“Bisiklet Dağıtmak ve Kalitesiz yollar Yapmakla Bisikletli Hayata Geçilemiyor”

bisikletlihayat-e1498310098616.jpg

Dünyanın en geniş katılımlı bisiklet buluşması Velo-city 2017, bu yıl Türkiye’den iki kadın bisiklet aktivistini ağırladı. Pınar Pinzuti ve Seçil Öznur Yakan. Türkiye’de bisikletli kadın olmak konusunda konuşma yapan Pınar ve Seçil ile konferans gözlemlerini konuştuk.

Velo-city 2017, 13-16 Haziran arasında, Hollanda’nın Nijmegen şehrinde yapıldı. Konferansta 100’den fazla oturum, 200’ü aşkın konuşmacı yer aldı. Yaklaşık 40 ülkeden ve tüm kıtalardan gelen konuşmacı ve izleyiciler bisikletin ulaşım, şehrin paylaşımı, dezavantajlıların katılımı, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet, teknolojiyle entegrasyon, altyapı, karar vericilerin rolleri ve tutumları gibi pek çok boyutunu tartışma ve birbirlerinin tecrübelerini dinleme fırsatını buldu. Konferans, konusuna da uygun olarak sadece kapalı salon tartışmalarından ibaret olmadı. Hollanda’nın Amsterdam, Nijmegen, Arnhem, Groesbeek şehirlerine yapılan saha ziyaretleri ile oldukça zengin bir içerik sundu.

Bisiklet dünyası için Hollanda, devrimini tamamlamış ülke olarak görülüyor. “Hollanda tecrübesi” olarak adlandırılan bu durumu, yani işe, okula, alışverişe bisikletle gidip gelmeyi nasıl yüzde50’nin üzerine çıkardıklarını anlamak için derin gözlemler ve analizler yapılıyor. Katılımcılar, konferansın saha gezilerinde hem bu durumu gözlemlediler hem de bisikletin trenler ve metrolar başta olmak üzere toplu taşımaya nasıl başarıyla entegre olduğunu görme fırsatı buldular. Konferans katılımcıları arasında Türkiye’den bisiklet odaklı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, İstanbul belediyesinin temsilcileri ve bisiklet aktivistleri vardı. Türkiye’den katılan Seçil Öznur Yakan ve Pınar Pinzuti “Bisiklet ve Toplumsal Cinsiyet” konulu bir oturumda Türkiye’de bisikletli kadın olma tecrübelerini anlattıkları birer konuşma yaptılar.

Pınar Pinzuti, yazdığı ‘Bisikletizm’ blogu binlerce kişi tarafından takip edilen, ayda 30 bin üzerinde okunan yazılar yazan, uzun süre İzmir’de yaşadıktan sonra şimdi hayatını İtalya’nın Milano kentinde sürdüren bir bisiklet aktivisti ve kanaat önderi. Seçil Öznur Yakan ise Bisikletli Kadın İnisiyatifi’nin kurucularından. Uzun süredir hem bir bisiklet aktivisti olarak konuya katkıda bulunuyor hem de mühendis olarak çalıştığı özel sektörden vazgeçerek bisiklet sektörüne yatırım yapan bir girişimci olarak hayatını sürdürüyor.

Her ikisi de uzun süredir Velo-city konferanslarını izleyen bisiklet aktivistleri. Bu yıl ise yalnızca katılımcı olarak değil konuşmacı olarak da konferansın bir parçası oldular. Konuşmacı oldukları oturumda bisikletli kadınların, ayrımcılıkla mücadelede, kamusal alana eşit yurttaşlar olarak katılmada, kadının güçlenmesinde nasıl bir rol oynadıklarını, bisiklet dünyasının erkek suretini nasıl değiştirdiklerini anlattılar. Konferans tecrübelerini ve Türkiye’de bisikletli kadın olmaya dair yaptıkları konuşmaları kaleme alacakları yazılardan okuyacağız. Biz Pınar ve Seçil ile konferansın neleri tartıştığını ve Türkiye’ye ne mesajlar verdiğini konuştuk.

“Avrupalılar ‘bisiklet var mı yok mu’ konusunu geçmiş, bisikletli hayatımızı nasıl daha iyi hala getiririz, onu konuşuyor”

-Ben size konuşmacı olduğunuz oturumun dışındaki gözlemlerinizi sormak istiyorum.  Konferansta hangi tartışmalar öne çıktı ve bunlar önceki konferanslardan hangi açılardan farklılaştı?

Seçil Öznur Yakan: İki başlık belki. Avrupalılar (Hollanda, Danimarka başta olmak üzere) başka şeyler konuşuyorlar. Bisiklet var mı yok mu konusunu geçip, bisikletli hayatımızı nasıl daha iyi hala getiririz diyorlar. ‘E-uygulamalar’, güneş ışığı ile çalışan yollar, bisiklet otoyolları, park yerleri, turistlerin şehre adaptasyonu gibi.

Kaynak: cevap.tv

Bizim henüz içinde olamadığımız diğer grup ise bisikletin çözüm olacağını görüp bu konuda çalışmaya başlamışlar. Bisiklet yolunu paylaşım sistemleri ile aynı anda yaparak, yolların kullanılır olmasını sağlıyorlar. Biz ise üçüncü gruptayız: şu kadar kilometre yol yaptık diyen grup ama bununla beraber ne bisiklet hakları konusunda halkı eğitmek var  ne de yolun kalitesine/kullanılabilirliğine dikkat etmek.

Diğer başlık ise, bisikletin aslına dönmek… Şehri daha insan yapmak. Bütün bu altyapı, teknoloji dışında, bisikleti ülkenin kültürü haline getirmek. Bir oturumda şöyle dendi: “Bisiklet sürmek, Hollandalılar’ın DNA’sında yok. Hollanda kültürünün DNA’sının bir parçası.” İçten içe hepimiz Hollandalı değil ama bu bisiklet cennetini yaratan bakış açısının bir parçası olmak istiyoruz.

Pınar Pinzuti: Velo-city, global bisiklet zirvesi olarak kabul ediliyor olsa bile aslında hareketli ulaşım şekillerine yoğunlaşan bir konferans. Bisikletin bir araçtan çok bir erişim şekli olarak görülmesi benim en çok beğendiğim yanlarından birisi. Bisiklet, sadece bir bisiklet değildir söyleminin altı sık sık çizilir. Çünkü bisiklet dendiğinde aslında onu kullanan insandan bahsedilir. Dolayısıyla tüm konuların çıkış noktası insandır.

2013 yılında Velo-city konferansında Münih, Zürih ve Viyana Belediye Başkanları şehirlerindeki bisiklet yolu toplam kilometresi ve bisiklet kullanım oranı ile birbirleri ile yarışırken, bu yıl Velo-city konferansında kamusal alanın demokratik ve eşit paylaşımı konuşuldu.  Bilgisayar başında harita üzerinde yaşam ve ulaşım alanı tasarlamak yerine gözlem ve ölçün teknikleri kullanarak yapılan tasarımların kullanıcı odaklı olduğu, bir çözümün kalıcı olarak kullanılmaya başlamadan önce mutlaka kullanıcı deneyiminin değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Global liderlerin vizyonlarının lokal çözümlerle hayata geçirilmesi ise gezegenin geleceği için yadsınamaz bir zorunluluk.

“Bisikletin değil “bisiklet kullanıcısının” ihtiyaçlarını karşılayacak tasarım, yatırım ve iletişim”

-Bu konferansta akıllı teknolojiler, e-bisikletler, paylaşım sistemleri kendini fazlasıyla göstermiş durumda. Ne dersiniz, bisiklet dünyasında yeni bir dönem mi açılıyor?

Pınar Pinzuti: Velo-city, aktif ulaşım şekli olan, yaya ve bisiklete odaklı bir konferans. Her geçen gün kalabalıklaşan metropoller, iklim değişikliği ve kısıtlı doğal kaynaklar şehirleri daha akıllı yönetmeyi gerektiriyor. Teknolojik gelişmeler bize inovatif çözümler sunuyor. Kaynakların verimli kullanımı için farklı alternatifler geliştiriliyor.

Kaynak: bisikletizm

Bisikletin değil “bisiklet kullanıcısının” ihtiyaçlarını karşılayacak tasarım, yatırım ve iletişimin toplumda davranış değişikliğini beraberinde getireceğini anladık. Şehirlerin hedeflerinin çocukların ve yaşlıların hareket özgürlüğünün olduğu yaşam olarak tasarlanması olduğunu anladık.

‘E-bike’, kargo bisiklet, katlanır bisikletler farklı ihtiyaçları karşılayacak araçlar olarak sık sık gündeme geldi. Ülkemizde son bir yılda dağıtılan yüz binlerce bedava bisikletin verimli bir hareketlilik çözümü ve teşviki olmadığını konferans sırasında yeniden anladım. Bisiklet paylaşım sistemlerinin akıllı telefon uygulaması ile birleştiğinde hayatı kolaylaştıran bir ulaşım çözümü olduğunu Velo-city Konferansı süresince deneyimledik. Dilediğimiz noktadan aldığımız bisikleti işimiz bittiğinde istasyonlara bağımlı olmadan dilediğimiz yerde bıraktık. Serbest dolaşıma sunulan bisikletler ihtiyacı karşıladı ve bir şeyi kullanmak için ona sahip olmak zorunda olmadığımızı gösterdi.

Seçil Öznur Yakan: Dünya değişiyor, insanların ihtiyaçları da. Buna bağlı olarak yönetim tarzları da değişmeli. Belediye sadece çöp toplamakla yetinemez artık, çöpü geri dönüştürmeli de. Şehir, artık insanların toplandığı yerler değil. Bir şehir içinde binlercesi var. Belki de her insan kendi içinde bir şehir. Hepsinin ihtiyacı nasıl karşılanacak? İki teker yetmiyor. İki teker yanına bir çocuk koltuğu, römork, kargo aparatı, elektrik, engelli bisikleti vs. gerekiyor. Bisikletlilerin soruları da değişiyor: Hangi bisikletimle güne başlasam, yolum, park yerim, beni yönlendirecek uygulamalar neler vs.

“Otomobil odaklı tasarlanmış şehirler insan dostu olamaz, otomobil kullanıcısının sosyalleşme anı ise otopark değnekçisi ile selamlaştığı andan öteye gidemez”

-Kimler buluştu konferansta, hangi profilden ve sektörden katılımcılar vardı?

Pınar Pinzuti: Velo-city konferansında ulaşım üzerine çalışan herkes için bilgi ve deneyim vardı. Belediye başkanları arasında yapılan oturumlar, politikacılar ile düzenlenen tartışmalar, STK’ların kampanyaları, özel sektörün sunduğu çözümler faydalıydı. Benim en çok beğendiğim oturumlar ise bir politikacının veya belediye başkanının “bizim pozisyonumuzdaki insanları şu yolları kullanarak bisikletli ulaşıma para ayırmaya ikna edebilirsiniz” diyerek yol göstermeleriydi. 40 ülkeden gelen sivil toplum gönüllüleri toplum için yaptıkları farkındalık çalışmalarını ve yerel yönetime kendilerini nasıl fark ettirdiklerini aktardılar. Deneyim paylaşımı çok değerliydi.

Şehirler insanların birleştiği yerler sokaklar ise buluşma noktalarıydı. Türkiye’de şehirlerimiz insanların birbirlerinden uzaklaştıkları yerler haline geliyor. Yüksek apartmanlar, şehrin ortasından geçen üç şeritli yollar, yoldaki bariyerler, kaldırımsız sokaklar, adım başı park etmiş otomobiller insanların bir araya gelmesinin önündeki engeller. Görmediğiniz insanlar bir süre sonra yabancılara dönüşür. Otomobil odaklı tasarlanmış şehirler insan dostu olamaz, otomobil kullanıcısının sosyalleşme anı ise otopark değnekçisi ile selamlaştığı andan öteye gidemez.

Türkiye direnmeyi bırakmalı. Bisiklet dağıtmak ve de kalitesiz yollar yapmakla olmuyor, planların içine girmeli ve okullarda öğretilmeye başlanmalı.” 

-Peki, Velo-city konferansı Türkiye’ye ne mesajlar verdi sizce?

Seçil Öznur Yakan: Konferans, Türkiye’ye de dünyaya da şu mesajı verdi bence: “Bisikletli yaşam, çevre ve sağlık yanında ekonomidir de” Bundan kaçış yok. Türkiye de direnmeyi bırakmalı artık. Bisiklet dağıtmak ve de kalitesiz yollar yapmakla olmuyor bu. Planların içine girmeli ve okullarda öğretilmeye başlanmalı.

Pınar Pinzuti: Bisiklet, şehirlerimizin en önemli sorunlarının çözümü. Sadece bir ulaşım şekli değil, aynı zamanda sağlıklı olmanın ve kaynak tasarrufunun da bir yolu. Ülkemizde bir an önce insan odaklı şehir ve ulaşım planlanmalı. Bisiklete binen herkes bisiklet üstünde kendisini özgür hissettiğini söyler. Ancak ne yazık ki ülkemizde herkes bisiklete binme özgürlüğüne sahip değil.

Velo-city 2018 yılında Rio’da yapılacak. Güney Amerika ülkeleri deneyimlerini paylaşacaklar. Umarım Türkiye’den politikacılarımızı, yerel yönetim temsilcilerimizi orada görebiliriz.

Ana görsel: Terminal2

 

 

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend