Ömer Faruk Gergerlioğlu: “İşkence İnsanlık Suçudur Sözü Klişe Olarak Kalıyor”

merFaruk-e1561534698684.jpg
İnsan hakları savunucusu, HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu, Uluslararası İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü vesilesiyle sorularımızı yanıtlarken, "İşkence insanlık suçudur. Bunu söylemek gayet kolay ama sadede geldiğimizde devletler ve toplumlar gerektiği anda işkencenin uygun ve caiz olduğunu düşünüyor. Anket ve araştırmalarda çok çarpıcı bir şekilde ülke çıkarları için işkencenin yapılabileceğini düşünen insanların oranı hayli yüksek. Bu söz uzun süre klişe bir söz olarak kalacak sanırım." dedi.

“İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezaya Karşı Sözleşme” Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 1984 yılında kabul edildi. Yeterli sayıda devlet tarafından sözleşmenin imzalanmasının ardından 26 Haziran 1987 yılında sözleşme yürürlüğe girdi. 1997 yılında ise BM Genel Kurulu, her yıl 26 Haziran gününü İşkenceye Karşı Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü ilan etti. Sözleşme, işkenceyi “mutlak” şekilde yasaklıyor, işkencenin “meşru” olabileceği hal ve zamanlar olamayacağını hükme bağlıyor. Türkiye “İşkenceye Karşı Sözleşme”yi 1988 yılında kabul etmiş, Anayasa ve Ceza Kanunu’nda işkenceyi yasaklayarak “suç” olarak kabul etmiştir. İşkence yasağı, ulusalüstü belgeler, bildirgeler, anlaşmalar ve ilgili iç hukuk belgelerinde belirtiliyor.

Uluslararası İşkence ile Mücadele ve İşkence Görenlerle Dayanışma Günü vesilesiyle eski Mazlum Der başkanı, insan hakları savunucusu, HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Dr. Ömer Faruk Gergerlioğlu sorularımızı yanıtladı. 

İşkence bütün dünyada insanlık suçu kabul ediliyor. Buna rağmen hala dünyamızda işkence suçu işleyen ülkeler/devletler var mı?

İşkence insanlık suçudur ama bu cümle halen dünyanın pek çok ülke yönetimi tarafından sadece beylik bir cümle olarak telaffuz ediliyor. Ülke çıkarları için işkenceyi mübah gören bir anlayış kabul görebiliyor. İşkence, ülkeler için büyük bir demokratikleşme imtihanı. Zira işkence zengin, fakir demeden devletlerin “yüksek çıkarları” için uygulanabiliyor…

Ülkemizde de yakın tarihimizde, özellikle darbe dönemlerinde (1960, 1971, 1980 ve 90’lar) işkence suçları, kayıplar, faili meçhuller hafızalarımızda iz bıraktı. 15 Temmuz sonrası ilan edilen OHAL sürecinde çok sayıda hak ihlali ve işkence iddiaları ile bir hak savunucusu ve milletvekili olarak ilgilisiniz. Bugün durumumuz nedir? 

İşkence açısından hatırlattığınız üzere sabıkalı bir ülkeyiz. İşkence vakaları ulusal ve uluslararası gündemde Türkiye için hep konuşulan bir vaka. OHAL dönemi gittikçe artan hukuksuzluklarıyla işkenceye davetiye çıkarıldı. Kamu görevlileri üstlerinden habersiz veya onların emriyle insanlara işkence yaptı ve çoğunlukla yaptıkları yanlarına kar kaldı. OHAL dönemiyle ilgili hazırladığımız 2 ayrı raporda, ki ilkine 2173 kişi, ikinciye 3776 kişi katılmıştı, insanlar kolluk güçleri ve kamu görevlileri tarafından kötü muamele ve işkenceye maruz kaldığını açıkladı. Ancak bunlar için harekete geçen mağdur pek olmadı. Çünkü aynı muamelenin tekrarından korkuyorlardı. İşkence için harekete geçmek isteyen kişiler ise bürokrasi duvarına tosladı ve yokuşa sürülen idari ve adli işlemler sonrası kendilerini çaresiz hissettiler.

İşkence insanlık suçudur. Bunu söylemek gayet kolay ama sadede geldiğimizde devletler ve toplumlar gerektiği anda işkencenin uygun ve caiz olduğunu düşünüyor. Anket ve araştırmalarda çok çarpıcı bir şekilde ülke çıkarları için işkencenin yapılabileceğini düşünen insanların oranı hayli yüksek.

Kamuoyunun, ilgili kamu kurumlarının yaklaşımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gözaltı merkezlerindeki işkence iddialarına maalesef kamuoyunun çoğu duyarsız kaldı. Zira bu kişiler kendi kimliklerine yakın değildi. En son Halfeti ve Ankara emniyetindeki işkence iddiaları kamuoyuna yansıdı. Ama bu konuda cevap vermesi gerekenler sessizliklerini koruyor. Kaçırılarak işkenceye uğradığını söyleyen Zabit isimli bir tutuklunun iddialarını TBMM Başkanlığı’na sunduğumda, mektuptaki ifadelerin “kaba ve yaralayıcı” olduğunu söyleyen TBMM Başkanı sayın Mustafa Şentop, bu önergeyi reddetti. Bu hal, işkenceyi önlemekle ilgili günlerin, yıldönümlerinin Türkiye’de kutlanmasının anlamı kalmadığını gösteren önemli bir bulgudur. 

“İşkence insanlık suçudur” bilinç ve duyarlılığı ülkemizde/toplumuzda ne kadar içselleştirilmiştir?

İşkence insanlık suçudur. Bunu söylemek gayet kolay ama sadede geldiğimizde devletler ve toplumlar gerektiği anda işkencenin uygun ve caiz olduğunu düşünüyor. Anket ve araştırmalarda çok çarpıcı bir şekilde ülke çıkarları için işkencenin yapılabileceğini düşünen insanların oranı hayli yüksek. Bu söz uzun süre klişe bir söz olarak kalacak sanırım. İşkenceye uğrayan kendisindense sahip çıkan, başka bir kimliktense umursamayan, hatta az bile bulan bir toplumda insan hakları savunucularının işi zor…

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend