluşları; peki 15-30 yaş arası gençlik ne yapıyor, ne istiyorlar, dünya görüşleri nedir, siyasi görüşleri nedir, neyden hoşlanırlar, neyi okumayı severler neyi izlemeyi severler, STK’lara karşı olan ilgileri ne düzeyde tüm bu soruların cevaplarını aradık. Şu ana kadar Türkiye genelinde 8 bin dernekli, bu kadar geniş kapsamlı başka bir araştırma yapılmadı. Biz bunu her iki yılda bir yapmayı planlıyoruz. Tabi bu araştırmayı yaptık ama bunun çıktıları üzerine aslında ne demek istiyor veya bundan sonra ne yapılması lazım bu hususta da akademisyenlerle ileri analiz çalıştayları yaptık. Bu çalışmaların sonucunu 22 Ocak’ta kamuoyu ile paylaştık.</span></p>
<p>Araştırmayı okumak için <a href="https://www.sivilsayfalar.org/portfolio/tgsp-turkiye-gencleri-profil-arastirmasi/">tıklayınız.</a></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/26/tgspden-turkiye-gencleri-profili-arastirmasi/">TGSP&#8217;den Türkiye Gençleri Profili Araştırması&#8230;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>YADA Vakfı Sivil Diyaloğun Güçlenmesi Kapsamında Çalışmalarını Sürdürüyor</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/09/yada-vakfi-sivil-diyalogun-guclenmesi-kapsaminda-calismalarini-surduruyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Özsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Dec 2019 10:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Ceylan Özünel]]></category>
		<category><![CDATA[sivil diyalog atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Diyaloğun Güçlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşama Dair Vakıf (YADA Foundation)]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=45430</guid>

					<description><![CDATA[<p>YADA Vakfı’nın Avrupa Birliği desteğiyle yürüttüğü “Sivil Diyaloğun Güçlenmesi” projesi kapsamında yapılan Sivil Diyalog Atölyesi etkinlik serisi tamamlandı. Proje kapsamında yapılan ve bundan sonra yapılması planlanan çalışmaları YADA Vakfı’ndan Ceylan Özünel ile konuştuk. </p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/09/yada-vakfi-sivil-diyalogun-guclenmesi-kapsaminda-calismalarini-surduruyor/">YADA Vakfı Sivil Diyaloğun Güçlenmesi Kapsamında Çalışmalarını Sürdürüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><iframe loading="lazy" title="YADA Vakfı Sivil Diyalog Atölyesi Gerçekleşti" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/YI-U03R3Dcs?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><b>Sivil Diyaloğun Güçlenmesi projesi nedir? Bize biraz anlatır mısınız? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">YADA olarak, sivil toplumun etki kapasitesini artırmak üzere bir çok araştırma ve çalışma yürütüyoruz. Bu anlamda yaptığımız araştırmalardan çıkan bulgular doğrultusunda sivil toplumun hem karar vericiler hem de yurttaşlar üzerindeki etkisizliğinin en önemli faktörlerinden birinin hem kendi içinde hem de paydaşlarla olan diyaloğunun zayıflığı olduğunu gördük. Bu doğrultuda paydaşlar arası diyaloğun güçlenmesi üzerine bir dizi çalışmalar ve araştırmalar tasarlıyoruz. Sivil Diyaloğun Güçlenmesi projesinin ana hedefi de sivil toplum, kamu ve özel sektör diyaloğunun ve ilişkilerinin güçlenmesine, böylece sivil toplumun etkisinin artmasına katkıda bulunmak. </span></p>
<p><b>Proje kapsamında ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Proje kapsamında çeşitli araştırmalar ve etkinlikler yapmayı planlıyoruz. Araştırma çalışmalarımızdan ilkine başladık. Diyalog Haritalama diye adlandırdığımız bu araştırma çalışması ile STK’ların hem kendi içinde hem de kamu ve özel sektörle kurduğu diyalog ve ilişki biçimlerini incelerken, diyaloğun kurulmadığı alanları ve nedenlerini de analiz ediyoruz. Bu doğrultuda bir masa başı çalışması yaparak, STK’ları çalışma alanları ve arka planlarına göre kümelendirdik. Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden 100’den fazla STK ile derinlemesine görüşmeler yaptık. Araştırmanın bir parçası olarak şu ana kadar dört kez farklı şehirlerde farklı paydaşlarla bir araya gelerek Sivil Diyalog Atölyesi etkinliklerini düzenledik. İstanbul’da iki kez olmak üzere, Ankara ve Diyarbakır’da yaptığımız atölyelerde diyalog üzerine tartışmalar yürüttük. Atölye çıktılarına da Diyalog Haritalama araştırmamızın raporunda yer vereceğiz ve bu raporu mümkün olduğunca yaygınlaştırmaya çalışacağız.</span></p>
<p><b>Bu etkinliklerden biraz daha ayrıntılı bahsedebilir misiniz? Nasıl metodlar kullanıyorsunuz? </b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Etkinliklerimizde oturma düzenini çember şeklinde yapıyoruz, böylece herkesin birbirini gördüğü, dinlediği ve katılımcıların aktif olarak tartışmalara katıldığı bir ortam hazırlamaya çalışıyoruz. Sivil Diyalog Atölyesi etkinliklerinde önce sivil toplumun yaptığı tüm çalışmaları ve bu çalışmaların etkisi üzerine ortak bir tartışma yürütüyoruz. Atölyede yine ortak olarak üzerine konuşulan sorun ağacı çalışmamız oluyor. Burada da diyaloğu merkeze alarak, paydaşlar arası diyaloğun kurulamamasının kök nedenlerine iniyoruz. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Diyaloğun kurulamamasının etkileri üzerine tartışıyoruz ve katılımcıların önceliklendirdiği sorun alanları üzerine gruplara ayrılarak bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini tartıştığımız grup çalışmaları yapıyoruz. Atölyelerde kullandığımız metotları sürekli olarak geliştirmeye gayret ediyoruz. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu yüzden her atölyede farklı metodlar kullanabiliyoruz. Örneğin; son iki atölyede paydaşlar arası iletişim ve diyalog eksikliğinin sebepleri ve sonuçları üzerine yürüttüğümüz tartışmaları drama teknikleri ve oyunlaştırma metodlarıyla yaptık. Son atölyenin konusu sivil toplum ve özel sektör diyaloğu ve ilişki biçimleriydi. Sivil toplum ve kamuya ek olarak özel sektörü dahil ettiğimiz ilk atölyemizdi. Atölyenin öğleden sonraki oturumunda STK’lar ve özel sektör arasında yaşanan bazı gerilimleri vaka olarak katılımcılara verdik ve gruplara ayrılan katılımcılar birbirlerinin rollerine girerek, diyalog ve iletişimle bu vakaları çözmeye çalıştı. Dediğim gibi, konuya ve katılımcılara göre değiştirip geliştirdiğimiz bu tür farklı tartışma metotları kullanıyoruz.  </span></p>
<p><b>Proje kapsamında başka neler yapacaksınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Proje kapsamında STK’lara yönelik Sosyal Etki Odaklı İletişim ve Tasarım atölyeleri düzenliyoruz. İlk ikisini İstanbul ve İzmir’de yaptık. Önümüzdeki sene de Samsun, Ankara ve Diyarbakır’da üç atölye daha yapacağız. Bu atölyelerde de sosyal etki kavramı üzerine tartışarak, sosyal etki odaklı iletişim ve tasarım nedir, nedene önemlidir, nasıl bir sistemi, modeli olmalıdır bunları konuşuyoruz. Atölye katılımcılarından birkaç kurum ile devam ettirdiğimiz bir de sosyal etki danışmanlık çalışmamız var. Bu danışmanlık kapsamında danışmanlığı yürüttüğümüz STK’nın bir projesini veya genel kurumu ele alarak biz etki izleme sistemi kuruyoruz onlarla.  </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunların dışında, geçtiğimiz yıl başladığımız Meydan buluşmalarına devam edeceğiz. Yine farklı temalarda ve arka planlarda STK’ları, kamu kurumlarını ve özel sektörü bir araya getirerek belli bir sorun, başlık altında tartışmalar yürüteceğiz. </span><span style="font-weight: 400;">Önümüzdeki sene de yine proje kapsamında bir medya izleme araştırma çalışmamız olacak. Orada da sivil toplumun medyadaki görünürlüğünü analiz edeceğiz ve bir rapor yayınlayacağız. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/12/09/yada-vakfi-sivil-diyalogun-guclenmesi-kapsaminda-calismalarini-surduruyor/">YADA Vakfı Sivil Diyaloğun Güçlenmesi Kapsamında Çalışmalarını Sürdürüyor</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8221;Çocuk Dostu Anayasa Şart&#8221;</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/19/cocuk-dostu-anayasa-sart/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Özsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Nov 2019 13:35:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Aladağ]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsel İstismar]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[İSİG]]></category>
		<category><![CDATA[SHD]]></category>
		<category><![CDATA[Soma]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyal Haklar Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[Tuba Torun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=20284</guid>

					<description><![CDATA[<p>20 Kasım Dünya Çocuk Hakları dolayısıyla bir araya geldiğimiz Sosyal Haklar Derneği (SHD) Yönetim Kurulu Üyesi ve Çocuk Hak İhlalleri Koordinatörü Avukat Tuba Torun, Sivil Sayfalar için çocuk hak ihlalleri üzerine değerlendirmelerde bulundu. Torun, çocuk dostu bir anayasanın şart olduğuna dikkat çekerek çocukların anlayacağı formatta hazırlanan anayasanın başta çocuklar olmak üzere herkesin erişimine açılmasının gerekliliğine işaret ediyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/19/cocuk-dostu-anayasa-sart/">&#8221;Çocuk Dostu Anayasa Şart&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal Haklar Derneği (SHD) Yönetim Kurulu Üyesi ve Çocuk Hak İhlalleri Koordinatörü Avukat Tuba Torun’un ifadesiyle SHD, devletin sosyal olma yükümlülüğünü harekete geçirmeye çalışıyor. Bunu, Aladağ ve Soma gibi sosyal &#8220;cinayet&#8221; olarak nitelediği davalara bakarak yapıyor. Kadın, çocuk, kent, hayvan, eğitim, sağlık şeklinde hak atölyeleri var; paneller, sergiler, film gösterimleri düzenliyorlar. Soma ve Aladağlı çocuklar için yaz okulları organize ediyorlar. Sosyal Hukuk Grubu da ‘Sosyal Hukuk’ adlı dergi çıkarıyor ve ülkenin sosyal sorunlarını hukukî açıdan yorumluyor.</p>
<p><strong>Türkiye’de temel hak ve özgürlükler kağıt üstünde mi kalıyor?</strong></p>
<p>Türkiye bir sürü sözleşmeye imza atmış, sözleşmeler bizi bağlıyor ancak dünyanın en mükemmel kanunlarına da sahip olsanız uygulamadığınız sürece anlamı yok. Hangi sözleşmeye bakarsanız bakın, çocukların oyun oynama, gelişim ve sağlık hakkından bahseder. Ancak mevcut uygulamalar bu sözleşmelerin ve hakların tepelendiğini gösteriyor. Bir şeyin uygulanması için kanun olmasına da gerek yok; insan hakları bilincinin yerleşmiş olması yeterli.</p>
<p><strong>Anayasada çocuk, kendi haklarını kullanma kapasitesi gelişen hukuki bir kişi olarak tanımlanmıyor…</strong></p>
<p>Anayasa çocukları korumak üzerine kurulmuş. Evet, özel olarak çocuğun haklarından bahsetmiyor. Çocuk “birey” olarak tanımlansa daha iyi olur.</p>
<p><strong>Bunun ideali nedir? </strong></p>
<p>Anayasa hazırlanırken çocukların hakları da yer almalı. Akademisyen, pedagog ve çeşitli uzmanlarla birlikte çocukların da görüşü alınmalı. Çocuk dostu bir anayasa şart. Anayasanın çocukların anlayacağı dilde bir forma sokularak çocukların olduğu her yerde dağıtılması gerekiyor.</p>
<h4><strong>“Çocuklar Çıraklık Adı Altında Sömürülüyor&#8221; </strong></h4>
<p><strong>Çalışma yaptığınız bir diğer alan çocuk işçiler… </strong></p>
<p>Sanıyor muyuz ki, hayatlarının en heyecanlı döneminde soğuk inşaatlarda, yakıcı sıcağın altında tarlada ya da boğucu sanayilerde çalışmaya can atıyorlar? Çoğu, eve ekmek götürmeye çalışan, bir şekilde buna zorlanan, erken yaşta gereğinden fazla olgunlaşmış çocuklar.</p>
<p><strong>Artan çocuk işçi ölümlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>DİSK &#8211; Genel-İş Sendikası’nın “Türkiye’de Çocuk İşçi Olmak” başlıklı bir raporunda çalışma hayatında iki milyona yakın çocuk işçi bulunduğu ve çocuk işçilerin yaklaşık yüzde 80’inin kayıt dışı çalıştığı belirtiliyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) verilerine göre sadece 2017 ağustos ayında 16 çocuk işçi yaşamını yitirdi. Daha doğrusu sosyal cinayete kurban gitti. 2016 yılında 56 çocuk işçi yaşamını yitirmişti ve bu zamana kadar en çok çocuk işçi ölümlerinin yaşandığı yıl olmuştu. İnsan hayatını rakamlarla ifade etmek her zaman zor ve çirkin. Her biri en az benim en az sizin kadar can. Henüz hayata dair bir fikir dahi edinemeden, yeterince göremeden, gülemeden ve de sevemeden gidiyorlar.</p>
<p><strong>“Çırak” olarak çalışmalarını nasıl yorumlamak gerek?</strong></p>
<p>“Çıraklık” kavramının düzenlendiği 3308 Sayılı Mesleki Eğitim Yasası var. Bu yasa, 2016 sonunda yapılan değişiklikle revize edildi ve aday çıraklık yaşının 11’e kadar düşmesiyle oldukça tepki aldı. Yasaya baktığınızda, “çıraklık sözleşmesi esaslarına göre çırak, bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştirilen kişi” şeklinde tanımlanıyor. Yani çırak mesleki eğitim amaçlı çalışma hayatına katılan öğrenci statüsündeki kişiler olarak ele alınmış ve yaş sınırı var. Çırak olabilmek için en azından ortaokul mezunu olmak, yani 13 yaşını doldurmuş olmak gerekiyor. 14 yaşından küçükler ise kısa süreli olarak “aday çırak” olabiliyor. 19 yaşından gün alana dek çırak olarak çalışabiliyorlar. Üstelik çıraklar, 4857 Sayılı İş Kanunu’na tabi değiller ve zaten yasanın 71’inci maddesine göre 15 yaşından küçük işçi çalıştırmak yasak. Yani, çırakların İş Kanunu’ndan kaynaklanan hiçbir hakları yok. Mesleki Eğitim Kanunu çerçevesinde bir çocuğun çırak olabilmesi için mutlak surette işverenle arasında çıraklık sözleşmesi imzalanmış olması gerekiyor. Aksi halde, işveren çocuk işçi çalıştırdığı gerekçesiyle cezalandırılır.</p>
<p><strong>Çocuklar bu yolla sömürüye açık hale mi getiriliyor?</strong></p>
<p>Evet. Çocukların “çırak” adı altında ne derece kolay sömürülebilecekleri rahatça anlaşılıyor. Sömürülüyorlar da. Zira çocuk işçi yahut çırak demek ucuz iş gücü demek.</p>
<p><strong>“Çocuklar meslek öğreniyor” yaklaşımı da var…</strong></p>
<p>Bu çocukların neredeyse tamamı geçimini sağlamak için çalışıyor. Asgari ücretin, adı üzerinde, geçinmek için gereken en asgari rakam olduğu kabul edildiğinde, emek veren çocuklara bu rakamın üçte biri veriliyor!</p>
<p>E, meslek öğreniyorlar diyeceksiniz de bu geçerli bir gerekçe değil. Çünkü çıraklık fiiliyatta eskiden olduğu gibi değil artık. Eskiden çırak ustasıyla yan yana olurmuş, onunla düşünür onunla üretirmiş. Şimdiki çıraklık sistemine baktığınızda tamamen kapitalizmin donuk resmini görüyorsunuz. Çıraklara daha ziyade beden gücüne dayalı işler yaptırılıyor, meslek öğretme odaklı bir tavır söz konusu değil. Kaldı ki, mesleği öğrenseler bile maddi imkanı olmayan bu çocukların ileride herhangi bir girişimde bulunmaları pek mümkün değil. En iyi ihtimalle, çıraklık dönemi bittiğinde aynı pozisyonda yahut bir üstünde İş Kanunu’na tabi işçi olarak devam ediyorlar çalıştıkları yerde.</p>
<p><strong>Bir hukukçu olarak çözüm öneriniz var mı peki?</strong></p>
<p>Elbette. Türkiye, ILO’nun 138 No’lu “Asgari Yaş Sözleşmesi” ve 182 No’lu “En Kötü Biçimlerdeki Çocuk İşçiliğinin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem Sözleşmesi” başta olmak üzere çocuk işçiliğine ilişkin düzenlemelerin hüküm altına alındığı çok sayıda uluslararası sözleşmenin altına imza atmış durumda. Bu sözleşmelerin doğru şekilde uygulandığını denetleyen bir mekanizma kurulması ve işletilmesi, var olan mekanizmaların çalışır hale getirilmesi şart. Bunun yanı sıra, çıraklık yaşının 18’e yükseltilmesi de zaruri. O çocukların okuması gerekiyor ve mevcut sistemde sömürüldükleri gayet açık. Kaldı ki, 18 yaşın altındaki bir çocuktan sağlıklı bir meslek seçimi yapması da beklenemez. Esas mesele ise, ailelerin ekonomik geçim düzeyinin artırılması ki, çocukları iş hayatına yönlendirmektense buna ilişkin politikalar üretilmesi daha sağlam sonuçlar doğuracaktır. Bununla birlikte 4+4+4 sistemi ile fiilen zorunlu eğitimin 13 yaşına indirilmiş olduğu da bir gerçek. En başından beri karşı çıktığımız bu sistemin de yeniden düzenlenmesi ve eğitimin kontrollü hale getirilmesi gerekiyor. Çocuk işçilerin çoğu mevsimlik işçi olarak çalıştıkları tarım sektöründe sosyal cinayete kurban gidiyor ve neredeyse tamamı kayıt dışı çalışıyor. Çocukların kayıt dışı çalışmasının kati surette yasaklanması ve bu durumun ciddi şekilde denetlenmesi de iş güvenliği ve sağlığı açısından bir zorunluluk.</p>
<h4><strong>&#8220;Çocuk Mahpuslara Yetişkin Muamelesi Yapılıyor&#8221;</strong></h4>
<p><strong>Hakları ihlal edilen bir diğer kesim de çocuk mahpuslar…</strong></p>
<p>Evet, öyle. CMK avukatlığı da yapıyorum, davaların yüzde 90’ı çocuklarla ilgili. Suça sürüklenen bir çocuğa ilk kez müdafi atandığım bir dosyada, çocukla hakim karşısına çıkarılmadan önce konuşmak istedim. Dosyaya ilişkin biraz konuştuktan sonra, bana “Abla benim bunun gibi bir sürü dosyam ve cezam var zaten. Sen kendini boşuna yoruyorsun, biz alışkınız” dedi. Bir süre ne diyeceğimiz bilemedim. “Böyle düşünme, şu andan itibaren herhangi bir suça bulaşmasan, cezan da elbet biter ve daha düzgün devam edebilirsin yaşamına” dedim. Müstehzi yarım bir gülüş attı. Yanımızdaki polise baktım, aynı gülüşü o da attı. Nasıl aptal gibi hissettiğimi anlatamam. O gün bugündür de suça karışmış çocuklarla konuşurken eziliyorum.</p>
<p><strong>Kanun bu çocuklarla ilgili ne diyor?</strong></p>
<p>Çocukların haklarını gözetmek üzere ayrıca düzenlenmiş bir Çocuk Koruma Kanunu’muz var. Bu kanunda çocukların tutukluluğuna ilişkin tek düzenleme 21. Maddede geçen tutuklama yasağı. Bu hükme göre, 15 yaşını doldurmamış çocuklar hakkında üst sınırı beş yılı aşmayan hapis cezasını gerektiren fiillerinden dolayı tutuklama kararı verilemez. Bu hüküm doğal olarak yetersiz; çünkü tutuklu çocuklara ilişkin özel bir usul yahut uygulamadan bahsetmiyor. Dolayısıyla, tutuklu çocuklara ilişkin yetişkinlere uygulanan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. vd. maddeleri uygulanıyor. Yani, çocuklar da yetişkinler gibi sulh ceza hakimlikleri tarafından tutuklanıyorlar. Halbuki çocuk sorgusunun, tıpkı yargılamada olduğu gibi çocuklar bakımından uzman ve çocuklara ilişkin özel tedbir alabilecek ayrı bir merci tarafından yapılması gerekiyor. Bununla birlikte CMK Madde 102’de yer alan tutukluluk süresi bakımından çocuklar için ayrı bir hüküm bulunmuyor. Bu süresinin olabildiğince kısa tutulmasını öngören bir emredici hüküm şart. Kaldı ki; Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde “çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarak başvurulması”nı öngören temel bir ilke var.</p>
<p><strong>Anneleriyle birlikte içeride kalan yüzlerce bebek için durum değişkenlik gösteriyor mu?</strong></p>
<p>5275 nolu Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. Maddesinin 4. Fıkrasında diyor ki; “Hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılır. Çocuk ölmüş̧ veya anasından başka birine verilmiş olursa, doğumdan itibaren iki ay geçince ceza infaz olunur.”</p>
<p>Bu şu demek; 6 aydan küçük bebeği olan kadınlar ve hamile kadınlar cezaevinde tutulamazlar. Ama bugün baktığımızda yaklaşık 700 bebek içeride. Mevcut durumda, belirttiğimiz yasa hükümlerinin uygulanmadığı son derece açık. Kaldı ki, hangi sözleşmeye bakarsanız bakın, çocukların oyun oynama hakkından, gelişim hakkından, sağlık hakkından bahseder. Mevcut uygulamayla bu sözleşmelerin topyekun tepelendiği de aşikâr.</p>
<h4><strong>“SHD, Çocuklara Hak Bilincini Vermeye Çalışıyor”</strong></h4>
<p><strong>Çocuklar için neler yapıyorsunuz?</strong></p>
<p>Sosyal Haklar Derneği, her türlü bürokratik, fiziksel ve de psikolojik zorluğa rağmen kutsal diyebileceğimiz bir çalışmaya imza attı. Üç yıldır Soma’da yaptığı gibi, Aladağ’daki Kışlak ve Köprücek köylerinde çocuklar için bir yaz kampı organize etti. Çocuklarla oyunlar oynadık, öğrendik, eğlendik ve dayanışmanın o tarifsiz güzelliğini hissettik. Yaz okullarında yaptığımız hak atölyeleri özellikle önemli. Burada hak bilincini vermeye çalışıyoruz; ağacında hakkı var, kuşunda hakkı var… Anlatıyoruz.</p>
<p><strong>SHD bu anlamda bir şeyleri değiştirdi mi?</strong></p>
<p>Bence değiştirdi. Bir önceki yıla göre fark var. Soma’da yaz kampımıza ortalama 200 çocuk katıldı. İlk gittiğimizde siyah resimler yapıyorlardı, şimdi o resimler çiçeğe böceğe dönüşmeye başladı. Bu kamplarda başka bir dünyanın olduğunu göstermek istiyoruz. Çünkü sosyo-ekonomik anlamda travmatik bir çevrede yetişiyorlar. Babası madenden geliyor, tarlada çapa yapıyor, bir yandan hayvanlarına bakıyor. Sürekli bir ekmek derdi var. Çocuğun anne babasıyla vakit geçirme hakkı var ama bu bile ne kadar mümkün? Çocuk gibi büyümüyorlar ve ne yazık ki ‘Doktor mu öğretmen mi olayım?’ diye düşünmek yerine madende çalışıp/çalışmayacağına kafa yoruyor.</p>
<p><strong>Aladağ’daki çocuklar için de bu durum geçerli mi?</strong></p>
<p>Aladağ’da Soma’ya göre çok daha değişik bir ortam var. Yerleşim bölgeleri dağlık yerlere serpilmiş. Ev yok, yol yok, tarım-hayvancılık yok, araçlar köylere çıkmıyor. Köy, okulların bulunduğu merkeze çok uzak. Mecburen çocuklarını okulun yakınındaki cemaat yurduna vermişler. Denetimsiz yurtlarda çocuklar göz göre göre can vermiş.</p>
<p><strong>Ailelere güven telkin etmek zor olmadı mı?</strong></p>
<p>Oraya ilk giden SHD idi. Dava süreciyle birlikte bir güven ilişkisi gelişti. Aileler kamptayken bize yemek getirdiler, evlerini açtılar. Bende çocuklara haklarından bahsetmek için oradaydım; fakat ben onlardan daha çok şey öğrendim. Hepsinin “Haksızlık deyince akıllarına ne geldiği” sorusuna verecek bir cevabı var mesela; kimi çat diye “Adalet!” deyiveriyor ama kimi de “Karıncaları öldürmektir” gibi naif bir cümleyi bırakıveriyor önünüze. “Barış deyince aklınıza ne geliyor?” diye sorduğunuzda; “Hava almak” cevabı kalbinize saplanıyor ya da “Kelebek” diyen çocuğu pamuklara saramadığınız için utanıyorsunuz.</p>
<p><strong>Bir diğer hak ihlali çeşidi de cinsel istismar…</strong></p>
<p>Çocuklarla alakalı en çok karşılaştığımız hak ihlali çeşidi cinsel istismar ve her geçen gün artarak devam ediyor. Bu konuda siyasilerin tutumları çok önemli, örnek verecek olursa Diyanet İşleri Başkanı’nın “Dokuz yaşında bir çocuğa şehvet duyulması” gibi açıklamaları ya da kanundaki açıklar bu vakaların artmasına sebep oluyor. Ayrıca “tecavüz yasası” dediğimiz erken yaşta evliliğin önünü açan yasa gibi öneriler her ne kadar biz bunu engellemiş olsak da insanların zihninde bir meşruiyet zemini oluşturuyor. Ülkemizdeki “ayıp” olgusu da bu durumun üstünü örtmekte, yaşanan on olaydan ancak birini öğrenebiliyoruz biz. Bütün bunların sonucunda yaptırımların yeterli olmadığını söyleyebiliriz.</p>
<p><strong>OHAL ilanıyla beraber kapatılan STK’larla ilgili değerlendirmeniz nedir?</strong></p>
<p>Dernek kurmak, hem uluslararası sözleşmelerde hem anayasada yer alan temel bir hak. Temel olan hakkı, bir kararnameyle ortadan kaldırıyorsunuz. Ancak kararname, uluslararası sözleşmeyle tanınan haktan daha üstün olamaz. Kaldı ki çocuklar kanuni temsilcileriyle yani velileriyle haklarını kullanabiliyorlar Bu, çocukların korunmaya muhtaç bireyler olduğu anlamını da taşıyor. O dernekleri kapatarak çocukların korunma hakkını elinden alıyorsunuz.</p>
<p><strong>Boşluk oluştu mu?</strong></p>
<p>Hem de nasıl. Bugün Türkiye’de çok önemli işler başarmış Gündem Çocuk gibi birçok dernek ortadan kaldırıldı. Mücadele veren derneklerin ortadan kaldırılması dolaylı yoldan çocuk haklarının ihlalidir.</p>
<p><strong>Çocuk hak ihlallerinin önüne geçme konusunda STK’lar ne yapabilir?</strong></p>
<p>Hak mücadelesi tek bir ayaktan oluşmaz. Siyasi, hukuki ve STK ayağı var. Birinin eksik olsa sistemin çökmesi anlamına gelir. STK’lar ne kadar işler hale gelirse hak güvencesi o kadar sağlanmış olur. STK’ların ilk görevi farkındalık oluşturarak ihlallere dikkat çekmek ve her mecrada bunu dile getirmek. Diğer görevi siyaseti harekete geçirmek, meclise önergeler taşınmasını sağlamak, yeni kanun oluşturma konusunda itici güç olmak.</p>
<p><strong>Partiler STK’larla güçlü bir ilişki içerisinde mi?</strong></p>
<p>Tabii ki değil. Mevcut sistemde çoğunluğa dayalı bir yasa yapma silsilesinden bahsediyoruz. En iyi yasa yapma yöntemi; çoğunlukçu değil çoğulcu yöntemin benimsenmesidir. LGBTİ’den tutun etnik kimliklere varana kadar her kesimle bol müzakere edilerek yasa yapılmasıdır. Partiler, barolarla ya da hak mücadelesi veren akademisyenlerle de iş birliği içerisinde değiller. İletişim içindeyse bile muktedir düşünce çerçevesinde iletişimdeler. Bu da tek tipleşmeye dönüşüyor.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/11/19/cocuk-dostu-anayasa-sart/">&#8221;Çocuk Dostu Anayasa Şart&#8221;</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Farklı Kimlik Ve Kültür Gruplarına Odaklanmak: Bir Arada Yașam: “Beraber Mümkün”</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/30/farkli-kimlik-ve-kultur-gruplarina-odaklanmak-bir-arada-yasam-beraber-mumkun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Özsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Oct 2019 10:51:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum Geliştirme]]></category>
		<category><![CDATA[YADA]]></category>
		<category><![CDATA[AB İzleme Ağı]]></category>
		<category><![CDATA[bir arada yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Meydan buluşmaları]]></category>
		<category><![CDATA[Rümeysa Çamdereli]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Diyaloğun Güçlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[sivil toplum diyaloğu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye ve AB’de Sivil Toplum Kurulușlarının Çokkültürlülük Yaklașımının Güçlendirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[YADA Vakfı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43742</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yakın zamanda Meydan Buluşmaları'yla takip ettiğimiz YADA Vakfı şimdi sivil toplum için Bir Arada Yaşam: “Beraber Mümkün” isimli yeni bir buluşma düzenliyor. AB Başkanlığı tarafından uygulanan Sivil Toplum Diyaloğu V Programı kapsamında yürüttükleri “Türkiye ve AB’de Sivil Toplum Kuruluşlarının Çokkültürlülük Yaklaşımının Güçlendirilmesi” projesi kapsamındaki bu programda farklı kimlik ve kültür gruplarının bir arada yaşam tecrübelerine odaklanmayı hedefliyorlar. Proje Koordinatörü Rumeysa Çamdereli ile programa dair konuştuk.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/30/farkli-kimlik-ve-kultur-gruplarina-odaklanmak-bir-arada-yasam-beraber-mumkun/">Farklı Kimlik Ve Kültür Gruplarına Odaklanmak: Bir Arada Yașam: “Beraber Mümkün”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;"><strong>Mümkün programı nedir? Bize biraz anlatır mısınız?</strong> </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">YADA Vakfı olarak sivil toplumun farklı aktörleri arasındaki diyaloğun artırılması ve bu șekilde sivil toplumun daha etkili hale gelmesi için çalıșmalar yürütüyoruz. Tüm bu etkinliklerimizde hem çalıșma alanları hem de arka planları ve motivasyonları açısından oldukça farklı birçok kurumu bir araya getiriyor, birlikte müzakerenin ve hatta iș birliklerinin peșine düșüyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">AB Bașkanlığı tarafından uygulanan Sivil Toplum Diyaloğu V Programı kapsamında yürüttüğümüz “Türkiye ve AB’de Sivil Toplum Kurulușlarının Çokkültürlülük Yaklașımının Güçlendirilmesi” projesi kapsamında <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/14/bir-arada-yasam-beraber-mumkun-arama-atolyesine-davetlisiniz-2/">Bir Arada Yașam: “Beraber Mümkün”</a> diyerek yola çıkıyor, farklı kimlik ve kültür gruplarının bir arada yașam tecrübelerine odaklanacağımız etkinlikler gerçekleştiriyoruz.</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Bir arada yaşamın toplum içerisindeki farklı kültür ve kimlik gruplarının dahiliyetiyle, ortak bir yaşamın farklı katmanlarıyla birlikte tahayyül edilmesiyle mümkün olabileceğini düşünen sivil toplum kuruluşlarının bir araya gelmesini, bilgi ve tecrübe paylaşımı yapmasını hedefliyoruz. Bu şekilde kendi tecrübelerinin farklılaşan ve ortaklaşan noktalarını görmeleri diyalog ve iş birliği için önemli bir zemin oluşturuyor düşüncesindeyiz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><strong>Bu etkinliklerden biraz daha ayrıntılı bahsedebilir misiniz? Nasıl metodlar kullanıyorsunuz? </strong></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Etkinliklerimizde konuşmacılarımız ya da dinleyicilerimiz yok. Çember şeklinde, tüm katılımcıların birbirini görebileceği bir düzende toplantılarımızı gerçekleştiriyoruz. Tüm katılımcıların olabildiğince eşit ve aktif bir şekilde katılabilecekleri bir müzakere ortamı oluşturmak için farklı yöntemlerden yararlanıyoruz. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Bir araya geldiğimiz tema etrafında bu temaya uygun tanışma etkinlikleri, zihin haritası gibi birlikte düşünmeye teşvik eden yöntemler, katılımcıların günün içeriğini şekillendirebildikleri açık alan gibi yöntemler kullanıyoruz. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Her etkinliğe temaya uygun bir şekilde olabildiğince farklı çalışma alanlarından, farklı arka planlardan sivil toplum kuruluşlarını davet ediyor, her etkinliğin içeriğini de bu katılımcılara göre şekillendirmeye çalışıyoruz. </span></p>
<p><strong>Geçtiğimiz yıl Meydan adlı bir program yürütüyordunuz, arada nasıl benzerlik ve farklılıklar var?</strong><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;"><br />
</span><span style="font-weight: 400;">Meydan Buluşmaları ve Meydan Atölyeleri devam ediyor, burada temel derdimiz sivil toplum kuruluşlarını bir konu etrafında bir araya getirmek, farklılıklarıyla bu konuya dair bakış açılarını paylaşabilecekleri bir zemin yaratmak. Manifestosunda da şu şekilde ifade etmiştik derdimizi:</span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Meydan, sivil toplum kuruluşları olarak, Türkiye&#8217;nin meselelerini keşfetmek, gündeme taşımak, çözüme dair seçenekler üzerine konuşmak, dinlemek, bildiğini anlatmak, öğrendiğini anlatmak ve biriktirebilmek için var.</span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">&#8220;Bir arada yaşam: Beraber Mümkün&#8221; diyerek yola çıktığımız etkinliklerimiz de benzer bir zeminde kurguladığımız etkinlikler. Burada odak noktamıza farklı kültür, kimlik gruplarını odağımıza alıyoruz, sivil toplumun birlikte konuşacağı konu olarak merkezimize bir arada yaşamın kendisini alıyoruz. Farklı grupların yaşadığı ayrımcılık hikayelerini, bu hikayelerdeki gizli ve görünür olan yanları, buradaki ortaklıkları ve farklılıkları konuşarak bir arada yaşamın olanaklarını konuşuyoruz, sivil toplumun buradaki misyonunu ve iş birliğinin konuya muhtemel katkılarına dair birlikte kafa yoruyoruz.</span></p>
<p><strong>Bu etkinliklerin çıktıları olacak mı, oluyor mu? Nasıl sonuçlar aldınız? </strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Meydan etkinliklerinin çıktıları meydanda.org web sitemizde yer alıyor, yine “meydanda.org” isimli Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarında gerçekleştirdiğimiz etkinliklerin öncesinde ve sonrasında bu etkinliklerin genel çerçevesi ve çıktılarına yönelik paylaşımlarda bulunuyoruz.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">“Bir arada yaşam: Beraber Mümkün” diyerek yola çıktığımız etkinliklerimize de daha yeni başladık. İlerleyen günlerde projenin web sitesi ve sosyal medya hesaplarını aktif hale getirip konuya dair ürettiğimiz farklı içerikleri paylaşıyor olacağız. Sivil Sayfalar’da da içeriklerimizi paylaşıyor oluruz zaten.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;"><strong>Biraz da YADA&#8217;nın gündeminden bahsedebilir misiniz? Gelecekte başka neler yapmayı planlıyorsunuz?</strong></span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">YADA&#8217;nın temel misyonu başta da ifade ettiğim üzere sivil toplum kuruluşları arasındaki diyalogu, iş birliğini güçlendirmek ve etkilerini arttırmak. Bu gündemler etrafında projeler üretmeye, bu alanda var olan durumu keşfetmeye, bilgi üretmeye, araştırmalar yapmaya ve uygulama çalışmalarıyla da adımlar atmaya devam edeceğiz, başka bir deyişle ilerleyen günlerde hem Meydan hem de Bir Arada Yaşam: Beraber Mümkün temalı buluşmalar, atölyeler düzenliyor olacağız.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Aynı zamanda, şu an yürüttüğümüz “Sivil Diyaloğun Güçlenmesi” isimli projede sivil toplum kuruluşları arasında diyalog ve iş birliğinin haritalanmasına ilişkin bir araştırma gerçekleştiriyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Son olarak, farklı sivil toplum kuruluşlarına sosyal etki izlemeleri konusunda destek veriyoruz. Bu konuda da TAV ve İKV’yle ortak olarak yürüttüğümüz “AB İzleme Ağı” projesi kapsamında bir rehber kaleme alıyoruz. Bu rehberde de sivil toplum kuruluşlarına hem kendi çalışmalarını hem de hakkında çalıştığı konunun kendisini sosyal etki bağlamında analiz etmelerine imkân tanıyacak adımlar, bakış açıları paylaşmayı hedefliyoruz.</span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/30/farkli-kimlik-ve-kultur-gruplarina-odaklanmak-bir-arada-yasam-beraber-mumkun/">Farklı Kimlik Ve Kültür Gruplarına Odaklanmak: Bir Arada Yașam: “Beraber Mümkün”</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbulON: Kentte Hareketliliği Gündemine Alan Bir Laboratuvar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/10/istanbulon-kentte-hareketliligi-gundemine-alan-bir-laboratuvar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Özsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Oct 2019 10:39:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İstanbulON]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Yerel Yönetimler]]></category>
		<category><![CDATA[Eda Beyazıt İnce]]></category>
		<category><![CDATA[Hareketlilik]]></category>
		<category><![CDATA[İmge Akçakaya Waite]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43155</guid>

					<description><![CDATA[<p>İTÜ Kentsel Hareketlilik Laboratuvarı İstanbulOn'dan Eda Beyazıt ve İmge Akçakaya Waite ile kurdukları laboratuvarları üzerine konuştuk. Beyazıt ve Akçakaya kentsel ulaşım alanında İstanbulON ile çok perspektifli bir zemin oluşturmak istediklerini söylüyorlar.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/10/istanbulon-kentte-hareketliligi-gundemine-alan-bir-laboratuvar/">İstanbulON: Kentte Hareketliliği Gündemine Alan Bir Laboratuvar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>İstanbulON nedir? Neden var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İstanbulON İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Mimarlık Fakültesi’nin altında kurulan bir laboratuvar. 2018 Aralık ayında kurduk, 2019 Ocak ayında İTÜ Rektörlüğünün ve Teknokent’in desteğiyle bir açılış toplantısı ile faaliyete geçtik. Öncelikle neden kurduğumuzdan biraz bahsedeyim sonra da neler yaptıklarımızı anlatırım. Ulaşım meselesi hep gündemde olan bir konu ama son zamanlarda daha çok konuşulmaya başlandı. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Ulaşım artık yalnızca A noktasından B noktasına yapılan bir hareket olmaktan çıkıp, A ile B arasındaki bütün ilişkileri de tartışmamız gereken bir hale geldi. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Bu şu demek; A – B arasındaki mekanı da tartışmaya başladık, ulaşım mekanını da, ulaşım mekanındaki güç ilişkilerini de, yatırımların neye göre yapıldığını da. Ve tüm bunların içinde sosyal fayda, sosyal adalet, iklim değişikliği gibi konuları da birlikte konuşmaya başladık. Yani ulaşım artık yalnızca ulaştırma mühendislerinin bir çalışma alanı olarak düşünülmüyor, daha inter disipliner bir alan olmaya başladı. Bu disiplinlerin arasında sosyal bilimciler, mimarlar, şehir plancıları, mühendisler, iklim uzmanları var. Biz de İstanbulON ile bu tartışmaların hepsini takip edebilen çok perspektifli bir zemin oluşturmak istedik.</span></p>
<p><b>Bu konuda başka neler yapıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun haricinde kentlerde nasıl uygulamaların yapıldığına bakıyoruz. Yerel ve uluslararası akademide üretilen bilgilerin yerel yönetimlere çok fazla yansımadığını görüyoruz. Yenilikleri takip etmeye yönelik bir anlayış var ama bunlar uygulamalara bu kadar yansımıyor. Bunun arkasında bütüncül bir bakışla bakılmadığı ve akademik bir anlayış olmadığı için böyle olduğunu düşünüyoruz. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bunun yanı sıra sivil toplum çok daha hızlı bir şekilde gündemi takip edebiliyor. Herhangi bir yeniliğin ortaya çıkmasında etkin rol oynuyor, toplumda değişimler sağlıyor. Elektrikli scooter’lar, paylaşımlı ulaşım sistemleri, yürümenin ve bisikletin ön plana çıkması gibi şeyler tabandan gelen hareketler ve bu hareketlerle politikaları dönüştürebiliyorlar.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bir diğer aktör olan özel sektör de pazarı çok hızlı okuyabilen ve ona ilişkin sonuçlar, çözümler üretebilen, ürünler ortaya koyabilen sektör halinde. </span></p>
<blockquote><p><span style="font-weight: 400;">Bizim gözlemlerimize göre tüm bu akademi, sivil toplum, özel sektör, kamu aktörleri arasında “Hareketlilik” başlığı altında bilgi akışı sağlanamıyor ve bir koordinasyon sorunu var. Biz kuruluş amacı olarak bu durumu mesele edindik. </span></p></blockquote>
<p><span style="font-weight: 400;">Biz akademide bilgi üretiyoruz, kamu bir yerlerden bir şeyler öğrenip onu uygulamaya çalışıyor, sivil toplum bunlardan bağımsız kendi ihtiyaçlarına uygun bir şekilde kentsel mekanı şekilllendirmeye başlıyor, özel sektör de bunu iyi okuyabilenlerden biri oluyor. Peki ama neden birlikte bir şey üretilmiyor? Biz de bu sebeple kentsel hareketliliğe dair bilgiyi neden birlikte üretmiyoruz ve neden paylaşmıyoruz sorusu ile yola çıktık. Bu konuda uluslararası çalışmaları ve benzer platformları da takip ederek bir laboratuvar kurmaya karar verdik. Laboratuvar denilince akla deneyler geliyor ama İstanbulON bir yaşayan laboratuvar, bir platform.</span></p>
<p><strong>Derdimiz Bu Alanda Çalışan Üniversite Öğrencilerine Destek Mekanizması Oluşturmak</strong></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Yurtdışında yüksek lisans ve doktora düzeyinde çok fazla destek programı varken burada çok daha sınırlı imkanlar. Biz de bu sebeple kamunun, özel sektörün, sivil toplumun gereksinimleri nelerdir ve bu gereksinimler örneğin bir teze alt yapı oluşturabilir mi sorusu ile çok taraflı bir ilişki kurmaya çalışıyoruz. </span></p>
<p><b>Ekibinizden bahseder misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Ekibimiz Mimarlık Fakültesi’nin altındaki hocalar ve öğrencilerden gönüllülük esasına dayalı katılımlarla oluşmuş durumda. Ben laboratuvarın kurucu yöneticisi olarak buradayım (Eda Beyazıt İnce), İmge Akçakaya Waite projelerden ve ARGE’den sorumlu koordinatör olarak burada. İkimiz de Şehir ve Bölge Planlaması bölümünde öğretim üyesiyiz. Bizim dışımızda bir de birlikte çalıştığımız araştırma görevlileri ve lisans üstü öğrencilerimiz var. Mimarlık Fakültesi dışında İnşaat ve İşletme Fakültelerindeki hocalarımız da konu alanlarına göre destek veriyorlar.</span></p>
<p><b>İlk dönem hedefleriniz arasında neler var?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk senemizi networkümüzü genişletmeye ayırdık. Kentsel hareketlilik alanının ekosistemini çıkarmak ve bu konuda kafa yoranlarla bir araya gelmek istiyoruz. Bu alanda çalışan paydaşları bir araya getirmek ve bu birlikteliklere kolaylaştırıcılık yapalım istiyoruz. Kente dair konuların farklı paydaşlar tarafından konuşulabildiği bir zemin oluşturalım istiyoruz. Yenilikçi, kapsayıcı ve sürdürülebilir çözümler geliştirebilmeleri için yönlendirelim onları. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Bütün bunların yanında akademisyen olarak asıl vazifemiz bilime katkıda bulunmak. Üniversite bünyesinde kurulmuş bir laboratuvar olarak araştırma projeleri üretiyoruz. </span></p>
<p><b>Temel çalışma alanlarınız neler? Hareketlilik’e hangi perspektiflerden bakıyorsunuz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Laboratuvar’ın beş temel konu alanını belirledik bunlar; düşük karbonlu hareketlilik -belki artık sıfır karbonlu hareketlilik demeliyiz-, kapsayıcı hareketlilik -sadece fiziksel özellikleri açısından farklı bireyleri kapsamak değil toplumun farklı kesimlerinin de hareketliliğine odaklanmak-, hareketlilikte yenilikçi çözümler, sürdürülebilir lojistik -uzmanlık alanımızın biraz dışında kaldığı için işletme fakültesinden destek alıyoruz- ve son olarak ulaşımda dayanıklılık konusu.</span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Açılış toplantımızda bu konu başlıkları ile ilgili bir çalıştay yaptık bu da bize yeni bakış açıları ve iş birliği zeminleri oluşturdu. </span></p>
<p><b>Bugüne kadar sivil toplum ve yerel yönetimlerle olan iş birliklerinizden biraz örnek verebilir misiniz?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İlk toplantımız sonrasında imece ile bir araya geldik ve onlarla bizim bilgi&amp;içerik partneri olarak dahil olduğumuz, Hollanda Konsolosluğu&#8217;nun desteklediği on haftalık bir çalışma gerçekleştirdik. TESEV ve Kadir Has Üniversitesi ile Sultanbeyli’de Erişilebilirlik Çalıştayı gerçekleştirdik. Bu çalıştaya ilçe belediyesi ile birlikte Sokak Bizim Derneği, Bisikletli Kadın İnsiyatifi, Yer Çizenler ve WRI da katıldı. İTÜ Youth Mappers ekibi ile bir öğrenci çalıştayı gerçekleştirdik. Bunların yanı sıra bir çok sivil toplum örgütü ve yerel yönetimler ile tanışıklıklar biriktiriyoruz. </span></p>
<p><b>MARUF 2019’a katılım süreciniz nasıldı? Forumda İstanbulON olarak neler yaptınız?</b></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Kent meselesinde ulusal ve uluslararası camiadan bu kadar aktör bir araya gelmişken biz de dikkatleri hareketlilik meselesine nasıl çekebiliriz diye düşündük. Networking etkinliği olarak tasarlamış olsak da alandan bu kadar insanın bir araya geldiği bir zeminde süreç içerisinde taslaklarını oluşturduğumuz proje fikirlerinin üzerine konuşmak istedik. Bu proje fikirlerinden düşük karbonlu hareketlilik, kapsayıcı hareketlilik ve hareketlilikte yenilikler konularında  olanları alıp 3 grup katılımcıya paylaştırdık ve bir tartışma zemini oluşturduk. Nasıl gerçekleştirilebilir, ne zaman gerçekleştirilebilir ve hangi paydaşlarla gerçekleştirilebilir sorularına cevap aradık. </span></p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/10/istanbulon-kentte-hareketliligi-gundemine-alan-bir-laboratuvar/">İstanbulON: Kentte Hareketliliği Gündemine Alan Bir Laboratuvar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kendine Yeten Kentine Yeter: Adının Etrafında Kenetlenen Fuar</title>
		<link>https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/08/kendine-yeten-kentine-yeter-adinin-etrafinda-kenetlenen-fuar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ayşe Özsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 08 Oct 2019 12:23:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Afşar Balam Kadın Kooperatifi]]></category>
		<category><![CDATA[Ankara Büyükşehir Belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Cermodern]]></category>
		<category><![CDATA[Doğa Koruma Merkezi]]></category>
		<category><![CDATA[GEF Küçük Destek Programı]]></category>
		<category><![CDATA[Gökmen Argun]]></category>
		<category><![CDATA[Güneşköy]]></category>
		<category><![CDATA[kalkınma atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Kendi Kentine Konuşanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kendine Yeten Kentine Yeter]]></category>
		<category><![CDATA[SGP]]></category>
		<category><![CDATA[TEGEL]]></category>
		<category><![CDATA[UNDP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.sivilsayfalar.org/?p=43056</guid>

					<description><![CDATA[<p>Birleşmiş Milletler GEF Küçük Destek Programı (SGP), sivil toplum kurumlarının geliştirdiği çözüm ve uygulamalar etrafında resmi kurumları, özel sektör ve gönüllüleri bir araya getiriyor. Gökmen Argun koordinatörlüğündeki fuar, Kalkınma Atölyesi’nden Ertan Karabıyık’ın danışmanlığı, Selin Ayaeş‘in proje koordinatörlüğünde “Kendine Yeten Kentine Yeter” temasıyla, SGP tarafından desteklenen sivil toplum kuruluşları ve ortakları tarafından gerçekleştirilen 310 projeden 40’ına ev sahipliği yaptı.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/08/kendine-yeten-kentine-yeter-adinin-etrafinda-kenetlenen-fuar/">Kendine Yeten Kentine Yeter: Adının Etrafında Kenetlenen Fuar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-weight: 400;">Kalkınma Atölyesi ortaklığında Birleşmiş Milletler GEF Küçük Destek Programı (SGP) tarafından düzenlenen “Kendine Yeten Kentine Yeter” temalı fuarda, bugüne kadar SGP tarafından desteklenen sivil toplum kuruluşları ve ortakları tarafından gerçekleştirilen 310 projeden 40’ı sergilendi. Yoğun ilgi gören programın ilk gününde kentte ve kırsalda dayanışmacı, ekolojik, eşitlikçi alternatif alanlar yaratan bireysel ve kolektif girişimler hikayelerini ve faaliyetlerini anlattı. Bu projeler arasında Güneşköy, TEGEL, Doğa Koruma Merkezi, Afşar Balam Kadın Kooperatifi gibi çok farklı alanlarla çalışmalar yürüten projeler vardı.</span></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Birleşmiş Milletler GEF Küçük Destek Programı: Afşar Balam Kadın Kooperatifi" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/zRMVc-aDRQ4?start=2&#038;feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><iframe loading="lazy" title="Birleşmiş Milletler GEF Küçük Destek Programı: GİDYO Güneş Köy" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/Puj-nnU-qmY?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p><span style="font-weight: 400;">İkinci gün bir taraftan proje sergileri devam ederken diğer taraftan “Kendi Kentine Konuşanlar” isimli konuşma serisi başladı. UNDP Türkiye Mukim Temsilci Vekili Claudio Tomasi yaptığı açılış konuşmasında 26 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteren SGP programı</span><span style="font-weight: 400;">nın küresel amaçlar </span><span style="font-weight: 400;">yolunda yerel çözümleri desteklediği için çok önemli olduğunu belirtti. Tomasi; &#8216;Türkiye biyoçeşitlilik açısından bir cennet, bunu korumalıyız.&#8217; dedi. Ardından Türkiye&#8217;nin çeşitli yerlerinden gelen 14 konuşmacının her biri 15 dakikalık deneyim paylaşımlarında bulundu. </span></p>
<p><span style="font-weight: 400;">Konuştuğumuz Gökmen Argun program hakkında, “Bir hayal kurup bunu bir hikayeye dönüştürenlerle buluştuk bu hafta sonu, bizim için çok güzel bir deneyim oldu. Karşı karşıya olduğumuz sorunları değil hayallerimizi büyütmeliyiz. Programın da adında olduğu gibi herkesi ‘Kendine Yeten Kentine Yeter’ meselesinin etrafında kenetlenmeye çağırıyoruz.” cümlelerini ifade etti.</span></p>
<p><iframe loading="lazy" title="Birleşmiş Milletler GEF Küçük Destek Programı: Gökmen Argun" width="500" height="281" src="https://www.youtube.com/embed/fyUuZDSZ9jA?feature=oembed" frameborder="0" allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" allowfullscreen></iframe></p>
<p>Fuara dair ayrıntılı bilgilere @kentineyet sosyal medya hesaplarından ulaşabilirsiniz.</p>
<p>The post <a href="https://www.sivilsayfalar.org/2019/10/08/kendine-yeten-kentine-yeter-adinin-etrafinda-kenetlenen-fuar/">Kendine Yeten Kentine Yeter: Adının Etrafında Kenetlenen Fuar</a> appeared first on <a href="https://www.sivilsayfalar.org">Sivil Sayfalar</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
