Afrika sivil toplumunun gücü

Liberya’nın kadın barış hareketine öncülük eden 31 yaşındaki Leymah Gbowee Temmuz 2003’te olağandışı bir şey yaptı; Liberyalı savaş beylerini 10 yıl süren iç savaşı sonlandıracak olan bir barış anlaşması imzalamaya zorladı.

Aylar süren ve neticesiz kalan müzakerelerin ardından Women of Liberia Mass Action for Peace üyesi yüzlerce kadın, barış görüşmeleri için Gana’nın başkenti Akra’da bir araya geldi ve görüşmelerin gerçekleşeceği konferans salonunun girişinde yerlerini aldı. Kadınlar, savaş beylerinin barış anlaşması imzalamadan salonu terk etmemelerine izin vermemeye yemin etmişlerdi. Salonun girişinde yerlerini almaları da bu yüzdendi, çıkmak isteyenleri durdurmak.

Güvenlik görevlileri çıkışlara engel olduğu için Gbowee’yi tutuklamak istediyse de Gbowee mücadele etmeden pes etmek istemedi. Güvenlik görevlilerine “İzin verin bunu sizin için kolaylaştırayım,” dedi. “Şimdi, burada çırılçıplak soyunacağım ve siz de beni hapse götürebileceksiniz”. Gbowee kıyafetlerini çıkarmaya başladığı an güvenlik görevlileri kaçışmaya başladı. Liberya ve Gana kültüründe erkeklerin herkesin önünde çıplak kadın görmeleri bir tabuydu.

gbowee

Kısa bir süre sonra savaş beyleri ve isyancılar pozisyonlarını yumuşattılar ve bir barış anlaşması imzaladılar. Barış anlaşmasının imzalanmasının hemen ardından Birleşmiş Milletler arabulucusu, 100 binden fazla savaşçıyı silahsızlandırdı ve bir genel seçim gerçekleştirdi.

Kadınları savaşın sona erdirilmesi için harekete geçirme çabaları dolayısıyla Gbowee (ve Liberya Cumhurbaşkanı Ellen Johnson-Sirleaf) 2011 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.

Afrika sivil toplumunun zamanla benimsenen görevi: Takipçilik

Liberyalı kadınların mücadelesi ve üstün başarısı Afrika’nın sivil toplumunun potansiyel gücüne bir işaret olarak görülebilir. Sivil toplum dünyası, gençlerin sosyal medya üzerinden organize olduğu ve Tunus ve Mısırda hükümetlerin görevine son verilmesiyle sonuçlanan pasif direnişin gerçekleştiği sıralarda iş olanağı ve demokratik reform arayışında olan gençler için Liberya’da ve 2010 ve 2011 yılı Arap Baharı ülkelerinde açık kadro sağladı. Bu huzursuzluk dalgası Cezayir, Ürdün ve Yemen’de devam etti.

Sivil toplum kuruluşları (STK) ayrıca sorumlulukların takip edilmesi görevini de üstlendi. 2013 yılında Kenyalı yurttaşlar parlamento üyelerinin kendi maaşlarını ve ödeneklerini artırma çabalarına o kadar sinirlenmişlerdi ki, parlamento binasının önüne bir düzine kana bulanmış domuz getirerek eylem gerçekleştirdiler.

Foto muhabirliğinden aktivistliğe yönelen ve Occupy Parliament yürüyüşünün organizatörü olan Boniface Mwangi, parlamento üyelerinin paraya yönelik ahlaksız iştahlarını vurgulayarak milletvekillerine “M-domuzları” (MP-MPigs) lakabını taktı; “Milletvekillerinin açgözlü olduklarını göstermek için domuzların üzerine kan döktük”.

İngiltere menşeili Independent Parliamentary Standards Authority (Bağımsız Meclis Standartları Kurumu) ve Uluslararası Para Fonu (İMF) tarafından yürütülen bir çalışma, Kenyalı milletvekillerinin ülkenin kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasılasının 76 katı kadar daha fazla ödeme aldığını ortaya koydu. Bu uçurum küresel sıralamada Nijerya’nın ardından ikinci sırada yerini aldı. Bu durum STK’ların maaş artışına karşı olan muhalefetlerini de destekledi.

“Kanlı domuz” temsilinin ardından milletvekilleri, ilk başta talep ettikleri 10 bin dolar maaş yerine aylık 6,300 doları kabul ettiler. Cumhurbaşkanı Uhuru Kenyatta bile maaş komisyonundan yıllık 340 bin dolar olan maaşının 185 bin dolara düşürülmesini talep etti.

Sivil toplumun muhalif rolü

Kenya’daki STK’lar zafer ilan etseler de, bazı Kenyalılar sonuçları yetersiz buldu. Kenya’nın ödüllü gazetecisi Verah Okeyo, Africa Renewal ile yaptığı röportajda bu durumu şu sözlerle açıkladı; “Milletvekillerinin ve Cumhurbaşkanının maaşlarında kesinti yapılması, koca okyanusta sadece bir damladır. Ücret giderleri hala çok yüksek. Milletvekilleri haberlere konu oldu fakat sivil toplumun hükümeti sorumlu hale getirmek için daha yapacak çok şeyi var.”

Dünya Bankası’nın iyi bir yönetim için sıraladığı temel unsurlar arasında öne çıkan bazı maddeler bilgiye açık erişimi, etkili kamu sektörü yönetimini ve yurttaşların yararına olan politikaların kabulü ve uygulamasını kapsıyor. Sivil toplum kuruluşları (devletten bağımsız olan kuruluşlar) ve toplum veya inanç temelli örgütler genellikle kendilerini, hükümetlerin yurttaşlar yararına olacak politikaları yasalaştırmalarına yönelik çatışmacı bir yaklaşım içerisinde buluyorlar.

Arap Baharı sosyal adalet, serbest seçim ve otokrat hükümetlerin reformu talepleri için yurttaşların harekete geçirilmesini kapsıyordu. Senegal’deki Y’en a Marre (Artık Yeter), Burkina Faso’daki Le Balai Citoyen (Yurttaşların Süpürgesi) ve Uganda’daki Black Monday Movement (Kara Pazartesi Hareketi) gibi halk hareketleri Arap Baharı’ndan üstlerine düşen rolleri alarak daha iyi bir yönetim için başarı elde etmek adına yurttaş hareketleri başlattılar.

afrika-siviltoplum

Addis Ababa temelli bir kuruluş olan Organisation for Social Science Research in Eastern and Southern Africa (Doğu ve Güneydoğu Afrika Sosyal Bilimler Araştırma Örgütü) tarafından yayımlanan ve bir makaleler koleksiyonundan oluşan “Afrika’da İyi Yönetim ve Sivil Toplum Katılımı” (Good Governance and Civil Society Participation in Africa) kitabı sivil toplumun muhalif rolünden, uzlaşmaz yönetimler ile baş etmede etkili bir strateji olarak bahsediyor.

Yurttaşların sosyoekonomik hayatlarını kontrol etmek için inanılmaz bir güce sahip olan hükümetler sivil toplumun daha büyük olan direnci ile karşılaşıyorlar. Ayrıca kıta genelinde, sivil toplum kuruluşları takipçilik rollerini daha açık bir şekilde oynuyor.

Bir kamu politikaları uzmanı ve eski Amerika başkanı George W. Bush yönetimi altında olan İnanç Temelli ve Topluluk İnisiyatifleri Beyaz Saray Ofisi eski müdür yardımcısı olan Don Eberly, 2008 yılında çıkardığı “Küresel Sivil Toplumun Yükselişi” (The Rise of Global Civil Society) kitabında sivil toplumun bu önemli rolünü tasdik ediyor; “Bir cumhuriyetin sağlığı, sivil toplumun canlılığına ve insanlar için alınan gönüllü eylemlere bağlıdır.”

Birleşik Devletler Uluslararası Kalkınma Dairesi (USAID) tarafından geliştirilen 2014 Sahra Altı Afrika için STK Sürdürülebilirlik Endeksi, ihtiyaç sahibi kesimlere hizmet ve malzeme sağlamada gösterdikleri hayati fonksiyonları için STK’ları takdir ediyor.

Yetkililerin savunucu örgütlere karşı olan farklı tutumlarının aksine, araştırma yapılan neredeyse tüm ülkelerde hükümetlerin genel olarak STK’ların hizmet sağlayıcı rollerini tanıdıkları ve onayladıkları belirtiliyor.

Afrika’daki birçok STK kalkınma meselelerinde hükümet ile işbirliği yapıyor. Örneğin 2015 Mart’ında, aralarında Afrika yönetimleri temsilcilerinin ve kıta genelinden iyi yönetişim çalışan STK’ların bulunduğu 60 katılımcı Addis Ababa ile buluştu ve kıta genelinde yolsuzlukla mücadele karşısında birlikte savaşma karar aldı.

Ancak Burkina Faso’da toplumun rahatsız olduğu konuları açığa çıkarmak için çalışan Le Balai Citoyen kuruluşu gibi bazı STK’lar hükümetler ile çalışmak için isteksizler. Bazı hükümetler Le Balai Citoyen gibi olan STK’ları, yabancı yatırımları ülkeye çekmek için kötü durumlara odaklanıyor olmaları sebebiyle eleştiriyorlar.

Bu hükümetler STK’ları “muhalefetin dış destekli ajanları” olarak idrak ediyorlar. Bu fikrin ilk duyulduğu yer ise 2014 Ağustos ayında Washington’da Barack Obama ve Beyaz Saray ev sahipliğinde, Afrikalı ve Amerikalı iş liderlerinin, özel sektörün ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla gerçekleşen Birleşik Devletler-Afrika Liderleri Zirvesi’ydi.

africa-summit

Fon bağımlılığı  

USAID’in “Orta Doğu ve Kuzey Afrika STK Sürdürülebilirlik Endeksi” raporuna göre Mısır ve Fas, STK’ların “siyasi eylemlerde” bulunmasını yasakladı. “Siyasi eylemlerin” açık ve net bir açıklaması yapılmadığı için de Mısır ve Fas’taki aktivistler sivil toplum faaliyetlerini kısıtlayan yasaların keyfi olarak uygulanması korkusunu yaşıyor.

Yani kısacası, Afrikalı STK’lar hem yetersiz fonlama hem de düşmanca tavır sergileyen hükümet zorlukları ile karşı karşıya. Bu durum bazı bağışçıların hükümetler yerine direkt olarak STK’lar ile çalışmasına yol açtı. Eski AB Kalkınma Komisyonu üyesi olan Andris Piebalgs, 2007 ve 2013 yılları arasında AB tarafından STK’lar üzerinden Afrika’ya kalkınma yardımı olarak aktarılan fon toplam 5.5 milyar dolar.

Kenyalı gazeteci Okeyo’ya göre STK’lar çalışma alanlarına göre önemli miktarlarda fon elde edebiliyor. Genellikle sağlık ve HIV/AIDS gibi sosyal meseleler, üreme sağlığı ve kadın hakları ile ilgilenen STK’ların diğerlerine oranla daha fazla fon elde ettiklerini de ifadesine ekliyor.

Uluslararası Özel İşletmeler Merkezi (CIPE) Afrika program yöneticisi olan Lars Benson, yeterli fon alamayan STK’ların bağımsızlıktan ve finansal sürdürülebilirlikten yoksun olduğunu belirtiyor.

Yoksulluğun giderilmesi sorunu üzerine çalışan Afrikalı STK’lara fon sağlayan Aga Khan Foundation USA’in eski program koordinatörü Natalie Ross ise STK’ların finansal olarak bağımsız olabilmelerinin yolunun, bağışçıların belirli bağış aktivitelerinden uzaklaşmaları, bunun yerine kuruluşların sürdürülebilirliğini sağlayacak yerel vakıf fonları oluşturacak bir yatırım modeline geçiş yapmaları olduğunu söylüyor.

Benson buna örnek olarak Voice of Addis’i gösteriyor. Voice of Addis, CIPE’tan başlangıç fonu alarak kurulan ve şimdilerde reklam ve özel sponsorluklar ile tek başına sürdürülebilirliğini devam ettiren Etiyopyalı bir radyo kanalı.

USAID’e göre bazı STK’lar başarılı bir şekilde yerel kaynak bulabiliyorlar. Mısır’da faaliyet gösteren ve yoksul toplulukları destekleme çalışmaları sürdüren Gozour Foundation for Development vakfı Mısır bankaları olan Barclays ve Commercial International Bank’ten fon alıyor. Sosyal adaleti ve kültürlerarası uyumu destekleyen Coptic Evangelical Organization for Social Services (CEOSS) ve yoksulluğun giderilmesi çabalarını destekleyen ve 160 üzerinde ulusal Katolik hayır kurumunu bünyesinde barındıran küresel konfederasyon Caritas Internationalis’in de içinde bulunduğu diğer inanç temelli kuruluşlar da, bir noktaya kadar yerel fon kaynağı bulabiliyorlar.

Nijerya’da faaliyet gösteren Edo State Agency for the Control of HIV/AIDS çalışanı olan Flora Oyakhilome’ye göre Voice of Addis, Caritas ve diğer kuruluşlar her ne kadar yerel fonlamada başarılı olsalar da STK’ların hala dış yardıma ihtiyacı olduğunu söylüyor; “Yerelden destek almak zor, bunu size birçok STK söyleyebilir. Ve dışardan gelen fonlar da artık eskisi gibi değil. Yaptığımız iş acı çekiyor.”

Düşman tavırlar içinde olan hükümetler ve dışardan alınan fonların kesilmesi sıkıntılarıyla karşı karşıya olan Afrikalı sivil toplum grupları, bu zor zamanlarda ayakta kalabilmek adına savaş veriyor. Ama toplumlarını geliştirmek için çaba göstermeye devam edecekleri de su götürmez bir gerçek. Oyakhilome bu çabayı şu sözlerle destekliyor; “Biz zaten bunun için yaşıyoruz.”

 

Kaynak

Yorum Yap

Epostanız paylaşılmayacaktır. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.



Sivil Sayfalar, sivil toplumun içine kapanma halinin aşılmasına ve etkisinin artmasına katkıda bulunmak amacıyla kuruldu. Sivil toplum haberciliği yaparak sivil toplumun tecrübesini medyaya, kamu yönetimine, siyasete, kanaat dünyasına ve diğer STK’lara görünür kılmayı amaçlıyoruz. Sivil toplum dünyasının sözcülerine, tartışmalara katılabileceği, yeni tartışmalar açabileceği bir mecra sunmayı hedefliyoruz.


E-Bülten

You have Successfully Subscribed!



Send this to a friend