Halkların Köprüsü Derneği’nden Torbalı’da saldırıya uğrayan Suriyelilere destek kampanyası

torbali.jpeg

“Siz sorunu tüm gerçekliğiyle topluma aktarmayıp, Suriyeliler için bugün gidecekler, yarın gidecekler, misafirler öyküsü üzerinden yaşama dokunan, elle tutulur, sonuçları ölçülebilir, sistematik bir program geliştirmezseniz sonuç yaşananlar gibi olur”.

İzmir’in Torbalı ilçesinde, bir çocuğu dövdüğü iddia edilen Suriyeli gruba, mahalle sakinleri sopa ve tırpanlarla saldırmıştı. Biri ağır 30 kişinin yaralandığı olay sonrası kentteki yaklaşık 500 kişilik Suriyeli grup mahalleyi terk etmişti. Torbalı’da yaşanan olayların ardından bölgede incelemeler yapan Halkların Köprüsü Derneği, Suriyelilere yeni çadırların alınması için kampanya başlattı. Torbalı’da idari yöneticilerinin yanı sıra Suriyeli mevsimlik işçileri de ziyaret eden Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi’yle Torbalı’daki durumu ve genel olarak faaliyetlerini konuştuk.

 

Dernek olarak Torbalı’da incelemelerde bulundunuz, gözlemlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi
Halkların Köprüsü Derneği Başkanı Prof. Dr. Cem Terzi

Geçen cumartesi yaşanan olayı duyduğumuz anda yereldeki arkadaşlarımız ve Jandarma Komutanlığı’yla telefon teması kurduk.  Pazartesi sabahı da durumu yerinde görmek üzere yaklaşık 15 kişi dernekte buluştuk, daha sonra bir takım erzak ve ihtiyaçlarla beraber yola çıktık. Torbalı’da önce yerel muhabirlerle görüşmeler yaptık ardından işçileri getiren dayıbaşıyla Pamukyazı’nda görüştük. Genelde erkek olur bu kişiler ama bu sefer söz konusu kişi kadındı. 35 yıldır bu işi yaptığını söyledi. Son 5-6 yıldır Suriyelileri mevsimlik işçi için bölgeye getirdiğini anlattı ve olayların çocuk dövme meselesiyle başladığını söyledi. Suriyelilerin bir kısmı olayların ardından Aydın’ın bir köyüne gitmiş. Bir kısmı da Pamukyazı’nın 30 kilometre uzaklığındaki bir bölgede derme çatma bir ortamda kalıyorlardı. Yoldan çadırlar görünmesin diye çarşaf germişlerdi. Bazılarının çadırlarının olmadığını gördük. Gerçekten çok zor durumdalar. Ardından Torbalı Kaymakamı’nı ziyaret edip, izlenimlerimizi aktardık. Tarım mevsiminin başladığını, bu tip olayların önüne geçilmesi için Suriyelilerle yerel halkın iletişimi ve kaynaşması için çalışmalar yapılmasının gerekliliğini anlattık. Ayrıca bölgeden ayrılan Suriyelilerin mevcut durumuyla ilgili bilgiler verdik. Kaymakamlık bünyesinde bölgeye getirilen işçilerin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesiyle ilgili çalışmalar başlatıldığı bilgisini aldık. Olaylarda yaralananları da ziyaret edeceğiz. Ayrıca özellikle çadır ihtiyacını gidermek için de bir yardım kampanyası başlattık.

Çocuk kavgası görünür sebep olsa da, size göre bu tip olayların kökeninde ne var ?

Bu meselenin kökeninde emek sömürüsü vardır. Bu konuda görüştüğümüz idari yetkililerle hemfikiriz. Bu insanları ucuz emek olarak kullanan tarla, arazi sahiplerinin ve komisyon alan dayıbaşları sorun. Ve bu Türkiye’nin halledemediği bir sistem sorunu. Bunun çocuk kavgası değil beş yıllık bir birikimin ve yanlış algının sonucu olduğunu düşünüyoruz. Şöyle; misafir gözüyle bakılan insanların giderek aslında kalıcı oldukları ve o yaşamın bir parçası oldukları ama orada onların bu şekilde varoluş biçimleriyle de kendi hayatlarının olumsuz etkilendiğini düşünen bir insan kitlesi var. Onlara göre Suriyelilere ayrıcalıkklı davranılıyor. Oysa Suriyeliler açısından bırakın avantajı, hayatta kalma mücadelesi verdiklerini görüyoruz. Yarın o kaldıkları evlerden atılıp atılmayacakları bile belli değil ve onlar da bir ekmek mücadelesi içindeler. Haklarını, hukuklarını bilmiyorlar. Eğer mülteci meselesine en başta statü olarak çözüm bulunmaz ve bu çözümler halka doğru bilgilendirme yaparak devlet tarafından paylaşılmazsa, bu tür gerilimler kaçınılmaz olur. Bugün Torbalı’ da çocuk kavgasında çıkan yarın komşu kavgasından çıkar. Bunun çözümü topluma Suriyelilerin misafir olmadığını artık büyük bir kısmının kalıcı olduğunu anlatmak. Bu insanlara statü verirsiniz ve dönüp topluma bu onların uluslararası hakkıdır dersiniz. Bu meseleyi doğru bir şekilde yansıtmak önemli. Yangına körükle gitmeden, başka husumetlere yol açmadan ya da şu anda kendini mağdur hisseden insanların mağduriyetlerini artırmadan yeni bir çatışmalı duruma yol açmadan yaklaşmak lazım yerele. Öte yandan mültecilerin yalnız olmadığını onların hakkını hukukunu takip eden, onları destekleyen insanlar olduğunu hissettirmek, onları hem dayıbaşlarından korumak hem de yerelde uğrayabilecekleri saldırılardan korumak üzere orada olduğumuzu ilan etmek önemliydi. Biz de bunu yapmaya çalıştık.

Derneğinizin mültecilerle ilgili çalışmaları nasıl başladı?

Dernek, yaklaşık üç buçuk yıl önce kuruldu. Kamusal dostluk diye bir amaç uğruna kurduk derneği. Türkiye toplumunu oluşturan halklar arasında ötekileştirmeyi, ön yargıları, kötü dili önlemek üzere en alttan, en sivilden bir inisiyatif geliştirmeye çalıştık. Hatta o dönem barış görüşmeleri yapılıyordu ve meclisteydi. Barışa dair çabalara biz de İzmir’ den Türkiye barışına nasıl katkı sunabiliriz diye yola çıktık. Ama kuruluşumuzdan çok kısa bir süre sonra İzmir’ de bu göç olgusu ve mülteci olgusuyla karşılaştık. O gün bugündür işimizin yüzde 99’unu mülteciler oluşturuyor.

Mültecilere yönelik faaliyetleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

En çok sağlık alanında çalışmalar yapıyoruz çünkü bizim derneğimizde yaklaşık yüz kadar doktor, hemşire, gönüllü psikolog ve eczacı var. Şimdiye kadar hep sağlık taramaları yapıp mültecilerin acil sağlık sorunlarını tespit edip onları yerinde giderdik. Her yaptığımız saha ve sağlık çalışmasını raporlayıp yetkililere sunduk. Yapılması gerekenleri listeledik bunun dışında da acil ihtiyaç giderme; barınma, hukuki ihtiyaçlar ve beslenme var. Bir yandan da mültecilerin hak temelli mücadele etmesine aracılık etmeye çalışıyoruz. Onların kendi meselelerine sahip çıkabilmelerini, seslerini yükseltebilmelerini, statü sahibi olabilmelerini, buna yönelik toplumun bilgilendirilmesi vs. bir çeşit kanaat önderliği yapılması. Mültecilik hakkının, vatandaşlık hakkının savunulması, onları yalnız bırakmadığımızı, sırtımızı dönmediğimizi, hayırseverlikten ziyade hak temelli mücadelenin içinde olmaları için bir ortam sağlamada görevimiz.

İzmir’de mülteci karşıtlığının daha yoğun olduğu yönündeki tartışmalarla ilgili yorumunuz nedir?

Ben İzmir’e yönelik, İzmir’e özel bir mülteci karşıtlığı olduğunu düşünmüyorum. Burada da Türkiye’nin genel ortalamasıyla karşı karşıyayız. İstanbul’da daha az görünür, daha merdiven altı, İzmir’de çok göz önünde olmalarıyla alakalı olabilir. Torbalı’daki olaylar gibi benzer olaylar birçok yerde olabilir belki ama haberimiz yoktur bunlardan.  Burada olanlardan da yerel bir gazetecinin çabasıyla haberdar olundu. Bu nefret söylemi ile mücadele etmeliyiz, bunun yolu toplumun doğru bilgilendirilmesinden geçiyor. Topluma sorunu bütün gerçekliğiyle anlatırsanız sorunun çözümünün bir parçası olmak gibi bir sorumluluk kendiliğinden doğuyor toplumda. Ama siz sorunu topluma aktarmayıp bu insanlar için bugün gidecekler, yarın gidecekler, misafirler öyküsü üzerinden yaşama dokunan, elle tutulur, sonuçları ölçülebilir, sistematik bir program geliştirmezseniz durum böyle olur. Nefret suçuyla da baş edemezsiniz, onedenle iğneyi kendimize ama çuvaldızı yöneticilere batırmak zorundayız.

 

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend