Cinsel Saldırı Davası ve Alandaki Yaklaşımlar Üzerine Açıklama

Psikoterapist Murat Paker'in bir kadın danışanına cinsel saldırıda bulunmakla yargılandığı, üç senedir devam etmekte olan davada Paker’e 4 yıl 2 ay hapis cezası verilmesi üzerine Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği (TODAP) aşağıdaki açıklamayı yaptı.

Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği (TODAP) olarak herhangi bir etik ihlali, kişilerin kim olduğundan bağımsız olarak, ortaya çıkarmayı ve görünür kılmayı, mesleğimizi ve meslek etiğini savunmanın bir gerekliliği ve aynı zamanda istismara maruz kalmış kişilerle dayanışma yolu olarak görüyoruz.

Bugüne kadar gelinen süreçte, kadın danışanın beyanının görmezden gelinmeye çalışıldığı söylemler ve tutumlarla karşılaştık. Bu beyanın doğruluğunun danışanın psikolojik durumuna dair söylentiler üzerinden sorgulandığına ve dikkate alınmadığına, psikoloji kuram ve kavramlarının danışanın beyanı ve cinsel taciz iddiasını çürütmek için kullanıldığına tanıklık ettik. Dahası, karar cinsel saldırı suçuyla yargılanmış olan kişinin aleyhine çıkmasına rağmen, söz konusu psikoterapistin politik ve akademik kimliği gerekçe gösterilerek savunulduğunu ve kendisiyle dayanışma içine girildiğini gördük. Bu, cinsel saldırıya maruz bırakılan kişileri damgalayan ve etik ihlal niteliği de taşıyan bir tutumdur. Aynı zamanda dava sürerken, akademik ve mesleki konumların kullanılarak sürecin davalı lehine ve danışan aleyhine etkilenmesine yönelik, davalının böylesi bir etik ihlal işlemeyeceğine kefil olunmasının tarafsızlık ilkesinin ihlal edilmesi anlamına geldiğini düşündüğümüzü belirtmek isteriz.

Bu üç yıllık süre zarfında, İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün üyesi hakkında herhangi bir etik soruşturma başlatmamış olmasını özeleştiri gerektiren önemli bir hata olarak görüyoruz. İlgili kurumların bahsi geçen tutumlarının alanda oluşabilecek benzer etik ihlallere ve istismar vakalarına zemin oluşturabileceğini hatırlatma sorumluluğu hissediyoruz.  Bilgi Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı’nın kadrolu öğretim görevlileri dava sonucunun hemen ardından Murat Paker’in suçsuzluğuna inandıklarını, yanında olduklarını içeren bir açıklama yapmışlardır. Hem bu 3 yıllık süreçte hem de dava sonrasında gösterilen sorunlu ve etik sorumluluktan uzak tutum Bilgi Üniversitesi Klinik Psikoloji Yüksek Lisans Programı ve bağlı bulunduğu Psikoloji Bölümü kadrosunu özeleştiri vermesi gereken bir noktaya sürüklemiştir. Yüksek lisans öğretim elemanlarının da etik olarak bir ihlal yaptıklarını düşünüyor ve bu ihlali, toplumsal güç ilişkilerinden alanımızın da azade olmadığını bize hatırlatan bir örnek olarak değerlendiriyoruz. Bu açıdan Murat Paker’in akademik görevlerine son verildiğini belirten son derece geç kalmış bir açıklama yayınlamış olmaları yeterli değildir. Bunun sorumluluğu, özeleştiri vermeleri ve eğitimci sıfatıyla bulundukları konumların gerekiyorsa sorgulanmasıdır. Aksi takdirde üniversite ve bölümün güvenilirliği bundan sonrasında eksik olarak kalacaktır.

Üzülerek görüyoruz ki Bilgi Üniversitesi Klinik Psikoloji Programı gibi, Murat Paker’in üyesi olduğu Türk Psikologlar Derneği (TPD) danışan haklarını ve kadın danışanların güvenliğini önceleyen, tatmin edici bir açıklama yapma noktasında oldukça yetersiz kalmışlardır. TPD bu 3 yıl içerisinde davalı kişinin üyelik durumunu askıya alarak herhangi bir etik süreç işletmemiştir. Bundan sonrasında sürece dair özeleştiri ve onarım amacı içeren bir tutumları olup olmayacağını merak etmekteyiz.

Psikoterapide ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinde uzmanla danışan arasında asimetrik bir yapı, yani uzman lehine bir hiyerarşi söz konusudur. Bu asimetrinin terapi sürecine olası yansımalarının olacağının farkındalığı ile hareket etmek psikoterapistlerin sorumluluğudur. Bu da hem koruyucu ve düzenleyici etik sınırlara bağlı kalmayı, hem de (öz)eleştirel düşünmeyi sürekli kılmayı zorunlu kılar. Bu zorunluluk bağlamında, psikoterapistler uzmanlık bilgilerini ve konumlarını kötüye kullanmamak, psikolojik çalışmanın sınırlarını ve güvenliğini her daim korumak, gerektiğinde kendi konumunu sorgulamak ile mükelleftirler. Bu hem danışanın haklarının, hem de psikolojik hizmetlerin koruyucu ve dönüştürücü niteliğinin korunması açısından kritik bir önem taşır.

Ayrıca, dava konusu olan cinsel tacizin kadına yönelik erkek şiddetinin sosyo-politik yapısından bağımsız değerlendirilmemesi gerektiği kanısındayız. Eril şiddeti besleyen toplumsal cinsiyet dinamikleri, bu olayda olduğu gibi psikoterapi ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinde psikoterapist ve danışan arasında uzman lehine olan asimetriyle iç içe geçmiştir. Mesleğin bireysel ve toplumsal iyilik haline katkı sunmasını sağlayacak ve hizmet alan kişileri koruyacak, kurumlar ve meslektaşları ortak bir şekilde bağlayan bir düzenlemenin olmayışının, yani bu ve benzeri etik ihlal, sınır aşımı durumlarında atılması gereken adımları tanımlayan yasal, somut ve caydırıcı bir yönergenin bulunmayışının da mevcut durumun nedenlerinden biri olduğu kanısındayız.

Böylesi etik ihlaller söz konusu olduğunda, davalının ilişkili bulunduğu kurumlar ve meslek örgütleri davanın sürdüğü zaman dilimi içerisinde, ihlale yol açan kişinin kimliğine, konumuna, ilişkilerine, saygınlığına, alana sunduğu katkılara bakmaksızın kendi bağımsız etik değerlendirme süreçlerini şeffaf bir şekilde işletmek ve olası ihlalleri engellemek üzere somut adımlar atmakla yükümlüdürler. Bu adımların en önemlisi yargı ve etik kurul süreçleri boyunca kişinin kurumsal ilişki ve pozisyonlarının askıya alınmasıdır. Bunun yanı sıra, etik ihlal sonrası yürütülen süreçler ile ilgili gerçeklere dayanan, şeffaf ve danışan haklarını gözeten bilgilendirmeler yapılması, psikoloji/psikoterapi/psikolojik danışmanlık alanının uzun vadede koruyucu ve dönüştürücü olabilecek yönlerini daha görünür hale getirmek açısından önemlidir.

TODAP olarak buna benzer başka ihlal vakalarının olmuş olması ve olabileceği ihtimallerini gözetiyoruz ve böyle bir durumda hakları ihlal edilen danışanın korunması ve desteklenmesinin birincil tasamız olması gerektiğini düşünüyoruz. Sınır ihlalleri söz konusu olduğunda danışanları terapistleri ile baş başa bulundukları seans odalarında “yalnız” bırakmayacak ve bu ihlallerin önüne geçecek unsurlardan birinin mesleki etik kodlara koşulsuz bağlılık olduğunu, bu etik kodlara başvurmaksızın verilen teminatların, bu kodların askıya alındığını düşündüren sessizliklerin ve hareketsizliğin her türlü mesleki etik sorumlulukla çeliştiğini ısrarla vurgulamak isteriz. Bu dava sürecinde olduğu gibi bundan sonra da beyanın sahibi kadının yanında olmaya devam edecek ve davanın takipçisi olacağız. Meslektaşlarımızı, farklı alanlarda birlikte çalışma yürüttüğümüz sivil toplum kuruluşlarını ve davalının ilişkili olduğu kurumları da aynı özenle davranmaya, vaka özelinde ve benzeri durumlarda bağımsız ve güvenilir bir etik değerlendirme süreci yürütmeye, kısaca meslektaşları ve terapi hizmetinden faydalanacak kişiler için güven oluşturacak adımlar atmaya davet ediyoruz.

Aynı zamanda bize göre, bu gündem ve bu vesileyle içinden geçtiğimiz süreç, alanımızdaki toplumsal güç ilişkileri ve etik-politik yaklaşımlar üzerine eleştirel bir biçimde düşünülmesi ihtiyacını daha da belirginleştirmiştir. Bu güç ilişkileri ve etik-politik yaklaşımları dönüştürmek için ortakça ve mevcut kurumları aşan şekillerde harekete geçmenin gerekli olduğuna inanıyoruz. O yüzden biz de, alanın etik-politik dönüşümünü tartışma olanaklarımızı çoğaltmayı hedefliyor, meslektaşlarımızı ve alandaki kurumları bu yönde fikirler/öneriler üretmeye çağırıyoruz.

Kaynak: TODAP