Güncel İnsan Hakları

Kumpasa karşı dayanışma

Büyükada’da İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) çatısı altındaki derneklerin temsilcileri ve eğitimcilerden oluşan 10 kişinin gözaltına alınıp, 8’inin tutuklanmasıyla başlayan ve 25 Ekim gecesi yapılan ilk duruşmada çıkan tahliye arasındaki yaklaşık 4 aylık süreç;  sivil toplumda işbirliği ve dayanışmayı en iyi örgütleyenlerin insan hakları alanında çalışan kurumlar olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

17 Temmuz gecesi; gelen tutukluluk kararıyla büyük hayal kırıklığı yaşayan insan hakları savunucuları; kısa sürede toparlanarak 25 Ekim’de gelen tahliye kararına kadar her anlamda bir işbirliği ve dayanışma örneği gösterdi. Gece yarısına kadar süren davanın ardından sabaha karşı Silivri’ye ‘arkadaşlarını almaya giden’ insan hakları savunucularının sevinci görülmeye değerdi.

Geçtiğimiz günlerde bieanalin ‘iyi  bir komşu’ teması üzerinden sivil toplum ve komşuluk ilişkilerini değerlendirdiğimiz dosyada,  Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) tarafından 2005 yılında yapılan Sivil Toplum Kuruluşları İhtiyaçlar ve Sınırlılıklar araştırmasında, insan hakları, kadın ve çevre gibi belirli konularda faaliyet gösteren, hak savunuculuğu yönelimli bazı platform kuruluşlar dışındaki STK’lar arasındaki ilişkilerin zayıf ve kurumsal yapılara bağlı olmadığıyla ilgili değerlendirmeye yer vermiştik. Büyükada davası, araştırmanın sonuçlarının halen geçerliği olduğunu ortaya koydu. İnsan hakları alanında çalışan kurumlar ve kadın kuruluşları, insan hakları savunucularına karşı, medyada başlayan ve siyasiler tarafından da destek gören karalama kampanyalarına karşı bir araya gelerek dayanışma ve işbirliği içinde hareket etmeyi büyük ölçüde başardılar.

Büyükada’da gözaltına alındıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Eşit Haklar İçin İzleme Derneği’nden Nejat Taştan’ın vurguladığı gibi Büyükada davası insan hakları savunucuları için ilk kez yaşanan bir süreç değildi. 90’lı yıllarda daha ağır bedeller hatta can kaybı yaşayan savunucular olmuştu. Ancak Büyükada, İHOP çatısı altındaki kuruluşların temsilcilerinin çok rutin bir toplantıda en basit insan hakları kurallarının bile (yakınlarına, avukatlarına haber verilmesi) ihlal edilerek göz altına alınması, ardından medya eliyle başlatılan itibarsızlaştırma ve hedef göstermesiyle;  sadece insan hakları alanı için değil sivil toplumun tümü için önemli bir eşiği gösteren bir davaydı.  Prof. Dr Fuat Keyman’ın ‘aktif ve sorumlu vatandaşlığın yaşama geçtiği alan” tanımlamasıyla yaptığı “O yüzden STK denilen şey, profesyonel olarak proje alıp belli bir şey yapmak değil, dayanışma içinde bir vatandaşlığı yaratmaktır” saptamasını hatırlarsak; Büyükada davası sivil toplum için çok önemli sembol davaydı ve bundan sonraki hareket alanı ve kendisine yönelecek tehditlere karşı birlikte hareket etmek anlamında sembolik bir değer taşıyordu.

Ancak sivil toplumun geneli için bu anlamda yüksek bir ses çıkmadı. Mehmet Ali Çalışkan’ın “mahalle ve tematik kapanma” olarak tanımladığı süreç, Büyükada davasında da kendini gösterdi. Yine hak kuruluşları hariç, ana akım sivil toplumda veya farklı kesimlerdeki STK’lar;  ‘masumiyet karinesi’ ihlal edilerek yürütülen Büyükada davasını büyük bir sessizlik ve ilgisizlikle karşıladı. Sivil toplumun en rutin çalışması olan toplantı ve eğitim faaliyetinin suç olarak değerlendirilmiş olmasının vehameti bile bu konudaki sessizliğin kırılmasını sağlayamadı. Kuşkusuz bunda insan hakları ile sosyal hakların birbirinden farklı olarak algılanmasının ve sosyal hak alanında çalışan STK’ların başına böyle bir durum gelmeyeceğiyle ilgili bakış açısı da etkili. İnsan hakları savunucularına yöneltilen suçlamalardan bazılarının, sosyal haklar alanında çalışan kuruluşlara yaptıkları bireysel bağışlar olması bu bakış açısının eksikliğini göstermesi açısından önemli.

Üyeleri tutuklanan dernekler ve toplantıyı düzenleyen İHOP başta olmak üzere; kadın kuruluşları ve insan hakları alanındaki kurumlar ise süreç boyunca dayanışma ve işbirliği çabası ortaya koydular. Yurttaşlık Derneği’nden Emel Kurma, Sivil Sayfalar’a yaptığı değerlendirmede bu dayanışmayı şöyle anlatıyordu: “Bu tezgahın bir iki kişiye veya tek bir örgüte mahsus olmaması, hele ki çeşitlilik içeren bir kompozisyon arz eden, yani tek bir kesime mal edilemeyecek, ısrarla örülen kamplaşma duvarlarını yıkıp geçen anlayıştaki, saygınlıkları, güvenilirlikleri herkesçe malum insanlara yönelmiş olması karşısında, belki de yüksek sesle ifade edilmese de, aktif olarak gözükmese de, hele ki gelen mesajlardan da gördüğümüz üzere aslında oldukça yaygın bir destek, dayanışma da gördüğümüzü belirteyim.”

Yaklaşık 4 ay boyunca yaşanan süreçte, hukuki destek, medyadaki karalama kampanyasına karşı doğru bilgilendirmenin yapılması, ulusal ve uluslarası alanda siyasi mekanizmalarla görüşmeler,  kamuoyunun bilgilendirilmesi, ailelerin desteklenmesi, sosyal medya kampanyaları ve daha birçok alanda çalışmalar yürütüldü. Medyada yürütülen saldırı kampanyasına karşı; muhabir ve yazarlarla birebir iletişime girerek; davayla ilgili gerçek bilgilerin geniş bir kamuoyuna ulaştırılması için çaba gösterildi. Kuşkusuz her çalışmada olduğu gibi aksaklıklar, kendi içinde sorunlar mutlaka yaşandı. Ancak genel itibariyle tüm süreç boyunca, her gün biraz daha artan bir dayanışma örneği gösterildi. Tutuklulara mektup verilmemesi üzerine; gazetelerde ‘mektup’ uygulaması, doğum günleri için yine gazetelere ilan, sosyal medyada yaygınlaştırılan kampanyalarla hem tutuklu insan hakları savunucuları ve aileleri hem de geride kalan arkadaşları için moral ve güç desteğinde bulunacak çalışmalar yapıldı.

17 Temmuz gece yarısı gelen tutuklama kararıyla Çağlayan Adliyesi önünden üzüntü ve hayal kırıklığıyla ayrılan insan hakları savunucuları, 25 Ekim sabahı tutuklu arkadaşlarını aylar sonra görebilme isteğiyle koridorları  doldurdu.  Gece yarısına kadar süren davada insan hakları savunucuları kendilerine yöneltilen suçlamaların mesnetsizliğini bir kez daha dile getirdiler. Salona giremeyenler koridorlarda, mesai saatlerinin ardından koridorlar da boşaltılınca adliye dışındaki kafelerde veya evlerinde duruşmanın sonucunu beklediler. Gece yarısı gelen tahliye haberi büyük bir sevinçle karşılandı. Sabaha karşı Silivri’ye ‘arkadaşlarını almaya giden’ insan hakları savunucularının sevinci görülmeye değerdi.  Sivil toplumda çok sık rastlanmayan bir dayanışma örneği ortaya koymanın haklı sevinciydi kuşkusuz bu. Sivil toplumun geneli bu anlamda ‘iyi bir sınav verememişken’ insan hakları savunucuları; dayanışma ve işbirliği konusunda kendilerine atfedilen ‘başarı’ tanımlamasını hak ettiklerini bir kez daha ortaya koydular.

 

Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

E-Bültenimize Abone Olun

E-Bültenimize Abone Olun

You have Successfully Subscribed!