Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği: Cinsel şiddete karşı güçlendirici bir politika mümkün

A31A9083.jpg

“Tecavüzcünün, tacizcinin ya da cinsel şiddet failinin ceza almasından çok hayatta kalanın iyi hissetmesi, sağaltılması, hakları, hayatta kalanlar verilmesi gereken hizmetler vb. konulara ağırlık vermeyi politik olarak da tercih ediyoruz”.

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nden Şehlem Kaçar, Hilal Esmer, Pınar Büyüktaş ve Özge Özgüner’le derneğin çalışma alanlarını, kampanyalarını, karşılaştıkları tepkileri ve yürüttükleri politikaları konuştuk.*

-Öncelikle bu derneği neden kurdunuz, nasıl bir ihtiyaca yönelik kurdunuz ve şu an ne noktadasınız?

Özge: Özel olarak bu alana odaklanan bir dernek veya oluşum yoktu. Kadın örgütleri içerisinde, cinsel şiddet önemle üzerinde durulan ve mücadele edilen bir şiddet biçimi. Fakat oralarda kadınlarla sınırlı kaldığını düşündük, çok geniş bir alan aslında. Kadınlarla birlikte, çocuklara, LGBTİ+’lere, göçmenlere, hayvanlara, engellilere yönelik cinsel şiddeti bütünsel olarak, Kuir feminist bir yaklaşımla anti-hiyerarşik bir yerden ele alma ihtiyacımızdan doğdu diyebilirim.

Şehlem: Öncesinde cinsel şiddete karşı kadın platformu vardı. Bazılarımız bu platformun içerisindeydik, oradan da beslenerek bugüne geldik.

Hilal: 2012 gibi üzerinde konuşmaya başladık. 2014’e kadar ara ara toplanarak öz-yardım materyalleri, görseller üretmeye başladık. Çeviriler yapmaya başladık. Tecavüz Kriz Merkezleri’nin yurt dışındaki sitelerine baktık. Dernek aslında melez bir dernek ve herkesin cinsel şiddet odaklı kendi motive olduğu gündemlere yönelik üretmek istediği politikalara, savunuculuk ya da materyal sağlamaya odaklanıyor. Bu amaçla bir araya gelip oluşmuş bir derneğiz.

Şehlem: Hayvan hakları üzerinde çalışan arkadaşlar var Özge gibi. Mülteciler alanında çalışanlar var, çocuk/gençlik alanında çalışanlar var. Medya alanında çalışıyoruz biz Pınar’la. Özge’yle aynı zamanda görsel materyal üretmeye çalışıyoruz. Görseller üzerinden biraz daha yoğunlaşmaya çalıştık çünkü az kişiyiz ve ilk başta bilinmeyen bir yerden de başlamak istedik. Çünkü cinsel şiddet nedir bilinmiyor.

-Kavram tartışmalarınız oldukça etkileyici. Altı tane gerçekleşmiş gördüğüm kadarıyla. Bu tartışmaların sonuçlarını nasıl özetlersiniz?

Hilal: “Bunu Yapabiliriz” diye 2015 Aralık’ta bir kampanya başlattık, 2016 boyunca sürdü. Kampanya kapsamında “Bunu Yapabiliriz” diye bir blog[1] açtık. Oraya kavram tartışmalarının beş tanesinin kısa raporunu koyduk. Örneğin, tecavüz kriz merkezleri üzerine; cinsel şiddet dayanışma merkezi mi danışma merkezi mi tecavüz kriz merkezi mi denilsin tartışması vardı. Hayatta kalan nedir, mağdur nedir, fail nedir? Bunların çıktıları var. Niye sapık demiyoruz niye fail diyoruz gibi. Bunları tartışmaya açmak amacıyla zaten kavram tartışmalarını başlatmıştık.

“CİNSEL ŞİDDETE KARŞI ANA AKIM OLMAYA ÇALIŞIYORUZ”

-Bir de futbol üzerinden yaptığınız kampanyalar var. O kampanyalarla ilgili ne diyebilirsiniz? Nasıl başladınız, nasıl karar verdiniz, nasıl ilerledi sizin için?

Hilal: Fenerbahçeli bir taraftarın cansız mankene Galatasaray forması giydirip taciz etmesi, sonra da yakması olayı oldu. Olay sosyal medyada çok tepki gördü. Bilgi Üniversitesi’nden bir arkadaş “Biz bu konuda dava açmak istiyoruz, bunu dernek üzerinizden yapabilir miyiz?” diye sordu. Bize gelen bir teklifle başladı yani. Suç duyurusunda bulunuldu, daha sonra da dava açıldı. Davalar dışında kulüplere bir protokol imzalatabilir miyiz dedik, en azından cinsiyetçi küfür ve pankartlara karşı biz bir şeyler yapacağız diye bir protokol imzalasınlar, niyet ortaya koysunlar istiyorduk. Böyle bir şey olamadı ama. Yine de bir talepler listesi oluşturduk[2]. Kulüpler bu konuyla mücadele etmek istiyorsa önce yönetimlerine kadın kotaları getirsinler, altyapılarında cinsel taciz eğitimleri versinler, sporcuları eşlerine şiddet uygularsa ve buna benzer bir şey yaparsa yaptırımda bulunsunlar, taraftarlarına da Passolig üzerinden caydırıcı yaptırımlar uygulasınlar gibi. Bu süreçte başka tepki çeken bir olay daha oldu, tekrar suç duyurusunda bulunduk. Bir de ilk olaydaki taraftar ceza aldı, olumlu bir şey bu tabii ki. Tüm bu gelişmeler üzerinden futboldaki cinsiyetçi ayrımcılık ve tribün şiddeti üzerine kampanyalarımızı devam ettirelim dedik.

Şehlem: Olaylarla birlikte, yapılanın bir cinsel şiddet türü olduğu en azından görünür oldu. Bunun cezası var, bu bir suç, o yüzden çok iyi oldu dava süreci. Ve suç duyurularında bulunmaya başladık. Mesela Antalyaspor maçlarının birinde, Antalyaspor diğer takıma gol attığı zaman kutlamak için tribünlerde tecavüz marşı dedikleri, Nuri Alço’yla özdeşleşen şarkı çalıyordu. Bunun için suç duyurusunda bulunuldu. Antalya’da bir avukat arkadaşımızla çalışarak, Antalya Kadın Danışma ve Dayanışma Derneği’yle beraber suç duyurusunda bulunduk.

Bunlar dışında bir de ‘FARE’ diye bir ağ var. Futboldaki ayrımcılığa karşı uluslararası eylemlilikler yapan bir ağ. Futbolda cinsiyetçiliğe son ve futbol herkes içindir hashtagleriyle bir sosyal medya kampanyası ve futbolda cinsiyetçiliğe karşı bir turnuva düzenleyerek bu kampanyaya dahil olduk. Yirmi gün boyunca bir sosyal medyacıyla çalıştık, görseller ve videolar ürettik. Bu konuda bayağı bir görünür olduk, gazetelere çıktık. Türkiye’de bizim dışımızda Ankara’dan Sportif Lezbon homofobi karşıtı bir turnuvayla kampanyaya destek verdi. Türkiye Futbol Federasyonu da futboldaki ayrımcılığa karşı, bir futbolcunun üzerine FARE ağının tişörtünü giydirip bir tane tweet attı.

Türkiye Futbol Federasyonu’nu (TFF) da biz taraf olarak görüyoruz. Cinsel şiddeti önlemek için ne yapıyorlar, tribünlerde ne gibi önlemler alıyorlar önemli bizim için. Veya bu kültürün kendisini önlemek için yaptırım, uygulama veya koruyucu önleyici bir yaklaşımda bulunuyorlar mı? Biz bunları kendilerinden dinlemeye ihtiyaç duyuyoruz. O yüzden mayıs ayında bir sempozyum düzenleyeceğiz futbol ve cinsel şiddet üzerine. Orada da TFF’den de yetkilileri çağırmayı planlıyoruz. Akademisyenleri de çağırmayı planlıyoruz. Futbol ayağı böyle.

Biraz aslında, mesela biri geliyor, “Benim bu konuda bir derdim var, burada böyle bir şey oldu ve bu cinsel şiddet” diyor. Biz de “Beraber bir şey yapalım” diyoruz. Böyle gelişiyor.

-Bir de medya çalışması var gördüğüm kadarıyla. Hak temelli habercilik broşürü de var. Nasıl karar verdiniz, nasıl işledi süreç?

Şehlem: Kavram tartışmalarıyla beraber oldu aslında bu biraz. Medyada çıkan haberler çok kötü. Ve bizim üstüne konuştuğumuz mitleri yeniden üreten haberler çıkıyor. Biz de dedik ki medyayla ilgili bir şeyler yapmamız lazım. Kavram tartışmalarından sonra medyadaki habercilere “şunu yapın bunu yapmayın” gibi bir yerden yaklaşalım diye konuştuk ve “medya çalışanının kendine notları” üzerine görseller çıkarttık.  Sonra araştırırken Kanada’dan FEMIFESTO diye bir örgütün medyaya yönelik “Use the right words” diye bir kitapçıklarını bulduk. Onlarla bağlantıya geçtik, biz bu kitapçığı çevirmek istiyoruz dedik. Ama süreçte yerlileştirme sorunu da oldu biraz.

Hilal: Kanada kanunlarıyla ilgili yerleri Türkiye’deki duruma göre yerelleştirmeye çalıştık. Basın manşetlerinde mesela Nevin Yıldırım’la ilgili yapılan başlıkları örnek verdik. Ya da başka cinsel şiddetle ilgili olaylarda Türkiye’de çok kullanılan kötü örnekler, klişeler varsa onları kullandık.

Şehlem: Sonra Hilal bunun dizaynını yaptı ve düzeltmelerini yapıp FEMİFESTO’yla da bir anlaşma imzalayarak iki bölümünü yayınladık. Şimdi yürüttüğümüz medya projesiyle de tüm kitapçığı çevireceğiz.

-Görselleriniz de oldukça öne çıkıyor. O görselleri hazırlarken nasıl bir süreç işlettiniz? Yaygınlaşmaya dair misyonu nedir sizce?

Hilal: Özge’nin şahane tasarımlarından çıktı 10 madde serisi. İlk 10 madde tamamen Nurgül’ün fikriydi. Gördüğü bir metni yerelleştirerek düzelti yapıp paylaştı[3]. Bu ilginç olabilir dedi. O görsel acayip patladı, basında da yer aldı. Çok insan tarafından paylaşıldı. Basın açıklamaları, uzun uzun metinler artık okunmuyor. Bizim böyle stickerlara, basit sloganlara ve kısa videolara, görsel olan ve o şekilde paylaşılabilecek şeyleri üretmeye daha fazla ihtiyacımız var.

Özge: Bir de en başta güçlendirici etkisi olsun istedik görsellerin. Neler yapılmış, neler yapılmamış bunlara baktık.

Pınar: Dijital medya üzerinden düşündüğümüzde görsellerin yaygınlaştırılmasının kolaylığı da önemli. Örneğin; sosyal medyada küçük bir görseli açıp bir telefondan okumakla uzun bir makaleyi okumak arasında çok büyük fark var. Var olan araçları da birazcık hesaba kattığımızda o zaman tabii ki görseller daha erişebilir oluyor. Orada bir stickerdaki üç kelime daha akılda kalıcı olabiliyor uzun bir metindense. Uzun bir metin okumak isteyenler için de kaynaklar var tabii, yok değil. Ama bence öyle bir etkisi de var.

“CİNSEL ŞİDDETİN ONLARCA ÇEŞİDİ VAR”

-Derneğinize dışarıdan gelen tepkiler ne oldu peki?

Şehlem: Cinsel şiddet görünmez ya da sessiz kalınan bir alan olduğu için, ne gerek var gibi bakılabiliyordu sanki başta. Sonra insanlar seslerini çıkarmaya başladılar son 3-4 yıldır. Biliyorsunuz ve bir sürü olay yaşadık. Özgecan oldu, basın ilgi gösterdi buralara. Ondan sonra biraz daha bizim derneği yoğun bir arama, ilgi ve paylaştıklarımızı takip etme de olabildi. Bir de biraz da alan açmayla ilgili bir şey bu. Biz de bu alanda çıktığımız için biraz daha tepkiler biraz nötrden ya da negatiften daha pozitife gitti sanki diye gözlemliyorum.

Hilal: Olumsuz anlamda şöyle tepkiler olabiliyor: Mesela Beşiktaş’lı birkaç taraftar grubunun bu kanlı çarşafı temsil eden, Japon bayrağı diye açtıkları flamalar vardı. Gerdek gecesini sembolize ettiğini söylüyorlar. Biz onları paylaştığımız zaman “zaten bunlar kötü, bir de siz mi gösteriyorsunuz, niye reklamını yapıyorsunuz” tepkileri olmuştu. Sanki fail bizmişiz ve yapılanı işaret etmemeliymişiz gibi. Ya da bir şeye dikkat çektiğimiz zaman, örneğin Metro firması otobüsündeki muavinin mastürbasyonu, mağdur olan kişinin üzerine boşalması olayında, o zaman bize diyorlar ki “bunlar çok ayıp neden bunlardan bahsediyorsunuz”. Sanki fiilin kendisi, fiil için kullanılan şeyler ayıp ve suçmuş gibi davranılıyor. Oysa suç olan bunların rıza olmadan ve şiddet, aşağılama amaçlı yapılması. Reglden, kandan, meniden vs.den utanmıyoruz, bunlar suç değil. Bunların kullanılma amacı, biçimi suç ve şiddet. Bu cinsel davranışla cinsel şiddet ayrımı meselesinde insanların kafası bayağı karışık. O kısımlarda çok dikkatli tepki verilmesi gerekiyor. Verdiğimiz röportajlarda, yaptığımız açıklamalarda, neyin aslında yanlış ve suç olduğu, neyin olmadığı gibi konularda konuşmaya çalışıyoruz. Bir taraftan da insanların kaldıramayacağı, baş edemeyeceği, dehşet içeren içerikler de üretiliyor. Psikolojiyi bozan birçok haberi zaten haber niteliği taşımadığı, dili kötü olduğu ve şiddeti tekrar ürettiği, pazarladığı için paylaşmayı tercih etmiyoruz. Daha güçlendirici şeyler paylaşıyoruz. Web sitemizin rengarenk olmasının sebebi de bu biraz. Bir politikayı dikkatle gütmeye çalışıyoruz orada.

Bir taraftan mitleri de anlatmaya çalışıyoruz. Senin şu yaptığın aslında mağdur suçlayıcılık[4] gibi. Tecavüz kitinin ne olduğu bilinmiyor, tecavüz kriz merkezinin ne olduğunu kimse bilmiyor, destek biriminin ne olduğunu, hayatta kalanı bilmiyorlar ve bilinenler de yanlış bilinebiliyor gibi. Çocuk gelin tabiri kullanılıyor mesela istismarda. Zorla evlilik, erken evlilik, rıza inşası, rıza, -rıza yok hayatımızda- ne olduğunu bilmiyorlar. Bilinen şeyler taciz ve tecavüz ama cinsel şiddetin onlarca çeşidi var. Stalking, mobbing, ne bileyim ısrarlı takip, savaş tecavüzleri, bedene müdahale, kürtaj yasası, zorunlu trans geçiş ameliyatları, interseks bebeklere yapılan operasyonlar, sünnet, akran zorbalığı, flört şiddeti… Bir sürü konu var. Bunları da tartışacağız, tartışmaya açmak istiyoruz ve hiçbir zaman doğrusu bu demiyoruz. Biz bunları bulduk, gelin tartışalım diyoruz.

Pınar: Kurumsal çalışmalarda derneğin adının da bir dirence yol açtığını biliyoruz bir de. Taciz tecavüz sanki böyle bambaşka bir mefhummuş, cinsel şiddetle hiçbir alakası yokmuş gibi uzaktan bakılıp konuşulabiliyor belki ama cinsel kelimesi bile çoğu insanı rahatsız edebiliyor hatta kurumsal olarak da bazen sıkıntılara yol açabiliyor.  Farklı tali yollar bulmamızı gerektirebiliyor.

Özge: Cinsel yazmamak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar.

Şehlem: Hatta e-postalarda ‘spam’ kutusuna düşüyor maillerimiz. Cinsel şiddetle mücadele derneği logosunu da resim olarak yapıştırıyoruz maillerin altına ki, ‘spam’e düşmeyelim.

Özge: Mesela bir lisede atölye yapacaktık. Milli Eğitim’den onay almak için, sırf cinsel geçtiği için derneğin ismini gönderemediler. Programda geçmedi derneğin adı.

-O alanda çalışamamak, çalıştırmamak için neler olabilir. Dijital alanın bile karşısında, mail bile karşınızda duruyor yani. Çalışma alanınızın yaygınlaşması için nasıl bir politika güdüyorsunuz peki?

Şehlem: Çalışma alanımız siyasetler üstü. Feminist politika temelinde bir şeyler yapıyoruz tabii. Ama mesela Ensar Vakfı olayında 45 çocuk tacize uğradıktan sonra o komisyonun kurulmaması, kurulup çalışmaması bizi deli etti. Bu çünkü artık başka bir şey. Partiler üstü bir konu. Neden olmadı?

Hilal: Bir de biz bir tecavüzcünün, tacizcinin ya da cinsel şiddet failinin ceza almasından çok hayatta kalanın iyi hissetmesi, sağaltılması, hakları, hayatta kalanlar verilmesi gereken hizmetler vb. konulara ağırlık vermeyi politik olarak da tercih ediyoruz. Çünkü öteki tarafta “sapığa, canavara daha çok ceza verilsin, idam edilsin, hadım edilsin” denilen ve gündelik hayatlarımızdaki ilişkilenmelere de yerleşmiş koskoca bir cinsel şiddet konusunu, tüm o mağdur yargılamalarını görünmez kılan, mitler üzerinden yürütülen bir algı var. Çok çeşitli, deniz derya bir alan. Çok fazla şey üzerinden konuşulabilir. O yüzden biz daha o kısımlara, konuşulup tartışılması gereken asıl kısımlara girmeye çalışıyoruz. Hukuk davalarına da girdik, müdahil olduk (müdahillik talebinde bulunduk) ama asıl yapmak istediğimiz daha çok materyal, veri üretmek.

[1] https://bunuyapabiliriz.tumblr.com/tartismalar

[2] http://cinselsiddetlemucadele.org/2016/06/28/futbol-kuluplerine-yonelik-oneri-ve-talepler/

[3] Örneğin; Cinsel şiddeti önlemek için 5 dk. İçerisinde yapabileceğimiz 10 şey, Cinsel istismarla mücadelede ebeveyn olarak yapabileceğiniz 10 şey. Link için bkz: http://cinselsiddetlemucadele.org/gorsel-malzeme/

[4] Mağdur suçlayıcılık nedir? https://bunuyapabiliriz.tumblr.com/image/157902057852

 

*Bu haber Sivil Sayfalar, Reçel Blog, Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği ve İsveç Baş Konsolosluğu ortaklığında gerçekleştirilen Sivil Toplum Haberciliği Kadın Odaklı Kuruluşlarla Haber Atölyesi ürünüdür.

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

You have Successfully Subscribed!



Send this to a friend