İran’da Yasaklara Rağmen Halk Mücadeleden Vazgeçmiyor

2dsPG1YOjtmGIft20c0ZxB3TihAMuseydGB7thW7-e1570178021358.jpeg
İran’dan Türkiye’ye göç eden bir kadın anlatıyor... İran’da kitle örgütleri var mı, ne yapıyorlar, örgütlenmeler, işçi ve kadın eylemleri nasıl gerçekleşiyor? 

İran’daki rejim her ne kadar baskılarıyla mücadelenin önünü tıkamaya çalışsa da İran’dan neredeyse her gün bir tepki sesi yükseliyor. Bir taraftan işçi eylemleri, bir taraftan kadınların tepkileri tüm baskıya ve şeriata rağmen varlığını sürdürüyor. Ancak oradaki baskının galip geldiği, protestoların durakladığı, mücadelenin önünün kesildiği, dönemler de olmuyor değil. Kimi zaman bu ülke içinden yurt dışına göçe, kimi zaman sessizliğe dönüşüyor, kimi zaman da yasaklara rağmen illegal bir mücadele boyutuna. İran’daki duruma, bu mücadelelerin nasıl gerçekleştiğini, yakın bir zaman önce İran’dan Türkiye’ye gelen bir kadından dinliyoruz. E. Ava tam adını vermek istemiyor can güvenliği için. Çünkü İran’a gitmesi durumunda rejimin hedefine konabilir. Sorularımızı yanıtlayan Ava, İran hakkında daha  yakından bilgi edinmemizi sağlıyor… 

İran nasıl bir ülke?

İran aslında sistem olarak şeriat ile yönetilen bir yer. “İran İslam Cumhuriyeti” yani oy kullanılarak seçimler yapılsa da dini hükümlerin uygulandığı bir ülke. Anayasası din üzerine kurulmuş. Cumhuriyet kısmı sadece isminde olan kısım. Çünkü zaten seçim diye bir şey yok. Başta kim varsa o seçiyor dört, beş kişiyi ve insanlar ona oy veriyor.

Peki kadınların genel olarak durumu nasıl?

İran’da tabii herkesin durumu kötü, yalnızca kadınların değil. Kötü koşullarda yaşanıyor orada. Düşünce özgürlüğü yok. Ama kadınların durumu çok daha farklı. Aynı ezilmişliği kadınlar iki kat yaşıyor. Mesela kadınların kıyafet seçme özgürlüğü yok. İstediği şeyi giyme hakkına sahip değiller. Kadınlar stadyuma giremiyor mesela. Evlendirme kuralları var. Yani anayasada geçen kadınların haklarını çiğneyen bir sürü yasa var. Boşanamıyor mesela. 

Kadınların çalıştığı işyerlerinde erkeğin yarısı kadar maaş alması da sorun. Mesela miras paylaşımında kadın, erkeğin yarısı kadar miras alabiliyor. Kadınların evlendirilme yaşı resmi olarak 13. Eğer aile izin verirse 11 yaşında bile evlendirilebilir çocuk. 

Boşanma nasıl oluyor peki?

Şöyle oluyor, erkek boşanmak isterse boşanıyor. Yoksa boşanma gerçekleşmez. Çocuğun da velayeti babadadır. Boşanmış bir kadın çocuğunun velayetini alamıyor erkek vermediği sürece. Büyükbabada oluyor. Büyükbaba olmazsa da amcada oluyor. 

Toplumsal tepkiler de oluyor ama?

Şimdi komünist hareket ya da sol hareket yasak. Onlar “yeraltında” (illegal) faaliyet yürütüyor. Örgüt kurmak İran’da başlı başına bir yasak zaten. Yasal olarak binası bulunan bir örgüt yok. 

Sendikalar da mı yasak?

Bağımsız sendika bile yasak. İşçi hakları sendikası var. İslamik İşçi Hakları Sendikası diye geçiyor. Ama bu sendika tamamen devletin kurumu. Devletin seçtiği insanlar orada çalışıyor. Ve tabi ki hiç bir şekilde işçinin haklarını savunmuyor.

Peki sivil toplum örgütleri yok mu? 

Hayır, hiçbir şey yok. Dernek gibi hiçbir şey yok. Sadece buradaki Ensar gibi İslami dernekler var. Buralarda Lübnan, Suriye gibi ülkelere yardım ulaştırmak için kullanıyorlar. Ama tabi İran dışında çalışma yürüten örgütler var. İçeride de kurulan topluluklar var. Bunlar yasal değil ama. İsimleri bazen duyulabiliyor, bazen duyulamıyor. 

Nasıl kuruluşlar peki bunlar? Onların eksikliği nasıl yaşanıyor? Nasıl yansıyor?

Bunları birkaç gruba bölebiliriz. Kadın haklarını savunanlar, reformistler ve komünistler gibi… Kimisi yurtdışına bağlı çalışma yürütüyor, kimisi içeriden gizli… Ama en büyük eksikliklerden biri alternatif bir partinin olmaması. 

Teokrasinin olduğu bir hükümet var ve bunun karşısında hiçbir şey yok. Doğal olarak eksikliği olumsuz olarak yansıyor. 

Kadınlar Her Eylemde Vardı

Beyaz Çarşamba eylemleri var bir de. Kadınların yaptığı eylemler. Onlardan biraz bahsedebilir misin?

Aslında devrimden yani şeriat devriminden beri kadınların başörtüsü kullanması yasal zorunluluk haline geldiğinden beri kadınlar sürekli sokağa çıkıyor zaten. Tutuklanıyor, iki sene durgunluk, suskunluk oluyor, sonra yine alevleniyor, sonra yine susturuluyor… Zaten bu 40 yıllık süreç içerisinde en fazla tutuklanan kadınlar olmuştur. En fazla işkenceyi gören, en fazla tutuklanan, en fazla idam edilen… Beyaz Çarşamba eylemleri aslında bir dönem reformist olan, İran rejiminin içinde olan, mecliste yer alan Nejat’ın bir kampanyası olarak başladı. Kadınlar beyaz başörtüsünü takıp video çekiyor, yayınlıyor. Sonrasında da tutuklanıyorlar. Daha sonra devrim sokağının kızları meselesi oldu. Ama burada fark şu. Kadın diyor ki, “Ben burada başörtüsünü çıkarıyorum ve onu sopaya bağlıyorum. Ben başörtüsünü kullanmıyorum.” 

Yani beyaz çarşambaların izinden gidiyor değil. Çünkü Beyaz Çarşamba da sadece video çekimi yapılıyordu. Ve ondan sonra da bir sürü işçi eylemleri başladı. Tabi bu işçi eylemlerini başlatandır demiyorum ama bu eylemlerle birlikte devam etti. Kadın mücadelesi, işçi mücadelesi, kadınların işçilerin eylemlerindeki rolü, sürekli onlarla beraber oradalar ve bunu herkes biliyor zaten. Videolarda, metinlerde, haberlerde bu görüldü. Yani son iki yıldır sayıca en kitlesel eylemler kadınların olduğu eylemler oldu. Öğretmenlerin grevlerinde, emeklilerin eylemlerinde, fabrikalarda bir sürü kadın tutuklandı bu süreç içerisinde. Kadın gazeteciler tutuklandı. Ve haber alınamadı bir süre. Beyaz Çarşambalar aslında bunun başlangıcı değildi. Bu kadın mücadelesi her zaman vardı. Ama Devrim Sokağı’nın Kadınları’yla başka bir şeye dönüştü. Kadınlar artık şunu savunuyorlar. “Biz dışarıda video çekerek bir şeye varamayacağız. Biz birlikte yürürsek, biz birlikte bir şeyler yaparsak değişir. Bu bireyselciliği bir kenara bırakmamız gerekiyor. Birlikte harekete geçmemiz gerekiyor. Eğer şimdi radikal isek daha da radikal olmamız gerekiyor. Ama bu sadece birlikteyken olunur. Sadece video çekerek bir şeyler yapmak istersek eğer, bu sadece kadınların yüksek seneler hüküm giymesine neden olur” diyerek çizgisini ortaya koydu. 

Telegram Üzerinden Örgütlenmeler Sağlanıyor

İşçi eylemleri de oluyor bir yandan. Bu kadar baskı ve yasak varken işçiler nasıl bir araya gelebiliyor? Birbirlerinden nasıl haberdar olabiliyorlar?

Mesela yasal olmayan birkaç kadın örgütü var İran’da. Bunlar üniversitelerden, fabrikalardan direkt örgütlenerek birbirilerine anlatarak örgütleniyorlar. Telegram bizim hayatımızda çok önemli bir noktada. Çünkü Telegram üzerinden kanallar açıyoruz. Oradan haberleşiyoruz. Telegram üzerinden her şeyden haberdar olabiliyoruz. Örneğin Yeditepe şeker fabrikası işçileri, Şah döneminden beri özelleştirilmek isteniyor. Ama işçiler sürekli bunun önünü kesmişti. Ama tamamen özelleştirilmesinin sonrasında işçilerin eylemleri başladı. Sonrasında işçiler Yeditepe Sendikası diye bir sendika kurmaya karar verdi. Bu tamamen yasadışıydı. Orada işçiler sürekli irtibat halindeydiler ve bu şekilde eylemlere dönüştü. Yani kendiliğinden oturup konuşarak olmadı. Eylemler sırasında iki kişi öldü. Birçok kişi tutuklandı. Eylemlerin önderliğini yapan İsmail Bahşi tutuklandı. İşkence yapıldı. Yeditepe işçilerini savunan Goliyan, sadece işçilerin yanında olmak ve fotoğraf çekmek için gittiğini söylemişti. 19 sene hapis cezası verildi. 

‘Mavi Kız’dan Sonra Grev Yapalım Diyenler Oldu

Peki stadyumun kadınlara yasak olması meselesini de konuşalım.  Geçtiğimiz günlerde “Mavi Kız” diye adlandırılan kadın kendini yaktı hatırlarsan. Stadyuma girmek neden yasak? 

İran’da mezhep Şii. Ve buna göre de kadınların stadyuma girmesi yasak. Hatta bir zamanlar futbol izlemesine bile ‘doğru değil’ denirdi. Sebebi ise kadın ve erkeğin yan yana oluyor olması ya da stadyumda küfrediliyor olması. Bunlar tabi yasağın üstünü örtmek için kullanılan şeyler. Mesela kadınlar sevdiği bir spor dalını stadyuma girip izlemek istiyor. Ama bu mümkün değil. Sırf stadyumun önüne gidip içeri girmek istediği için altı ay cezaya çarptırıldı ‘Mavi kız’ dediğimiz Seher. Bu altı ay cezayı kabul etmediği için, içeri girmek istemediği için de kendisini yaktı ve öldü. 

Bunlar birikiyor ve bir yerlerden tekrar alevlenerek kendini gösterecek. Halk arasında “Grev yapalım. Artık stadyuma girmeyelim” gibi şeyler de söylendi sonrasında. İranlı futbolcular bu konuda tepkiler gösterdiler.

Spora ilgi duyan kadınların oluşturduğu birlikler var mı?

Yok, hayır. Spor odaklı olmayan birlikler oluyor. Bütün kadın meseleleri ile ilgilenen örgütler var ve kadınlar olabildiğince ona dahil olmaya çalışıyorlar. “Kadının sesi topluluğu” mesela. Hem kadın haklarını hem de kadın işçi haklarını savunan bir topluluk. Mesela onlardan da Esrin Derkale bayağıdır tutuklu. Haber alınamıyor kendisinden. 

Sen hiç stadyuma gittin mi?

Yok, hayır. 

Bulunmak ister miydin peki? 

Tabi isterdim. 

Türkiye’de İranlıları Buluşturan Bir Ağ İsterdim

Peki, sen İran’dan Türkiye’ye geldin ve burada İranlılar için bir hak örgütü bildiğim kadarıyla yok. Olmasını ister miydin? İranlıları buluşturan, sorunlarını konuşturan ya da mültecilik haklarını savunan…

Tabi ki. Olsaydı çok iyi olurdu. Çünkü Türkiye’de yaşayan binlerce İranlı var. Ve bunlar daha çok İran’ın sorunlarından kaçıp buraya gelenler, mülteci olanlar ya da okul için gelenler. Ama tabi bu İran’daki okulların kötü olduğu anlamına gelmiyor. Mesela Tahran’daki okullar gerçekten iyi okullar ama orada bulunmak istemiyorlar gençler. Orada o baskının altında yaşamak istemiyorlar ve her biriyle konuştuğun zaman, hemen hemen aynı şeylerden dert yanıyorlar. Bunlarla ortaklaşılabilir bence…

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

You have Successfully Subscribed!



Send this to a friend