“ODTÜ’de de mi taciz var?”

od51-1.jpg

“Neydi gerçek ODTÜ? Örneğin ataerki pas geçebilmiş miydi burayı? Cevabı bizden duyun istedik- Hayır. Ve evet- ODTÜ’de de taciz var.”

ODTÜ Kadın Dayanışması nedir, kimlerden oluşur, neler yapmıştır, neyi hedeflemektedir? Bu soruların cevabı bu kısacık sorudan çıkar aslında.  Sonuçta dünya sıralamalarına çokça kere üst sıralardan girmiş, Türkiye’de sayılı olarak addedilen üniversitelerden biriydi ODTÜ. Altmış senelik tarihiyle köklü bir okuldu, öyle ki ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, Hürriyet Ankara’ya verdiği bir röportajda şöyle bahsediyordu okulumuzdan- ‘ Ülkenin konjonktüründen dolayı farklı yansımaları oluyor. AB projelerinde Türkiye’nin en büyük projelerini getiren bir üniversiteyiz’ ve ekliyordu ‘ODTÜ’yü farklı tanıtmak istiyoruz!’. Peki, ne kadar farklı anlatabilirdik ODTÜ’yü? Neydi gerçek ODTÜ? Örneğin ataerki pas geçebilmiş miydi burayı? Cevabı bizden duyun istedik- Hayır. Ve evet- ODTÜ’de de taciz var.

İşte ODTÜ Kadın Dayanışması bu iki cevabın birleşmesiyle meydana geldi. Otuz beş bine yakın nüfusu olan bir kampüs üniversitesinde tacize karşı, tecavüze karşı, şiddete karşı, homofobiye ve kadın düşmanlığına karşı, cinsiyet eşitsizliğine dayalı uygulamalara karşı sesimizi çıkarabileceğimiz, muhatap alınabileceğimiz bir yer yoktu. Sözcü Gazetesi’nin Mart 2017 tarihli haberine göre ODTÜ dört farklı sıralamada (WEBO-456, US News- 231, QS-475, RUR-341) ilk 500’e girebiliyordu; fakat üniversitesinin yüzde 50’sini yani kadınları görmezden geliyordu. Elbette üniversitedeki kadınlar taciz, tecavüz olaylarında bir araya geliyor, dayanışıyor ve kadın mücadelesini kampüs içine de taşıyorlardı fakat üniversite yönetiminde bizleri muhatap alacak bir birim yoktu. 2014 senesinde 100.Yıl Mahallesi’nde yaşayan iki kadının kaçırıldığı iddiası bir araya gelmenin elzemliğini bir kez daha göz önüne getiren ve dayanışmanın kurulma sürecini fitilleyen bir olay oldu bu süreçte. 2014 senesinde bir gece 100.Yıl mahallesinde[1] yaşayan üniversite öğrencilerinin dayanışma amaçlı kurmuş olduğu, kuruluşundan sonra gerek kampüste gerek Ankara’nın çeşitli yerlerinde yaşayan ODTÜ öğrencilerinin de katıldığı şu an 18.000’den fazla üyesi bulunan ‘100. Yıl Evleri’ Facebook grubunda bir ileti yazıldı. İletide iki kadının bir araca zorla bindirildiği ve bu sırada kadınların yardım istediği yazıyordu. Olayla ilgili okulda gidilebilecek hiçbir yer yoktu ve polis herhangi bir şikâyet olmadan bir şey yapılamayacağını söylüyordu. Bu süreçte çokça kadın bir araya geldi ve neler yapılabileceğini tartışmaya başladı. Olaydan birkaç gün sonra kadın arkadaşlar durumlarının iyi olduğuna dair haber aldık fakat ihtimaller herkesi öfkelendirmiş, yapılan tartışmalar kadınların bir araya gelme sürecini hızlandırmıştı. İşte bu olayın ardından hızlı etkili haberleşme için ‘100.Yıl’ ve ‘ODTÜ’de Tacize Son’ grubu kuruldu.

100.Yıl ve ODTÜ’de Tacize Son Grubu kuruluşunu şu bildiri ile duyurdu: ‘Biz kadınlar her gün tacize uğruyoruz, kimilerimiz paylaşabiliyoruz kimilerimizse sessiz kalıyoruz. Sesimizi çıkardığımızda da şiddete maruz kalıyoruz, çözümden uzak sorulan sorulara cevap veriyoruz ve olayı her anlatışımızda bu şiddeti tekrar tekrar yaşıyoruz. Korkutuluyoruz, sindirilmeye çalışılıyoruz, biz sustukça şiddet katlanarak artıyor. Bildiğimiz tek şey var şiddetin haklı bir tarafı yoktur! Bunu büyük harflerle haykırıyoruz! Sevgiliden, abiden, babadan, tanıdığımız tanımadığımız birinden gördüğümüz şiddeti, tacizi ifşa ediyoruz, korkmuyoruz çünkü biliyoruz ki artık yalnız değiliz, şiddetin meşrulaştırıldığı eril söylemlere savaş açıyoruz. Bütün kadınları hep birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz!’

Kuruluşunun ardından grup sadece taciz konuşulmadı, okuldaki birçok kadının konuştuğu, paylaştığı, birlikte ürettiği, birlikte çözüm aradığı bir dayanışma platformu halini almaya başladı. Yaşadığımız taciz olaylarını kadınların bir arada olduğu bu kapalı grupta anlatabiliyor, yalnız olmadığımızı bir kez daha görebiliyor aynı zamanda beraber yardımlaşıp dayanışmayı büyütebiliyorduk. Aynı zamanda grup dünyada ve ülkede olup bitenlere karşı sesimizi duyurmak için neler yapabileceğimi tartıştığımız ve çeşitli eylemler örgütlediğimiz bir platform halini almıştı. Bu eylemlerden en büyüğü 2015 senesinde Özgecan Aslan cinayetinin ardından tecavüze karşı, kadın cinayetlerine karşı örgütlediğimiz kadın yürüyüşüydü. Okulda yapılan eylemlerin yanı sıra kampüs içinde büyük bir kadın yürüyüşü yapıldı. Yüzlerce kadın o gün sokakta, kampüste kadın cinayetlerine karşı, tacize, tecavüze, şiddete karşı susmayacağımızı haykırdık, ‘Yasta Değil İsyandayız! Özgecan İçin Ayaktayız!’ şiarıyla sokağa çıktık.

Bu sokağa çıktığımız ilk gün ya da son gün değildi. Öncesinde de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde ve 25 Kasım Uluslararası Kadına Karşı Şiddete Hayır Günü’nde ODTÜ’lü Kadınlar olarak sokağa çıkmış, kadın mücadelesini kampüsten sokağa, sokaktan kampüse taşımıştık. Fakat dayanışmamız artık çok daha güçlü ve sayımız artık çok daha fazlaydı. Biz kadınları görmezden gelen rektörlüğün karşısında kadınlar kendi birimini çoktan oluşturmuştu bile. Sayımız ve dayanışmamız büyüdükçe özellikle taciz olayları karşısında daha sistematik şekilde mücadele etmemizin gerektiğini düşündük ve yöntem tartışmalarına başladık. Bu tartışmalar sırasında hukuki süreçlerle ve haklarımızla ilgili daha çok bilgi edindik. 100.Yıl ve ODTÜ’de Tacize Son grubunu daha güvenli bir hale getirmek için tartışmalarda bulunduk ve bütün çeşitliliğiyle okul öğrencisi olan kadınların katılımına açık bir forum aldık. Forumun sonucunda ODTÜ Kadın Dayanışması kapalı grubu kuruldu, gruba dört maddelik kurallar eklendi. Bu kurallardan üçünü aşağıda sıralıyoruz:

  • Grupta konuşulan her şey yine grup içerisinde kalır, dışarıyla paylaşmıyoruz
  • Kimsenin diline, dinine, inancına, etnik kimliğine, cinsiyetine ve yönelimine karşı hakaret ve nefret söyleminde bulunmuyoruz.
  • Kişilerin açık kimliğini belli edecek bilgileri karar almadan paylaşmıyoruz.

ODTÜ Kadın Dayanışması yine 100.Yıl ve ODTÜ’de Tacize Son grubu gibi hareket ediyor fakat bunu daha sistemli ve yöntem olarak daha güçlü bir şekilde yapıyordu. 2016 senesinin 8 Mart’ında daha önce hep beraber yazıladığımız Barış Duvarı’mız önünde bir barış zinciri oluşturduk ve o senenin 8 Mart’ını barış talebimizle örgütledik. Öncesinde ODTÜ Rektörlüğü tarafından üç kez silinen Barış Duvarı’mıza bir kez daha sahip çıktık, kampüsten kadınların barış sesini yükselttik. Yine aynı sene 8 Mart’a ODTÜ Kadın Dayanışması olarak çıktık. Nisan 2016’da senelerdir okulda çeşitli siyasetlerden, gruplardan, topluluklardan kadınların da mücadelesini verdiği, talep ettiği rektörlük bünyesinde ‘Taciz Önleme Birimi’nin kurulması için eylemlerimize başladık. Bu süreçte taleplerimizden biri ‘Herkesin Bildiği Tacizci’nin okuldan atılması idi. Kampüs içinde hakkında on ikiden fazla dilekçenin verilmiş olduğu bir tacizci vardı ve rektörlük bununla ilgili hiçbir şey yapmıyordu. Bu yüzden 27 Nisan 2016 tarihinde rektörlük önünde oturma eylemlerimize başladık. İki talebimiz vardı:

1-Herkesin Bildiği Tacizci Okuldan Atılsın!

2– Taciz Önleme Birimi Kurulsun!

Oturma eylemlerimiz ve ODTÜ Kadın Dayanışması öncesinde de bu okulda yaşamış yüzlerce kadının verdiğini mücadele sonucunda 24 Mayıs 2016’da, ODTÜ Rektörlüğü, Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekleme ve Cinsel Tacizi Önleme Birimi Yönergesini yayınladı. 26 Mayıs 2016 günü de ODTÜ’de yurtlar bölgesinde başlayan ‘Şiddete, Tacize, Tecavüze, Cinayetlere, Kadın Düşmanı Yasalara Karşı Ses Çıkarıyoruz! Unutma, Sen Susunca Eksiliyoruz’ şiarıyla bir gece yürüyüşü gerçekleştirdik. Ağustos ayında Şengal bölgesindeki katliama karşı Ezidi Kadınlar için ‘Şiddet Dil Olduğunda Sessizlik Direniştir’ sloganıyla sessizlik eylemlerimizi gerçekleştirdik. 2016 Ekim’ine geldiğimizde de rektörlüğün bir kez daha sildiği ‘Barış Duvarı’mızı tekrar inşa ettik.

“Biliyoruz ki üniversite içinde ve üniversiteler arasında kadın dayanışması güçlendikçe, seslerimize sesler eklendikçe hep birlikte özgürleştireceğiz kampüslerimizi”

2017 senesinde de gündemimiz, aslında çok uzun senedir gündemimizde olan, okuldaki cinsiyet eşitsizliğe dayalı uygulamaları yok etmeye yönelik. ODTÜ bir kampüs üniversitesi olduğundan sınırları içinde çokça kadın ve erkek yurdu barındırıyor. Fakat bu yurtlardaki cinsiyete dayalı ayrımcılığa göz yumuyor. Erkek yurtlarında giriş ve çıkış saatleriyle ilgili dayatmalar bulunmazken, kadınlar geç girdiklerinde savunma yazmaya, açıklama yapmaya maruz bırakılıyor. Senelerdir bir ODTÜ geleneği (!) olarak lanse edilen ‘elektrikler kesildiği zaman erkek yurtlarından çıkan öğrencilerin kadın yurtları önünde istedikleri cinsiyetçi sloganları atma, homofobik küfürleri etme eylemi’ hakkı kadınların muhalefetine rağmen engellenmezken, kadınların özgür ve eşit yaşama hakkı gasp ediliyor. Bunun yanı sıra, senelerdir var olma mücadelesi veren kadınların ve aynı zamanda yirmi seneden fazladır yine bir var olma mücadelesi veren LGBTİ Dayanışması’nın ODTÜ Rektörlüğü Kültür İşleri bünyesinde resmi bir topluluk olma talebi geri çevriliyor. Kadınların ve LGBTİ’lerin seslerini kısmaya çalışıyorlar. Toplantı yapan kadınlara ‘izinsiz sınıf kullanmak’ gibi ifadelerle soruşturmalar açılıyor, LGBTİ standı ‘izinsiz’ denilerek iç hizmetler görevlileri tarafından engelleniyor, kadın eylemlerine destek veren öğrenci toplulukları kapatılmakla tehdit ediliyor. Bu sene ODTÜ gündemine ‘8 Mart Yasakları’ olarak girmiş uygulamalar, kadınların seslerinin yükselmesine yönelik korkuyu bir kez daha gözler önüne seriyor. Okulda faaliyet yürüten ODTÜ Kadın Dayanışması ve ODTÜ Kadın Çalışmaları Atölyesi’nin de içinde bulunduğu, birçok resmi öğrenci topluluklarından kadınların bir araya gelerek oluşturduğu ODTÜ 8 Mart İnisiyatifi Kültür İşleri’nin ‘polis tehdidine’ rağmen etkinliklerini yapmış olması bu korkunun ne kadar yerinde olduğunu da gösteriyor aslında.

Türkiye’nin birçok yerindeki üniversitelerde öğrenim gören kız kardeşlerimizin bizlerle benzer sorunları yaşadıklarını biliyoruz. Fakat bildiğimiz, deneyimlediğimiz bir diğer olgu da kadın dayanışmasının gücü oldu bu üç sene içinde. Bu süreçte diğer üniversitelerdeki kadınlarla iletişimimiz hiç eksilmedi. Geçtiğimiz dönem Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü (BÜKAK) ile üniversitelerdeki kadın mücadeleleri konusunda ortak etkinlik yaptık, Koç Üniversitesi’nden kadın arkadaşların 25 Kasım sürecinde aldıkları cezalara yönelik bulunduğu dayanışma çağrısına ses vermeye çalıştık. Biliyoruz ki üniversite içinde ve üniversiteler arasında kadın dayanışması güçlendikçe, seslerimize sesler eklendikçe hep birlikte özgürleştireceğiz kampüslerimizi.

[1] Ankara’yı bilmeyenler için 100.Yıl ODTÜ’nün A4 çıkışı tarafında bulunan ve kampüse yakınlığı sebebiyle üniversite öğrencilerinin çoğunluk olarak yaşadığı bir mahalledir.

Bu haber Sivil Sayfalar, Reçel Blog, Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği ve İsveç Baş Konsolosluğu ortaklığında gerçekleştirilen Sivil Toplum Haberciliği Kadın Odaklı Kuruluşlarla Haber Atölyesi kapsamında hazırlanmış ve yayına alınmıştır. 



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

You have Successfully Subscribed!



Send this to a friend