Toplumsal Hafıza Güncel

“Zarok TV sadece bir kanal değil, ortak bir değeri temsil ediyor”

“Zarok TV’yi büyükler de izliyor. Çok fazla olumlu dönüş aldık ama benim hiç unutamadığım bir şey var. Yayına başladıktan bir ay sonraydı galiba, ‘tweet’ atmıştı biri, ‘insan bir çizgi film izlerken ağlar mı hiç? Eğer bu kişi bir Kürt ise ve çocukken Türkçe izlediği şeyleri kendi ana dilinde izliyorsa ağlar’ gibisinden bir şey yazmıştı, onu hiç unutamıyorum. Zarok TV artık öyle bir noktaya geldi ki, artık herhangi bir televizyon kanalı değil, Kürtlerin ortak bir değeri haline geldi. “

2013 yılının mayıs ayında, iki yaşında bir çocuk babası olarak ihtiyaç duyduğum şeyin büyüklüğünden olsa gerek, ‘beş trilyonum olsa Kürtçe bir çocuk kanalı kurardım’ diye bir ‘tweet’ atmıştım. O dönemden sonra yaklaşık iki yıl, Kürt meselesinde çatışmaların durduğu, çözüm ümidinin her gün pekiştiği bir süreç yaşandı ve o süreç maalesef 2015 yazından beri giderek kötüleşti. Ben iletiyi paylaştıktan iki yıl sonra, o iyi geçen iki yılın da etkisiyle 2015 yılının baharında Diyarbakır merkezli, Zarok TV isimli bir çocuk kanalı yayına başladı. Sonra Kürt meselesiyle ilişkili her şey gibi Zarok TV için de işler kötüye gitti. 28 Eylül 2016 gecesi, KHK’nın verdiği bir yetkiyle yayını durduruldu. Çağrılar, kampanyalar, lobiler derken 9 Aralık 2016 gecesi Zarok TV yeniden yayına döndü.

Geçen günlerde, beni beş trilyon masraftan kurtaran Zarok TV’yi ziyaret edip kanalın Genel Koordinatörü Dilek Demiral ile Sivil Sayfalar için konuştum…

Dilek Demiral (Zarok TV Genel Koordinatörü)

2013’te hayalini kurduğum çocuk kanalı 2015’te açıldı. Daha önce Irak Kürdistanı’ndan yayın yapan çocuk kanalları vardı ama evimizin yanında şehrimizde açılmış olması başka bir heyecan. Ekonomik olarak baktığımızda gelir getirici değil, aksine götürücü bir iş bu, bu işin hikayesi nedir, anlatır mısınız?

Bu koşullarda bu işi yapabilmek çılgınlık gerçekten. Ben uzun yıllar gazetecilik yaptım. Kanalın sahibi Behçet Sevim Bey ile önceden tanışıyorduk. Kendisi böyle bir düşüncesi olduğundan bahsetti. Nasıl yapalım diye düşünürken, kendisiyle yaptığımız sohbetlerde gelişti bu fikir. Kürtlerde haber kanalı, farklı kanallar vardı ama bir çocuk kanalı yoktu. Dilin gelişimi, öğrenilmesi vs. açısından da her şey çocuklukta açığa çıktığından böyle bir çalışma içerisine girildi. Sonuçta bir ihtiyaçtı bu.

Bir de bazı şeyler var yaşayan bilir türündendir. Türkçeyi sonradan öğrenmek mesela, çoğumuzun yarası… Benim kişisel olarak gerçekten çok sıkıntısını yaşadığım bir şey. Metropollerde büyüdüm, Kürdistan’da büyümedim. Böyle olunca içinde hep bir boşluk duygusuyla yaşıyorsun. Bunun sebebinin kendi kimliğini yaşayamamak olduğunu fark etmen 18-20’li yaşları buluyor, artık kişiliğin oturmuş oluyor. Bunun acısını çok yaşıyorsun. Metropolde Kürt olmanın, başka halklarla yaşamanın zorluklarını birebir yaşıyorsun. Mesela ben Şirinler’i hep Türk ya da ne bileyim İngiliz falan olarak düşünürdüm. Aldığım eğitimden dolayı, Şirinlerin Kürt olabileceği, Kürtçe konuşabileceği algısı hiç olmadı. Çünkü Kürtçe benim için uzun yıllar boyunca ‘modern olmayan, geri, çağdaşlıktan uzak’ bir dildi, böyle eğitiliyorsun. Bunun, sonrasında kişilikte yarattığı şeyleri görünce Zarok TV benim için çocukluğumla yeniden buluştuğum ve barıştığım bir yer oldu.

Ben de bu kanalın iyi bir izleyicisiyim. Çocukluğumuzda izlediğimiz Şirinler, Sylvester ile Tweety, Tom ve Jery falan şu anda Kürtçe konuşuyorlar. O yüzden sormak istiyorum, yayına başladıktan sonra, özellikle büyüklerden nasıl tepkiler aldınız? Ne gibi duygular yaşadınız gelen tepkilerden sonra?

Zarok TV’yi dediğiniz gibi, büyükler de izliyor. Çok fazla olumlu dönüş aldık ama benim hiç unutamadığım bir şey var. Yayına başladıktan bir ay sonraydı galiba, ‘tweet’ atmıştı biri, ‘insan bir çizgi film izlerken ağlar mı hiç? Eğer bu kişi bir Kürt ise ve çocukken Türkçe izlediği şeyleri kendi ana dilinde izliyorsa ağlar’ gibisinden bir şey yazmıştı, onu hiç unutamıyorum. Zarok TV artık öyle bir noktaya geldi ki artık herhangi bir televizyon kanalı değil, Kürtlerin ortak bir değeri haline geldi. Rûdaw gibi Kürdistan 24 gibi ya da Sterk, işte ne bileyim Medya Haber gibi falan değil onlar televizyon kanalı fakat Zarok TV bunları çok aşan bir şey haline geldi, belki Amedspor gibi.

Biz 2015 Newroz’unda yayına başladık fakat öncesinde bir yıla yakın hazırlık süreci oldu. Birkaç arkadaş sabah başlıyorduk, akşama kadar çizgi film izliyorduk. Disney Channel, Cartoon Network gibi kanallarda olan çizgi filmlerin hepsini izleye izleye eleme yaptık. Hala ciddi bir süzgeçten geçirip öyle seçiyor, dublaj yapıyoruz. Sanırım o çaba da karşılığını verdi. Çünkü şöyle bir sentez yapmaya çalıştık: Kendi yaptığımız programlar olsun ama aynı zamanda bütün çocuklar hangi filmleri çok seviyorsa, hangi programları izlemekten zevk alıyorlarsa biz bunları Kürt çocuklara da sunalım, Kürt çocuklar da bunu izlesin. Şu anda Cartoon Network’te Şirinler hala oynuyor, sanırım Disney Channel’da da Sünger Bob oynuyor. Mesela geçenlerde bir aile aramış, kızından bahsediyor; Disney Channel’da Sünger Bob varmış, Zarok TV’de de aynı saatte varmış, çocuk çok şaşırmış Kürtçe de konuştuğunu duyunca. Evet büyükler de izliyor, hatta daha çok izliyorlar. Bunu sanırım bir tek biz anlayacağız, başka halklara nasıl anlatılır bilemiyorum…

“Bir yandan da o kadar çok şey bekleniyor ki bir televizyon kanalından; çocuklar hem Kürtçe’yi öğrensin hem bunu yaparken eğlensin hem kendi kültürünü öğrensin hem Kürtlük nedir bilsinler, Kürtçe felsefe yapsınlar, matematik yapsınlar… Bir televizyon kanalının yapacağının çok ötesinde bir beklenti var Zarok TV’den.”

Zarok TV’nin ortak değer kabul edilmesini kendi hikayenizi de katarak söylediniz. Kamusal alanda Kürtçe ile karşılaşmadan, onun yarasıyla büyüyenler bu yaraya merhem olacak bir şey bulunca sahipleniyorlar. Bir-iki sene önce tanıştığım biri, çok veciz bir şey söylemişti: İlkokula başladığımda Türkçe bilmiyordum ama benim çocuklarım okula başladılar ve Kürtçe bilmiyorlar. 25-30 yılda neredeyse tamamlanan bu asimilasyon bağlamında Türkiye’deki dil politikalarıyla ilgili ne söylemek istersiniz?

Şöyle bir durum var bizim açımızdan; izleyicilerimiz daha doğrusu izleyicilerimizin ebeveynleri, bir yandan çok değer verdikleri için bize yönelik hiç eleştiri gelmiyor, hep övgü alıyoruz. Bir yandan da o kadar çok şey bekleniyor ki bir televizyon kanalından; çocuklar hem Kürtçe’yi öğrensin hem bunu yaparken eğlensin hem kendi kültürünü öğrensin hem Kürtlük nedir bilsinler, Kürtçe felsefe yapsınlar, matematik yapsınlar… Bir televizyon kanalının yapacağının çok ötesinde bir beklenti var Zarok TV’den. Fakat televizyonun yapabilecekleri gerçekten çok çok sınırlı. Yani Kürtçe bir eğitim dili haline gelmediği, günlük yaşamda kullanılmadığı sürece televizyonun yapabileceği şeyler ancak bu kadardır. Dolayısıyla Türkiye’de Kürtçe’nin eğitim dili haline gelmesi anlamında çalışmaların olması lazım. Bazen Avrupa’dan gazeteci arkadaşlar geliyor, konuşuyoruz. Gerçekten anlaşılmıyor. Bir Fransız gazeteci gelmişti, kendisi Fransızca’yla büyüyor. Bir insanın kendi dilinde yaşayamamasını, böyle bir sistemin olabileceğini kavrayamıyor. Fakat bu tabii ki, sadece bu dönemle alakalı değil, 100 yıldan fazladır uygulanan bir politika…

Evet, Türkiye’nin geçmişini biliyoruz ama 2015’te tamamen Kürtçe yayın yapan bir çocuk kanalı açılabildi. Sonra siz bir KHK maddesine dayanarak kapatıldınız ve tekrar açıldınız. Bugün Şırnak’ta bir öğretmen sınıf kuralları arasına “Kürtçe konuşmak yasaktır” yazmış, bunu konuşuyoruz. 2015’te Kürtçe bir kanal açılabilecek konuma gelmişken, seçmeli de olsa okullarda Kürtçe haftada iki saat ders haline gelmişken iki yıl sonra bugün, bütün politikanın ters yüz olduğu bir konuma dönmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

2015’te yayına başladığımızda gelen bir gazeteci böyle bir kanalın olmasının Çözüm Süreci’yle alakalı olup olmadığını sormuştu. Böyle düşünülebiliyor ama bu bir hak, bahşedilen bir şey değil ve bu en temel insani hakkın bile elde edilebilmesi için Kürtlerin yıllardır süren çabaları var. KHK kapsamında kapatıldıktan sonra Kürtler bulundukları her yerde çok ciddi tepkiler gösterdiler. Yeniden açılmamızda bu çabanın belirleyici rolü olduğuna inanıyoruz. Çünkü siyasî düşüncesi, dünya görüşü ne olursa olsun bütün Kürtler Zarok TV etrafında birleşti. Sonuç olarak Zarok TV sadece bir çocuk kanalı ve bunun kapatılması hiçbir şekilde izah edilemezdi. Zarok TV özelinde siyasal farklılıklara rağmen birliktelik sağlanabildi ve ortaya bu sonuç çıktı. Birlikte yapabiliyoruz demek ki, hatta birlikte daha sonuç alıcı yapabiliyoruz.

 “Çok kötü hissediyorduk ama bizi kapatan her kimse artık, en azından bize bir açıklama borçluydu. Düşünsenize o kadar emek, o kadar çaba, hiçbir açıklama yapılmadan sıfırlandı, sanırım insanın kendini oyuncak gibi hissetmesi amaçlanıyor. Yani ben ister seni açarım, ister kapatırım, istersem başka bir genelge ile yayını kısıtlarım bu çok erkek, çok egemen bir bakış açısı…”

Zarok TV açıldı ve ciddi bir heyecan oldu.  B ir yıl kadar sonra da KHK kapsamında kapatıldı. Kampanyalar falan nasıl yürüdü ve sonra açıldınız? Siz bu süreci nasıl yaşadınız?

Biz bir gece, 28 Eylül gecesi hiçbir şey söylenmeden kapatıldık ve 9 Aralık’ta da hiçbir şey söylenmeden açıldık. Ama sorsanız bize hala resmi bir şey gelmiş değil. Şifahen iletilen bir şey vardı, 668 numaralı KHK’da “milli güvenliğe tehdit oluşturduğu düşünülen kanallar kapatılabilir” şeklinde bir madde vardı. Numan Kurtulmuş’un başında bulunduğu bir komisyon buna yetkiliydi.  Televizyon kapatıldı, avukatımızla görüştük ve “milli güvenliğe tehdit” oluşturduğumuz sebebiyle bu KHK kapsamında kapatıldığımızı söyledi. Birbirimize bakakaldık…

Sonra öğrenmeye, anlatmaya gidelim dedik. AK Parti içindeki özellikle Kürt milletvekillerine, RTÜK’e, herkese gittik. İnanın kimse bize net bir şey söyleyemedi. Bizimle ilgili bir şey varsa yasal süreç başlatılsın dedik. Ama bütün samimiyetimle soruyorum dedim: Biz nasıl milli güvenliğe tehdit oluşturuyoruz? Mesela diğer haber kanalları için –doğru veya yanlış- bir program veya haberde bir şeyi sebep gösterebilirsiniz ama bizim bütün içeriğimiz dünyada izlenen, Türkçe de oynatılan çizgi filmler, bu kadar!

Herkes elinden geleni yapacağını söyledi. Mesela biz AK Parti Genel Merkezi’ne gittik, il başkanları toplantısı vardı. Bizi gören çoğu insan bizimle Kürtçe konuşuyordu, ‘geçmiş olsun, çok üzüldük, inşallah karar geri alınır’ diyorlardı. Bizim programları isim isim biliyorlardı. İnsanı en çok zora sokan da o oluyor. Sanki sanal bir şey yaşıyorsun. Kendi kendimize ‘E, biz niye kapatıldık peki?’ diye sorduğumuzu hatırlıyorum.

“İhraç edilen bir öğretmen arkadaşımızın bir kızı var, adı Morî. Televizyon ilk kapatıldığında annesine ‘Anne ne oldu, Zarok TV niye yok?’ diye sormuş. Annesi de ‘Devlet kapattı’ demiş. Çocuk bunun üzerine, ‘Niye kapattı ya, Zarok TV barış da istemiyordu ki?’ demiş. Düşünebiliyor musun böyle bir algı oluşuyor, çocukların dünyası çok farklı”

Peki, siz baştan beri anlattınız; işte çocukluğun üzerine inşa edilmiş travmadan sonra açılmış bir Kürtçe çocuk kanalı merhem gibi geldi. Sonra bir akşam ‘pat’ diye sıfıra döndü. O akşam ne hissettiniz?

Ben evdeydim yayın ‘pat’ diye gitti, kanala geldim öğrenince başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi hissettim. Ne olursa olsun her zaman tüm yaşadıklarıma daha pozitif tarafından yaklaşmaya çalışırım ama kanalın kapatıldığını öğrenince bunun Kürtlüğe kategorik karşıt olmaktan başka bir anlama gelemeyeceğini düşündüm. Sonra dedim ‘Yok ya sakin ol!’  Oturup konuştuk tüm arkadaşlarla ‘Zarok TV yeniden açılacak demiyoruz ama elimizden gelen her şeyi yapalım.’ dedik. Çok kötü hissediyorduk ama bizi kapatan her kimse artık, en azından bize bir açıklama borçluydu. Düşünsenize o kadar emek, o kadar çaba, hiçbir açıklama yapılmadan sıfırlandı, sanırım insanın kendini oyuncak gibi hissetmesi amaçlanıyor. Yani ben ister seni açarım, ister kapatırım, istersem başka bir genelge ile yayını kısıtlarım bu çok erkek, çok egemen bir bakış açısı…

Kanal kapandıktan sonra çocuklar ne hissetti, hiç geri dönüş aldınız mı?

Çocuklara anlatamıyorsun. Ne diyeceksin ki? Gerçekten de onun açıklaması bizi daha çok geren bir şeydi. ‘Devlet kapattı’ demek de istemiyorsun, çocuk öfke ile nefret duygusu ile büyüsün istemiyorsun çünkü. İhraç edilen bir öğretmen arkadaşımızın bir kızı var, adı Morî. Televizyon ilk kapatıldığında annesine ‘Anne ne oldu, Zarok TV niye yok?’ diye sormuş. Annesi de ‘Devlet kapattı’ demiş. Çocuk bunun üzerine, ‘Niye kapattı ya, Zarok TV barış da istemiyordu ki?’ demiş. Düşünebiliyor musun böyle bir algı oluşuyor, çocukların dünyası çok farklı.

“…dikte eden değil de çocuklar kendi aralarında oturup sohbet ediyormuş gibi bir dil oluşturmaya çalışıyoruz. Çocuk da bir bireydir onun da kendine göre bir dünyası vardır ve biz o dünyaya göre içeriğimizi oluşturmak zorundayız”

Kürtçe bir çocuk kanalı politik bir talep değil. Ama bu konu bile politik süreç iyi gidiyorken iyi karşılanmasına rağmen Kürt meselesinde işler kötüye gidince kanal kapatılma yoluna gidiliyor.  Devletin Kürtlükle alakalı her şeyi politik algılıyor olması, çatışmaya bağlıyor olması hakkında düşüncelerinizi merak ediyorum?

Kürt meselesinde saplantılı bir ruh hali var genel olarak, bundan kaynaklanıyor. İnsani olana bakış açısı da yanlış oluyor bu yüzden. Okullarda anadilinde eğitim görmek mesela, kimsenin bahşetmesiyle olabilecek bir şey değil. Bu zaten bizim en doğal, insani hakkımız. Okullarda çift dilli bir eğitime geçilebilir mesela, bu kısmen iyileştirici olur. Kürtçe felsefe, matematik yapabilmek için bunun hayata geçmesi gerekiyor. Ama önce bu saplantılı bakıştan arınmak lazım.

Bir çizgi filmin yayınlanma sürecinde iş bölümü elbette oluyordur, burada otuza yakın çalışan var galiba. Ama ben çocuklarla ne yaptığınızı merak ediyorum, onları ne kadar dahil edebiliyorsunuz?

Hani hepimizin çocukken sinir olduğu bir tarz vardır ya, ‘şunu yapma, bunu yap, şöyle otur, böyle yemek ye’ falan. Biz bunu yapmamaya dikkat ediyoruz, dikte eden değil de çocuklar kendi aralarında oturup sohbet ediyormuş gibi bir dil oluşturmaya çalışıyoruz. Çocuk da bir bireydir onun da kendine göre bir dünyası vardır ve biz o dünyaya göre içeriğimizi oluşturmak zorundayız. İşin en eğlenceli ve zor kısmı da çocuklarla tartışmak. Başta yayın kurulunu çocuklardan oluşturmayı denedik, çok uğraştık ama çocukları yoğunlaştıramıyorsunuz, dikkatlerini bir şeye veremiyorlar uzun süre. Sonra parklarda, çekime gittiğimiz yerlerde onlarla konuşarak ilgilerine dönük politika belirlemeye çalıştık. Eskiden Aram Tigran Konservatuarı vardı, Van’da Perperok diye bir yer vardı, bunun gibi kreşler vardı o çocuklarla gidip görüşüp yayınlara yön vermeye çalışıyorduk ama şimdi çoğu kayyımlar tarafından kapatıldı maalesef. Şimdi çekime gittiğimiz yerlerde çocuklarla konuşuyoruz ama birazcık ciddiyet gördükleri anda kendileri gibi olmuyorlar, çocukluktan sıyrılarak yaklaşıyorlar. Dolayısıyla derler ya hani “kırk takla atarak yapmak” zorunda kalıyoruz.

Özellikle Aram Tigran Konservatuarı ile birlikte çok iyi işleriniz oluyordu. Şarkı söyleyen çocukların bazıları oranın öğrencileriydi. Sonra o kurumların hepsi kapatıldı. Onların kapanmış olması sizi nasıl etkiledi?

Aram Tigran Konservatuarı varken çocuklar açısından da olanaklar çok iyiydi fakat sonrasında ciddi sıkıntılar yaşadık, tabii birlikte çalışmaya devam ediyoruz. Maddi zorlukları kadar manevi dürtüsü daha fazla oluyor, o yüzden maddi anlamdaki yoksunluk çok zorlamıyor bir süre sonra. Daha önce iki günde yaptığımız işi şimdi bir haftada yapmak zorunda kalıyoruz ama olsun, onun tadı başka oluyor. Daha önce rahat koşullardan dolayı yapılamayan birçok şey de yapılıyor. Mesela Şêrko ile Yarîn bir müzik programı yapıyorlar çocuklar için.

“..Nijerya’da, Şili’de, Japonya’da tıklanıyoruz. Zaten Ortadoğu ve Avrupa’da ilgi çok yoğun. Mesela Yeni Zelanda’da iki kişi, ama olsun..”

‘Lisans alıyoruz’ dediniz, uluslararası bir piyasada bu konuda farkındalık var mı? Kürtçe ayrımcılığa uğramış bir dil ve bunlar da getirisi olmayan sürekli götürüsü olan bir şey yapıyorlar, dolayısıyla onlar daha ucuza verelim yaklaşımı var mı?

Tabii, kesinlikle! Yayına başladıktan sonra Avrupa’ya gittik şirketlerle görüşmek için. O dönemki gelişmelerden ötürü dünyada Kürtlerin daha çok tanındığı, ilgi odağı olduğu bir dönemdi. Biz de kendimizi, Kürtçe’nin durumunu anlatıp kar amacı gütmeden bu işi yaptığımızı anlatıyorduk. Çok faydalı oldu, mesela Şirinler’i başka kanallara verdiklerinin çok altında bir fiyata verdiler bize.

Kanalın yeterince izlendiğini düşünüyor musunuz, bir ölçüm yapabilmek mümkün mü?

Google’ın bir hizmeti sayesinde web sitemizin ziyaretlerinden anlamaya çalışıyoruz. Anladığımız kadarıyla dünyadaki hemen hemen bütün Kürtler kanaldan haberdar. Mesela Nijerya’da, Şili’de, Japonya’da tıklanıyoruz. Zaten Ortadoğu ve Avrupa’da ilgi çok yoğun. Mesela Yeni Zelanda’da iki kişi, ama olsun. Bir ara Avrupa’da 500 küsur kanal içinde ilk 50 içindeydik, hala da öyle. İsviçre’de bir ara genel sıralama içinde dördüncü kanal olmuştuk. Dil politikalarımızdan sorumlu arkadaşımız Mazlum Doğan, bir panele katılmıştı İsviçre’de, “Ne zamanki Zarok TV’de çalıştığımı duydular, herkes Zarok TV’yi konuşmaya başladı” demişti. Avrupa’dan çok güzel dönüşler alıyoruz. Mesela Rojava’dan, Urmiye’den, Mahabad’dan çok fazla talep geliyor, orada da izlenebilmesi için ‘Nilesat’a geçmemizi istiyorlar. Bizim daha fazla izlenebilir olmamız için o platformlara da geçmemiz ve içeriği güçlendirmemiz lazım, kendi reklamımızı yapabilmemiz lazım. Bunlar da ciddi mali kalemleri gerektiriyor.

Çocuklar geliyorlar mı buraya, mesela bir aile merak ettiği için çocuğunu elinden tutup getiriyor mu?

Evet geliyorlar bazen ama çocuklar hayal kırıklığına uğrayıp gidiyorlar. Çünkü zannediyorlar ki bir yerden Sünger Bob çıkacak, diğer taraftan Şirin Baba çıkacak falan. Aslında bütün çizgi film kanalları bizimki gibidir ama işte Zarok TV olunca başka oluyor. O yüzden binamızın çeşitli yerlerine çocukları hayal kırıklığına uğratmamak için animasyonlar falan bırakmayı düşünüyoruz.

Zarok TV gelir getirmeyen bir hayır kurumu gibi çalışıyor, bu konuştuklarımız üzerine sizin devlete, sivil toplum kuruluşlarına, kamuoyuna söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Biz bir çocuk kanalı olarak yayınlarımızı yapmak istiyoruz, bu bizim en doğal hakkımız ve bu hakkımızı kullanıyoruz. Buna da herkesin saygı duymasını istiyoruz o kadar. Son birkaç yıldır yaşadığımız olaylardan hareketle o kadar çok şeyle uğraşıyoruz ki, herkes bulunduğu yerden çok fazla problemle uğraşıyor. O yüzden sivil toplum kendi birincil işlerini yapmaya çalışsın, biz kendi işimizi daha iyi yapmaya çalışalım. Herkes bulunduğu yerden kendi işini bütün bu zor şartlara rağmen daha iyi yapabilirse yeter.

Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

E-Bültenimize Abone Olun

E-Bültenimize Abone Olun

You have Successfully Subscribed!