eğitim Röportaj

Eğitimin günah keçisi: Sınav sistemi

 

TEOG’un kaldırılmasının ardından yerine gelecek sistemin çalışmaları hala devam ederken Sivil Sayfalar ve Eğitim Reformu Girişimi  (ERG) farklı paydaşları yuvarlak masa toplantısında bir araya getirdi. Değişen sınav sistemini ve eğitimin temel sorunları konuşuldu. TEOG ve yeni gelecek sisteme dair  yapılan yuvarlak masa toplantısı sonrası Sivil Sayfalar olarak katılımcılara”Eğitimde esas sorunun sınav mı, yoksa sınav tartışmasının esas konuyu engellediğini mi?” sorduk; yanıtlarını sizler için derledik.*

“Eğitimi nasıl geliştirebiliriz yerine, nasıl daha iyi ölçebiliriz tartışması eğitimin kalitesini düşürüyor”

 Şeyma Kaya -Lise öğrencisi: Eğitimde esas sorunun sınav olmadığını esas tartışmamız gerekenin sınav olmaması gerektiğini düşünüyorum çünkü sınav sadece bir ölçme aleti ve eğitim sınavın ölçtüğü şey. Ve biz burada ölçme aletini tartışarak aslında asıl konudan uzaklaşıyoruz. Yani nasıl eğitimi geliştirebiliriz yerine nasıl eğitimi daha iyi ölçerize bakıyoruz ya da nasıl daha seçici olabiliriz diye bakıyoruz ki, bu da eğitimin kalitesini düşürüyor. Çünkü bu bizi oyalıyor bir şekilde asıl konudan uzaklaştırıyor. Dolayısıyla nasıl ölçmemiz gerektiğine değil de bence neyi ölçmemiz gerektiğine odaklanmalıyız. Bu ölçeceğimiz şeyin, yani eğitimin kalitesini artırmaya odaklanmalıyız.

 

 “İyi eğitim veren ortaöğretim kurumların sayısı artmadığı sürece, sistemin yerine ne koyarsanız koyun sistem rekabetçi hale gelecektir”

Didem Aksoy – ERG:Günümüzde sınav sistemi ve TEOG tartışılıyor ancak sınavın tartışılması aslında bizim esas problemleri konuşmamızı maalesef engelliyor. Türkiye’de eğitimin temel olarak iki problemi olduğunu düşünüyorum. Biri; eğitim kurumlarında verilen eğitimin niteliği, okullarda verilen eğitimin niteliği, ikincisi ise eğitim politikalarının yapılma şekli ve süreci. Şu anda liseye nasıl öğrenci yerleştirileceğini, bu sistemin nasıl olması gerektiği konuşuluyor. Ancak ortaöğretim kurumlarına baktığımızda eğitimin niteliğinin çok düşük olduğunu görüyoruz. İyi eğitim veren ortaöğretim kurumlarının sayısı çok az, bu sayı çok az olduğu takdirde, siz bu sistemin yerine ne koyarsanız koyun, sistem rekabetçi bir hale gelecektir. Dolayısıyla öğrencinin nasıl yerleştirilmesi ve nasıl alınmasından gerektiğinden öte aslında ortaöğretim kurumlarının eğitim niteliğinin yükseltilmesi çok önemli ve nitelikli eğitim veren liselerin sayısının daha da fazla olması çok önemli. Bunun yanında eğitim politikalarının yapılma şeklide maalesef bir sıkıntı Türkiye’de. Politikalar çok hızlı yapılıyor, veri temelli yapılmıyor, sistem çok hızlı değiştiriliyor. Bu da sistemlerin veri temelli bir şekilde hazırlanamamasını, sonrasında üzerinde bilimsel çalışmalar yapılamamasını, etkisinin ölçülememesine sebep oluyor. Bu nedenle aslında yaptığımız politikaları da daha sürece yayarak, paydaşları dahil ederek, veri temelli yapmamız gerekiyor.

“Kaliteli liselerin az olması bütün ilgiyi sınav sistemine yöneltiyor”

Rabia Cerf – Öğretmen: Eğitimde asıl mesele elbette sınavlar değil ama bizdeki kaliteli eğitim veren liselerin sayısının oldukça az olması bütün ilgiyi sınav sistemine yöneltmekte. Bu da öğrencileri ve velileri oldukça stresli bir sınav süreci geçirmeye zorlamakta. Biz sınavları nasıl yaparsak yapalım ister açık uçlu ister klasik yapalım, dolayısıyla bu liselerin sayısını artırmadıkça, iyi eğitim veren liselerin sayısını artırmadıkça, eğitimde fırsat eşitliğini yaygınlaştırmadığımız sürece, bir şekilde etütler, dershaneler vs. var olan sınav sistemine öğrenci yetiştirmeye dönük eğitim programlarını vesaire güncelleyip buna göre öğrencileri, o stresli sürece sokmaya/yöneltmeye devam edecektir diye düşünüyorum.

“Eşitsiz eğitim sisteminin sonucu olan sınav sistemini tartışarak asıl önemli sorunları görmüyoruz” 

Suat Kardaş- Okul Yöneticisi: Eğitim sistemlerini nicelik, nitelik ve eşitlik olarak üç boyut altında düşünürsek, eğitim sistemimizin en önemli sorunu eşitsizlik ve kalite problemi. Ama sınav gibi aslında sonuç olan, yani bu eşitsiz eğitim sisteminin bir sonucu olan bir konuyu tartışarak asıl önemli problemleri görmemiş oluyoruz. Sınavda, bizim esasında Türkiye eğitim sisteminde okullar arasındaki kalite farkını bir türlü eşitleyememek, en azından minimize edememekten kaynaklı bir hastalık, yan etki. Esasında konuşmamız gereken, ülke olarak, eğitim sistemimizin, bir sosyal devlet gereği olarak, bütün yurttaşlarına bütün okullarda bütün bölgelerde eşit bir eğitim hizmeti vermesi. Ve bunu nitelikli olarak vermesi. Ama sınav gibi bunun bir sonucu olan bir şeyi tartışarak asıl ana problemi görmemiş oluyoruz.

“Sürekli değişik sınavlarla eğitimi  düzeltebileceğimizi zannediyoruz”

Prof. Dr. Ali Baykal – Akademisyen: Eğitimde ölçmenin kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. Sınavı, imtihan/sıkıntı anlamında değil, bir ölçme süreci ve aracı olarak düşünüyorum. Bu bakımdan eğitim ve sınav aslında birbirinden ayrılmaz iki parça ama birisi amaç birisi araç niteliğindedir. Amaç olan eğitimdir yani eğitim için sınav yapılır, eğitimi düzeltmek için sınav yapılır, eğitimde ne yapıp-ettiğimiz belirlemek için sınav yapılır. Ama eğitimdeki sınavların/ölçmelerin değişik amaçları var her amaca dönük tek bir sınav mümkün olmuyor ne yazık ki.

Bugün sınav dediğimiz, uyarıcı davranış bağlamında ölçmeler yapılıyor. Bu açıdan sınavların sorun haline getirilmiş olması eğitimi çok etkiliyor. Biz eğitimi düzeltelim, eğitimi tasarlayalım, daha iyi eğitim tasarlayalım yerine, sürekli değişik sınavlarla eğitimi değiştirebileceğimizi düzeltebileceğimizi zannediyoruz. Bunu da özellikle seçme sınavlarında yapıyoruz. Çok kısaca özetlemem gerekirse, seçme sınavları eğitimdeki ölçme ihtiyaçlarının sadece bir tanesidir. Önce okuldaki eğitimi izleyici sınavların yapılması lazım, öğrenciyi biçimlendirici, geliştirmeye dönük, düzelti sağlayıcı sınavların yapılması lazım. Okul içi sınavları, olgunluk sınavlarını ve okuldan mezuniyeti geçerli bir şekilde, duyarlı bir şekilde ölçen sınavlarımız/ölçmelerimiz olursa bütün bu görevleri seçme sınavlarına bırakmayız. Seçme sınavları çok amaçlı olarak kullanılıyor. Hem üniversiteye öğrenci seçelim hem liseyi değerlendirelim hem lisedeki öğrencinin başarısını değerlendirelim, bunlar birarada olmuyorlar tam tersine olumsuz etkiliyorlar çünkü okul başarısını, üniversiteye girişte ölçü olarak aldığınızda, şu  ya da bu nedenle okul başarısı fark yaratmamaya başlıyor. Herkes ‘pekiyi’ ile geliyor. Bu da hiçbir işe yaramıyor ve okulun eğitimini bozmakla kalıyor çünkü hiçbir okul öğrencisini bu başarıdan mahrum etmek istemiyor. Bu bakımdan bizim önceliğimizin, eğitimi düzeltmek için okuldaki her ders için (fizik, kimya, sanat, mesleki eğitim ya da genel eğitim) o alandaki önlemleri almamız, tasarımlarımızı geliştirmemiz gerekiyor. Sınavlar teknik işlerdir, sınavlarında kendilerine özgü nitelikleri vardır, geçerlilik, güvenilirlik ve kullanışlılık gibi, bunların hepsinin aynı anda, maksimum düzeyde olması mümkün değil. Bunları optimum düzeyde, seçme sınavlarında nesnel olması önemlidir, yordayıcı dediğimiz doğru sıralama yapması önemlidir. Bunlara dikkat edilmesi gerekiyor kısaca.

“Sınav tek başına sorun olmadığı için tek başına çözüm de değil”

Prof. Dr. Mustafa Yavuz – Akademisyen: Eğitim sınav her şey değil. Yani sınav bir nevi tahlil yapıyor, tahlil sonuçları gibi. Tahlil sonuçlarından bir tam sağlık beklemememiz lazım. Sağlıklı olmak demek, yani başlangıçtan itibaren, bütün sağlık kurallarına dikkat etmek anlamına geliyorsa, eğitimde de sınavlarla ilgili algıladığımız sorunlar aslında daha derin sorunların olduğu anlamına gelir. Sınavlar nasıl bir gerilim haline gelir? Eğer nitelikli olarak velilerimizin algıladığı okullarımızın sayısı az/yetersiz ise, sadece bazı okullar nitelikli diğerleri niteliksiz olarak algılanıyorsa, bu  büyük bir gerilim oluşturur. Bu gerilimin önüne geçmenin en doğru yolu geride kalan öğrencilerin hiçbirini yani seçkin dediğimiz okulların dışında kalan diğer liselere, ortaokullara giden öğrencilerimizden de vazgeçmediğimizi, onların da arkalarında olduğumuzu, okulun onların da okulu olduğunu hissettirebilirsek, onların eksik kaldığı yerlerde tamamlama eğitimi vermek gibi bir ortam oluşturabilirsek, hangi okula giderlerse gitsin öğrencilerin arkalarında destekçileri olduğunu hissettirebilirsek sınav büyük bir oranda gerilim olmaktan çıkacaktır. Yani veliler ve öğrenciler bir müddet sonra şunu düşünmeye başlayacaktır: Tamam (çok nitelikli) okulları kazanamadık ama geri kalan okullar da o kadar başarısız okullar değil, orada da öğretmenler bizimle sonuna kadar ilgileniyorlar, bizden vazgeçmiş değiller, orası da güzel bir okul, falancalar da oraya gitti ama şöyle başarılar kazandı gibi, zaman içerisinde zihnimizdeki sınavla ilgili bu gerilim yavaş yavaş  yumuşayacak, ondan sonra sınavı daha rahat yapar hale geleceğiz. Yani sınavı belki daha çok esneteceğiz çünkü büyük oranda gerilim olmaktan çıkacak. Eğitime sistem yaklaşımıyla bakmak lazım. Sınavı belki şunun için çok tartışıyoruz. Bazen diyorum ki, eğitimde gerçekten önemli olan konuyu mu tartışıyoruz yoksa çok kolay tartışılabilen bir konuyu mu tartışıyoruz? Benim buna cevabım çok kolay tartışılabildiği için bu konuyu tartışıyoruz çünkü sınavı üçe çıkarmak da çok kolay, ikiye ya da bire indirmekte çok kolay. Ama diğer yapısal sorunları çözmek aslında o da kolay. Ne yapmamız gerektiğini biliyoruz sadece zaman sadece zaman alacağımız için, kısa vadede sonuçlarını hemen göremeyeceğimiz için ama uzun vadede etkili sonuçlarını göreceğiz, belki o uzun vadeye yaymak istemiyoruz hemen görmek istiyoruz. Hemen görülsün istediğimiz için de sınavı üçe çıkarıyoruz, ikiye, bire indiriyoruz. Bu da sorunu çözmüyor. Sorun yapısal sorun bütüncül ele alınması gereken sorun. Sınav tek başına sorun olmadığı için tek başına çözüm de değil. Bunu hepimizin iyi bilmesi lazım.

*Teknik katkılarından dolayı kameraman Ali Osman Karaaslan ve 451 derece’ye teşekkür ederim.

Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

E-Bültenimize Abone Olun

E-Bültenimize Abone Olun

You have Successfully Subscribed!