Soframızda Ne Var?

kapak.jpg
Soframıza koyduğumuz gıdalara güveniyor muyuz? Gıda üreticileri denetleniyor mu? Yediğimiz gıdanın üreticisiyle tanışabilir miyiz? Gıda toplulukları bu soruları soruyor... Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı Tayfun Özkaya topluluk destekli tarım modelini anlattı.

Marketten, pazardan çılgınca alıyoruz ama yediklerimize güvenmiyoruz… Mahalle pazarlarındaki gıdalara ve katkı maddelerine güvensizlik deyince akla önce organik pazarlar geliyor. Organik pazarlardaki ürünler kimine göre daha sağlıklı ve ayrıca daha lezzetli. Ancak fiyatlar hayli yüksek; bu yüzden mahalle pazarları da hala tercih ediliyor. Fiyat, sağlık ve lezzet arasında sıkışıp kalanlar için bir seçenek daha var: gıda toplulukları.

“Soframıza koyduğumuz gıdaları kim üretiyor?”, “Gıdaların üreticisini tanıyıp tüketilen gıdaya güvenmek mümkün mü?” Gıda toplulukları bu sorudan yola çıkmış ve Facebook grupları gibi sosyal medya ortamlarında bir araya gelmişler. Üyelerinin birçoğunun esas mesleği üreticilik değil. Üreticilerle tarlalarında bahçelerinde tanışıyor, sadece tanıdıkları üreticilerden alışveriş yapıyorlar.

TOPLULUKLARIN SAYISI ARTIYOR

www.gidatopluluklari.org internet sitesine göre, dünyadaki örneklerinin yanında Türkiye’de de aktif olarak çalışan İzmir, Gaziantep, Muğla gibi 10 değişik şehirde gıda toplulukları var. Sayıları da giderek artıyor. Sipariş veren aktif üyeler arttıkça topluluklar bölünüyor. Amaç, toplulukların yerelleşmesi. Bu sayede ürünlerin taşınması da kolaylaşıyor.

Bu topluluklardan bir tanesi, “Batı İzmir Topluluk Destekli Tarım Grubu” (BİTOT) adında, gerçekte bir Facebook grubu. Facebook’ta 800’den fazla üyesi var. BİTOT, üyelerinden birinin işyeri olan bir atölyede toplanıyor. Kimi kendisinin ürettiği sebzeyi, meyveyi, yumurtayı veya sabunu getiriyor; kimi ise sadece bu ‘doğal’ ürünlerden almaya geliyor. Sergiye yalnızca, iki haftada bir yapılan her ürün dağıtımından önce topluluktakilerin birbirlerinden verdikleri siparişler koyuluyor.

Erhan Çetinbağ eşiyle birlikte, İzmir’deki diğer bir topluluk olan “Gediz Ekoloji Topluluğu” (GETO) için üretiyor:

“Hasat yapacağımda Facebook’taki grubumuza yazıyorum, topluluktakiler yardım etmeye geliyor. Zaten topluluktaki kimseye tüketici diye bakmıyoruz. Herkes bir şekilde üretime katılıyor. ‘Türetici’ diyoruz biz onlara. Sadece bilgi paylaşımı bile çok değerli… Mesela doğal ilaç tariflerimizi paylaşıyoruz aramızda.”

Çetinbağ ailesi, İstanbul’daki finans sektöründeki mesleklerini bırakıp Foça’daki bir köye yerleşmiş. Kendi deyimleriyle, artık sadece topraktan doymaya çalışıyorlar. Başka hiçbir gelir kaynakları yok. Erhan Çetinbağ, “Köydeki komşularım ilaç kullanmadığım için benim üretim şeklime ‘olmaz o iş’ diyor. Ama piyasada ürünlerini nasıl satacaklarını kara kara düşünüyorlar. Halbuki topluluk üreticilere parasını peşin ödüyor, siparişler önceden veriliyor. Topluluktakiler küçük üreticilere işçiliğe bile gidiyor”.

‘TÜKETİCİNİN GÖZÜ ÜRETİCİNİN ÜSTÜNDE’

Tarım Ekonomisi Derneği başkanı Prof. Dr. Tayfun Özkaya ile topluluk destekli tarım modelini ve gıda topluluklarını konuştuk. Özkaya, Ege Üniversitesi Tarım Ekonomisi bölümünden emekli. Özellikle yerel tohumlar ve topluluk destekli tarım grupları üzerine yoğun çalışıyor.

Pek çok insan organik pazarlardaki üreticilere ‘organik üretim sertifikası’ olduğu için güveniyor. Bir sertifikaya gerek yok mu ürünün sağlıklı ve doğal olduğunu bilmek için?

Topluluk destekli tarım grupları zorunlu tutmuyor sertifika almayı. Ürünü alan kişiler bir sistem dâhilinde üreticiyi denetliyor. Doğrudan tarlasına gidip üretilen ürünün miktarını ve çeşidini, ilaç kalıntısı ve kutuları olup olmadığını kontrol ediyor. Bu sertifika yolundan daha güvenilir ve ucuz bir yol. Sorun çıkarsa o zaman o üretici gruptan çıkarılarak veya ondan bir daha ürün almayarak bu sorun çözülüyor.

Organik pazarlar çoğu kişi için fiyatlar yüzünden tercih edilebilir değil. Gıda toplulukları ekonomik bir seçenek olabilir mi?

Organik pazarların pahalılığı benim gözlemime göre aracılardan kaynaklanıyor. Aracılar fiyatı yükseltebiliyor. Diğer yandan organik pazarda müşterinin ve dolayısıyla tezgahtaki ürünün az olması, üreticilerin nakliye masrafını artırıyor. Yüksek fiyatlar böyle ortaya çıkıyor. Topluluk destekli tarım gruplarında, organik pazarlarla kıyaslayınca, daha makul fiyatlar var. Mahalle pazarlarına göre ise halen bir nebze yüksek. Bunun yanında market ürünleriyle rekabet edebilecek fiyatlar da var. Aslında bu noktada başka etkenleri de konuşmalıyız: mesela katkı maddesi olmayan bir ekmek daha doyurucudur. Benim de içinde olduğum bir toplulukta, ekmeğin fiyatı yüksek ama doyurucu olduğu için daha az yediğimizi gözlemledim. İlginç ama aynı fiyata geliyor.

Gıda toplulukları üreticilerin arzulayacağı bir model mi? Tüketicilerin gözünün hep üstlerinde olmasını hangi üretici ister?

Başta üreticiler ekonomik nedenlerle gıda topluluklarına ürününü satmayı isteyebilir. Hiçbir ticari amaç olmadan, kâr payı koymadan, topluluğun içindeki üreticilerin birbiriyle paylaşarak, faturalandırmadan sattıkları ürünler dışında bazı kooperatiflerden de topluluklara ürün alınıyor. Kooperatifler bir markette rafa bıraktıkları üründen ancak aylar sonra paralarını alabilirken, topluluklar sayesinde hemen o anda para kazanıyorlar. ‘Tüketicilerin gözünün hep üstünde olması’ konusuna gelirsek, tam olarak böyle diyemeyiz. Topluluktakiler birbirlerinin hasadına katılıyor, kimyasal olmayan böcek ilaçları gibi konularda bilgi paylaşımı yapıyorlar. Niçin bir üretici hâlihazırdaki bir yardımı istemesin ve böyle bir dayanışmadan uzak dursun?

‘BİYOÇEŞİTLİLİĞİ TEŞVİK EDİYOR’

Gıda toplulukları bizi küçük üreticiliğe teşvik edebilir mi? Gıda endüstrisi bir dev ama küçük üreticilerin de payı çok büyük. BM’nin (Birleşmiş Milletler) Gıda ve Tarım raporuna göre, küçük üreticilerin toplam gıda üretimindeki payı yüzde 80.

Gıda toplulukları tarımda şöyle bir dönüşümü hedefliyor: üreticiler kimyasal ilaç ve gübre kullanmasın. Böylelikle maliyetleri de düşecektir ama daha önemlisi, gıda toplulukları yoluyla biyoçeşitliliğe katkı sağlanabilir. Türkiye’de ve dünyada maalesef bazı üreticiler tek bir ürün üretiyor. Bu üreticinin topluluk destekli tarım sisteminde yer alması zor. Hele koca bir köy tek bir ürün üretiyorsa bu daha da sıkıntılı bir durum. Mesela topluluk gidiyor, bir köyden süt de almak istiyor, meyve de sebze de. Tek bir köyden bunları temin ederek ulaştırma masrafını en aza indiriyor. Topluluklar bu nedenle üreticileri tek bir ürün yerine birden çok ürün ya da bir ürünün farklı çeşitlerini yetiştirmeye teşvik eder. Biyoçeşitlilik üretici için de çok faydalı. Bir don vurursa, üretici zarar gören ürünü yerine diğer ürününden gelir sağlamaya devam edebilir. İşini şansa bırakmaz, biyoçeşitlilik tarım sigortasının yerini alır.

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend