Mülteciler Neden Hedefte?

IMG-20180725-WA0039-1280x720.jpg
İzmir’de mültecilere yönelik artan saldırıların ve linç girişimlerinin ardından Konak Mülteci Merkezi  yeni açtığı merkez binasında ‘Suriyeli Mülteciler neden hedefte’ konulu bir söyleşi düzenledi.

Konak Mülteci Merkezi’nde düzenlenen ‘Mülteciler Neden Hedefte’ başlıklı konferansta, mültecilere yönelik artan tepkiler konuşuldu. Mülteci-der’den Nursen Aslan Halkların Köprüsü Derneği’nden Yıldırım Şahin ve Konak Mülteci Meclisi’nden Deysem Siti’nin konuşmacı olarak katıldığı söyleşinin ardından moderatör Cavidan Soykan ile son dönemde artan mülteci karşıtlığını konuştuk.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

 7 Şubat 2017 tarihine kadar Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümünde insan hakları dersi veriyordum. Aynı tarihte yayınlanan OHAL KHK’sı ile barış imzacısı olmam nedeniyle bu görevimden ihraç edildim. Lisans ve yüksek lisansım siyaset bilimi alanından. 2015’te Essex Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde tamamladığım doktora tezim bir hukuk sosyolojisi çalışmasıydı. Türkiye’nin sığınma sistemini, farklı şehirlerde yaşayan veya yaşamak zorunda olan farklı menşe ülkelerden sığınmacı ve göçmenlerin hukuk sistemiyle kurduğu ilişki üzerinden analiz etmiştim. Çalışmam sonucunda; sınıfın, etnik kökenin, dilin, cinsiyet kimliğinin, dinin, yaşın ve mekanın sığınma sistemi içerisinde başvurucunun farklı şekillerde ayrımcılığa uğramasında etkili olduğunu tespit ettim. Tez kapsamında aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan günümüze göç politikalarını ve yine bu çerçevede 2013 yılında Meclis’te kabul edilen Türkiye’nin ilk iltica yasası Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nu ayrıntılı bir şekilde inceleme fırsatı buldum. 2008 tarihinde tezimin saha çalışması ile başlayan Türkiye’deki göçmen ve sığınmacılarla yürüttüğüm çalışmalarım halen devam ediyor. Bu yıl UN Women destekli bir proje kapsamında Antakya ve Mersin’de Suriyeli kadın mültecilerle, Türkiye’de sahip oldukları yasal hakları ve şiddet karşıtı başvuru mekanizmalarını konuştuğumuz atölye çalışmalarına katıldım ve Suriyeli kadın mültecilerle çalışan STKlar için hazırlanan bir el kitabına katkıda bulundum.

Suriyeli mülteciler ülkemize geleli neredeyse yedi yıl olmasına rağmen, zaman zaman yaşanan ama  son dönemde artan mülteci karşıtlığını, gerilimi neye bağlıyorsunuz?

Aslında mülteci ve göçmen karşıtlığının son dönemde arttığını söylemek belki de yanlış olacaktır. En son İzmir Bornova Çamdibi’nde yaşanan gerginliğin benzerlerinin başka şehirlerde de önceki yıllarda yaşandığını biliyoruz. Bu açıdan bu olayı münferit bir vaka olarak görmemek gerekir. Geçtiğimiz yıl Samsun’da, ondan önceki yıl Ankara Demetevler’de ve Önder Mahallesi’nde yaşanan olaylar, 2014 yılında bir Suriyeli mültecinin ev sahibini öldürmesi ile Gaziantep Ünaldı mahallesinde yaşanan olaylar tekil olaylar gibi görülmemelidir. Bu olaylar bizemedya tarafından hep bireyler arası bir sorundan kaynaklı gibi yansıtılsa da, siyasi ve toplumsal arka planı olan Suriyeli mültecilere yönelen linç girişimleridir. Yakından baktığımızda suça karışanların yakalanması yerine ya Suriyeliler mahalleden gönderilmiş ya da mültecilerin zararları tazmin edilerek olay kapatılmıştır. Ben bu olayları, 2011 yılından beri misafir olarak tanımlanan ve tanıtılan Suriyeli mültecilerin zaman ilerledikçe kalıcılaşmasına duyulan bir öfkenin sonucu olarak görüyorum. Bu öfke ucuz işgücü olarak sömürülen Suriyelilere işimizi elimizden alıyorlar diyerek de yönelebiliyor, talebin artması nedeniyle fırsattan istifade eden ev sahiplerinin kiraları arttırması sonucu  Suriyeliler geldi, kiralar arttı diyerek de ortaya çıkabiliyor. Mültecilerin eğitim ve yetenekleri doğrultusunda iş piyasasına erişimlerini düzenleyen, barınma sorununu çözmeyi hedefleyen, eğitim ve sağlık hakkından yararlanmada Türkiyelilerle eşitliği hedef alan bir entegrasyon politikasının olmaması bence bütün sorunların kaynağı. Ne Türkiyeliler Suriye toplumu ve kültürü konusunda bilgi sahibi, ne de Suriyeliler kendilerine tanınan hakları biliyor.

Türkiye zaten uluslararası hukuka göre mültecilik statüsünü tanımıyor ama başvuranlara da iltica sistemi ile ilgili yeterli bilgi vermiyor. Seçim dönemi de dahil olmak üzere, dönem dönem Suriyeli mültecilerin aslında sahip olmadığı hak ve avantajlara dair sosyal medyada yayılan yanlış haberler de bence bunun bir sonucu. Medyanın da bu konuda iyi bir sınav verdiğini söyleyemeyiz. Özellikle yerel basında çıkan haberlerde Suriyeli mültecileri suçlayan, ötekileştiren ve kriminalize eden dile daha çok rastlıyoruz. Bir cinayet veya hırsızlık haberinde Türkiyeli sıfatını görmezken, söz konusu mülteciler olduğunda, Suriyeli katil, Suriyeli hırsız ifadelerinin manşetlerde daha sık yer bulduğuna tanık oluyoruz. Bu ötekileştirici dil ister istemez siyasi ve toplumsal bir bağlamı olan öfkenin, bir grup olarak Suriyeli mültecilere yönelmesine neden oluyor. Halbuki geçen yıl yaşanan olaylar sonrasında dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın yaptığı açıklamaya göre, 2014-2017 döneminde Suriyelilerin karıştığı olaylar toplam işlenen suçun % 1.32’si.ni oluşturuyordu.

Seçim döneminde siyasi partilerin kullandığı dile, iktidar ve muhalefetin çatışmasında Suriyeli mülteciler üzerinden yapılan tartışmaya, medyanın ve kurumların mültecileri hedef alan nefret söylemine ve kullandıkları dil’e dair neler söylemek istersiniz?

Mülteciler oy vermediği ve nedense belediye kanuna rağmen belediyeler tarafından da hemşehri olarak görülmediğinden ihtiyaç ve istekleri siyasi partiler tarafından görmezden geliniyor. Özellikle seçim döneminde öne çıkan söylem, savaş bitince Suriyeli ‘misafirlerimizin’ geri gönderileceği idi. Söz konusu Suriyeli mülteciler olduğunda kullanılan dilde sürekli bir geçicilik vurgusu olduğunu görüyoruz. Burada doğan ve büyüyen binlerce çocuğun burada yaşamak isteyebileceğini, yedi yıldır Türkiye’de yerleşen mültecilerin geri gitmek istemeyebileceğini neredeyse ifade eden olmadı, olmuyor. Seçim dönemi de dahil olmak üzere mültecilerin sağlık, eğitim ve çalışma hakkına erişimde yaşadığı sıkıntıları dert edinen çok az milletvekili ve medya mensubu var. Ben özellikle iyi örneklerin haber yapılmasının, hem Türkiye hem de Suriye toplumu açısından olumlu anlamda etkide bulunacağını düşünüyorum. Suriyeli sanatçıların Türkiye’deki üretimlerinin haberleştirildiğini ya da kurdukların sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerinin anlatıldığını nedense görmüyoruz. Onun yerine işledikleri suçlar ön plana çıkarılıyor.

Son zamanlarda artan gerilime neden olan faktörlerle ilgili devletten ne gibi taleplerimiz olur?

Benim sahadan gözlemim sadece Suriyeli mülteciler değil, diğer tüm sığınmacılar Türkiye’deki haklarını ve sorumluluklarını bilmiyor çünkü kayıt aşamasından sonra onlara bu konuda ayrıntılı bir bilgi verilmiyor. Sorunların çözümü için entegrasyona da imkan veren, diğer bir deyişle Türkiye’de yaşamak isteyen mültecilere vatandaşlığa başvuru imkanı tanıyan bir sistemin varlığı şart. Bunun için de önce Türkiye’nin mülteci statüsünü tanıyor olması gerekli. Öte yandan mülteciliğin ne olduğu, geçici koruma statüsü ve şartlı mültecilik statüsü ile sahip olunan hakların neler olduğu Türkiyelilere anlatılmalı ki, sosyal medya aracılığı ile yayılan doğru olmayan bilgiler üzerinden sığınmacı ve göçmenler hakkında negatif bir algı oluşmasın. Bu konuda çalışan sivil toplum örgütleri ve akademisyenler ile daha fazla fikir alışverişinde bulunulabilir.

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

You have Successfully Subscribed!



Send this to a friend