Ebeveynler çocuk edebiyatını ‘hap’ gibi görüyor

“…Genel anlamda çocuk okura nasıl düşünüp nasıl hayal etmesi gerektiğinin dahi çerçevesini çizerek bir kitap sunmayı ve buna yönelik sunulmuş olanı satın almayı tercih ediyoruz. “

Çocuk edebiyatı alanındaki ‘eleştiri eksikliği’nden yola çıkarak GENÇDES kapsamında çocukyazini.com sitesini hazırlayan Ayşenur Gülsüm ve Selva İnce ile projelerini ve ebeveynlerin çocuk edebiyatına bakışını konuştuk. Ebeveynlerin çocuk edebiyatıyla olan ilişkisinin genellikle ‘didaktiklik’ ve ‘kendi ideolojisine yakınlık’ üzerinden olduğunu belirten Selva İnce, bu durumun çocukta okuma alışkanlığının gelişmesinin aksine, hayal dünyasını sınırlandırması gibi durumlara tekabül edebileceğini ifade ediyor.

Çocuk yazını sitesi fikri nasıl oluştu, nasıl bir araya geldiniz?

 Ayşenur Gülsüm: Lisansta farklı üniversitelerde okumamıza rağmen, aynı bölümde okumanın getirisi ortak bir arkadaş çevremiz vardı. Fakat bu çevre tanışmamız için bir vesileydi yalnızca. Bizi yakınlaştıran ve ortak bir proje yapma hayalini uyandıran, çocuk edebiyatına olan ortak ilgimiz ve alana dair aynı ihtiyacı duymamız oldu: Eleştiri eksikliği. Her yıl binlerce kitabın yayımlandığı çok geniş bir üretim sahasında, içimiz ferah bir şekilde alıp okuyacağımız, hiç düşünmeden tavsiye edeceğimiz yerli yazar sayımız ne yazık ki sınırlı. Çok popüler, öne çıkarılan pek çok eser ve yazarın, tanıtımlarda vaat edilen nitelikte olmadığını görüyoruz, okur olarak hayal kırıklığına uğruyoruz çok defa… Bunların sebepleri üzerine düşünmeye başladık birlikte ve aynı cevabı verdik: “Çünkü eleştirmiyoruz.” Eleştirmeyi bilmiyoruz… Halbuki eleştiri, daha iyi eserlerin yazılmasını da sağlayacak anahtar bize göre. Bu konuda biz ne yapabiliriz diye dertlenmeye başladık ve “Çocuk Yazını” çıktı ortaya. Web site hayalleri kurduğumuz o aylarda, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bir destek programından haberdar olduk; GENÇDES. Çocuk Yazını’nı projelendirerek başvurduk ve bir yıl süreyle bütçe desteği almaya hak kazandık. Hazırlıklarla geçen Mayıs ayının ardından, ilk dosya yayınımızı haziranda gerçekleştirdik. O günden bu yana hikâyenin seyri de sitemizde.

Ayşenur Gülsüm-Selva İnce

Projeyi biraz anlatır mısınız, neler var kapsamında, hedefi nedir?

 Ayşenur Gülsüm: Her ay, objektif ve eleştirel olmalarına azami gayret göstererek on yeni yazı yayımlıyoruz. Üç üst başlığımız var; Dosya, Kritik ve Sine-masal. Tıpkı dijital bir dergiymiş gibi her ay bir dosya konusu belirliyoruz; örneğin geçen aylarda “Çocuk Yazınında Cinsiyet Çıkmazı”, “Resimli Çocuk Kitaplarında Teknolojinin Yazımı, Yazının Teknolojisi” gibi konular vardı odağımızda. Kritik kısmında, ayın dosya konusundan bağımsız kitap incelemeleri; Sine-masal’da, uyarlama çocuk kitaplarına dair eleştiriler yayımlıyoruz. Bir de söyleşi kısmımız var ki, bizim Selva ile her ay heyecanlandığımız alanlardan biri. Dosya konumuzla ilgili alanın uzman isimleriyle röportaj yapıyor, bunu da hem seyredilebilir hem de okunabilir şekliyle iki ayrı seçenekle yayına koyuyoruz. Bu sohbetleri çok geniş kitlelere ulaştırmaktan ziyade alanın ilgilisi için arşiv niyetiyle kayıt altına aldığımızdan dolayı kısa tutmak için kendimizi de karşımızdakini de sınırlandırmıyoruz, özgürce derinleşiyoruz konularda. Tüm bunlardan maksadımız ise bir metni niteliksiz ve nitelikli yapan unsurları, farkları ortaya koymanın alandaki kaliteli yazın sayısını artıracağına inanmamız. Nitelikli eser arayışındaki ebeveynden kütüphanecilere dek alanın ilgilisi için zengin ve güvenilir bir kaynak listesi oluşturmak bir başka hedefimiz. Dünya çocuk yazınını kapsayan bir arşive ulaşabilmek ve bu arenada “Bizim de sözümüz var” diyebilmek için sitemizi Türkçe-İngilizce çift dil seçeneğiyle yayınlıyoruz. Tüm bunların ötesinde ne var derseniz,  bakanlığa yazdığımız amaç bildirgemizde de altını çizdiğimiz üzere; akademide çok fazla göz ardı edilmiş bu alanın varlığını hatırlatmak, üniversitelerde çocuk edebiyatı kürsülerinin açılıp yaygınlaşması için dikkat çekmek istiyoruz.

“Ebeveynler bir kitabı okuyup almaktan ziyade, birinin ona al dediği ya da reklamını gördükleri, okudukları kitapları almayı tercih ediyorlar. Kendilerinin de o kitabın bir okuru olabilecekleri fikrini ise tahayyül edemiyorlar. Belki de yakıştıramıyorlar. Kontrole alışmış bir ebeveyn evladına da kontrollü bir hayat sunmak istiyor ama ironik olarak kontrol eden de kendisi olmak istemiyor. Onun yerine kontrol edilmiş olanı, TSE damgalı marketten aldığı bir ürün gibi alıp, evladına yedirmek istiyor.”

Çocuk edebiyatındaki eleştiri azlığına dikkat çekiyorsunuz. Bizde genel itibarıyla bir eleştiri kültürü yok, edebiyatla kurulan ilişki hayranlık ve takip üzerinden yalnızca. Çocuk edebiyatında durum nedir?

 Ayşenur Gülsüm: Her yıl yayımlanan çocuk kitaplarının ve bu kitapların ulaştığı çocuk okurların sayısının yüz binlere ulaştığını düşündüğümüzde; çocuk edebiyatının, çağdaş Türkçe yetişkin edebiyatının duyduğu “eleştiri” ihtiyacından çok daha büyük bir yoksunluğa sahip olduğunu görüyoruz. Tez elden doldurulması gereken bir boşluk var. Sosyal medyadaki “okur” hesapları, tecrübelerini paylaşmak üzere yolan çıkan iyi niyetli anneleri el birliğiyle yazara dönüştüren sistem, sadece kitabın arka kapağında yazanları kopyalayarak tanıtım yapan sayfalar bu boşluğu doldurabilir mi? Yoksa bu ihtiyacı her geçen gün biraz daha büyütmekte onların da katkısı var mı? Popüler bir yazarla, illüstratörle röportaj yaptığımızda artan takipçi sayımız neyi gösteriyor mesela. Biz bu konuyla ilgili çok fazla soru soruyoruz. Niyetimiz kimseyi suçlamak değil elbette, fakat ortada pek de iç açıcı olmayan bir tablo var. Herkesin gördüğü bu tabloyu biz de gördük ve bir adım atma sorumluluğu hissettik yalnızca.

Son zamanlarda çocuk edebiyatı alanındaki çok kötü örneklerle ilgili haberler yer aldı sosyal medyada metinsel ve içeriksel sıkıntılar nelerdir sizin gözlemlerinize göre?

 Selva İnce: Bence burada metinsel ve içeriksel sıkıntılardan ziyade ebeveyn okurun sıkıntıları söz konusu. Evet piyasada bir çok niteliksiz kitap var ama gözlemlediğim kadarıyla ebeveynler bir kitabı okuyup almaktan ziyade, birinin ona al dediği ya da reklamını gördükleri, okudukları kitapları almayı tercih ediyorlar. Kendilerinin de o kitabın bir okuru olabilecekleri fikrini ise tahayyül edemiyorlar. Belki de yakıştıramıyorlar. Ben bu haberleri biraz da böyle yorumluyorum. Kontrole alışmış bir ebeveyn evladına da kontrollü bir hayat sunmak istiyor ama ironik olarak kontrol eden de kendisi olmak istemiyor. Onun yerine kontrol edilmiş olanı, TSE damgalı marketten aldığı bir ürün gibi alıp, evladına yedirmek istiyor. Bu noktada konformizminden hiçbir şey kaybetmek istemiyor doğal olarak. Oysaki bir içerik sıkıntısından bahsetmek gerekecekse bunun kurguda aranması gerektiğini düşünüyorum ben. Burada dili nasıl kullandığı ve onunla nasıl oynadığı önemli benim için. Vermek istediği mesaj ikinci planda kalıyor benim için. Çünkü çocuk okur yazarın niyetinden bambaşka bir mesajı alımlayabilir ve bu mesaj yazarsal niyetten çok daha güzel ve renkli de olabilir üstelik.

 “Ebeveyn okur, çocuk okura ne kadar yaklaşabilirse çatışmadan iki okur adına da bir o kadar az hasarla çıkıyor. Ebeveyn okur bu ilişki biçiminde kendi beğenisini çocuk okura dayatabildiğini gibi, fazla kontrollü olup, faydalı bulmadığı didaktik bir dille yazılmış eserleri okutmaya da yönelebiliyor. Bazen de sadece kendi ideolojik görüşünün yansımalarını bulduğu metinleri tercih edebiliyor. Bu tutum çocuk okura bireysel bir okurluk alanı açmadığı gibi onun hayal dünyasını da sınırlandırıyor.”

 

Ebeveynlerin çocuk edebiyatıyla ilişkisiyle ilgili gözlemlerinizi sorsam…

 Selva İnce: Birbirinden farklı ilişki biçimleri olduğunu düşünüyorum. Bu farklılık ebeveyn okura ve bu okurun çocuk okura sunduğu ya da sun(a)madığı alana göre değişiyor. Bu noktada ebeveyn okurla çocuk okurun ortaklaştığı ya da çatıştığı alanlar var. Ebeveyn okur, çocuk okura ne kadar yaklaşabilirse çatışmadan iki okur adına da bir o kadar az hasarla çıkıyor. Ebeveyn okur bu ilişki biçiminde kendi beğenisini çocuk okura dayatabildiğini gibi, fazla kontrollü olup, faydalı bulmadığı didaktik bir dille yazılmış eserleri okutmaya da yönelebiliyor. Bazen de sadece kendi ideolojik görüşünün yansımalarını bulduğu metinleri tercih edebiliyor. Bu tutum çocuk okura bireysel bir okurluk alanı açmadığı gibi onun hayal dünyasını da sınırlandırıyor. Bir de okur olmayan ebeveynler var ki onlar da çocukları hangi eğitim modelinin içindeyse o modele uygun olarak seçilmiş kitapları çocuklarına almak suretiyle çocuk edebiyatıyla ilişkileniyorlar. Bu ilişkinin sonu da “Hocam bu çocuk okumuyor”la son buluyor genellikle. Bu yüzden önemli olan o ortak alanı yakalamak ve o alanı oluşturmak. Ben böyle ebeveyn okurlar da olduğunu ve gün geçtikçe sayılarının da arttığını gözlemliyorum.

“Sadece didaktik değil, didaktik dille yazılmış ideolojik metinlere yöneliyoruz ki çocuk o bilgiyi hap gibi yutarak alsın. Çünkü kitap bilgi edinmek içindir. Okunandan keyif almak, okunan üzerine düşünmek, okunanı eleştirmek ya da okunanın ötesinde hayaller kurmak için değildir. Böyle olursa çocuk okur üzerindeki ebeveynlik otoritemizin sarsılmasından korkuyoruz. Bazen de bilgi zehirlenmesine uğramasından ve çocuk okurun ebeveyn okura yabancılaşmasından. Yabancılaşma bu tip ebeveyn okur için çok ürkütücü bir okurluk deneyimi çünkü.”

 Edebi metinlerdeyse özellikle değerler eğitimiyle ilgili didaktik kaygıların olduğu metinler daha çok rağbet görüyor. Ebeveynlerin de öğretmenlerin de tercihleri bu yönde oluyor bunu nasıl yorumluyorsunuz?

 Selva İnce: Bahsettiğim gibi aslında bu tutum sürekli bir kontrol etme ihtiyacı duymakla bağlantılı. Biz genel anlamda çocuk okura nasıl düşünüp nasıl hayal etmesi gerektiğinin dahi çerçevesini çizerek bir kitap sunmayı ve buna yönelik sunulmuş olanı satın almayı tercih ediyoruz. Sadece didaktik değil, didaktik dille yazılmış ideolojik metinlere yöneliyoruz ki çocuk o bilgiyi hap gibi yutarak alsın. Çünkü kitap bilgi edinmek içindir. Okunandan keyif almak, okunan üzerine düşünmek, okunanı eleştirmek ya da okunanın ötesinde hayaller kurmak için değildir. Böyle olursa çocuk okur üzerindeki ebeveynlik otoritemizin sarsılmasından korkuyoruz. Bazen de bilgi zehirlenmesine uğramasından ve çocuk okurun ebeveyn okura yabancılaşmasından. Yabancılaşma bu tip ebeveyn okur için çok ürkütücü bir okurluk deneyimi çünkü.

Bir karşılaştırma yaparsak dünya çocuk edebiyatıyla bizim çocuk edebiyatımızda toplumsal karşılaşmalar, çoğulluk veya tasavvur dünyası arasında nasıl farklılıklar  var?

Selva İnce: Biz de sitemiz için yaptığımız röportajlarda bu sorunun cevabını arıyoruz aslında. Her bir söyleşi bizim için de bir öğrenmeye dönüşüyor. Hayy Çocuk editörlerinden İsmail Keskin İskandinav ülkelerinden çevrilmiş istismar konusunda bilinçlendirmeye yönelik metinlerin bizim toplumumuzda karşılığını bulamadığını söylemişti mesela. Kendisi bu yüzden meseleye daha çok bizim kültürel kodlarımızdan yaklaşan bir metin kaleme almıştı. Yine Erdem Yayın Grubu Başkanı Melike Günyüz, Akdeniz ülkelerinin edebiyatlarıyla kültürel anlamda bir yakınlık kurabilmenin daha mümkün olduğundan bahsetmişti. Bu yüzden çocuk yazınında Fransız edebiyatını daha yakın hissettiğini söylemişti. Bu söylediklerim biraz daha somut meselelere yönelik tasavvur dünyası ile ilgili farklar. Toplumsal karşılaşmalar ve çoğulluk üzerine olan çocuk yazını metinleriyle ise daha çok çeviri kanalıyla karşılaşıyoruz. Bizde bu tip örnekler var mı, Evrensel’in serisi dışında denk gelmedim. Onda da İranlı yazarların metinlerinde daha çok karşılaşmalar işleniyordu. Ama dediğim gibi biz de bu sorunun cevabını arıyoruz. Henüz yolun çok başındayız.

 Mutlaka okunmalı dediğiniz çocuk kitapları nelerdir?

 Ayşenur Gülsüm: Benim gönül tahtımda her zaman ‘Kumkurdu’ var, Asa Lind’in üç ciltlik eseri. Ama bunu her zaman çocuklardan ziyade yetişkinlere tavsiye ederken buluyorum kendimi; çocuğunu, hatta başlı başına çocukluğu tanımak isteyenler için müthiş bir kitap. Hemen ardından da Vasconcelos’in ‘Şeker Portakalı’ geliyor. Onu da dikkati, şefkati ve empatiyi öğrenmeleri için tüm insanlığa okutmak istiyorum. ‘Matilda’nın çocuklarda şiddetli bir kitap okuma arzusu uyandıracağına emin olduğum için onu ve ondan hareketle Roald Dahl kitaplarını ekleyebilirim. Çocukların gözlerinin, gönüllerinin açılması için ‘Sempe’ çizimleri önemli bir de, ‘Pıtırcı’k serisi epey çocuğa kitap okuma alışkanlığı kazandırmıştır. Listeyi çok fazla uzatmak istemiyorum ama çizer demişken bir de resimli kitaplar için örnek söylemek isterim: Peter Reynolds kitapları, özellikle ‘Nokta’ ve ‘Mış Gibi’ gözü kapalı almamız, etrafımızdaki çocuklara hediye etmemiz gereken eserler. Benim macera ve fantastik kitap okuma kültürüm çok zayıftır, bu noktada benden daha eğlenceli bir karakter olduğu için, ve tabii küçük bir oğlu olduğu için eksikliğimi Selva’nın tamamlayacağına eminim.

Selva İnce: Eğlenceli mi bilmiyorum ama haylaz bir okur olduğumu söyleyebilirim. Oğlumun ahlakını bozan da benim sanırım bu konuda. İkimizin kitap zevkinin – üç buçuk yaşında olmasına rağmen- pek örtüştüğü söylenemez. Ama anlaştığımız tek bir nokta var o da mizah. Bir kitap ikimizi de güldürebiliyorsa sevebiliyoruz. Sorunuza dönecek olursak, mutlaka okunmalı diyebileceğim bir kitap yok aslında. Evet tabii ki oğluma okumak istediğim, seçtiğim kitaplar oluyor ama beraber bir kitapçıya gittiğimizde aynı kitaba çok nadir yöneliyoruz. O ‘Larousse Ansiklopedim’ serisi ile ‘Dünyayı Öğreniyorum’ serisini seviyor. Bütün seriyi toplamak gibi bir derdi var. Kendi adıma bu kadar sıkıcı bir seri okumadım ama o seviyor. Ciddi, ciddi üstelik. Belki de gözüme gireceğini düşünüyor böyle yaparak. Büyüyünce soracağım ona! Öte yandan popüler çizgi filmlerden Paw Patrol serisine de yöneliyor. Julia Donaldson, Tülin Kozikoğlu ve Feridun Oral’ın kitaplarını ise kapağından tanıyor ve heyecanlanıyor. Ben de ona sürprizlerle dolu ve anlatıyla oynayan kitapları okurken daha bir heyecanla okuyorum. Kitaptan Düşen Kurt, Kütüphanedeki Arslan, Minik Balık: Okyanus Macerası, Kim Korkar Kırmızı Başlıklı Kızdan?, Orion ve Karanlık, Leyla Fonten gibi kitapları mesela. Benim çocukluğumdan hatırladıklarımsa edebi olarak Gizli Bahçe, Pippi Uzun Çorap, Kırmızı Balon şu an… Özellikle Kırmızı Balon’u Bursa’daki bütün kitapçılarda aradığımı hatırlıyorum. Severek okuduğumu da. Bir öğretmenim mutlaka okumalısın demişti ilkokul dörtteyken. O kitabı sonra kaybettim, siyah beyaz resimli bir kitaptı. Filminden karelerdi muhtemelen ki bugün bile aklımda. Bunların dışında Enid Blyton’ın Yaramazlar Kızlar, Afacan Beşler ve Serüven Serisi serilerini hâlâ saklıyorum kitaplığımda. Dediğim gibi biraz haylaz bir okurum ve oğlumla benim farklılaştığımız gibi her okurun da farklı bir okuma zevki var.

 Bundan sonraki proje ve hedefleriniz nelerdir?

 Ayşenur Gülsüm: Elbette öncelikli hedefimiz, bütçe desteğimizin biteceği aydan sonra da sitenin güncelliğini korumak ve sürdürülebilirliğini sağlamak olacak. Bir dakika, aslında bundan da öncelikli bir projemiz var; Şubat 2018’de ulusal çapta ve iki gün sürecek bir çocuk edebiyatı sempozyumu düzenleyeceğiz. Onun hazırlıkları ve konuşmacı olacak isimlerle görüşmelerimiz var şu an gündemimizde. Bir de yine İstanbul’da, köklü vakıflardan birinde çocuk edebiyatına dair bir okuma grubu açma teklifi almış, fakat yoğunluk sebebiyle bu kış ne yazık ki yapamamıştık. Bahar döneminde bu projeyi de gerçekleştirmek istiyoruz. Kısa vadede hedeflerimiz bunlar; uzun vade için de Allah’tan dileriz ki konuyla ilgili sorumluluğumuzu ve kuvvetimizi artırsın, hayırla sonuçlandırsın.

 

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

You have Successfully Subscribed!



Send this to a friend