Sosyal Medyada Bireysel Adalet Arayışı İnsan Psikolojisini Nasıl Etkiliyor?

file-20170620-32329-qvf3j6-e1560335971199.jpg
Kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet, taciz, cinsel saldırı ve çocuk istismarında ailelerin ve mağdurların bireysel adalet arayışlarının adresi artık sosyal medya. Türk Psikologlar Derneği Üyesi ve Yaşam Psikoterapi Derneği’nin kurucusu Uzman Psikolog Umut Yılmaz ile sosyal medyada bireysel adalet arayışının insan psikolojisini nasıl etkilediği üzerine konuştuk.

Kadın cinayetleri, çocuk istismarı, kadına yönelik şiddet konusunda uzun bir zamandır hak mücadelesi sosyal medyada, çoğunlukla da Twitter üzerinden yürütülüyor. Mücadelenin sosyal medya üzerinden yürütülmesinin insan psikolojisi üzerinde nasıl bir etkisi var?

Saydığınız tüm olumsuzlukların önde gelen faili erkekler… Havaların ısınmasıyla birlikte sıklıkla tanıklık etmeye başladığım “sünnet konvoyları”ından ve “sünnet düğünleri”nden söz etmek isterim. Önde uzun bir eğlence aracıyla çocuklar taşınır, arabada aynı zamanda ya davul-zurna-klarnet ekibi ya da yüksek sesle müzik çalınan bir hoparlör seti bulunur.  “Sünnet” edilen veya edilecek erkek çocuk da ya eğlence aracının içinde arkadaşlarıyla birliktedir ya da eğlence aracının hemen arkasında daha özel bir şekilde hazırlanmış, kimi zaman üstü açık bir arabada, özel kostümü ve elinde asasıyla sokaklardan kornalar eşliğinde geçerek çevredekileri selamlar… Çoğunlukla önceden “sünnet” ettirilmiş ve kendisine bir “erkeklik sertifikası” sunulmuştur. Çocuk, artık bir “erkek”tir ve kültürel kalıpların, törelerin ve geleneklerin bütün yükü-onuru-gururu-namusu, olumlu-olumsuz tüm taraflarıyla onun üzerindedir. Böylesi bir kutsanmışlıkla büyüyen ve kadın-erkek ayrımı olmaksızın ciddi bir kitleyle de ittifak kurabilen “erkek” için her şey mubah hale gelir. Kimi zaman bu yükün altında ezilse de göstermesi gereken bir kimliği vardır artık. Kendisi ön planda olmalıdır, her şey onun için yapılmalı, sözünün üstüne söz söylenmemeli, kendisine yeri geldiğinde “biat” edilmelidir. Bu yapıyla çevrili olarak büyüyen kişi kadına şiddet uyguladığında, taciz, tecavüz ettiğinde ya da kadını öldürdüğünde küçüklüğünden itibaren özenle örülen bilinç harekete geçecektir ve eylemini meşrulaştıran çeşitli cümlelerle toplumun karşısına çıkacak ve o toplum içinde geçmişten itibaren kurduğu ittifaklar sayesinde failliğini hafifletebilecektir. Dolayısıyla kadın ya da türlü olumsuzluklara maruz kalan çocuk için sesini yükseltebileceği ve haklılığını ifade edip failin karşısına güçlü bir şekilde çıkabileceği önemli bir alan olarak sosyal medya devreye girecektir. Olumsuzluklara maruz kalınan çevrede kendileriyle ittifak kurabilecek, anlayabilecek, dinleyebilecek, yardım edebilecek bir yapı bulmakta zorluk çeken birey, sosyal medyada bunu daha kolay ve etkili bir şekilde yapabilecektir. Sosyal medyanın geldiği nokta, yaygınlığı, tepkinin oluşturulma hızı, kimi kullanıcıların oluşturdukları dayanışma ağı gibi kolaylaştırıcılar, geçmişten itibaren oluşturulan “erkek erkinin” karşısına cesurca çıkabilmekte ve sonuç alıcı trend topicler yaratabilmektedir.

Adalet ile medyaya olan inanç ve güvenin azalmasının da bunda etkisi var mı?

Kadına yönelik şiddete duyarlı bir danışanım başına gelen şöyle bir durumdan söz etmişti. Oturduğu apartmanda komşusu olan kadına eşi tarafından mütemadiyen şiddet uygulanmakta imiş. Bir gece dayanamadığını ve polisi aradığını ifade etti. Polisin verdiği karşılık, “bu kişiler karı-koca mı, size yönelik bir tehdit var mı, yatın uyuyun” şeklinde olmuş. Danışanım biraz sert ve kararlı konuşup kontrol edilmesini talep edince ekip yollanacağı söylenmiş ve konuşma sonlandırılmış. Ve danışanım uzun süre beklemesine rağmen herhangi bir polis ekibinin gelmediğinden yakınmıştı. Tek başına bu örnek dahi insanların benzer durumlarda nasıl davranacaklarını belirleyebiliyor. Defalarca şiddete maruz kalıp polise sığınan ama kendisine şiddet uygulayan erkekle “barıştırılıp” eve yollanan kişilerin çokluğu elbette adalete olan inancı sarsmaktadır. Yine ana akım-alternatif medya ayrımı olmaksızın medyada şiddet haberlerinin sunuluş biçimi mağduru haksızmış gibi gösteren başlıkları ve içerikleriyle medyanın da güven konusunda geride kalmalarına yol açmaktadır. Geriye kendinizi ifade edebileceğiniz, çığlığınızın duyulması olasılığını arttıran yegâne unsur olarak sosyal medya kalmaktadır.

Sosyal medyanın insanı yalnızlaştırdığı ifade edilirken mağduriyetin karşısındaki yalnızlık duygusuyla adalet arayışını sosyal medyaya yansıtmak bu ikisi arasındaki çelişki nasıl açıklanabilir?

Sosyal medyanın kullanım biçimlerindeki değişikliklere bakmak gerekiyor. Bundan on yıl öncesinde Twitter, Facebook, Instagram gibi mecralar ya yoktu ya da yeni yeni yaygınlaşmaya başlıyordu. “İlkokul arkadaşını” aramak sosyal medyada insanların öncelikleri arasındaydı. Yıllar içinde özellikle toplumsal eylemlerde sosyal medyanın eylemin duyurulmasında ve yönlendirilmesinde ne kadar etkili olabileceği keşfedildi. Ve günümüze geldiğimizde hem iktidar hem muhalefetin siyasal iletişim ve propaganda için kullandıkları en önemli mecra, sosyal medya haline geldi. Yaşadığınız bölgedeki herhangi bir aksaklığı, örneğin belediyeye gidip çözmeniz daha uzun bir zaman dilimini alırken, özellikle büyükşehir belediyelerinin Twitter hesaplarına herkesin görebileceği şekilde yazılan mesajlar anında yanıtlanabilmektedir. Yanıtlanmadığında daha fazla sayıda sosyal medya kullanıcısı tarafından söz konusu şikâyet ilgili yerlere aktarılabilmekte ve bu şekilde gündemde tutulması sağlanabilmektedir. Evet, sosyal medya bir zamanlar yalnızlık deneyimi yaşatıyor olabilir insanlara ama şu an ulaştığı nokta tam aksi bir istikamette insanların kalabalık olma deneyimi yaşadıkları bir alan görümündedir. Gün geçtikçe de o kalabalıklar örgütlenmekte ve kendi gündemlerini oluşturabilmektedirler. Yani, sosyal medya artık sadece yalnızlığı temsil etmemektedir; eksiklerine rağmen, birbirini tanımayan kalabalıkların, fiziksel olarak bir araya gelmeksizin, “tweetlerle, retweetlerle, likelarla ve menşınlarla” ortak bir mücadele hattında buluşabildikleri etkili bir mecradır. Herhangi bir sokak eylemi için çağrıda bulunulduğunda elli-yüz kişi bir araya gelemezken aynı konuda açılan bir hastag kısa sürede binlerce kişi tarafından paylaşılmakta ve gündeme getirilebilmektedir. Belki de gücü bu özelliğinden gelmektedir. Ama tabi ki sosyal medyanın pürüzsüz bir alan olduğu iddiasında bulunamayız.

Sosyal medya üzerindeki desteğin gerçek hayattaki karşılığı aynı oranda olmuyor çoğu zaman. Bu da bir hayal kırıklığına neden olmuyor mu? Ya da öz saygıyı nasıl etkiliyor?

Sosyal medyanın pürüzsüz bir alan olmadığını daha iyi açabileceğimiz bir soru bu. Elbette gündelik yaşantılarımızda olduğu gibi, sosyal medyada da bir takım ittifaklar kurma gereği ortaya çıkıyor. İttifak kurduğunuz kişilerin, grupların, kurumların etki gücü ölçüsünde siz de sesinizi daha fazla duyurabiliyorsunuz. Kadına yönelik şiddet, taciz, istismar bağlamında değerlendirdiğimizde, bu konulara duyarlı kullanıcıların ortak tepki örgütleme seviyesi bir hayli yüksek olabilirken, bu duyarlı kullanıcıların bir zamanlar ittifak kurdukları ya da hali hazırda ittifak halinde oldukları kimi kişilerin bu türden bir saldırının faili olmaları halinde, failin sessiz kalınarak korunduğu bir tabloyla karşılaşabiliyoruz. Sonuç olarak böylesi bir durumla karşılaşan bireyin yaşadığı suçluluk, utanç gibi duyguların daha yüksek düzeylere çıktığını klinik ortamlarda gözlemleyebiliyoruz. Maruz kaldığı duruma ilişkin anlattıklarına sessiz kalınması, mağdurun da giderek sessizleşmesini ve kendini suçlama eğilimlerinin artmasını beraberinde getirmektedir. Mağdurun yalnız olduğuna ilişkin algısının elbette onun ruh halini olumsuz yönde etkilediğini söyleyebiliriz. Gerçek yaşamda yalnız olduğunu düşündüğü için sosyal medya üzerinden mağduriyetini duyurmak isteyen birey, orada da yardım arayışına yanıt bulamadığında travma sonrası etkiler daha yoğun bir şekilde hissedilebiliyor. Adalet arayışı karşılık bulmayan birey depresyondan intihara pek olumsuzlukla yüz yüze kalmış oluyor. Bu duruma yol açmamak adına, saldırıya uğrayan hayatta kalan kişinin psikolojik durumunun daha fazla ön plana çıkarılıp gündemde kalmasının sağlanması kişiye yarar sağlayacaktır.

Sosyal medyanın yanı sıra güvenlik güçlerinin yapması gerekeni Müge Anlı gibi televizyon programcılarının yaptığını da görüyoruz. Çoğunlukla bu programlara mağdurların yanı sıra failler de çıkıyor. Bunun bilinçle nasıl bir ilişkisi var?

Faillerin dahi bir sakınca görmeksizin televizyon programlarına çıkıp kendilerini ifade etmeye çalışmalarının, kültürel kodlardaki çarpıklığın medyada görünür hale gelmesiyle ilgili olduğunu düşünüyorum. Kadını “namus” için öldürdüğüne inanan fail, bu çarpık kültürel kodla bağlantılı olarak ekranlara çıkıp bunu meşrulaştırma çabasına girebilmektedir. İşin trajikomik tarafı buna kimi durumlarda adalet mekanizması da ortak olmakta ve “ağır tahrik” unsuru sayılarak failin aldığı cezada indirime gidilebilmektedir. İyi tarafından bakıldığında bu tarz programlar, failin yapıp ettiklerinin kötücüllüğüne ilişkin kamuoyu oluşturmakta ve adalet mekanizmasının daha hızlı çalışmasına vesile olabilmektedir.

Bazen özellikle Twitter’da intihar duyurularını bile okuyabiliyoruz. Ölümü seçerken bunu sosyal medyada duyurmak nasıl açıklanabilir?

İntihar, dünyada ölüm nedenleri arasında savaşlardan daha fazla can kaybına yol açan yakıcı bir sorun. Ölümle sonuçlanan vakaların yanında intihar girişimleri de bir hayli fazladır. Kimi bireyler, intiharı zihinlerinde romantize edip intihardan sonra çevreyi görmeye devam edeceklerine ve ölümlerinin diğerleri üzerindeki etkilerini izleyebileceklerine inanırlar. Ölümü gerçekçi bir bağlamda değerlendirme yetileri yeterince gelişmemiş olabilir. Duygu dalgalanmaları fazla ve risk algıları düşüktür. Yapılan araştırmalar, intihara yönelen bireylerin büyük bir çoğunluğunda psikiyatrik bir rahatsızlığın varlığına işaret etmektedir. Bu bağlamda sosyal medya üzerinden intiharını canlı yayınlayan kişileri de bu şekilde değerlendirmek yanlış olmayacaktır. Elbette pek çok gerekçe öne sürebilmektedirler; ancak, unutmamak gerekir ki intihar işlevsiz bir yöntemdir.

Son olarak sivil toplum, ailelerin yargı ve ‘güçlü failler’ karşısındaki yalnızlığını nasıl giderebilir, mücadelesine nasıl destek olabilir?

Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, çocuk istismarı, taciz, tecavüz gibi durumlarda, mağdurun sesini duyurabilmesinde ve failin mahkeme karşısında cezaya çarptırılmasında, sivil toplumun çok önemli bir işlevi var. Sosyal medya üzerinden olaya ilişkin yayılan videoların, mağdur kişinin anlatımlarının yaygınlaştırılmasının karar verici yargı mercii üzerinde doğrudan etkide bulunduğunu gündelik yaşamımızda görebilmemiz mümkün. Şiddete maruz kalan mağdurun şikâyeti üzerine gözaltına alınıp ifadesi sonrası serbest bırakılan failler, sosyal medyanın ve sivil toplum örgütlerinin konuyu gündemde tutmaları sayesinde tekrar gözaltına alınarak tutuklanabilmekte ve failin hüküm giymesi daha mümkün hale gelebilmektedir. Hem sivil toplum örgütlerinin hem de sosyal medya kullanıcılarının bu konudaki etki güçlerinin daha fazla farkında olması, faillerin daha kolay bir şekilde bulunup yargı önüne çıkarılmasını ve ceza almalarını kolaylaştıracaktır.

İlginizi çekebilir: Sosyal Medya Bireysel Adalet Arayışında Etkin Bir Araç

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend