Her Çocuğun Aile Sıcaklığında Büyümeye Hakkı Vardır

Ekran-Resmi-2019-05-12-19.26.51.png
Anneler Günü sadece biyolojik annelerin değil tüm kadınların günü. Çocuk yetiştirmek dünyanın en zor işlerinden biri elbette ama aynı zamanda en kıymetlisi de… Kalben Derneği Kurucusu Pelin Çalışkanoğlu Ekşi, 6 aylıkken parkta bulunan bir bebek iken, koruyucu ailesinin ona sunduğu sevgi ve olanaklar sayesinde bugün umut ışığı saçan başarılı bir kadına dönüşme hikayesini; bekar bir koruyucu anne olarak insanlara rol model olan gazeteci Mutlu Tönbekici de kızıyla kurduğu mutlu hayatı anlattı.

Çeşitli sebeplerle biyolojik ailesi tarafından bakılamayan ya da istismar, ihmal gibi sebepler sonucu devletin müdahale ederek aldığı, kurumlarda devlet bakımı altında yetişen 20 bine yakın çocuk var. Evlatlık en bilinen model olsa da koruyucu aile ya da gönüllü aile olarak bu çocukların aile sıcaklığını hissetmesini sağlama imkanına sahibiz. Her ne kadar kurumlarda iyi koşullarda bakılsalar da çocuklar için en sağlıklı yol düzgün bir aile ortamında büyümek… Anneler Günü’nde çok değerli şeyler başarmış iki genç kadınla, Pelin Çalışkanoğlu Ekşi ve Mutlu Tönbekici ile görüştük. 

Pelin Çalışkanoğlu Ekşi

“Koruyucu Aile Olduğunuzda Sadece Bir Çocuğu Değil Bir Toplumu Kurtarıyorsunuz”

Kendisi de koruyucu anne yanında yetişmiş olan Pelin Çalışkanoğlu Ekşi, “Bugün koruyucu annem, yani gerçek annem sayesinde size gelip koruyucu aile modelini anlatıyorum ve diğer çocuklara umut ışığı olmaya çalışıyorum” diyor.

Korunma ihtiyacı olan çocuklarla çocuk sahibi olmak isteyenlerin bir araya gelmesinde oldukça değerli bir rolle topluma hizmet sunuyorsunuz. KALBEN’in kuruluş amacı ve faaliyetlerini sizden dinleyerek başlamak isteriz.

Koruma Altında Yetişen Gençler ve Koruyucu Aile Derneği (KALBEN), korunma altında yetişen gençler ve koruyucu aileler önderliğinde 2016 yılının Kasım ayında kurulmuş bir sivil toplum örgütü. Dernek olarak ilk amacımız ülkemizde koruyucu ailelik üzerine bir farkındalık yaratmak ve koruyucu aile sayısını artırmak. Çünkü her çocuğun aile ortamına ihtiyacı vardır. Bu bilimsel araştırmalara da kanıtlanmış bir olgudur. Kurum bakımında kalan çocuğumuz kalmasın hepsi aile yanına yerleşsin diye çalışıyoruz. Bir diğer amacımız ise koruyucu aile evlat edinme şansına erişemeyen, yurt ve yuvada kalan diğer çocuklarımız için nitelikli eğitim projesi. United ParcelService proje ortağımız, onlarla birlikte yaklaşık 3 yıldır proje üretiyoruz. Her cumartesi kurum bakımında kalan 148 çocuğu nitelikli sanat ve spor eğitimiyle buluşturuyoruz. Sürdürülebilir olması çok önemli. Çocuk bir iki kere alıp bırakmıyor, üç yıldır aynı eğitimi alıyor ve alanında uzmanlaşmaya doğru ilerliyor. Dileriz bu program sayesinde sanatçı ve sporular yetiştirebiliriz. Özetle derneğimizin amacı iki ayaklı. Bir kısmımız evlat edinme ve koruyucu aile alanında çalışırken, lobicilik faaliyetlerini yürütürken diğer kolumuzda korunma altındaki çocuklarımızın hayata hazırlanması için ne yapabiliriz, onları araştırıyoruz ve üzerinde çalışmalar geliştiriyoruz.

 Kimler koruyucu aile olabilir?

Çok yaygın bir hizmet değil ama son yıllarda bilinir hale geldi. Koruyucu ailelik, ihmal, istismar gibi belli sebeplerle devlet koruması altına alınan çocukların aile yanında bakım şeklidir. Sözleşmeli bir birlikteliktir. Koruyucu ailelik şunu diyor; çocuklar devlet yanında yurt ve yuvalarda çoklu bakım modeline maruz kalmasın, biz ona sevgi dolu bir ev açalım, bir aile olalım” Koruyucu ailelik, model olarak evlat edinmeye benziyor esasen. Arasında iki fark var; çocuk ailenin nüfusuna geçmiyor ve miras hakkından yararlanamıyor. Ama ikisi de tıpkı biyolojik çocuğunuzmuş gibi alenin yanında, evde kalıyor.

Koruyucu ailelik hakkında ülkemizdeki bilinç düzeyini gelişmiş ülkelerle kıyaslarsak neler söylersiniz? Örneğin İskandinav ülkeleri ve İngiltere’nin bu konuda çok ileride olduğu söyleniyor.  

Biraz nüfusla da doğru orantılı bir sonuç bu. Söylediğiniz ülkelerin yanında Almanya örneği de çok fazla veriliyor. Türkiye’de korunma altında yetişen çocuk sayımız 21 binken Almanya’da 100 binlerden bahsediliyor. Tabii, Türkiye rakamlardan bağımsız olarak koruyucu ailelik konusunda Avrupa ülkelerinden geride. Çünkü bu hizmet modeli yaygınlaşmadı henüz, yeni yeni atağa kalkmış durumda. 2012 yılında Emine Erdoğan’ın bir girişimi oldu. Onunla birlikte bir ivme kazandı konu ama çok daha iyi konuma gelmesi gerekiyor. Özellikle büyükşehirlerin daha fazla koruyucu aileye ihtiyacı var çünkü daha fazla çocuk var. Türkiye’ye iki üç yıl öne aile yanına yerleşen çocuk sayısı yüzde 20’lerde seyrederken bu oran yüzde 40’lara çıktı. Tabii İskandinav ülkelerine, modeli de aldığımız İngiltere’ye bakarsak oralarda yüzde 80’lere ulaşıldığını görüyoruz. Daha gidilecek çok yolumuz var ama umutsuz değilim. Ayrıca her ülkenin kendi coğrafi koşullarına göre problemleri var.

Çalışma şemanız nasıl oluşuyor? Koruyucu aile olmak isteyenlerle nasıl bir araya geliyorsunuz?

Biz çok sayıda seminer ve panel organizasyonu yapıyoruz. Bunlar bizler için çok kıymetli. Katılımcılarımız akademik anlamda da bizi desteklemiş oluyorlar, aynı zamanda da konuya dair bilinirliği artırmış oluyoruz. Bizim Kocaeli’nde bir şubemiz var. Oralarda da seminerler düzenliyoruz. Bulunduğumuz her ortamda konuşuyoruz aslında. Bunun bir sebebi tabii ki farkındalığı artırmak ama diğer sebep de korunmaya muhtaç çocuğa duyulan saygıyı artırmak… Model olarak ben ve benimkine benzer hikayelere sahip arkadaşlarımla sahneye çıkarak insanlara “Biz de koruyucu aileyle yetiştik ve başarılı bireyler olduk” demek, kişide kurumlardaki çocuklara karşı önyargıyı kırıyor. Kimileri seminerleri takip edip bize geliyor, kimileri de zaten konuyla ilgili olduğu için doğrudan bizimle iletişime geçiyor. Ama şunu kesinlikle yapmıyoruz; biz kimseye  “gelin, koruyucu aile olun” demiyoruz. Çünkü bu çok özel bir karar. Kişinin mutlaka buna hazır olması gerekir. Çocuk zaten hazır, aileye ihtiyacı var. Bizim hazır olup harekete geçmemiz gerek ama bu kararı verirken tamamen hazır ve emin olmak çok önemli. Biz modeli anlatıyoruz ve örnekleri gösteriyoruz. Gittiğimiz seminerde mutlak surette bir koruyucu aile ve koruyucu ailede büyüyen çocuk oluyor. Seminerlerimiz de genelde interaktif şekilde geçiyor.

Çocuk ve koruyucu aile arasındaki süreç nasıl işliyor?

Kişi koruyucu aile olmaya karar verdikten sonra bağlı olduğu ilin Aile, Çalışma ve Sosyal Politikaları İl Müdürlüğü’nün Koruyucu Aile Birimi’ne gider. Başvurusunda bulunduktan sonra kişiden adli sicil kaydı, bulaşıcı bir hastalığı olmadığına dair adli sicil raporu, psikolojik test, düzenli geliri olup olmadığına dair maaş bordrosu ve ikametgah adresi istenir. İlk adım kişinin bu evrakları toplayıp teslim etmesiyle başlar. İl Müdürlüğü bunları ineler, her şey uygunsa bu kişi koruyucu aile aday adayı olabilir denir. Daha sonra başvuran kişi çağrılır ve ilk etabı geçtiği bilgisi verilir. Bundan sonra toplamda üç ya da dört kez koruyucu aile kendi evinde ziyaret edilir. Bu, çocuğun orada sağlıklı yaşayıp yaşamayacağıyla ilgili. Koruyucu aile kiminle yaşıyor? Bekar mı evli mi? Evliyse eşinin de aynı raporları getirmesi gerekir. Evde yaşayan başka çocuk varsa çocukla ayrı bir görüşme yapılır. Evet, biz koruma altında yaşayan çocuğa bir aile kazandırmaya çalışıyoruz ama kaş yaparken göz de çıkarmamalıyız. Evin halihazırda bir bireyi olan çocuk da bu sürece hazır ve istekli olmalı. Bu görüşme süreci 7-8 ay kadar sürüyor. Kimi zaman aile kuruma geliyor, kimi zamanda evlerinde ziyaret ediliyorlar. Bu sürecin ardından ailelere üç çocuğun dosyasını okuma hakkı sunulur. Seçimini yapıp “ben bu çocuğa aile olabilirim” dediğinde çocukla tanışır. Çocukla tanışma süreci çocuğun yaşıyla ilgili olarak değişir. 0-16 aylık yaş grubunda bir iki görüşme yeterli oluyor çünkü çocukla aile arasında bir entegrasyon süreci mümkün olamıyor. Ama 16 aylık ve üzeri çocuklarda 10 günle bir ay arasında bir entegrasyon süreci var. Bu süreç, kuruma ziyaret, birkaç kez de çocukla birlikte dışarı çıkma aşamalarını içeriyor. Eğer sağlıklı bir bağ kurulabildiyse çocuk evine yerleşip ailesiyle birlikte yaşamaya başlıyor.

Tüm bu süreçlerde çocuğun da söz hakkı var, değil mi?

Tabii. Her yaşta çocuğun söz hakkı var. Sosyal hizmet uzmanları bu konuda çok iyi çalışıyorlar. Çocuk üç yaşındaysa da aileye hiçbir koşulda gitmek istemiyorsa asla zorlayıcı bir yapı işlemiyor. Çünkü önemli olan tek şey çocuğun mutlu olması. İlk bir yılda her ay, bir yıldan sonra da iki üç ayda bir aileye ve çocuğa düzenli ziyaretler yapılıyor. Çocuk okulunda da ziyaret ediliyor.

Peki, çocuğun biyolojik ailesiyle ilişkisi devam ediyor mu?

Eğer çocuğun biyolojik ailesi çocukla temas halindeyse ayda bir kere görüş hakkı oluyor. O da yine İl Müdürlüğü’nde sosyal hizmet uzmanının denetiminde oluyor. Koruyucu aileyi hiç bilmiyor, tanımıyor. Biyolojik aileyle koruyucu aile hiçbir zaman iletişime geçmiyor. Koruyucu ailenin gizliliği korunuyor.

Sadece aileler değil bekar kadınlar da koruyucu anne olabiliyor. Toplumun koruyucu annelik kavramına bakışı nasıl? Bu vesileyle tüm annelere Anneler Günü için bir şeyler de söyleyebilirsiniz.

Yakın zamana kadar bugüne kıyasla bekar anne olmak çok daha zor bir şeydi Türkiye’de. Dahası bekar kadın olmak zordu. Ama artık kadınlar güçleniyor. Biz de bundan çok büyük mutluluk ve gurur duyuyoruz. Derneğimizin de görüştüğü, dernek bünyesinde yer alan bekar annelerimiz var, biz onlara solo kanatlar diyoruz. İşi çok güzel kotarıyorlar. Yönetim kurulu başkan yardımımız bekar bir koruyucu anne. Hayranlıkla onu izliyoruz. Onun çabasına ve çocuğuyla kurduğu ilişkiye hayranız. Tabii bir aile olgusu çok önemli, keşke bir baba da olsa ama olmuyorsa eğer anne yine de bunun üstesinden gelebiliyor. Kadınların yapısında bu güç var. Ne istediğini bilen ve kararlı bir tavrı oluyor kadınların. Anneler Günü için de bir şeyler söylemek isterim. Koruyucu annelik modeli çok kıymetli. Her insan koruyucu anne olamayabilir ve bunun için de herkesin çok haklı sebepleri vardır. Psikolojik olarak buna hazır olmayabilirler, maddi sebeplerle esaret edemeyebilirler ya da kendileri hazır olsa da çevresel etkenler buna müsaade etmiyordur. Her şey olabilir. Ama koruyucu anne olmak çok kıymetli bir şey. Kendi hayat hikayemden örnek vermek istiyorum. Ben 6 aylıkken Fenerbahçe Parkı’nda buluntu bir bebek olarak koruyucu ailemin yanına yerleştirildim. Yüzüm gözüm kir toz içinde, saçından bitler sıçrayan bir bebekmişim. Bugün koruyucu annem, yani gerçek annem sayesinde size gelip koruyucu aile modelini anlatıyorum ve diğer çocuklara umut ışığı olmaya çalışıyorum. Dışarıdan baktığınızda annem tek bir bebeği kurtarmış gibi görünse de aslında annem beni kurtardı, benim çocuğumu kurtardı, çocuğumun çocuğunu kurtardı ve benim iyi bir birey olabilmem sayesinde biz üç yıl içinde 32 çocuğu koruyucu aile yanına yerleştirebildik. 32 çocuğun aile sevgisini tadabilmesine vesile olduğumuz için çok mutluyuz, dilerim daha nice çocuklar aileleriyle mutlu hayatlara kavuşacak. Her bir aile her ne kadar tek çocuğu kurtarıyor gibi görünse de aslında bir topluluğu kurtarıyorsunuz. Hem sisteme hem de evrene çok büyük katkıda bulunuyorsunuz. İstatistikler bugün Türkiye’de 3 milyon insanın çocuk sahibi olamadığını gösteriyor. Maalesef buna rağmen koruyucu aile sayısı 6 bin. İnsanlar şunu yaşıyor; kuruma gelip koruyucu aile olmak isterken ilk motivasyon bir çocuğa yardım eli uzatmak, onu kurtarmak. Birkaç geçtiğindeyse o ailelerden şunu duyuyoruz; “ben onu iyileştirmedim, o beni iyileştirdi. O bensiz yapamaz, kimsesi yok derken meğerse benim ona ihtiyacım varmış”

 

Mutlu Tönbekici ve Kızı Piti

 “Kadınlar Bekar Anne Olma Konusunda Artık Daha Rahat ve Özgüvenli”

Gazeteci ve yazar Mutlu Tönbekici, 2013 yılında 6 aylık bir bebeğe koruyucu annelik yapmaya başladı. Anne-kız, son üç aydır Melbourne’de hayatlarına devam ediyorlar. Tönbekici ile de kendi özel deneyiminden yola çıkarak Türkiye ve Avustralya’da koruyucu anneliğin farklılıklarını konuştuk.

Çocuk ve anne ilişkisi ikamesi olmayacak, çok güçlü, çok temel bir ilişki. Bu konuda genelde karar verenin kadınlar olduğunu, erkeklerin bu konuda daha çekimser olduğunu söyleyebilir miyiz? Siz öznel deneyiminizden yola çıkarak hangi konulara özellikle dikkat çekersiniz?

Öncelikle sorularınıza Avustralya’dan cevap verdiğimi belirtmek istiyorum. Yaklaşık 3 aydır burada yaşıyorum. Üç aydır çok farklı bir babalığa şahit oluyorum. Bizim ‘anne işidir’ dediğimiz her şey burada paylaşılmış durumda. Okula çocukları babalar da getiriyor, beslenme çantasını babalar da hazırlıyor, akşam alıp parka babalar da götürüyor, yemeği babalar da yapıyor. Yani muhteşem bir iş bölümü söz konusu. ‘Anne işidir’ dediğimiz her şey Türkiye’de aslında erkeklerin özgürlüğü için annenin sırtına yüklenmiş angaryalar.

Çocuk yapma kararını evlilik içinde ağırlıklı kimin isteğidir bilmiyorum. Ancak evlat edinme veya koruyucu aile kararında bazı ailelerde erkeklerin karşı çıktığı kulağıma geliyor. Kendi “soylarından olmayana” bu kadar emeği fazla görüyorlar anlaşılan. Sevemeyeceklerini düşünüyorlar sanırım. Sevginin kan bağıyla bir ilgisi olduğunu düşünüyorlar. Bu tüm Türk erkekleri için geçerli değil elbette. Binlerce evli çift de çocuk evlat ediniyor veya koruyucu aile oluyor. Fakat şu da bir gerçek ki koruyucu aile olmuş veya evlat edinmiş bekar kadınların sayısında hızlı bir yükseliş var Türkiye’de. Demek ki kadınlar bu konuda çok daha rahat ve özgüvenli.

Siz tanınan bir gazeteci ve yazar olmanız dolayısıyla koruyucu annelik konusunda bir elçi gibi çalışıyorsunuz. Türkiye ile diğer gelişmiş ülkeleri kıyasladığınızda hangi farklılardan bahsedebiliriz?

Avustralya dahil olmak üzere yurtdışındaki koruyucu aile uygulamalarında çocuk bir ailenin yanında en fazla iki yıl kalabiliyor. Bu sürenin sonunda koşullar düzeldiyse biyolojik ailesinin yanına döndürülüyor veya evlat edindiriliyor. Çocukların yuvalara bırakılmış olması gerekmiyor. Suiistimal edilmiş çocuklar ailelerinden alınıp koruyucu ailelere veriliyor.

Bizde de aslında amaç bu. Ancak ikisi de yapılmıyor. Çocuğunu yurda bırakan biyolojik aileler genelde durumlarını düzeltemiyor. Devlet ise “peki madem o zaman başkasına veriyoruz” diyecek kadar katı olamıyor. Sonuçta çocuk koruyucu ailede büyüyor. Halbuki biyolojik aileleri içinde suistimal edilen on binlerce çocuk var. Onların kurtulması için koruyucu aileliğin yaygınlaşması gerek ki devlet alsın bu çocukları ve güvenli bir aileye versin.

Devletin koruyucu ailelere sunduğu birtakım kolaylıklar bulunuyor, bir yandan da ciddiyetle yürütülen bürokratik işlemler var. İşin devlet ayağıyla ilişki halindeyken sıkıntı duyduğunuz, sorun yaşadığınız zamanlar oldu mu? 

Sunduğu en önemli kolaylık özel okullarda ücretsiz okuma hakkı. Bu cidden hayat kurtarıyor. Öte yandan biz koruyucu ailelere devlet herhangi yasal bir yetki vermiyor. Yani yasal olarak biz çocuğun hiçbir şeyi olmuyoruz. Her tür bürokratik işlemi Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı aracılığıyla yapıyoruz. Evet, biraz vakit uzuyor ama sonunda halloluyor. Pasaport ve yurtdışı çıkışları biraz sorunlu oluyor o kadar. (Ben yaşamadım ama yaşayanlardan duyuyorum.)

Bu konuda çalışan sivil toplum kuruluşları ve diğer koruyucu ailelerle görüşüyor musunuz, bir dayanışma halinde misiniz? En çok neler paylaşılıyor, yaşanan sorunlar neler oluyor?

Benim daha çok ilişki içinde olduğum dernek İstanbul Koruyucu Aile Derneği. 2 yıldır üyesiyim. Toplantılarına katılıyorum. Bir de bekar koruyucu ailelerle kurduğumuz bir grup var. Solo Kanatlar ismini verdik. Yılda birkaç kez toplanıp tatillere gidiyoruz. Çok iyi bir sosyal grup. Her konuda birbirimize destek oluyoruz ki en önemli destek bilgi paylaşımı oluyor.

Son olarak, Anneler Günü’ne hazırladığımız bu çalışmamızda, deneyimlerinizden de yola çıkarak özellikle bir aileye ihtiyaç duyan çocuklara yönelik farkındalığın ve ilginin artması için devlet, sivil toplum kuruluşları ve topluma neler söylemek istersiniz?

Elinden tutulması gereken 20 bin çocuk var yuvalarda. 20 bin geleceği sisli çocuk… Çocuk büyütmenin kolay olduğunu iddia etmiyorum. Ancak her tür zahmete değer olduğunu düşünüyorum. Topluma kazandırılmış 20 bin çocuk küçük bir kasaba demek.

İki önemli durum var. Birincisi çocuğu kendi çocuğu gibi benimsemiş ailelere daha fazla hak tanınmalı. Evlat edinme yolu daha açık ve kolay olmalı. Öte yandan herkes uzun süreli koruyucu ailelik yapmak istemeyebilir. Bu tarz Koruyucu Aileliğin artması, suistimal altındaki birçok çocuğun kurtulması da demek aynı zamanda. Sınırlı süreli koruyucu ailelik sistemi maddi olarak avantajlar getirirse yaygınlaşabilir.

Görsel: https://www.bbc.co.uk/news/resources/idt-sh/the_adoption

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend