İşçi Hakları Röportaj

Plaza Eylem Platformu: Beyaz yakalıların birbirleriyle dayanışma koşullarını üretmeleri gerekiyor

Plaza Eylem Platformu çeşitli emek örgütleri arasında beyaz yakalı dayanışmasını örgütlemeyi hedeflediğini söyleyen bir platform. Hakkında daha fazlasını öğrenmek için sohbet ettiğimiz Plaza Eylem Platformu üyeleri “Sınıfsal sömürüden beyaz yakalılar da üzerlerine düşeni alıyorlar” diyor.

“Plaza Eylem Platformu beyaz yakalılar arasında dayanışma ilişkilerini geliştirmeye çalışan emek temelli bir örgütlenme”

-İlk olarak bize Plaza Eylem Platformu’nun hikayesini anlatır mısınız? Kimsiniz ve neden bir araya geldiniz?

Plaza Eylem Platformu beyaz yakalılar arasında dayanışma ilişkilerini geliştirmeye çalışan emek temelli bir örgütlenme. 2008 yılında IBM’deki sendikalaşma döneminde bir araya geldik. İsmimizi o dönem yapılan eylemlerden aldık. Yani bu ismi tarihsel bir referansla taşıyoruz. Zamanla bir beyaz yakalı örgütlenmesinin önemli bir ihtiyaç olduğunu anlayıp düzenli toplanmaya başladık. Sadece “plazada” çalışanlara hitap etmiyoruz elbette, freelance çalışanlar, STK çalışanları, finans, araştırma, basın yayın, iletişim gibi sektörlerde çalışanlar, çağrı merkezi çalışanları, çeşitli profesyoneller ve ofis çalışanlarıyla birlikte “beyaz yakalı işsizler” de kapsama alanımıza giriyor.

-Ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?

Düzenli toplantılara ilk başladığımız zamanlarda gündemde neler oluyor bunu konuşuyorduk. Sonrasında iş yerinde yaşadıklarımızı. Sonrasında yaşadıklarımızı düzenli bir şekilde paylaşacağımız toplantılar yapmaya karar verdik. Sonuçta beyaz yakalıların gizlilik, iş görüşmesi, performans gibi belirli başlıklarda deneyimlerini birbirine aktardıkları, ardından da işimize yarayacak kavramlar üretmek için raporlarını hazırladığımız “Deneyim Paylaşımı Atölyeleri” gerçekleştirdik.

Çok önem verdiğimiz işlerden birisi de istenatildim.org sitesinde yürüttüğümüz faaliyet. İşten atılan insanlar çoğu zaman panikle ne yapacağını bilemiyor, işverenin yanlış yönlendirmesi ve kurnazlığı yüzünden haklarından mahrum kalıyor; bu panik halini iyi biliyoruz. Bu site işten atılanlara hukuki destek sağlama işini görüyor. Ama aslında psikolojik destek tarafı daha güçlü. İşten atılan kişi bunun sadece kendisinin başına geldiğini, bu dünyada yapayalnız kaldığını düşünüyor. Biz de bu site aracılığıyla onlara yazarak yalnız olmadıklarını gösteriyoruz. Ayrıca, işten atılma konusunda önemli miktarda veri de toplamış oluyoruz.

Sitemizde kişisel veya kolektif yazılmış yazılarımızı yayınlıyoruz. Gündelik sorunlarımızı, halihazırda karşımızda bir tehdit olarak beliren ve bizi etkileyen meselelere dair görüşlerimizi, basın açıklamalarımızı ya da sokakta dağıttığımız bildirileri kolektif olarak yazıyoruz. Beyaz yakalıları ilgilendiren yazıları da el birliğiyle çeviriyoruz.

Bizi Maslak, Gayrettepe gibi iş merkezlerinin olduğu yerlerde, sabahın erken saatlerinde bildiri dağıtırken de görebilirsiniz.

Bu yıl üçüncüsünü yapacağımız bir kamp etkinliğimiz de var. Önceden yapacağımız okumaları belirleyip beyaz yakalı politikasına dair fikir üretebileceğimiz birkaç günlük bir tartışma ortamı bu.

Beyaz yakalıları ilgilendiren veya emek alanında önemli bulduğumuz konularda basın açıklamaları yapıyoruz. Soma’daki facia yaşandıktan hemen sonra Soma Holding’in önüne çağrıda bulunmuştuk. Ardından holdingin sokağında bir nöbet başladı, holding taşınana kadar insanlar sokağın başını tuttu, geceleri de forumlar düzenleyerek çeşitli konuları tartıştık. En son Akbank’ta grev engellendiğinde banka önünde basın açıklaması gerçekleştirdik.

Plaza Eylem Platformu Akbank grevinde

“Tüm dünyada beyaz yakalıların maruz kaldıkları aşırı çalışma ve psikolojik gerilim, fiziksel ve ruhsal sorunlar yaratabiliyor, hatta intiharlara ve ölümlere yol açabiliyor”

-Bir beyaz yakalının iş dünyasında karşılaştığı hak ihlalleri nelerdir?

Beyaz yakalıların çalışma koşulları ve üzerlerinde hissettikleri baskı, henüz tanımlanmamış hakları da gündeme getiriyor. Tüm dünyada beyaz yakalıların maruz kaldıkları aşırı çalışma ve psikolojik gerilim, fiziksel ve ruhsal sorunlar yaratabiliyor, hatta intiharlara ve ölümlere yol açabiliyor.

Son zamanlarda işle aşırı duygusal bir ilişki kuruluyor. Çünkü iş sizden tüm hayatınızı istiyor. Gece, hafta sonu demeden iş mailleri ya da telefonlar gelebiliyor, hatta sizden şirketinizin müşterisi olan markanın rakibinin ürünlerini alırken görünmemeniz istenebiliyor. Fazla mesai sıradan, ücreti ödenmeyebiliyor veya yasal sınırların üzerinde fazla mesai yapmanız isteniyor. Turnikeden kartını basıp çıkmış gibi yapıp geri içeri girip çalışmak zorunda bırakılanlarımız var. Mutluluk anketlerine mutlu olduğunu yazma baskısı görenler de var.

Özel olarak kadınlar iş yerinde türlü ayrımcılıklara uğruyorlar. Son zamanlarda iş yerlerinde ayrımcılık veya mobbinge karşı etik kurullar oluşturuldu, ancak bunlar da hakkınızı savunmanızı engellemek ve cezasızlık için kullanılabiliyor. Mesela kadrolu bir erkek tarafından tacize uğrayan taşeron konusunda bu kuruldaki yöneticiler erkek tarafında durabiliyor.

Performans baskısı altındasınız, gerçekleştirilmesi mümkün olmayan hedefler karşısında iş arkadaşınızla rekabete zorlanıyorsunuz. Performans yasa dışı bir şekilde tazminatsız işten çıkartma için kullanılıyor. İşten haksız çıkartıldığınızda dava açarsanız İK birimlerinin arasında dolaşan “kara liste”lere girip sektörde çalışmanız engellenebiliyor. Çalışma öyle bir noktaya gelmiş ki, sadece size yönelik, kişiliğinize özel ayrımcılık türleri geliştirebiliyorlar. Sizi kişisel olarak dikkate alma vaadi, pek seyrek lehinize olan bir durum yaratıyor, razı görünmeniz yetmiyor, razı “olmanız” bekleniyor.

“1980 öncesi banka çalışanları önemli bir işçi hareketinin yürütücüsüydü ve çok güçlü sendikalara sahipti”

-Beyaz yakalılar orta sınıf erbabı olarak görülüyor ve bu sebeple işçi mücadelesi dediğimiz zeminde beyaz yakalılara pek rastlamadık. Siz bu zemine nasıl dahil oluyorsunuz?

Beyaz yakalı tanımı Türkiye’de akademik alanın dışında çok yeni kullanılmaya başlandı. Bazen tüketim alışkanlıkları vurgulandı, bazen de işçileşmekte olan orta sınıf olarak görüldü beyaz yakalılar. Aslında işçi mücadelesinde görünmediği de doğru değil. Örneğin 1980 öncesi banka çalışanları önemli bir işçi hareketinin yürütücüsüydü ve çok güçlü sendikalara sahipti. Tüm işçi sınıfının güçsüzleşmesi söz konusu. Hep ayrıcalıklarını kaybetmekle karakterize ediliriz ama korporatist dönemin “ayrıcalık” kaybını beyaz yakalılar maden iş kolundan daha ağır yaşamadı. Bazı sendikalar da 1980 sonrası faaliyetlerine devam etti. 1980 sonrası çalışmanın düzenlenmesinde yapılan ağır değişikliklere uygun bir sendika ve işçi mücadelesinin hala ortaya çıktığı söylenemez.

Beyaz yakalılar, yeni “çalışma düzenine” sendikalardan daha hızlı uyum sağladı, bu yüzden de aslında yeni tarz işçi örgütlenmelerini oluşturmaya daha yakınlar. Ama yeni çalışma düzeninde disipline tabi olan işçi görüntüsünden bir karikatür beyaz yakalı figürü yaratıldı. Sınıfın bu “okumuş” kesiminden herhalde “aydın” tavrı göstermesi bekleniyor, ama biraz daha özgün tarzlarda da olsa sınıfsal sömürüden beyaz yakalılar da üzerlerine düşeni alıyorlar. Başka bir yanılgı, beyaz yakalıların CEO’larla veya oldukça üst düzey yöneticilerle karıştırılması. Beyaz yakalıların önündeki kariyer basamakları sınırlıdır, bunlar da mesela kadınlara ve erkeklere bile eşit dağılmaz. Beyaz yakalılar bunun farkındadır, kimse kendini CEO falan zannediyor değil. Oysa sendikalar bile beyaz yakalı çalışanların toplu iş sözleşmelerinde “kapsam dışı” bırakılmasına ses çıkartmıyorlar.

2000’lerin sonundan itibaren Türkiye’de beyaz yakalılar işçi mücadelesinde yerlerini alıyorlar. Beyaz yakalı örgütlenmelerinin önünde kazanılmış hakların savunulması veya kaybedilenlerin geri alınması değil, işçi sınıfı ve kendileri için yeni haklar üretmek, yeni örgütlenme tarzları oluşturmak var.

“Tüm beyaz yakalıların çıkarlarını ve yeni haklarını tanımlamaya çalışan dayanışma temelli emek örgütlerine ihtiyaç var”

-Beyaz yakalılar üzerinde baskı oluşturan çalışma şartlarıyla mücadelede sunduğunuz çözüm önerileri nelerdir?

İşçi sınıfının üzerinde bugün uygulanan disiplin tarzı özellikle beyaz yakalılarda kristalleşiyor, mükemmelleşiyor. Öncelikle sınıfın ve örgütlerinin bu çalışma düzenini iyi anlaması gerekiyor. Bugünün çalışma düzeni, her işçiyi ve hatta her vatandaşı teker teker yönetme, ücretlerini ve tüketimini kişiye özel olarak düzenleme iddiasında. Bunu da büyük oranda beceriyor, en azından hepimizi buna inandırıyor. Buna verilecek kolektif cevabın sadece ajitasyon ve propaganda gücüyle sağlanabileceğini, mesela beyaz yakalıların “sendikalaşmasıyla” veya “işçi olduklarının bilincine varmalarıyla” mücadelenin yükselebileceğini düşünmek saflık olur. Bireysel düzeyi gören, ruhsal hayatı bir sınıf mücadelesi alanı olarak tasarlayabilen, duygusal “çıkarlar” da tanımlayabilen bir mücadele hattı yaratılmak zorunda. Bizim Soma faciasından sonra kullandığımız sloganlarımızdan biri “ben direnirsem herkes yaşar” şeklindeydi. Bunun anlamı, Soma için yapılacak en iyi şeyin mağdurlar için vicdan azabı duymak değil, kendi çalışma hayatımızdaki sorunlarla uğraşmak olduğuydu. Eğer yasal sınırların bile üzerindeki fazla mesaiyle mücadele edilmezse madenlerde ölümlere yol açan hadi hadi sistemi daha da güçlenir, ve madenlerde hadi hadi sistemi sürdükçe bize düşen fazla mesai daha da ağırlaşır.

Bu zor bir mücadele hattıdır. Her işçinin kendi deneyiminden bildiği, ancak akademinin, sendika danışmanının, akıl vericilerin öğrenmeye direndiği gerçek şudur: patronlar bizi saf görüp kandırmıyor; düşük ücretlere, performans sistemine veya Soma’da ölümüne çalışmaya kendimiz razı oluyoruz. Yeni işçi mücadelesinin performans veya iş güvenliği olmadan çalışma gibi patronlardan gelen önerilerin nasıl kabul edildiğini hesaba katması zorunluluktur. Bu sistem çok büyük oranda bireysel düzeyde işliyor olsa da, hatta daha çok bu yüzden, beyaz yakalıların kolektif mücadele yollarını keşfetmeleri, birbirleriyle dayanışma koşullarını üretmeleri ve birlikte güçlenmeleri gerekiyor. Bunun için meslek örgütü niteliğinde olmayan, ortaklaşma ilkelerini işçilerin kendilerinin belirleyeceği çeşitli büyüklüklerde gruplar halinde olan, ama tüm beyaz yakalıların çıkarlarını ve yeni haklarını tanımlamaya çalışan dayanışma temelli emek örgütlerine ihtiyaç var. Plaza Eylem Platformu bunlardan biridir.

Ana görsel: plazaeylem.org

Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

E-Bültenimize Abone Olun

E-Bültenimize Abone Olun

You have Successfully Subscribed!