Saymaya Girişmedik: Reddedilen Önergeler, Kapatılmış STK’lar ve Hrant Dink’i Öldüren Nefret Söylemi

1381248_620x410.jpg
Nefret söylemi ve nefret suçları kavramları Türkiye’de yıllarca STK’ların ipi çektiği bir ortamda konuşuldu, bugün ise ses çıkarmak zor olduğu için kısıtlı bir çevrede tartışılıyor. Hrant Dink cinayetinin taşlarını döşeyen nefret söylemi ve nefret suçlarını, İletişim Profesörü İnceoğlu’na sorduk.

17 Ocak’ta akşamüstü saatlerinde TBMM TV ekranına bir tartışma yansıyordu. Önce CHP’den Sezgin Tanrıkulu, Hrant Dink’in 2007’de nasıl öldürüldüğüne dair bir konuşma yaptı, ardından HDP’den Garo Paylan Hrant Dink Cinayetinin Araştırılması için bir meclis araştırma önergesi verdi, fakat önerge reddedildi.

Önergenin reddine dair suçlamalara karşılık Ak Parti sıraları “Hatırlayacaksınız, emri verenlerin çoğu FETÖ’den tutuklu” dedi. Bu kaçıncı reddedilmiş sahne? Bu kaçıncı bahane? Saymaya girişmedik.

Bunun yerine Türkiye için belki de kaba bir gözlemle “eskimeye” başlayan “nefret söylemi” ve “nefret suçları” kavramlarını, Hrant Dink’in katline bahane edilen sözcükler üzerinden İletişim Profesörü, Emekli Yasemin İnceoğlu ile konuştuk.

Yasemin İnceoğlu

Nefret suçu ve nefret söylemi, Google Analitik verilerine göre, Türkiye’de 2007’den sonra konuşulmaya başlanıyor. Yüksek yüzdelerde olmasa da varlığı baki. Yüzdesi bir de 2013 yılında ivme gösteriyor. Bugüne kadar ise bir düzlemde hiç azalmadan konuşulmaya devam ediyor. Kelimeleri var ama tartışması nerede yapılıyor?

Prof. İnceoğlu’na “Nefret söylemi hakkında çalışırken nedense konunun hep biraz ‘yüksek doz’ kaldığını hissetmiştim” diyorum. Nefret söylemi ve suçunun ifade özgürlüğü alanına müdahale etmemesi için, etkin tarafsız bir soruşturma gerektirdiğini biliyoruz. Bugün, yani Dink’in öldürülmesinden 12 yıl sonra davanın geldiği cezasızlık hali, neden “yüksek doz” hissettiğimi belki de ortaya koyuyor. Nefret suçu ve söylemi alanında çalışan pek çok Sivil Toplum Kuruluşu olduğunu, yine Profesör bana hatırlatacak. O kuruluşların bugün kaçının açık olduğunu da, saymaya girişmedik. Nefret suçunu tartışmak, sağlam bir zemin istiyor. Öte yandan tartışömaları yürüten STK’ların, bugün sesi çıkamıyor.

Konu cezasızlığın toplumda yarattığı ruh hali ve Suriyelilere yönelik nefret söylemine de ilerledi. Bugün, Suriyelilerin habere dahil olma hakkını dahi ihlal ediyoruz.

Nefret Söylemi, Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra konuşulur hale gelen bir kavram oldu. Dink’in öldürülmesi neyi tetikledi ki Türkiye akademik camiasında bu konu konuşulur oldu?

Hrant Dink’in öldürülmesinden önceleri de Nefret suçları vardı şüphesiz. Yakın tarihimize baktığımız zaman 6-7 eylül olayları, Sivas Madımak katliamı, Trabzon’da 2006 yılında işlenen Rahip Santoro cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi cinayetleri; Manisa Selendi’deki Romanlara yönelik linç girişimleri, çeşitli il ve ilçelerde Kürt vatandaşlara yönelik saldırılar ile eşcinsel, trans cinayetleri Türkiye’deki nefret suçlarına örnek gösterilebilir.

Türkiye akademi camiasında konuşulmaya başlandı derken ise çok kısıtlı bir alandan bahsediyoruz. Nefret söylemi konusunda çalışan akademisyenler belli kişiler, sayıları az. Aslında Hrant Dink Vakfı’nın başlattığı “Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi” projesi bu konunun akademiye yayılmasına öncülük etti. Projenin amacı nefret söyleminin toplumun, özellikle de medya, iletişim ve hukuk camiasının gündemine getirilmesi yoluyla kamusal bir tartışma yürütülmesine ve ayrımcı, ırkçı söylemle mücadele yollarının neler olabileceğinin tartışılmasına zemin açmak, medyada insan hakları ve azınlıklara yönelik daha saygılı ve bilinçli bir dil kullanılmasını teşvik etmek.

STK’lar Siyaset Sahnesinden Çekildi

 “Akademik camia” diye sınırlarken sizce haklı mıyım, yoksa biraz hak yiyor muyum?

Bence biraz haksızlık ediyorsunuz zira sırf akademik camia değil Hrant Dink Vakfının yanı sıra, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Kaos GL, Pembe Hayat, Siyah Pembe Üçgen İzmir LGBTT Derneği, Lambda İstanbul, İnsan Hakları Araştırmaları Derneği (İHAD), İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Geliştirme Merkezi, İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) da konu üzerine hassasiyetle eğildiler.

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi (DurDe) içinden Sosyal Değişim Derneği çıktı. Sosyal Değişim Derneği de daha çok Nefret Suçları üzerine yoğunlaştı. “Ulusal basında nefret suçları: 10 yıl 10 örnek” adlı bir proje yaptı, ben de bu projenin Danışma Kurulu üyelerinden biriydim.

Sonra Nefret Suçları Yasa Platformu “Sen De Başkasın, Nefretme” sloganıyla yola çıkarak, çatısı altında ilgili sivil toplum kuruluşları ve inisiyatifleri nefret suçlarını yasalaştırmak için bir araya getirdi. Toplumsal barışın güçlenmesi için son derece değerli bir mesaj vermiş olacaktı bu yasa ve pek çok mağdur grubun çoğulcu demokrasiye, adalete yönelik güvenini de arttıracaktı. Ne yazık ki yapılamadı.

Platformda yer alan STK lara baktığınız zaman bu kampanyanın çatısı altında bir sürü STK’yı barındırdığını göreceksiniz; Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Amargi Kadın Akademisi, Beyaz Güvercinler Girişimi, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, Demokrasi İçin Çerkes Girişimi, Dersim Ermenileri İnanç ve Sosyal Yardımlaşma Derneği, Dersimnews.com, Dikmen Deresi Kentsel Dönüşüm Mağdurları Dayanışma Derneği, Düşünce Suçuna Karşı Girişim, Edirne Roman Kültürünü Araştırma Derneği, Ekolojik Anayasa Girişimi, Engelliler.Biz, Genç Siviller, Gençlik Gündemi Derneği, Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği (HAYAD), Helsinki Yurttaşlar Derneği, Hrant Dink Vakfı, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı, İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği, İstanbul Protestan Kiliseler Vakfı, İşkence ve Şiddet Mağdurları için Sosyal Hizmet Rehabilitasyon ve Adaptasyon Merkezi (SOHRAM-DER), Kadın Yazarlar Derneği, Kafkasya Forumu, Kaos GL Derneği, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, LGBTT Aileleri İstanbul Grubu (LİSTAG), Midyat Süryani Kültür Derneği, Mültecilerle Dayanışma Derneği, Özürlüler Vakfı, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, Pozitif Yaşam Derneği, Protestan Kiliseler Derneği, Roman Gençlik Derneği, Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi, Savunma Avukatları Derneği, Siyah Pembe Üçgen LGBTT Dayanışma Derneği, Sosyal Değişim Derneği, Sosyal Demokrasi Vakfı, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Merkezi, Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD), Süryaniler.com, Toplum Gönüllüleri Vakfı, Toplumsal İnisiyatifi Oluşturma Derneği, Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği, Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası İstanbul 1, 2, 3, 4 ve 5 No’lu Şubeler (TÜMBEL-SEN), Türkiye Sakatlar Derneği, Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi.

Nefret Suçunu Tartışmak Zemin İstiyor

Nefret Söylemi hakkında çalıştığım zaman içinde de konunun biraz “felsefi” ya da “yüksek dozda” kaldığını hissetmiştim hep. Evet bir gazeteci için teoride dikkat etmesi gereken basit kuralların temelini oluşturduğu bir kavram bu, fakat pratikte bu konuyu konuşmak/yer yer anlatmak biraz zorlayıcıydı.  Örneğin şimdi bakınca “Nefret Suçları Yasasının çıkarılması” talebinin bile eksik ya da yetersiz kaldığını düşünüyorum, fakat hâlâ mücadele yöntemine dair bir fikrim yok. Sizin gözlemleriniz neler?

Yasanın çıkması gereklidir ama yeterli değildir şüphesiz. Biliyorsunuz, nefret suçları kapsamında uluslararası en yetkin kurum Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT). Bu teşkilata üye 56 ülkeden sekizinde nefret suçu yasa kapsamında değil; onlardan biri de Türkiye. Bu bakımdan gerekli. Bir şeyin altını çizmekte yarar var; Nefret söylemi ve Nefret Suçları ayrı şeyler. Şahsen ben Nefret Söylemini düzenleyen bir yasanın çıkmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Nefret söylemiyle ilgili bir yasanın çıkması ifade özgürlüğünü ciddi boyutta tehdit eder. Ancak Nefret Suçu Yasası başta medya olmak üzere nefret söylemi üreten saiklerin önüne geçecektir.

Nefret suçlarında mağdur ya da mağdurlar sahip oldukları temel ve değiştirilemez nitelikteki ırk, etnik kimlik, milliyet, din dil, renk, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, yaş, fiziksel ya da zihinsel engellilik gibi belirli bazı özellikleri nedeniyle işlenen suçun hedefi olmaktadırlar. Nefret suçu sadece mağduru değil onun kendisini birlikte tanımladığı grubu da derin bir biçimde etkileyen sonuçlar doğurur, mağdurun ve ait olduğu grubun topluma kabul edilmedikleri mesajını yollayarak katılım hakkını engeller. Nefret suçlarına karşın etkin bir mücadele ceza kanunlarında yaptırıma bağlanması, etkin ve etkili bir soruşturma ve kovuşturmanı yapılması ile mümkün olabilir ancak.

Nefret söylemi dediğimiz şey, nefret suçuna giden sürecin çıkış noktasıdır aslında. Diğer yandan, nefret söylemi ve ifade özgürlüğü arasındaki sınırın çok tartışmalı olduğunu görüyoruz. Bir söylemin nefret söylemi kapsamına girdiğini iddia ettiğiniz yerde, ifade özgürlüğü ihlâli konusunda eleştiriler gündeme gelmekte.

Dink, Bir Hedef Tahtası Olarak Görüldü

Hrant Dink cinayetinde, nefret söyleminin nasıl bir payı var? “Taşları döşedi” demek doğru mu?

Hrant Dink yoğun bir nefret söylemi bombardımanı sonucu, bir nefret suçuna kurban gitti. Dink’in kendisinin de dönüm noktası olarak kabul ettiği, ana akım medya tarafından fark edilip hedef haline geldiği 2004’ten 2007’ye dek doğrudan kendisini hedef alan, etnik köken ya da dini farklılıklar temelinde nefret söylemi içeren haber ve köşe yazıları meslektaşım Doç.Dr. Ceren Sözeri ile inceledik. Çalışmanın amacı nefret suçlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlayan, bu suçlara meyilli olanları cesaretlendiren medya ortamının sorgulanması, medyanın işlevi ve sorumlulukları çerçevesinde tartışılmasıydı. Dink’in ismi haber ve köşe yazılarında “bölücü, yıkıcı, düşman” sıfatlarıyla anıldı. Medya cinayete giden süreçte Dink’i hedef gösterdi, etiketledi, ötekileştirdi ve yalnızlaştırdı. “Ermeniye bak”, “Hrant’ın Hırlayışı” türünden başlıklar atıldı.

STK’ların Motivasyonu Kırıldı

Yıllar içinde nefret söylemi konuşulmaya başlandığı gibi, konuşulmaktan uzaklaşıldı gibi de. Türkiye’de bu konu gündemden düşüyor mu? Ya da konu sahiplenen -Örneğin Hrant Dink Vakfı- gibi birkaç STK içinde kısıtlı kalmış durumda mı?

Evet hem daha az konuşuluyor, hem de daha kısıtlı artık. Kamuoyunda farkındalık yaratıldı yaratılmasına ama fazla ileri gidilemedi. Kanımca uğraşların sonuçsuz kalması STK’ların motivasyonunu kırdı.

Hrant Dink Vakfı bu konuda çok istikrarlı bir şekilde çalışmaya devam ediyor, çalıştaylar konferanslar düzenliyor, raporlar yazılıyor. Vakıf, Türkiye’nin ayrımcılıkla mücadele eden, söylem üzerine çalışmalar üreten ve bu alanda yapılan çalışmaları destekleyen ilk sosyal bilimler laboratuvarı olan ASULIS’i kurdu. Bu vakfın 2009 yılından beri devam etmekte olan “Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi Projesi”ni bir adım öteye taşıdı. Söylem çalışmaları yapıyor, ayrımcılıkla ve ayrımcı söylemlerle  mücadele edebilmek için söylem çalışmaları yapıyor, ve insan hakları, demokratikleşme, eşitlik ve çoğulculuğa hizmet ediyor.

Mağdurların maruz kaldığı nefret söylemleri karşısında sessiz kalıp topluma çaresizlik hissi vermek yerine, öncelikle bu tür söylemlere karşı mücadele edileceğine dair mesajların iletilmesi, bu söylemlerle baş edebilme yollarının tartışılması ve yaşadıklarını kamuoyuna açıklama olanağı sunulması açısından bu etkinliklerin (çalıştay, atölye çalışmaları, sohbetler,konferanslar) süreklilik içerisinde yapılması çok önemli.

Burada cezasızlıktan bahsetmek gerekir. Cezasızlık sadece mağduru değil, tüm toplumu ilgilendiren bir demokrasi meselesi. Cezasızlık kültürü geliştikçe, “kabullenme ve korkudan dolayı her şeye biat etme normalleşir.

Cezasızlık, hayatta kalanlar arasında öfke, güvensizlik ve saldırganlık yaratır, hatta çoğu saldırganlıklarını da kendilerine yöneltiyor. Farklı ülkelerden, hayatta kalanlara karşı sosyal damgalamanın devam ettiğini ve toplumdan dışlanmasının sürdürüldüğünü ortaya çıkaran sayısız rapor vardır.

Kendi Kimliğini Tanımlamak İçin Öteki Özne Kullanılıyor

Dün hedefte olan Hrant Dink ve Türkiye Ermeni cemaatiydi, bugün Suriyeliler. Bir toplum ayakta kalmak için nefret söylemine ihtiyaç duyar vaziyette midir?

Soruya dolaysız değil de dolaylı yanıt vereyim. Nefret söylemi değil de ötekileştirme üzerinden yanıt vereyim, zira her ötekileştirici söylem nefret söylemi demek değildir,  Özne “öteki üzerinden kendisini tanımlar, özne için öteki vazgeçilmezdir, varoluşunu tanıyabilmesinin zorunlu koşuludur; kendi kimliğimi tanımlamak için “öteki özneye” ihtiyaç duyulur.

Öteki bizden olmayan, bilmediğimiz, hatta korktuğumuzdur. Ötekileştirme ise karşındakilerin haklarını sınırlandırmak ya da yok etmek anlamına gelmektedir. Her toplum ve medeniyetin bir ‘öteki’ kavramı mutlaka vardır. “Öteki” olduğunu kabul etmek, meşru olmadığını kabul etmek demektir. Ancak birçok durumda ‘öteki’ nin varlığı bir süre sonra rahatsız edici olmaya başlar. Ve şu anlayış ortaya çıkar: “Başkasının yanında ben fazlayım, gereksizim; benim yanımda da başkası fazla”

 Suriyeliler, potansiyel bir öcü, bir tehdit unsuru üzerinden temsil edilmekteler. Gazeteler onları, “Suriyeli-hırsız”, “Suriyeli insan taciri”, “Suriyeli-kaçak”, gibi kalıp anlatılar sayesinde suç kavramı ile ilişkilendiriyor. Haber kaynakları ya emniyet yetkilileri ya da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasından seçiliyor ve Suriyeli sığınmacılara haber üretim aşamalarında yer verilmiyor. Bu durumla bir başka deyişle Suriyelilerin habere dahil olma hakkını ihlal etmiş oluyor.

Yeni Medyada Nefret Söylemi Mücadelesi Mümkün

Eski yıllardan bugüne kullanımı değişen bir diğer önemli konu da sosyal medya. Bu alanda neler yapılabilir?

Hrant Dink Vakfı bünyesinde kurulan, benim de Danışma Kurulu üyesi olduğum ASULİS Dil, Diyalog, Demokrasi Laboratuvarı’nın sosyal medyadaki nefret söylemleri ile mücadeleye dair birtakım önerilerinin yaşama geçirilmesi önem taşımakta. Yeni medya ortamında dolaşımda bulunan nefret içerikleriyle ilgili izleme ve raporlama çalışmaları yapılabilir, medya okuryazarlığı derslerinin içeriğine, çevrimiçi ortamlarda nefret söylemi üretimi ve nefret söyleminin yayılması konusu eklenebilir, bu konuda toplumun her kesiminin katılabileceği çeşitli eğitim programları düzenlenebilir, yeni medya profesyonellerine, farkındalık oluşturmaya / mevcut farkındalığı geliştirmeye dönük eğitim verilebilir, yeni medya uygulamalarının hizmet sözleşmelerinde nefret söylemiyle ilgili maddelerin bulundurulması için girişimlerde bulunulabilir, sosyal medyada nefret içeriklerinin şikâyet yoluyla kaldırılmasına olanak tanıyan bir ‘uyar-kaldır’ mekanizması geliştirilebilir, sosyal medya kullanıcılarının, zararlı gördükleri içerikleri söz konusu mekanizma aracılığıyla bildirmeleri sağlanabilir.

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend