“Mülteciler Ekonomiye Yük Değil Aksine Katkı Sağlıyor”

4-yillik-artis-1439825357-14310479559.jpg
Uluslararası Teknoloji Ekonomi Ve Sosyal Araştırma Vakfı (UTESAV) tarafından hazırlanan Suriyeli Sığınmacılar ve Türkiye Ekonomisi raporunda, mültecilerin ‘ekonomiye yük’ olduklarıyla ilgili yanlış bilgilerin aksine ülke ekonomisine son yıllarda büyük katkı sundukları ortaya konuluyor. Raporu kaleme alan Prof. Dr. Bekir Berat Özipek, ekonominin  durağan, birilerinin gelmesiyle pastanın paylaşılacağını ifade eden statik bir süreç olmadığını belirterek, “Tam tersine ekonomi yeni gelenlerle beraber iktisadi pastanın da büyümesi anlamına gelir. Dinamik bir süreçtir. Bu dinamik sürecin gereklerine uygun tutumlar alınmalıdır. Yasa oluşturucular bu konuda üstlerine düşeni yapmalıdır. Bu da ekonomik hayatın önündeki engellerin kaldırılmasıdır.” diyor.

İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı son verilere göre, Türkiye’ye gelen Suriyeli mülteci sayısı Haziran 2018 itibariyle 3 milyon 570 bin 352 oldu. Aynı verilere göre, 216 bin 890 kişi kamplarda yaşarken, 3 milyon 353 bin 462 kişi ise kamp dışında il ve ilçelerde yaşıyor. Suriyeli sığınmacıların ekonomiye katkılarını ve bu alanda yaşanan sıkıntıları ortaya koyan UTESAV’ın “Suriyeli Sığınmacılar ve Türkiye Ekonomisi -Evrensel tecrübe ışığında bir etkiyi konuşmak-” raporu, geçtiğimiz nisan ayında düzenlenen Sığınmacılar ve Ekonomi Çalıştayı’na katılan alanında uzman kişiler ile akademisyenlerin bireysel ifade ve beyanlarından derlenerek hazırlanmış. Prof. Dr Berat Özipek tarafından kaleme hazırlanan rapor, sığınmacılara yönelik ön yargıyı kırmak, gündelik tartışmaların ötesine geçerek, konuyu temel insani değerler çerçevesinde ele almayı ve yanlış anlamalarla, ekonomik alandaki olumsuz propagandaların giderilmesi amacıyla hazırlanmış.

Göçmenlerin ve sığınmacıların, geldikleri ülkeye olan katkıların bir boyutunun da ekonomi alanındaki katkılar olduğu belirtilen raporda, “Onları basitçe “ekonomiye yük” olarak algılayan yaklaşımların aksine, ekonomik dinamizmi artıran, üretici ve tüketici olarak ekonomiye katkı yapan ve özellikle nüfusun yaşlandığı ülkelerde, sosyal güvenlik başta olmak üzere, sistemin çarklarını döndüren taze bir güç olarak bakmak mümkündür. Bu çerçevede Türkiye’de yaşayan Suriyeli sığınmacılar da emekleri, meslekleri, sahip oldukları maddi değerler ve diğer nitelikleriyle ekonomiye çok boyutlu katkı yapmaktadırlar. Bazı sektörlerde kısa vadede yaşanan iş kayıpları, makro ölçekte bu katkının değerini azaltmaz. Suriyeli sığınmacıların yoğun olarak yaşadıkları bölgelerde gözle görülür bir ekonomik canlanma ve  bu canlanmanın ölçülebilir olduğu durumlar vardır.” deniliyor.

Raporda görüşlerine yer verilen SIAD Başkanı İşadamı Halid Babilli, Suriyeliler olarak kendi imkânlarıyla, kendi sermayeleriyle iş kurduklarını belirterek, “2014 yılında 4.500 işadamı, Suriyeli işadamı 1.22 milyar liralık bir iş yatırımı yaptılar. 2015’te yabancı yatırımcılar arasında Suriyeliler ilk sırada geliyordu, Almanlardan sonra, yüzde 25.21 yabancı sığınmacı yatırımcılar. Şimdi 6.000 Suriyeli şirket var 3.5 milyar dolar yatırımla. Yeni bir çalışmaya göre Suriyelilerin yüzde 90’ı kendi imkânlarıyla çalışıyor ve hayatlarına devam ediyor. “ diye anlatıyor.

Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir de, ““Hayırseverliği ve konukseverliği “hukukseverliğe”, kalıcı hukuki normlara ve güvencelere dönüştürmemiz gerek” uyarısında bulunuyor.   Gaziantep Ticaret Odasına (GTO) kayıtlı Suriyeli firma sayısı 1200’ü aştığı belirtilen raporda, ekonomik yatırım yapmak isteyen Suriyeli iş adamlarının bankacılık ve iş kanunu prosedürlerinde sorun yaşadıklarına da vurgu yapılıyor.

Raporu yayına hazırlayan Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bekir Berat Özipek, ekonominin durağan  bir süreç olmadığını vurgulayarak, “Ekonomi sıfır toplamlı bir oyun değildir. Tam tersine ekonomi yeni gelenlerle beraber iktisadi pastanın da büyümesi anlamına gelir. Dinamik bir süreçtir. Bu dinamik sürecin gereklerine uygun tutumlar alınmalıdır. Yasa oluşturucular bu konuda üstlerine düşeni yapmalıdır. Bu da ekonomik hayatın önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Mesela, Türkiye’de şirketler yüzde 10 Suriyeli yüzde 90 Türk işçi çalıştırıyor. Bu ekonomik hayatın doğal akışına aykırı. Ya da onların banka, kredi faaliyetlerinin zorlaştırılması bunu Türkiye’de ortaklar üzerinden yapmak zorunda kalmaları ekonomik üretkenliklerini azaltıyor.  Türk ve Suriyeli iş insanlarının söyledikleri şuydu, ‘Eğer bu konudaki mevzuat değişir, kısıtlamalar kaldırılırsa şu andaki ekonomik katkılarımızdan çok daha fazlası yapacak durumdayız’. Bunun önünü açmak gerekir.” diye belirtiyor.

Kalıcı Çözümler Şart

Raporun sonuç bölümünde, Suriye’deki siyasi durumun ne yöne evrileceğinin ve geri dönüş için ihtiyaç duyulan normalleşme sürecinin ne zaman başlayabileceğinin öngörülemediği belirtilerek, sığınmacıların kalıcı oldukları gerçeğinden hareket ederek kalıcı çözümler ve buna uygun siyaset üretilmesinin önemine işaret ediliyor.  Tarihi tecrübenin engeller kaldırılıp fırsat verildiğinde, göçmenlerin ekonomik üretkenliğine olağanüstü başarılı katkı sunabileceklerinin görüldüğünün hatırlatıldığı raporda, aynı tecrübenin göçmenlerin meşru yollardan çalışma, üretme ve teşebbüs özgürlükleri tanınmadığında, bunun ciddi olumsuz sonuçları olabileceği vurgulanıyor ve “Misafirperverliğin kalıcı hukuk normlarına dönüştürülmesi” önerisine dikkat çekiliyor.

Raporda ekonomi alanında yapılan önerilerden bazıları şöyle:

Suriyeli sığınmacıların entegrasyonunun öncelikle ekonomik entegrasyonun önündeki engellerin kaldırılmasından geçtiği gerçeğinden hareketle, onların iktisadi faaliyetlerini kısıtlayan düzenlemeler kaldırılmalı ve ekonomiye katkı yapmaları kolaylaştırılmalıdır. Daha somut olarak, çalışma izni almaları, iş kurmaları, personel istihdam etmeleri, bankacılık, kredi, ihracat ve ithalat gibi alanlarda diğer ekonomik aktörlerle eşit şartlarda faaliyette bulunmaları sağlanmalıdır.

Ekonominin yeni girişlere daha açık hale getirilmesi ve Suriyeli iş insanlarının ekonomik sisteme daha fazla dahil edilmesi, onların iş yapma kapasitesinin arttırılmasını sağlayacak bir dizi kolaylığa ihtiyaç göstermektedir. Prosedürleri azaltmak, iş ve ticaret ile ilgili olanlar başta olmak üzere ilgili mevzuatı Arapça’ya çevirmek, Arapça bilen memurlar istihdam etmek, Suriyeli iş insanlarına rehberlik edecek faaliyetler, mevzuat ve vergi düzenlemeleri ile Çin’in kullandığı serbest bölgeler türü düzenlemeler yapılabilir.

Sığınmacıların iktisadi aktivitelerini güçleştiren mevzuat hükümleri (Geçici koruma kimlik belgesi hangi ilde verildiyse o ilde çalışma zorunluluğu veya seyahat kısıtlamaları gibi) kaldırılmalı; sözleşme serbestisini kısıtlayan hükümler azaltılmalı ve ekonomik akışkanlık ve esnek çalışma kolaylaştırılmalıdır.

İşletmelerin eleman istihdamında en fazla yüzde on sığınmacı çalıştırabileceklerine ilişkin kısıtlamalara son verilmelidir. Bu kısıtlama iktisadi hayatın gerekleriyle bağdaşmamakta, özellikle sığınmacıların yoğun olarak yaşadığı sınır bölgelerinde herkes için hayatı zorlaştırmaktadır.

Suriyeli iş insanları tarafından kurulan şirketlerin de tıpkı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bireylerce kurulan şirketler gibi serbest ve eşit koşullarda faaliyet göstermelerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Üretim desteği, teşvik ve kredilerle ortak iş yapma ve para transferi konularındaki kısıtlamalar kaldırılmalı; bütün bu konularda sadece ekonomik kriterler esas alınmalıdır.

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend