Seyahat Ederek Dünyayı Nasıl Değiştiririz?

28070828_10155999736296236_4393151794485563789_o-1280x720.jpg
Gezginler için bilinmeyenin lezzeti başkadır. Bilinmeyenin peşinden, ayaklarının götürdüğü en uzak mesafelere yürümek, görmek ve dokunmak arzusu duyarlar. Küçük Kara Balık’ın dediği gibi “yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan, sonra da yaşlanıp ölmekten mi ibaret? Yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak mümkün mü?” Merak, gezginleri evde oturtmayan şeydir. Ve aynı merak, tarih yazabilir. Dünyayı değiştirebilir.

“Etrafa haber yaymanın bir gezginin doğasında olduğunu düşündüm.” (Kumsal)

Uçak, kanatları bulutları keserek, ağır aksak alçalıyor. Aynı bulutlar her yanımızı kaplayan yüksek dağların tepelerinde geziniyor. Ha gayret, dağların bize müsaade ettiği alana sığmayıp bir tepeye konuşlanacağız. Biz mi yere çok yakınız, yoksa hemen yanımızda sıralanmış dağlar mı çok yüksek? Yerden ne kadar yüksek olduğumuza dair algımızı tamamen kaybettiğimize göre Kathmandu’ya doğru inişe geçtik.

Nepal, yılın başından bu yana seyahat ettiğim 9. şehir. Bazı insanlar için yaşam, anlamını sanatta bulur. Kimi insanın ruhu ezgilerle, kimininki satırlarla doyar. Kimininki filmlerle, renklerle canlanır. Bazıları içinse, bunlara ek olarak da olabileceği gibi, yaşamın anlamı yeni yerler keşfetmektir. Keşfedilen şey bazen yeni manzaralar, bazen yeni bir iklimin yağmurunda ıslanmak, bazen de henüz tanışılmamış bir baharatın kokusu olabilir. Keşfeden insan için bilinmeyenin lezzeti başkadır. Bilinmeyenin peşinden, ayaklarının götürdüğü en uzak mesafelere yürümek, görmek ve dokunmak arzusu duyar. Küçük Kara Balık’ın dediği gibi “yaşamak dediğimiz şey şu bir avuç yerde yaşlanıncaya kadar dolaşıp durmaktan, sonra da yaşlanıp ölmekten mi ibaret? Yoksa bu dünyada başka türlü yaşamak mümkün mü?”

Merak, gezginleri evde oturtmayan şeydir. Aynı merak, gezgin insanın içinde de duramaz. Çünkü bilinmeyeni keşfetmek duyguları uyandırır, bedeni canlandırır, aklı çalıştırır. Keşif, özneldir; ama bir kere keşfedilmiş olan kaşifinde saklı kalmayı değil, gün ışığına çıkmayı ister. Gezginlerin doğasında etrafa haber yaymak vardır.

Ne iyi ki etrafa haber yayma arzusu, bir gezginin doğasında yatan en faydalı nitelik! Bu özellik sayesinde, seyahat etmek, dünya ve insanlık tarihinde çok önemli bir yere sahip. Çünkü bugün içinde yaşadığımız evrenin ve gezegenin ilk sırlarını ortaya çıkaran kaşifler, gezginlerdi. Onlar, binlerce yıl önce, gerekli araçları ve yöntemleri olmadan, tüm tehlikelere rağmen merak ettiler. Dünyanın bilinmezliğini keşfetme cesareti gösterdiler. Ve dünya tarihi yazını, bu kaşiflerin notlarıyla, gözlemleriyle ve başkalarına miras bıraktığı hikayelerle şekillendi.

Dünya ve insanlık tarihi, seyahat etmekle başladı. Öyle ki, “Tarihin Babası” olarak anılan Heredotos, çağının en büyük gezgini olarak sayılıyor. “Heredotos’un Tarihi” olarak bilinen kitabından anlaşıldığı gibi, kendini, kendinden başka her şeyi anlatmaya vakfetmiş olan Herodotos, çok insanlar, çok şehirler, çok karakterler görmüş. Kendisinin Anadolu’dan Yunanistan’a, Mısır’a ve Roma’ya uzanan gezileri, “büyük keşif yolculukları” olarak biliniyor. Heredotos, dikkatli bir gezgindi. Gittiği yerlerde karşılaştığı topluluklarla ilişkiler kurar, onların diyaloglarını dinlerdi. Gezdiği yerlerin ileri gelen kişilerini, inançlarını tanımaya çalışırdı. Seyahat ettiği ülkelerin gelenek ve göreneklerini araştırır, açık gözlerle insanları gözlemlerdi. Şehirlerin önemli anıtlarını ziyaret eder; günlük hayatın akışında gerçekleşen olaylara şahit olurdu. Belki de karşılaştıkları Heredotos’a öyle heyecan verirdi ki, anlatılarına kendisini katmasına gerek kalmadı. Gördüklerinden de fazla, edindiği bilgileri tabletlerine dikkatle not etti. Yani, insanoğlunun elinden çıkan ilk tarih kitabının dayanakları seyahatlerle oluştu.

Tarihi oluşturmuş ve tarihte iz bırakmış pek çok kaşif var. 20 yaşında, “hiçbir yoldan iki kere geçmeme” kuralı ile yola çıkıp, Afrika’dan Orta Asya’ya, Çin’den Maldivler’e macera dolu seyahatler ederek 30 yıl sonra ülkesi Fas’a geri dönen seyyah İbni Battuta… Tehlikelerle dolu uzun bir deniz yolculuğundan sonra Ümit Burnu’nu ilk kez dolaşarak Hindistan’a dümen kurmayı başaran Vasco De Gama… İpek Yolu’nu izleyerek Çin’e ulaşan Marco Polo, Amerika kıtasına, (bilerek ve bilmeyerek) yaptıkları gezilerle bilinen Kristof Kolomb ve Americo Vespucci… İstanbul’da doğan ve yaşamının 50 yıla yakın bir zamanını yollarda geçirerek Orta Avrupa, Balkanlar, Anadolu, Kafkasya, Kırım, Arabistan ve Mısır’a yaptığı seyahatlerini “Seyahatname” kitabında toplayan Evliya Çelebi… Bu gezginler, dünya tarihinin yanı sıra bildiğimiz anlamıyla dünya haritasını da oluşturdu.

Seyahat etmenin yegane katkısı tarih alanında mı peki? Merakın, keşfetme arzusunun tetiklediği seyahatlerin, bilimin, dolayısıyla insanlığın ilerlemesinde de önemli katkıları var. Örneğin, Charles Darwin, dünyanın en uzun süreli bilimsel gezisini yapmasıyla bilinen bir bilim insanı. Galapagos Adaları’na ve Güney Amerika’ya gerçekleştirdiği geziler, Evrim Teorisi’nin temellerini oluşturdu. Gezileri sırasında araştırmalar yapan, ilk kez gördüğü yerleri, bitkileri ve hayvanları coşkuyla inceleyen Darwin, Galapagos Adaları’nda, pek çoğuna bu adalar dışında rastlanmayan canlılara rastladı. Güney Amerika’da yaptığı gözlemlerde “kıtanın komşu bölgelerinde birbiriyle akraba olan değişik türlerin bulunduğunu” gördü. Darwin’in seyahatleri boyunca yaptığı gözlemler, türlerin değişmez olarak yaratıldıklarına dair inanca olan kuşkularını büyüttü. Seyahatlerinden aldığı ilhamla, ortak atasal türlerin değişe değişe bugüne ulaştığına inanmaya başladı.

Seyahatler, içinde yaşadığımız evreni keşfetmemize de yardımcı oldu. İnsanlığın uzayı keşfetmesi de bir seyahatle başlamadı mı? Sovyet kozmonot Yuri Gagarin, 1962’de uzayda kaldığı sürede yaklaşık 40 bin kilometre yol kat etti. Neil Armstrong, 1969’da Ay’a ayak basan ilk insan oldu. Üstelik, dünya bu seyahatin adımlarını televizyon ve radyoların başında izledi. Uzayın keşfi için gönderilen kozmonotlar, gezegenimiz dışındaki başka dünyaların ilk gezginleri sayılmaz mı?

Dikkatli bir gezgin, tarih yazabilir. Dikkatli bir gezgin, dünyayı değiştirebilir. Keşfetmek ve merak etmek insanın doğasında bulunan nitelikler. Ancak, bunları kullanarak harekete geçmek, seyahat etmek, bize tahmin edemeyeceğimiz boyutlarda ilham verebilir. Çünkü Alain De Botton’ın “Seyahat Sanatı” kitabında dediği gibi, “Yolculuklar düşüncelere gebedir. Hareket eden bir uçak, gemi ya da tren kadar bizi kendimizle konuşmaya sevk eden pek az yer vardır. Önümüzdeki manzarayla aklımızda gelip giden düşünceler arasında garip bir bağıntı vardır: Geniş düşünceler geniş manzaralara, yeni düşünceler yeni mekanlara ihtiyaç duyar.” Önemli olan, yeryüzünü gören gözlerle dolaşmak ve gördüklerimizi paylaşmak. Seyahat ederek dünyayı değiştiren ve iyileştiren tüm gezginlere, sevgiyle.

Görsel: https://instagram.com/baskabiryerdeyim

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend