Çocuk eğitim

Çocuklar da ebeveynleri de din eğitiminden memnun değil

PODEM’in, hazırladığı “Eğitimde Çoğulculuk ve İnanç Özgürlüğü: Yetişkinlerin ve Çocukların Gözünden Okullarda Din Dersleri ve Dinin Görünümleri” raporuna göre, zorunlu ve seçmeli din dersleriyle ilgili farklılıkların bir arada yaşamasına izin vermeyen mevcut durum, ebeveynler kadar çocukları da memnun etmiyor.

 Kamusal Politika ve Demokrasi Çalışmaları Derneği (PODEM) Norveç Helsinki Komitesi İnanç Özgürlüğü Girişimi’yle birlikte, Yaşama Dair Vakıf (YADA) ve Gündem Çocuk Derneği’nin katkılarıyla hazırladığı ‘Eğitimde Çoğulculuk ve İnanç Özgürlüğü: Yetişkinlerin ve Çocukların Gözünden Okullarda Din Dersleri ve Dinin Görünümleri Raporu’nu Marmara Pera Otel’de düzenlediği toplantıyla duyurdu. Toplantıda, raporun yazarları Özge Genç, Ulaş Tol ve Nermin Yıldırım, ‘yetişkinlerde din dersleri ve okullarda dinin görünümleri algısı’, ‘çocuklarda din dersleri ve okullarda dini görünüm algısı’ ve ‘okullarda çoğulculuk ve inanç özgürlüğü üzerine hukuki değerlendirme’ bölümlerinden oluşan raporla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Raporun, farklı kesimlerin taleplerinin bilinmesi, korku ve tehdit algısını aşıp öteki üzerine düşünmeyi sağlaması ve nihai olarak din eğitimi ve okullarda dinsel görünüm üzerine çoğulcu bir politikanın adımlarının atılmasına vesile olması ve bu konuda toplumsal bir uzlaşmaya ve karşılıklı anlamaya katkıda bulunması amacıyla hazırlandığı vurgulanıyor. Sadece okullarda din eğitimi ve inanç özgürlüğü çalışması değil, aynı zamanda toplumdaki bireylerin farklılıkları nasıl algıladığı ile ilgili bir bakış açısı da sunan rapor, farklı kesimlerin gelecekten ve eğitim sisteminden çocukları için ne beklediğine ilişkin veriler sunarken, ortak kamusal alan olan okulun kullanımına ilişkin ve toplum-devlet-birey ilişkilerine ışık tutan veriler de içeriyor.

Rapor kapsamında,  2016 yılında Mart ve Ağustos ayları arasında çeşitli illerden ebeveyn ve öğrencilerin katılımıyla İstanbul, Ankara, Kayseri ve Diyarbakır’da yaşayan farklı inanç gruplarından ve farklı dini pratik seviyelerine sahip toplamda 124 ebeveynle ‘yarı yapılandırılmış’ derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiş. Çocuklarla yürütülen çalışmada ise İstanbul, Ankara ve Kayseri’de yine farklı inanç gruplarından ailelerden gelen çocukların katılımıyla toplamda 38 lise öğrencisi çocukla atölye çalışmaları ve birebir görüşmeler yapılmış. Rapora göre, her kesimin daha iyi bir din eğitimi ve/veya dinler hakkında eğitim talebi var. Bu talep çoğunluk için bütün dinler hakkında bilgi içeren evrensel bir ders olarak dile getirilirken, Sünni dindar kesimler arasında İslamiyet hakkında genel geçer ve ezber bilgiler dışında daha iyi bir içerik anlamına da geliyor. Sünni dindarlar, zorunlu olsun ya da olmasın, kendi çocuklarının İslam dinini öğreten dersleri mutlaka alması gerektiğini düşünüyorlar. Bu talep mevcut dersin uygulamaya yönelik zayıflıklarının ortadan kaldırılmasıyla birleşiyor. Bu taleplerin karşılanması ancak zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) dersinin tüm dinler hakkında objektif bilgi veren bir derse dönüştürülmesi ve din eğitim ve öğretimi ile ilgili uygulama ya da bilgi içerikli derslerin farklı din ve inançlar ve felsefi dünya görüşlerini içeren seçmeli dersler olarak sunulmasıyla olabilir.

Okullarda Dini Sembollerin Görünümü

Farklı kesimler arasında din derslerinin varlığına ilişkin mutlak karşıtlık bulunmadığının vurgulandığı raporda, dersler dindarlar için vazgeçilmez olarak değerlendirilmesiyle birlikte, diğerleri için bazı koşulları yerine getirdiği sürece korunabileceği zorunlu ders içeriğinin farklı din, inanç ve felsefi görüşleri içerecek şekilde değişmesinin ortak beklenti olduğu kaydediliyor. Rapora göre farklı kesimler arasındaki başka bir ortak  konu ise; derslerin sunumunun niteliğinden kaynaklanıyor. Öğretmenlerin yetersizliği her kesimin üzerinde durduğu bir konu olduğu vurgulanan rapora göre, çocuklardan edinilen izlenimler, bu durumun kritik boyutunu gözler önüne seriyor.

Raporda vurgulanan diğer bir konu da, dini sembollerin veya pratiklerin görünür olmasının güvence altına alınmasıyla ilgili. Buna göre, dini pratikler Sünni dindarlar için başörtüsü iken, Aleviler için ‘Zülfikar’ takma, gayrimüslimler için dinî tatilleri kullanma gibi isteklerle kendisini ifade edebiliyor. Bu haklar kullanılabildiğinde kişiler için gurur verici olurken, bir taraf bu hakkı kullanıp diğeri kullanamadığında ise adil olmayan bir durum oluşuyor.

Rapora göre, ailelerin bu konuda uzlaşamama sebepleri, çocuklarla ilgili kaygılar, toplumsal çekişmeler ve temas eksikliğinden kaynaklanıyor. Ailelerin diğer toplumsal kesimlerin taleplerine bakışı ise şöyle şekilleniyor; Dindar aileler kendi çocukları için zorunlu din dersleri var olduğu sürece diğer kesimler için seçmeli din derslerini onaylıyor. Aleviler, içeriği uygun bir biçimde düzenlendiği takdirde din derslerinin zorunlu tutulabileceğini söylüyor. Gayrimüslimler ve ateistler de çocuklara tarafsız bir insani değerler eğitimi verilebileceğini ifade ediyor.  Dindar ebeveynler çocuklarının peygamberi örnek almasını istediği için Kutlu Doğum Haftası kutlamalarını istiyor. Seküler ebeveynler ise bunun geleneksel ve kültürel bir değer olduğu düşüncesiyle sert bir karşı çıkış sergilemiyor. Seküler ve dindar ebeveynler arasında karşılaştığımız en yüksek sesli karşı çıkış ve eleştiril ise, ders saatlerinin Cuma namazına göre düzenlenmesi ve okullarda mescit açılması önermelerine yönelik. Dindar ebeveynler bunu bir zorunluluk olarak görürken, seküler ebeveynler eğitim ile ibadetin ayrılması gerektiğini düşünüyor. Aleviler için ise bu tür uygulamalar zaten rahatsız oldukları ayrımcı pratikleri kuvvetlendirme potansiyeline sahip.

Rapora göre din dersleriyle ilgili Alevi aileler ve çocukları diğer kesimlere göre daha fazla sorun yaşamakta. Buna göre, okullardaki mevcut din eğitimi müfredatı ve dini görünüm uygulamaları Alevi öğrencilerde güçlü bir ayrımcılık hissiyatı yaratıyor. Bu kesimden öğrenciler, her inanç grubuna eşit yaklaşan din dersleri içeriği taleplerinin yanında, okullarındaki öğretmen ve idarecilerin tutumları hakkında da beklentilerini kuvvetle dile getiriyorlar. Kimlikleri nedeniyle okullarda maruz kaldıkları olumsuz deneyimlerin öğretmen ve idarecilerle çatışma boyutuna geldiğini ve Alevi kesimden öğrenciler okul hayatlarını bu çatışma çerçevesinden değerlendirme eğilimindeler.

Raporda, çocukların zorunlu ve seçmeli din dersleriyle ilgili dile getirdikleri sorunların başında ders içerikleri ve okullarındaki altyapı eksiklikleri yer aldığı belirtiliyor. Mevcut haliyle zorunlu ya da seçmeli din dersleri, farklı saiklerle olsa da hiçbir kesimden çocuğu memnun etmediğinin vurgulandığı raporda, dersler hakkında dile getirilen ortak eleştiriler arasında; ezbercilik, eleştirel düşünceye yer vermemesi, dayatmacılık, müfredatın kısıtlılığı – esnek olmaması, öğretmenlerin ve kitapların yetersizliği ve seçmeli derslerin kabule zorlanması gibi konuların yer aldığı ifade ediliyor.  Farklı kesimlerden çocukların din derslerinden beklentilerinde ve dersler özelinde yaşadıkları sorunlarda ayrışmaların olduğu vurgulanan raporda, derslerin Sünni dindar kesimden çocuklar tarafından yetersiz ve kendini tekrar eder nitelikte olması nedeniyle, dindar olmayan ya da en az dini pratiklere sahip kesimden gelen çocuklarda ise TEOG’daki başarıyı etkilemesi ve ezbere dayalı olması nedeniyle eleştirildiği belirtiliyor.

Öneriler…

Dine ilişkin eğitim ve dinin görünümleri konusundaki güncel tartışmaların ve araştırmadan çıkan bulguları insan hakları hukuku temelinde değerlendiren bir analizin de yer aldığı raporda; mevcut durumun düzeltilmesi için yapılması gereken öneriler de yer alıyor.  Milli Eğitim Bakanlığı’na ve sivil topluma öneriler başlıklarıyla yapılan bu önerilerden bazıları şunlar:

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi anayasal zorunluluk olmaktan çıkarılmalı. İslam üzerine bilgileri, örnek hikayeleri/tarihi ve uygulamaları kapsayan ders ya da dersler talebe göre seçmeli olarak verilmeli. Talebe göre diğer dinlere ilişkin de seçmeli dersler açılmalı ve bu dersler için öğrenci sayısının yeterliliği düşük tutulmalı.

DKAB dersleri, eğer zorunlu olarak kalacaksa, çocukların yaş ve gelişim düzeyine göre uygunluğu belirlenecek olan din, inanç ve felsefi hayat görüşleri hakkında nesnel olarak sunulan bilgilere dayanan bir derse dönüşmeli. Yapılacak tüm düzenlemelerde çocuğun dinini ya da inancını belgeleme zorunluluğu olmamalı.

Okullarda din ve inanç farklılıkları nedeniyle meydana gelen ayrımcılık ile bilgilendirici kampanyalar, mağdura destek programları gibi mekanizmalarla etkin bir şekilde mücadele edilmeli.

Her farklı kesimin talep, ihtiyaç ve beklentileri farklılaşsa da, okullarda din eğitiminin çerçevesini belirleyen ortak ilkelerde mutabakat sağlanmalı. Devletin bu konuyla ilgili eldeki bütün veri ve göstergeleri önüne koyup, katılımcı ve kapsayıcı bir anlayış ve süreçle bir ilkeler çerçevesi hazırlaması gerekli.

Seçmeli ya da zorunlu din dersleriyle ilgili en önemli sorunlardan birinin öğretmenlerin formasyonuna ilişkin yetersizliklerden kaynaklandığı görülüyor. Bu durumu düzeltmek amacıyla öğretmen yetiştirme süreçleri ayrıntılı bir şekilde incelenerek, iyileştirilebilecek alanların tespit edilmesi ve bunlara yönelik çözümlerin ivedilikle üretilmesi gerekiyor.

İlahiyat Fakülteleri’nin farklı profil ve hatta din veya inanca mensup öğrenciler için çekici hale gelmesi, farklı kesimlerin bu bölümlere ilgi duymasının sağlanması (Örneğin, İlahiyat Fakülteleri’nde Aleviliğin kapsamlı şekilde çalışılmasının sağlanması).

Öğretmenlere DKAB ve diğer seçmeli din dersleri nasıl öğretilir, belli başlı sorulara nasıl cevap verilir türünde pedagojik konuları kapsayacak bir kılavuz kitap hazırlanması

Diğer dinleri ve Alevilik’i öğretecek öğretmenlerin eğitimi için kurumsal çerçeve, destek ve imkanların yaratılması

DKAB dersi yukarıda belirtilen niteliklere sahip olana kadar, ayrımcı olmayan bir muafiyet sisteminin tesis edilmesi.

Başka dinlerle ilgili basit bilgiler değil, detaylı bilgiler – karşılaştırmalı perspektif ve farklı teknik ve metotların kullanılması

DKAB dersinin içeriğinin yukarıda belirtildiği gibi dinler hakkında nesnel ve kapsayıcı bir şekle dönüştürülmesinde Toledo İlkeleri referans alınması: Toledo ilkelerine göre: dinler hakkında öğretim, hassas, dengeli, kapsayıcı/içermeci, doktrinel olmayan, yansız olmanın yanı sıra inanç özgürlüğüyle ilgili insan hakları ilkelerini temel alan niteliklere sahip olmalıdır. Bu ilkeler üzerine kurulmuş dersler ahlâk ve insani değerler eğitimini de kapsayabilir.

Okullarda hiçbir çocuğun farklılıkları (özellikle din, inanç ve felsefi görüşleri) nedeniyle dışlanmaması, zorbalığa maruz kalmaması ve damgalanmaması amacıyla okullar için bir kılavuz hazırlanması ve bu kılavuzu uygulamasının düzenli olarak izlenmesi

Raporun tamamı için tıklayınız.

Yorum Yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

E-Bültenimize Abone Olun

E-Bültenimize Abone Olun

You have Successfully Subscribed!