“Kadın Emeği İstihdamın Artırılmasına Yönelik Politikalarla Sınırlanamaz”

kadın-emek-e1570468652464.jpg
Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG)'nden Begüm Acar ve İdil Soyseçkin ile kadınların istihdam, çalışma yaşamı ve dışındaki emeğinin erkeklerle eşitlenmesinin ne koşullarda olacağı ve ekonomik politikaların kadın istihdamına etkilerini konuştuk.  

İstihdama dair gerek kamu kurumları gerek sivil toplum sürekli düşünme ve çalışma halinde. Kadın istihdamı ise çalışma yaşamı ve kriz gibi özel koşullarda toplumsal cinsiyet bağlamında ayrı bir başlık olarak ele alınıyor. Nitekim kadın istihdamına yönelik veriler eşitsizliği sürekli kanıtlar nitelikte. Çalışma fırsatını yakalayabilen kadınlar; ücret, yapılan işin niteliği ve iş yaşamının dışında kadınlara yüklenen ‘angarya’ işlerle birlikte düşünüldüğünde, sorunun sadece istihdam değil başka yönlerle de ele alınmasını gerekli kılıyor.

Avrupa Birliği ile başlayan müzakarelerde kadın istihdamına yönelik ‘politika önerilerinin zayıf ve toplumsal cinsiyet bakış açısından yoksun’ olarak görülmesi Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG)’nin kurulmasını önceledi. 2006 yılından itibaren bu alanda çalışma yürüten KEİG’e dair Begüm Acar ve İdil Soyseçkin sorularımızı cevapladı.  

KEİG’in kuruluş sürecini ve amaçlarını aktarabilir misiniz?

Begüm Acar: Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlamasının ardından Kadın istihdamı konusu gündemde önemli bir yer almaya başladı ve bunu birçok toplantı ve rapor hazırlığı takip etti. Ancak, kadınların istihdamını artırmaya yönelik politika önerileri son derece zayıf ve toplumsal cinsiyet bakış açısından yoksundu. Bu nedenle Kadın İstihdamı Zirvesi’nden sonra Mart 2006’da Kadın Örgütleri Ortak Basın Açıklaması başlığı altında bir basın açıklaması kaleme aldık ve kadın örgütlerinin imzasına sunduk. 2 Nisan 2006’da kadın emeği ve istihdamı alanında çalışan bir grup kadın aktivist ve akademisyen bir araya gelerek Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi (KEİG)’ni kurdu. 

KEİG bireysel olarak kadınlara ne şekilde faydalı olabilir?

Acar: Kadın emeği ve istihdamı konusunun ücretli, ücretsiz çalışan, günümüzün neoliberal politikalarıyla etrafı kuşatılmış her kadının hayatına değen bir yanı var. Kadınların ev içinde görünmeyen emeği, işyerinde cinsiyet kimliği ya da cinsel yönelim sebebiyle maruz kaldığımız ayrımcılıklar, eşitsiz çalışma koşuları, kayıt dışı çalışma gibi her birimizin hayatına değen birçok problemi içeriyor. Son dönemde gündeme getirilen ve özellikle kadınlar için teşvik edilen esnek çalışma; kadınların hayatın her alanına katılımının önünde en büyük engellerden birini oluşturan çocuk, yaşlı, hasta, engelli bakımı gibi konular yaşadığımız coğrafyada feminist perspektifle politika yapmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz alanlardan birkaçı. 

Çalışma Yaşamında Güvenceli Ve Sürekli Bir Yer…

Kadın emeğinin istihdamı derken nasıl bir istihdam tahayyül ediyorsunuz?

Acar: Kadın emeği ve istihdamı alanında mücadele etmek sadece kadın istihdamının artırılmasına yönelik politikalarla sınırlanamaz. Ev içindeki karşılıksız emeği ya da kadınların ve LGBTİ’lerin istihdamda yaşadığı ayrımcılıkları görünür kılmak ve bunların dönüştürülmesine yönelik mücadele etmek gerekiyor. Kadınların çalışma yaşamında güvenceli ve sürekli bir yer edinmesini amaçlıyoruz. Esnek çalışma düzenlemeleri içerisinde kadınların seçeneksiz bırakılmasını ve bu tür çalışma biçimlerinin kadın emeğini daha çok güvencesiz bırakma riskini ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bakım emeğinin ve ev işlerinin sadece kadınların sorumluluğu olarak görülmediği, erkekler ve devlet tarafından da paylaşıldığı bir dünya istiyoruz. 

Kadın emeği ve istihdamı açısından Türkiye’ye ilişkin bir tablo çizersek ne söyleyebiliriz?

İdil Soyseçkin: Öncelikle herkesin çok iyi bildiği bir gerçek olarak kadınların iş gücü piyasasına ve istihdama katılımı AB ve OECD ülkelerinin ortalamasının çok altında. Diğer taraftan Türkiye’de erkeklerin istihdama katılımı da kadınların neredeyse iki katı. Altı çizilmesi gereken diğer bir nokta da kadın istihdamının neredeyse yarısının kayıt-dışı olması. 

Diğer taraftan kadınların eğitim seviyesi arttıkça işsizlik oranının da arttığını görüyoruz. Yani daha düşük eğitim seviyesindeki kadınlara göre çalışma istekleri daha fazla olan kadınlar, bu oranda iş bulamıyorlar. Bu da işsizlik oranını yükseltiyor. Kadınların yoğun olarak yer aldığı ve “kadın mesleği” olarak adlandırılan öğretmenlikte dahi kadınlar yönetici pozisyonlarında yer bulamıyorlar. Benzer şekilde akademisyen kadınların sayısının fazlalığına rağmen, dekan ya da rektör olan kadınların sayısı fazlasıyla düşük. Kısacası cam tavan kadınların üstünde kalın ama şeffaf bir duvar gibi duruyor.

Kadın emeğinin eşit ve adil biçimde değerlenmesi ve istihdama yansıması için yöneticilerin yapması gerekenler nedir, nasıl düzenlemeler yapılabilir? 

Soyseçkin: Kadın örgütlerinin, feminist aktivistlerin yıllardır üzerinde durduğu gibi kadınlara geleneksel cinsiyet rollerinden kaynaklı olarak yüklenen hane ve aile bireylerinin bakımı konusunda bu yükü hafifletecek ve erkeklerin de eşit bir şekilde rol alacağı düzenlemelere ihtiyaç var. Yerel ve ulusal yönetimler her mahallede her çocuğu ulaşabileceği ücretsiz ya da düşük ücretli nitelikli okul öncesi bakım ve eğitim olanakları sunmalı. Bunun yanı sıra yaşlı/hasta veya engelli bireyler için de ulaşılabilir ve kaliteli kamu hizmeti çok önemli. Aksi takdirde kadınlar beceri eğitim kazanmak için imkan bulamazlar bu da onları istihdamdan uzak tutar. 

Ayrıca haneye ve bakıma dair her türlü sorumluluğun erkekler tarafından da paylaşılması gerektiği gerçeği çeşitli kampanyalarla, yayınlarla ve etkinliklerle tüm topluma yayılarak cinsiyet eşitsizliğinin aşındırılması için adımların atılması olmazsa olmaz bir gereklilik. 

İşe alımlarda aynı iki aday arasından kadınların teşvik edilmesi, işyerlerinde cinsiyetçi/ayrımcı dil ve pratiklerin ortadan kaldırılması için çalışmalar yapılması, iş ve iş dışı yaşam dengesinin cinsiyet eşitliği perspektifinden tanımlanması ve uygulanması, yalnızca annelik izni değil babalık ve erkekten kadına devredilemez ücretli ebeveyn izni gibi düzenlemelerin yasalarla zorunlu hale getirilmesi ve tüm bu düzenlemelerin uygulanmasının takibi yapılacak çok temel noktalar arasında sayılabilir.

İnsana Yakışır İş Olanakları Temel Hareket Noktamız Olmak Zorunda’

Kadınların iş yaşamına kavuşmasının yanında eşit ücret ve sosyal güvence meselesi eksiklikler olarak görülüyor. Bu neden önemli ve ne yapılabilir?

Soyseçkin: Yalnızca istihdam temelli baktığımızda kadınların hangi koşullarda nasıl işlerde çalıştıklarını göz ardı etmiş oluyoruz. Oysa kadın istihdamının artırılmasından bahsederken insana yakışır iş olanakları temel hareket noktamız olmak zorunda. Kadınlar çalışmaya başladıklarında kazandıkları para üstünde kontrolleri var mı, ev içindeki kararlarda belirleyiciklikleri nedir, kendilerini geliştirme olanaklarına sahipler mi gibi sorulara cevabımız evet olmadığında yalnızca para kazanmasının dönüşüm yaratacak kadar bir etkisi olmuyor maalesef. 

Diğer taraftan neredeyse tüm çalışan kadınların işten eve geldikten sonra “ikinci vardiya” olarak hane içi tüm işleri yerine getirmeleri de üstünde ısrarla durulması gereken bir durum. Dolayısıyla sadece bu gerçeklik bile kadınların sigortalı çalışmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Yani kadınlar hem işte hem evde çalıştıklarından erkeklere göre çok daha çabuk yıpranıyorlar, sağlık sorunları yaşıyorlar. Türkiye’de emeklilik sisteminde yer alabilmeniz için sigortalı çalışmanız gerekiyor. Kadınların büyük bir kısmı hem çoğu zaman çocukları belirli bir yaşa gelip kendilerine yetebildiklerinde çalışmaya başladıklarından emeklilik sistemine de çok geç girmiş oluyorlar. Dolayısıyla sigortalı çalışsalar dahi emeklilik kriterleri nedeniyle emekli olabilmeleri neredeyse imkansız görünüyor. Eğer boşanırlarsa ya da eşlerini kaybederlerse bu durumda sağlık hizmetlerinden bile yararlanamama gibi bir durum ortaya çıkıyor. 

Mikro-Krediler Düşük Kazançlı Çalışma Ve Borçlanmayı Getiriyor

Kadınların iş yaşamına dahil olması noktasında ulusal ve uluslararası birçok kurumun çalışmaları ve belirlemeleri mevcut. Birleşmiş Milletler, bakanlıklar, kalkınma ajansları gibi özellikle bir dönem hala devam eden mikro kredi verilmesi yönünde bir çaba mevcut. Bu ne kadar etkili oldu?

Soyseçkin: Mikro-kredilerin Türkiye’de ve genelde dünyada uygulamalarına baktığımızda, kadınların yine ev içinde kalarak hatta çocuklarını da bu emek sürecine katarak çalıştıkları, düşük kazanç getirecek işler yaptıklarını görüyoruz. Verilen kredi miktarı başka türlü bir çalışmayı olanaklı kılmıyor. Diğer taraftan çoğu zaman çok yüksek faiz oranları ödemek durumunda kalıyorlar. Mikro-kredi borçlarını kapatmak için başka yerlerden borç aldıkları böylece bir borçlanma döngüsü içine girdikleri durumlar sık yaşanıyor. Diğer taraftan kadın sivil toplum kuruluşları kredi borçlarının ödenmesinin takibini yapan yapılara dönüştürülüyor. 

Mikro kredi, hibe ve benzeri  yöntemlerle kadınların iş yaşamına dahil edilmesi çabaları bir yandan fayda sağlarken diğer yandan benzer işleri yapan, çoğunlukla ev yaşamından gelen yeteneklerin ticarileştirilmesi gibi bir durum ortaya çıkarıyor: Temizlik şirketleri, ev yemekleri ve el işi dükkanları gibi. Kadın emeğinin nitelikli istihdamı önündeki engeller nedir, ne yapılmalıdır?

Soyseçkin: En temel engelin toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu düşünüyorum. Bunun değişmesi için yasa yapıcıların kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar yapıp bunu kararlılıkla uygulamaları gerekiyor. Bu konuda kadın örgütlerine ve bu alanda yıllardır çalışan aktivistlere danışılması mühim. 

Platform sadece istihdam edilmeyi değil sonrası ile ilgili kısımla da ilgileniyor. Bu konuda önümüzdeki günlerde bir panelde düzenlenecek. Hem  panelin içeriğine yönelik hemde kadınların iş yerlerinde yaşadığı sorunlara ilişkin bilgi verebilir misiniz?

Acar: İşyerlerinde erkek şiddeti, taciz ve mobbing gibi kadınların maruz kaldıkları temel yapısal problemlerle birlikte kadınların çalışma hayatındaki durumu daha da zorlaşıyor. Kriz koşullarında ise işyerlerinde kadın işçi sağlığı, genel güvenliği, şiddet, mobbing, taciz gibi sorunlar üzerine konuşmanın ve politika üretmenin aciliyeti daha fazla ortaya çıkıyor. Bu konuda kadınlar olarak bir araya gelmek, sorunlarımızı ve mücadele yöntemlerimizi konuşmak, işyerlerinin kadınlar için nasıl daha güvenli hale gelebileceğini tartışmak istiyoruz. Bütün kadınları 13 Ekim Pazar günü 13.00-17.00 arasında Tarih Vakfı’ndaki panelimize bekliyoruz.

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

You have Successfully Subscribed!



Send this to a friend