Spor Gençlik

Hakkarili kızların hayata attıkları çalımın hikayesi: Üçüncü Bölgeden Hücum Varyasyonları

İlk gösterimi 36. İstanbul Film Festivali’nde yapılan Documentarist 10. İstanbul Belgesel Günleri’nde Yeni Yetenek Ödülü kazanan Üçüncü Bölgeden Hücum Varyasyonları filmini ve belgesele konu olan Hakkari Gücü kadın futbol takımının hikayesini, yönetmen Murat Adıyaman ile konuştuk.

Oyuncuları Messi, Tarzan Rıfkı gibi isimlerle çağrılsa da Hakkari Gücü, isminin çağrıştırdığı gibi erkeklerin fiziksel gücünü ima eden bir erkek takımı değil, yaşları 12 ila 20 arasında değişen kızlardan oluşan bir takım ve ismi erkek fiziğinin atletik gücünden ziyade, kadınların hem geleneksel futbol algısı hem de yerleşik kadın erkek rolleriyle mücadelesini ima ediyor. 1998 yılında takımın hem oyuncusu hem hocalarından olan Cemile Timur tarafından kurulan takım TFF 2. Kadın Futbol Ligi’nde mücadelesini sürdürüyor. Cemile Hoca’nın gayretleri, gençlerin azmi sayesinde futbol, Spor Akademisi ve üniversite hayaline kavuşma imkanına dönüşmüş. Hakkari’deki tek Trabzonsporlu olan ve kasaplıktan kalan zamanlarda takımın antrenörlüğünü yapan Tahir Hoca’nın bu başarıdaki payı yadsınamaz elbette. Takım sayesinde Türkiye’nin farklı şehirlerine seyahat etme imkanı bulan ve farklı şehirlerden takımlar ağırlayan gençlerin temasları toplumsal ön yargılarla mücadele ve bunları değiştirme gibi bir misyonu da kendiliğinden yüklemiş takıma…

Bütün geleneksel kalıplar, baskı ve önyargılara rağmen kadınların hayatı ve çevreyi nasıl değiştirip dönüştürdüğünün bu hikayesini Sedat Şahin ve Murat Adıyaman, “Üçüncü Bölgeden Hücum Varyasyonları” ismiyle bir belgesel olarak çektiler. Bu hikayenin mimarlarından Cemile Hoca, Hakkari Meslek Yüksek Okulu’nda okurken bursu ile bir ev tutup pansiyonda kalan kızları eve toplamış, eksiklerini kah borçlanarak gidermişler kah hak edip federasyondan aldıkları cüzi paralarla. “4 yıllık bir üniversite hayalim vardı ama takımı kurduktan sonra, o çocuklara o umudu verdikten sonra bırakamadım. Çünkü o çocuklar bana inandı, beraber kurduk, yüz üstü bırakmak istemedim” diyor Cemile Hoca ve ekliyor, “İyi ki öyle yapmışım. Çünkü bir kişi üniversite okumadı ama 15 kişi şu anda üniversite okuyor.

Murat Adıyaman

İlk gösterimi 36. İstanbul Film Festivalinde yapılan filmin ve takımın hikayesini belgeselin yönetmenlerinden Murat Adıyaman ile Sivil Sayfalar için konuştuk.

Murat Bey, önce sizi biraz tanıyabilir miyiz, neler yapıyorsunuz, Hakkâri’de sinema işleriyle hemhal olmak nasıl bir şey?

Merhaba, ben Hakkari’de doğdum burada yaşıyorum. Burada fotoğraf ve video gibi medya projeleri yapıyor ve olanlara katkı sağlamaya çalışıyorum. Burada kültür sanat işleri ile ilgilenmek hem kolay hem de zor. Bakir bir bölge olması güzel ve kolay, işlenmemiş çok fazla konu var. Ama politik ve stratejik konumundan dolayı da oldukça zor, bir kere güvenlik önemli bir sorun, uzmanlık isteyen işlerde zorluk çekiyoruz ve o durumlarda işin uzmanını güvenlik kaygısı olduğu için getirmek zor oluyor. Yine fon meselesi bir sıkıntı, bu belgesele fon bulamadık mesela, kendi imkanlarımızla çektik.

