OECD verilerinde Türkiye: Son sıralara mahkumiyet

iskur-kuyrugu-12.jpg

Türkiye çocuklara, gençlere ve kadınlara nitelikli eğitim, istihdam ve yaşam koşulları sağlamakta yetersiz kalmaya devam ederse OECD tablolarında daha uzun yıllar son sıralarda kalmaya mahkum görünüyor.

Siyasi gündemin arasında sosyal medya hesaplarımızın akış sayfalarına zaman zaman uluslararası istatistiklere dayanılarak yazılan “Türkiye yine sınıfta kaldı”, “X’te sondan ikinci olduk” gibi başlıklarla haberler düşüyor. Bu haberlerin çoğunluğu kısa adı OECD olan Uluslararası Ekonomik ve İş birliği Teşkilatı’nın verilerine dayanıyor. II. Dünya Savaşı sonrası 20 Avrupa ve Kuzey Amerika ülkesinin serbest piyasa ekonomilerini güçlendirmek için kurdukları bu örgütün kurucu üyelerinden biri de Türkiye. Yeni katılımlarla bugün OECD’nin 36 üyesi var. Üyelerinin çoğu gelişmiş ülkelerden oluşan örgüt kuruluşundan bu yana söz konusu üye ülkelerden sosyal ve ekonomik veriler toplayarak önemli bir kaynak haline gelmiş durumda. Bu anlamda OECD verileri Türkiye için de kendini en gelişmiş devletlerle mukayese ederken önemli bir ölçüt işlevi görüyor. Aşağıdaki grafiklerde de göreceğiniz üzere OECD üyesi dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında Türkiye, Meksika ve Şili pek çok açıdan biraz daha geride ve ayrıksı duruyor. Söz konusu haberlere de yukarıdaki gibi başlıklar atılmasına bu durum yol açıyor. Bu yazıda OECD’nin yayınladığı çeşitli istatistikleri bir araya getirerek Türkiye’nin gelişmiş ekonomilere göre durumunu göstermeye ve Türkiye’nin gelişmiş ülkeler ligine çıkabilmesinin mümkün olup olmadığını sorgulamaya çalışacağım.

Grafik 1: OECD ülkelerinin nüfusu (milyon kişi)

Türkiye’nin pek çok alanda OECD ülkelerinin gerisinde olduğunu söyledim ama tabii ki her alanda değil. 2012-2014 verilerine göre OECD içerisinde ABD, Japonya, Meksika ve Almanya’nın ardından en kalabalık 5’inci ülke. Şüphesiz bu durum Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında önemli bir yeri olduğunu gösteriyor. Ancak, nüfusun niceliği kadar niteliğinin de önemli olduğu bir gerçek. Aşağıdaki grafikte OECD üyelerinin yaşlı nüfuslarının (65 yaş ve üstü) toplam nüfuslarına oranının yıllar içerisindeki dağılımı veriliyor. Türkiye, Meksika’nın ardından en az yaşlı nüfusa sahip ikinci ülke. Geri kalan ülkelerin yaşlı nüfus oranları %10 ile %25 arasında değişiyor ve hızla artmaya devem ediyor. Türkiye’de ise bu oran 2014 itibariyle sadece %7.84 ve artış eğrisi de çok daha yumuşak.

Grafik 2: 65 yaş üstü nüfusun toplam nüfusa oranının OECD ülkelerinde yıllara göre değişimi

Türkiye’nin sahip olduğu bu nüfus yapısı nüfusbilimde “Demografik Fırsat Penceresi” olarak adlandırılıyor[i]. 65 yaş üstü nüfusun toplam nüfusa oranının %15 olduğu, çalışma çağındaki nüfusun fazla olduğu bu dönem ekonomiler için bir fırsat olarak görülüyor. “Asya Kaplanları” olarak adlandırılan Güney Kore, Tayvan, Singapur gibi ülkeler ekonomik atılımlarını bu fırsat penceresini kullanarak gerçekleştiren ülkeler olarak gösteriliyorlar[ii]. Ancak, bu fırsatı değerlendirebilmenin yolu çalışma çağındaki nüfusu nitelikli işlerde istihdam edebilmekten geçiyor. OECD verilerinde bu konuyu incelediğimizde Türkiye için karşımıza biraz karamsar bir tablo çıkıyor.

Grafik 3: OECD ülkelerinde yükseköğretim mezunu nüfusun oranı

Grafik 3’te 25-34, ve 35-44 yaş gruplarındaki nüfus içinde yükseköğretim mezunu olanların oranı görülüyor. Demografik fırsat penceresinden faydalanabilmenin ön koşullarından olan yenilikçi ekonomiyi[iii] yaratma potansiyeline sahip en verimli çağındaki bu nüfus gruplarında yükseköğretim mezunlarının oranı Türkiye için OECD ortalamalarının epey gerisinde. 35-44 yaş grubunda %17.1 ile Türkiye yine Meksika’nın önünde sondan ikinci. 25-34 yaş grubunda oran %27.5 ile durum biraz daha iyi olsa da %42.1 olan OECD ortalamasının hala hayli gerisinde.  Yine de iki yaş grubu arasındaki artış oranımızın Güney Kore ve Yunanistan’ın ardından üçüncü olması umut veriyor.

Ancak, tabii ki genç nüfusun eğitim seviyesinin artırılması tek başına yeterli değil. Bu gençlerin niteliklerine uygun işlere de yerleştirilebilmeleri gerek. Son yıllarda OECD dahil pek çok kurumun genç işsizliği rakamlarına alternatif olarak kullandığı bir gösterge var. NEET (İngilizce “Youth not in employment, education or training” sözünün kısaltması) adı verilen bu gösterge ne yaygın veya örgün eğitimde ne de istihdamda olan pasif nüfusa işaret ediyor. 15-24 yaş arası nüfus için bu göstergede Türkiye yine en üst sırada.

Grafik 4: OECD ülkelerinde ne yaygın veya örgün eğitimde ne de istihdamda olan genç nüfus

Grafik 4’te 15-19 ve 20-24 yaş gruplarında erkek ve kadınlar arasında NEET oranları ayrı ayrı verilmiş. Türkiye sadece 20-24 yaş grubundaki erkeklerde en üst sırada değil. Grafikte Türkiye için iki çarpıcı sonuç görüyoruz: 1) Halihazırda büyük bir çoğunluğu zorunlu eğitim çağında olan 15-19 yaş grubunun önemli bir kısmı ne okulda ne istihdamda. 2) Özellikle genç kadınlar hem eğitimden hem istihdamdan büyük ölçüde dışlanmış durumda. 20-24 yaş arası kadın nüfusunun yarısına yakını eğitim ve istihdam hayatının dışında ve diğer OECD ülkeleri ile Türkiye arasındaki fark endişe verici boyutlarda.

Bu durumu istihdam rakamlarında da izlemek mümkün. Grafik 5’te OECD ülkelerinde istihdam oranları verilmiş. Toplam istihdam oranında Türkiye %50.5 ile son sırada. Yani, çalışma çağındaki nüfusun neredeyse yarısı ne çalışıyor ne de aktif olarak iş arıyor. Krizdeki Yunanistan dışında Türkiye’nin düşük oranlarına yaklaşan ülke yok. İzlanda, İsviçre gibi ülkelerde istihdam oranı %80’lerin üzerinde. Grafiğe biraz daha yakından baktığımızda bu karanlık tablonun büyük ölçüde kadın istihdamının düşüklüğünden kaynaklandığı anlaşılıyor. Türkiye’de kadınların istihdama katılma oranı 2016 sonu itibariyle %31.1. Krizdeki Yunanistan veya OECD grafiklerinde yanı başımızda görmeye alışkın olduğumuz Meksika’da bile bu oran %45’e yakın. Gençlerde olduğu gibi kadınlarda da nüfusun önemli bir kesiminin potansiyelinin heba edildiği açık.

Grafik 5: OECD ülkelerinde kadın ve erkek istihdam oranları

Bitirmeden önce heba edilen başka bir potansiyele dikkat çekmek istiyorum. Grafik 6’da OECD ülkelerindeki çocuk yoksulluğu oranları veriliyor. Türkiye, maalesef bu tabloda da en üstte. Her dört çocuktan biri yoksulluk seviyesinin altında yaşıyor.

Yazının başında Türkiye’nin pek çok göstergede gerilerde olsa bile artmaya devam eden genç ve kalabalık nüfusu ve içinde bulunduğu demografik fırsat penceresi ile umut vadedebileceğine değinmiştim. Fakat, yukarıda incelediğimiz eğitim, işgücü ve yoksulluk verileri Türkiye’nin fırsatı gerçeğe dönüştürmekten uzak olduğunu gösteriyor. Eğer Türkiye çocuklara, gençlere ve kadınlara nitelikli eğitim, istihdam ve yaşam koşulları sağlamakta yetersiz kalmaya devam ederse OECD tablolarında daha uzun yıllar son sıralarda kalmaya mahkum görünüyor.

 

Grafik 6: OECD ülkelerinde çocuk (0-17 yaş) yoksulluğu oranları

[i] Barlow, R. (1944). Population Growth and Economic Growth : Some More Correlations. Population and Development Review, 20(1), 153–165.

[ii] Bloom, D. E., & Williamson, J. G. (1998). Demographic Transitions and Economic Miracles in Emerging Asia. The World Bank Economic Review, 12(3), 419–455.

[iii] Bloom, D. E., Canning, D., & Sevilla, J. (2001). Economic growth and demographic transition (No. 8685). NBER Working Paper Series (Vol. 8685). Cambridge, MA.

 



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

[et_bloom_inline optin_id=”optin_1″]


Send this to a friend