Yazılar

Hayatta anlamın, anlamlı bir hayatın peşinde

“Mutluluğun materyal olarak ve anlamdan uzak inşası insanlık için nasıl sürdürülebilir değilse, eğitim-öğretimin başarı kriterlerinin çoktan seçmeli sınavlarla girilen lise ve üniversitelerle değerlendirilmesi de hayatında anlam olan insanların yetişmesi için yetersiz.”

Bozdağlar’da Subatan Yaylası’ndayım. Oturduğum yerden yemyeşil vadiye ve arkasındaki dağlara bakıyorum. Hava parçalı bulutlu, sıcaklık akşamüstü itibariyle 25 derece, tatlı bir esinti var. Uzaktan gelen gök gürültüsü sesleri birazdan gelecek yağmura işaret ediyor. Şehirdekinin aksine, kuş sesleri dışında vadiye sessizlik hakim. Yazmak, özellikle hayatta anlamın, anlamlı bir hayatın üzerine açılmak için ideal bir ortam.

Sivil Sayfalar’a 15 günde bir yazma sözü vermiştim, ilk üç yazımı aksatmadım. Bu yazıyı okuduğunuzda araya bir ay girmiş olacak ama mutlu bir mazeretim var. İki hafta önce evlendim. Geçen hafta da eşim ve kızlarının oturduğu eve taşındım, artık bir aile evimiz var. Tüm bu mutlu ve keyifli yoğunluğun içinde yazım da aksadı.

Eşimin ve benim ikinci evliliğimiz. Evlilik kurumuyla gerçekçi bir ilişkimiz var, romantik ve duygusal güzellikleri yanında zorluklarını da yaşamışız. Ayrı ayrı bir araya getirdiğimiz deneyimlerden de hayatın güzel ve zor yüzlerini tanıyoruz. Bu nedenle evliliğin sevmek ve sevişmek kadar dayanışma olması gerektiğini biliyoruz. Eşim buna “yol arkadaşlığı” diyor. Haklı. Evliliklerinin 47. yılına doğru ilerleyen annem ve babamın beraberliklerinde yol arkadaşlığının ve dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu büyüdükçe daha iyi fark ediyorum.

Hem bireysel hem de kolektif yolculuklarımızın içinde anlam olması çok kıymetli. Tabii ki mutlu olmak istiyoruz ve bunu hedefliyoruz ama zor zamanlar geldiğinde hayatlarımızın içindeki anlam bize mücadele gücü veriyor. Bunu okuyabileceğimiz iyi eserlerden biri Avusturyalı psikiyatr Viktor Frankl’ın “İnsanın Anlam Arayışı” kitabı. 2. Dünya Savaşı sırasında ailesiyle beraber Auschwitz ölüm kampına gönderilen ve savaş bittiğinde ailesinden hayatta kalan tek birey olan Frankl, kampa gönderilen insanlar arasında karşılaştıkları insanlık dışı şartlara dayanabilenlerin, hayatta tutunacak anlamlı bir amaçları olduğunu anlatıyor. Frankl’ın mesajını günümüzde tekrar işleyen ve onu daha çağdaş ve az trajik koşullara sahip bir çerçeveye taşıyan ise İran asıllı Amerikalı yazar Emily Esfahani Smith. Esfahani Smith, 2016’da yayımlanan “Anlamın Gücü” adlı kitabında mutlu olmanın ve mutluluk arayışının 20. yüzyılın ikinci döneminde psikoloji alanında çok çalışıldığını, ancak yakın dönemde anlamlı bir hayat yaşamanın ve hayatta anlamın insanlar için öneminin tekrar gündeme geldiğini yazıyor ve bunun nasıl olduğunu, zamanlamasını değerlendiriyor.

Mutluluk arayışı, mutlu olmanın önünde bir engel midir?

Esfahani Smith, 2013 yılında The Atlantic dergisinde yazdığı bir makaleye “Hayatta mutlu olmaktan fazlası var” başlığı atmıştı ve “anlam, mutluluktan daha karmaşık şeylerin peşinden giderek geliyor” diyerek devam etmişti. Orada verdiği ve aklımda kalan bir örnek de ebeveynlerin çocuklarıyla geçirdiği zamanla ilgiliydi. Çocuk sahibi olmanın anlamlı bir hayatla ilişkilendirildiğini ve fedakarlık gerektirdiğini, ama özellikle ebeveynler nezdinde daha düşük mutluluk düzeyleriyle ilişkilendirildiğini yazmıştı. Harvard Üniversitesinden psikolog Daniel Gilbert’e ithafen de “araştırmaların, ebeveynlerin spor yapmak, yemek yemek ve televizyon izlemek ile kıyaslandığında çocuklarıyla etkileşimdeyken daha az mutlu olduklarını”  paylaşmıştı. Bunu irdelerken de mutluluğun daha çok ‘almak,’ anlamın da daha çok ‘vermek’ üzerinden tanımlandığını yazıyor ve birey olarak sadece istediklerimize sahip olarak mutlu olmanın sürdürülebilir olmadığını, bunun yanında hayatlarımızda mutlaka anlam olması gerektiğini iddia ediyordu.

Hem Esfahani Smith hem de son yılların popüler yazarı Yuval Noah Harari hayatlarımızın anlamla ilişkisine psikoloji dışında da değiniyorlar. Harari, son kitabı “Homo Deus: Yarının kısa tarihi”nde insanların moderniteyle sözleşmelerinde güç için anlamdan vazgeçtiklerini yazıyor. Harari, “modern hayatın pratik olarak anlamdan uzak bir evrende sürekli güç arayışından oluştuğunu” ancak insanlığın artan gücünü anlamla tekrar ilişkilenmek için kullanmaya çalıştığını ifade ediyor.

Şu ana kadar okuduklarınız yakın zamanda farklı mecralarda gözünüze çarpmış, kulağınıza çalınmış, günümüz insanının hayatta anlam arayışı üzerine olan yazıları veya konuşmaları hatırlatmış olabilir. Özel sektörde çalışan insanların giderek işlerinin içinde bir anlam olmasına gereksinim duydukları ve şirketlerin buna cevap vermek için çalıştıklarını sıkça duyuyoruz. Son yıllarda kurumsal sosyal sorumluk projelerinin şirket çalışanları için gönüllülük fırsatı da sunması giderek artan bir beklenti oldu. Bu alanda kurumsallaşmış örnek bir girişim Özel Sektör Gönüllüleri Derneği ve çalışmaları. Yine çalışma hayatından devam edersek genç kuşağın iş arayışında ve deneyiminde anlam talebinin ve beklentisinin önceki nesillere göre daha fazla olduğunu gözlemliyorum. Manevi tatmin giderek daha önemli hale geliyor.

Eğitim-öğretim hayatında anlam olan bireylerin yetişmesi için yeterli mi?

Benim gözlemlediğim üçüncü ve kendi ilgi alanım açısından en önemli gelişme ise eğitim-öğretim ve anlam arasındaki ilişkinin daha görünür olması ve daha çok konuşulması. Bu, eğitim alanında çok yeni bir olgu değil. Dünyada ve Türkiye’de öğrencileri, topluma hizmet ve toplumsal etkileşim dersleri veya projeleriyle daha anlamlı bir dünyayla tanıştırmayı hedefleyen çalışmalar var. Ancak, sayıları ve kapsamları oldukça sınırlı. Daha büyük bir çerçevede tasarlanan ve özellikle Türkiye’de iktidarın son yıllarda çok odaklandığı “değerler eğitiminin” çocukların hayatlarına anlam getirecek amacı bulmalarına ve onun peşinden gitmelerine katkıda bulunup bulunmayacağını ise zaman içinde göreceğiz. Her hâlükârda, eğitim ve öğretimin çocukların hayatta anlamlı bir amaçları olması için aracılık etmesine ihtiyaç duyduğumuz kesin. Bu, hem ulusal hem de küresel yurttaşlık çerçevesinde önemli bir bileşen olarak karşımıza çıkıyor.

Mutluluğun materyal olarak ve anlamdan uzak inşası insanlık için nasıl sürdürülebilir değilse, eğitim-öğretimin başarı kriterlerinin çoktan seçmeli sınavlarla girilen lise ve üniversitelerle değerlendirilmesi de hayatında anlam olan insanların yetişmesi için yetersiz. Hepimizin bize yön gösterecek ve zor zamanlarda dirayet kaynağı olacak anlamlı amaçlara ihtiyacı var. Bunları keşfetmeye giden yolda kendimizden başlayarak çevremizi sorgulamamız ve farklı hayatlarla karşılaşma deneyimleri yaşamamız önemli.

Kendi adıma, sosyal değişim için çalışmak bana zorluklar karşısında güç veriyor. Sevgide buluştuğumuz eşimle çıktığımız yolculukta, yoldaşlık yapmanın ötesinde ortak anlamları keşfetmek ve çocuklarımızın da hayatlarında kendilerine özel anlamları bulabilmelerine ufak da olsa katkımın olması hayali ise bana şimdiden peşinden mücadele edecek anlamlı bir amaç olarak geliyor. Hakkımızda hayırlısı olsun.

Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

E-Bültenimize Abone Olun

E-Bültenimize Abone Olun

You have Successfully Subscribed!