Sizin yolunuzun Hakkâri gücü takımıyla kesiştiği yeri merak ediyorum, bu filmin hikayesi nereden çıktı?

Üniversiteden yeni mezun olmuştum öğretmenlik yapıyordum ilimizdeki yerel internet haber sitelerini düzenli takip ediyordum. O dönemlerde ilimize ait erkek futbol takımlarının ligdeki durumları çok iyi değildi, bunun yanı sıra sürekli olarak Hakkari Kadın Futbol Takımının başarıları ile ilgili haberler çıkmaya başladı. Herkes gibi beni de gururlandırdı bu durum. Haliyle insan merak ediyor marjinal ve güzel şeyleri. İlk önceleri bu takımın ildeki sosyo-ekonomik durumu iyi olan ailelerin çocuklarının oluşturduğu bir spor projesi olarak düşündüm ama yine de tanıma isteği oluştu bende. Yaşanılan yer de küçük olunca gidip tanışmak için toplu taşıma aracına dahi ihtiyaç duymadım diyebilirim. Takımın Trabzonsporlu kasap hocası, oyuncular ile gizemli bir aile bağı kurmuş Cemile hocası ve kızların köylerden gelenlerden oluşması hoşuma gitti. Ayrıca çocukluğumdan beri bildiğim erkekler bile burada futbol ile ilgilenince aileleri ile sıkıntılar yaşıyorlarken kızlar bunu nasıl başarmış merak ettim. Sonra bu hikâyeyi başkalarına aktarmak istedim. Projeyi Hakkari’ye başka bir film için mekân bakmaya gelen filmin diğer yönetmen ve yapımcısı Sedat Şahin ile paylaştım. Kızlar gibi Hakkari-İstanbul köprüsü ile ortaya böyle bir ürün çıktı.

Tabi ev aynı zamanda takımın kulübü. Tahir Hoca sabah gün ağarmadan evinden çıkıp mezbahaneye gidiyor öğlene kadar orada çalışıyor sonra gidip kızlar ile çalışıyor veya Cemile Hoca ile sokaklarda karınca gibi o baştan bu başa dolanıyorlar takım iş ve işlemlerini yapmak için. Üniversiteye futbol başarıları ile yerleşen kızların bir kısmı üniversite için farklı illerdeler ve zorlu yolculuklar ile buraya gelmeye çalışıyorlar. Takım karınca yuvası gibi herkes ayrı bir yerde koşturuyor.

Hakkâri gücü takımını da sizden dinlemek durumundayım, takım Cemile hocanın fikriymiş, nasıl kuruldu, ne yapıyorlar, nasıl çalışıyorlar?

Hakkari Gücü takımının kurucu Cemile Timur

Cemile hoca spora atletizmle başlamış büyük başarılar elde etmiş ama sonrası hayal ettiği gibi gitmemiş. Sporu hayatının orijinine almış, durduğu yerden yeni hayata tekrar sporla devam etmek istemiş ve onun deyişi ile “ülkemizde futbolun değeri var getirisi var diğer branşların kıymeti olmadığı için” futbola yönelmiş. Önce atletizm ve basket oynayan kızlar ile görüşüp ‘spor ile yeni bir hayat kurmak için biz de futbol oynamalıyız’ demiş.  Böylece takımı kurmuş. Erkek formalarını giymekle başlamışlar daha sonra erkekler sahadan çıktıktan sonra sahayı kullanmaya başlamışlar. Hakkari’de futbol sevdalısı olarak bilinen Tahir Hoca’ya gitmiş onu antrenörlük için ikna etmiş ve başarılı bir yola çıkmış. Takımdaki kızların çoğu ya yatılı okulda okuyan ya da köyden şehre göç etmiş ailelerin çocukları olduğu için barınma sorunu yaşamış,  o da sorunun çözümü için öğrenci evi tutmuş ve kızlar ile beraber bu evde kalmaya başlamışlar. İmece usulü evi kullanıp masrafları bölüşmüşler. Tabi ev aynı zamanda takımın kulübü. Tahir Hoca sabah gün ağarmadan evinden çıkıp mezbahaneye gidiyor öğlene kadar orada çalışıyor sonra gidip kızlar ile çalışıyor veya Cemile Hoca ile sokaklarda karınca gibi o baştan bu başa dolanıyorlar takım iş ve işlemlerini yapmak için. Üniversiteye futbol başarıları ile yerleşen kızların bir kısmı üniversite için farklı illerdeler ve zorlu yolculuklar ile buraya gelmeye çalışıyorlar. Takım karınca yuvası gibi herkes ayrı bir yerde koşturuyor.

Filmin sonuna doğru maç esnasında sahaya, operasyona giden bir helikopterin gürültüsü ve gölgesi düşüyor. Yine Hakkâri gücü kendi iç saha maçlarını bile Yüksekova’dan geçip Şemdinli’ye giderek orada yapmak zorunda kalıyor, hava şartlarını da düşününce iç saha maçları için bile zorlu bir deplasman yolculuğu geçirmek zorundalar. Gerek Şemdinli’ye gerekse deplasmanlara giderken yol kontrollerinde neler yaşıyorlar, güvenlik politikaları onların futbol yaşamını ve sizin çekimlerinizi nasıl etkiledi, etkiliyor? 

Filmi çektiğimiz dönemde Hakkâri il merkezinde futbol sahası olmağı için Şemdinli’ye gidiyorlardı. Hakkari’den Yüksekova’ya 70 km, Yüksekova’dan Şemdinli’ye 50 km gitmeleri gerekiyordu. Kışın hava şartları kötü olduğu için zorlanıyorlardı, nihayetindi yoğun kar alan bir bölge. Biz belgeseli çektiğimiz dönemde ülkemizde çözüm süreci vardı o yüzden yollarda güvenlik önlemleri fazla sıkı değildi, kızlar için durum normaldi çünkü daha ağır şartlar yaşamışlardı ama dışardan gelenler durumun şaşkınlığını yaşadıkları gibi kontrolleri yapan güvenlik güçleri de en az onlar kadar hayret ediyorlardı. Kızlar yaşamdaki zorluklara karşı bir Polyannacılık oynuyorlardı…  Yol uzun ve zorlu ama bunu dile getirmemeye çalışıyorlar bunun yerine teybin sesini açıp araçta halay çekiyorlardı. Belki de bunlardan daha büyük sıkıntıları olduğu için yolun uzunluğunu, çığ tehlikelerini ve güvenlik sorununu kaale almıyorlardı. Zorluklarını sıralarsak liste hayli kabarık olur. İç saha maçları için de araç ayarlamaları gerekiyor ve federasyon buna destek vermiyor. Kalma yeri ayarlamaları gerekiyor ama Şemdinli’de ne o kadar büyük otel vardı ne de kızların bütçesi. Bunun için okulların öğrenci pansiyonlarını kullanıyorlardı. Yeme içme ise başlı başına büyük bir problemdi.

Kızlar yaşamdaki zorluklara karşı bir Polyannacılık oynuyorlardı…  Yol uzun ve zorlu ama bunu dile getirmemeye çalışıyorlar bunun yerine teybin sesini açıp araçta halay çekiyorlardı. Belki de bunlardan daha büyük sıkıntıları olduğu için yolun uzunluğunu, çığ tehlikelerini ve güvenlik sorununu kaale almıyorlardı. Zorluklarını sıralarsak liste hayli kabarık olur.

Belgeselde bir baba kızının ayağı incindiği için doktora gittiğini ve doktorun ‘bayan nasıl top oynar?’ diye yadırgadığını anlatıp ‘kız erkek ne fark eder ki!’ diyor, bir baba kızını takım hocasına göstermek için getiriyor, kızlar sahada top koştururken erkekler tribünde tezahürat yapıyorlar, geleneksel kadın erkek rollerini tersyüz eden hikâye sokakta nasıl karşılık buluyor, bu konudaki gözlemlerinizi aktarabilir misiniz?

Hakkari Gücü Antrenörü Tahir Temel

Top oynamak ülkemizde hemen hemen her çocuk ve genç için zordur. Çünkü top oynamak demek vasıfsız olmak, boş işle uğraşmak olarak algılanıyor. Futbol fanatiği anne babalar bile çocukları spora yönelince eğitsel başarı kaygısı yaşadıkları için bu duruma karşılar. Bu durumu bir kız çocuğuna indirgersek zorluk derecesi zirve yapıyor. Hakkâri Gücü Kadın Futbol Takımı da bu tür zorluklardan geçmiş ama farklı olarak hiçbir şeyi bozmadan, yıkmadan. Yeni bir şeyler başarılabilir ve bunun için yıkmadan bozmadan yapılabilir dedirtiyorlar adeta. Kimse ailesine küs değil futbol oynadığı için mesela. Kızlar futbol ile kendilerine yeni bir yaşam yaratmışlar ve bunda bencil davranmayıp bununla diğer aile fertlerine katkı sağlamaya çalışıyorlar. Örneğin kızlardan biri aldığı mili sporcu bursunun nerdeyse yüzde 80’nini ailesine yolluyor. Belki de kızlar geçmişte atalarının yaşamlarının olmazsa olmazı olan imeceyi devam ettiriyorlar. Yani kanlarında var galiba bu durum. Diğer taraftan şunu da eklemek gerekir Hakkari Türkiye’nin doğusunda ismi genelde farklı istenmeyen haberler ile tanınıyor ve belki de bu yüzden kapalı yobaz bir şehir algısı var. Oysa bunun tam tersi bir yaşam kültürüne sahiptir. Halen kayıtlarda bir kadına sokakta laf atıldığına şahit olunmamıştır.

Buradan devam edecek olursak, filmde futbolculardan biri, Hakkâri’nin her seferinde güvenlik meselesiyle birlikte gündeme gelmesinden yakınarak, federasyonun Hakkâri Gücü takımının birinci lige çıkmasından duyduğu kaygıyı anlatıyor, bir başka oyuncu kendilerinin küçük bir itirazının dahi başka takımların oyuncularının hakeme saldırmasından daha büyük görüldüğünü vurguluyor. Gençlerde ayrımcılığa uğradıkları hissi hep güçlü bir şekilde hissediliyor, futbol mücadelesinin yanında bununla mücadele misyonu da üstlenmişler gibi. Mesela oyunculardan galiba Tarzan Rıfkı idi, şöyle diyor: Bizim gençlerimizin dışarıya gitmeye ihtiyacı var ama bizim ne kadar ihtiyacımız varsa o takımların da Hakkari’ye gelmeye ihtiyaçları var. Her iki taraf kaynaşmazsa, ön yargılar kırılamaz’ diyor. Bütün bu zorluğun içinde gençlerin motivasyonunu canlı tutan nedir?

Ülkemizde bireylerde yaygın olan en büyük sorunlardan biridir ötekileşme ve ötekileştirme. Bunun da çok kültürlülüğünün olduğu demokrasi anlayışının yerleşmemesi sebebiyle toplumsal hoşgörümüz zayıf. Bu da birçok alanda kendini hissettiriyor veya yoksa bile varmış gibi yaşanılıyor. İnsanlarda genelde tanımadığından korkma hissi var. Buna bağlı olarak Hakkari isminin haber bültenlerinde yaygın kötü bir imajı var. Irak’ta bir operasyon yapılıyor haber bülteni bunu öyle bir veriyor ki sanki şehir merkezinde valilik binasının önünde mevziler kazılmış gibi. Hayliyle bölge dışından olanlar buraya karşı önyargılı ve gelmek istemiyorlar. Bunu da ilgili yerlere iletince ortaya bu tür tablolar çıkıyor. Gençlerin yaşama bağlılıkları çok kuvvetli ve her durumda bir umutları var, serzenişleri doğal olarak var ama yoğun bir yaşam mücadelesi veriyorlar galiba içlerindeki umut çok güçlü. Hayattaki küçük şeylerden mutlu olup umutlu yaşamayı öğrenmişler…

“Bizim gençlerimizin dışarıya gitmeye ihiyacı var ama bizim ne kadar ihtiyacımız varsa o takımların da Hakkari’ye gelmeye ihtiyaçları var. Her iki taraf kaynaşmazsa, ön yargılar kırılamaz.”

Hakkârili bir genç kızın Türkiye milli takımına çağrılması kendisinde, Hakkâri’de ve sizde nasıl karşılık buluyor?

Hakkari Gücünün Messi lakaplı oyuncusu Hatice Yaşar

Bu çok duygulandırıcı ve gurur verici olduğu için hangi ülke olursa olsun aynı hissi veriyor. Kendisi açısından nasıl karşılık buluyor bilmiyorum açıkçası ama bende ve burada yaşayan diğer insanlarda iki önemli etkisi var: Birincisi, ötekilik duygusunu azaltıyor; ikincisi ise, umut duygusunu artırıyor. Bireyin aidiyet hissi artıyor. Birey önce kendini sonra ailesini temsil etmek ister. Kaldı ki milletini temsil etme mertebesine sahip olmak temsiliyette herkesin büyük hayalidir. Bunu başarmış birisinin sana yakın olması farklı bir duygu… Takımın başarılı oyuncularından Hatice Yaşar aynı zamanda milli oyuncu ve lakabı Messi. Hakkari’de sokakta, mahallede Hatice’ye Messi denilmesi durumu daha iyi açıklar belki.

Filminiz, 36. İstanbul Uluslararası Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışması’nda finale kaldı. Filme gelen tepkiler nasıl?

Filmimizin ilk gösterimi 36. İstanbul Film Festivalinde yapıldı. Orada gösterilen 10 film arasında yer aldı. Daha sonra Documentarist 10. İstanbul Belgesel Günleri’nde gösterildi ve Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülüne layık görüldü. Başka festivallere de gönderiyoruz halen, geri dönüşler bizleri memnun ediyor. Hakkari’de bir gösterim yapmak istedik ama bzim ve bütün kızların bir arada olduğu bir zaman denkleştiremedik, denkleştirebildiğimiz vakit bir gösterim niyetimiz var hala.

Son olarak; Hakkâri Gücü için Hakkâri, bölge ve Türkiye kamuoyuna söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Hakkari Gücü Kadın Futbol Takımı bir çok zorluğu kimseyi kırmadan incitmeden aşmış, imkansızlıkların içinde umutlu olmayı bizlere göstermiştir. Başarılı kadın rol modellerinin az olduğu bölgeler için bu bir şans. Hakkari’nin farklı güzel yönlerini gösteren gençlerde yaşam umudu yaratmış bir takım, buna sahip çıkılması lazım. Spordan öte sosyal duyarlılık projesi sanki. Tüm bunların yanında verilen desteklerin noksanlığı yüzünden kaybettiğimiz Dicle Aslan gibi değerlerimiz var Türkiye kamuoyunun bu konuda daha duyarlı olması gerekir. Belgesel ekibi olarak Üçüncü Bölgeden Hücum Varyasyonları filmini trafik kazasında kaybettiğimiz Dicle Aslan’a ithaf ediyoruz.

Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

E-Bültenimize Abone Olun

E-Bültenimize Abone Olun

You have Successfully Subscribed!