“Medya, Alevilerin Sorunlarını Anlatma Fonksiyonunu Hiç Üstlenmedi”

Ali-Duran-Topuz-Murat-Bayram-1280x854.jpeg
Gazete Duvar’ın Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz ile Aleviler"in medyadaki genel görünürlülüğü, seslerini ve taleplerini gündemde tutma şekilleri, kendi iç medya yapılanmaları ve iletişim performansları üzerine konuştuk.

Aleviler, dönem dönem gündemin nabzına göre medyada yer alsalar da çoğunlukla görünür değiller. Bu sorun nasıl çözülebilir? 

Sadece Aleviler değil, Türkiye’de bütün dinsel, etnik, hukuki statüdeki mülteciler gibi farklı konumlarda olanlar medyada ya yer bulamıyorlar. Ya da negatif temsille yer alıyorlar. Aleviler gibi kalıcı, nüfusun önemli bir parçası olan ve artık çok önemli bir kesimi şehirlerde yaşayan kesimler için daha eski dönemlere göre çözüm bulma imkanı daha çok. Yani 80 – 86’ya kadar hiçbir şekilde medyada yer bulamazlardı. Daha çok şiir ve folklorik gibi konularda daha çok akademik alanda yer bulurlardı. Onun dışında da takıyye yaparlardı, gizlenirlerdi, korku ve sıkıntı içindeydiler. Ve temsili politik yapılar içerisinde güç kazanarak elde etmeye çalışırlardı. Bu yol da çok açık olmuyordu. Daha sonra bu takıyye 85-95 arasında kırıldı.  Önce çok hızlı bir şekilde varlıklarını ve taleplerini deklere etme, varlıklarını görünür kılmaya başladılar. O dönemde medyadaki negatif temsillere sert tepki göstermeye başladılar. Ve bundan önemli ölçüde sonuç da almaya başladılar. Medya da nispeten negatif temsil konusunda bir çeki düzen verdi. 

Pozitif temsil de Alevi okuru etkilemek üzere, diziler, tanıtım yazıları yapıldı. Ama o diziler ve yazılar tamına yakını bir tür oryantalist bir mantıkla ‘Onlar, ötekiler’ gibi sanki uzaylılardan bahsediyordu. İyi anlatıyorlardı ama eşit hak sahibi yurttaş gibi değil de ‘egzotik’ nesne, dışarıdan incelenen bir varlık gibi bahsediliyordu. Yine de o pozitif temsilin hayli faydalı yanları oldu. 

Ne gibi?

Toplumsal rahatlama yaşandı. O rahatlamanın önemli göstergelerinden biri de 90’lı yılların başına kadar CHP dışında herhangi bir partiden ne bir şey bekliyorlardı ne de o partilerle irtibata geçiyorlardı. Ama sonrasında neredeyse bütün partilerde Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi, MHP ile kuvvetli temasları oldu. Hâlâ da önemli bir oy tabanıdır MHP’nin. Ama bu kadar büyük bir nüfus için son derece normal bir durum. Edirne’den Ardahan’a, Urfa’dan Ege’ye kadar yoğun nüfusa sahip büyük bir yapının birçok partiyle temas kurması normaldir. Sadece siyasal İslamcı yapılardan uzak kaldılar. Ki bir önemli sorun da 2008 – 2009’dan sonra Adalet ve Kalkınma Partisi’nin politikalarının dışlayıcı bir karaktere bürünüp, kamu çalışanları açısından takıyye yeniden mecbur kılması. Aslında burada doğrudan Alevilere yönelik bir düşmanlık söz konusu değil. Fakat Adalet ve Kalkınma Partisi’nden olmayanların kamuda istihdamı ya da kamudan ihale alması mümkün olmadığı için, Alevilerin büyük bir kısmı da hiçbir şekilde Adalet ve Kalkınma Partisi’nden olamayacağı için o kapılar kapandı. Bu şu anda hem adaletsizlik duygusuna yol açan bir meseledir hem de mutsuzluk ve iktidara karşı bir korkuya neden oluyor. 

Bu durum medyada yapılabilecekleri nasıl etkiliyor?

Medyada yapılacaklar için bütün bu durumları bilerek hareket etmek gerekiyor. Türkiye’de tuhaf bir şekilde bu tür sorunların, Kürt meselesi de bunun içerisinde olmakla birlikte doğrudan kendi medyasını kendi içerisinde oluşturma çabası, baskıları, engellemeleri anlıyoruz ama nüfusla orantılı olarak çok başarısız oluyor. Kürtçe gazete çıkardığınızda bu gazetelerin okurları çok az oluyor. Aleviler de denedi. Birkaç gazete ve dergi çıkardı. Bu okunup, satılmıyor. Kürtlerin sadece Kürtçe olanlar değil Türkçe yayınlar için de bu geçerli. Misal o gazete 20 bin satıyorsa baskı olmadığında 200 bin satmayacak. En fazla 40 bin satacak. 6 milyon oyu, onlarca vekili, binlerce delegesi olan HDP’yi düşündüğünüzde çıkarılan dergiler ve gazeteler bu büyüklüğe uygun bir tiraja ulaşmıyor. Bu Aleviler için de böyle. Aleviler de 3 gazete ve çok sayıda dergi çıkardı ama etkili olmadı. O nedenle geriye bir tek yol kalıyor; hem mevcut medya içerisinde pozitif temsili arttırma yolları hem de kendilerini orada doğruda ifade edecek imkan ve olanakları bulmak. Bu son yol yine Türkiye’deki medyanın devletten bile zaman zaman geri olan alışkanlık ve davranış konusundaki muhafazakar karakterine, Hürriyet, Milliyet, Vatan’ı eski Sabah’ı Ramazanda inançlı Müslümanlara yönelik dinsel yayınlarının en ufak bir benzerini bile Alevilerin herhangi dinsel bir takvim döneminde yapmadı. Örneğin Hürriyet’te bile dinsel tartışmalar konusunda fetva gücüne sahip fıkıhçı, teolog birçok insan yazar olarak yer aldı. Alevilikle ilgili doğrudan böyle bir alan açılmadı. Pozitif temsil, sosyal-kültürel protesto ile kısmen sağlanabildi. Ama şu andaki medya yapısı içinde bir ana akım kalmadığı için pratikte uygun olabilecek tekniklerin uygulanabilirlik şansı pek fazla yok. 

Uygulanabilecek pratikler neler?

Örneğin ana akımda doğrudan temsil anlamına gelebilecek uygulamalar; gazete ise sayfalar, televizyon ise yayın akışı içerisinde bir takım kuşaklar, haber- program, diziden sinemaya kadar kültür ürünlerde gözetilen bir öğe olarak yer alması mümkün olabilir. 

Şu an muhalif medya da dâhil bunlar mümkün mü?

Şu an pratik olarak pek mümkün değil. Ya küçük yapılar var ve bunların bir kısmı çok spesifik hedeflerle yayın yapıyorlar. Evrensel, Birgün, Kürt hareketi etrafındaki yayınlar Yeni Yaşam gibi… Buralar şu anda dağınıklık ve ilgilendikleri konulardaki yoğunluk nedeniyle sürekli majör meselelerle ilgileniyorlar. Kimlik siyasetine karşı çıkmak gibi genel ve soyut bir fikir olduğu için dinsel dönemleri bir küçük haberleştirme, başladığını – bittiğini bildirme, oradaki bazı etkinlikleri haberleştirme dışında pek bir şey yapılamıyor. Hâlbuki Alevi toplumunun sorunlarının tartışıldığı, sorunların düzenli bir şekilde içeriden bilgi alanlar tarafından haberleştirildiği bölümler, yerler ayırmak düşünülmüyor. Aslında pratikte rahatlıkla yapılabilir. Görünmeyen ve görünür olmadığı için çözümü çok geciken sorunlar var. 

Evet, genelde Alevilerin sorunları – talepleri konuşulduğunda zorunlu din dersi ve cemevlerinin hukuki statüsü konuşuluyor… Salt sorunlar bunlar mı?

Cemevlerinin etrafındaki örgütlenmeler, cemevlerine neden ihtiyaç duyulduğuna dair bile bir fikir yok. İktidar tarafından bakarsan ‘politik tercih’ gibi, muhalefet tarafından bakarsan da ‘bir kültürel tercih ama işte iktidar bunu tanımıyor’ gibi bakılıyor. Böyle bir alana sıkışmış durumda. Oysa temel sorunlardan biri kritik törenlerle ilgili gereklilik. En önemlisi de cenazeler. Birçok Alevi hâlâ cenazelerini camiden kaldırmanın acısını yaşıyor. Kendi kurallarına göre törenlerin yapılması için gerekli bir yapı cemevi. Zaten cemevleri biraz dolaşılırsa en önemli faaliyetlerinden birinin cenaze kaldırmak olduğu görülür. Nikâh ve kına yani evlilik prosedürler için de önemli bir işlevi var. Hâsılı böyle güncel hayatla doğrudan bağlantılı ihtiyaçlar. Bir diğer ihtiyaç da kırsaldaki ilişkilerin şehir içerisinde de devam ettirilmesi, buluşma, konuşma, tartışma mekânı olarak önemli. Hâlbuki biz sadece hukuki statüsünü tartışıyoruz.

Cumhuriyet’ten Miyase İlknur bir yazı dizisi hazırladığında dışarıdan birinin hazırlamasından daha etkili, daha çok ses duyuran ve öğretici olabiliyordu. Muhafazakar, Müslüman ya da sol medyada Alevi olmayan biri de aynı şekilde bir yazı dizisi hazırladığında daha az Alevinin sesini duyuyorsun. Ya da daha önce sesi duyulanların tekrarı oluyor. Derine inme, sorunların içeriden bildirilmesi, çözüm önerilerinin dile getirilebilmesi için gazete yönetimlerinin buna yatkın olması lazım. Medyada Aleviliği konuşan Aleviler de majör sorunlar üzerine konuşuyor. Rıza Zelyut gibi… Toplumun içinden bilgi aktaran, hem toplumun kendisine hitap eden hem de toplumlar arası diyalogda söz alabilen biri olmadı. 

Bu tartışmaların yapılmaması biraz da Alevilerin kendilerini ifade etme şekilleriyle de ilgili değil mi? Alevilerin ileri gelenleri ya da dernek temsilcileri ile yapılan söyleşilerin çoğunda verilen cevapların çoğu sadece bu iki soru üzerine… 

70’ler başlayan iki gelenek var. Biri merkezi iktidarı etkileyerek sonuç almaya yönelik majör politik hedefleri ve planları olan hedef, parti ve gruplarla birlikte hareket ederek bu sonucu alma. Bunlar bütün Alevi toplumuna hitap ettiğin ve onları temsil ettiğini, aynı zamanda Alevi olmayan toplumla da temsil ilişkisi kurup devletle de bir baskı gücü olduğunu söyleyen majör dernekler. Biz daha çok bunların seslerini duyuyoruz. Çünkü buralarda nispeten kamuya söz almayı bilen, bu tip ilişkilere girme cesareti gelişmiş ve politik boyutları olan isimler. Bir de görünmeyen yapılanmalar var.  O da yöre, bölge dernekleri. Örneğin cemevlerinin önemli bir kısmı böyle minör dernekleri tarafından yapıldı. Bu iki örgütlenme biçimi arasındaki fark, medyaya ve topluma hakim pozisyonu da etkiliyor. Sonuç olarak bu var olan medya içerisinde alan açılması için hem toplumun içinden talep etmeyi bilenlerin hem de bunda fayda gören yayıncı anlayışın buluşması gerekiyor. Bu da Alevilerin o politik yapılar içerisinde yani CHP’de, HDP’de ve insanların hakkında konuşmak istemediği MHP içerisindeki oranın talepkâr olma haliyle sonuç alınabilir. 

Pozitif temsiliyet olsa da içerideki bir sesin yerine dışarından birinin ‘Alevilik hakkında’ konuşması, merkez medyanın Alevisiz Alevileri konuştuğu tezini de güçlendirmiyor mu? 

Bu aslında bütün medya için geçerli olan bir durum. Alevi olup bu tür çalışmalar içerisinde yer alanlar vardı. Mesela Cumhuriyet’ten Miyase İlknur bir yazı dizisi hazırladığında dışarıdan birinin hazırlamasından daha etkili, daha çok ses duyuran ve öğretici olabiliyordu. Muhafazakar, Müslüman ya da sol medyada Alevi olmayan biri de aynı şekilde bir yazı dizisi hazırladığında daha az Alevinin sesini duyuyorsun. Ya da daha önce sesi duyulanların tekrarı oluyor. Derine inme, sorunların içeriden bildirilmesi, çözüm önerilerinin dile getirilebilmesi için gazete yönetimlerinin buna yatkın olması lazım. Medyada Aleviliği konuşan Aleviler de majör sorunlar üzerine konuşuyor. Rıza Zelyut gibi… Toplumun içinden bilgi aktaran, hem toplumun kendisine hitap eden hem de toplumlar arası diyalogda söz alabilen biri olmadı. 

Bu durum Alevilerin kendi güçlü medyasını kurmasını da zorunlu hale getirmiyor mu?

Küçük ölçekte yerel televizyonlar, radyolar var. Bunlar iç iletişim ve iç duygusal tatmini sağlayan yapılar. Kısmen bir başarı elde edilmiş burada. Ama yaygın ve merkezi idaresi olmayan, her bölgede farklılık gösteren bir toplumda bu türden ortak iş çıkarma pek makul değil. Hatta son dönemde siyasette bile böylesi bir söylem de var. AK Parti’nin içerisinde Erdoğan da dahil farklı siyasetçileri hep şunu söylemekte: “Ya birin istediğini öbürü istemiyor, ne istedikleri belli değil. Daha kendilerinin tanımı hakkında uzlaşamıyorlar.”

 Burada yapılan eleştiri Aleviliğin bir niteliğini dile getiriyor. Hiçbir zaman belirli bir merkezi mantıkla oluşturulmuş bir tanımın içerisine sığmak ve bir formül çizgisine göre hareket etme eğiliminde olan bir toplum değil. Çok ilginç bir şekilde merkezi idaresi, çekip çevirmesi, yönlendirmesi olmadan çok geniş bir coğrafyada yüz yıllardır varlığını sürekli yeniden üretmeyi başarmış bir toplum. Ama bu başarının bugünkü fiyatı da kendi içerisinde herkese hitap edecek bir işi ortaya çıkarmanın mümkün olmamasıdır. Tabi bunu devletin ve sermayenin medya stratejileriyle birlikte düşünmek lazım. 

Bir sorunu daha dile getirmek lazım. Cumhuriyet sekülerizm meselesinden dolayı Alevilerin gönlünü ve aklını önemli ölçüde yanına çekebildi. Ama yine aynı politikaların bir başka sonucu Alevilerin kendini yeniden üretme mekanizmaları yok etti. Tekkeler, dergahlar gibi… Şu anda güçlü olan tek şey modern örgütlenmelerle bu sorunlara çare arama arzusu ve bunun için ortaya konan enerji.  Ama toplumun ana dokusu içerisinde ciddi sorunlar var. Hem resmi eğitim çerçevesi hem de resmi medya akımı içerisinde sürekli, ağırlıklı olarak Sünnilik anlayışı endokrin ediliyor. Bu aynı zamanda kimliğin çözülüşüne neden oluyor. 

Sizin de dediğiniz gibi küçük ölçekteki yerel televizyonlar, radyolar ve devlet tarafından kapatılan Alevi yayınları Alevilerin tüm farklı taleplerini yeteri kadar duyurabiliyor mu?

Yerelde nispeten başarılı örnekler olsa bile kamuya dahası Alevi olamayan topluma etki yaratacak bir yayıncılık geleneği ve kurumsallaşması söz konusu değil ne yazık ki… Gazete denemeleri tutmadı. Dergiler denendi daha çok ama onlar da uzun soluklu olmadı. Olan televizyonlar ise folklorize eden, semah, türkü, bazı cem ayinlerinden görüntülerle yayıncılık yaptı. Yani zayıf bir yayıncılık oldu. Çünkü bu yayıncılığı deneyenler hem sermaye olarak hem kadro olarak bir ana akım fikrine sahip değil. Ana akım içerisinde bu şekilde yer alma fikri de olmadı. Yol TV, Su TV, Cem TV, TV 10 gibi denemeler oldu. Kendi anlayışına göre yayınlar yapıldı. Şehirli bir toplumun sorunlarını çözecek bir örgütlenme ne Aleviler içerisinde var ne de yayıncılık yapanlarda var. 

Türkiye’de medyanın genel olarak zayıflığının asıl nedenlerinden biri yerel medyanın zayıflığı. Hem devlet yönetimi, hem sermaye hem de genel toplumsal kavrayış yerel medyanın desteklenmesini ve güçlendirilmesini fikrini taşımadı. Bu yüzden de hem zayıf kaldı yerel medya. Yerel televizyonlarda ise yayıncılığa bir şey katılmadı. Daha yukarıya doğru gelirsek küçük veya büyük farklı toplumların kendi iç medyalarının olması hem olağan hem de iyidir.

Bunda korku iklimin etkisi var mı?

Belli bir tarihe kadar var. 80’lere kadar böyle bir durum ürkütücü görünüyordu. Takiyyeyi kırmak, kendini deklere etmek zor bir meseleydi. Bu kaygı şehirleşmeyle kırıldı. Kendini ilan edip, taleplerini deklere etmeye başladığında bu türden kurumları oluşturma fikri zayıf kalmıştı. Onun yerine 60’lı, 70’li yıllarda oluşan ağırlıklı olarak sol yapılar içerisinde temsil ve orada hareket etmeyi tercih ettiler. O tabana hitap eden yayınların Alevilerden söz alıp, Alevilerin sorunlarını tüm topluma anlatma, tartışma fonksiyonunu hiç üstlenmediler. Böylelikle Aleviler sola-sosyalizme yatkın olarak lanse edildi. Sorunları konuşulmadı. 

Peki Alevi medyası, Ermeni medyası, Kürt medyası gibi inanç ve kimlik yayıncılığı ile çok sesli yayıncılık ile karşılaştırırsak?

Aslında şöyle bir sorun var. Türkiye’de medyanın genel olarak zayıflığının asıl nedenlerinden biri yerel medyanın zayıflığı. Hem devlet yönetimi, hem sermaye hem de genel toplumsal kavrayış yerel medyanın desteklenmesini ve güçlendirilmesini fikrini taşımadı. Bu yüzden de hem zayıf kaldı yerel medya. Yerel televizyonlarda ise yayıncılığa bir şey katılmadı. Daha yukarıya doğru gelirsek küçük veya büyük farklı toplumların kendi iç medyalarının olması hem olağan hem de iyidir. Bugün Ermenilerin Agos gazetesinin olması, Rumların gazetesi, Yahudilerin gazetesinin olması kendi iç iletişim ve iç etkileşimleri açısından işe yarar. Hem de dışarıyla temas anlamında bir muhatabiyeti ortaya koyar. Yerel medya güçlü olsa bu türden yayınları da güçlendirir. Yerel medyanın zayıflığı bu türden yayınları kimlikçilik, etnik-dinsel ayrımcılık mantığını, paronoyak bakışının ortaya çıkmasına neden oluyor. Aslında bu tür yayınların varlığı gereklidir. Bu türden özel gruba hitap etmeden yayın yapan Duvar, Diken, T24 gibi özellikle dijital yayınların olması diğerlerine göre ister istemez bir dezavantajı var. Gruplarla tek tek diyalog kuramazsın. Ancak çok güçlü olabilirsen dokunabilirsin. Kimliğe dayalı yayıncılık ve yerel yayıncılık güçlü olsa bizim de işlerimizi daha kolaylaştırır. Dolayısıyla bu ikisi birbirini tamamlamalı. Geleneksel format ve kaygılardan azade iş yapıldığında; kadro, sermaye sıkıntıları ne kadar çok olursa olsun yine başarılı iş yapılabildiğinin yakın dönemdeki örneklerinden biri İMC TV. Hem bu tip grup ve yapılarla temas şansı vardı. Hem buralarda yetişmiş kadrolarla çalışıyordu hem de NTV, CNN Türk gibi kanalların görevini üstleniyordu.  Politik bakış açısından medyadaki hastalıkların farkında olup o hastalıklara kapılmadan iş yapıyordu. Hem de kadroları farklı medya alanlarından gelmiş farklı etnik ve inanç gruplarından isimlerle çalışıyordu. Başarılı iş ortaya koyduğu için de kapatıldı. 

YADA ve Sivil Sayfalar’ın 30 Mayıs’ta düzenlediği Alevilerin İletişim Performansları Çalıştayı’na katılan isimler arasındaydınız… 

Başarılı bir çalıştaydı. Bu meselenin nasıl tartışıldığını çok güzel gösterdi. Umduğumdan başarılı bir tartışma yürütüldü. Alevi olmayan medyacılar, medyadan olmayan isimleri vardı. Bu sorunların tanımlanması ve haritalandırılması açısından başarılıydı. Çözüm açısından belki ümit var olmayabilir ama bu umutsuzluk tüm medyada hâkim. Sorunların tespiti ve gruplandırılması, çözüme yönelik fikir seti açısından verimli ve başarılıydı. Ama bu tür çalışmaların doğal özelliği gibi bir iki kere daha yapıp iyice sorunları tanımlayabilirsin ama ortaya konan çözümler tüm katılımcılar tarafından uygulanmaz… Ama pozitif temsilin talebi ve arttırılmasında, pozitif diyalogun adına etkileyici bir girişimdi. 

Kapak Fotoğrafı: Murat Bayram

İlginizi çekebilir: Alevi Medyası Sorunlarını Tartıştı 

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend