24 Ekim’de Ne Oldu?

Canva-Grayscale-Photo-of-Coins-1280x853.jpg
İlk futbol kulübü İngiltere’de kuruldu, verem mikrobu keşfedildi, naylon kadın çorapları satışa sunuldu, Birleşmiş Milletler kuruldu, Concorde’un son uçuşu yapıldı. Ha bir de o kadar uzak bir zamanda değil daha geçtiğimiz Ekim ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi bütçe görüşmelerine başladı. Birçoğumuzun haberi yok, gizlenen bir bilgi olduğu için değil, zira Meclis takviminde en öngörebildiğiniz süreç bütçe görüşmeleri. Tarihi, zamanı, mekânı, aktörleri belli. Çok bilinmeyenli denklem gibi olan Meclis çalışmaları ve yasama takviminin tek bilineni olan bütçe görüşmelerine ne yazık ki pek iltifat etmiyoruz. 24 Ekim’de ne olduğunu bilmememiz ondan. 

Vatandaşlar olarak bizlerin ilgisi kısıtlıyken, bütçe hakkı en temel ve yazılı olarak garanti altına alınan haklardan biri. Madem tarihte neler oldu meselesinden girdik konuya, bütçe hakkının taaa Magna Carta’ya kadar gittiğini de belirtelim. Birçoğumuzun ilk anayasa olarak bildiği Magna Carta, İngiliz Kralı John’un bitmek tükenmek bilmeyen savaşlarını fonlamak için vergi üstüne vergi ödeyen baronların krala “yetti gayrı bizden para toplamak için bize hesap vermen lazım, öyle sebepli sebepsiz vergi salamazsın” dedikleri belge.  1215’ten bahsediyoruz, bu nedenle de bu hesap verme sadece baronlarla kısıtlı, soylular dışındaki sıradan ölümlüleri kapsamıyor; kadınların cisimleri var ama isimleri yok zaten. O günden bu yana haklar konusunda epey yol alındı, Meclis ve yürütmenin artık tüm vatandaşlara hesap verme yükümlülüğü var. Bütçe de yürütmenin hem meclise hem de vatandaşlara hesap vermesinin araçlarından biri. Zira yürütmenin eli ayağı olan bütçe meclis tarafında onaylanmadan, herhangi bir politika ya da hizmet sunmak mümkün değil. Şöyle özetleyeyim durumu: Eğer TBMM yürütmenin bütçesini onaylamazsa, yani bütçe kanununu Genel Kurul’dan geçirmezse yeni mali yılın başlangıcı olan 1 Ocak günü ne su akar musluklardan ne de elektrik olur evlerde. Tam da bu nedenden dolayı bütçe meclis’in yürütmeyi denetlemesi için önemli bir araçtır. Denge ve denetleme sisteminin önemli bir ayağıdır.

Meclis bu elindeki denetim mekanizmasını etkin bir biçimde kullanabiliyor mu? Ne yazık ki TBMM yürütmeyi etkin denetlemesiyle ünlü değil, var olan denetim mekanizmaları olan yazılı, sözlü soru, genel görüşme, araştırma komisyonları ve meclis soruşturmasının yürütmenin üzerinde etkili denetim mekanizmaları olmadığına ilişkin genel bir kabul var. Bütçede de durum çok farklı değil. Bütçeyi görüşerek Meclis Genel Kurulu’na sevk eden Plan Bütçe Komisyonu meclisin en prestijli yasama komisyonlarından biri olmasına rağmen, başta komisyon üyelerinin çoğunlukla iktidar partisi milletvekillerinden olması, komisyon gündeminin yoğunluğu ve çok teknik bir alan olan bütçeye ilişkin milletvekillerine verilen teknik desteğin kısıtlı kalması gibi bir dizi nedenden dolayı bütçe görüşmeleri etkin bir denetim sağlamaktan uzak. Meclis adına bütçenin yargısal denetimini yapan Sayıştay’ın yetki ve görevlerinde yapılan iyileştirmelere rağmen, Sayıştay raporları için gerekli olan belgelerin ilgili kamu idareleri tarafından zamanında Sayıştay’a ulaştırılmadığı da bilinen bir gerçek .

Bütçenin temel hak olarak görüldüğü ve gerek sivil toplum örgütlerinin gerekse de vatandaşların kamu harcamalarının kendi vergileri ile yapıldığı ve hesap verilmesi gerektiğine dair farkındalığın olduğu ülkelerde yasama organının bütçeyi layıkıyla görüşebilmesi için mekanizmalar ve yapılar mevcut. Bunlardan birisi, Amerikan kongre üyelerine hizmet sunan Kongre Bütçe Ofisi. Kurum, Kongre’deki bütçe sürecine destek vermek amacıyla her sene bütçe ve ekonomik konular üzerine bağımsızanalizler hazırlıyor, tüm partilere eşit mesafede duruyor ve çalışanlarını siyasi parti ya da görüşleri üzerinden değil liyakat esasıyla işe alıyor. İnternet sayfasına girdiğiniz zaman üretilen raporlara erişmek mümkün. Kısıtlı ekonomi ve bütçe bilgime rağmen raporlara şöyle bir göz attığımda, kurumun çalışmalarındaki ana derdin Kongre üyelerinin bütçe konusunda elini güçlendirmek olduğunu fark ettim. Bir iki rapor başlığı örneği verince daha anlaşılır olacak: Bütçe Seçenekleri, Temel Bütçe ve Ekonomi Projeksiyonları, Maliyet Hesaplamaları. Tüm bu içerikler Kongre’yi bütçe görüşmelerinde edilgen bir konumdan çıkararak, daha etkin olmasına ve denetim yapabilmesine destek veriyor. Kongre Bütçe Ofisi özgün bir örnek olmakla birlikte farklı ülkelerde çeşitli mekanizmalar mevcut.

Peki yasama organı denetimi tam olarak yapamıyorsa, sivil toplum ve vatandaşlar olarak kendimize çıkaracağımız bir görevimiz olabilir mi? Bütçe en basit haliyle bir ülkenin gelirlerinin hangi politika alanlarına aktarılacağını belirler; o politika alanlarında mali yıl boyunca hangi harcamaların yapıldığını belgeler. Bütçe dökümanı tek bir metin olmasına rağmen, bir sürece de işaret eder, bu açıdan bakıldığında, bütçe de politika üretim süreci gibi farklı aşamalardan oluşur. Bir ülkenin ilgili kurumlarının, yani yürütmenin yaptığı hazırlık süreci – bir önceki dönem harcamalarının neler olduğu ve önümüzdeki dönem hangi politika alanlarında ne tür harcamaların yapılacağının belirlendiği hazırlık aşaması, bütçenin politikalar ve hizmetler aracılığıyla uygulamaya konulduğu aşama, bütçenin bağımsız yargı organları tarafından denetlendiği dönem ve nihai olarak yasama organında kabul edilerek kanunlaştığı süreç. Sivil toplum örgütleri için bütçenin farklı süreçlerinde izleme ve karar alma süreçlerine dahil olma kapsamında fırsatlar var. Bu fırsatların kullanılması için de, bilgiye erişim ve şeffaflığın sağlanması, sivil toplum örgütlerinin bütçeyi hangi araç ve yöntemlerle izleyeceklerini belirlemeleri, içeriğe ilişkin teknik uzmanlık geliştirmeleri ve elde ettikleri veri üzerinden politika alanlarında nasıl savunuculuk yapacaklarına dair beceri ve uzmanlığının olması gereklidir.

Türkiye’de farklı politika alanlarına ilişkin en kapsamlı izlemeyi Kamu Harcamalarını İzleme Platformu yaptı. Platform bir süredir izleme yapmıyor, yapıyorsa da rapor yayınlamıyor. Ancak platform sadece bütçeyi izleme alanında bir metodolojinin gelişmesine katkı vermedi, bu beceri ve donanıma sahip olmayan örgüt ve aktivistlere eğitimler vererek donanım ve becerinin artmasını da sağladı. Bu tür çalışmalar yapan daha fazla sayıda girişime, örgüte ve buradan çıkacak sonuçları sahiplenecek daha çok sayıda aktif vatandaşa ihtiyacımız var.

Ama tabii özellikle aktif vatandaş gökten zembille inmiyor. Burada da sivil toplum örgütlerine görev düşüyor. Bütçe izlemesi nihayetinde hayli teknik bir iş ve elde edilen veriler de insanların anlayacağı, kendi yaşamları ile bağlantı kurabileceği bir içeriğe ve çerçeveye büründürülmediğinde, vatandaşların kendi başına harekete geçeceğine inanmak çok iyimser bir yaklaşım olur. Vatandaşları haklarını sahiplenmeye ikna etmek zor elbet, ama İletişim Fakültesi’ndeki hocalarımdan birinin dediği gibi, demirden korksak trene binmezdik. Sivil toplum için fırsatlar var. Bütçe ve vergi konusu hem temel bir hak alanı olması hem de doğrudan cebimizi ve kendi bütçelerimizi ilgilendirdiğinden, sağlam bir savunuculuk çalışması için iyi bir fırsat sunuyor. Bu fırsatı nasıl kullanabileceğimize ilişkin ipuçları veren kaynaklar da İngilizce olmasına rağmen mevcut.

Yukarıda linkini verdiğimiz kaynağı hazırlayan International Budget Project’in internet sitesinden bir çok kaynağa ulaşmak mümkün. Bunlardan biri de, “Bizim Paramız, Bizim Sorumluluğumuz – Vatandaşların Hükümet Harcamalarını İzlemesi İçin Rehber”.  Rehberin girişinde aktarılan bir hikaye aslında bütçe izlemenin önemini çok iyi aktarıyor. Hikaye kısaca şöyle: Vatandaşların Bilgiye Erişimi Hakkı Ulusal Kampanyası kapsamında 1996 yılında Hindistan’da büyük bir toplantı düzenlenir. Toplantıya dönemin mühim şahsiyetlerinin yanı sıra Susheela Devi adında bir kadın da katılır. Toplantıda bilgiye erişim üzerine büyük bir kampanya yürüten çiftçi ve tarım işçilerini temsilen bir konuşma yapan Susheela daha sonrasında gazetecilere röportajlar da verir. Sorulan sorulardan biri, çiftçilerin ve tarım işçilerinin bilgiye erişim meselesini niye bu denli dert edindiğidir. Üç çocuk sahibi ve sınırlı bir eğitime sahip olan Shusheela şu yanıtı verir: “Çocuğumun eline 10 rupi verip bir şeyler alması için markete gönderdiğimde, dönüşte bana hesap vermesini istiyorum. Benzer bir biçimde, hükümet benim paramı harcadığında, harcamaların hesabını istemek benim hakkım.[1]Alıştığımız bu söylemi kıymetli kılan bence bunu söyleyenin kimliği ve çabası.

Hindistan’da bu kampanyalar sonucunda ne değişti tam olarak bilemiyorum. Belki yasa çıkmıştır ama uygulanmıyordur. Belki düzen devam ediyordur ve bir şey değişmiyordur. Tıpkı sivil toplumun olduğu yerde değişim talebinin değişmeyeceği gibi.

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend