Sanat Sanat İçin, Feminizm Feminizm İçin?

thumbs_b_c_0c1ae5d7eb1f9ddb142e89ae67fee9ce-e1569225521763.jpg
Neyin sanat olduğu ve neyin sanat olmadığını kim belirler? Kimin feminist olabileceği kimin olamayacağını ne belirler?

Kabataş’ta bir binanın duvarında 440 çift topuklu ayakkabı var. Başınızı kaldırıp baktığınızda o 880 topuğun sesini duyar gibi oluyorsunuz ilk önce. Sonra ya içlerinden biri düşerse diye düşünürken buluyorsunuz kendinizi. Hepsi de siyah renk. Bir orduya aitmiş gibi kusursuz bir nizam içinde yerleştirilmiş. Yan köşe sanat alanının ev sahipliği yaptığı yeni iş bu. Kadın cinayetlerine dikkat çekmek için İstanbul’da kamusal alanın göbeği sayılabilecek bir yerde hafif tehditkar bir edayla yüksek bir binanın cephesine asmış ayakkabıları sanatçı. İşin sahibi ise grafik tasarım sanatçısı bir erkek.

Biz çok alışık değiliz ama dünyada feminist sanat akımını benimseyen pek çok erkek sanatçı bulunuyor. Gerçi biz feminist sanat akımını benimseyen kadın sanatçıya da çok alışık değiliz, (Hatta maalesef sanatçıya alışık değiliz! Neyse ki Eylül ayındayız, İstanbul sanat kokuyor buram buram da beni yalancı çıkarıyor) saymaya kalksak iki elin parmaklarını geçmez herhalde. Zaten Türkiye’deki feministleri saymaya kalksak… Muhtemelen sayabiliriz vallahi! (Resmi beyanların ötesinde gizli gizli feminist olanları da dahil ederek hem de!)

Kendimi bildim bileli (ki ergenlikte bildim diyelim, otuz seneden fazla süre demek, fena sayılmaz herhalde) feministim. Ve yine onca zamandır sanata ilgi duydum, okudum, araştırdım, sergilere gittim, müzeleri gezdim. İkisinin önemli bir ortak noktası olduğuna inandım hep: Muğlaklık! Neyin sanat olduğu ve neyin sanat olmadığını kim belirler? Kimin feminist olabileceği kimin olamayacağını ne belirler?

Pisuarı tuvaletten söküp bağlamından koparıp sergi alanında duvara koyarsam sanat olabilir, olağanüstü bir manzarayı aynen tuvale aktarırsam bu sanat değildir. Buna kim neye göre karar verebilir? Ya da neye göre feministlik mertebesine erişilmiş olunur? Penisim varsa feminist olamam, kestirsem bile kadın olamam, öyle ya saçım uzunsa aklım da kısadır zaten!

Madem feministim, toplumsal cinsiyet normlarını kabul etmiyorum, nasıl bunu sadece kadınlık ile ilgili olarak düşünürüm? Zaten kadınlık normlarıyla ilgili değil mi mücadelemiz? Erkeklik de normlardan payına düşene maruz kalmıyor mu? Kimlik ve bedenden bağımsız bir haktır eşitlik demiyor muyduk? Öyle ya feminizm ne için?

Sanat ise epey karmaşık. Varoluşu gereği normu parçalıyor, sorgulatıyor, ters-yüz ediyor olmalı. Bunu sadece normun verili tanımı üzerinden yapmasını ummak da epey safiyane. Bu iki çok bilinmeyenli denklem bir araya gelince, hele bizimki gibi suyun ısısına fazlası ile alışılmış coğrafyalarda, bir normu sadece o normun kurbanı sorgulamalıdır gibi bir söylem sık seslendirilebiliyor. Bu normu farklı şekilde tekrar kurmak değilse, nedir? Peki ya ama Miyazaki, Wolfgang Klaus Maria Friedrich, John Legend’i n’apıcaz o zaman? Gerçi evet benim bu konularda aklım epey karışık. Vajinamın beni kadın yaptığını düşünmüyorum zira.

MS Yani #metoo Sonrası Sanat

Yanköşe’deki işi ve ardından 5harfliler’de yazılan eleştiri yazısını görünce liseden yakın kadın arkadaşlarımla oluşturduğumuz ‘Cadı martılar’ isimli whatsapp grubuna yolladım. Epey konuştuk üzerine. İlk anda yazıyı çok haklı bulanlarımız oldu. “Male gaze” her yerdeydi. Hele sanatta!

Hatta geçenlerde MET’in Direktörü Thomas Campbell’in instagram’da yaptığı bir paylaşımı konuştuk: “Bernini’nin 1600’lü yıllarda yaptığı Proserpina’ya Tecavüz (Rape of Proserpina) isimli eseri evet hala sıradışı ama #metoo momenti sonrası, bu farkındalık ile bir erkek izleyici olarak bu esere bakarken eskisi kadar rahat hissedemiyorum.”

Sonra sanat sanattır dedik. Diğer her şey ise diğer her şeydir. Ya da öyle midir diye sorguladık? Üzerine politik bir mesaj yüklendiği zaman, sanat sadece bu tek boyut ile tartışmaya açılmış olmuyor mu? 

Feminist iş üreten kadın yok mu memleketimizde de bir erkek bu işe soyunmuş diye soranlar oldu aramızdan. Sorular çoğaldıkça çoğaldı: Bir erkeğin yapmış olmasına takılmak seksist bir tutum değil mi? Yoksa sadece erkeklerin konuştuğu kadın konulu panellerden farklı düşünülmemeli mi bu da? Biz kadınlar yeterince sahiplenmiyoruz da meydan (bu vakada duvar) yine erkeklere mi kalıyor? Bu işi bir erkek değil kadın yapmış olsaydı eleştirir miydik, nasıl ele alırdık? Bu işi sanat olarak mı değerlendireceğiz yoksa feminist bir ifade olarak mı? İkisi bir arada olamaz mı? Feminist bir ifade ancak kadına mı ait olmalı? Kadınlık söz konusu olduğunda erkekler susmalı mı?

Belki de… Çünkü daha dilde başlıyor her şey. Ama… Kadınlar da aynı normun içinden konuştuğunda, bu sadece eril dili tekrar üretmek olmuyor mu? 

Sanat sanat içindir. (Bunu da sabaha kadar tartışabiliriz! Ama hiç değilse “bazen öyle olduğunu” da kabul edebiliriz.)

Oysa… Feminizm feminizm için değildir. Asla!

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

You have Successfully Subscribed!



Send this to a friend